|
Bulmacadaki kelimelere göre hazırlanmış |
|||
|
|
AABAM (AABAMA): Simyacıların kurşuna verdiği ad. AAMU:Eski Mısırlıların,Asya’nın Mısır’a yakın bölgelerinde yaşayan Sami kavimlerine verdikleri ad. AARAU: İsviçre’de bir kent. AARE :İsviçre’de ırmak. AAY: Reha Erdem’in bir filmi. AB :Evrensel alıcı kan grubu. AB :Eski dilde su.. ABA: Günümüzde Hatay ve Gaziantep yörelerinde görülen, geleneksel Türk güreşlerinden biri. ABA:Halk dilinde abla. ABA:Yünden dövülerek yapılan kalın ve kaba kumaş. ABABURA: Kastamonu yöresinde, közde yada sacda kebap edilmiş kestaneye verilen ad. ABADAN: Yünlü yada pamuklu bir dokuma. ABADANİ: Bayındırlık,mamurluk. ABADİ : Kalınca ve açık saman renginde ipekten yapılan yarı mat bir kağıt türü. Hattatlar tarafından kullanılır. Yazma kitap ve levhalarda kullanılan sarımtırak renkte, pürüzsüz,i pek kağıt. ABAENİ: Urartu Devletini oluşturan ve Van Gölü kıyısında yer alan ülkelerden biri. ABAİ: Kılaptan ipekle işlenmiş kalın ve iri desenli bir kumaş türü. ABAİNDİ:Van Gölü kıyısındaki Urartu kenti. ABAK :Eski Yunanistan’da tapınaklarda yer alan ve üzerine sungular konan masa. ABAK :Eski Türklerde ölmüş ataların tapılan suret ve heykellerine,toteme verilen ad. ABAK: Aritmetik hesap yapmakta kullanılan birçok devingen parça dizisiyle donatılmış düzenek. Abaküs. ABAKA :Filipinlerde yetişen ve Manila keneviri adlı elyafı veren muz türü. ABAKAN:Rusya’daki Hakas Özerk Cumhuriyetinin başkenti. ABAKUA: Nijerya ve Kamerun’dan getirilen zenci kölelerin Küba’da oluşturdukları dinsel hareket. ABAKÜS: Sayı boncuğu, çörkü. ABALE: Tropikal Afrika’da yetişen bir ağaç. ABALON: Kabuğundan düğme ve süs eşyası yapılan deniz kabuklusu . ABAN :Eskiden İran’da kullanılan Zerdüşt takviminde yılın sekizinci ayı. ABANA : Kastamonu’nun bir ilçesi. ABANA:Bedava anlamında yerel bir sözcük. ABANDONE: Boksta dövüşemeyecek duruma gelen sporcunun karşılaşmayı bırakması. ABANİ: İpekten sarımtırak dallı nakışlarla işlenmiş bir tür beyaz ve ağır kumaş. ABANOZ: Tahtası ağır, sert ve siyah renkli olan bir ağaç. ABANT: Bolu ilinde turistik bir göl. ABAR : Eski dilde hesap defteri.. ABARA : Tarlada saban izi. Saban demirinin tarla sürülürken açtığı çizgi. ABARA:Tarla sulamasında kullanılan tahta oluklar. Değirmen oluğu ABARA:Toprak, kum ve saman elemeye yarayan iri delikli kalbur ABARNA: Orta Anadolu’da bir ilk çağ yerleşmesi. ABAŞİRİ : Kumaş üzerine yapılan bir tür işleme . ABAŞİRİ: Japonya’da bir kent. ABAŞO: Denizcilik dilinde aşağıda, alt anlamında kullanılan söz. Gemiyi baştan yada kıçtan halatla karaya bağlama. ABAT:Bayındır, mamur. ABATON: Bir tapınak yada kutsal alanın yalnız din adamlarının girmesine izin verilen bölümü. ABAYİ:El dokuması yünden yapılan üst giyeceği. ABAZALAR: Kuzey Kafkasya’da yaşayan Müslüman bir halk. ABAZAN:Uzun süre kadınsız kalan erkek,cinsel açlık çeken. ABBARA:Mardin’in geleneksel sokaklarındaki kemerli geçitlere verilen ad. ABDAL:Eskiden kimi gezgin dervişlere verilen ad. ABDİGÖR :Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesine özgü bir tür köfte. ABDULLAH:Tanrının kulu. ABDÜLAZİZ:Heykeli yapılan tek Osmanlı padişahı. ABEK:Eski dilde cıva. ABELYA: Çiçeklerinin güzelliğinden dolayı süs bitkisi olarak yetiştirilen bir ağaççık. ABERASYON:Bir gök cisminin,yörünge hızının ışık hızı ile birleşmesinden ileri gelen,görünen yer değişimi. Sapınç. ABERECİ : Sırf buğday yolmakta çalıştırılan tarım işçisi. ABES:Boş., yararsız, saçma. ABESE : Kuranda bir sure. ABEYİ:Bir baş rahip yada bir baş rahibe tarafından yönetilen manastır. ABIÇEŞM:Gözyaşı. ABIHAYAT:Efsanelere göre içene ölümsüzlük sağlayan bir su. ABIRU :Yüzsuyu ABİ : Açık mavi, kırmızı ve beyaz,sıkı ve tatlı küçük elma. ABİ :Ağabey sözcüğünün konuşmada aldığı biçim. ABİDİN:İbadet edenler. ABİDOS:Çanakkale yakınında antik bir kent. ABİR: Eskiden beyaz sandal,sümbül kökü,kırmızı gül,turunç ve iğde çiçekleri gibi kokulu maddelerin miskle karıştırılıp dövülmesinden yapılan güzel koku. Safran, amber ve misk karıştırılarak yapılan güzel bir koku. ABİS:Okyanusların çok derin yeri. ABİSAL :Derin sular. ABİYE:Kadınların özel gecelerde giydiği şık giysi veya tuvalet. Öğleden sonra giyilebilecek, fantezi kadın giysisi biçimi. ABLAK:Yayvan ve dolgun yüz. ABLATİF:Gramerde çıkma durumu. ABLATYA:Bir tür balık ağı. ABLİ:Yarım serenleri sağa,sola yada ortaya çevirmek için bunların ucuna bağlı bulunan donanım. ABLUKA: Kuşatma, çevirme. ABO:Turku’nun İsveç’teki adı. ABOLİSYON:Köleliğin kaldırılması. ABONE:Önceden ödemede bulunarak süreli yayınlara alıcı olma işi ABORDA:Bir deniz teknesinin başka bir tekneye veya iskeleye yanını vererek yanaşması. ABORİJİN: Gerçekte herhangi bir ülkede ilk olarak yaşayan insanlara, günümüzde ise Avustralya yerlilerine verilen ad. ABOSA:Denizcilikte, çekilmekte veya indirilmekte olan bir halatı veya zinciri bir yere bağlamak için verilen komut. ABRA:Değiş tokuş da üste verilen şey. ABRA:Teraziyi denklemek için hafif gelen kefeye konulan ağırlık. ABRAKSAS:Tüm ortaçağ boyunca kullanılmış olan bir tılsım. ABRAMA: Deniz taşıtlarını yönetmek. ABRAMAK:Eski dilde idare etmek., temize çıkarmak. ABRAŞ:Çilli, çopur yüzlü, açık renk gözlü,çapar. Alaca benekli./Cüzamlı./Çiçek bozuğu. ABRAŞ:Deseni ve atkısı bozuk olan halı. ABSOLÜTİZM:Her şeyde kesinliği yeğleyen tutum ve davranış. ABSORBE:Soğurma. ABSTRAKSİYON:Soyutlama. ABSTRAKSİYONİZM:Soyutçuluk. ABSTRE :Soyut, mücerret. ABSÜRD (ABSÜRT) :Saçma. ABU: Asya Yayın Birliğinin simgesi. ABU:Rize ilinde bir yayla. ABUJA:Nijerya’nın başkenti. ABUKİR:Napolyon’un Mısır’ı işgali sırasında 1799 da Osmanlı ordusunu yendiği savaş. ABULİ:En basit konularda bile karar verip harekete geçmeyi engelleyen, hastalık derecesinde ilerlemiş irade zayıflığı. İstenç yitimi, irade kaybı. ABULLABUT:Hantal,kaba ve anlayışsız kimse. ABUS :Asık suratlı,somurtkan. ABUZİTTİNBEY: Argo’da züppe. ABYDOS:Nara burnu’nun mitolojideki adı. AC : Aktinyum elementinin simgesi. AC :Eski dilde ılgın ağacı. ACAİBAT:Teratoloji. ACAR :Yeni. ACAR:Gözü pek olan. ACARA:Artvin yöresinde yaygın horon türü, kadın erkek birlikte oynanan bir halk oyunu. ACARİSTAN: Gürcistan’ın güneybatı ucunda özerk bir cumhuriyet. ACCOUNT:Bilgisayarda abonelik,hesap. ACE:Teniste hızlı, iyi, karşılanamayan servis atışı. ACEH:Endonezya’nın Sumatra adasında bir bölge. ACELLE:Sakarya’nın Akyazı ilçesinde bir yayla. ACEM LALESİ:Tohumla saksıda ve tarlada üretilebilen bir süs bitkisi,güneş topu. ACEMAŞİRAN : Türk müziğinde bir makam adı. ACEMBUSELİK: Türk müziğinde bir makam. ACEMHÖYÜK: Aksaray ilinde, M.Ö. 3200 yılına kadar uzanan ünlü höyük. ACEMKÜRDİ: Türk müziğinde bir makam. ACEVELE: Suda yüzdürülerek çekilen veya herhangi bir yere asılan cismin sağa sola çarpmasını önleyen donanım. ACHİLLE:Truva savaşında, Paris’in topuğuna attığı bir okla can veren,Homeros destanının ünlü kahramanı. ACIBADEM:İrmik ve şekerle yoğrularak fırında pişirilen bir tür kurabiye. ACIBAKLA:Termiye. ACIBALIK:Gördek. ACIKARA:Sık ve küçük taneli bir çeşit ekşi üzüm. ACIKAVUN:Eşek hıyarı. ACIKLI:Koygun. ACIMIK:Buğday tarlalarında yetişen yabani bitki. Mavi kantaron. ACIRGA:Yaban turpu. ACİBE:Hiç görülmemiş,alışılmamış,şaşılacak veya yadırganacak şey.Ucube. ACİR:Kiraya veren kimse. ACİVİKA: Hindistan’da Budacılık ve Caynacılık ile yaklaşık aynı dönemde ortaya çıkan çileci bir tarikat. ACONİT:Boğanotunun bilimsel adı. ACU:Mardin’de sert kabuklu meyve çekirdeğine verilen ad. ACUK:Halk dilinde yabani elmaya verilen ad. ACUL:Tez canlı,içi tez,ivecen. ACUR:İrice bir çeşit hıyar. ACUZE:Huysuz,çirkin ve yaşlı kadın. ACYO:Bir ticaret senedinin yenilenmesinde alınan komisyon. ACYOTAJ:Devlet tahvilleri, kambiyo ve menkul değerler üzerinde yapılan spekülatif işlemler. ACZİ : Asıl adı Müridzade Mustafa Ağa olan tasavvuf içerikli şiirler yazmış ve divanı ölümünden sonra yayınlanmış XIX. yüzyıl divan şairimiz. AÇALYA: Güzel renkli çiçekler açan bir süs bitkisi. AÇAN:Oynak kemiklerin arasındaki açıları genişletmeye yarayan kasların genel adı. AÇANA:Hatay ili Reyhanlı ilçesinde arkeolojik höyük. AÇAR (AÇKI) : Halk dilinde anahtar. AÇARAY :Halk dilinde nisan ayına verilen ad. AÇELER:Endonezya’nın Sumatra adasında yaşayan Müslüman bir halk. AÇELYA:Orman gülü. AÇEVELE: Denizcilikte,suda yüzdürülerek çekilen ya da asılı bir cismin sağa sola çarpmasını önleyen donanım. AÇIKA:Çerkezlerin kahvaltılık acı biber salçalı ve cevizli mezesi. AÇILIM:Astronomide gök cisimlerinin konumunu belirlemeye yarayan doğu-batı koordinatı. AÇIT:Kapı yada pencere boşluğu. AÇKI:Bir yüzeyi düz, kaygan, parlak bir duruma getirme işlemi. AÇKI:Demircilikte delik büyütmekte kullanılan araç. AD: Şöhret. AD:Sayma, sayılma. ADA:Bodrum kalesindeki müzede doldurulmuş cesedi sergilenen ünlü Karya kraliçesi. ADA:Çayı,soğanı ve tavşanı vardır. ADA:Değerli bir orkide türü. ADA:Kadastro haritalarında parseller topluluğu. ADABALIĞI :Amber balığına verilen bir ad. ADABEYİ:Lipsos balığının bir diğer adı. ADADA:Isparta’nın Sütçüler ilçesinde antik bir kent. ADADİYOZ :Argo’ da külhanbeyi tavırlı kimse. ADAGİDE:Bordo üzerine beyaz çizgili bir tür peştamal. ADAGİO:Yavaş, ağır anlamında kullanılan müzik terimi. ADAKALE:Tuna ırmağında,Osmanlı tarihinde önemli bir yere sahip olan ada. ADAKARASI :Avşa adasında yetişen ve iyi bir sofra şarabı elde edilen kırmızı üzüm cinsi. Balıkesir ve Bandırma yöresine ait olan, Avşa adasında çok rastlandığı için ada karası adını alan kırmızı üzüm. ADAKLAMAK:Küçük çocuğun yürümeye başlaması. ADAKLI:Nişanlı,yavuklu,sözlü. ADALAR DENİZİ: Ege denizinin eski adı. ADALYA: Antalya’nın eski adlarından biri. ADAMLIK:Önemli günlerde giymek için saklanan giysi. ADAMOTU:Patlıcangillerden,geniş yapraklı,kötü kokulu bir bitki,kankurutan. ADAMPOL: İstanbul ilindeki,1842’de kurulan Polonezköy’ün ilk adı. ADAP :Yol,yordam,töre. ADAPTASYON:Uyarlama. ADAPTE:Uyarlanmış. ADAPTÖR:Bir aletin çapları birbirinden farklı olan parçalarından birini ötekine geçirebilmek için yararlanılan bağlayıcı,uyarlaç. ADAR:Eski dilde zaman, vakit,müddet. ADASOĞANI:Zambakgillerden,soğanından ilaç olarak yararlanılan bir takım maddeler elde edilen bir bitki. ADASOLA:Atlas okyanusunda derin yerlerde yaşayan midye cinsi. ADAT:Faize temel oluşturacak miktar ile günlerin çarpımı sonucunda bulunan rakam. ADATİS:Çok ince ve çok seyrek muslin yada pamuklu bez. ADAVET:Düşmanlık. ADAYAVRUSU: İki ya da üç çifte kürekli küçük balıkçı teknesi. ADAYHAN: Aksaray-Niğde arasında,Selçuklu döneminden kalma ünlü kervansaray. ADDİSABABA:Etiyopya’nın başkenti. ADELA:Avrupa’da yaşayan bol renkli iri bir kelebek türü. ADEM ELMASI:Gırtlak çıkıntısı. ADEM:Yokluk,hiçlik,ölüm. ADEMBABA: Hapishanede geçimini haraççıların hizmetini görerek sağlayan mahkum. ADEN:Cennet. ADEN:Kızıldeniz ile Umman denizi arasındaki körfezin adı. ADENİT:Lenf bezi iltihabı. ADENOM:Bir salgı bezi dokusunda,o doku aleyhine gelişen tehlikesiz salgı bezi uru. ADERANS:Farklı inşaat malzemelerinin birbirlerine yapışabilirlik derecesi. ADESE :Mercek. ADETA: Atın eşkin yürüyüşü. ADHA:Eski dilde kurban bayramı. ADIGÜZEL:Denizli’de Büyük Menderes ırmağı üzerindeki bir baraj. ADIL:Zamir. ADIR: Van gölünde Yaka adası da denilen küçük ada. ADİ:Bayağı, sıradan. ADİGE: Çerkezlerin kendilerine verdikleri ad. ADİGE:İtalya’nın Po’dan sonra en uzun nehri. ADİLŞAHİ:Özellikle 17. yüzyıl başlarında kullanılmış bir tür kağıt. ADİNAMİ :Tıp’ta kuvvetsizlik Tifo gibi bazı hastalıklara eşlik eden kas zayıflığı. ADİSYON: Lokanta,otel gibi yerlerde ödenen hesap. ADİVASİ:Hindistan’da kastlar halinde değil de kabileler halinde örgütlenmiş ve kültürleri Hindu olmayan yerli halk. ADL:Eski dilde adalet,doğruluk. ADLER:Bireysel psikoloji okulunu kuran ve aşağılık duygusu terimini ilk kez ortaya atan ünlü Avusturyalı hekim. ADLİ:İkinci Bayezit’in şiirlerinde kullandığı mahlas ADOLESAN:Tıp dilinde,10-19 yaş grubunu kapsayan ergenlik çağı için kullanılan sözcük. ADONİS:Avlamak istediği yaban domuzu tarafından öldürülen,Bybloslu genç. Yunan mitolojisinde ,Afrodit’in gözdesi olan güzel delikanlı. ADONİS:Kan damlası,keklik gözü gibi adlar da verilen,kırmızı yada sarı renkli çiçekler açan bir süs bitkisi. ADONİS:Parlak, mavi renkli gündüz kelebeği. ADORANT:Resim ve heykelde Hazreti İsa’nın ayaklarına kapanan kişi figürü. ADOUR: Fransa’da bir ırmak. ADRAS.:Akdeniz bölgesinde bir dağ. ADRASAN:Antalya Körfezinin batı kıyısında bir koy ve burun. ADRENALİN:Hekimlikte damarları daraltma,bronşları açma,kanamaları kesme gibi amaçlarla kullanılan,kan şekerinin yükselmesine yol açan böbrek üstü bezlerinin salgısı. ADSL:Günümüzde internet bağlantısı için en çok kullanılan bağlantı tekniği. ADU:Eski dilde düşman ,hasım. ADULT: İngilizce yetişkin demektir.İnternette genelde pornografik sitelere bu ad verilir. ADWARE: Reklam içerikli yazılımlar. AE:George William Russell (takma adı). AED:Eski Yunanda lir çalıp şiirlerini söyleyen şair. AEDİCULA:Roma sanatında tapınak yada mezarlarda tanrı heykelinin,kutsal eşyanın ölünün heykelinin konulduğu küçük niş. AEGİR:Eski İskandinav mitolojisinde,okyanus tanrısı. AEGLE: Tropikal bölgelerde yetişen,limon ağacına benzer ağaççık. AENEİS: Vergilius’un ünlü destanı. AERANKİMA:Kimi su bitkilerinin, suyun altındaki organlarında bulunan ve hava boşlukları içeren dokusu. AEROB:Yaşayabilmesi ve üreyebilmesi için serbest oksijenin bulunduğu ortamlara gereksinim duyan organizma. AEROBİK:Müzikli jimnastik hareketleri. AERODİNAMİK: Fizik biliminin gazların hareketini inceleyen dalı. Hareket halinde bir cisim üzerinde havanın yarattığı etkiyi inceleyen bilim. AEROFAJİ:Hava yutma. AEROFOBİ: Hava akımlarından aşırı derecede korkma. Serin ya da esintili havadan korkma. Hava korkusu. Uçma korkusu. AEROFON:Havanın titreşmesiyle ses veren çalgıların oluşturduğu sınıfın adı. AEROLİT:Göktaşı. Taş meteorit. AEROSKOP:Havadaki toz taneciklerini ölçmeye yarayan araç. AEROSO:Yalnızca oksijenin bulunduğu ortamlarda gelişebilen bir mikroorganizma. AEROSOL:Bir sıvını, bir çözeltinin ya da katı bir cismin çok küçük ve ince parçacıklarının havada ya da gaz içinde dağılması ya da asılması. AEROSTAT:Havadan hafif taşıt. AEROSTATİK:Dingin halde bulunan hava ve gazların dengeleriyle ilgili yasaları inceleyen fizik dalı. AES:Roma tarihinde tunçtan ilk para. AFAK:Ufuklar. AFAKAN : İç sıkıntısı. AFAKİ: Mekke’ye yalnız hac amacıyla giden kimse. AFAKİ:Belli bir amacı olmayan, dayanaksız söz. Nesnel. AFAKİYE:Nesnelcilik. AFAR:Ispanak ve benzeri sebzelerle yapılan bir tür börek. AFARA :Tahılın taş ve samanla karışması./Harmanda ürün kalıntısı. AFARACI :Harman yerlerindeki hububat döküntülerini toplayan kişi. AFARET:Şeytani,ifritçe niyet,kötü düşünce. AFARLAR:Kuzeydoğu Etiyopya ve Cibuti’de yaşayan bir halk. AFAT:Kıranlar. AFAZİ:Söz yitimi. AFELİ (AFEL) :Yer yuvarlağının yıl içinde Güneşe en uzak olduğu nokta. AFEMİ:Konuşma bozukluğu. AFEN:Yemeğin kokması. AFERİST:Çıkarına göre hareket eden,vurguncu,dalavereci ., spekülatör kimse. AFGANİ:Afganistan’ın para birimi. AFİ :Argo’ da gösteriş, çalım. AFİF :İffetli,namuslu. AFİFE JALE: Tiyatro sahnesine ilk çıkan Müslüman Türk kadını. AFİFE:Namuslu,iffetli kadın. AFİS :Gümüşbalığının küçüğü. AFİTAL :Bitkisiz. AFİTAP.: Güneş. AFONİ:Ses tellerinden ses çıkmaması durumu Ses yitimi. AFORİZMA:Kısa ve özlü söz,vecize.. Özdeyiş. AFOROZ :Hıristiyanlıkta kilise tarafından verilen cemaatten kovma dinden çıkarma cezası. AFRATAFRA:Çalım. AFRİKANER:Güney Afrika Cumhuriyetinde doğmuş veya uzun süredir orada yaşayan ve Afrikaans dili konuşan beyaz ırktan kişiler. AFRO:Kısaltılmadan kıvırcıklık verilmiş saçların baş çevresinde geniş bir yığın oluşturduğu saç biçimi. AFRODİZYAK: Tıp literatüründe cinsel gücü arttıran ilaç anlamına gelen kelime. AFT : Ağzın içinde oluşan pamukçuk. Ağız mukozasında oluşan yüzeysel yara. AFTAB:Eski dilde güreş. AFTABE:Güneş biçiminde yapılmış olan mücevher. AFTOS: Argo’da sevgili,nikahsız karı,metres,kapatma. AG:Gümüş’ün simgesi. AGA:Mert, kalender ve babacan kimse. AGAH :Bilgili, haberli, uyanık. AGAMA : Kayakeleri” de denilen bir cins kertenkele. AGAMEMNON:Efsanevi Argos kralı. AGAMEMNON:İzmir’deki Balçova kaplıcasının antik çağdaki adı. AGAMİ:Borazan kuşu da denilen ve Güney Amerika’da yaşayan bataklık kuşu. AGAMİREK:On altıncı yüzyılda yaşayan ve yetkin bir renk ustası olarak tanınan İranlı minyatürcü. AGANE :ABD’ye bağımlı devletlerden Guam’ın başkenti. AGANTA:Denizcilikte,hareket halindeki bir halatın yada zincirin bir süre tutularak bırakılmaması için verilen komut. AGAR :Şerefli kimse. AGARAGAR:Jeloz’da denilen ve Eskimoların besin olarak kullandıkları yosun türü. AGARVALA: Hindistan’ın kuzey ve batısında tüccar,banker,toprak ve dükkan sahiplerini içine alan önemli bir kast. AGAVE: Dipten süren,sivri ve etli yaprakları bazen üç metreye varan,sarı sabır görünümünde bir bitki. Anayurdu Amerika olan mızraksı ve etli yapraklı bir bitki. AGEL:Arap erkek giyiminde,kefiyenin kaymaması için başa geçirilen ayarlı çember.Yün çember bağ. AGGER:Roma yığma toprak inşaatı. AGİK:Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansının simgesi. AGİTATO:Bir parçanın canlı ve coşkulu çalınacağını anlatan müzik terimi. AGLÜTİNASYON:Kümeleşim. AGLÜTİNİN:Kendisine hastalığa karşı aşı yapılmış ya da hastalık geçirmiş canlının kanında bulunan ve o hastalığın mikroplarını birbirine yapıştırıp küme haline sokma özelliği olan madde. AGNİ: Hint tanrısı. AGNİ:Ateş anlamına gelen Sanskritçe sözcük. AGNOSTİSİZM:İnsanın kendi deneyimleriyle elde ettiği olguların ötesinde hiçbir şeyi bilemeyeceğini öne süren öğreti,bilinemezcilik. AGNOZİ:Tanınan,bilinen varlıkları görme,işitme gibi duyu organları yoluyla ayırt edememe durumu,tanısızlık. AGONİ:Tıp dilinde can çekişmeye verilen ad. AGONUM:Su kıyılarında veya taşların altında yaşayan kınkanatlı böcek. AGOP ARAD:Bin dokuz yüz on üç- bin dokuz yüz doksan yılları arsında yaşayan ve göz alıcı renklerin egemen olduğu yapıtlarıyla tanınan ressamımız. AGORA:Eski Yunan kentlerinde pazar yeri,antik kent meydanı.Yönetim,politika ve ticaret işlerini konuşmak için halkın toplandığı alan. AGORAFOBİ:Açık alanlardan ve kalabalık yerlerden aşırı derecede korkma. AGRA:Taç Mahal’in bulunduğu kent. AGRAF:Kopça, kanca. AGRAFİ:Yazma yitimi.Ellerde ve parmaklarda hiçbir sakatlık olmamasına rağmen ruhsal nedenlerle yazma yetisini yitirme. AGRANDİSMAN:Büyültme. AGRAP:Yurdumuzda yetişen ve palaz’da denilen bir fındık cinsi. AGRAZ:İspanya ve Cezayir’e özgü badem,koruk,su ve şekerle yapılan serinletici içecek. AGREGA:Benzer olmayan maddelerden oluşmuş bütün. AGREGA:Betonun hammaddelerinden olan kum ve çakıl. AGREJE:Yabancı ülkelerde,doçent olmak için sınav vermiş kimse,doçent. AGREMAN:Bir elçinin bir ülkeye atanmadan önce o ülkeden istenilen uygun görme yazısı. AGRESİF:Saldırgan. AGRONOMİ:Tarım bilim. AGŞİYE:Eski dilde örtüler,zarlar anlamında sözcük. AGUŞ:Eski dilde kucak. AGUTİ:Güney Amerika’nın nemli ormanlarında yaşayan kemirici bir hayvan. AĞ:Pantolonun apış arasına gelen yeri. AĞA:Kırkpınar güreşlerini düzenlemeyi üstlenen kişi. AĞA:Kırsal kesimde büyük toprakları olan ve sözü geçer kimse. AĞABANİ : Abani de denilen bir tür beyaz kumaş. AĞAÇ ÇİLEĞİ : Ahududu. AĞAÇERİLER:Tahtacılar da denilen konar göçer Türk topluluğu. AĞAÇKAKAN:Serçegillerden bir kuş. AĞALMATA:Eski Türklerde bazı heykellere verilen ad. AĞAN :Akanyıldız. AĞARAN: Rize ilinde bir şelale. AĞARTI:Süt,yoğurt,peynir,ayran gibi yiyecekler ve içecekler. AĞARTI:Uzaktan ancak seçilebilen,belli belirsiz bir aklık. AĞDALI:Anlaşılması güç ifade. AĞI AĞACI:Zakkum AĞIL:Küçükbaş hayvan barınağı. AĞIM:Ayağın üstündeki tümsek yer. AĞIRAYAK:Doğurması yakın olan hamile. AĞIRSAK:Teker biçiminde yassı nesne. AĞIZ (AVUZ) :Yeni doğurmuş memelilerin koyu,yapışkan ilk sütü. AĞLA:Hayvanların girmemesi için,tarla yada bahçe kenarına çalı çırpı ile yapılan çit. AĞLAMSIK:Vara yoğa ağlayan,sulu gözlü. AĞLASUN:Burdur’un bir ilçesi. AĞLI: Kastamonu’nun bir ilçesi. AĞMAK: Sarkmak. AĞMAN:Eksiklik,kusur,ayıp. AĞNAM: Koyun. AĞNAM:Eskiden koyun ve keçi başına alınan sayım vergisine verilen ad. AĞRIPAR:Osmanlı donanmasında kullanılan büyük bir tekne. AĞYAR:Başkaları. AHAB:Herman Melville’in “Moby Dick” romanındaki kaptanın adı. AHADİS:Hadisler. AHALİ:İnsanların oluşturduğu topluluk,halk.(Kelimenin tekili,ehl.) AHAR: Başkası. AHAR:Eskiden hattatların kağıt cilalamak için kullandıkları nişasta ve yumurta akından yapılan özel bir karışım. Kağıt cilası. Hattat cilası. AHASVERUS:Çarmıha giden İsa’ya kötü davrandığı için sonsuza dek yürümeye mahkum edilen efsanevi kişi. AHD: Söz verme. AHDİATİK:İncil’den önceki kutsal kitaplar. AHDİCEDİT:İncil ve ekleri. AHEN:Eski dilde demir. AHESTE: Ağır,yavaş. AHFAT :Torunlar,soy. AHIR: Afyonkarahisar ilindeki bir dağın adı AHIR:Büyükbaş hayvan barınağı. AHİ: Fütüvvet şeyhi. AHİ:Cömert,dost. AHİLİK: Kökü eski Türk töresinde olan ve Anadolu’da yüksek bir gelişim gösteren esnaf, zanaatçı, çiftçilerden oluşan kurum. Anadolu Selçukluları döneminde Anadolu’da ortaya çıkan esnaf örgütü. AHİMSA: Hint dinlerinin hiçbir canlı varlığa zarar vermemeye dayanan temel ahlak ilkesini belirten sözcük. AHİT:Müridin tarikata girerken Şeyhe verdiği söz./Ant. AHİZ :Alma yada kabul etme. AHKAM:Hüküm kelimesinin çoğulu. AHKAR:Eski dilde hor görülen,aşağılanmış olan. AHLAK :Başka insanların davranışlarını olumlu yada olumsuz biçimde yargılamakta kullanılan ölçütler bütünü. AHLAT:Yaban armudu. AHLATLIBEL:Ankara’nın 14 km güney batısında,barındırdığı arkeolojik değerlerin yanı sıra Cumhuriyet tarihinin ilk Türk kazısı olması bakımından da büyük önemi olan yöre. AHMED:Övgüye değer,hamd ve sena olunmuş. AHMEDİ : İskendername,Cemşid ü Hurşid adlı mesnevileri ve Divan’ ı ile tanınmış XIV. Yüzyıl divan şairi. AHMEDİYE:Gümüşhane’nin Kelkit ilçesi ile Erzincan sınırında,içinde yüzen adası da olan bir göl. AHMEDİYE:On sekizinci yüzyılda Hindistan’da ortaya çıkan ve Kadıyanilik de denilen dinsel hareket. AHMER :Kızıl, kırmızı. AHMET BİN BELLA:Fransa’ya karşı yürütülen Cezayir Kurtuluş Savaşı’nın en önemli önderi, Cezayir Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı ve seçimle gelen ilk cumhurbaşkanı olmuş, ülke ekonomisine sosyalist yön vermiş, 1965’de Bumedyen önderliğindeki bir askeri darba sonucunda devrilmiş ünlü Cezayirli devlet adamı. AHMET RAŞİT ÖĞÜTÇÜ:Orhan Kemal’in gerçek adı. AHNIT:Sakat,kötürüm,hasta. Akılsız,aptal. AHO:Trabzon’un Sürmene ilçesine özgü, ekşi ve biberimsi bir tadı olan peynir cinsi. AHRAR:Eski dilde özgürlük yanlısı olanlar. AHRARİYE:Nakşibendi tarikatına bağlı bir kol. AHRAZ:Sağır ve dilsiz. AHREB: Aruz ölçüsünde rubai türünde kullanılan 12 kalıbın ortak adı. AHRETLİK:Besleme kız. AHSEN:Çok güzel,en güzel. AHŞA :İnsanın yada hayvanın göğsü ve karnı içindeki organlar. AHTER:Yıldız. AHTİCEDİT :İsa’dan sonraki kutsal kitaplar. İncil ve ekleri. AHU:Güzel,ince,zarif kadın.Ceylan. AHUDUDU:Gülgillerden bir bitki ve bu bitkinin duta benzeyen kokulu yemişi. AHUN:Yarık,delik. AHUND:Şiilerde hoca,imam. AHURAMAZDA:Zerdüşt dininde en yüce tanrı ,iyilik tanrısı. AHVAL:Haller,olaylar. AHZÜKABZ:Kendine mal etme. Aİ:Uluslar arası af örgütü. AİDA : Verdi’nin ünlü bir operası. AİKİDO:Bükme ve fırlatma tekniklerini kullanması ve saldırganın gücünü ve hamlelerini ona karşı kullanmayı amaçlaması bakımından Jiujitsu ve Judo dövüş tekniklerine benzeyen kendini savunma sistemi. AİL :Ailesine bakan./Yoksul. AİM : Fransa’da bir ırmak. AİN:Fransa’da bir idari bölge. AİNOS:Edirne’nin Enez ilçesinin antik adı. AİZANOİ:Kütahya’nın Çavdarhisar ilçesindeki ünlü antik kent. AJ:Eski dilde dinlenme,istirahat. AJAN:Gizli görevli. AJANS:Haber toplama ve yayma işiyle uğraşan kuruluş. AJİTASYON:Bir topluluğu siyasal alanda etkilemek ve coşturmak amacıyla yapılan yoğun çalışma. Kışkırtma,tahrik. Ruhsal gerginliğin dışa vurması. AJİTE: Çok sert ve tutarsız hareketlerde bulunan akıl hastası. AJİTE:Yerinde duramayan kimse,yönlendirme. AJUR :Ahşap,mermer yada taş levhaları kafes biçiminde oyarak bezeme. AJUR:Mendil,örtü,yatak çarşafı gibi şeylerin kenarına yapılan bir tür süsleme. AJUSKO:Meksika’da bir yanardağ. AJUSTE: Bedeni saran elbise. Pens ve büzgülerle bedene oturtulmuş elbise. AK:Halk dilinde ayrana verilen ad. AKA : Cömert,dost. AKA:Büyük kardeş, ağabey. AKAB: Arka. AKABE:Hastalığın yada bir durumun en zor anı. AKABE:Sarp geçit. AKAÇ :Bir yerde biriken sıvıları dışarıya akıtmakta kullanılan oluk veya boru. Dren. Kanal,ark,su yolu. AKAÇLAMA: Bir toprakta biriken suların çeşitli yollarla boşaltılması. AKADEMİ:Üyeleri edebiyat,güzel sanatlar,bilim ve bunun gibi dallardan birinde etkinlik gösteren kültür kuruluşu. Bilginler,yazarlar,sanatçılar kurulu. AKADEMİCİ:Kurallara bağlı resim ve heykel çalışması yapan kişi veya sanatçı. AKADEMİZM:Edebiyat,müzik ve plastik sanatlarda geleneklere bağlı kalma eğilimi. AKAĞA :Saraylarda hizmet gören hadım ağalarının bir bölümüne verilen ad. AKAĞAÇ:Gürgengillerin,kerestesinden yararlanılan beyaz kabuklu bir türü. Bir ağaç türü. AKAİT:Bir dinin öğrenilmesi gereken inançlarının ve tapınma kurallarının tümü veya bunları toplayan kitap. AKAJU:Maun da denilen bir ağaç. AKAK : Akarsu yatağı., mecra. AKALA :Pamuk çeşidi. AKALAR:Zehirli bir örümcek cinsi. AKALAZYA:Bir kasın,gerektiği anda yeterince gevşeyememesi. AKALEM:Osmanlı imparatorluğunun yedi saltanat sancağından biri. AKALİDAL:Hindistan’ın Sih dinine mensup olanların siyasal partisi. AKAMAS:Truva savaşında rol oynamış kahramanın adı. AKAMİREK: On altıncı yüzyılda yaşamış ünlü İranlı minyatür ressamı. AKAMPSİS:Yeşil abanozun öteki adı. AKANA: Altay panteonunda deniz tanrıçası. Eski Türklerde deniz tanrıçası. AKANAK:Halk dilinde dere yatağına verilen ad. Irmak veya dere suyunun hızlı aktığı yer. AKAR (AKARET) :Kira geliri getiren mülk. AKARAK: Çin’de yaşayan Uygur Türklerinin bir içkisi. AKARAMBER:Asya ve Amerika’da yetişen,odunu ceviz ağacınınkine benzeyen,güzel kokulu özsuyu olan büyük bir ağaç. AKARAY:Halk dilinde Mart ayına verilen ad. AKARCA:Halk dilinde kemik veremi. Fistül. AKARCA:Küçük akarsu. AKARFOBİ:Kurtçuk korkusu. AKARLAR: Bir örümceğimsiler takımı. AKAROFOBİ:Uyuz olmaktan duyulan korku. AKARP:Meyve vermeyen bitki. AKARSU:Tek sıra elmastan ya da inciden gerdanlık. AKASBEST:Amyant. AKASMA :Bahçelerde süs çiçeği olarak yetiştirilen sarılıcı bir bitki.Bir tür asma,Meryem ana asması. AKASYA: Salkımsöğüt. Baklagillerden,sıcak iklimlerde bir çok çeşitleri yetişen ve zamk,boya gibi maddelerinden yararlanılan bir ağaç.Salkım ağacı. AKAŞİ: Japonya’da bir kent. AKAT:Aşık ve bilye oyunlarında kullanılan, içi oyulup kurşun akıtılarak ağırlaştırılmış boyalı kemik. Kemik bilye. AKATAFAZİ:Psikolojide sözsel anlatım bozukluğu. AKATİZİ : Felç,inme. Oturur durumda kalamama. AKAY:Eskiden İstanbul’da Galata Köprüsü ile Adalar arasında deniz taşımacılığını üstlenen işletme. AKBALIK:Halk dilinde kefal. AKBAŞ:Orta Anadolu’ya özgü çoban köpeği. AKÇA (AKÇE):Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşundan 1820 yılına kadar kesilmesi (darpı ve basımı) sürdürülen gümüş sikke türü ve para birimi. AKÇA: Yerli bir armut cinsi. AKÇAKALE:Gümüşhane’nin on km uzağında,sarkıt ve dikitleriyle tanınmış bir mağara. AKÇAKATIK: Yağlı ve süzülmüş yoğurttan yapılan ve kışa saklanan bir tür peynir. AKÇALI:Parayla ilgili,paraya bağlı,mali. AKÇAYEL:Güneydoğudan esen yel. AKDAMAR:Van Gölündeki iki küçük adanı n adı. AKDARI:Boza yapımında kullanılan darı türü. Buğdaygillerden bir bitki. AKDİKEN:Hünnapgillerden,hekimlikte ve boyacılıkta kullanılan bir bitki cinsi,güvemeriği. AKEFALİ :Bebeğin başsız olarak doğmasına tıpta verilen ad. AKEMİ:İki elemanlı mermer yapıştırıcısı. AKEMOFOBİ :Rüzgar korkusu. AKEN:İçinde tek tohum bulunan ve olgunlaştığında kendiliğinden açılmayan kuru meyve. Kapçık meyve. AKERDEON :Kumaşlarda makine ile yapılmış kırma. AKERE :Öküz yemliği AKGEMRE:Isparta yöresinde yetişen ve iyi bir sofra şarabı veren üzüm cinsi. AKGÖL:Konya’nın Ereğli ilçesinde,150 dolayında kuş türünü barındıran ve tabiatı koruma alanı kapsamına alınan göl. AKHİLLEUS:Deniz tanrıçası Thetis ile Zeus soyundan Pele-us’un oğlu;Phtia ülkesinin kralı. AKHUNLAR:Eftalitler de denilen ve 5. yüzyılda güçlü bir devlet kuran eski Türk ulusu. AKHYLS:Mitolojide karanlıklar tanrıçası. AKI :Seyelan. AKI: Eli açık, cömert, yiğit. AKIN:Kazak ve Kırgızlarda saz şairlerine verilen ad. AKINDIRIK.: Reçine.Çam sakızı. AKINKAYASI : Bir balık türü. AKITMA:Birkaç dizi altın zincirden oluşan enli gerdanlık yada bilezik. Halk dilinde enli bilezik. AKITMA:Kimi hayvanların özellikle atların alınlarında bulunan ve burunlarına doğru uzanan beyaz leke. AKITMA:Un,süt,yağ,yumurta,şeker yada pekmezle yoğrularak cıvık bir duruma getirilen hamurun kızgın sac üzerinde pişirilmesiyle yapılan bir çeşit tatlı. AKİ: Kabuğundaki zehirden ötürü bazen öldürücü de olabilen ve pişirilerek yenen tropikal bir meyve. AKİFER:Yer altı suyunu taşıyan geçirimli katman. AKİK: Yüzük taşı, mühür gibi şeyleri yapmakta kullanılan yarı saydam, parlak ve değerli bir taş. AKİKA :Müslümanların bir çocuğun doğumundan yedi gün sonra Allah’a şükretmek amacıyla kestikleri kurban. AKİLE :Yiyen,yiyici kimseler. AKİLE :Eskiden kansere verilen ad. Eski dilde,yenirce denilen yaraya verilen ad. AKİNDA:Aydın ilinde antik bir kent. AKİNEZİ:Parkinson hastalığının başlıca belirtisi olan,otomatik hareket yeteneğinin kaybolması. AKİS :Yansıma,yankı,inikas. AKİSE: Eski dilde ayna. AKİTA :Japonya’da bir ırmak. AKİTA:Japon kökenli bir köpek türü. AKİTANYA:Fransa’nın güneybatısında planlama bölgesi. AKİTU:Eski Mezopotamya halklarının en önemli bayramı. AKİVADES :İzmir ve Ayvalık yöresinde çokça bulunan, kumun 5-6 cm altında yaşayan lezzetli bir midye türü. AKKADLAR: Tarihin ilk imparatorluğunu kuran eski Mezopotamya halkı. AKKARINCA:Düz kanatlılardan,bitkilere çok zarar veren bir böcek cinsi,termit. AKKEFAL:Sazan balığı familyasından bir tatlı su balığı. AKKIZOTU:Şevketibostan’da denilen ve yaprakları sebze olarak kullanılan otsu bir bitki. AKKÖPÜK: Altay Türklerinin bir destanı. AKKÖY:Kayseri’nin Yeşilhisar ilçesinde Hisarcık deresi üzerine kurulu baraj. AKKUYRUK:Tadını artırmak için çay harmanına katılan beyaz bir çay türü. AKLAN:Bir dağ sırasının yamaçlarından her biri. AKLAN:Sularını bir denize yada göle gönderen bölge. AKLEVREK: Bir balık türü. AKLISELİM :Sağduyu. AKLİYE: Akıl hastalıklarıyla ilgili hekimlik kolu. AKMA: Reçine.Çam sakızı. AKMA:Kars yöresine ait bir halk oyunu. AKMAN :Temiz, iffetli. AKMAZ: Durgun su,gölet. AKMOLA:Kazakistan’ın başkenti Astana’nın eski adı. AKNE:Yüz,omuzlar,sırt ve göğüsteki yağ bezleriyle ilgili kronik bir deri hastalığı. Sivilce. AKO:Afrika’da yetişen ve odunu marangozlukta kullanılan bir ağaç. AKOMPANYE: Müzikte eşlik etme anlamında kullanılan terim. AKONİTİN:Boğanotundan çıkarılarak hekimlikte kullanılan zehirli bir madde. AKONT:Ödenmesi gereken bir paranın,alacağa sayılarak bir bölümünün ödenmesi. AKOR :Müzikte armoni kurallarına göre üst üste bindirilmiş sesler.Üç yada daha çok sesin bir arada tınlaması. AKORİ:Gözbebeğinin doğuştan yokluğu. AKORT:Bir çalgıyı doğru ses vermesi için ayarlama. AKOS: Saban,pulluk ya da traktörün toprakta açtığı iz. AKOVA :Sakarya ovasının diğer adı. AKOVA:Gemide çapanın ucunun suya değecek kadar indirilmesi. AKOZ:Saban,pulluk yada traktörün toprakta açtığı iz. AKOZA:Argo’da konuş,anlat,söyle anlamında sözcük. AKOZLAMAK:Argo’da gizlice söylemek,haber vermek anlamında sözcük. AKPARMAK:Dökülgen de denilen ve beyaz şarap yapımında kullanılan üzüm cinsi. AKPAS:Lahana,turp,şalgam,karnabahar gibi bitkilerin kök dışındaki bütün bölgelerine yerleşebilen,özellikle semizotugillerde karşılaşılan yosunumsu mantar. AKR :İngiltere ve ABD’de kullanılan arazi ölçüsü birimi. Eskiden Fransa’da kullanılan 52 ar değerinde olan yer ölçüsü. AKRA: Hatay ilinde bir dağ. AKRAMA:Hindistan’da bir din büyüğünün çevresinde toplananların birlikte oturup eğitildikleri yer. AKREP:Zoolojide (Scorpio) olarak tanımlanan,sıcak ve nemli yerlerde yaşayan kıvrık ve kalkık kuyruğunda zehirli bir iğnesi olan böcek. AKRİLİK :Özellikle resim yapımında kullanılan sentetik bir boya./Suda ezilmiş pigmentlerin lateks içinde dağılımı sonucunda elde edilen emülsiyon boya. AKROBAT:Cambaz. AKROFOBİ:Yüksek yerlerde ya da yükselen araçların (asansör, uçak) gibi durumlarda oluşan korku. Yükseklik korkusu. AKROLİT:Antik Yunan’da gövdesi tahtadan,baş el ve ayakları mermerden yapılmış heykellere verilen genel ad. AKROMATİN :Hücre çekirdeği içindeki ince iplikçiklerden yapılmış,kromatin ile boyanmış olan kromozomları oluşturan bölüm. AKROMATİZM:Her tür sanat yapıtında renk kullanılmaksızın malzemenin doğal renk ve dokusuyla bırakılması anlayışı. AKROMATOPSİ:Renk körlüğü. AKROMEGALİ:Büyüme hormonunun aşırı salgılanmasına bağlı olarak ellerde,ayaklarda ve başta aşırı büyüme gibi değişikliklerle belirgin hastalık. AKRONİM:Aselsan,Tübitak örneklerinde olduğu gibi,sözcük gibi okunan kısaltma. AKROPOLİS:Antik Yunan kentlerinin en yüksek kesiminde yer alan özel bölge. AKROSTİŞ:Her dizenin ilk harfi yukarıdan aşağıya doğru okununca ortaya bir söz çıkacak biçimde düzenlenmiş manzume. Tevşih. AKS :Dingil. AKSA:Çok uzak anlamında eski bir sözcük. AKSAK: Türk müziğinde oldukça kıvrak bir usul. AKSAKAL:Köy yada mahalle ihtiyar heyetindeki kişi. AKSARKAN:Bir çeşit beyaz buğday. AKSATA : Alışveriş. AKSE : Hastalık nöbeti, kriz. AKSEDİR:Yalancı servinin eş anlamlısı. AKSELEROGRAF:İvme yazar. AKSELEROMETRE:İvme ölçer. AKSEPTANS :Yabancı ülkelerde okuyacak öğrenciler için gönderilen kabul belgesi. AKSESUAR:Bir şeyi tamamlayan parça veya parçalar. AKSİYOM :Temel önerme. AKSON:Bir siniri oluşturan uzun liflerin her biri. AKSU: Katarakt hastalığına verilen bir başka ad. AKSU:Yurdumuzda kurulmuş 21 köy enstitüsünden biri. AKSUNA :Vurgun yiyen bir dalgıcın iyileşmesi için tekrar indirilmesi gereken aynı suyun derinliğine verilen ad. AKSÜLAMEL:Tepki,reaksiyon. AKSÜLÜMEN:Cıva ile klorun bileşimi olan çok zehirli beyaz bir toz.. AKSÜYEK:Eski Türklerde soylular sınıfı. AKŞAMSEFASI (GECESEFASI) :Gece açan küçük kokulu çiçekleri olan bir bitki. AKŞIN:Kıllarında ve gözlerinde,kimi zaman da derisinde doğuştan boya maddesi bulunmadığı için her yanı beyaz olan insan yada hayvan. AKTA:Eski dilde beylik arazilere verilen ad. AKTAR:Anadolu’da iğne,iplik,baharat,zarf,kağıt,tütün vs satan kimse veya dükkan. Baharat satıcısı. Baharat,ev ilaçları,gereçleri satan kimse yada dükkan. AKTİNİT:Aktinyum, Toryum, Amerikyum, Protaktinyum, Tulyum, Plütonyum, Küriyum ve Berkelyum radyoaktif elementlerinin ortak adı. AKTİNOLOJİ:Güneş ışınlarının hem insan hem de bütün canlılar üzerinde etkisini inceleyen bilim dalı. AKTİNON : Aktinyumun kendiliğinden parçalanmasıyla elde edilen ve kütle numarası 219 olan radon izotopu. AKTOPRAK:Toprak evleri sıvamak için kireç yerine kullanılan bir tür toprak. AKTÖRE:İyi ahlak. AKTÜALİTE:Güncellik. AKTÜEL :Güncel. AKUALAND :Su bahçesi. AKUBA:Bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen,hep yeşil yapraklı bir tür çalı. AKUET:İtalya ve Güney Fransa’ya özgü kokulu bir likör. AKULALİ:Yazılı dili veya konuşma dilini kavrayamamakla ilişkili anlamsız konuşma durumu. AKUMBE: Madagaskar’da yaşayan bir cins maymun. AKUR:Azgın,kızgın hayvan. Kuduz. AKUR:Köstebek. AKURİ:Hint mutfağına özgü bir tür omlet. AKUSTİK: Kapalı bir yerde seslerin dağılım biçimi. Ses dağılımı,yankılanım. AKUŞİ: Güney Amerika ormanlarında yaşayan kemirgen bir hayvan. AKUT:Şiddetli belirtilerle başlayıp kısa sürede ağırlaşan hastalıklar için kullanılan sözcük. AKUZATİF:Gramerde yükleme durumu. AKVA:Osmanlı devlet ileri gelenlerinin kullandığı bir bıçak türü. AKVAREL:Saydam suluboya katmanlarıyla yapılmış resim. AKVAVİT: Şnaps da denilen İskandinav ülkelerinin ulusal içkisi. AKYA:Uskumrugillerden,genellikle Akdeniz’de yaşayan ufak pullu bir balık. AKYAKA:Gökova körfezi kıyısında turistik bir belde. AKYARLAR: Bodrum ilçesi yakınlarında turistik bir yöre. AKYARMA:Gerede ve Kızılcahamam arasında E-5 karayolunun Köroğlu Dağlarını aştığı yüksek geçit. AKYATAN:Çukurova’da zengin bir kuş yapısına sahip olan göl. AKYEL:Halk dilinde lodos. AKYEM:İzmarit,istavrit,uskumru gibi balıkların beyaz etinden yapılan ve oltada kullanılan yem. AKYUVAR:Kan ve lenf gibi vücut sıvılarında bulunan çekirdekli,yuvarlak hücre,lökosit. AKZİYE: Eski dilde hükümler anlamında sözcük. AL :Alüminyumun simgesi. AL: Hile, düzen. AL: Serap. AL:Arnavutluk’un plakası. ALAADDİN:Dini yücelten. ALABABULA:Birbirleriyle geçinemeyen,her biri ayrı havadan konuşan gemi tayfası. ALABACAK :Dönek, uğursuz. ALABACAK:Ayağı sekili at. ALABALIK:Zoolojide (Trutta faris) olarak tanımlanan,soğuk ve duru sularda yaşayan,eti turuncu ve lezzetli,250 gr olan 2 kg’a kadar gelen bir tatlı su balığı. ALABANDA:Aydın’ın Çine ilçesinde antik bir kent. ALABANDA:Deniz teknelerinin iç yanları. Yelkenlerin iç yanları ALABASTRON:Eski Yunan ve Roma’da parfüm ve benzeri değerli sıvıların içine konulduğu küresel dipli silindirik küçük şişe. ALABAŞ:Etli,yuvarlakça ve şişkin olan sap kısmı yenen lahana çeşidi. Turpgillerden şalgama benzeyen bir bitki. ALABORA:Geminin devrilecek kadar yan yatması. ALABORİNA:Bir çeşit gemici düğümü,ızbarço bağı. ALABOYUN:Tahtalı da denilen iri bir güvercin cinsi. ALABROS:Bir fırçanın kılları gibi dik duracak biçimde kısa kesilmiş olan saç biçimi. ALACA :Karışık renkli,birkaç renkli iplikten yapılmış dokuma. Beşparmak” da denilen bir kumaş türü. ALACA :Trabzon ilinde bir yayla. ALACA: Ağaçta ilk olgunlaşan meyve. ALACA: Dövülmüş buğday,mercimek ve nohutla yapılan bir tür çorba. ALACAHÖYÜK:Çorum ilinde,Hitit Uygarlığını aydınlatan ünlü höyük. ALACATANE:Uşak iline özgü,mercimek,bulgur,soğan ve salçayla yapılan bir tür pilav. ALACATEK:İyice olgunlaşmamış ekin. ALACIK :Dalla örtülü, çalı çırpıdan yapılmış kulübe,çardak. ALAÇAKIR:Yarı olgunlaşmış sebze,meyve,özellikle domates ve karpuz için kullanılan sözcük. ALAÇAM :Botanikte (Picea excelsa) olarak tanımlanan,rengi kızıla yakın bir çam türü ALAÇATI:İzmir’in Çeşme ilçesine bağlı turistik bir belde. ALAÇIK:Anadolu’da Yörüklerin kullandığı bir çadır türü. Keçeden yapılmış çadır. ALADANA:Peynir,soğan ve yufkayla yapılan bir çeşit yiyecek. ALADARBIZ:Ne tamamıyla yaş nede kuru olan az tavlı toprak. ALADI :Acele,tez anlamında kullanılan yerel bir sözcük. ALADI:İpekböceklerinin koza yapmalarından bir hafta,on gün önce çok yaprak yeme devresi. İki yaşında ipek böceği. ALADORLAK (ALADORLAR):Güney Anadolu’daki konar göçer Türkmenler arasında göç kervanını yöneten genç kıza verilen ad. ALADURA:Batı Nijerya’da yaşayan Yorubalar arasında yaygın dinsel hareket. ALAF :Hayvanların kışlık yemi.(saman,ot,mısır sapı gibi). ALAGARSON :Kısa kesilmiş saç. Erkek saçı biçiminde kesilmiş kadın saçı. ALAGORİNA: Bir tür gemici düğümü. ALAGÜN:Güneş bulut arkasında kaldığında oluşan gölgeli durum. ALAİM :Eski dilde alametler, işaretler. Belgeler. ALAİMİSEMA:Gökkuşağı ,eleğimsağma. ALAK: Kuranda bir sure. ALAK:Bağ ya da bahçe kulübesi. ALAK:Eski dilde kan pıhtısı. ALAK:Eski dilde sülük. ALAKABAK:Halk dilinde ağaçkakana verilen ad. ALAKANAT:Büyük ve boz renkte yaban güvercini. ALAKARD :Seçmeli yemek. ALAKARGA:Halk dilinde saksağan. Kestane kargası da denilen iri gövdeli bir kuş. ALAKIR :Antalya ilinde bir çay ve baraj. ALAKOK:Az pişirilmiş yumurta. Rafadan. ALAKUR:Yarı yaş yarı kuru nemli toprak. ALALAH:Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde Tel açana da denilen ünlü höyük. ALALAMA:Kamuflaj. ALALU:Huri-Hitit mitolojisinde,gökyüzünün ilk tanrısı. ALAM :Elemler. ALAMAN:Sivas’ın Şarkışla ilçesinde bir kaplıca. ALAMANA :Büyük balıkçı kayığı.Balık avlamak ya da yük taşımakta kullanılan büyük kayık. ALAMECEK :Yurdumuzun bir çok yöresinde yaşayan kanatlarının üstü ve boynu kırmızı renkli küçük bir kuş. ALAMİNÜT:Çarçabuk,anında,hemen,şipşak. ALAMİT : Yün eğirmekte kullanılan çıkrığın adı.Pamuk ipliğini saran el çıkrığı. ALAMOGORDO:Atom bombasının 16 Temmuz 1945 de ilk olarak denendiği ABD kenti. ALAMUT:Haşhaşiliğin kurucusu Hasan Sabbah’ın karargahı olan İran’daki ünlü kale. ALAN:Orman içinde düz ve ağaçsız yer,düzlük. ALANGU: Hindistan kökenli bir bekçi köpeği cinsi. ALANTOPU:Tenis. ALARA: Akdeniz bölgesinde bir akarsu. ALARGA:Açıktan geç,yaklaşma anlamında denizcilik terimi. Bir gemiye veya kıyıya göre açık deniz tarafı. ALARMAK:Kızarmak,olgunlaşmaya başlamak. ALAS :Odun kömürü. ALASULU:Ham ile olgun arası. ALAŞ: Orta Asya’da yaşamış eski bir Türk boyu. ALAŞA:Eyere alıştırılmamış binek hayvanı. Azgın at. ALAŞAHAN:Kazak Türklerinin soyundan geldiklerine inandıkları,efsanevi Türk hakanı ve kahramanı. ALAŞİYA:Kıbrıs adasının eski adı. ALAT:Bez dokuma tezgahı. ALATA : Akdeniz bölgesinde bir akarsu. ALATAV :Yarı yaş,yarı kuru nemli toprak. ALATAV:On birinci yüzyılda Anadolu’ya gelen Türklerin Ağrı dağına yüce dağ anlamında verdikleri ad. ALATAVŞAN: Sarı renkli ve çilli bir üzüm cinsi. ALATEN :Cüzamlı. ALATİNİ:İkinci Abdülhamit’in Selanik’e sürgüne gönderildiği köşkün adı. ALATURA :Müzisyenlerin topladığı bahşiş. Çalgıcılara verilen bahşiş. ALATURKA :Eski Türk gelenek ,görenek,töre ve hayatına uygun,alafranga karşıtı. Türk usulü. ALATYA:Ankara keçisinin, yünü kahverengi ya da siyah olan türü. ALAVARA:Can Yücel’in bir şiir kitabı. ALAVAZDA:Ekin biçilirken saptan dökülerek ertesi yıl kendiliğinden çıkan seyrek ekin. ALAVERE:Bir şeyin elden ele geçmesi. ALAVURA:Gelibolu yöresinde kadınların boydan boya örtündükleri bir tür çarşaf. Başa örtülen bir tür şal. Bir tür ferace. ALAYBOZAN:Eskiden kullanılan bir çeşit fitilli tüfek. ALAYCIKUŞ: Afrika’da yaşayan parıltılı, mavi ve yeşil tüylü bir kuş. ALAYİŞ:Gösteriş,göz kamaştırma. ALAYLI:Gerekli okul eğitimini görmeden kendini yetiştirmiş olan kimse. ALAZ: Alev.Yalaz. ALAZ:Gümüşhane’nin Torul ilçesinde bir yayla. ALAZA :Dökülen tohumlarla ertesi yıl kendiliğinden çıkan tahıl. ALAZAN:Asya’da bir ırmak. ALAZLAMA:Yılancık da denilen,el,ayak ve yüzde kızartı ve şişmelerle kendini gösteren hastalık. ALAZLI : Trabzon ilinde bir yayla. ALAZOM:Cinsiyetin belirmesinde temel rol oynayan özel kromozom. ALBA:Şafak vakti sevgililerin birbirinden ayrılışını konu alan eski bir Fransız şarkı türü. ALBARDAK:Bursa ve Kocaeli dolaylarında yetişen yerli bir erik cinsi. Kırmızı renkli,tatlı,sulu ve kokulu bir erik cinsi. ALBASMA (ALBASTI) : Loğusa humması. Doğum sırasında temizliğe dikkat edilmemesi yüzünden loğusanın tutulduğu ateşli hastalık. Kabus. ALBATR:Kaynak taşı,su mermeri. ALBEDO:Bir cismin ışığını yansıtma gücü. ALBENİ:Cazibe. ALBENİZ (1860-1909) :Özellikle İberia adlı yapıtıyla tanınan İspanyol besteci. ALBİNO: Akşın. Çapar. ALBÜMİN:Bitkilerin,hayvanların doku ve sıvılarında bulunan,birleşimi karbon,oksijen,azot,hidrojen ve kükürt olan,suda eriyen,beyaza yakın renkte,yapışkan madde. ALÇI:Pişirilerek toz haline getirilmiş alçı taşı. ALDANÇ:Çabuk ve kolay aldatılan kimse. ALDANTE:Normalden daha az pişirme usulü. ALDEBARAN:Boğa takımyıldızının en parlak yıldızı. ALE :Hint sülünü. ALE :İki yanı ağaçlıklı yol. ALE:Bir tür İngiliz birası. ALEF:İbrani alfabesinin ilk harfi. ALEGA: Hindistan’da üretilen bir tür pamuk ve keten kumaş. ALEGORİ :Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için simgelerle göz önünde canlandırıp dile getirme. ALEGRİA:İspanya’ya özgü,Flamenko dansının bir türü. ALEKA: Kan pıhtısı. ALEKA:Balçık. ALEKO BACANOS:Rum asıllı Türk besteci. ALEKO:Rahmaninov’un tek perdelik operası. ALEKSİ :Görmede hiçbir bozukluk olmadığı halde okuma yetisinin yok olması. Okuma yitimi. ALELITLAK:Gelişigüzel. ALELUYA:Yehova’ya hamd olsun anlamına gelen ve ayinlerde kullanılan İbranice sözcük. ALEM:Metalden yapılmış hilal. ALEMDAR:Bayraktar.Sancak veya bayrak taşıyan. ALEMİN:Dünyalar. ALEMİYAN:İnsanlar,dünya adamları. ALEMİYANE : Akıllıca. ALEMŞÜMUL .:Evrensel. ALENAS:On dördüncü asırda Avrupa’da kullanılan ince,uzun çoğu kez üç köşeli eğri hançer. ALENGİRLİ:Argo’da gösterişli,yakışıklı. ALERJİ :Bazı canlıların bir takım yiyeceklere , ilaç , koku , toz gibi nesnelere gösterdikleri ters tepkiye verilen ad. ALERYON:Bayraklarda ve armalarda sıkça görülen,kanatları açık biçimde betimlenmiş kartal resmi. ALESTA:Harekete hazır, tetikte. ALEUT :Bering Denizi ile Büyük Okyanus arasında yer alan adalar grubu. ALEV EBÜZZİYA:Bin dokuz yüz otuz sekizde doğmuş,özellikle ince bir işçiliğin egemen olduğu çanaklarıyla tanınmış kadın seramik sanatçımız. ALEV:Mızrak uçlarına takılan küçük bayrak,flama. ALFA: Akdeniz yöresinde kendiliğinden yetişen ve dokumacılıkta kullanılan mavi-beyaz yada menekşe renginde çiçekler açan bir bitki. Kuzey Afrika’da ve İspanya’da yetişen ve kağıt,ip,halı yapımında kullanılan bir bitki. ALFA: Yunan abecesinde bir harf. ALFENİT: İçinde bakır,çinko,nikel bulunan ve çatal bıçak takımı yapmakta kullanılan gümüşlü bir alaşım. ALFRED SİSLEY:Fransız izlenimciliğinin kurucularından olan ünlü ressam. ALG:Su yosunu. ALGARNA : Denizde ağır cisimleri kaldırmaya,batık gemileri çıkarma veya askıya almaya yarayan,su kesimi az,vinçli tekne yada duba. ALGERDAN: Temiz,iffetli. ALGERDAN:Nar bülbülü de denilen ötücü bir kuş. ALGI: İdrak. ALGI:Haşhaş sütünü toplamakta kullanılan kaşık. ALGIN :Cılız,zayıf,hastalıklı. ALGORİTMA:Bir sorunu çözmek için belirlenmiş kurallar veya işlemler. ALIÇ:Gülgillerden yabani bir ağaç ve bu ağacın mayhoş yemişi. Geyik dikeni. ALIÇORA: Denizli yöresine özgü,kuru fasulye ve bulgurla yapılan bir yemek. ALIK(ALAK):Eskimiş giyecek. Hayvan çulu. ALIK: Aptal. ALIK:Koyun,kuzu ve keçilerin tanınması için vücutlarının belli bir yerine,yün kırpılarak vurulan işaret. ALINLIK:Kimi yapılarda giriş kısmının yada kapı ve pencerelerin üstünde bulunan üçgen veya yarı değirmi süsleme. ALİ AVNİ ÇELEBİ:Bin dokuz yüz dört – bin dokuz yüz doksan üç yılları arasında yaşayan ve Türkiye’de modern resmin ilk temsilcilerinden biri sayılan ünlü ressamımız. ALİ BİN İSA: On birinci yüzyılda yaşayan,göz anatomisi ve göz hastalıkları üzerine çalışmalarıyla tanınan Arap hekim. ALİ EMİRİ: Bağışladığı yaklaşık on beş bin kitapla İstanbul’daki Millet Kütüphanesini kuran ünlü tarihçi ve yazarımız. ALİ PAŞA KEBABI:Kuş başı doğranmış et ve baklava yufkasıyla yapılan bir tür kebap. ALİ PAŞA:Erzurum’un Pasinler ilçesinde bir kaplıca. ALİ RUHİ:Divan edebiyatı geleneğini sürdüren şiirlerini “LEAMET” adlı kitabında toplamış, acıklı hayatı Behçet Necatigil’in “Ertuğrul Faciası” adlı oyununa konu olmuş XIX. yy. Türk Şairi. ALİ:Orhan Hançerlioğlu’nun bir romanı. ALİ:Yüce,yüksek. ALİABA:Hazreti Muhammed’in aile üyelerine verilen ad. ALİBABA:Kütahya’ya özgü,şişkin,yuvarlak gövdeli,kısa ince boyunlu sürahi türü. ALİBEŞE (ALUBEŞE):On dokuzuncu yüzyılda Gaziantep yöresinde yaşamış,yalın bir dille söylediği şiirlerinde doğa güzelliklerini ve sevgiyi konu edinmiş halk şairimiz. ALİBEY:Ayvalık ilçesindeki Cunda adasına verilen bir başka ad. ALİBİ:Bir sanığın,kendisini suçun işlendiği anda başka bir yerde bulunduğu şeklindeki savunması. ALİBORON: Ünlü Türk bilgin El Biruni’nin Batı dillerindeki adı. ALİCAN: Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır kapısı. ALİCENAP : Onurlu,yüce gönüllü,şerefli. ALİÇO:Kel lakaplı,1845-1922 yılları arasında yaşamış,aralıksız 27 yıl Kırkpınar başpehlivanı olmuş güreşçi. ALİDAT :Bir doğrultuyu, dereceli bir çember üstünde işaretleyerek belirleme olanağı veren cetvel türü. Açı ölçmeye yarayan dönme hareketli bir çeşit cetvel. ALİFATİK: Açık zincirli organik madde. ALİKEMAL:Kurtuluş Savaşı karşıtı yazıları nedeniyle yargılanmak üzere Ankara’ya götürülürken İzmit’te linç edilen gazeteci. ALİKULA: Eski Roma’da aşağı sınıf halkın ve balıkçıların giydiği bir çeşit palto. ALİKURNA (ALİGORNA): Eskiden özellikle sülüs yazı yazmak için kullanılan perdahlı bir kağıt türü . ALİL:Hastalıklı, sakat. ALİMALA:Antalya’nın Elmalı ilçesinin antik dönemlerdeki adı. ALİME:İlkçağda Mısır’da ayrı bir sınıf oluşturan ve çok kültürlü olan kadın dansçılara verilen ad. ALİNAZİK :Közlenmiş patlıcan,sarımsaklı yoğurt ve kıymayla yapılan bir çeşit yemek ALİNDA:Aydın ilinde antik bir kent. ALİPAŞA KEBABI:Kuşbaşı doğranmış koyun eti ve baklava yufkasıyla yapılan bir tür kebap. ALİSİN:Sarımsağın antibiyotik etki gösteren etkin maddelerinden biri. ALİŞAR : Yozgat ilinde ortaya çıkarılan ve Anadolu’nun tam bir kronolojisini göstermesi bakımından büyük önem taşıyan höyük. ALİTERASYON :Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Bir büyük boşlukta bozuldu büyü” dizesindeki “b” harflerinde olduğu gibi,şiirde aynı sesin sık yinelenmesiyle elde edilen ahenge verilen ad. Ekoizm. Benzer seslerin bir mısrada veya bir cümlede kulağa hoş gelecek bir ahenkte tekrarlanması. Bir şiirde sözcük başındaki ünsüzlerin yinelenmesine dayanan ahenk. ALİVRE:Ürün daha tarladayken,yetiştiği zaman teslim edilmek üzere,önceden pey verilerek yapılan satış. ALİYE BERGER :Dışavurumcu anlayıştaki gravürleriyle tanınan kadın sanatçımız. ALİYYÜLALA:En iyi,en üstün. ALİZARİN:Eskiden kökboya bitkisinden bugünse bireşim yoluyla elde edilen kırmızı boyar madde. ALİZE:Tropikal bölgelerdeki denizlerde,bütün yıl boyunca düzenli olarak esen bir takım rüzgarlara verilen ad. Alçak enlemlerde esen düzenli rüzgar. ALK :Kuzey buz denizinde yaşayan dalıcı bir martı türü. ALKALİK:Kalevi. ALKAN:Parafin. ALKANTARA:Mobilyaların ve otomobil koltuklarının kaplanmasında kullanılan döşemelik bir kumaş cinsi. ALKARA:Halk dilinde yabaya verilen ad. ALKARASI:Halk inanışında lohusalara musallat olarak onları öldürdüğüne inanılan cin. ALKARNA :İstiridye, midye gibi kabuklu hayvanları avlamak için deniz dibini taramakta kullanılan ağız kısmı demirden yapılmış bir ağ. ALKAZAR:İspanya’da,Endülüs Araplarından kalma saraylara verilen ad. ALKIM:Gökkuşağı. ALKOV:Bir oda veya mekana açılan,duvar yada çitle çevrili girinti. ALLAK :Sözünde durmaz,dönek ,aldatıcı. ALLAPRİMA:Yağlı boya resimde,astar ve onu izleyen saydam boya katları uygulamadan zemin üstüne doğrudan boyama tekniği. ALLEBEN:Gaziantep’teki ünlü dere. ALLEGRETTO: Canlı,süratli müzik. ALLEGRO:Bir parçanın canlı,neşeli ve hızlı çalınacağını belirten müzik terimi. ALLERİON (ALERYON):Avrupa armalarında kanatları açık,gagasız ve pençesiz betimlenmiş kartal motifi. ALMAÇ : Ahize,alıcı,reseptör. ALMADERE: Doğu Anadolu (Kars) yöresine özgü tek kişi tarafından oynanan bir halk oyunu. ALMANAK :Kitap biçiminde takvim. ALMAŞ:İki ya da daha çok şeyin sıra ile değiştirilerek, kullanılması veya kendiliğinden değişerek çalışması,keşikleme,münavebe. ALMATI:Kazakistan’ın Astana’dan önceki başkenti. ALME: Alp dağlarının yüksek kesimlerindeki çayırlıklara verilen ad. ALNAÇ :Ön taraf, cephe, karşı, yamaç. ALO:Hakkari yöresinde yetişen ve yemeği yapılan maydanoza benzer bir ot. ALOE: Sarısabır bitkisinden elde edilerek parfüm sanayisinde kullanılan özüt. ALOGAMİ:Bir çiçek tepeciğinin başka bir çiçek tozu ile tozlanması. ALOHA:Hawaii kökenli,üzeri rengarenk çiçekli bir çeşit yazlık gömlek. ALONJ:Bono,çek ve poliçenin arka yüzünde işlem yapmak için yer kalmadığı zaman,yapılacak işlemler için bunlara eklenen kağıt parçasına verilen ad. ALOPESİ:Kıl ve saçların dökülmesi ya da yokluğu. ALOSA: Tirsi balığı. ALOTROPİ:Karbon ,fosfor gibi maddelerin,fiziksel bakımdan ayrı özellikler gösterebilmesi durumu. ALOZOM:Erkekliğin ya da dişiliğin belirlenmesinde rol oynayan kromozom. ALPAGUT:Asilzade,derebeyi. ALPAKA :Lamaya benzeyen koyunumsu hayvan. ALPİNİST:Dağcı. ALPİNİZM :Dağcılık. ALT KURUL : Encümen. ALTAMİRA:İspanya’da, tarih öncesi dönemlere ait duvar resimleriyle ünlü mağara. ALTAN:Tatar hanlarına verilen unvan. ALTAR: Akrep takım yıldızının kuyruğunun güneyinde yer alan,küçük güney takımyıldızı. ALTAR: Tapınaklarda,üzerinde kurban kesilen,günlük yakılan,dini tören yapılan taş masa,sunak. ALTERNATİF:Seçenek. ALTERNATÖR:Dalgalı elektrik akımı veren üreteç. ALTES :Prens ve prenseslere verilen şeref unvanı. ALTES:Peru’da yaşayan uzun tüylü bir memeli hayvan. ALTIDAN:Hastanelerde perhizsiz hastalara etlisi tatlısıyla verilen tam yemek. ALTIKARDEŞ :Takım yıldız. ALTIN:Atom sayısı 79,atom ağırlığı 196,9 olan,1064 C’de eriyen,kolay işlenen,yüksek değerli,paslanmaz element. ALTINBAŞ:Kefal balığının bir türü. ALTINBAŞ:Kırkağaç da denilen bir kavun cinsi. Kalınca kabuklu bir kavun türü. ALTINBEŞİK:Antalya ilinde ulusal park kapsamına alınmış ünlü mağara. ALTINDERE:Trabzon’un Maçka ilçesinde,Sümela Manastırını barındıran ve ulusal park kapsamına alınan vadi. ALTINOLUK : Altın sırma yada kılaptan işlenmiş çizgili ipek kumaş ve bu cins kumaşların üstünde bulunan sırma işlemeli yollar. ALTINTAŞ (ANADOLU YAPINCAĞI): Bozcaada,Gökçeada ve Çanakkale yöresinde yetişen beyaz üzüm. ALTINTOP:Turunçgillerden tadı acımsı bir meyve,greyfurt. ALTIPARMAK:Palamut balığının bir türü. ALTIPATLAR:Revolver. ALTİMETRE:Bulunulan yerin yüksekliğini gösteren aygıt. Yükseklik ölçer. ALTO :Kadın seslerinin en pes olanı. ALTO :Kemanla viyolonsel arası büyük keman, viyola. ALTUNİ :Altın renginde olan. ALU: Eski dilde erik. ALUDE:Bulaşmış, bulaşık,kirli. ALUK:Aşık kemiğine ve bu kemikle oynanan oyuna verilen ad. ALYANAK :Güney Ege ve Akdeniz kıyısı bölgelerimizde Çipura balığına verilen ad. ALYANAK: Bir kayısı cinsi. ALYON: Çok zengin kimse. ALYUVAR:Kana kırmızı rengini veren çekirdeksiz,yuvarlak,küçük hücre. ALZHEİMER:Elli yaşına doğru başlayan yaşlılık öncesi bunama hastalığı. AM:Eski dilde yıl. AMA :Gözleri görmeyen. AMA:Japonya’da Buda Rahibesi. AMABİLE: Sakin,yumuşak müzik. AMABİLE:Bir parçanın sevimli ve cana yakın çalınacağını anlatan müzik terimi. AMADE:Bir işi yapmaya hazır. AMADİNDA:Afrika müziğine özgü,ağaç gövdelerinden yapılan bir tür ksilofon. AMAK:Eski dilde derinlikler. AMAK:Gözpınarları. AMAKAT:Derinlik., aptallık. AMAKİHİ:Hawaii’de çok yaygın olan ötücü bir kuş. AMAKUSA:Japonya’da adalar topluluğu. AMAL: Eski dilde ameller, istekler. İşlemler. AMALAKA:Hint tapınaklarının yastık biçimindeki çatısına verilen mimari ad. AMALGAM :Dişçilikte kullanılan,cıva ve bakır yada cıva,gümüş ve kalay bileşiği. AMALİKA (AMALİKALAR):Hud Peygamber döneminde Hicaz’da oturan,kötü ahlaklarının yok olmalarına neden olduğu rivayet edilen,Kutsal Kitap’ta adı geçen bir kavim. Sina yarımadasında yaşamış,gariplikleriyle tanınan bir kavim. AMAN:Evli olmadığı bir kadının dostluğuna mazhar olmuş kimse. AMAN:Güvenlik içinde olma. AMANİ: Safranbolu,Zonguldak yöresine özgü bir halk oyunu. AMANİTA (AMARİTA):Şapkasının altında ışınsı levhacıklar,sapının üst kısmında bir yaka ve dip kısmında bir etek bulunan ormanlarda oldukça yaygın bir mantar türü. AMANOS:Güney Anadolu’da bir dağ. AMAR:Eski dilde hesap, tahmin, istatistik. Araştırma, inceleme. AMAR:Eski dilde karında su biriktirme hastalığı. AMAR:Eski dilde ömürler, hayatlar, yaşlar. AMARA (AMARE) : Irak’ta bir kent. AMARAT :Marangoz, dülger, demirci ve çiftçilerin kullandıkları, testere, keser, balta, saban demiri, çizek gibi aygıtlar. AMAREGİR:Muhasebeci,sayman. AMARİL:Sarı humma virüsü. AMARİLİS: Güzelhatun çiçeği de denilen,güzel çiçekli bir süs bitkisi. Huni biçiminde çiçekleri olan,kısa ömürlü,soğanlı bir süs bitkisi. AMARİLİT:Hidratlı doğal demir ve sodyum sülfat. AMARNA:Mısır’da ünlü bir arkeolojik bölge. AMARO: İtalya’ya özgü,keçiboynuzundan yapılan bir içki. AMAROS:Anadolu’nun Sinop yarımadasında kuzey fırtınalara kapalı doğal liman. AMASA : Eski dilde şişme, kabarma. AMAT:İhsan Oktay Anar’ın bir romanı. AMATERASU:Japonların ulusal dini Şintoizm’in güneş tanrıçası. AMATİ:Keman yapımıyla ünlü bir İtalyan ailesi. AMAZON:Kadınların ata binerken giydikleri bir ceketle uzun bir etekten oluşan kıyafet. AMAZON:Muğla’nın Marmaris ilçesinde,doğal güzelliğiyle tanınmış bir koy. AMAZONA:Amerika’da yaşayan iri papağan. AMBALE:Herhangi aşırı bir şeyden şaşırmış,bunalmış. AMBAR:Tahıl,yiyecek veya eşya saklanan yer. AMBARGO:Bir malın serbest sürümünü engellemek için konulan yasak. AMBER AĞACI:Bir cins mimoza. AMBER:Aynı adı taşıyan balıktan çıkarılan güzel kokulu,kül renginde bir madde. Güzel kokulu bazı maddelere verilen ortak ad. AMBERBU: Hindistan’da,İran’da yetişen,pişince güzel koku veren,iri ve uzun taneli bir tür pirinç. AMBERİ:Amber kokulu, amber gibi kokan. AMBERİYE:Yayla çiçeği. AMBLEM:Soyut bir şeyin,bir kavramın sembolü olan varlık veya eşya. Belirtke. AMBOLAR:Namibia ve Angola’da yaşayan bir halk. AMBOLİ:Atardamarda kanın pıhtılaşması veya yağ parçacıklarının oluşması sonucunda meydana gelen tıkanma. AMCABEY :Cemal Nadir’in yarattığı bir karikatür tipi ve çıkardığı mizah dergisinin adı. AME:Divit.yazı hokkası. AMED:Devlet merkezinde bulunan il memuru. . AMED:Eskiden devlet dairelerine gelen mektupların üzerine konan kayıt işareti. AMEDİ:Haberleşmeyi yürüten kalem. AMEDİYYE (AMEDİYE):Osmanlı imparatorluğu’nda yurt dışından getirilen veya nakledilen her türlü mal ve ticari eşyadan alınan gümrük resmine verilen ad.Osmanlılarda bir ilden diğerine geçen mallardan alınan vergi. AMEL:İshal. AMELE:İşçi. AMELİ: Pratik. Kılgın. AMELİMANDA :İşe yaramaz. AMENAJMAN:Devlete ve kişilere ait ormanların,önceden hazırlanıp kabul edilmiş esaslara uygun olarak işletilmesi. AMENNA:Arapçada inandık anlamında bir söz. AMENOFİS :Eski Mısır’da,18. hanedandan dört firavunun ismi. AMENOKAL:Tuaregler de krala ya da reise verilen ad. AMENORE: Kadınlarda adet yokluğu. AMER:Türlü bitkilerin yaprak ve kabuklarıyla kokulandırılmış acımtırak bir içki. AMERİKAN :Pamuktan düz dokuma. AMERİKAN ÜZÜMÜ: Şekerci boyası. AMERİKANO:Bir iskambil oyunu. AMETİST:Süs taşı olarak kullanılan mor renkte bir tür kuvars. AMFİBİ: Karada olduğu gibi suda da kullanılabilen araba,tank,uçak vs araç. AMFİBİ:Hem karada hem suda yaşayabilen. İki yaşayışlı AMFİTEATR:Sıraları geriye veya kenarlara doğru yükselen tiyatro salonu. AMFORA (AMFOR):İki kulplu,dibi sivri,dar boyunlu,karnı geniş testi. AMİD (AMED) : Diyarbakır’ın eski adı. AMİK: Derin. AMİK: Hatay ilinde bir ova. AMİKASİN:Pek çok mikroba karşı etkili olan bir antibiyotik. AMİL:Etken,yapan. AMİLAZ :Nişastayı parçalayarak şekere çeviren enzim. AMİNALAYI:Eskiden okul öncesi yaştaki çocuklar mahalle mektebine başlarken yapılan tören. AMİNO: Alkil kökü. AMİNOS:Döl kesesi. AMİP :Vücudun biçim değiştirmesiyle oluşan geçici kollar yada ayaklar üzerinde sürünerek yer değiştiren,tatlı ve tuzlu sularda yaşayan bir hücreli canlı. AMİR:Buyurucu. AMİSOS:Samsun kentinin antik dönemlerdeki adı. AMİTOZ:Amip,akyuvar ve bazı bakterilerde hücre bölünmesi yoluyla olan çoğalma. Eşeysiz bölünme. AMLAKİT:Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde bir yayla. AMNEZİ:Belleğin güçten düşmesi ya da kaybolması. Bellek yitimi. AMOK:Malaya dilinde delirme. AMON: Eski Mısır’da güneş tanrısı. AMONYAK:Azot ve hidrojen bileşimi olan,keskin kokulu bir gaz. AMOR :Roma mitolojisinde aşk tanrısı. AMOR: Bir kumaş türü. AMORA: Sübye donanımlı yelkenlilerde yelkenin direğe bağlanan alt köşe yakası. AMORA:Denizcilikte yelkenlerin açılması komutu. AMORALİZM :Ahlak dışıcılık. Töredışıcılık. AMORF:Özel bir biçimleri olmayan maddeler için kullanılan sözcük. Biçimsiz. AMOROFOBİ:Aşık olmaktan duyulan aşırı korku. AMOROSO:Bir parçanın sevecenlikle,sevgiyle çalınması gerektiğini belirten müzik terimi. AMOROZ:Geçici yada kesin olarak ışığı hiç algılayamama. Bakar körlük. AMORTİSMAN:Taşınmaz malların aşınmalarına karşılık olarak yıllık kardan ayrılan belirli pay. AMORTİSÖR:Motorlu araçlarda sarsıntı,sallantı gibi hareketleri en aza indiren düzen.Yumuşatmalık.. AMPER:Elektrik akım şiddeti temel birimi. Yeğinlik. AMPİR:Napolyon döneminde Fransa’da ve Avrupa’da yaygın olan yapı,mobilya ve giyim biçemi. On sekizinci yüzyılda Fransa’da yayılan bir süsleme üslubu. AMPİRİK:Tecrübeye dayanan. Deneysel. AMPİRİZM: Bilginin gözlem,deneme ya da duyular yoluyla elde edilebileceğini ileri süren öğreti. Deneyimcilik. AMPLİFİKATÖR: Alçak veya yüksek frekanslı akımların yararlı etkilerini artırmaya yarayan araç,yükselteç. AMPUL:İçinde vücuda zerk edilecek sıvı ilaç bulunan cam tüp. AMRİ:Yunus Emre tarzında yazdığı ilahileriyle de tanınan 16. yüzyıl divan şairi. AMRİTA:Hint mitolojisinde, içenlere ölümsüzlük sağlayan içki. AMRİTSAR:Hindistan’da Sihler tarafından kutsal sayılan kent. AMS:Bir Batıni tarikat olan Nusayriliğin kutsal simgesi (Ali,Muhammet ve Selman El-Farisi’nin ilk harflerinden oluşur). AMUDİ:Dikey,dikine. AMULET:Eski Mısır’da kişinin muska gibi kullandığı atalarından kalma küçük vücut parçası. AMUT:Dikme.Dik. AMYANT:Kolayca bükülen ve ateşe dayanan liflerden oluşmuş,bir tür ak asbest. AN :En kısa zaman. AN:Güzellik,cazibe. AN:Tarlalar arasında sınır çizgisi olarak kullanılan ekilmemiş bölüm. AN:Zihin. |
ANA ARI :Arı beyi. ANA: Aziz tanınan kadınlar. ANA:Lütfi Ömer Akad’ın bir filmi. ANABAS:Sığ sulardaki çalılıkların dibinde yaşayan tırmanıcı küçük balık. ANABASİS:Yunanlı tarihçi Ksenephon’un “Onbinlerin dönüşü” adıyla da bilinen ünlü yapıtı. ANABOLİZAN:Proteinlerin kolay sentezlenmesini sağlayarak vücudun gücünü artıran maddelere verilen ad. ANABOLİZMA: Biyolojide özümleme,asimilasyon ve biyosentez süreçlerinin tümü. ANAÇ:Kurnaz, tecrübeli. ANAÇ:Yavru yapmaya alışmış kümes hayvanları için kullanılan sözcük. ANADENİZ: Okyanus. ANADUT:Daha çok sap yükleme ve harman aktarma işinde kullanılan uzun saplı tarım aracı. Dirgen.Yaba ANAEROBİK:Oksijensiz yerde yaşayabilen,yetişebilen. ANAFARTA:Gelibolu yarımadasında suvla ‘da denilen bir koy. ANAFOR :Burgaç, çevri, eğrim. ANAFOR: Ters akıntıların meydana getirdiği dönme. ANAGRAM :Kitap, takip, patik, katip örneğinde olduğu gibi,bir sözcük içindeki seslerin yerini değiştirerek elde edilen yeni sözcüğe verilen ad. ANAHİTA:Eski İran dininde aşk ve bereket tanrısı. ANAK:Boynu uzun adam. ANAK:Heykel,abide anlamında kullanılan yerel sözcük. ANAK:Yaprak sapı. ANAKARDİYUM: Tropikal bölgelerde yetişen ve meyvesine kaju elması denilen ağaç. ANAKIZ:Kastamonu yöresine özgü,mercimek ve pirinçle yapılan bir çeşit çorba. ANAKİKLİK:Pay ederek iki kerede yap, Anastas muz satsana, Traş neden şart örneklerinde olduğu gibi, tersten okununca aynı anlamı veren tümce ya da sözcük. ANAKONDA:Boagillerden,tropikal Amerika’da yaşayan,avını sararak ve sıkarak öldüren çok iri ve zehirsiz bir yılan. ANAKRONİK:Çağı geçmiş. ANAKRONİZM:Edebi eserlerde meydana geliş tarihi kesin olarak bilinen bir olayı değişik bir tarihte geçmiş veya yaşadığı zaman belli olan bir kişiyi başka bir zamanda yaşamış gösterme. ANAKTORON:Antik Yunan’da bir yapının en kutsal bölümü. ANAKURU: Tokat yöresine özgü bir halk oyunu. ANAL: Anüsle ilgili. ANALEZİ: Sindirim borusundaki herhangi bir bölümün öteki bölümlerle uyumlu biçimde hareket edememesi. ANALIKIZLI:Salça,tuz,su,bulgur ve kıymanın yoğrularak küçük köfteler haline getirilmesi ve bu malzemenin et suyu ve nohut ile pişirilmesiyle hazırlanan yemek. ANALJEZİ :Acı yitimi. ANALOG: Dijital karşıtı. Elektrik sinyallerinin dijital (sayısal) olmayan yollarla aktarılması.Pikap ve kasetçalar gibi. ANALOJİ: Kimi ortak yönleri olan iki şey arasındaki benzeşme. Benzeşim,örnekseme. Bir sonuç çıkartma yolu ANAMAS:Yurdumuzun Göller yöresinde,bir adı da Güllüce olan dağ. ANAMORFOZ:Görsel sanatlarda figürlerin çarpıtılmış gibi gösterildiği perspektif tekniği. ANAN:Hatırlayan. ANANAS:Botanikte (Ananas sativus) olarak tanımlanan,sıcak ülkelerde yetişen bir ağaç ve aynı adı taşıyan meyvesinin adı. ANANE:Gelenek. ANANET:Erkekte cinsel güçsüzlük.,puluçluk. ANAPA:Bir cins taze fasulye. ANAR:Azerbaycanlı ünlü yazar. ANAR:Sosyolojide bir kabilenin bölündüğü iki yada daha çok parçadan her biri. Boy, klan. ANARŞİZM:Tarihsel koşullar ne olursa olsun devletin ortadan kaldırılması gerektiğini savunan öğreti. ANARTRİ:Dil tutukluğu. ANASACUTA : Kılkuyruk ördek. ANASIR: Unsurlar,öğeler. Bir topluluğu oluşturan din ve ırk bakımından değişik kesimler. ANASON:Botanikte (Pimpinella anisum) olarak tanımlanan,maydanozgillerden,kokulu tohumu hamur işlerinde ve rakı yapımında kullanılan,yurdumuzda ekimi yapılan bitki. ANASTİLOSİS:Yıkılmış bir yapının büyük bir bölümünün alan üzerindeki buluntularla ve ilk yapılışında uygulanan mimari yöntemleriyle yeniden yapılması. ANASTOMOZ: Cerrahide ağızlaştırma (İki yolu,iki kanalı,iki boşluğu birleştirme). ANASU :Katılaşmakta olan bir sıvıda cisimler kristalleştikten sonra arta kalan çökelti. ANAT:Eski Mısır’da savaşçıların ve silahların tanrıçası. ANAT:Nüans. ANATAZ:Doğal titan oksit. ANATOMİ:İnsan,hayvan ve bitkilerin yapısını ve organlarının birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim. Canlıların vücut yapılarını ve bu yapının ayrıntılarını inceleyen tıp dalı. ANATOSİZM:Ödünç verilmiş bir paranın,bir yıldan daha kısa bir dönem için hesaplanan faizlerinin ana paraya eklenmesi. ANAV:Türkmenistan’da arkeolojik bir buluntu yeri. ANAVARZA:Çukurova’da bir antik Kilikya kenti ve kalesi. ANAVASYA:Göçücü balıkların Akdeniz’den Karadeniz’e çıkması. ANAVATA :Sarma tekniğiyle yapılan bir tür işleme. Bir tür nakış. ANAVUL :Suyun arklara paylaştırıldığı yer. ANAVUL:Tarlanın saban iziyle ayrılan parçalarından her biri,evlek. ANAZARBA:Çukurova’da antik Kilikya kenti ve kalesi. ANAZARK :Plazma sıvısının deri altı dokusuna ve seroz zarlara yaygın biçimde sızması. ANBİYE:Verev. ANÇÜEZ :Genellikle hamsi veya sardalye balığından yapılan zeytinyağlı ve tuzlu balık ezmesine verilen ad. AND:Güney Amerika’daki dağ sırası. ANDAÇ :Hatıra, yadigar. Bir kimseyi,bir olayı anımsatan armağan. ANDAÇ:Gerekli notların unutulmaması için yazıldığı takvimli defter,ajanda. ANDAL:Tütün fideliği. ANDANTE: Adagio ile allegretto arasında ağır çalınması gereken müzik. ANDAVAL:Aptal,şaşkın,beceriksiz. ANDELİB :Eski dilde bülbül. ANDEMİ:Belli bir bölgede sıkça görülen hastalık. ANDEZİT:Siyah yada gri renkte bir yanardağ kütlesi. ANDIÇ:Uyarıda bulunmak yada bir şeyi anımsamak için yazılan yazı. ANDIK :Sırtlan. ANDIZ:Bir tür ardıç ağacı. Servi ağacı. ANDIZ:Kırlarda yetişen yabani bir otun kökü. Sarı çiçekli,acı ve kokulu bir ot. ANDON:Rize ilinde bir kaplıca ve içmece. ANDROCLE :Efes kentinin kurucusu. ANDROJEN: Erkekte üreme sisteminin gelişmesini yönlendiren bir dizi hormonun ortak adı. ANDROLOJİ:Erkek cinsel organlarının işlevlerini,hastalıklarını inceleyen bilim dalı. ANDROMEDA: Samanyolu galaksisine en yakın galaksi. ANDRON:Antik Yunan evlerinde erkeklere ayrılmış kesim yada daire. ANDROPOZ :Erkeklerde yaş dönemi. ANE : Irak’ta bir kent. ANE:Kasık., ANE:Yabani dişi eşek. ANEKDOT :Kısa veya özlü anlatımı olan komik öykü. Fıkra ANELE :Gemilerde kullanılan demir halka. ANEMAS:Bizans döneminde İstanbul’da siyasal suçluların kapatıldığı ünlü zindan. ANEMİ:Kansızlık. ANEMOFOBİ:Rüzgar korkusu. ANEMOMETRE:Rüzgarın veya gaz durumundaki akışkanların akış hızını ölçmeye yarayan aygıt. Yelölçer. ANEMON :Dağ lalesi.Manisa lalesi.Mor renkli ve çan biçimi tüylü çiçekleri olan otsu bitki. ANEROİT :Cıva yerine bir maden kutu kullanmak temeline dayanan kadranlı barometre. ANET:Fransa’da,şatosuyla ünlü bir kent. ANETO:Pirene dağlarının en yüksek tepesi. ANEVRİZMA:Bir atardamarın bir noktasında oluşan ur biçiminde gevşeme şişkinliği. ANEZE:İslamlığın ilk dönemlerinde kullanılmaya başlanan kısa mızrak. ANGAD:Fas’ta bir ova. ANGAJMAN:Bağlantı. ANGIÇ:Harman zamanı fazla sap yüklemek için öküz ve at arabalarının iki tarafına takılan parmaklık. ANGIN :Ünlü, soylu. ANGLİKAN:Dini bakımdan İngiliz kilisesine bağlı kimse. ANGLİKANİZM: İngiliz kilisesinin tuttuğu inanç yolu. ANGLOSAKSON:Britanya uygarlığına bağlı halkları belirten,onlara ilişkin olan. ANGOB:Seramik çamurunun süzülüp renklendirilmiş sıvı hali. ANGOR :Ruhsal bunaltı. ANGORA:Ankara kentine , adının Cumhuriyetten sonra Ankara olarak resmileştirilmesinden önce yabancı ülkelerce verilen ad. ANGSTRÖM :Metrenin on milyarda biri değerine eşit olan ışık dalgalarını ölçme birimi. ANGUAZ:Karın üstü kaslarının veya boğazın kasılmasına yol açan,paniğe kapılma şeklinde görülen ruhsal ve fiziksel rahatsızlık. ANGUDİ:Kiremit rengi. ANGUT:Ördekgillerden,tüyleri kiremit renginde,evcilleştirilebilen bir yaban kuşu. ANIK:Hazır. ANITSAL:Boyutları çok büyük olan, görünümüyle görenleri etkileyen. ANIZ: Ekin biçildikten sonra toprakta kalan köklü sap. ANİ:Kars’ın doğusunda ünlü antik kent. ANİ:Tropikal Amerika’da yaşayan siyah tüylü bir kuş. ANİF:Sert,kaba. ANİK:Kimi yörelerde mayası tutmamış hamur anlamında kullanılan sözcük ANİKADIN:Divan edebiyatının ilk kadın şairlerinden,Hace-i Zenan da denilen şair. ANİLİN :Benzenden türeyen ve boya sanayinde kullanılan zehirli bir madde.Organik boya cevherine verilen ad. Yapma boyaların yapımında kullanılan bir madde. ANİMA :Can. ANİMA:Aristoteles’in bir yapıtı. ANİMA:Bir müzik parçasının derin bir duygu verilerek çalınmasına verilen ad. ANİMA:İsviçre’li psikiyatr Jung’a göre insan ruhunun kadınsı bölümü. ANİMASYON:Tek tek resimleri ya da hareketsiz resimleri gösterim sırasında hareket duygusu verebilecek biçimde düzenleme ve filme aktarma işi. ANİMATO: Canlı,hareketli müzik. ANİMATÖR : Canlandırıcı. ANİMİZM:Evrendeki varlıklarda ve şeylerde bir ruh bulunduğu inancına dayanan genel görüş.Canlıcılık. ANİRA:Japon folklorunda saatleri düzenleyen 12 cinden biri. ANİS:Büyük ve besili deve. ANİS:Orta yaşlı ve evlenmemiş kız için kullanılan eski sözcük. ANİSA : Kayseri yakınlarında Kapadokya bölgesinde bir ilk çağ kenti. ANJELİK:Aşağıya doğru genişleyen yüksek ökçeye verilen ad. ANJİN:Boğaz mukozasının şişmesi,yutak iltihabı. ANJİYOGRAFİ:Atardamar ve toplardamarların (x) ışınlarını geçirmeyen bir madde şırınga edildikten sonra röntgen filmleriyle incelenmesine dayanan radyoloji yöntemi. ANKA:Masallarda adı geçen ve gerçekte var olmayan bir kuş. ANKASTRE:Bir oyuğa bir yuvaya yerleştirilmiş tesisat. ANKEBUT :Eski dilde örümcek. ANKESÖR :İçine para yada jeton atılarak bir aygıtın çalışmasını sağlayan kumbara. ANKİLOZ : Oynar eklemlerde oynaklığın kalmamasıyla eklemin işlemez duruma gelmesi. ANKLAV:Bir devletin topraklarıyla çevrilmiş başka bir devlete ait arazi. ANKOSTİK:Renk verici maddelerle sıcak balmumu karıştırılarak elde edilen boyaların kullanıldığı resim tekniğine verilen ad. ANKRAJ:Bir yapısal öğeyi metal kenetlerle tutturma işlemi. ANKSİYETE:Yürek darlığı.,aşırı sıkıntı,kaygı,bunaltı. ANLAK :Zeka. ANMALIK: Anılmak için verilen şey,hatıra,yadigar. ANNEM HAKKINDA HERŞEY:Pedro Almodovar’ın bir filmi. ANOA :Sulavesi Adalarında yaşayan ve zamanının çoğunu göl ve ırmaklarda su içinde geçiren düz boyunlu cüce manda. ANOFEL:Zoolojide (Anopheles maculipennis) olarak tanımlanan,sıtma mikrobunu aşılayan bir tür sivrisinek. ANOLOJİ:Kimi ortak yönleri olan iki şey arasındaki benzeşme. ANOMALİ:Sapaklık, aykırılık. ANOMİ:Toplumda yada bireyde,ölçü ve değerlerin çökmesi yada amaç ve ülkü yoksunluğu sonucunda oluşan dengesizlik durumu. Kuralsızlık. ANON:Selülozik örtü boyalarının eritilmesinde ve inceltilmesinde kullanılan sıvı. ANONA:Ekvator bölgesinde yetişen bir meyve ağacı. ANORAK :Su geçirmez, kukuletalı kısa ceket. ANOREKSİ:Şişmanlamak yada kilo almaktan korkma biçiminde ortaya çıkan aşırı iştahsızlık. ANOT :Pozitif elektrot. ANSEFAL:Kafatasının içinde bulunan sinirsel organların tümü. ANSEFALİT:Beyin yangısı. ANSIZ:Meşru olmayan çocuk. ANŞANTE:Bir dönem Fransızca sözcüklerle konuşmaya özenen çevrelerde memnun oldum,tanıştığımıza sevindim anlamında kullanılan bir sözcük. ANT : Yemin. ANTA:Bir duvarın başını yada iki duvarın köşesini oluşturan gömme ayak. ANTAGONİZMA:Tezat. ANTANT :Anlaşma,uyuşma. ANTARALA:Hint tapınağının üstü açık giriş mekanı. ANTARAS: Güney Amerika müziğinde kullanılan bir tür pan flüt. ANTARES :Akrep takımyıldızının en parlak yıldızı. ANTEN:Duyarga. ANTERİT:İnce bağırsak iltihabı. ANTET:Kağıt yada zarf üzerine basılmış ad ve adres. Yazı veya resim başlığı. ANTİBİYOTİK:Bitkilerde,özellikle küf mantarlarında bulunan yada sentezle elde edilen,bir çok mikroba karşı kullanılan penisilin,streptomisin gibi maddelerin ortak adı. ANTİDOT: Panzehir. ANTİJEN:Vücuda dışarıdan giren ve antikor oluşmasını sağlayan yabancı madde. ANTİK: Eski Yunan ve Roma çağlarına ait. ANTİKA:Eski çağlardan kalma yapıt. ANTİKİTE:Antik çağ. ANTİKOR :Hastalık etkenlerini zararsız duruma getirmek için vücudun çıkardığı madde. ANTİL:Atlas Okyanusu’nun batısındaki denize ve buradaki adalara verilen ad. ANTİNOMİ :Felsefede,yasaların yada önermelerin kendi aralarında çelişikliği,çatışkı. ANTİOKSİDAN:İçeceklerin direkt güneş ışığı veya oksijen gibi nedenlerle renklerinin bozulmasını ve acılaşmasını önlemek için kullanılan maddelerin genel adı. ANTİSEPSİ:Mikropları ilaçla öldürme yolları. ANTİSİKLON:Yüksek basınçlı atmosfer kütlesi. ANTİTOKSİN: Panzehir. ANTOLOJİ:Seçki,güldeste. ANTONİM:Ters anlamlı kelimelere verilen ad. ANTRAKT:Bir oyunda,bir filmde dinlenme süresi,ara. ANTRASİT :Koku ve duman çıkarmadan,büyük bir ısı vererek yanan bir tür taşkömürü. ANTREPO:Gümrüklere gelmiş ticari eşyanın konulduğu,korunduğu yer,ardiye. ANTROPOLOG :İnsan bilimi uzmanı. ANTROPOLOJİ:Konusu insanı incelemek olan bilim dalı. ANU:Mezopotamya panteonunda tüm tanrıların babası ve kralı olan Sümer gök tanrısı. ANUBİS:Çakal başlı insan görünümündeki bir Mısır tanrısı ,ölüler tanrısı.. ANURA :Kurbağaların bilimsel adı. ANUŞTİGİN:Harzemşahların ilk hükümdarı. ANUT:İnatçı,ayak direyen. ANÜRİ:Tıp dilinde idrar salgısının azalmasına verilen ad. ANYON:Negatif elektrikle yüklü iyon. ANZAROT :Geven cinsinden sarı çiçekli ve dikenli çok yıllık bodur çalı. Bu bitkinin saplarından elde edilen zamk. Sıcak ülkelerde yetişen bodur bir ağaç ve bu ağacın yara tedavisinde kullanılan reçinesi. ANZAROT:Argo’ da rakı. ANZER :Rize ilinde balıyla ünlü bir yayla. AOL: Kafkas köyü. AORTİT:Büyük atardamar iltihabı. Aort iltihabı. AOTES:Tropikal Amerika’da yaşayan küçük maymun cinsi. APA:Konya ilinde bir baraj. APAÇİLER: Kuzey Amerika’da yaşayan Kızılderili bir halk. APADANA:Eski İran’da hükümdarların taht salonlarına ve bu salonu içeren önü sütunlu saraylarına verilen ad. APAK:Çok beyaz. APALAK:Kucaktaki tombul çocuk. APAMEİA: Afyon’un Dinar ilçesindeki antik kent. APANDİS:Kör bağırsağın ince bir parmağa benzeyen son bölümü. APANDİSİT:Apandis iltihabı. APAPLEKSİ :Aniden gelen şiddetli koma hali. APAR:Bir tatu (dövme) türü. APAR:Bir tiyatro oyuncusunun seyircilerin duyacağı biçimde ama sanki diğer oyuncular duymuyormuş gibi konuşması veya düşünmesi. APAR:Geçmişte işlenmiş,mahkemece ispatlanıp cezalandırılmış olan suç. APARKAT:Boksta bükük kolla aşağıdan yukarıya doğru atılan yumruk. APARMAK : Almak,alıp götürmek. APAŞ:Külhanbeyi.Kabadayı.Hayta. Büyük kent serserisi. APATAM:Afrika yerlilerinin çalı çırpıdan yaptıkları çardağa benzeyen barınak. APATİ: İradesizlikten ileri gelen sürekli cansızlık. Duygu kapanıklığı,duyumsamazlık. APATİK:Duygusuz, kayıtsız, uyuşuk. APATİT:Doğada,kemik dokusunda bulunan,içinde flüor veya klor olan doğal kalsiyum fosfat. APATURA:Daha çok ormanlarda yaşayan ve yanar dönerli mavi yada mor pırıltılar saçan beyaz benekli,kahverengi kelebek. APAZ :Bir avuç dolusu. APEKS:Uç, tepe, zirve. APEL: Pay bedelinin taksitle ödenmesinin söz konusu olduğu durumlarda,ortaklık yönetim kurulu tarafından ortaklara yapılan çağrı. APEL:Briçte atılan bir kağıtla eşine oynamasını istediği kağıdı belirtmek. APELLA:Eski Sparta’da halk meclisi. APERİTİF:Yemekten önce,genellikle tuzlu çerezle alınan,çoğunlukla damıtık alkollü içki. APERİTÖR:Büyük risk taşıyan sigorta işlerinin organizatörüne verilen ad. APERTURA (APERTÜRA):Terzilikte yırtmaç anlamında kullanılan sözcük. APIŞ:Butların iç tarafı,iki bacak arası. APIŞLIK : Ağ APİ :Kırmızı ve beyaz,sıkı ve tatlı küçük elma. APİ:Himalaya dağlarında doruk. APİA:Bir Pasifik ülkesi olan Batı Samoa’nın başkenti. APİDOLOJİ:Arıları inceleyen bilim adı. APİKO:Argo’da çok şık, güzel giyimli anlamında sözcük. APİKO:Geminin zincirini toplayıp demirini kaldırmaya hazır bulunması APİS: Kutsal Mısır öküzü. APİTOKSİN:Arı zehri. APLİK:Duvar lambası,duvar şamdanı. APLİKASYON:Eldeki haritaya göre arazi üzerinde bir parseli kazıklarla belirtme. APLİKE:Düz yada desenli bir kumaştan kesilmiş motiflerin bir başka kumaşa işlenmiş durumu. APNE:Solunumun az ya da çok süreli olarak durması. APOKALİPS:Hıristiyan inancında kıyamete verilen ad. APOKALİPTİK: Anlaşılmaz,kapalı,karanlık.(Söz ya da yazı). APOKRİF:Doğruluğuna güvenilmez söz veya yazı. APOLET:Omuzluk. APONİ:Torbaya benzer, büyük gözlü balık ağı. APOPLEKSİ:Beyin kanaması. APOR:Bir ticari ortaklığın kuruluşu sırasında başlangıç sermayesini oluşturmak üzere ortakların vermeyi yükümlendikleri değerlerin tümü./ Anonim şirketlerde kurucu ortakların veya sermaye artırımına katılanların şirket sermayesine yaptıkları her türlü katkı. APORT :Avın ya da kendisine gösterilen şeyin üzerine atılıp getirmesi için köpeğe verilen komut. APOSTERİORİ:Deneyden çıkan ve deneye bağlı olan bilgi. APOŞİ: Çember biçiminde,telden yapılma,torbaya benzer,büyük gözlü ağ. APOTR:Bir inancı, bir görüşü yayan kimse. Yardımcı,havari. APPUŞ:Boğazköy’de bulunmuş Hititçe yazılı efsane. APRA:Eski Türklerde yeraltındaki büyük denizde yaşadığına inanılan efsanevi yaratık. APRAKSİ: Tıpta el,kol vs ile düzenli hareketleri yapma yetersizliği,işlev yitimi. APRANTİ:Yarış atlarının bakımıyla yükümlü ve antrenman için zaman zaman onlara binebilecek yetenekte seyis. APRE: Dokumacılıkta,boyacılıkta cila olarak kullanılan bir madde. APRE:Kumaşın veya derinin cilalanması,perdahlanması. Derinin parlatılması. APRİORİ:Deney ötesinde geçerliği olan bilgi. Önsel. APRON: Uçakların yolcu indirip bindirdikleri pist. APSENT:Pelinle kokulandırılmış sert bir içki. APSİS: Yönlü bir eksen üzerinde bir noktanın, başlangıç noktasına olan uzaklığının cebirsel değeri. Bir noktanın uzaydaki yerini bulmaya yarayan ana çizgilerden yatay olanı,koordinat. APTERİKS:Yeni Zelanda’da yaşayan bir kuş. Uçamayan bir kuş,kivi. APTERON:Yalnızca ön cephesinde sütun bulunan Antik Yunan ve Roma yapısı. APUKURYA:Hıristiyanların büyük perhize girmek üzere bulundukları günler. AR : Utanma duygusu. AR: 100 m2 ARA.: Güney Amerika’da yaşayan göz alıcı parlak renkleri olan,iri gövdeli bir papağan. ARABAN : Türk müziğinde bir makam adı. ARABAŞI:Tavuğun göğüs etiyle hazırlanan ve pişmiş hamurla yenen bir tür çorba. ARABESK:Girişik bezeme. ARABİKA:Güney Amerika’da üretilen kaliteli bir kahve cinsi. ARABİS: Tuluat tiyatrolarında Kanto’da doğu giysileriyle yapılan dansın adı. ARABİS:Gümüş sepet de denilen pembe yada beyaz çiçekli bir saksı bitkisi. ARABİST:Arap dili ve edebiyatıyla uğraşan kimse. ARAÇ: Kastamonu’nun bir ilçesi. ARADA:Behçet Necatigil’in bir şiir kitabı. ARAF:Cennet ile cehennem arası. ARAFAT:Mekke’de hacıların arife günü toplandıkları tepe. ARAFURA:Büyük Okyanus’un batısındaki sığ deniz. ARAGONİT:Beyaz,yeşil,mavimsi gri renkte billurlaşmış bir tür kalsiyum karbonat. ARAGOZ:Mısır’a özgü bir tür el kuklası. ARAK:Pirinç ve şekerkamışından elde edilen bir tür rakı. ARAK:Ter. ARAKA: Kesilmiş ekşi sütten yapılan bir tür rakı. ARAKAN:Birmanya’da sıradağlar. ARAKARİ:Güney Amerika’da yaşayan uzun kuyruklu bir tukan türü. ARAKESİT:Çizgilerin,yüzeylerin,katı cisimlerin birbirine rastlayıp kesiştikleri yer. ARAKIYE:Bir tür küçük zurna. ARAKIYE:Dervişlerin başlarına giydikleri,tiftikten yapılmış,ince ve hafif bir çeşit takke. ARAKİ:Bazı ülkelerde damıtık içkilere verilen ad. ARAKNOFOBİ: Örümcek korkusu. ARAL: Birbirine yakın adalar topluluğu. ARALTI :Ahırlarda iki hayvan yeri arasına bölmelik diye konulan kalın sırık. ARAM:Çölde işaret olarak dikilen taşlar. ARAMHAÇATURYAN:Piyano,keman konçertoları ve Stalin’e şiir adlı yapıtıyla dikkat çekmiş olan,en ünlü yapıtları arasında “Gayene” ve “Spartak” baleleri bulunan Ermeni Sovyet bestecisi.(1903-1978).. ARAMİ:Bir şeyin yokluğunu hissetme. ARAMİDE:Dinlenmiş,rahatlamış. ARAN:Tütün hevengi,tütün dizmek,kurutmak ve işlemek için kullanılan üstü kapalı sergi. . ARANAĞME:Şarkı,türkü,köçekçe gibi küçük güfteli bestelerde,güftenin iki kıtası arasına,başına,sonuna da gelebilen,sözsüz çalınan parça. ARANÇ:Dava. ARANDALAR:Avustralya’da yaşayan yerli bir halk. ARANGA: Bir tatlı su balığı. ARANJMAN:Belirli sesler,çalgılar yada topluluklar için yazılmış bir yapıtı başka sesler,çalgılara yada topluluklara aktarma,düzenleme. ARANJÖR:Düzenleyici. ARAP SABUNU:Potasla yapılan bir sabun türü. ARAPACİS:Augustus adına kurulan ve Roma sanatının en önemli yapıtlarından biri olan sunak. ARAPAYMA:Güney Amerika’da yaşayan dünyanın boyu 4-5 metreye ulaşan en büyük tatlı su balıklarından biri. ARAPKIZI:Kırmızı renkli ve mayhoş bir elma cinsi. ARAPLEKSİ:Aniden gelen şiddetli koma hali. ARAPSAÇI:Ege bölgesinde körpe sapları sebze olarak kullanılan otsu bir bitki. ARAR:Dağ servisi. ARARAT : Ağrı Dağı’nın eski adı. ARAROT:Maranta adlı kamıştan elde edilen ve bebek maması yapılan un. ARAS:Doğu Anadolu’dan doğarak Hazar’a dökülen bir ırmak. ARASARİ:Güney Amerika’da yaşayan,tukan ailesinden,rengarenk tüylü bir kuş. ARASAT:İslam inancına göre kıyamet günü bütün ölülerin dirilerek toplanacağı yerin adı. ARASIL:Koşut, paralel. ARASÖZ:Bir söylemde yer alan ek açıklama. ARASTA:Eskiden çarşılarda aynı alışveriş bölgelerinde aynı işi yapan esnafın bir arada bulunduğu bölüm. ARASTAK:Eskiden mimaride yapıları örten süslü çatı ve saçaklar. ARAŞİT: Yer fıstığı. ARAT:Şanlıurfa-Gaziantep karayolunda bir dağ geçidi. ARATİ: Brahmanizm’de,bir tanrıyı ya da bir kişiyi onurlandırmaya yönelik tapınma hareketi. ARAVAK: Güney Amerika yerlileri arasında en yaygın dil öbeği. ARAVUL:Bir yerin özelliklerini araştıran asker kıtası. ARAZBAR:Türk Müziğinde bir makam. ARAZBARBUSELİK.: Türk müziğinde bir makam adı. ARBALET:Bir kundak üzerine oturtulan ve zemberekle geçirilen çelik yay. Kundaklı,tetikli yay. Ortaçağın en önemli atış silahı. ARBEDE:Gürültü,kavga. ARBİTRAJ: Fiyat farklarından yararlanmak amacıyla para,kıymetli maden,tahvil ve hisse senedi alıp satma işlemidir. Bir döviz,menkul değer,mal veya üretim faktörü gibi ekonomik varlığın aynı andaki fiyat farklılığından kar sağlamak üzere eş anlı olarak alınıp satılması şeklinde yapılan işlemler. ARBORETUM:Değişik türlerden,çoğunlukla yabanıl ağaç,ağaççık ve çalıların deneysel yetiştirilmesine ayrılmış park yada alan. ARCA:Çam ağacı,tahta kutu ve sandık. ARCA:İki çenetli yumuşakça. ARCA:Temiz, namuslu anlamında yerel sözcük. ARD:Değirmen taşına buğdayı akıtan oluk. ARDA: Arazide dikilen işaret çubuğu. ARDA:Maden üzerine kazıma yapmak ve çıkrıkta çevrilen şeyleri yontmak için kullanılan çelik kalem. ARDA:Sonra gelen,halef. ARDAK. :İçten çürümüş ağaç . Ağaçlarda mantarların oluşturduğu bir tür çürüme başlangıcı. ARDIL:Halef. ARDİL: Yerfıstığı proteinlerinin değişik molekül düzenlemesiyle elde edilen yapay iplik ya da elyaf. ARDİYE:Genellikle ticaret eşyasının saklandığı yer,depo. ARDUVAZ:İnce yapraklar biçiminde ayrılabilen ve özellikle çatı örtüsü olarak kullanılan sistli kayaçlara verilen ad.. Killerin başkalaşımı ile oluşmuş, yapraklar durumunda ayrılabilen bir taş. ARE:Ödünç mal. ARECAN:Topallık, aksayarak yürüme. AREKA:Güneydoğu Asya’da yetişen ve zeytine benzer meyveleri olan bir palmiye. AREMREM:Kalabalık çok sayıda askere sahip ordu” anlamında eski bir sözcük. ARENA:Boğa güreşi yapılan alan. ARENİT:Kum büyüklüğünde taneciklerden oluşan tortul kayaçların genel adı. ARENOTOKİ:Yalnız erkek bireyler veren döllenmesiz üreme. AREOMETRE:Sıvı ölçer. ARES:Yunan mitolojisinde savaş tanrısı. ARETAS:İstanbul’da Boğaz içine dökülen Göksu’nun antik adı. ARF.: Güzel koku. ARGAÇ:Dokuma tezgahında çözgüler arasından enine atılan iplik,atkı. ARGALİ :Kuzeydoğu Asya’da yaşayan,büyük boynuzları olan bir yaban koyunu. ARGIN:Gücü tükenmiş,yorgun,bitkin. ARGO:Kullanılan ortak dilden ayrı olarak aynı meslek yada topluluktaki insanların kullandığı özel dil yada sözcük dağarcığı. Mecazen serserilerin,külhanbeylerinin kullandığı söz veya deyim. Kaba ve küfürlü söz yada deyim ARGO:Yunan mitolojisinde altın postu aramaya çıkan geminin adı. ARGON:Havada yüzde bir oranında bulunan,rengi kokusu ve tadı olmayan bir element. ARGONOMİ:Tanrıbilim. ARGONOT:Kafadanbacaklılardan,salyangoz kabuğu biçiminde kabuğu olan ve ahtapota benzeyen bir hayvan. ARGUN:Hatay yöresine özgü, yan yana tutturulmuş iki kamış düdükten yapılmış çifte kaval. ARGÜMAN:Bir şeyi desteklemek ya da çürütmek için ileri sürülen neden, tanıt. ARIK :Fide veya fidan dikilen yer. ARIK:Sıska. ARIKİL: Porselen yapımında kullanılan kalitesiz beyaz kil. ARIKOVANI:Yengeç takım yıldızı yörüngesinde bir yıldız kümesi. ARIKUŞU:Sırtı sarı,karnı mavimsi yeşil renkte bir kuş. ARIN:Maden ocağında kazı yerini ilerleme yönünden sınırlayan yüzey. Kazı yerleri. ARIŞ (ERİŞ) :Çözgü. ARIŞ:Araba oku. ARIŞ:Kolun dirsekten parmaklara kadar olan bölümü. ARIT:Kastamonu-Bartın Küre dağları milli parkında,mağaralarıyla ünlü bir kanyon. ARIZ :Yanak. ARIZ:Sonradan ortaya çıkan. ARIZİ:Gelip geçici. ARİ:Hint İran dil grubuna verilen ad. ARİ:Nazilerin politikasında Germen asıllı kimselere yakıştırılan ad. ARİ:Yoksul,çıplak,saf,saf ırk. ARİADNE:Sevgilisi Theseus’un Girit Labirentinden çıkabilmesi için ona ipliği veren Girit kralı Minos’un kızı. ARİANE:Yer eksenli yörünge üzerine,deneme uyduları yerleştirmek amacıyla geliştirilmiş Avrupa uzay füzesi. ARİEL: Jüpiter gezegeninin bir uydusu. ARİEL:Yahudi inancında kötü ruhlu meleklere verilen ad. ARİFAN. :Bilginler ARİFANE :Yiyeceği ortaklaşa sağlanan toplantı. ARİFİYE: Yurdumuzda kurulmuş 21 Köy Enstitüsünden biri. ARİKA:Kımız rakısı. ARİKİ:Paskalya adasında bulunan ve boyları yediyle yirmi metre arasında değişen,volkanik taşlardan yontulma tanrılaştırılmış şef heykellerine verilen ad. ARİLER: Tarih öncesi dönemlerde Kuzey Hindistan’da ve İran’da yaşamış halk. ARİN :Doğu Anadolu’da bir göl. ARİNA:Temizlik işlerinde kullanılan bir tür toprak. ARİS:Eski dilde gerdek. ARİTMETİK:Matematiğin sayıları,bunların arasındaki bağıntıları ve işlemleri konu alan dalı. ARİTMİ:Kalp atışlarındaki düzensizlik ve eşitsizlik. ARİVA:Yelkenli gemilerde gabyaların direklere çıkması için verilen komut. ARİYA.(ARYA):Sancağı, yelkeni veya sereni direkten aşağı alma.Yelken indirme. ARİYERE:Ticarette geciktirilmiş ödemeler için kullanılan sözcük. ARİYET:Ödünç,iğreti.,emanet. ARİZ:Geniş,enli. ARİZA:Yüksek bir makama sunulan mektup yada dilekçe. ARİZAMİK:Derinliğine, iyice.Enine boyuna. ARK:İki iletken arasında meydana gelen ve çok yüksek bir ısı açığa çıkaran, ışıklı elektrik boşalımı. ARKAÇ : Ağıl,davar ağılı. ARKAÇ:Dağ sırtlarında davarların yatırıldığı düz, rüzgar almayan kuytu yer. ARKAD:Mimarlıkta,sütun yada ayakların taşıdığı kemer sırasına verilen ad. ARKAİK :Güzel sanatlarda klasik çağ öncesinden kalan. Eskil. ARKAİK:Bir sanatın,bir üslubun oluşum aşamasını niteleyen sözcük. Kullanıldığı çağdan daha eski bir çağdan kalma bir biçimin,bir yapının özelliği. ARKALIK:Ev içinde giyilen kolsuz,kalınca bir tür kısa hırka. ARKALIK:Hamalların yük taşırken kullandıkları arka yastığı.Hamal semeri. ARKAMAHMUZ:Suların rahat akmasını sağlamak için bir köprü ayağında yapılan profilli bölüm. ARKEBÜZ:On beşinci asırda Fransa’da kullanılmaya başlanan,taşınabilir ateşli silah. Omuzda taşınan,uzun bir tabanca.Çok eski zamanlarda kullanılmış olan bu silaha Fransızlar el topu da derler. ARKEGON:Yosunlarla eğrelti otlarının dişilik organı. ARKEOLOG: Kazıbilimci. ARKEOLOJİ:Eski çağlardan kalma eserleri tarih ve sanat bakımından inceleyen bilim dalı. Kazı bilimi. ARKEOPTERİKS:Hem kuş hem sürüngen özellikleri gösteren bir hayvan fosili. ARKETİP:Bir mimari öğenin henüz etkin biçimine ulaşmamış ilk örneği. ARKTİK:Kuzey kutbuyla ilgili, kuzey kutup yakınında olan. ARKTİKA: Kuzey kutup bölgesi. ARKUT:Bolu’nun Gerede ilçesinde kayak merkezi olan bir dağ. ARMA :Geminin yürümesine hizmet eden direk,seren,ip,halat ve yelken takımı. ARMA: Ongun. ARMADA:Donanma. ARMADİLLO: Sırtında zırh benzeri kemerler bulunan bir tür tespih böceği. ARMADURA:Gemide direklere takılı halatları bağlamak için küpeştenin iç tarafında bulunan delikli ve çubuklu levha. ARMAGEDON:İncil’e göre mahşer gününde iyilik ve kötülük orduları arasında olacak savaş meydanı. ARMAGNAC: Fransa’nın güney batısında tarihsel bir bölgenin ve burada üretilen ünlü bir konyağın adı. ARMATÖR:Ticaret gemisi sahibi. ARMATUR:Bir mıknatısın iki kutbu arasında kuvvet akımını toplu bir duruma getirmek için kutuplar arasına yerleştirilen demir parçası. ARMATÜR:Bir aygıtın yada bir düzeneğin ana bölümünü oluşturan parçaların tümü. ARMOLA:İzmir’in Seferihisar ilçesine özgü bir tür tulum peyniri. ARMOZ:Gemilerde güverte ve borda kaplama tahtalarının yan yana gelmeleri sonucu aralarında oluşturdukları çizgi. ARMUDİYE: Küçük hamur parçalarının yağda kızartıldıktan sonra şerbete atılmasıyla yapılan bir tatlı. ARMUDİYE:Üzerine besmele veya maşallah yazılı altın nazarlık. ARMUTLUK : Kader, alınyazısı. ARNAVUTBACASI:Tavan arasına ışık sağlayan ışık penceresi. ARNİKA :Öküzgözü de denilen papatyaya benzer çiçek. Mastı çiçeği. AROKARYA:Okyanusya’da ve Güney Amerika’da yetişen kozalaklı büyük ağaç. AROMA:Bitkisel kökenli bir yiyecek yada içeceğin damakta algılanan hoş kokusu. AROMATERAPİ:Bitkisel özlü yağlarla yapılan tedavi şekli. AROMATİK:Kokulandırılmış. ARONYA:Trabzon çayı,avcı üzümü,likapa gibi adlar da verilen ve Doğu Karadeniz’de yetişen bir meyve ağacı. AROZÖZ:Sulamaya ve yangın söndürmeye yarayan araç. ARP:Dik tutularak parmakla çalınan,üç köşeli ve telli,büyük çalgı. ARPACIK:Bazı ateşli silahlarda namlunun ucunda bulunan küçük çıkıntı. ARPACIK:İt dirseği. ARPAĞ:Eski Türklerde şamanın hastaları iyileştirmek için okuduğu dualara verilen ad. ARPAĞAN:Halk dilinde yabani arpa. Yabani bir yulaf cinsi. ARPALAMA:Atların ayaklarında görülen ve rahat yürümelerini önleyen hastalık. ARPALIK:Osmanlılarda saray ve yönetim görevlileriyle din adamlarına verilen ödenek. ARPEJ:Bir akort oluşturan seslerin birbiri arkasından çalınması. ARROYO :Yarı kurak ya da çöllük alanlarda rastlanan , yağışlar sırasında birdenbire dolup taşan kuru akarsu yatağı. ARS:Gelincik. ARSATA:Bir madeni paranın yüzündeki bütün kabartma ve resimlerden daha yüksek bir çıkıntı oluşturan çevre pervazı. ARSENİK:Atom numarası 33,atom ağırlığı 74,91 ve yoğunluğu 5,7 olan,atmosfer basıncı altında 4500 C’de süblimleşen,maden filizlerinde çok yaygın bulunan,metal görünümünde basit element. Zırnık,sıçanotu gibi adlar da verilen zehirli bir element. ARŞ:Göklerin en yüksek katı. ARŞE:Keman yayı. ARŞEVEK:Başpiskopos. ARŞIN :Altmış sekiz santimetreye eşit eski bir uzunluk ölçüsü birimi. ARŞİPEL:Ege denizinin ilk çağlarda “eski deniz” anlamındaki adı. ARŞİV:Belgelik. ARŞÜFERŞ: Gökyüzü ve dünya. ARTABEL:Gümüşhane’nin Torul ilçesinde,tabiatı koruma parkı kapsamına alınan 18 krater gölünün ortak adı. ARTAĞAN:Bereketli,çoğaltan. ARTAM:Meziyet.Erdem. ARTANE:Anadolu’nun Bitinya bölgesinde Karadeniz kıyısında antik yerleşme.(Bu günkü Şile). ARTEL:Eski Rusya’da gönüllü emekçiler birliği. ARTEMİS:Yunan mitolojisinde doğa , vahşi hayvanlar , av , bereket , erdenlik ve doğurganlık tanrıçasına verilen ad. Adına,Efes’teki dünyanın yedi harikasından biri olan tapınağın yapıldığı Yunan doğa tanrıçası. ARTEMİSİON: İzmir’in Selçuk ilçesinde,dünyanın yedi harikasından biri olan yapı. ARTENE:Gemilerde üzerine üçgen yelken asılan eğik seren. ARTER:Atardamar. ARTERİT:Atardamar iltihabı ARTERYOSKLEROZ:Damar sertliği. ARTIKEMEK:İşçinin,ek süre içinde harcadığı ve sonucunda artık değer yarattığı,karşılığı ödenmeyen emek. ARTIN:Katyon ARTMAK:Halk dilinde büyük heybe. ARTODA:Gözde iris ile billur cisim arasında bulunan boşluk. ARTRİT:Eklemlerdeki ağrılı hastalık. ARTROLOJİ:Eklemleri inceleyen anatomi dalı. ARTUNÇ:Mızrak. ARU:Endonezya’da bir ada grubu. ARUBA:Antil denizinde Hollanda’ya ait küçük bir ada. ARUM:Yılan yastığı,fil kulağı gibi adlar da verilen bir süs bitkisi. ARUN:Şair Özdemir Asaf’ın soyadı(Asaf Özdemir Arun). ARUS :Eski dilde gelin. Gelin,yeni evlenmiş kadın. ARUSEK :Bezekçilikte kullanılan, çok parlak, yeşil ve pembe dalgalı bir çeşit sedefe verilen ad. ARUSEK:Ateş böceği. ARUSEKLİ:Yeşil yada hareli sedefle bezeli her tür ahşap kakma eşya. ARUSİYE:Osmanlılarda yeni evlenen erkeklerden alınan vergi. ARUŞA:Tanzanya’da bir kent. ARUZ:Hecelerin uzunluk ve kısalık, kapalılık yada açıklık değerlerine göre türlü ses kalıplarından oluşan Divan Edebiyatı nazım ölçüsü. ARVANA: Dişi deve. ARYA: Sancağı,yelkeni,ya da sereni aşağıya alma. ARYA:Operalarda solistlerden birinin orkestra eşliğinde söylediği,genellikle kendi içinde bütünlüğü olan parça. ARZANİ:Eski dilde enine, enlemesine. ARZUHAL:Dilekçe. ARZUMANİ:Kars ve çevresinde yaygın bir halk oyunu. AS:Değirmen. AS:Favori,/gözde sporcu. AS:Gelinciğe benzer kürkü makbul bir hayvan.Kakım. AS:İskambilde birli. ASA: Fotoğrafçılıkta,filmlerin hızını ayarlamakta kullanılan bir numaralandırma sistemi. Fotoğraf duyarlığını belirtmeye yarayan sayısal değer. ASABA:Osmanlı mimarlığında mukarnaslı başlıkların en üst bölümü. Osmanlı mimarlığında,silmelerin ince ve düz bölümlerine verilen ad. ASABALIK:Haksız olarak alınan toprak, mal. ASABİYECİ: Sinir hastalıkları hekimi,nörolog. ASADO: Güney Amerika’ya özgü,fırında ya da ızgarada pişirilen sığır eti yemeği. ASADOLU:Çobanların çaldığı ıslık. ASAF ÇİYİLTEPE:Sahnelediği öncü oyunlarla Türk tiyatrosunda önemli bir yeri olan tiyatro adamımız.(1934-1967). ASAF:Vezir. Eski dilde satrançtaki vezir taşı. ASAFİ:Türk müziğinde az kullanılmış pek az bilinen bir zurna türü. ASAH:Eski dilde daha doğru, en sağlam. ASAKİRİMANSURE:İkinci Mahmut döneminde,yeniçeri ocağı kaldırıldıktan sonra kurulan yeni ordunun adı. ASAKU:Tropikal Amerika’da yetişen ve hura da denilen kerestelik bir ağaç. ASAKUSANORİ:Başlıca malzemesi deniz yosunu olan Japon yemeği. ASAL:Başlıca, temel niteliğinde olan. ASALAK:Başkalarının sırtından geçinen kimse. ASALET:Yazıda ya da sözde bayağı sözcük ve deyim bulunmaması durumu. ASALGAZLAR:Helyum,Neon,Argon,Kripton,Ksenon gazlarına verilen genel ad. ASAM:Eski dilde sağır. ASAMA:Japonya’nın en büyük etkin yanardağı. ASAMBLAJ :Çeşitli malzemelerin yada ayrı cinsten nesnelerin bir araya getirildiği üç boyutlu sanat yapıtı. ASAMBLE:Alt kurul,encümen. ASAN:Eski dilde kolay. ASANA:Eski bir Hindu tapınağı tipi. ASANA:Yoga’da sekiz aşamalı oturuş biçiminden biri. ASAR (AMAR) : İstatistik. ASAR: Hatay’ın Yayladağ ilçesinde bir mağara. ASAR:Antalya’nın Akseki ilçesinde bir mağara. ASAR:Kastamonu ilinde bir sulama barajı. ASAR:Muğla’nın Milas ilçesinde,sit alanı olan bir dağ. ASARIATİKA: Eski yapılar,eski eserler. Taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları. ASARİM:Çadır kümeleri. ASATİVATAYA:Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde ilkçağ kenti. ASBEST :Tremolitin bozulmasından oluşan lifli,kırılmadan bükülebilen ve ateşte niteliği değişmeyen bir mineral. Kaya lifi.Taş pamuğu. ASCLOPİOS:Yunan-Roma mitolojisinde tıp tanrısı. ASEAN:Güneydoğu Asya Uluslar Birliği’nin simgesi. ASEL:Bal ASELBENT:Aynı adlı ağaçtan elde edilerek hekimlikte ve koku yapımında kullanılan bir reçine. ASELİ:Bal renginde olan. ASELİ:Eskiden Yahudilerin ayırt edilmek için omuzlarına taktıkları sarı kumaş parçası. ASELİYET:Bal özelliği,bal niteliği. ASEN:Benzen halkalarının birbirine doğrusal olarak bağlandığı çok halkalı aromatik hidrokarbonların genel adı. ASENKRON:Eş zamanlı olmayan. ASEPSİ:İlaç kullanmadan,yalnız ısı yardımı ile aygıt ve pansuman gereçleri gibi şeyleri mikropsuzlaştırma işi. ASES:Osmanlı’da gece bekçisi. ASETAT:Saydam. ASETİKASİT: Sirkeye tadını ve özelliklerinden bir çoğunu veren asit. Sirke asidi. ASETON:Bir çok organik maddeyi eritmekte kullanılan uçucu,kolayca alev alır,eter kokusunda bir sıvı. ASFALYA:İzmir yöresinde elektrik sigortasına verilen ad. ASFİKSİ. :Soluk tıkanımı ASHAB: Sahabeler.Muhammed Peygambere Mekke’de uyanlar (Muhacirin) ve O’nu Medine’ye çağıranlar (Ensar). ASHAB-I KEHF:Üçyüzdokuz yıl uyuduklarına inanılan yedi kişiye verilen ad. ASHAP:Sahabeler. ASI:Fayda,yarar. ASILMIŞ AD:Salep bitkisi. ASIRGA:Kulağa asılan uzun küpe. ASİDE:Un,et ve bamya ile yapılan bir yemek. ASİDE:Yağ ve una pekmez yada şeker karıştırarak yapılan bir tür tatlı. ASİDOLOJİ:Cerrahi aletler bilgisi. ASİLABİ:Dil,söz bozukluğu. ASİMETRİK:Bakışımsız. ASİMİLASYON:Değişik kökenden gelen azınlıkları, etnik grupları ve bunların kültürel kimliklerini egemen doku ve kültür içinde eriterek yok etme sürecinin sonucu. ASİMİLE:Benzeştirme. ASİNARA:Sardunya adasının kuzeybatı kıyısında İtalya’ya ait bir ada. ASİR:Suudi Arabistan’ın güneyinde bir yönetim bölgesi. ASİST:Futbolda gol pasına verilen ad. ASİT:Proton verebilen maddelerin genel adı. ASİTAN:Eski dilde Müneccimlerce insanın doğduğu andan başlayarak,yaşamındaki uğursuz anların hesaplanması. ASİTANE (ASİTAN):Eski dilde kapı önü,eşik. ASİTANE : İstanbul’un eski adlarından biri. ASİTANE:Mevlevilerde tarikat pirinin gömülü olduğu tekke. ASİYANOPSİ:Mavi rengi ayırt edememe. ASİYE:Hazreti Musa’yı Nil ırmağındaki bir sepetten kurtarıp büyüten kadın. ASK:İskandinav mitolojisinde ilk insan. ASK:Kimi mantarların büyüme ve üreme organı. ASKARİS. (ASKARİT) :Bağırsak solucanı. ASKARYAZ:Bağırsak kurdu. ASKAT:Matematikte,herhangi bir ölçü biriminin bölündüğü eşit parçalardan her biri. ASKERANİ:Kars yöre sine özgü bir halk oyunu. ASKLEPİON.(ASKLEPİOS):Eski Yunan ve Roma’da hekimlik tanrısı. ASKOSPOR :Asklı mantarların sporuna verilen ad. ASLANAĞZI:Kısa ayaklı, uzun boyunlu ve saplı su kabı. ASLANAĞZI:Türlü renkte,kokusuz çiçekleri olan bir bitki. ASLANTAŞ:Osmaniye’de bir baraj. ASLIK:Kısır kadın ya da dişi hayvan. ASLİYE:İdare mahkemeleri,özel mahkemeler ve sulh mahkemelerinin görevi dışında kalan davalara bakan mahkemelere verilen ad. ASMA:Botanikte (Vitis) olarak tanımlanan,belirli bir tür üzüm veren bitki. ASMABİTİ:Eşkanatlılardan,asmalara zarar veren,sarımsı renkte bir böcek,filoksera. ASMACIİNİ: Konya’nın Derebucak ilçesinde bir mağara. ASMAODA:Ev avlularında,atölyelerde yada ahırlarda bir köşeye yapılan altı boş küçük oda. ASMARA:Eritre’nin başkenti. ASMOLEN:Pişmiş toprak,cüruf ve beton karışımından yapılan kiriş,putrel ve nervürler arasına konulan delikli tuğla. ASOLEPİOS:Eski Yunan-Roma mitolojisinde tıp tanrısı. ASONANS:Yarım kafiye. ASORTİ:Birbirini tutar renk ve yapıda olan. ASORTİK:Daha çok giyimde,birbirine uygun,birbirini tutan renk ve yapıda olan. ASPARAGAS:Gazetecilik dilinde bir tür uydurma habere verilen ad. ASPAT:Bodrum ilçesi yakınında, doğal güzelliğiyle tanınmış bir köy. ASPERGER:Belli konulara uzun süre odaklanabilme, ayrıntıları algılamada çok başarılı olma, ama insanlarla iletişim kurmakta zorlanma biçiminde kendini gösteren sendrom. ASPİRATÖR : Akıcı maddeleri ya da tozları çekip emmeye yarayan aygıt. Emmeç. ASPİRİN: Ağrı kesici olarak kullanılan bir ilaç. ASPOKERİ: Bir kumar türü. ASPUR:Yalancı safran. ASR: Kuran’da bir sure. ASR:Eski dilde yüzyıl. ASSAİ:Müzikte,birlikte kullanıldığı terimin anlamına aşırılık kazandıran sözcük. ASSOS:Çanakkale ilinde ünlü bir antik kent. ASTAKOS:İzmit’in ilk çağdaki adı. ASTANA :Kazakistan’ın başkenti. ASTAPADA:Hindistan’da satranç tahtasına verilen ad. ASTARYA:Bir gemiye yükleme veya boşaltma için tanınan süre. ASTENİ:Bir çabaya bağlı olsun yada olmasın,bedensel yada ruhsal yorgunluk hali. ASTEROİT:Küçük gezegen. ASTİGMATİZM:Gözün saydam tabakasında meridyenlerin eşitsizliği yüzünden net görememe durumu. ASTİKA:Askeri donatımın metal bölümlerini temizlemek için kullanılan üstübeç , alkol ve sabun karışımı madde. ASTRAFOBİ:Gök gürültüsü ve yıldırımdan aşırı derecede korkma. ASTRAGAN:Karakul kuzusunun kıvırcık ve parlak postu. ASTRALON :Altına bez yapıştırılmış özel çizim kağıdı. ASTROFİZİK:Yıldızların ışığını inceleyen,fizik yapılarını araştıran bilim dalı. ASTROLOJİ:Yıldız falcılığı. ASTRONOMİ:Gök bilim. ASU:Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın bir şiir kitabı. ASUDE:Gönlü rahat. Sessiz,sakin,huzurlu ,dingin. ASUMAN:Gökyüzü. ASUNCİON:Paraguay’ın başkenti. ASUR:Mezopotamya ülkesinin koruyucu tanrısı. ASURA:Hindu mitolojisinde tanrıların ve insanların düşmanı sayılan devlere ya da iblislere verilen ad. ASURİLER :Mardin ilinde ve Irak’ın kuzeyinde yaşayan Hıristiyan Nasturiler’e Keldanilere verilen ad. ASÜD:Eski dilde yiğitler, kahramanlar. AŞ:Halk dilinde bulgur pilavına verilen ad. AŞ:Yemek. AŞA: Akşam ezanı ile yatsı ezanı arasındaki zaman dilimi. Akşam vakti, akşam namazı,akşam yemeği . AŞAİR:Eski dilde aşiretler,oymaklar. AŞAK:Sarmaşık, tırmanıcı bitki. AŞAMAK:Yenmek, üstü n gelmek, alt etmek. AŞANTİLER:Gana’da yaşayan bir halk. AŞAR (ÖŞÜR) :Osmanlılarda toprak ürünlerinden onda bir oranında alınan vergi. AŞARİ:Eski dilde ondalık. AŞERAT:Eski dilde onluklar. AŞEY:Gaziantep yöresine özgü bir halkoyunu. AŞHANE: Halk dilinde mutfak. AŞI BOYASI:Kahverengine bakan kırmızı kiremit rengi. AŞIK:Ayak bileğinde bulunan üç kemikten biri. AŞIM:Erkek hayvanın dişisiyle çiftleşmesi. AŞIR (AŞİR):Bir dinsel törende Kuran’dan okunan on ayetlik bölüm. AŞIRAMENTO: Argo’ da çalma, aşırmak. AŞIT:Dağ geçidi. AŞİRET:Sivas yöresinde yaygın halay türü bir halk oyunu. AŞİT:Proton verebilen maddelerin genel adı. AŞİYAN : Kuş yuvası. AŞKABAT:Türkmenistan’ın başkenti. AŞKAR:Doru ata verilen ad. AŞKENAZİ:Doğu Avrupa kökenli Yahudilere verilen ad. AŞKİ :Kuzu derilerinin üzerindeki yağları ve fazlalıkları temizlemede kullanılan iki kulplu bıçağa verilen ad. AŞLAMA :Adana ve Mersin yöresinde güğümle doldurularak sokaklarda satılan ve böbreğe iyi geldiğine inanılan meyankökü şurubu. AŞLIK:Sırası gelince kullanılmak için saklanan yemeklik şeyler,zahire. AŞNA:Halk dilinde erkek sevgiliye verilen ad. AŞNAFİŞNE:Argo’da gizli dost. AŞOKA:Eski Hindistan’ın en ünlü hükümdarlarından biri. AŞOTU:Yemekleri çeşnilendirmekte kullanılan güzel kokulu bitkisel maddeler. AŞOZ: Ahşap gemilerin omurgalarının uzunluğunca ve iki yanında borda kaplamalarının en dar yüzüne yerleştirmek için açılan keskin,sivri köşeli yuva. AŞPEZ:Eski dilde aşçı. AŞR:Eski dilde on sayısı. AŞUK(AŞUĞ) :Türk aşıklık geleneğinin ve aşık edebiyatının etkisiyle Anadolu’da ve Azerbaycan’da yetişen,Türkçe ve Ermenice şiirler söyleyen,öyküler anlatan Ermeni asıllı aşıklara verilen ad. AŞULA:İslamlık öncesi Türk edebiyatında maniye verilen ad. AŞUR: Muharrem ayının onuncu günü. AŞUR:Hatay iline özgü,buğday ve etle yapılan bir yemek. AT KUYRUĞU:Daha çok nemli yerlerde yetişen ve ilaç olarak kullanılan bir bitki. ATABARI:Artvin Kars yöresine özgü bir halk oyunu. ATABE:Osmanlı devletinde taht yeri,saltanat makamı anlamında kullanılan bir sözcük. ATABE:Suriye,Filistin,Mezopotamya ve Irak Arap edebiyatında kullanılan bir rubai. ATABEK: Eski Türk devletlerinde , özellikle Selçuklularda şehzadelerin eğitimi yada bağımsız bir eyaletin yönetimi ile görevli vezir. ATABİ:Eskiden Bağdat, Isfahan ve Almeria’da dokunan ipekli kumaş. ATACAMA: Şili’nin kuzeyindeki çöl bölgesi. ATAÇ:Atalardan gelen,ata ile ilgili olan. ATAİK:Eski dilde eskiler anlamında sözcük. ATAKSİ:İstemli kas hareketlerinde düzensizliğe yol açan eşgüdüm bozukluğu. ATALAN:Manisa’daki Spil Dağı Milli Parkında bir yayla. ATALANTE:Yunan mitolojisinde,koşuda kendisini geçen erkekle evlenen avcı kız. ATAMAN:Eskiden Rus Kazaklarının başbuğuna verilen unvan. Kazak reisi. ATAMELİK :Ünlü İlhanlı tarihçisi ve devlet adamı Cüveyni’nin bir başka adı. ATAR:Zerdüşt (Mezdek) dininde ateş. Ahura Mazda’nın oğlu olan ateş tanrısı. ATARAÇ:Sac üstünde pişen yufkayı çevirmeye yarayan yassı tahta aygıt ATARAKSİYA:Epikurosçulara ve stoacılara göre mutluluğun temeli olan Hiçbir heyecan yada zihin etkisiyle uyarılmayan mutlak ruh dinginliği. ATASAGUN:Eski Türklerde kutsal sayılan hekim. ATASÖZÜ:Uzun tecrübeler sonunda özel olarak ifade edilmiş ve halka mal olmuş söz,darbımesel. ATAŞ:Kağıtları bir arada tutturmaya yarayan çengel. Tutturgaç. ATAŞE:Elçiliğe bağlı uzman. ATAŞEMİLİTER:Askeri ataşe.. ATAŞENAVAL:Deniz ataşesi. ATATÜRKÇİÇEĞİ:Sütleğengiller familyasından,kışın çiçeklenen bir süs bitkisi,noel yıldızı,ponsetya. ATAVİK:Atıcılıkla ilgili. ATAVİK:Bir atada varken,bir çok kuşaktan beri yitmiş olan niteliklerin bir yavruda birden ortaya çıkması. ATBALIĞI:Yayın balığına verilen bir başka ad. ATÇA:Aydın’ın Sultanhisar ilçesine bağlı bir belde. ATE:Eski Yunan mitolojisinde kötülük tanrıçası. Yunan mitolojisinde tutku tanrıçası ATE:Karate,judo gibi dövüş sporlarında vuruş,darbe anlamında kullanılan terim. ATE:Tanrıtanımaz(Ateist). ATEBRİN:Sıtma tedavisinde kullanılan bir ilaç. ATEFOBİ:Yoksul düşmekten korkma. ATEH:Bunama. ATEL:Kırık kemikleri bir arada tutmak amacıyla kullanılan tahta gibi düz nesne. Cebire. ATELES:Güney Amerika’da yaşayan bir maymun cinsi. ATELİ:Doğuştan meme ucu yokluğu. ATELOFOBİ:Mükemmel olamamaktan duyulan korku. ATEMİ:Jiujitsu ve öteki dövüşme sanatlarında elin keskin tarafı, dirsek veya ayakla vurulan darbe. ATENA:Roma imparatorlarının tacı. ATERİNA:Beyaza yakın gümüş renginde bir deniz balığı. Gümüş balığı. ATEROM:Atardamarların duvarlarında oluşan anormal yangısal akyuvar birikmesi. ATEŞEK:Eskiden frengi hastalığına verilen ad. ATEŞGÖZ: Güney Amerika’da yaşayan ve gözleri ateş renginde olan karınca kuşu. ATEŞİ :Cehennem zebanisi. ATIF:Yöneltme,çevirme. ATIFET:Bağış. ATIK :Süt veya yoğurt çalkalamaya yarar küçük yayık. ATIL:Etkisiz, işe yaramaz. ATILAY:Çanakkale Boğazı açıklarında 1942 de batan ve 39 kişilik mürettebatının tümü ölen Türk denizaltısı. ATİK:Eski zamanla ilgili. ATİKA:Hazreti Ebubekir’in lakabı. ATİKİYAT:Eskiden arkeolojiye verilen ad. ATİRE :Eskiden Arapların Recep ayında kestikleri kurban. ATİTLAN: Guatemala’da turistik bir göl. ATİYYE:Hediye,bahşiş. ATİZİN :Çeşitli boğanotu türlerinden elde edilen bir alkaloit. ATKASNAĞI:Ege bölgesinde de yetişen ve antik çağlarda meşale olarak kullanılan,sarı çiçekli bir bitki. ATKESTANESİ:Geniş yapraklı,çiçekleri kokulu bir ağaç ve bu ağacın kestaneye benzeyen yemişi. ATKI:Dokumacılıkta,mekikle enine atılan iplik. ATKI:Kapı ve pencerelerin üstüne atılan ağaç ya da beton destek. ATLANT:Sütun görevi yapan erkek heykeli. ATLANTİS:Atlas Okyanusunda,Cebelitarık Boğazının batısında,sulara gömüldüğü söylenen efsanevi ada. ATLAS ÇİÇEĞİ : Kaktüs. ATLAS: Yunan mitolojisinde,Zeus tarafından gök kubbeyi omuzlarında taşımaya mahkum edilen dev. ATLAS:Bir konuyu açıklamak için hazırlanmış resim veya levhalardan oluşmuş kitap,harita kitabı. ATLAS:Parlak yüzlü ipekli kumaş. ATMA:Atletizmde koşma ve atlamanın dışında kalan yarışma dallarının genel adı. ATMAN:Hindu felsefesinde,benliğin sonsuz tözü olarak anlaşılan temel kavram. ATMIK:Halk dilinde sperm, meni. ATOL:Ortasında lagün bulunan Mercanada. ATOM:Aysberg de denilen,lahana görünümlü bir tür marul. ATOM:Birkaç türü birleşince çeşitli kimyasal bileşikleri (molekülleri),bir tek türü ise bir kimyasal öğeyi oluşturan parçacık. ATOMİSİTE : Alıcı ve satıcıların fiyatları tek başlarına etkileyemeyecek kadar çok sayıda oldukları piyasa biçimi. ATOMİZATÖR:Bir sıvıyı gaz biçiminde püskürten aygıt. ATON : Eski Mısır’da güneş kursu olarak betimlenen güneş tanrısı. ATONİ:Gerilim yokluğu. ATRAKSİYON:Gazinolardaki ilgi çekici, eğlendirici gösteri. ATREPSİ:Süt çocuğunda beslenme bozukluğunun son evresini oluşturan kaşeksi durumu. ATRİUM:Önceleri eski Roma evlerinin ortasında,daha sonraları ise erken Hıristiyan bazilikalarında girişin önünde yer alan üstü açık avlu. ATROFİ:Bir hücre,bir doku yada bir organın boyutlarının sonradan küçülmesi. Körelme. ATROPİN:Güzel avrat otundan elde edilen ve hekimlikte yararlanılan zehirli bir madde. ATTALOS:Antalya kentinin kurucusu olan ünlü Bergama kralı. Üç Bergama Kralının ortak adı. ATTANTİZM: Bekle gör politikası. ATTAR:Eski dilde aktar anlamında sözcük. ATTİLA:Hunlar’ın ünlü hükümdarı. ATU:İskambilde koz. ATUFİ:İlahileriyle tanınmış XVIII. Yüzyıl tasavvuf şairi. ATUM:Eski Mısır dininde güneşin ve yaratıcı tanrının görünümlerinden biri. AUAŞ:Etiyopya’da bir ırmak. AUGUR:Eski Roma’da doğal nesnelere bakarak geleceğe ilişkin anlamlar çıkaran bilici. AUL:Kafkasya’da sarp bölgelere kurulan dağ köyü. AUM:Kutsal Hint metinlerinin başında ve sonunda yinelenen büyülü ve mistik hece. AURA: Sara nöbeti belirtisi. AURA:İnsan bedeni çevresindeki manyetik alan. AURİGA:Eski Roma’da yarış arabalarını süren kimse. AVA:Myanmar’ın (eski adı Birmanya) eski başkenti. AVADANLIK:Bir işi yapmak,bir aracı onarmak için kullanılan alet takımı. AVADAVAT: Asya’da yaşayan ve kafes kuşu olarak da beslenen küçük ve güzel bir kuş. AVAHİ:Madagaskar’da yaşayan bir maymun türü. AVAL:Ticari senetlerde,ödemeden sorumlu olanların ödememesi halinde üçüncü bir kişinin alacaklılara senet bedelini ödeyeceğine ilişkin verdiği güvence. AVAN:Moğollarda vergi toplamakla görevli devlet memuru. AVANGARD (AVANGART) :Öncü. AVANİ:Batılı tacirlerin,ticaret için geldikleri Osmanlı limanlarında gümrük dışında ödemek zorunda kaldıkları her şey için kullandıkları deyim. AVANS:Bir yarışmada zayıf kalan kimseye tanınan öncelik. AVANSEN :Tiyatroda sahne önüne rastlayan loca. AVANTA:Bir kimsenin emek vermeden sağladığı kazanç. AVAR:Halk dilinde tarladaki sebzeye verilen ad. AVAR:Kusur,ayıp. AVAR:Kuzeydoğu Kafkasya’da Dağıstan Federe Cumhuriyetinde yaşayan bir halk. AVARA:Bir geminin başka bir gemiden yada kıyıdan açılması. AVARA:Halk dilinde avare, işe yaramaz. AVARA:Üzerinde döndüğü milden bağımsız olarak çalışan mekanizma. AVARIZ:Engebeler,tümsekler,yüzey biçimleri. AVARIZ:Eski dilde kazalar,belalar. AVARIZ:Osmanlılarda önceleri halktan yalnız olağanüstü durumlarda,sonraları ise sürekli olarak toplanan vergi. AVARLAR:Üçüncü ve dokuzuncu yüzyıllar arasında Asya ve Avrupa’da önemli rol oynamış olan eski bir Türk boyu. AVARYA:Deniz yolculuklarında geminin veya yükünün gördüğü zarar.. AVATAR (AVATARA):Hindu inanışında,tanrısal bir varlığın dünyadaki kötülüğü gidermek üzere insan yada hayvan bedenine bürünmesi. AVATAR:İnternette, bir kullanıcı adının altında yer alan grafik yada resim. AVDET:Dönüş,geri gelme. AVDETİ:Genellikle Museviler için,İslam dinine dönmüş olan. AVE:Selam anlamında Latince sözcük. Sezar’ın selamlama şekli. AVELE: Toprağa açılmış ya da ağaca oyulmuş deliklerin bulunduğu bir yolda söz konusu deliklere tohumlar yerleştirme ya da bu deliklerden tohumlar veya taşlar almaya dayanan Afrika oyunu. AVENE:Kötü bir işteki yardımcılar. Yardakçılar. AVENTİS:Roma’nın üzerine kurulu olduğu yedi tepeden biri. AVENÜ:İki tarafı ağaçlıklı geniş kent yolu. AVERAJ:Sayı farkı anlamında kullanılan spor terimi. AVERROES: İbni Rüşd’ün Batı dillerindeki adı. AVERROİZM: Adını İbni Rüşd’den alan ve insan aklıyla Tanrı aynı şeydir,ruh ölümlüdür gibi düşünceleri savunan görüş. AVESTA:Zerdüşt dininin kutsal kitabı. AVGAN :Üstü açık sarnıç. AVGAN:Gebe inek. AVGAN:Uşak’ın Ulubey ilçesinde,dünyanın ikinci büyük kanyonu. AVGIN:Duvarda suyun geçmesine yarayan delik ya da üstü kapalı su yolu. AVİ : Bankada hesabı olanlara gönderilen, ödeme ya da çekme bildirir mektup. AVİCENNA:İbni Sina’ya batıda verilen isim. AVİOFOBİ:Uçuş korkusu. AVİSTO:Gösterildikçe ödenmesi gereken poliçelere yazılan ve “görünce” anlamına gelen terim. AVİYET:Herhangi bir nedenle armağan kabul edenin,vermek zorunda olduğu karşılık. AVİZO: Yelken devrinde muhabere ve irtibat hizmetlerinde kullanılan hızlı ve hafif gemi. Eskiden postayı taşımaya yarayan küçük tekne. Bir tür hızlı keşif gemisi. AVKALAMAK:Örselemek,hırpalamak. Isırmak. AVL:Eski dilde feryat anlamında sözcük. AVLAKA:Ege denizinde,Gökçeada (İmroz) batısında,Türkiye’nin batı ucunu oluşturan burnun adı. AVLAN:Antalya’nın Elmalı ilçesinde bir göl. AVLU:Hanay. AVNİ LİFİJ:Bin sekiz yüz seksen dokuz-bin dokuz yüz yirmi yedi yılları arasında yaşamış, simgesi özellikler taşıyan yapıtlarıyla tanınmış bir ressamımız. AVNİ:Fatih Sultan Mehmet’in şiirlerinde kullandığı mahlas. AVNİYE:Eskiden kullanılan kukuletalı bir çeşit yağmurluk. AVOKADO:Botanikte (Persea americana) olarak tanımlanan,başka bir adı da Amerikan armudu olan meyve. Defnegiller familyasından bir ağaç ve bu ağacın bazıları armut biçiminde olan meyvesi. AVON:Büyük Britanya’da bir akarsu. AVRAT:Karı, eş. Kadın. AVREŞ:Elazığ yöresine özgü bir halk oyunu. AVRET: İnsan vücudunda gösterilmesi ayıp sayılan edep yeri. Ut yeri,mahrem yer. AVŞA:Marmara denizinde turistik bir ada. AVŞOR:Doğu Anadolu’ya özgü,çeşitli sebzelerle yapılan bir tür çorba. AVUKAT:Hak ve yasa işlerinde isteyenlere yol göstermeyi,mahkemelerde,devlet dairelerinde başkalarının hakkını aramayı,korumayı meslek edinen ve bunun için yasanın gerektirdiği şartları taşıyan kimse. AVUKMA:Çökelek,taze soğan ve zeytinyağıyla yapılan bir tür salata. AVUL:Kimi göçebe Türk boylarında birkaç aileye ait çadırdan oluşan topluluk ve bu topluluğun konakladığı yer.. AVUNÇ:Avuntu. AVURT:Yanağın ağız boşluğu hizasına gelen bölümü. AVURTLAK:Anadolu’nun iç ve doğu kesimlerinde yaşayan,toprak altına yuva kuran memeli bir hayvan. AVURTLAK:Zurnalarda,kamış düdüğün bulunduğu lüleye takılan yuvarlak plaka. AVUSOR:Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde bir yayla. AY BALIĞI:Pervane balığına verilen bir ad. AYA İRİNİ:İstanbul’daki en eski Bizans kiliselerinden biri. AYA:Hititlerin akıl ve bilgelik tanrısı. AYA:Kutsal kimse. AYAG (EYAG) :Piyale,ayaklı içki kadehi. AYAĞAN:Kurumuş ama devrilmemiş ağaç. AYAK:Argo’da hile,düzen anlamında sözcük. AYAK:Buzdolabı için kullanılan ölçü birimi. AYAK:Eski dilde yarım arşın veya 30,5 cm uzunluğundaki ölçü birimi.Kadem. AYAK:Halk edebiyatında uyağa verilen ad. AYAKÇAK:Merdiven ya da merdiven basamağına verilen ad. AYAKTAŞI:Balık avcılığında gırgır ve benzeri ağlarda ağırlık olarak kullanılan delikli mermer taş. AYAKTERİ:Hizmet için bir yere gönderilen kimseye verilen ücret. AYAL: Erkeğin eşi,zevce. AYALA :Emiliano Zapata’nın devrim planı. AYALAMA:Evlerin üstündeki karı atmakta kullanılan, büyük tahta kürek. AYALAMA: Harman yerinde kalan toz ve samanla karışık taneler. AYAMAMA:İstanbul’un Güneşli köyünde Bakırköy’den denize dökülen bir dere. AYAN: Açık, ortada. AYAN:Osmanlı devletinde taşradaki nüfuzlu ailelere verilen unvan. AYANCIK:Sinop’un bir ilçesi. AYANDON:Ocak ayının 28’inde başlayan fırtına. AYANİKOLA:Antalya’nın Demre ilçesinde (Yeni adı Kale) yaşayan ve Noel baba olduğuna inanılan efsanevi aziz. AYANİS:Van Gölü kıyısında,Urartular döneminden kalma ünlü bir kale. AYAR:Değerli madenlerin saflık derecesi. AYAS (AYAŞ) :Dolunay,mehtap. AYAS :Adana’nın Yumurtalık ilçesinin eski adı. AYASULUK:İzmir’in Selçuk ilçesinin eski adı. AYAT:Mucizeler. Bacakların yere basan bölümü. AYATANA:Budacı felsefede bilgi alanı. AYAY:Madagaskar’da yaşayan,kedi büyüklüğündeki bir maymun. AYAZİN :Afyon’un İhsaniye ilçesinde,Friglerden kalma yüzlerce kaya mezarının bulunduğu yöre. AYAZMA:Hıristiyanlarca kutsal sayılan kuyu veya pınar. AYBALIĞI :Akdeniz’de yaşayan bir balık türü,pervane balığı. AYBOCU:Denizcilikte zincirin ırgat çalıştırılarak aşağı alınması,indirilmesi. AYÇA:Hilal. AYÇİÇEĞİ:Gün çiçeği,günebakan,gündöndü. AYDEMİR:Marangozların yada fıçıcıların ağaç yontmada kullandığı bir tür keser. Yüzü yay biçiminde bir çeşit keser. AYDER: Rize ilinde ünlü bir yayla. AYDINGER:Yarı saydam bir çizim kağıdı. AYDINPINAR :Düzce ilinde,doğal güzelliğiyle tanınmış beş şelalenin ortak adı. AYDOS: Küre Dağları Milli Parkında Şehriban da denilen bir kanyon. AYDOS:Orta Anadolu’da yaygın bir bozlak türü. AYET:Kuran surelerini oluşturan cümlelerin her biri. AYETULLAH:İslamlığın Şii mezhebinde belli başlı dinsel liderlere verilen şeref unvanı. AYGIR:Bitlis ilinde bir göl. AYGIR:Damızlık erkek at. AYI:Zoolojide (Ursus arctos) olarak tanımlanan memelilerin etobur takımından,beş parmaklı,tabanlarına basarak yürüyen,yurdumuzda boz türü bulunan,iri gövdeli hayvan. AYINGA:Kaçak tütün. AYIRAÇ:Miyar. AYIRMAÇ:Farika. AYIRT : Süzgeç, kevgir,filtre. AYIRTMAN: Sınavlarda, soruların hazırlanmasından notların verilmesine dek tüm değerlendirme çalışmalarına katılan görevli. AYIT: (HAYIT) :Akdeniz çevresinde yetişen ve dalları sepet örmekte kullanılan mavi,beyaz,yada menekşe renginde çiçekler açan bir ağaççık. AYKARSA : Trabzon ilinde bir yayla. AYKARSA: Kader, alınyazısı. AYLA:Ay ağılı,hale. Ayın ve kimi yıldızların dolayındaki ışık çevresi. AYLANDIZ:Sedefotugillerden,güzel görüntülü ama son derece kötü kokulu çiçekleri olan bir ağaç.Osuruk ağacı. Kokar ağaç. AYLUROFOBİ (AİLUROFOBİ):Kediden aşırı derecede korkma. AYMARALAR:Peru ve Bolivya’da yaşayan Kızılderili bir halk. AYN:Eski dilde göz. AYN:Paradan başka edinilmesi mümkün olan her çeşit maddi ve maddi olmayan bütün servet unsurları.Kelimenin çoğulu,ayniyat. AYNA KIÇ: Arkaları düz gelen ve bu bölüme de kamara koyma olanağı sağlayan ahşap tekneler. AYNA: Akıntı ve anaforun birleştiği yerde oluşan su burgacı. AYNA:Gemilerde işaretçi erlerin kullandığı dürbün. AYNA:Karagöz oyununda perde. AYNABAKAR:Büyük,yumurtamsı,kırmızımsı mavi renkli bir erik türü. AYNACIK. :Geminin bağlı olduğu limanın adı yazılan düz veya yuvarlak kıç bölümü AYNAK:İbis” de denilen ve yurdumuzun sulak alanlarında da yaşayan uzun gagalı bir kuş. AYNAKIÇ:Arkası düz olan bir sandal. AYNAROZ:Yunanistan’da manastırlarıyla ünlü yarımada. AYNAZ:Bataklık. AYNAZ:Köy oyunlarını yöneten kimseye verilen ad. AYNISEFA :Birleşikgillerden,çiçekleri sarı renkte bir kır bitkisi. AYNİ:Mal olarak verilen. AYNİYAT:Kullanmaya ve harcamaya uygun bulunan ve taşınması kolay olan eşya. AYNU:Japon takımadalarının en eski halkı. AYNULAR:Japonya’da yaşayan bir halk. AYNUR:Ay gibi ışık saçan,ay ışığı anlamında kadın adı. AYNZELİHA:Şanlıurfa kentinde,balıkları kutsal sayılan küçük bir göl. AYOLİ:Dövülmüş sarımsak,yumurta sarısı ve zeytinyağından oluşan soğuk sos. AYRAÇ: Kitap,defter,dosya yeniden açıldığında,aranan yerin kolayca bulunabilmesi için sayfa aralarına konan gereç. AYRAÇ:Parantez. AYSAR :Değişken huylu. Dolunayda huyu değişen. AYSBERG:Atom da denilen lahana görünümünde bir tür marul. AYSOR:Rusya’da yaklaşık 15 bin kişinin konuştuğu Aramca lehçesi. AYŞ:İçki. AYŞE KADIN :Kılçıksız,lezzetli bir tür fasulye. AYŞOKİ:Muş yöresine özgü,halay türü bir halk oyunu. AYTA:Konuşmayı güçlendirmek için aralara sıkıştırılan ve karşılıksız kalacağı bilinen soru. Tumturaklı konuşma. AYTAR: Halk dilinde haberci anlamında kullanılan sözcük. AYTIŞMA:Halk şairlerinin atışması. AYURVEDA:Hindu tıp bilimi. AYVADANA:Çiçekleri halk hekimliğinde kullanılan,çalı görünümlü bir bitki. AYVAİNİ:Bursa’nın Nilüfer ilçesinde,Türkiye’nin en uzun mağaralarından biri. AYVAN:Büyük salon,sofa. AYVANET:Bitlis yöresine özgü,ceviz büyüklüğündeki hamurlar kızartıldıktan sonra üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek yenen bir yemek. AYVAT: İstanbul’da Belgrat ormanlarında 1766’da yapılmış su bendi. AYVAZ:Konak hizmetçisi. AYYAR: Hile yapan,hileci. Dolandırıcı. AYYUK:Parlak yıldız. AYYUR:Göğün en yüksek yeri. AYZIT:Eski Türklerde doğum tanrıçası. Doğum meleği. AZ:Azerbaycan’ın plaka imi. AZADVARİ:Irak Türkmenleri arasında yaygın bir bestenin adı. AZAK:Karadeniz’in kuzeyindeki iç deniz. AZAM.: En büyük. AZAMET:Gurur. AZANDELER:Orta Afrika’da yaşayan bir halk. AZAP: Aydın’ın Söke ilçesinde,bir çok kuş türünü barındıran bir göl. AZAP: Osmanlı ordusunda ve donanmasında hafif piyade askeri. Anadolu beyliklerinde donanma askeri. AZAP:Çiftlik uşağı. AZAPKAPI:İstanbul’da Mimar Sinan’ın yapıtlarından biri olan cami. AZAPLI:Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesinde bir göl. AZARON:Çoban düdüğü,meyhaneci otu gibi adlar da verilen ve kökü halk hekimliğinde kullanılan bir bitki. AZASERİN :Akut lösemilerin tedavisinde kullanılan antibiyotik. AZAZEL:Yahudi inancında çöl şeytanı. AZAZİL:İslam inancına göre şeytan’ın Tanrı’ya başkaldırmadan önceki adı. AZDAVAY: Kastamonu’nun bir ilçesi. AZEB:Eski dilde en tatlı. AZEB:Eskiden Anadolu beyliklerinde donanma hizmetlerinde görevlendirilen asker. AZELYA: Açelya bitkisine verilen bir ad. AZER:İbrahim Peygamberin babasının adı. AZERİLER:Batı Asya da yaşayan Türk soylu bir halk. AZIK:Yiyecek,içecek şey. AZİL:Görevden alma, işten uzaklaştırma. AZİMET:Gidiş. AZİMUT:Gökbilimde güney açısına verilen ad. AZİR : Öldükten sonra İsa tarafından diriltildiğine inanılan adam. AZİZ: Hıristiyanlıkta ermiş. AZİZİYE :Sultan Abdülaziz’in ve devlet adamlarının giydiği fes. Tepesi dar,kenarları geniş,kulak hizasına değin uzanan basık bir fes türü. AZİZİYE: Afyonkarahisar’ın Emirdağ ilçesinin eski adı. AZLETMEK:Görevden almak. AZM:Eski dilde kemik. AZMA: Melez, kırma. AZMAK: Su birikmiş çukur ya da hendek. Bataklık. Küçük su birikintisi,gölcük. AZMAN:Kerestelik tomruk. AZMANKAYA:Kayabalığının bir çeşidi. AZNAVUR:İri yarı,kırıcı,sinirli,asık yüzlü kimse. AZNİF:Bir tür domino oyunu. AZOBE:Tropikal Afrika’da yetişen çok sert ve dayanıklı odun olan bir ağaç. AZOİK:En eski jeolojik sistem. AZOİK:İçinde fosil bulunmayan toprak. AZOT: Atmosferin dörtte birini oluşturan kimyasal element. Atom numarası 7 , atom ağırlığı 14.008 olan,havada beşte dört oranında bulunan,rengi kokusu tadı olmayan gaz adı. AZOTOMETRE:Bir organik maddede bulunan azotun gaz hacmini ayarlamaya yarayan aygıt. AZRA: Medine kentine verilen bir başka ad. AZRA:Bakire kız. AZTEKLER:Meksika’da büyük bir taş uygarlık kurmuş olan eski halk. AZULEJO:İspanya’da ve özellikle Portekiz’de sırlı fayanstan yapılan duvar kaplama karosu. AZURİT:Mavi renkli doğal bakır karbonat. AZVAY:Sarısabır da denilen ve sıcak bölgelerde yetişen bir bitki
|