|

İsa Ak |
 |
1948 yılında Ayancık - Ömerdüz
köyünde doğdu. Mustafa - Nebiye oğlu.
İlkokulu Ömerdüz köyünde okudu.
1960-1961 de Ayancık Kur'an
Kursunda iki sene okudu. Hafızlık yaptı. 1962 de Düzce İmam Hatip
Okulu'na başladı. Okulun dört yıllık olan birinci döneminden 1967 de mezun
oldu. 28 Aralık 1967 de Ayancık Sahil Camiinde İmam Hatip olarak göreve
başladı. 1970 Kasım ayında askerlik yapmak üzere ayrıldı. Askerlik dönüşü
1973 yılında tekrar Sahil Camiinde göreve başladı. 1976 yılında Diyanette
yapılan sınav sonunda resmi olarak Hafızlık belgesi aldı. 2001 Ağustos ayında, 33 sene
bir ay süren görevinin sonunda emekliye ayrıldı.
Kendisiyle yapılan söyleşiden ;
Kaç doğumlusunuz? Nerede
doğdunuz?
1948 doğumluyum. Ayancık'ın
Ömerdüz köyü nüfusuna kayıtlıyım.
Babanıza Mahsar deniyor da,
niçin Mustafa. Yani Mustafa da niçin Mahsar denilmiş.?
Babamın amcası askerdeyken,
komutanının ismi Mahsar'mış. O da askerden gelince babam doğmuş. Babamın
ismine köyde Mahsar demişler. Genelde Mahsar diye çağırırlar ama
nüfustaki ismi Mustafa...
İlkokulu köyde mi okudunuz?
Ben, ilkokulu Ömerdüz köyü
ilkokulunda okudum, beş sene.. Şefik Hocada okudum. Şefik hoca benim
ilkokul öğretmenimdi.
Kur'an Kursunu nerede
okudunuz.
Kur'an Kursunu Ayancık Kur'an
Kursunda okudum, 1960-1961 senelerinde. İki sene hafızlık yaptım. Cemil
hocada okudum. Ondan sonra Mehmet Karaman Müftü bey bizi, biraz, birkaç
ay dinledi. Bitirmeden de İmama Hatip Lisesine gittim. Düzce İmam Hatip
Lisesine...
Düzce
İmam Hatip Lisesini nasıl bildiniz, buldunuz? Kim sebep oldu?
| |
 |
|
| |
İsa Ak , Yusuf
Özcan ile - 26112007 |
|
Burada 1960'ın sonlarındaydı
herhalde. Kastamonu'lu İstanbul İmam hatip Lisesi mezunu Mahir Çolak
diye bir hoca geldiydi Ayancıkköyü'ne... "Siz dedi, Burada böyle okumaya
uğraşırsanız iyi, Hafız olursunuz belki ama, dedi. Düzce İmam Hatip
Lisesi yeni açıldı bu sene.. Benim hocam oraya Müdür oldu." Ömer Seyfeddin Akdoğan'dı. Öldüyse Allah rahmet eylesin. Ölmediyse kulakları
çınlasın... Adamcağız bizi oraya teşvik etti. O hoca, Mahri Çolak hoca..
Ve beraber dört kişi gittik oraya ilk önce..
Kaç
yılında, kim kim gittiniz.?
1962 de.. Sefer Yılmaz, Mehmet
Özer, Niyazi Ünal ve ben.. Dördümüz gittik kayıt olduk orda. Kısmet
işte, benim kısmetim dört seneymiş. Dört sene orda okudum. 1967 yılında,
1967 yılının sonunda dört sene bittikten sonra, 28 Aralık 1967 de
Ayancık Sahil camiinde göreve başladım. Ordan, 1970 Kasım ayında da
askere gittim. Askerden dönüşümde 6-7 ay kadrolar kapalıydı, boşta
kaldım..
Tekrar, 1973 senesinin birinci
ayında, tekrar vazifeye başladım, aynı sahil camiinde. Ordan 2001
ağustos ayında artık yeter dedim. 33 sene Allah'ın izniyle o camide
vazife yaptım. 2001 yılının ağustos ayının 21'inde emekli oldum.
Etem
(Adem) Hocayla da beraber görev yaptınız herhalde..
Ben ilk başladığımda askere
gidene kadar, 1968'in birinci ayından 1970'in sonuna kadar Etem hocayla
görev yaptık. O birinci imam, ben ikinci imamdım. 3 gün ben görev
yapardım, 3 gün o görev yapardı. Cuma namazlarını bir hafta o, bir hafta
ben kıldırırdım. O şekilde, Ali Hafız da müezzindi. Üç seneye yakın öyle
beraber çalıştık. Ben askere gidince, geldiğim sıralarda rahmetlik oldu
Etem hoca. Oradaki ikinci kadroyu, benim ikinci kadrom da daha sonra
yapılan Merkez camisine verildi. Ali Hafızla devam ettik ve 20 seneden
fazla beraber çalıştık orda. 1990 senesinde Ali Hafız emekli oldu. Ben
biraz daha devam ettim, 2001 yılına kadar. O arada işte Ramazan hoca
geldi müezzin olarak.
Unutamadığınız bir
hatıranız var mı? Görev yaptığınız zamanlardan aklınızda kalan, şöyle
hikâye gibi bir hatıra..
Kalmış olabilir, mutlaka
vardır. Hele hele, mesela, ramazan aylarında yoğun oluyorduk.
Yaz aylarına geldiği zaman, böyle temmuz ağustos aylarına geldiği bir
zaman, dışarda da evlerde de iki üç tane mukabele okurdum ramazanda.
Camide de sabah öğle ikindi mukabelelerini okurduk ve teravih namazı
falan. Geceler baya kısa, gündüzler uzun. Yorulurduk sıcaktan falan.
Evimiz de uzaktı. Bir gün, 1985 senesiydi herhalde.. Tahminim 1985
senesiydi.. Otuz gün yorulmuşuz iyicene. Ramazan bayramı sabahı, hiç
kalmamıştım ben, hiç, hayatımda, 33 sene görev yaptım. Böyle sabah
namazına hiç gelmemezlik yapmadım. İzinli olduğumun dışında. Her sabah
geldim Allah'ın izniyle. Gelmeye çalıştım ve geldim. Yalnız o bayram
sabahı bir uyandım. Sabah namazı geçmiş. Evim de camiye 15 dakika
uzaktı. Hemen alelacele abdest aldım, giyindim. Bayram namazına bari
yetişeyim de kıldırayım. Müezzin belki hazır değil, onun için olmaz
diye... Çıktım evden, koşuyorum. Kurtuluş okulunun yanına geldim. Ama
kendi kendime diyorum o zaman. Şöyle diyorum. Şimdi aşağıdan veyahutta
yukarıdan bir araba gelirse, nereden gelirse gelsin, geri çevirecem onu.
Radar komutanı dahi gelse mâruzatımı söyleyecem. "Ben böyle böyle camiye
yetişmem lazım, hemen beni yetiştirin" diyecem. Böyle bu şekilde
gidiyorum. O anda saatçi İdris bizim, İdris Kalafat, sabah namazına
gitmiş. Bizi göremeyince.. Benim müezzinden de haberim yok, onun da aynı
benim gibi olduğundan. Müezzin de kalmış, ben de kalmışım. Cemaat camiye
yığılmış. Sabah namazını kendi başlarına kılmışlar. Bayram namazı
geliyor, ne imam var ne müezzin. İdris beni hemen arabasıyla aldı.
Camiye gittim. Bir baktım, müezzin de yok. Sordum o da gelmemiş. O da
benim peşimden biraz sonra geldi, ancak namaza yetişti. O şekilde bir
hal yaşadık, beni en çok o etkiledi. O gün ya yetişemeseydim de bayram
namazı nasıl olurdu diye hala düşünürüm.
Bir de sizin bu Ayancık'a
gelmenize, Kur'an Kursunda okumanıza vesile olan, sebep olan bir durum
vardı?..
| |
 |
|
| |
Mamuraph nine ve
Kadir - 1978 |
|
Evet o da o şekilde.. Ben
ilkokulu bitirdim köyde. İşte, hayvanları güdüyorum. Bize Ayancık'tan,
köydeki bizim komşulardan Ayancık'ta oturan Bramko Mustabey diye bir
adam geldi. Allah nur içinde yatırsın o adamı. Ben biraz okuduysam onun
sayesinde okudum. O bize misafir olmuş. Akşam bizim evde.. Ben akşam
üzeri hayvanları getirdim, bağladım, eve çıktım. Adama hoş geldin dedim.
İşte, 12-13 yaşlarındayım o zaman. Ninem vardı o zaman. Babam da yoktu
köyde. Babam bir yerde çalışıyordu, Soma'da filan herhalde tahminim.
Adam o akşam, -Ayancık'ta kur'an kursunda böyle 15-20 kişi gençleri,
okuyanları görüyormuş camiye geldiği zaman- nineme; "Kezban, sen bunu
bana ver de, ben bunu yanımda durdurayım. Bu Kur'an okumasını öğrensin.
Belki, biz ölürsek bize, belki bir Yâsin okur" diye söyledi. Zaten o
zaman maddi durumlar da iyi değil. Ninem de yani babaannem de çok
istiyordu öyle bir şeyi. Ertesi gün hemen beni ona kattı. Geldik. Adamın
evlerinde kendi çocukları gibi iki sene bana baktılar. Allah rahmet
eylesin hepsine. Onun oğlu ormancı İhsan abi de öldü, hanımı da öldü.
Kendisi zaten daha evvel, ben okuldayken, İmam Hatipteyken öldüydü.
Allah hepsine rahmet eylesin. Benim hafızlık yapmama sebep olanlardan
biri o. Onun sayesinde, bir de babaannemin sayesinde, ikisinin sayesinde
işte böyle adam kıtlığında sahil camiine hoca olduk. İşte orada da
otuzüç sene kadar çalıştıktan sonra emekli oldum...
Hacı
Nuri Öztürk ile ilgili aklında kalan hatıra var mıı?
| |
 |
|
| |
İsa Ak, Nuri
Öztürk, Ali Muslu - 1970 lerde |
|
Var. Allah rahmet eylesin, o
bizi çok korurdu. Çok iyi bir adamdı. Ben onun evinde 13 seneye yakın
kiracı olarak, kiracı da denmez ama öyle diyelim gene, kiracı olarak
oturduk. Bize öyle kiracı olarak falan bakmıyordu. Zaten rahmetli
teyzemdi hanımı, Nesibe teyzem.. Orda otururken, ben üst katta
otururdum, çatı katında. Sesi gelirdi aşağıdan. O cuma geceleri yani
perşembe günü akşamları mütemadiyen Yasin, Fetih, Rahman, Vakıa,
Tebareke ve Amme surelerini, daha aşağıdaki sûreleri, hepsini okur,
çocuklar varsa evde, çocuklara küçük sureleri okutur, Kulhüvallahdan
aşağısını okutur, dualarını yapar, ondan sonra yatsı namazına giderdi.
Ben onun sesini yukarıda duyuyordum. Ben çoğu zaman ikindi namazlarından
sonra gelirdim eve, yemek yerdim. Aşağıdan da onun sesi gelirdi böyle,
hem böyle bağıra bağıra okurdu. Allah rahmet eylesin.
Onun çok hatıraları var da, bir
tanesi mesela, bizim Kadir doğduğu sene. 1975 senesinde Samsun'da Kadir
doğdu. Ben bir araba tuttum Samsun'dan, doğumevinin önünden. Bir hafta
olduktan sonra doğumevinden çıkardılar. Çocuk kucağımda, hanım yanımda,
hanım ameliyatlı. Geldik, Samsun'dan geldik. Merdivenin dibinde bizi
karşıladı. Hemen çocuğu aldı. Çocuğu doğru, bebeği kucağında, Kadiri eve
çıkardı; "Hanım bak bir torun geldi" dedi böyle bu şekilde. O zaman da
çocuklar da, hepimiz de çok severdik onu. O da bizimle çok ilgilenirdi.
Bir de hiç unutamadığım, zaten
Selim hoca da o zaman askerdeydi. Ben onun evindeydim gene. Bir akşam,
bir perşembe günüydü, sahil camiine geldi ikindi namazına.. İkindi
namazında beraber namazı kıldık, geldik eve beraber. Ben üst kata çıktım
kendi evime, o da alt katta kendi evine gitti. Orada yine demin
söylediğim gibi aynı şekilde Yasin, Fetih, Rahman, Tebareke, Amme gibi
sureleri okuyarak, o şekilde yine sesli sesli dua yaptı. Ben yemeğimi
yedim, tekrar camiye gittim. O, akşam namazını evde mi kıldı bilmiyorum.
Yatsı namazına Köprübaşı camiine gitmiş. Orda namazdan çıkınca
rahatsızlanıyor. 1976 senesinin birinci ayının 15'iydi, hiç unutmuyorum.
Ben sahil camiinde yatsı namazını kıldırdım. Şahap abi, Şahap Gelişli
abi geldi; "Yahu Hacı Nuri'ye birşey oldu, hemen hastaneye kaldırdık ama
ne oldu bilemiyorum." Hemen arabaya bindik gittik. Hastaneye varınca
öldüğünü öğrendik.
Camiden çıkınca rahmetli,
karşıda kahve vardı, Velioğlu'nun dükkânı kahveydi o zaman, kahveye
giriyor. Orda kahve önünde düşüyor. Düşmüş dediler, o şekilde hemen
kaldırıyorlar hastaneye. Hastaneye varınca kapının önünde hastanede
ruhunu teslim ediyor. O günü hiç unutamıyorum. O şekilde söylediler. Biz
hastaneye varana kadar vefat etmiş. Çocuklar da, Selim hoca askerdeydi,
diğerleri de İbrahim'le Mustafa Bursa'da okuyorlardı. Sabahattin
Ankara'da, Alaattin Avusturya'da çalışıyordu, işleri vardı. Yani
çocuklarından kimse yoktu o anda. Ben orada işte yapmam gereken neyse
yaptım. Orda işte beraber duruyorduk, ilgileniyorduk, o bizimle, biz
onunla, o şekilde...
Zaten ben askerden gelince;
"Teyzen yalnız kalıyor, ben Armutluyazı'ya gidecem. Armutluyazı camisini
yeniden yıkıp yapacağız. Ben onun derneğini kurdum. Hepsinin parasını
falan hazırlamaya çalışıyoruz. Teyzen yalnız kalmasın. Bir de nasip
olursa bir daha hacca gitmek istiyorum. Onun için sen buraya gel.
Teyzenin yanında gene eskisi gibi dur" dedi. Ben de o şekilde geldim ve
o şekilde onüç sene orda kirada oturdum.
|