|
Bulmacadaki kelimelere göre hazırlanmış |
|||
|
|
BA:Baryumun simgesi BA:Birmanya’nın plakası. BA:Eski Mısır dininde (KA) ve (AH) ile birlikte ruhun başlıca görünümlerinden biri. BA:Tropikal Afrika’da yetişen ve Ohi de denilen ağaç. BAAL:Bertolt Brecht’in bir oyunu. BAAL:Eski Ortadoğu halklarının bereket tanrısı. Batı Samilerin en önemli tanrısı. BAB: Kapı, geçit, boğaz. BAB:Baba,şeyh,önder. BAB:Bölüm. BABA:Çatı merteği. BABA:Francis Ford Coppola’nın ünlü filmi. BABA:Gemi yada iskelede halatın takıldığı yuvarlak başlı iri demir,ağaç yada beton dikme. BABACIK:Denizli’nin Sarayköy ilçesinde bir kaplıca. BABAÇ:Erkek kümes hayvanlarının en iri ve yaşlı olanı. BABAÇKO:Güçlü ve gösterişli,iri yarı kadın. BABAGANNUŞ (BABAGANNOŞ): Közlenmiş patlıcan, tahin ve limonla yapılan bir meze. BABAKÖŞ:Ayaksız olduğu için yılan sanılan,solucanla beslenen bir tür kertenkele. BABAM VE OĞLUM:Çağan Irmak’ın bir filmi. BABAS:Bolu’nun Mudurnu ilçesinde bir kaplıca. BABATA:Antalya yöresine özgü,mısır ununa tahin ve şeker karıştırılarak yapılan ve tepsiyle fırında pişirilen bir tatlı. BABAYANİ:Gösterişi ve özentisi olmayan. BABET: Kısa ökçeli ve hafif bir kadın ayakkabısı. BABIALİ :Osmanlı devletinde Saraydan sonra devlet işlerinin görüldüğü en büyük daire.(Türk devlet geleneğinde devlet dairelerine kapı denir.Babıali ,Yüksek Kapı demektir.) BABİYAR: Ukrayna’nın Kiev kenti yakınında,yüz bini aşkın Yahudi’nin Naziler tarafından öldürüldüğü kamp. BABUİN : Afrika’da ve Arabistan’da yaşayan bir maymun cinsi. BABUKKO:Erzincan ve Tunceli yöresine özgü,sarımsaklı yoğurtla yapılan ve zerefet de denilen bir tür hamur yemeği. BACALUŞKA:Osmanlı ordusunda kullanılmış,kale dövmeye yarayan bir tür top. BAÇ:Yer değiştiren maldan alınan vergi.Osmanlılarda gümrük vergisi. Haraç. BAD:Rüzgar, yel, hava, nefes. BADANA:Duvarları boyamak için kullanılan sulandırılmış kireç yada boya. BADAR:Ayı yavrusu. BADAS :Harman kaldırıldıktan sonra yerde kalan toprak, çöp ve samanla karışık tahıl taneleri. BADAT:Bileşikgillerden şekeri çok bir tür yer elması. BADE:Şarap. BADEGÜL:Gülden yapılmış içki. BADEHU:Ondan sonra. BADEM :Botanikte (Amygdalus communis) olarak tanımlanan, gülgillerden, yurdumuzun her yerinde yetişen ağaç. BADEMA: Bundan böyle. BADIC: Bakla, fasulye, bezelye gibi taze sebzelerde, içinde tohumların sıralanmış bulunduğu kabuğa verilen ad. BADIHAVA: Osmanlılarda topraksız köylüden alınan kazanç vergisi. BADİK:Kısa boylu kimse. BADİK:Ördek,palaz. BADİRE:Beklenmedik bir zamanda ortaya çıkan büyük tehlike. BADMİNTON :Tenise benzeyen ve bir tür tüylü topla oynanan oyun. BADYA : Ağzı geniş, yayvan ve büyükçe su kabı. BAGALA:Kızıldeniz’de ve Basra Körfezinde kullanılan bir tür tekne. BAGEL: ABD’ye özgü bir tür simit. BAGET :Düşük gramajlı küçük boy ekmek. BAGET: Orkestra şefinin kullandığı sopa; aynı zamanda bateri sopası. BAĞ:Üzüm bahçesi. Asmalık. Meyve bahçesi. BAĞA:Kaplumbağa kabuğu. BAĞAN:Vakti gelmeden ölü doğan yavru, düşük. Ölü doğan kuzunun derisi. BAĞBAN:Bahçıvan,bağ bekçisi. BAĞBOZUMU:Sonbahar. BAĞCI:Üzüm yetiştiren. BAĞCIK: Ayakkabı bağı. BAĞDADİ:Bir güvercin cinsi. BAĞDADİ:Taşıyıcı ahşap direkler üzerine çakılan çıtalar ya da kamışlar üzerine sıva vurularak yapılan duvar ya da tavan. Yapı çıtası. BAĞDAŞIK:Homojen. BAĞDAŞIM: Benzer şeyler arasında birbirini tutma hali,uygunluk. BAĞIL: Göreceli. BAĞIN:Tamir sırasında pencere yada kapının yan duvarlarının yıkılmasını önlemek için konulan ağaçtan dayak. BAH:Eski dilde şehvet,cinsel birleşme anlamında sözcük. BAHA TEVFİK:Osmanlı Sosyalist Fırkasının kurucularından olup Türkiye’de pozitif düşünceyi ve materyalist felsefeyi savunan ilk kişi olmuş felsefeci ve yazarımız. BAHADIR:Yiğit,kahraman,alp. Yiğit, cesur. BAHAR: Kuzey yarım küre için,21 martta gündüz gece eşitliğiyle başlayarak 22 Haziran’da gün dönümü ile biten, kış ve yaz arasındaki mevsim. BAHARİYE:Divan edebiyatında bahar tasviri ile başlayan kaside. BAHARİYE:Osmanlı padişahlarının her yıl yeniçeri ağası başta olmak üzere ocak ağalarına dağıttıkları yazlık giysi veya kumaş. BAHİR:Deniz. BAHNAME: İçinde cinsel konularla ilgili ayrıntılı yazılar, resimler bulunan ve okuyanları cinsel bakımdan uyarmak için yazılan eser. BAHREN: Deniz yolu. BAHRİ:Deniz veya denizcilikle ilgili. BAHRİYE:Deniz güçlerinin tümü. BAHT:Tayland’ın para birimi. BAHTABAKAN: Bukalemun. BAHUSUS:Hele, özellikle. BAİRE: Sürülmemiş sert toprak. BAİTYLOS: Tapınma amacıyla dikilen, tanrısallığın kültürel simgesi olan taş. BAKAÇ: Dürbün. BAKAÇA:Bazı yörelerimizde çulluğa verilen ad. BAKAL:Kara tavuk da denilen bir kuş. BAKALİT: Sanayide elektrik yalıtkanı, kalıplama ve döküm malzemesi,yapıştırıcı, renkli ve pişirilmiş emaye kaplama malzemesi gibi pek çok uygulama alanı olan yapay genel formaldehit ile bir fenolün yoğunlaşması sonucu elde edilen yapay reçine. BAKALORYA:Eskiden üniversite ve yüksek okullara girebilmek için lise öğreniminden sonra verilen olgunluk sınavı. BAKALYARO:Ege ve Akdeniz de yaşayan eti lezzetli bir balık. BAKAM: Baklagillerden, Anayurdu Meksika olan,odunundan kırmızı boya elde edilen bir ağaç. BAKANAK:Geviş getiren hayvanların ayaklarının arkasındaki körelmiş tırnak,kemik çıkıntısı. Kör tırnak. BAKAR:Sığır,öküz anlamında sözcük. BAKAYA :Ait olduğu yıl içinde toplanamayıp ertesi yıla kalan vergiler. Artan. Kalıntılar. BAKI:Fal. BAKIKULU:Osmanlılarda vergi denetimi ve tahsili ile Maliyeye ilişkin soruşturmaları yapan memura verilen ad. BAKIŞIM:Simetri BAKIŞIMSIZ:Asimetrik. BAKİ :Arta kalan. BAKKAR: Sığırtmaç, sığır çobanı. BAKLA:Bir zinciri oluşturan halkalardan her biri. BAKLAKIRI: Tüyleri üzerinde koyu renkli,gri üzerine benekler bulunan at donu. BAKRAÇ:Çoğunlukla bakırdan yapılmış kulplu küçük kova. BAKTERİ: Bölünerek çoğalan ve bitki hücrelerinde bulunan klorofil maddesini ihtiva etmeyen tek hücreli yaratıklar. Hastalıklara yol açan tiplerine patojen bakteri denir. Toprakta,suda,canlılarda bulunan,çürüme,mayalanma yada hastalıklara yol açan, küresel,sindirimsi,kıvrık biçimde olan,bölünerek çoğalan,klorofilsiz,tek hücreli canlı. BAKTERİYOLOJİ:Mikrobiyoloji. BAKÜ:Azerbaycan’ın başkenti. BAL:Ağaçların kabuğundan sızarak pıhtılaşan besi suyu. BAL:Eski dilde kanat. BALA:Yavru. BALABAN: Zurnaya benzer üflemeli bir çalgı. BALABAN:Bataklıklarda yaşayan iri bir kuş. Yırtıcı bir kuş. BALABAN:Daha çok Türk halklarının müziklerinde kullanılan nefesli bir çalgı. BALAD:Üç bentten oluşan bir batı şiiri türü. BALADIZ: Taze ve olgun incir. BALAFON:Değişik boyda , sert ağaçtan yapılmış tuşlardan oluşan bir Afrika çalgısı. Tokmaklarla çalınan bir Afrika çalgısı. BALAK:Hayvan yavrusu. BALAK:Malak. BALALAYKA:Gövdesi üç köşeli ve üç telli Rus halk sazı. BALAMA:Orta oyununda , Karagözde Rum tipi. BALAMOZ:Argo’da yaşlı kimseye verilen ad. BALAMUR:Bazı Anadolu evlerinde oda kapılarının üstünde eşya koymaya yarayan ufak oyuk. BALANDIZ: Mersin’in Silifke ilçesinde bir yayla. BALANS: Denge, ölçü. BALAR :Çatı kirişi olarak kullanılan ve kiremitlerin altına döşenen ince tahta, padavra. BALAST :Demiryollarında traverslerin altına, şoselerde düzeltilmiş toprak üzerine döşenen taş kırıkları. BALAST:Denizcilikte safra anlamında kullanılan sözcük. BALATA:Motorlu araçlarda fren yapmayı sağlayan tekerlek mili üzerine yerleştirilmiş yarım ay biçimindeki alet. Soğuk ve sıcakta büyük bir sürtünme kat sayısına sahip olan,suya ve yağa dayanıklı,yavaş aşınan bir madde. BALATON:Orta Avrupa’da bir göl. BALB:Geminin hızını artırmayı sağlayan ve baş bodoslamasının alt bölümünde yer alan şişkinlik. BALBAL: Eski Türklerde kişinin anılması için mezarının veya bazı kurganların etrafına dikilen taş. BALBAL:Eski Türklerde mezarların üzerine anıt olarak dikilen taşlar. BALBOA:Panama’nın para birimi. BALBURA:Burdur ilinde antik bir kent. BALÇIK:Yapışkan çamur. BALDIRAN:Maydanozgillerden uyuşturucu ve zehirli bir bitki. Ağı otu. Nemli yerlerde yetişen zehirli bir bitki. BALE:Konusu dansla anlatılan müzikli sahne gösterisi. BALGÜMECİ:Bal peteğini andıran bir tür dikiş büzgüsü. BALIKÇIN:Deniz kırlangıcı. BALIKGÖZÜ: Ayakkabıların bağ deliklerine ve kemer deliklerine takılan maden,kemik gibi şeylerden yapılmış halka. BALIKLAVA:Deniz,göl ve ırmaklarda balık yatağı olan yer. BALİ:Endonezya’yı oluşturan adalardan biri. BALİNA:Zoolojide (Balaena mistycetus) olarak tanımlanan,uzunluğu 20 m ağırlığı 200 ton olan,yağı ve çubukları için avlanan memeli hayvan,kadırga balığı. BALİSTİK :Ateşli silahlarda barut gazının basıncı ile fırlayıp hedefe varıncaya kadar mermilerin havadaki hareketini inceleyen bilim. BALK: Bazen geceleri ufukta çakan parıltı. BALKAN NACİ İSLİMYELİ:Doğuya özgü bir duyarlılıkla Batı resim tekniğini birleştirdiği, fantastik öğeler de içeren figüratif yapıtlarıyla tanınmış ressamımız. BALKAN:Sarp ve ormanlık sıra dağlar. BALKI :Ağrı,sancı. BALKIR:Halk dilinde şimşek. BALKÖPÜĞÜ: Açık sarı renk. BALKUŞU:Batı Pasifik Adaları ve Avustralya’da yaşayan bir kuş. BALLAD:Duygusal, hikayeli türkü./ Serbest biçimli, romantik, müzik araçlarıyla çalınan yada şarkı olarak okunan yapıt. BALLICA:Tokat’ın Pazar ilçesinde,sarkıt ve dikitleriyle ünlü bir mağara. BALLIKAYALAR:Kocaeli’nin Gebze ilçesinde,tabiat parkı kapsamına alınan bir kanyon. BALMUMU: Arıların peteklerini yapmak için karın halkaları arasından salgıladıkları yumuşak ve sarımsı madde. BALO:Danslı ve özel kıyafetli gece eğlencesi. BALOTAJ:Bir seçimde adaylardan hiçbirinin gerekli oyu sağlayamaması nedeniyle seçimin sonuçsuz kalması. BALOZ:Gemici,işçi gibi kimselerin eğlenmek için gittikleri içkili ve danslı yer. BALSAM:Bazı ağaçlardan elde edilen,parfüm ve ilaçların yapımında kullanılan reçine. BALSIRA:Siirt yöresine özgü,kıyma ve bulgurla yapılan bir yemek. BALSIRA:Yaprakların üzerinde oluşan bir tür küf. BALTABAŞ:Baş bodoslaması omurga hattına dikey olarak çelik lamadan yapılmış gemi. BALTABURUN:Baş tarafı balta ağzı gibi düz olan gemi. BALTRAP:Bir atıcılık sporu aleti. BALYA:Çember ve demir tellerle bağlanmış ticaret eşyası. BALYEMEZ:Eskiden kara ve deniz savaşlarında kullanılan bir top. BALYOZ: Taş kırmakta kullanılan büyük çekiç. BAMAKO:Mali’nin başkenti. BAMBU: Buğdaygillerden,sıcak ülkelerde yetişen,mobilya-merdiven vs bir çok eşyanın yapımında kullanılan bir tür kamış. Hint kamışı,hezaren. BAMBUL :Bitkilere, özellikle ekinlere zarar veren bir böcek. BAMBULA : Afrika kökenli bir dans. BAMTELİ:Sazın en kalın teli. BAMYA:Ebegümecigillerden bir bitki. BAN :Osmanlı İmparatorluğu döneminde Macaristan ve Hırvatistan’da sancak beylerine verilen unvan. BAN:Sıcak bölgelerde yetişen yağlı bir ağaç. BANA: Kaplıca, ılıca. BANADURA:Güney ve Güneydoğu Anadolu da halk arasında domatese verilen ad. BANAK:Ekmek parçası, lokma. BANÇO:Amerika zencilerinin çaldığı gitar biçiminde bir müzik aleti. BANDANA:Başı değişik biçimlerde bağlamak için kullanılan verev katlanmış büyük mendil. BANDERİLLA:Boğa güreşçilerinin boğaların omuz başına çifter çifter sapladıkları ucu zıpkınlı,ağaçtan yapılmış küçük değnek. BANDIRA:Bir geminin hangi devlete ait olduğunu gösteren bayrak. BANDROL:Devletçe verginin kesildiğini gösteren etiket. BANDUMA:Kastamonu’ya özgü tavuk ya da hindi eti ve yufkayla yapılan bir yemek. BANDURİ :Adana yöresine özgü kıyma,soğan ve domatesle hazırlanan bir yemek. BANI:Yaylada yapılan ev,çiftlik. BANİ:Kurucu, Bina inşa eden. BANKET:Şehirler arası yolların iki tarafında yayaların yürümesine ve taşıtların trafiği aksatmadan durabilmesine yarayan çakıl yada toprak yol. BANKİZ:Denizde yada kıyıda buz tabakasıyla örtülü olan kesim. BANLİYÖ :Kent civarı yerleşim. BANOTU:Asya,Kuzey Afrika ve Avrupa’nın sıcak bölgelerinde yetişen zehirli ve otsu bir bitki. BANT:Düz ve ensiz bağ. BANTENG:Güneydoğu Asya’da yaşayan yabani öküz. BANTU:Afrika’da,Kamerun’un Atlas Okyanusu kıyısında kıtanın güney ucuna kadar uzanan geniş bir bölümde yaşayan zenci soyundan uluslar. BANU:Hanım, hatun, prenses. BANYA: Afrika zencilerinin kullandığı,pişmiş topraktan koni biçiminde yapılmış bir müzik aracı. BAOBAP: Afrika’nın tropikal bölgelerinde yetişen çok geniş ve yüksek gövdeli ağaç. Gövdesinin çevresi 30 metreyi aşabilen bir sıcak ülke ağacı. BAP:Konu, husus. Bölüm. BAR:Halterde kaldırılması gereken alet. BAR:Hava basınç birimi. BAR:Kale, duvar. BAR:Sirke, pekmez gibi sulu yiyeceklerin üzerinde oluşan köpük. BAR:Yemiş. BARA:Silindirik alet mili.Demir çubuk. BARABAN:Eski Türklerde büyük davula ve davul tokmağına verilen ad. BARABAT: Ortası bir direkle bölünmüş,iki kanatlı balık ağı. Hamsi, Sargan gibi küçük balıkları tutmakta kullanılan balık ağı. Bir çeşit çevirme ağı. BARAJ:Bir akarsuyun yatağı üzerinde oluşturulan yapay set. BARAK:Bir cins tüylü av köpeği. BARAK:Halk dilinde kertenkele. BARAK:Türk halk müziğinde bir uzun hava türü. BARAK:Uzun tüylü çuha.Kebe. BARAKA:Tahta,çinko gibi hafif şeylerden yapılmış eğreti yapı. BARAKE:Annesinin ölümünden sonra Hazreti Muhammed’i büyüten dadı. BARAN: Yağmur. BARAN:Sebze fidesi yada üzüm çubuğu dikmek için hazırlanan çukur. BARANA:Anadolu’nun kimi bölgelerinde erkekler arasında yapılan sohbet toplantıları. Anadolu’da yaren toplantısı. BARANKO: Yanardağ püskürmeleriyle yığılmış bir dağda suların açtığı derin vadi. BARATA: Kardinal başlığı. BARATA:Bilim doktorlarının ve Kardinallerin giydikleri dört köşe külah yada başlık. BARATA:Osmanlı Sarayında bostancı,baltacı ve kapıcıların giydikleri kırmızı çuhadan veya keçeden yapılmış,yukarısı geniş ve kıvrık,boyu uzunca başlık. BARATARYA:Kaptanın ve tayfaların, gemi sahibine ya da sigorta ortaklığına bilerek verdikleri zarar. BARBA:İhtiyar Rum meyhanecilere seslenmek için kullanılan sözcük. BARBAKAN:Batı Avrupa’da Ortaçağ’da kale kapılarının savunulması için yapılan küçük kule. BARBARİZM: Bir sözcüğün fonetik ya da morfolojik yapısında yapılan yanlışlık. BARBAROS:Kızıl sakallı. BARBATA:Kalelerde mazgal ve mazgal siperlerinin oluşturduğu girintili çıkıntılı dış duvarların üst bölümü,kale korkuluğu. BARBE:Yünsü tüylü bir av köpeği cinsi. BARBEKÜ :Açık havada ızgara veya kızartma yapmaya yarayan ocak. Seyyar ızgara. BARBUT:Zar ile oynanan kumar. BARÇA:Ortaçağda kullanılan kürekli ve yelkenli bir taşıma gemisi. Kalyon cinsinden küçük savaş gemisi. BARDA:Fıçıcı keseri. BARDACIK:Bir tür küçük ve tatlı yaş incir. BARDAN:Çok beyaz. BARDARİOT:Bizans sarayının hassa muhafızları. BAREC:Eski dilde it üzümü. BAREM:Memur maaş,derece ve miktarını gösteren cetvel. Memur maaş çizelgesi. BARET: Bir tür süs iğnesi. BARFİKS:Çeşitli beden hareketleri yapmaya elverişli yükseklikte,iki ayak üzerine tutturulmuş çubuklu jimnastik aracı. BARHANA:Küçük kervan. BARI:Bahçe yada açık ağıl etrafındaki çit. BARİ :Eski Mısır’da taşımacılıkta kullanılan bir tür tekne. BARİKA:Eski dilde yıldırım. BARİKAT:Bir yol veya geçide girilmemesi için acele yapılan engel BARİN(BOYAR):Çarlık Rusya’sında soylu yada derebeyi. BARİS:Eski dilde yağmur,sağanak. BARİSFER :Yeryuvarlağının,yoğunluğu ve katılığı çok olan bölümü. BARİTİN:Doğal baryum sülfat. BARİTON: Bas ile tenor arasındaki insan sesi. BARİYER: Engel. BARK:Ev halkı,çoluk çocuk. BARK:Orta Asya’da eski Türk mezarlarının üzerindeki türbe türü yapılara verilen ad. BARKA:Büyük sandal. BARKAROL:Venedik gondolcularının söz ve müziği önceden yazılmadan,içlerinden geldiği gibi söyledikleri şarkı. Venedik gondolcuları tarafından söylenen üç zamanlı bir şarkı biçimi. BARKOD:Bir ürünün ambalajı üzerine basılmış düşey çizgilerden oluşan ve ürünün niteliği,fiyatı,stok durumu gibi bilgileri içeren simge. Çizgi kod. Ticari mallara konulan ve elektronik olarak okunabilen,çubuklar biçimindeki simge. BARKOVİZYON:Video ya da bilgisayardan aldığı görüntüleri çok geniş bir perdeye ya da ekrana yansıtan projeksiyon sistemi. BARLAK:Kafkasya’da,başı ve boynu kesici yada sivri silahların darbelerinden korumak için kalın kumaştan yapılmış kukuletaya verilen ad. BARLAM:Eti lezzetli bir balık. BARNABAS: Kendi adını taşıyan İncil’le de tanınmış, Hz. İsa’nın havarilerinden biri. BARO:Avukatların meslek örgütü. Bir şehrin avukatlarının toplandığı meslek kuruluşu. BAROGRAF: Atmosfer basıncında oluşan değişimleri kaydeden aygıt. Bir hava taşıtının uçarken izlediği yolun yüksekliklerini çizgi halinde göstermeye ya da işaretlemeye yarayan alet. BAROK:Klasik sanatı izleyen,1600-1750 yılları arasındaki resim ve mimarlık üslubu. BAROMETRE:Hava basıncını ve dolayısıyla bir yerin yüksekliğini ölçen alet,basınç ölçer. BARON:Batı ülkelerinde Vikont ile şövalye arasında soyluluk unvanı. Latince adam (insan) anlamına gelen baro sözcüğünden türemiştir.Eşine Barones denilir. BARRAKUDA:Boyu iki metre kadar olabilen çok yırtıcı bir balık. BARSAM:Yüzgeçleri dikenli ve zehirli bir balık. BARSAMA :Güzel kokulu,yaprakları yemeklere konulan,nane ve yaban kekiğinin ortak adı. BARTER:Mal ve hizmet karşılığı yapılan ticaret, takas. BARU:Argo’da olgun, yakışıklı ve paralı erkeğe verilen ad. BARUDİ:Koyu gri veya sarımsı kahverengi. BAS: Basınçlı suyla tuvaletin yıkanmasını sağlayan aygıt. BAS: En kalın erkek sesi. BASAK:Halk dilinde merdiven. BASARIK: Dokuma tezgahlarının ayaklığı. BASARNA:Bir cismin bir yanını kaldıraçla yükseltme işi. BASARNA:Dalyanın kapak yeri. BASE:Kısa bacaklı köpek cinsi. BASEN:Bedenin leğen kemiğini kapsayan bölümü. Bel ve kalça arası. BASİFOBİ:Yürüme korkusu. BASİL:Bakterilerin çomak biçiminde ince uzun olan türü. BASİRET: Gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği. BASİTE (BASİTA): Yatay güneş saati. Güneş saati,yükseklik tahtası. BASKAK: Bazı eski Türk devletlerinde ve Moğollarda halktan vergi toplamakla görevli memur. BASKÜL:Çoğunlukla bir kütleyi çok daha küçük bir kütle yardımıyla tutmaya yarayan alet. BASMA :Desenli ,pamuklu kumaş. BASMA: İskambil kağıdı ile oynanan bir oyun. BASMAKALIP: Klişe. BASMATİ:Uzun taneli ve kokulu bir pirinç türü. BASMAVAT:Mardin yöresine özgü,iktebet de denilen ve haşlanarak hazırlanan içli köfte. BASTIK:Halk dilinde pestil. BASTİKA: Denizcilikte bir serene,bir direğe ya da geminin ahşap bir bölümüne açılan delik. BASYA:Tohumlarından sabunculukta kullanılan bir yağ elde edilen ve Asya’da yetişen bir ağaç. BAŞ VE KIÇ BODOSLAMA: Omurganın ön ve arka uzantıları. BAŞAKLAMA:Hasattan sonra tarla ya da bahçelerde kalan ürünleri toplama. BAŞALTI:Yağlı güreşte pehlivanların ayrıldığı beş dereceden ikincisi. BAŞAT:Benzerleri arasında güç ve önem bakımından başta gelen. BAŞIBOZUK:Askerlerin arasına katılmış sivil savaşçı. BAŞLAMIŞ:Hatay’ın Erzin ilçesinde bir kaplıca maden suyu. BAŞORTA:Kırkpınar güreşlerinde pehlivanların ayrıldıkları derecelerden biri. BAŞTANKARA: Ötücü kuşlar takımından,Kuzey Afrika,Avrupa ve Asya’da yaşayan bir kuş türü. BAŞTARDE (BAŞTARDA):Osmanlı donanmasında yer alan kadırga cinsinden bir tür savaş gemisi. BAT:Bulgur , biber , soğan , domates gibi şeylerle yapılan ve asma yaprağına sarılıp çiğ olarak yenen bir yemek. BAT:Eski dilde kaz. BAT:Kurşun boruların ağzını açmakta kullanılan şimşirden yapılmış ucu sivri bir çeşit takoz. BATAĞAN: Yurdumuzun sulak alanlarında yaşayan bir kuş. BATAR: Zatürree. BATARYA:Askeriyede en küçük topçu birliği. BATIL:Çürük,temelsiz,asılsız,geçersiz. Hükümsüz. BATIN:Ancak anlayışta ve zevkte ilerlemiş yetenekli kimseler tarafından anlaşılan. BATIN:Göbek,kuşak. Karın. BATINİ:Belirli bir insan topluluğunun dışında kimseye bildirilmeyen,yalnızca sınırlı dar bir çevreye aktarılan (her türlü bilgi,öğreti),içrek. BATIRIK:Kıyılmış et,bulgur,soğan,domates,biber gibi şeylerle yapılan ve asma yaprağına sarılarak çiğ olarak yenen bir yiyecek. BATİ : Yavaş, ağır. BATİ:Denizcilikte bir donanımı ters çevirme. BATİK:Bir kumaş baskı tekniği. Kumaş ve kağıt süslemede kullanılan bir yöntem BATİSKAF:Deniz diplerinde inceleme yapmak için kullanılan araç. Suda büyük derinliklere dalabilen insanlı bağımsız araç. BATMAN:Miktarı bölgelere ve tartılacak şeylere göre değişen eski bir ağırlık ölçüsü. BATON: Şef sopasının diğer adı. BATONSALE:Tuzlu hamurdan yapılan ince uzun çubuk,tuzlu çubuk. BATTAL GAZİ:Emevilerin 8. yüzyılda Bizans’a karşı giriştikleri savaşlarda öne çıkmış Arap komutanı. BATTAL:Alışılmış olandan büyük. BATUR:Savaşlarda üstünlük kazanan kimse,bahadır. BAUHAUS :Almanya’da mimar Walter Gropius’un 1919’da kurduğu tasarım okulu ve bu okulda geliştirilen üslup. BAV:Hayvanı avcılığa alıştırma. BAVLI: Avcıların köpeklerini ava alıştırmak için kullandıkları yapay kuş. BAYAN:Rus müziğine özgü bir tür akordeon. BAYAR : Yüce, kudretli. BAYATI:Azerbaycan halk edebiyatında yaygın bir mani türü. BAYATİ : Türk müziğinde bir makam adı. BAYATİARABAN:Türk Müziğinde bir birleşik makam. BAYDAR:Fok derisinden yapılmış Kamçatka kayığı. BAYIR:Az eğimli arazi. Küçük yokuş. BAYİ: Satıcı. BAYKAL:Yaban kısrağı. BAYKONUR:Kazakistan’ın orta güneyinde eski Sovyet,yeni Rusya uzay merkezi. BAYPAS:Koroner damar hastalığında uygulanan cerrahi tedavi. BAYRAKALTI:Ordu hizmeti,askerlik. BAYTAR: Veteriner BAZ:Bir asitle birleşince bir tuz oluşturan madde. BAZ:Doğan kuşunun erkeği. BAZ:Merkez Bankasının pasifinde kayıtlı bulunan para miktarı. BAZ:Oynayan (kuşbaz,kumarbaz,cambaz). BAZ:Temel. BAZA:Bir mobilyanın altında boydan boya giden ve mobilyanın yere oturmasını sağlayan az enli parça. Mobilya kasası. BAZALT:Koyu renkli,sert,bir çeşit yanardağ kütlesi. BAZİÇE:Oyun. BAZİLİKA:Kral sarayı. BAZLAMA:Sacda pişirilmiş kalınca yuvarlak pide. BAZUKA:Roket atar. BEBERUHİ:Karagöz oyununda kambur cücenin adı. BEBİR:Eski dilde kaplan. BEBOP:Bin dokuz yüz kırkların ikinci yarısında caz müziğinin iki karşıt kampa bölünmesine neden olan ilk modern caz akımı. BECAYİŞ:Karşılıklı yer değiştirme. BECENE:Avcılar için göl kenarında yapılmış kulübe. BECET:Serçegillerden küçük bir kuş. BECİT: Gerekli. BEÇ:Osmanlılar döneminde Viyana’ya,genellikle de Avusturya’ya verilen ad. BEÇE : Esir çocuk. BEÇİN:Muğla’nın Milas ilçesine bağlı Menteşe Beyliğine başkentlik yapmış olan belde. BEÇKEM:Eski Türklerin savaşa giderken taşıdıkları ipek yada yaban sığırı kuyruğundan tuğ. BEDAHET: Açıklık,bellilik. BEDAYİ:Güzel ve faydalı şeyler. BEDBİN: Kötümser,karamsar. BEDESTEN:Değerli eşya,kumaş,mücevher v.s. alınıp satılan kapalı çarşı. BEDEVİLER:Ortadoğu çöllerinde yaşayan ve Arapça konuşan göçebe bir halk. BEDHAH:Kötü kalpli. BEDİ:Eşi benzeri olmayan,mükemmel bir şeyi icat eden. BEDİA:Beğenilen ve takdir edilen pek yeni şey. BEDİA:Eski dilde estetik. BEDİR:Ayın on dördü,dolunay. BEDİREN:Çitlembik ağacının çiçeği. BEDNAM :Adı kötüye çıkmış kimse. BEDRE:Eskiden bin gümüş yada yedi bin altın lira konulabilen,keçi derisinden yapılmış para kesesine verilen ad. BEDUH:Uğur getirmesi için eskiden mektup zarflarının üzerine yazılan sözcük. BEGAVET: Zorbalık,serkeşlik. BEGONVİL :Akdeniz Bölgesinde yaygın bir çiçek. Gelin duvağı da denilen ve güzel renkli çiçekler açan dikenli ve tırmanıcı bir bitki. BEGONYA:Dekoratif yaprakları ve renkli çiçekleri olan,pek çok çeşitleri bulunan sıcak ülke bitkisi. BEGÜM:Hint prenseslerine verilen unvan. BEHAVYORİZM(BİHEYVİYORİZM):Davranışçılık. BEHÇET:Güzellik. BEHİÇ:Neşeli ve güler yüzlü kimse. BEHİMİ:Hayvanca duygu. BEHİŞT: Cennet. BEHRE :Pay,nasip,hisse. BEHRENGİ:Masalları ve öyküleri ile tanınan İranlı yazar. BEİRA : Afrika’da yaşayan, narin ve küçük bedenli bir antilop. BEİS.:Eski dilde engel,uymazlık. Kötülük,zarar. BEİSA: Afrika’da yaşayan iri bir antilop BEJEL:Ortadoğu’da ve Afrika’da görülen yerel frengi. BEK : Avcı kulübesi. BEK:Havagazı lambasının ucu. BEKA:Kalıcılık, ölmezlik BEKAR:Diyezli ve bemollü bir sesin eski duruma getirilmesini gösteren nota işareti. BEKAS:Çulluk. BEKASİN:Su çulluğu. BEKE:Çorum’un Mecitözü ilçesinde bir kaplıca. BEKEN :Güçlü,kuvvetli,sağlam,dayanıklı,sert. BEKEN:Dağ üzerindeki yüksek geçit,dik dağ yolu. BEKEREL:Nükleer etkinliğin ölçümünde kullanılan birim. BEKTAŞ :Akran,eş. BEL: Geminin orta bölümü. BEL:Bir tarım aleti. BEL:Dağların alçalarak geçit verdiği yer. BELA BARTOK :Amacı müzik yoluyla ulusların kardeş olması olan,Balkan ülkelerinin halk müziğini Batı’nın sesleriyle kaynaştıran,1881-1945 yılları arasında yaşamış Macar besteci ve piyanist. BELAGAT:Söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı,retorik. BELAĞ :Eski dilde mektup, mesaj ulaştırma. BELDE:Köyden büyük,ilçeden küçük,henüz kırsal özelliklerini yitirmemiş ve belediye ile yönetilen yerleşim birimi,kasaba. BELEDİ :Anadolu’nun bazı yörelerinde çift kat olarak dokunan eski bir pamuklu kumaş türü. BELEDİ:Şehirle ilgili. BELEK:Antalya’nın Serik ilçesine bağlı turistik bir belde. BELEME :Çocuğu kundaklama. BELEMİR:Başka bir adı da Peygamber Çiçeği olarak bilinen,botanikte (Cephalaria Syriaca) olarak tanımlanan,orta Anadolu’da tarlalarda yetişen ,çiçekleri mavimsi renkte bir yıllık bir bitki. BELEN:Dağ geçidi,bel. Dik dağ yolu. Tepe,yüksek yer. BELGEGEÇER: Faks. BELGELİK:Arşiv. BELGİT:Senet. BELİ:Hayhay olur anlamında bir sözcük. BELİK:Saç örgüsü. BELİZE:Orta Amerika’nın kuzeybatısında bir ülke. BELKIS:Antalya yakınlarında günümüzde de kullanılabilen Açıkhava tiyatrosuyla ünlü Aspendos kentinin bir başka adı. BELKIS:Gaziantep ilindeki Zeugma antik kentine verilen bir başka ad. BELLA DONNA:Güzel avrat otu. BELLETEN:Bilim kurumlarının çalışmaları ile ilgili yazı ve haberlerin yayınlandığı dergi. BELMUS:Edirne yöresine özgü taze peynirle yapılan bir çeşit tatlı. BELOT:Otuz iki kartla oynanan bir iskambil oyunu. BELUGA:Mersinbalığı ailesinin en iri türü olup değerli havyarı için avlanan bir balık. BELVEDERE:Güzel bir manzara görmesi için yerden yükseltilerek inşa edilen yapı. BEMO:Endonezya’da dolmuş olarak kullanılan üç tekerlekli araba. BEMOL:Müzikte bir sesin yarım ses kalınlaşacağını belirten nota işareti BEN:Kuşun yavrusuna taşıdığı yem. BEN:Oltaya yada tuzağa konulan yem. BENALUKA:Küçük boyutlu çuha parçaları yan yana dikilerek oluşturulan örtü. BENCİLEYİN:Benim gibi. BENDE:Kul,köle. BENDEGAN: Kullar,köleler. BENDEK:Altın ve gümüş üzerine işlenmiş bezeme. BENDER: Alışveriş yerleri olan sahil kenti. Ticaret limanı. BENDİR: Alaturka müzikte kullanılan bir tür zilsiz tef. BENEK:Puan, nokta. BENGALİ:Asya ve Afrika’da yaşayan,güzel ötüşlü küçük bir kuş. BENGALİN:Çözgüsü ipek veya sentetik elyaf,atkısı kalın pamuk veya yün olan kumaş. BENGİ.:Bir halk oyunumuz. BENGİSU:Ölümsüzlük suyu. BENGÜ.:Sonsuz, ölümsüz, ebedi. BENİN :Afrika’da bir ülke. BENJAMİN:Süs bitkisi olarak yetiştirilen bir ağaççık. BENMARİ:Birinde bir sıvı,ötekinde pişirilecek madde bulunan,iç içe iki kaptan oluşmuş aygıt. BENOKRİ: Edebiyat alanında pek çok ödüle layık görülmüş,siyasi kimliğiyle de tanınmış,Aç Yol,Tehlikeli Aşk adlı romanların Nijeryalı yazarı. BENT:Bir şiirin belirli sayıda dizelerinden oluşan bölümlerinden her biri. BER:Çok parlak. BERAT: Bir buluştan,bir haktan yararlanmak için devletçe verilen belge. Bir buluşun ve kullanım hakkının kime ait olduğunu gösteren belge. BERAT:İmtiyaz,rütbe,nişan,imamlık,hatiplik verildiğini göstermek üzere padişah tarafından verilen tuğralı ferman,belge. BERAYA:Osmanlılar zamanında vergi ve haraç vermeyen Müslüman ahaliye verilen ad. BERBAR:Evlerin damlarının üzerinde yapılan oda yada sundurma. BERBER: Akdeniz’de yaşayan bir balık. BERCESTE: Akılda kalan,güzel ve derin anlamlı dizelere verilen ad. BERDEL:Aynı ailelerden iki erkeğin,birbirlerinin kız kardeşini alarak yaptıkları evlilik. BERDELACUZ:Halk tahminine göre 9-18 Mart arasında görülen kocakarı soğuğu. BERE:Yuvarlak,yassı ve Siperliği olmayan yumuşak bir başlık türü. BERETE: Çuhadan yapılmış ucu kıvrık,uzunca külah,barata. BERETE:Halaylarda karşılıklı söylenen manilere verilen ad. BEREZİNA:Beyaz Rusya’da bir ırmak. BERGAMODİ:Sarımsı pembe renk. BERGAMOT: Turunçgillerden bir ağaç ve bu ağacın kabuklarından reçel yapılan ve esans çıkarılan meyvesi. BERGÜZAR:Armağan,hatıra,andaç. Küçük hediye. BERHÜDAR:Mutlu,dileğine ulaşmış. BERİBERİ:Genellikle Uzakdoğu ülkelerinde B vitamini eksikliğinden doğan bir hastalık. BERİD: Eski uzunluk ölçüsü.(227m). BERİL: Değerli bir süs taşı. BERJER:Arkası kabarık ve yüksek,oturacak yeri geniş bir koltuk türü. |
BERK :Sağlam,kuvvetli. Sert, katı. BERKİ SEMEN:Yasemin yaprağı. BERKİTMEK:Sağlamlaştırmak. BERMUTAT: Alışılagelen. Her zaman olduğu gibi. BERREN: Kara yolu. BERRİ:Karasal. Karayla toprakla ilgili. BERSANİ:Uzun ve ince taneli bir pirinç türü. BERŞ:Bir tür macun. BERZAH:Kıstak,dar dil. BES:Eski Kıbrıs’ın kuvvet tanrısı. BES:Eski Mısır’da korkunç görünümlü bir cüce olarak betimlenen tanrı. BESALET:Yiğitlik,yararlılık. BESBASE:Yemeklerde tat verici olarak kullanılan,Hindistan cevizi tohumlarının kabuğu. BESEREK:Hörgüçlü deve ile boz devenin melezi olan tülü devenin erkeği. BESİ :Takoz gibi parçalar. BESİ:Besleme, semirtme işi. Hayvanların besiye çekilip semirtildikleri yer. (Eski dilde: Çokluk, fazlalık) BESİM:Güleç,güler yüzlü. BESLENGİ: Hizmetçi ,evlatlık. BESTEMEREMİ:Şırnak ilinde bir kaplıca. BESTENİGAR:Klasik Türk Müziğinde en eski birleşik makamlardan biri. BEŞAMEL :Süt katılan meyanenin muhallebi kıvamına gelinceye dek pişirilmesiyle elde edilen beyaz sos. BEŞARET:Müjde,iyi haber. BEŞBIYIK:İri muşmula. BEŞİKDÜZÜ (ŞALPAZARI) : Trabzon ilinde bir yayla. BEŞİR: Müjdeleyen,güleç. BEŞME:Her çubuğu ayrı ayrı beş renkte olan bir çeşit yollu kumaş. BEŞUŞ:Güler yüzlü,güleç. BEŞVAKİT:Reha Erdem’in bir filmi. BET:Yüz,çehre,beniz. BETA : Yunan abecesinde bir harf. BETA:Boğaza yada bademciklere yerleşen ve anjin türü hastalıklara neden olan mikrop. BETAET:Göçebelik. BETE:Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu doğramacılıkta kullanılan bir ağaç. BETEL:Hindistan’da yetişen tırmanıcı bir karabiber ağacı. BETİ:Resim ve heykel(yontu) sanatlarında varlıkların biçimi. Figür. BETİK:Yazılı olan şey,kitap,mektup,teskere,pusula. BETİM:Tasvir. BETON:Kum,çakıl,çimento ve su gibi maddelerin karışımıyla elde edilen yapı malzemesi. BETONARME:Yapıda gücü,esnekliği artırmak için metal ve çimentodan yararlanma yöntemi,demirli beton. BETONİYER :Beton karma makinesi. BETÜL: Meryem Ana’nın unvanı. BEVLİYE:Üroloji. BEVLİYECİ : İdrar yolu hastalıkları hekimi. BEVVAP:Kapıcı. BEYABAN: Çöl. BEYAZİ:Uzunluğuna açılan yazma kitaplar BEYERKİ:Bir yönetim biçimi,zengin erki. BEYHAN:Sır saklamayan. BEYHUDE:Boşuna. BEYİNCİK:Kafatasının art bölümünde ve beynin altında,hareket dengesi merkezi olan organ. BEYİT:Anlam bakımından birbirine bağlı iki dizeden oluşmuş şiir parçası. BEYLERBEYİ:Osmanlı idaresinde sancak beylerine verilen ad veya unvan. BEYLERLİ:Denizli’nin Çardak ilçesinde bir çok kuş türünü barındıran bir göl. BEYMELEK:Antalya’nın Demre ve Finike ilçeleri arasında yer alan bir kıyı gölü. BEYN:Ara,arasında. BEYNAM:Ankara ilinde,koruma altına alınan bir orman alanı. BEYSUN: Hatay ilinde,Türkiye’nin en güney noktası olan köy. BEYT:Ev halkı,aile. BEYTULLAH:Kabe’ye verilen bir başka ad. BEYTÜLMAL:Hazine,devlet hazinesi. BEYYİNAT: Deliller. BEYYİNE KÜLFETİ: İspat yükü. BEYYİNE:Delil. BEYZA:En beyaz. BEYZİ :Oval. BEZ:Pamuk yada keten ipliğinden yapılan dokuma.İnce pamuk ipliğinden dokunan kumaş. BEZE:Hamur topağı,pazı. BEZE:Vücudun herhangi bir yerinde oluşan şişkinlik. BEZE:Yumurta akı ve pudra şekeri ile yapılan bir çeşit kuru pasta. BEZEK:Süs,ziynet. BEZGİN:Yaşama veya iş görme isteğini yitirmiş. BEZİK.:Bir iskambil oyunu. BEZİR:Keten tohumu. BEZİRGAN :Alışverişte çok kar amacını güden kimse. Tüccar. BEZİRYAĞI:Keten tohumundan çıkartılan bir yağ. BEZM:Sohbet,muhabbet,içki meclisi. Toplantı. BEZZAZ:Bez dokuyan veya satan kimse. Kumaş satan kimse. BG :Bulgaristan’ın plakası. BH:Belize plakası. BICILGAN:Atların ve sığırların topuk bölgesinde, iltihapla birlikte görülen deri çatlağı. Azmış yara. BICIRGAN:Boru biçimindeki metal parçaların içini düzleştirip parlatmakta kullanılan aygıt. BIÇKIN:Korkusuz,gözü pek,yürekli,cesur. BIDIR:Boşboğaz, geveze anlamında yerel sözcük. BILDIR:Geçen yıl,bir önceki yıl. BINGILDAK:Kafatası kemikleşmeden önce kemiklerin birleşme yerlerinde bulunan kıkırdak bölüm. BITTIM:Güneydoğu Anadolu’da çitlembik ağacına ve bu ağaçtan elde edilerek sabun yapımında kullanılan yağa verilen ad. BIZBIZ:Davula sol elle vurulan ince değnek. BIZIR:Klitoris. BİA:Müslüman olmayanların tapınağı.(Kilise,sinagog gibi). BİAT:Birinin egemenliğini kabul etme,buyruklarına uyacağını belirtme. BİATLON :Kayak ve kros ile ateşli silah nişancılığı dallarını kapsayan kış sporları karşılaşması. BİBEHRE:Payı olmayan,pay almamış. BİBER:Patlıcangillerden,yurdumuzda çok yetişen ve çeşitli türleri bulunan bir bitki. BİBERİYE :Kuşdili,hasalban gibi adlar da verilen ve Akdeniz yöresinde yetişen,yaprakları güzel kokulu bir bitki. BİBERON:Emzikli şişe. BİBİ:Halk dilinde hala. Babanın kız kardeşi. BİBİL:Halk dilinde tomurcuk. BİBLİOFOBİ (BİBLİYOFOBİ):Kitap korkusu. BİBLİYOGRAFYA:Kaynaklar,kaynakça. BİBLİYOMANİ (BİBLİOMANİ): Aşırı kitap okuma tutkusu. Aşırı şekilde kitap toplama ve biriktirme arzusu. BİBLO:Çeşitli maddelerden yapılan heykel,vazo gibi zarif küçük süs eşyası. BİCİ :Adana ve Mersin yöresine özgü,nişasta ve gül suyuyla yapılan bir tatlı. BİÇEM:Üslup,tarz. BİÇENEK:Hayvan otlatılan çayır. BİÇKİ:Kumaşı ölçüye göre kesme işi. BİÇME:Yontulmuş yapı taşı. BİDAR:Uyanık,uyumayan. BİDAT:Sonradan çıkan adet. BİDAYET:Başlama,başlangıç. BİDE:Bedenin belden aşağı bölümlerini yıkamakta kullanılan tuvalet aracı. BİDER:Halk dilinde tohuma verilen ad. Tohum için ayrılmış tahıl,tohum. BİDON: İçine sıvı maddeler konulan,saç,plastik ya da çinkodan yapılmış,çoğunlukla silindir biçiminde kap. BİDPAY (BİDPAİ) :Kelile ve Dimne” adlı kitabın yazarı olduğuna inanılan efsanevi Hint yazarı. BİENAL:Yıl aşırı,iki yılda bir. BİGANE:Eski dilde yabancı . BİGBANG:Evrenin büyük bir patlama sonucu oluştuğunu savunan kuram. BİH:Bosna-Hersek’in plaka işareti. BİHUŞ: Aklı başında olmayan,baygın. BİJON:Otomobilde tekerleği aks miline bağlayan somun ya da cıvata. BİJUTERİ:Değerli olmayan maden veya taşlardan yapılmış takı,süs eşyası. BİKES:Kimsesiz . BİLAHARE:Sonradan,sonraları anlamında bir belirteç. BİLAKİS:Tam tersine. BİLAR:Katranla kıldan yapılan ve kalafat işlerinde kullanılan bir tür macun. BİLBİLAN:Artvin’in Ardanuç ilçesinde ünlü bir yayla. BİLEGEN:Bilgiçlik taslayan. BİLEKİ:Doğu Karadeniz yöresine özgü,aynı adlı taş üzerinde pişirilen mısır ekmeği. BİLFARZ:Diyelim ki, tutalım ki. BİLGİLİK:Ansiklopedi. BİLİNA:Rus halk destanı veya rapsodisi. BİLİRUBİN:Omurgalıların karaciğerinden salgılanan kahverengimsi sarı renkte safra pigmentine verilen ad. BİLİŞİM: Bilginin saklanması,işlenmesi,denetlenmesi,yeniden kullanılması ve iletilmesine ilişkin konuları ele alan bilim dalı. Akademik ve mesleki disiplin. BİLLORİS: Siirt ilinde,sağlarca da denilen bir kaplıca. BİLVASITA:Aracısız,doğrudan. BİM: Eski dilde korku,heyecan. BİMANA:Anlamsız. BİMAR:Eski dilde hasta. BİMEKAN : Mekansız. BİN ADALAR:Kuzey Amerika’daki St. Lawrence Irmağı’ndaki adalara verilen ad. BİNAEN:Den dolayı,..den ötürü anlamında eski bir sözcük. BİNAENALEYH: Bundan dolayı,bundan ötürü,bunun için,bunun üzerine. Onun için. BİNDALLI: Çoğunlukla mor kadife üzerine sırma ile kabartma dal,yaprak ve çiçek işlenmiş giysi ya da örtü. BİNDİ:Hintli kadınların kaşlarının arasına yapıştırdıkları süs. BİNGİ:Kemerler üzerine oturtulmuş kubbe ile kemerlerin arasını kapatan üçgen biçimindeki kubbe parçalarından her biri. BİNGO:Tombalaya benzer bir oyun. BİNİ: Açıklığı örtmek için kapı ya da dolap kapaklarının kenarlarına çakılan çıta. BİNİŞ:Üniversite öğretim üyelerinin giydiği,geniş bedenli,uzun ve bol kollu cüppe. BİNİŞ:Yüksek aşamalı bilginlerin ve yeniçeri subaylarının giydikleri cüppe. BİNİT:Hamur durumundaki ekmeklerin,fırına atılmadan önce,içine konulduğu oyuk gözlü tahta. BİNNAZ:Yusuf Ziya Ortaç’ın üç perdelik manzum trajedisi. BİNYU: Fransa’ya özgü,Bretagne danslarına eşlik eden gayda türü. BİPERVA: Pervasız,korkusuz. Çekinmeden. BİRARUCO:Güney Amerika’nın tatlı sularında yaşayan arapayma balığına verilen bir başka ad. BİRGENDE: Kadırga sınıfından,yelken ve kürekle yürütülen çok hızlı ve küçük bir gemi. BİRİBİ:İtalyan kökenli bir talih oyunu. BİRİKEÇ:Bir bilgisayarda mantık ve aritmetik işlemlerin sonuçlarını kaydetmeye yarayan merkezi birim kütüğü. BİRİNCİ KANUN : Eski dilde Aralık ayı. BİRİNCİ TEŞRİN : Eski dilde Ekim ayı. BİRİŞİK:Evlerde tavan tahtalarının arasına konulan ya da tavana sıvanan çamur ya da sulu kireç. BİRKE:Büyük havuz. BİRKLEYN:Diyarbakır’ın Lice ilçesinde,Asur dönemine ait kalıntılarla ünlü üç mağaranın ortak adı. BİRR:Etiyopya’nın para birimi. BİRSAM:Sanrı,halüsinasyon. BİRUN: Osmanlı sarayının dış birimlerine ve saray dışındaki genel yönetim örgütüne verilen ad. Osmanlı saraylarında Harem dairesinin ve Enderun’un dışında kalan bölüm. BİRUNİ:Astronomi alanındaki buluşları, matematik, doğa bilimleri, coğrafya ve tarih alanındaki çalışmalarıyla ünlü, Orta Çağın en büyük bilginlerinden biri. BİRYAN:Özel olarak yapılmış kuyuda, odun ateşiyle pişirilen bir tür kebap. Susuz ve tandırda pişirilen kebap. BİS: Bir konserin ya da konser bölümünün sonunda,dinleyicilerin isteği üzerine programdaki son parçanın ikinci kez seslendirilmesi. BİSET:Bir kimsenin , en çok da Hazreti Muhammed’in Tanrı tarafından halka doğru yolu göstermeye memur edilmesi. BİSİKLET HIRSIZLARI:Cesar Zavattini’nin senaryosunu yazıp,Vittoria deSica’nın yönettiği gerçekçilik akımının en önemli filmlerinden biri. BİSKÜVİ:Sırsız porselen veya seramik. BİSNA:Keçe yaygı,kilim. BİSTRE:Bitkisel esaslı bir tür kahverengi boya. BİSTÜRİ :Ameliyat bıçağı. BİŞE: Sazlık, kamışlık. BİŞKEK:Kırgızistan’ın başkenti. BİT:Bilgisayarda ikili sayı sisteminde her bir basamak.(1.024 bit:1KB”kilobyte” – 1.000 KB:1 MB “megabyte”– 1.000 MB:1GB “gigabit”– 1.000 CG:1TB “terabyte” . BİTAKA:Güvercinle yollanan mektup. BİTAP:Yorgun,bitkin. BİTEK:Verimli toprak. BİTES(BİTEZ):Bodrum ilçesine bağlı turistik bir belde. BİTEY:Belli bir bölgede yetişen bitkilerin tümü. BİTİRİM:Argo’da bilgili,akıllı,becerikli.Çok güzel,çok hoş. BİTİRİM:Barbut oynatılan yer,kahve,kumarhane. BİTPAZARI:Eski eşya pazarı. BİTTER: Acı çikolata BİTTER: Bir çeşit acı bira. BİTÜM:Keskin bir koku,alev ve koyu duman çıkartarak yanan,karbon ve hidrojen bakımından çok zengin doğal yakıt maddelerinin genel adı,yer sakızı. BİTÜM:Yol yapılmasında, kağıt ve çatıların su geçirmez duruma getirilmesinde kullanılan, koyu kestane renkli madde. Asfalttan yapılan sepya renginde bir tür boya. BİVA:Japon müziğine özgü telli bir çalgı. BİVAYE:Osmanlıca nasipsiz, kısmetsiz anlamında. BİYE:Genellikle giysinin yaka,kol,etek çevresine kendi kumaşından veya başka kumaştan geçirilen ince şerit. BİYEL:Piston kolu. BİYOGENEZ:Her canlı varlığın bir başka canlıdan doğduğunu öne süren kuram. BİYOGRAFİ:Hayat hikayesi. BİYOSFER:Dünyadaki bütün canlıların yaşadığı 16-20 km kalınlığında tabaka. BİYOŞİMİ:Organ dokularındaki kimyasal olayları inceleyen kimya kolu. BİZ :Katı bir şeyi dikerken iğne geçirecek yeri delmek için kullanılan,çelikten yapılmış,sivri uçlu ve ağaç saplı araç. Tığ. BİZ.:Bir mersinbalığı türü. BİZAR:Tedirgin. BİZATİHİ:Kendiliğinden,kendinden. BİZON:Amerika’da yaşayan bir cins hörgüçlü yaban öküzü. BİZOTE:Kenarı eğik olarak yontulmuş cam için kullanılan sözcük. BK:Berkelyumun simgesi BL: Beyaz Rusya’nın plaka işareti. BLACKJACK:Bir kumar türü. BLASTULA:Yumurta hücresi embriyon olurken morulanın gelişerek içi boş yuvarlak biçime girmesi durumu. BLAZER:Lacivert kumaştan veya gri flanelden yapılma düz veya kruvaze spor ceket. BLEDA:Attila’nın Hun devletini onbir yıl birlikte yönettiği ağabeyinin adı. BLEND:Çinkonun başlıca cevherlerinden biri olan doğal çinko sülfür. BLERO:İnce,yumuşak tüylü fırça. BLOG: Web tabanlı günlük. BLOKE:Kullanılması önlenmiş,el konulmuş. BLUETOOTH:Kısa menzilli,kablosuz bir iletişim teknolojisi. BLUM:Bir çeşit iskambil oyunu. BO:Budacı geleneğe göre,Budanın aydınlanmaya eriştiği sırada altında oturduğu ağaç. BO:Sümerlerde sağlık tanrıçası. BOA:Çok iri ve zehirsiz bir yılan. BOAS:Çoruh ırmağının eski çağlardaki adı. BOBAK: Bir cins sincap. BOCA:Geminin rüzgar almayan yanı. BOCCE:Dört buçuk ve yirmi altı metre ölçülerindeki alanda küçük toplarla oynanan bir spor dalı. BOCUK:Domuz. BOCUK:İsa’nın Ortodokslarca kutlanan doğum yortusu. BOCURGAT:Ağır yükleri çekmek için manivela ile döndürülen ve döndürüldükçe çekilecek şeyin bağlı bulunduğu urganı kendi üzerine saran çıkrık. BODOSLAMA:Gemi omurgasının baş ve kıç tarafından yukarıya uzanan ağaç yada demir direklerden her biri. BODUÇ: Ağaç veya topraktan yapılmış küçük testi. BODUR:Kısa boylu ve tıknaz. BODURCUK: Küçük testi. BODYGUARD: Koruma. BOERLER:Güney Afrika’ya ilk yerleşen Hollanda asıllı kimselere verilen ad. BOGOMİLİZM:Balkanlarda yaygın olan bir Hıristiyan mezhebi. BOGOTA:Kolombiya’nın başkenti. BOĞAZKERE:Elazığ yöresinde yetişen ve kaliteli bir şarap veren kırmızı üzüm cinsi. BOĞUNTU:Zor nefes alma. BOHEM :Yarınını düşünmeden ve tolum kurallarına aldırış etmeden yaşayan,genellikle sanat ve edebiyat çevresinden varlıksız kişi. Günübirlik yaşayan. Derbeder, başıboş yaşayış. BOL:Özel bir cam kap içinde likör,şarap,meyve ve maden suyu karıştırılarak hazırlanan içkiye verilen ad. BOLA:Güney Amerika yerlilerinin kullandığı bir tür kement. BOLAHENK :Türk müziğinde,440 frekanslı la notasının neva perdesi kabul edildiği akort. BOLD:Matbaacılıkta,koyu dizilmiş harflere verilen ad. BOLERO:Ağır ritimli bir İspanyol dansı ve bu dansın müziği. BOLERO:Belin üstünde,göğüs hizasının altında biten kısa ceket. BOLİÇE:Yahudi kadını. BOLİVAR:Geniş kenarlı silindir şapka. BOLİVAR:Venezüella’nın para birimi. BOLONEZ:İtalyan mutfağına özgü,makarna gibi kimi hamur işlerinin üzerine dökülen sos. BOLŞEVİK:Rus komünisti. BOM.: Bir tür iskambil oyunu. BOMBE:Kabarıklık. BON:Japon ölüler bayramı. BON:Tibet’in yerel dini. BONAÇA:Denizcilikte çok durgun deniz ve havaya verilen ad. Sakin deniz. BONCUK:Cam,sedef,taş v.v den yapılmış renkli süs tanesi. BONE:Düz yada kıvrımlı her çeşit yumuşak kumaş vb maddeden yapılan başlık. Suda giyilen başlık. BONFİLE :Kasaplık hayvanlarda karnın içinde,belkemiğinin iki yanından aşağıya doğru uzanan ve yumuşaklığı dolayısıyla beğenilen et bölümü. BONGO :Yan yana konulmuş,tek derili iki küçük davuldan oluşan Latin Amerika kökenli bir ritim çalgısı. Caz müziğinde kullanılır ve elle vurularak çalınır. BONMARŞE:Büyük mağaza. BONOBO: Afrika’da yaşayan cüce şempanze türü. BONSAİ:Köklerinin kısaltılması, dal ve sürgünlerinin bağlanması ve biçimlendirilmesi suretiyle saksıda yetiştirilen bodur ağaç. BONSERVİS:Hizmet belgesi. Temiz iş kağıdı. BOP: Poker oyununda,oyuna girmek için ortaya konması gereken en az miktar. Pokerde,oyuncular tarafından ortaya konulan para,yerdeki paraya razı olduğunu anlatmak için kullanılan söz. BOP:Bir caz üslubu (1940’larda ortaya çıktı). BOR:İşlenmemiş,taşlık,sert,ekilmemiş toprak. Toprağın üstünde meydana gelen çorak kat. BORA:Genellikle arkasından yağmur getiren sert ve geçici yel. BORABAY:Amasya’nın Taşova ilçesi’nde, doğal güzelliğiyle tanınmış bir göl. BORAKS:Yoğunlaşmış bir borik asitten türeyen sodyum tuzu. BORAN:Rüzgar,şimşek ve gök gürültüsü ile ortaya çıkan sağanak yağışlı hava olayı. BORANA: Yağda kızartılmış yumurta üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek yapılan bir yemek. BORANİ:Pirinçli,yumurtalı ve yoğurtlu ıspanak yada benzeri sebze yemeği. BORAZAN:Üflenerek çalınan perdesiz çalgı. BORDA:Geminin yan kısmı. BORDO:Mora çalan kırmızı renk. BORDÜR:Halının iki veya dört kenarını çeviren çerçeve.(Düz veya türlü desenlerde dokunmuş halılarda kenar örgüsü,kolan,büyük su ve etlikler bordür içinde sayılırlar). Kenar süsü. BORİNA:Dört köşe yelkenlerin yan yakalarına,alt tarafa doğru bağlanan halat. BORODİN:Rus beşleri adı verilen grubun üyesi olup Prens İgor,Orta Asya Steplerinde gibi yapıtlarıyla tanınmış Rus besteci. BORODİNSKY:Hiçbir katkı maddesi içermeyen doğal ekmek. BORYA:Su borusu,künk. BOSSANOVA: Brezilya’dan 1960’larda tüm dünyaya yayılan bir dans ve müzik. BOSTANA:Domates,taze soğan,maydanoz gibi sebzelerle yapılan bir salata. BOSTANCI :Osmanlı tarihinde sarayın korunmasına ve şehrin güvenliğine bakmakla görevli olan erlerden her biri. BOSU:Tavanla çatıyı ayıran boşluk. BOŞA:Kafkas çingenelerine verilen ad. BOT:Uzun konçlu bir tür ayakkabı. BOTOKS: Tıpta,özellikle yüz estetiğinde kullanılan yılan zehri. BOTULİZM:Konserve zehirlenmesi. BOULE:Eski Yunanda danışma meclisi. BOY:Dede Korkut kitabında destan,hikaye anlamında kullanılan sözcük. BOYABAT: Sinop’un bir ilçesi. BOYNA (BOYANA):Sandalı kıçtan yürüten kısa kürek.. BOYNA:Halk dilinde nine anlamında kullanılan bir sözcük. BOYNUZ :Toynaklı memelilerin bir çoğunun başında bulunan,sert maddeden oluşmuş uzantıya verilen ad. BOYNUZGAGA:Tropikal bölgelerde yaşayan iri gagalı bir kuş. BOYOZ:İzmir yöresine özgü,daha çok sabah kahvaltısında yenen bir tür börek. BOYUNDURUK:Güreşte hasmın başını koltuk altına alıp boynuna kol dolama oyunu. BOYUNDURUK:Kapı yada pencere gibi açıklıkların üzerine konulan ağaç,taş veya beton kiriş,lento. BOZ : Açık toprak rengi. Kül rengi,gri. BOZA :Arpa,darı,mısır,buğday gibi tahılların hamurunun ekşitilmesiyle yapılan koyuca,tatlı yada mayhoş içecek. BOZDUR: Yurdumuzda yetiştirilen bir sığır cinsi. BOZETTO:Heykel çalışmalarında taslak olarak kullanılan küçük model. BOZKURT ERGÜR: Ağrı Dağı’na tırmanan ilk Türk olan dağcımız. BOZLAK: Türk halk müziğinde bir uzun hava türü. Orta ve güney Anadolu’nun birçok bölgesinde söylenen konusu acıklı türküler. Kuzeydoğu ve Güney Anadolu’da türkülü halk öykülerine verilen ad. BOZUK:Türk halk müziğine özgü dokuz telli saz. BOZUNTU: Yaptığı işin gerektirdiği nitelikleri taşımayan kimse. BÖ:Zehirli bir örümcek türü. BÖBÜR:Kibir,kurum. BÖGERT:Erzincan’da bir kaplıca ve buradan çıkarılan tanınmış maden suyu. BÖĞÜR:Kaburga ile kalça kemiği arasında kalan yer. Yan. BÖĞÜRME:Manda bağırması. BÖĞÜRMEK:Anlaşılmaz bir biçimde yüksek sesle bağırmak. BÖKE:Şampiyon.Kahraman.Güçlü kimse. BÖLE:Kardeş çocuklarının birbirlerine göre her biri. BÖRDÜBET:Gökova körfezinin güney kıyısında doğal güzelliğiyle ünlü bir koy. BÖRK:Genellikle hayvan postundan yapılan başlık. BÖRKEVİÇ:Eskiden kadınların başlarına giydikleri bir çeşit başlık. BÖRÜ:Kurt. BÖSME :Halk dilinde infilak. BR:Brezilya’nın plaka işareti. BRADEL:Dikilmiş fasiküllerin tümünü karton bir kapak içine koyarak yapılan hafif cilt. BRADİKARDİ:Kalp atışının 60 tan aşağı düşmesi. BRAHMA:Bir Hint tanrısı. BRAHMAN:Hint kastlarında ilk kast. BRAİLLE: Körler için geliştirilmiş evrensel yazı sistemi olan ve bir matris üstüne yerleştirilmiş 1-6 kabartma noktadan oluşan 63 karakteri kapsayan alfabe. BRAK:Kısa tüylü bir av köpeği cinsi. BRAKET :Dikişten çıkan kitapların sırtına makine ile bez geçirme. BRAKİSEFAL:Kafasının ön-art ekseni yan eksenine göre kısa olan kimse, kısakafalı. BRANDA:Savaş gemilerindeki asma yatak. BRASİLİA:Brezilya’nın başkenti. BRAZİN: Şalgamdan elde edilen ve büyümeyi hızlandıran bitki hormonu. BREŞ:Bir çakıl taşı türü. Bir tür yapay mermer. Doğal çimento ile lavlı, kavkılı, kemikli kırıntıların kaynaşmasıyla oluşmuş kitle. BREYZİ: Bir tür el matkabı. BREZİL:Baklagillerden bazı ağaçların kırmızı boya çıkarılan odunu. BREZİL:Güney Amerika’da yetişen ve bu kıtadaki bir ülkeye adını veren ağaç. BRIÇKA:Rusya’da kışın kızak olarak da kullanılan tek atlı,yaylı,üstü kapalı hafif gezi arabası. BRİE:Fransa’ya özgü bir tür yumuşak beyaz peynir. BRİFİNG:Bir konuda özet olarak verilen bilgi veya açıklama. BRİK: İki direkli seren yelkenli,birkaç top taşıyan gemi. BRİK:Dört tekerlekli yaylı bir at arabası. BRİKET:Linyit,kömür tozu ve katran tortusundan basınçla elde edilen,tuğla biçimli yapı malzemesi. BRİSTOL:Birçok kattan oluşan, bir tür karton. Parlak beyaz kalın kağıt. BRİT : Bir düğmeyi yada kopçayı tutmaya yarayan halkacık. BRİYANTİN:Saçı parlatmak ve yatırmak için kullanılan güzel kokulu bir madde. BRN:Bahreyn’in plaka işareti. BRODE:Çevresini sardığı motife kabartma havasını vermeye yarayan bir tür fisto. BROKAR: Sırma veya gümüş işlemeli bir tür ipekli kumaş. BROKER:Simsar;menkul kıymet alım satımı ile uğraşan aracı. BROKKOLİ:Sapları ve yeşil çiçek tomurcukları sebze olarak yenen bir bitki. BROM:Kırmızı renkli,pis kokulu,zehirli sıvı bir element. BRONŞ:Soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları. BRONTOFOBİ:Gök gürlemesinden duyulan aşırı korku. BRONZ:Bakır,kalay ve çinkonun karışımından oluşan,kalıpla kolayca biçim verilen bir alaşım. BROŞ : Süs iğnesi. BROŞÜR:El ilanı. BROWSER:Bilgisayarda internet üzerinde bilgi kaynaklarını aramaya elveren ve bağlantılı metin ve ortamların olanaklarını kullanan yazılım. BRÖVE: Diploma,sertifika. Yeterlik belgesi. BRUKSİZM :Özellikle uykudayken diş gıcırdatma. BRUNCH ( BRANÇ) :Kuşluk yemeği. BRUSELLOZ (BRUCELLA):Malta humması” da denilen ve insana çiğ sütten bulaşan ateşli hastalık. BRÜLÖR:Sıvı yakıtı kolayca yanabilecek taneciklere ayırarak püskürten araç. BRÜTALİZM:İngiltere’de 1950’li yıllarda ortaya çıkan ve işlevsel kaynaklara dönüşü amaçlayan mimarlık akımı. BSE:Tıp dilinde deli dana hastalığının kısa yazılışı. BU :Eski dilde koku. BUAT :Elektrik kutusu. BUBİ :Ağrı Dağı’na 18 km. uzaklıkta, kayak merkezi olan dağın adı. BUBİ:Görünüşte zararsız gibi duran ve küçük bir dokunuşta patlayan bir tür tuzak. BUCAKALAN:Antalya’nın Akseki ilçesinde,Türkiye’nin en derin mağaralarından biri. BUCARDA:Taşların yüzlerini düzlemede kullanılan çekiç. BUDAK :Ahşapta rastlanılan yuvarlak,koyuca renkte sert bölüm.(Budak,dalın gövde içindeki başlangıç bölümüdür). BUDUN : Kavim. BUDUNSAL:Etnik. BUGET: Küçük su birikintisi,gölcük. BUĞRA:Erkek deve,iki hörgüçlü deve. BUĞU:Su buharı. BUHA:Tunus’a özgü,incirden yapılan bir içki. BUHAİ:Romanya halk müziğinde kullanılan at kuyruğundan yapılmış bir püskülle ovularak çalınan davul. BUHURDAN:Tütsü kabı. BUHURU MERYEM :Tavşan kulağı,siklamen. BUİSHİ : Japon mitolojisinde savaşçılar sınıfı. BUJİ:Patlamalı motorlarda gazı tutuşturmaya yarayan elektrikli araç. BUKAĞI:Kaçmaması için hayvanların ayağına takılan zincir,demir köstek,pranga. BUKAK:Yedekte ve önde gitmeyen hayvan. BUKALEMUN : Kayakeleri” de denilen bir cins kertenkele. BUKET :Çiçek demeti. BUKLET:Bükülmüş iplik ve bu iplikle dokunmuş kumaş. BUKTURMA:Pusuda yatan asker. BUL:Yalnız iki geniş yüzü testere ile düzeltilmiş tahta. BULA :Halk dilinde yenge anlamında kullanılan sözcük. BULADA: Büyük piliç. BULAK:Kaynak,pınar. BULAK:Konya’nın Cihanbeyli ilçesinde bir göl. BULAMA :Genellikle üzüm şırasının kaynatılması ile yapılan koyu pekmez. BULAMAÇ: Bir tür un çorbası. BULAMAÇ:Sulu,cıvık hamur. BULBA: Rusya’ya özgü bir halk dansı. BULBUS :On iki parmak bağırsağının şişkince olan başlangıç bölümü. BULDUMCUK:Sonradan görme. BULGARİ:Dört telli bağlama. BULGUR:Kaynatılıp kurutulduktan ve kabuğu çıkartıldıktan sonra kırılan buğday. BULİMİA:Hastalık derecesinde yemek yeme isteği. BULLA:Roma imparatorluğu dönemine ait antik mühürlere verilen ad. BULVAR :Geniş cadde. BUM: Bir iskambil oyunu. BUMBAR DOLMASI :Büyükbaş yada küçükbaş hayvanların bağırsakları temizlenip içine ciğer,soğan,pirinç ve baharattan oluşan iç doldurularak yapılan dolma. BUMBAR: Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kalın bağırsağı. BUMERANG:Kıvrık bir sopaya benzeyen ve atıcısına geri dönen av aracı. BUN: Sıkıntı, dert,gam. BUNDESTAG:Alman parlamentosuna verilen ad. BUNGEE-JUMPİNG: Zıp zıp atlama. BUNMAK :Beğenmemek, azımsamak, küçümsemek. BUR:Dünyada da ,ahrette de işe yaramayan adam. BURAK: Hazreti Muhammed’in miraca çıkarken bindiği efsanevi hayvan. BURÇ:Dört köşe veya çok köşeli kale çıkıntısı. Kale kulesi. BURÇAK:Taneleri hayvan yemi olarak kullanılan ve mercimeğe benzeyen bir bitki. BURÇALAK:Sütleğengillerden,yumruları müshil olarak kullanılan otsu bir bitki. Fıçı otu. BURÇİN: Dişi geyik. BURGAÇ :Anafor,girdap. BURGATA:Halatların çevresini belirten birim. BURGAZ:Kale,hisar,küçük kent anlamına gelen ve bazı yer adlarında kullanılan sözcük. BURHAN DOĞANÇAY :Yırtılmış afişlerden ve duvar yazılarından esinlenerek çalışan ve sanat yaşamı boyunca duvarları betimleyen ünlü ressamımız. BURHAN:Delil,kanıt,ispat. BURİDAN:Önüne konulan yulaf ve sudan birini seçemediği için açlıktan ölen eşek öyküsüyle ünlü Fransız filozof. BURJUVA :Kent soylu. BURJUVAZİ:Kent soyluluk. BURKA: Afganistan ve Pakistan kadınlarının yüzlerini örtmek için kullandıkları bir tür peçe. BURKA:Kabe’nin örtüsü. BURLAK:Volga ırmağında işleyen mavnaları kıyıdan halatlarla çeken kimselere verilen ad. BURNAZ:İri ve uzun burunlu. BURNET:Nobel Tıp ödülünü 1960 da kazanan Avustralyalı hekim ve viroloji uzmanı. BURTLAK: Domuz yavrusu. BURU:Şiddetli karın ağrısı. BUSELİK AŞİRAN: Klasik Türk Müziğinde bir birleşik makam. BUSELİK: Türk müziğinde bir makam adı. BUSTUM:Antik Roma’da ölünün yakılıp küllerinin muhafaza edildiği yapı yada alan. BUTAFOR:Oyun içinde gerekli sahne eşyası. BUTE:Mermer yada taş üzerine oyulan ucu kıvrık yaprak motifi. BUTİK: Giyim ve süs eşyası satılan dükkan. BUTON:Bazı aygıtları çalıştırmaya yarayan aygıt. BUTU:Antil adaları ve Amazon yerlilerinin kullandığı,sert ağaçtan yapılmış bir tür topuz. BUUT:Boyut. BUYMAK:Çok üşümek. Soğuktan donmak. BUYOT:Termofor. BUZAĞI:Sütten kesilmemiş sığır yavrusu. Küçük dana. BUZKAŞİ:At üzerinde oynanan Afganistan’ın ulusal sporu. BUZUKİ :Bağlamaya benzer bir Yunan çalgısı. BUZUL:Kutup bölgelerinde yada dağ başlarında aşağıya doğru ağır ağır yer değiştiren büyük kar ve buz kütlesi. BÜCÜR:Ufak tefek ve kısa boylu. BÜCÜRMENE:Edirne’de Meriç ırmağı deltasında bir göl. BÜHTAN:İftira. BÜK :Böğürtlen, diken dutu, it üzümü. BÜK :Dönemeç. BÜK:Ege ve Akdeniz kıyılarımızdaki küçük koylara verilen ad. BÜK:Halk dilinde sulak tarla. BÜK:Ovada yada dere kıyısında çalı ve diken topluluğu. BÜKE: Şampiyon. BÜKE:Şarabın güzel kokusu,rayihası. BÜKEN:Oynak kemikleri arasındaki açıları daraltan kasların genel adı. BÜLENT:Yüksek,yüce. BÜNN:Yemek kahvesi. BÜRÇÜK:Saç lülesi,zülüf. BÜRÇÜK:Süs lalesi. BÜRGÜ:Baş örtüsü,çarşaf,atkı. Yüz örtüsü. Peçe. BÜRÜCEK: Adana ilinde ünlü bir yayla. BÜRÜMCEK: Koza gibi yumaklanmış şey. BÜRÜMCEK:Büyük baş örtüsü. Ham ipekten dokunan ince bir bez. BÜRYAN:Tandırda susuz olarak pişirilen bir tür kebap. BÜST:Heykeltıraşçılıkta başı,göğsü,bazen de omuzları içine alan sanat ürünü. BÜSTİYER: Bele kadar göğsü sıkıca saran bir kadın giysisi. BÜTAN :Metal bidonlar içinde az bir basınç altında sıvılaşan, yakıt olarak yararlanılan hidrokarbür gazı. BÜVE:Daha çok sığırlara saldıran,onların kanını emen sokucu sinek. BÜVELEK:Genellikle sığırların kanını emen,onları sokarak ve vızıltılarıyla çok rahatsız eden iri bir sinek. BÜVET:Yiyecek,içecek satılan küçük büfe. BÜYÜTEÇ:Odak boyutu birkaç santimetre olan yaklaştırıcı mercek. BÜZ: Pişmiş toprak yada betondan yapılan kalın su borusu. Künk. BÜZGÜ:Küçük kıvrım. Elbise pilesi. BÜZÜŞMEK:Kırışmak.
|