Bulmacadaki kelimelere göre  hazırlanmış 

BULMACA SÖZLÜĞÜ  

 A B C Ç D E F G H I İ J K L M N

 O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z       [Ana Sayfa]

  Düzenleyen :

  Sabahattin ÖZTÜRK

 

CABA:Fazladan,üstelik.

CABİ:Tahsildar.

CABİR:Batı’da  “Geber”  adıyla  bilinen  ve  Arap  kimya biliminin babası sayılan, VIII. Yüzyılda yaşamış ünlü simyacı.

CAÇA:Hamsigillerden küçük bir balık.

CAD:Kıvırcık saç.

CADALOZ:Huysuz şirret kadın. Kocakarı.

CADI:Büyücü.

CAELUM:Çelik kalem takımyıldızının Latince adı.

CAFCAF:Gösteriş,şatafat.

CAFCAFLI:Gösterişli,şatafatlı.

CAFER:Küçük akarsu.

CAĞ:Büyük bez ya da deri torba.

CAĞ:Erzurum’da Oltu ilçesine özgü, “yatık döner” de denilen bir tür kebap.

CAĞ:Parmaklık, korkuluk.

CAHİLİYE:Araplar’da Müslümanlıktan önceki çağ.

CAHİT ARF:Cebirsel sayılar ve matematiksel mekanik alanındaki çalışmalarıyla uluslar arası bir üne sahip olan matematikçimiz.

CAHİT:Elinden geldiği kadar çalışan,cehdeden.

CAİZ:Din,yasa,töre vs bakımından işlenmesinde,yapılmasında sakınca olmayan,yapılıp işlenmesine izin verilen.

CAİZE: Eskiden şairlerin kasidelerinde övgüsünü  yaptıkları kişilerden aldıkları para veya armağana verilen ad. Şair bahşişi.

CAKARTA:Endonezya’nın başkenti.

CALİ :Sahte,düzmece. Yapmacıklı.

CALİGULA:Atını konsül yaptığı iddialarıyla da ünlü Roma imparatoru.

CALİP:Celbeden,çeken. Çekici.

CAM GÖBEĞİ:Mavi ile yeşil arası bir renk.

CAMADAN:Denizcilikte,dört köşe yelkenleri boğarak yüzeylerini küçültme işi. Yelken bağı.

CAMADAN:Eskiden kullanılan çapraz düğmeli,ipek yada sırma işlemeli bir tür kısa yelek.

CAMBAZ:Akrobat.

CAMBAZ:At alıp satan ya da yetiştiren kimse.

CAME:Eski dilde elbise,çamaşır.

CAMEKİYE: Vakıf gelirlerinden görevlilere verilen ücret.

CAMGER:Osmanlılarda cam yapımcısı.

CAMGÖZ.: Bir balık türü.

CAMGÜZELİ: Kırmızı çiçekler açan bir saksı bitkisi.

CAMİBOĞAZI: Kader, alınyazısı. 

CAMİLİ:Artvin ilinde,tabiatı koruma alanı kapsamına alınan orman.

CAMİT:Donmuş,donuk. Cansız.  

CAMORRA  :Napoli mafyasına verilen ad. (19. yüzyılda büyük güç kazanmıştı)

CANAVAROTU:Kenevirle tütün köklerinin asalaklarından biri sayılan ve tarım bitkilerine zarar veren bitki.

CANBERRA: Avustralya’nın başkenti.

CANCER:Burçlar kuşağının dördüncü işareti (Yengeç).

CANFES:Parlak,ince,çoğu zaman iki renkli gibi görünen ipek kumaş. Üzerinde desen bulunmayan, ince dokunmuş, parlak ve tok ipekli kumaş.

CANFEZA.: Türk müziğinde bir makam adı.   

CANHIRAŞ:Yürek paralayan,tüyler ürpertici.

CANİP:Yan,taraf,cihet.

CANONİCA (CANONECA): İstanbul’daki Taksim Cumhuriyet anıtı ile Ankara’daki Zafer meydanı ve Etnografya Müzesi önündeki Atatürk heykellerini yapan ünlü İtalyan heykeltıraş.

CANPARA:Pulluğu tekerlek düzenine bağlayan halka.

CANSİPARANE:Canını verircesine,özveriyle.

CANZONA:On altıncı asır İtalyan çok sesli müzik türü ve 16-17 asır çalgı müziğinin önemli bir biçimi.

CAODAİ:Vietnam’da,güçlü milliyetçi eğilimler taşıyan,siyasal nitelikli çağdaş dinsel hareket.

CAR:Kimi yerlerde kadınların boydan boya örtündükleri çarşaf.

CAR:Tehlike durumu,imdat,yardım. Yüksek sesle yapılan çağrı,duyuru.,tellalla duyurma.

CARA: Hatay yöresine özgü bir tür testi peyniri.

CARA:Bakırdan yapılan,12 yada 13 litrelik zeytinyağı ölçeği.

CARACALLA:Roma tarihinin en zalim tiranlarından biri sayılan imparator.

CARDON:İri fare.

CARİ :Geçerli, akan.

CARİ:Arap abecesiyle yazılan bir yazı türü.

CARL ORFF :Özellikle Carmina Burana adlı oratoryosuyla tanınmış Alman bestecisi.

CARMAKCUR :Argo’da rakı.

CARTLAK:Ciğer, yürek ve böbrekle yapılan, Gaziantep yöresine özgü bir tür kebap.

CARU:Süpürge.

CASCAVLAK:Çırılçıplak.

CAST:Gösteri sanatlarında oyunculardan oluşan topluluk.

CASUSBELLİ:Uluslar arası diplomaside savaş nedeni anlamında kullanılan Latince terim.

CATAKA: Hint inanışında,Buda’nın beş yüz elli kez dünyaya gelişini anlatan öykülere verilen ad.

CATO:Konusu ne olursa olsun söylediği her nutku “Kartaca yok edilmelidir” diye bitirmesiyle ünlü Romalı komutan ve devlet adamı ve yazar.

CAUDİLLO: İspanya diktatörü Franco’ya büyük şef anlamında verilen unvan.

CAV:Lavabo.

CAVALACOZ:Argo’da değersiz,önemsiz anlamında sözcük.

CAVCAVA:Yurdumuzda yetiştirilen yuvarlak bir fındık türü.

CAVİ:Hattatların çok ince yazı yazmak için kullandıkları kalem.

CAVİDAN:Sonsuz,ölümsüz.

CAVİT CAV:Türkiye’de bisiklet sporunun öncülerinden olan ünlü sporcumuz.

CAVLAK:Çıplak,tüysüz.

CAVSARA: Hurma ya da kamıştan yapılmış iki yanı kulplu sepet.

CAYIK:Eski Türklerde tufan tanrısı.

CAYO:Küçük ada.

CAZ :Afrika kökenli bir Amerikan müziği.

CAZBANT:Caz müziği çalan orkestra.

CAZGIR :Güreşte pehlivanları tanıtan kimse. Güreş meydancısı.

CAZU:Hortlak.

CB:Kolombiyum’un simgesi.

CD ROM: Yoğun teker.

CD:Kadmiyum’un simgesi.

CD:Yabancı devlet elçiliklerine ait arabaların plakalarında kullanılan kısaltma.Kor diplomatik.

CE:Seryum elementinin simgesi.  

CEBBAR:Kudret sahibi,Tanrı.

CEBE:Halkalar geçirilerek yapılmış yada zincirden örülmüş olan zırh veya silah.

CEBECİ :Yeniçeri ordusunda silah yapan,onaran ve bakımı ile görevli bulunan,savaşta ordunun silah ve cephanesini ulaştıran yaya kapıkulu ocaklarından bir sınıf asker.

CEBEL:Eski dilde dağ.

CEBELİSTAN:Dağlık yer.

CEBELLEZİ:Argo’da hakkı olmayan bir şeyi kendine mal edip cebine indirme.

CEBERRÜT:Allahın her şeyin üstünde olan kudreti,azamet,celal.

CEBERUT (CEBERRUT): Acımasız,merhametsiz,zorba.

CEBİN:Korkak.

CEBİRE:Atel.

CEBRİYE:Yazgıcılık,kadercilik,fatalizm.

CEDEL:Eski dilde diyalektik.

CEDEL:Tartışma,çekişme,münakaşa etme. Münazara.

CEDİ  :Eskiden oğlak burcuna verilen ad. 

CEDİT:Eski dilde yeni anlamında bir sözcük.

CEFFELKALEM :Düşünüp taşınmadan,bir çırpıda.

CEHDİ:Hece ve aruz ölçüsüyle şiirler yazmış XIX. yüzyıl halk şairi.

CEHREN :Açık ve yüksek sesle.

CEHT:Çaba,çabalama.

CEKETATAY  :Arkası yırtmaçlı resmi ceket.

CELA:Gurbete gitme.

CELADET:Yiğitlik,kahramanlık.

CELAL: Öfke,kızgınlık,hınç.

CELAL:Büyüklük, yücelik, ululuk.   

CELBE:Avcı çantası.

CELBETMEK:Kendine çekmek,ilgi toplamak.

CELEP :Sığır tüccarı,kasaplık hayvan tüccarı.Koyun,keçi,sığır gibi kesilecek hayvanların ticaretini yapan kimse..

CELİ :Arap abecesiyle yazılan bir yazı türü. Hat sanatında iri ve kalın yazı.

CELİ: Açık,aşikar. Parlak.

CELİL:Büyük ve ulu.

CELP:Mahkeme davetiyesi.

CELSE:Oturum.

CELYANO:Hakkari ilinde bir buz yalağı gölü.

CEM :Alevi-Bektaşi törenlerine verilen ad Alevi semahı.

CEM:Şarabı bulan masal hükümdarı.

CEM:Toplama,toplanma.

CEMAAT:İnsan kalabalığı.

CEMADAT:Cansız varlıklar.

CEMAL:Yüz güzelliği.

CEMAN:Toplam olarak.

CEMAZİYÜLAHİR:Arabi ayların altıncısı.

CEMAZİYÜLEVVEL:Ay ( kamer ) takviminin beşinci ayı,büyük tövbe ayı.

CEMEK:Yerdeki çamuru kazımak için bir değneğin ucuna geçirilen yassı demir.

CEMİL TOPUZLU:Türkiye’de modern cerrahinin kurucusu olan,1868-1958 yılları arasında yaşayan ünlü hekim.

CEMİLE:Gönül alıcı davranış, kompliman.

CEMİYETİ BEŞERİYE:İnsan topluluğu.

CEMRE:Bahardan az önce,ilkin havada,sonra suda ve en sonra toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi.

CEMRE:Yanmış kömür tanesi.

CENA:Hazreti İsa’nın,öleceğini haber verdiğine inanılan son akşam yemeği.

CENAH:Cephe.

CENAH:Kuş kanadı.

CENAHI KEBUTER :Güvercin kanadı.

CENBİYE: Belin yan tarafına asılan eğri Arap kaması.

CENDAR: Ortaçağ Türk ve İslam devletlerinde hükümdarı ve sarayı korumakla görevli asker sınıfı.

CENDERE :Adıyaman ilinde,Roma döneminden kalma ünlü köprü.

CENDERE:Bir şeyi sıkmak,ezmek gibi işlerde kullanılan mekanizma. Pres.

CENERALYA:Pembe,firfiri,mor yada mavi renkte çiçekler açan bir süs bitkisi.

CENEVİZ:Osmanlıların Cenova Cumhuriyetine verdikleri ad.

CENGE:Ufak ateş tanesi.

CENİBE:Yedek hayvanı.

CENİN  :Ana   rahminde   doğma   zamanını   tamamlayamamış   veya   vaktinden   önce   düşmüş   çocuğa   verilen ad. Omurgalı hayvanların,özellikle memelilerin henüz doğmamış yavrusu.

CENNETKUŞU:Tüyleri güzel renkli bir kuş.

CEPHANE:Ateşli silahlarda atılmak için hazırlanan her türlü patlayıcı madde

CEPKEN:Kolları yırtmaçlı ve uzun,harçla işlenmiş bir tür kısa,yakasız üst giysisi.

CER:Sürükleyerek götürme.

CER:Üç aylarda medrese öğrencilerinin köyleri dolaşarak imamlık edip para ve erzak toplamaları.

CERBEZE:Güzel ve inandırıcı konuşma.

CERBEZELİ: Girgin,kolaylıkla ve inandırıcı söz söyleyen,dilli.

CERDE: Açık sarı renkli at.

CEREME:Kendisinin sebep olmadığı bir zararı ödeme.

CEREN:Halk dilinde ceylan.

CERES:Koyun keçi gibi hayvanların boynuna takılan çıngırak.

CERH:Yaralama.

CERİDE:Eski dilde gazete.

CERİDE:Süvari kolu.

CERİHA:Yara.

CERRAH:Operatör.

CERRAR: Savaş araçlarıyla donatılmış kalabalık ordu.

CESAMET:Büyüklük,irilik.

CESİM:Büyük,kocaman.

CEVAHİR:Elmas,yakut gibi değerli taşlar,mücevher.

CEVAT:Cömert,eli açık.

CEVAZ:İzin,müsaade.

CEVDET:Kusursuzluk.

CEVELAN:Dolaşma,gezinti.

 

CEVİZ:Bir halatta yapılan düğüm.

CEVİZ:Koz.

CEVŞEN:Müslümanlıkta bazı kişilerin kaza ve belaya karşı boyunlarında taşıdıkları içinde dua bulunan deri kılıf.

CEVV:Gök boşluğu.

CEVVAL:Davranışları çabuk ve kesin olan. Canlı,hareketli.

CEVZA:Eski dilde İkizler burcu.

CEYLAN : Ahu, gazal.

CEYŞ:Asker,ordu. Osmanlı ordusunda atlı ve piyadelerden kurulu dört yüz kişilik kıta.

CEZAYİRMENEKŞESİ:Zakkumgillerden,rutubetli yerlerde yetişen,parlak mavi renkli bir çiçek.

CEZBE:Bir duygu veya inanışın etkisiyle aşırı ölçüde coşup kendinden geçme durumu.

CEZERYE:Ezilmiş havuç içine fındık,şeker vs eklenerek yapılan bir tatlı türü.

CEZİR:Denizin çekilmesi.

CEZİRE:Denizde ada.

CEZR:Kök.

CEZZAR:Kasap.

CF:Kaliforniyum’un simgesi.

CGS:Santim,gram,saniye sözcüklerinin kısaltılmasından oluşan uluslar arası fizik birimleri sistemi.

CH  :İsviçre’nin plakası.

CHAC  :Mayalar’da yağmur tanrısı.

CHARTER: Dolmuş uçak.

CHAT :İnternet ortamında yapılan sohbetlere verilen ad, çet. Bilgisayarda klavye gevezeliği,internet sohbeti.

CHONİN :Eski Japonya’da tüccar sınıfı .

CIBILTEPE:Kars’ın Sarıkamış ilçesinde kayak merkezi olan dağ.

CIDA :Mızrak.

CIDAR:İç duvar.

CIHAR:Dört.

CILIBIT:Yurdumuzun sulak alanlarında da yaşayan göçmen bir kuş.

CILK:Bozularak kokuşmuş yumurta.

CILKAVA  :Tilkinin ense postu kürkü.

CIMBAR:Filiz,sürgün.

CINCIK:Halk dilinde cam parçası.

CINGIL:Boncuk,gümüş veya altın para ile yapılmış,boşluğa veya giysiye takılan süs.

CINGIL:Halk dilinde yoğurt kabı.

CIRLAYIK:Ormanlık alanlarda yaşayan,güzel ötüşlü bir kuş.

CIRNAK:Tırnak.

CIVA:Gümüş renginde bir element.

CIVATA : Ağaç veya demir parçalarını birbirine bağlamakta kullanılan somunlu iri başlı vida

CIVIK: Çok sulu ve bulaşkan.

CIVIKLAMA:Kahramanmaraş yöresine özgü,kuşbaşı et ve bulgurla yapılan bir yemek.

CIZLAMA:Yumurta ve unla yapılan bir tür omlet.

CIZLAMAÇ:Yağda yada sac da pişirilen ve sulu hamurdan yapılan bir tür ekmek.

Cİ  :Fildişi kıyısı plakası.

CİA: ABD haber alma örgütünün simgesi.

CİBAYET :Vergilerin ve devlet gelirlerinin toplanması.

CİBEZ:Ege yöresinde salatası yapılan lahana filizine verilen ad.

CİBİLLİYET:Huy ve ahlak bakımından yaradılış.

CİBİN:Halk dilinde sinek.

CİBİNLİK:Sivrisinek veya başka böceklerden korunmak için yatağın üstüne ve yanlarına gerilen,çadır biçiminde tül.

CİBRE :Sıkılıp suyu alınan üzüm ve başka meyvelerin posası.

CİCE :Abla.

CİCİM:Ensiz olarak dokunmuş parçaların yan yana eklenmesiyle oluşan nakışlı ince kilim. Renkli desen ipliklerinin kullanıldığı kilim benzeri dokuma türü,cecim,carcım

CİCİMAMA:Argo’da kadınla düşüp kalkmaya başlamış toy erkeğe verilen ad.

CİCOZ:Cam veya toprak bilyelerle oynanan bir çocuk oyunu ve bu oyundaki bilyelerin her biri.

CİDAL:Savaşma,cenk,çekişme.

CİDAR:Zar,duvar,çeper.

CİDE: Kastamonu’nun bir ilçesi.

CİFE: Leş.

CİFİR:Bir fal türü.

CİFİR:Sayılar,harfler ve semboller kullanılarak açılan bir çeşit fal.

CİGA:Anadolu’da ve Azeri edebiyatında halk şairlerinin cinasa verdiği ad.

CİGOR:Siirt ve Diyarbakır yörelerinde Şubat ayında yapılan bahar şenliği.

CİĞERDELDİ:Kumaş üzerine küçük delikler açılarak yapılan işleme.

CİĞERPARE:Çok sevilen kimse.

CİHANGİR:Dünyanın büyük bir kısmını eline geçiren.

CİHANNÜMA:Her yanı görmeye elverişli,camlı çatı katı veya taraça,kule.

CİHANŞÜMUL: Evrensel. Dünya çapında.

CİHAR :Tavlada dört sayısı.

CİHAT:Din uğruna yapılan savaş.

CİHET:Yön,taraf.

CİKCİK:Marmara bölgesinde kum midyesine verilen ad.

CİLASUN :Yiğit,eli çabuk,becerikli kimse.

CİLAVUZ:Yurdumuzda kurulmuş 21 Köy Enstitüsünden biri.

CİLBAN:Çok küçük taneli fasulye.

CİLBEND (CİLBENT): Evrak çantası. Klasör Eskiden büyük cüzdan; Kağıt ve belgeleri saklamak için yapılmış dosya ya da mukavva kap;

CİLDEKİ:Gizli bilimler ve kimya üzerine yazdığı yapıtlarıyla tanınmış XIV. Yüzyıl Türk bilim adamı.

CİLO:Türkiye’nin ikinci yüksek dağı.

CİMBAKUKA:Çelimsiz ve biçimsiz kimse.

CİMCİK:Kütahya yöresine özgü,mantıya benzer bir yemek.

CİMCİME :Küçük ve tatlı bir tür karpuz.

CİMİL:Rize’nin İkizdere ilçesinde bir yayla ve kaplıca.

CİMİN:Erzincan yöresine özgü siyah üzüm cinsi.

CİMRİ:Molier’in tanınmış bir komedisi.

CİN:İslam inanışına göre,bir dumandan yada ateşten oluşan,duyularla algılanamayan ve zekası olan cisimsel varlık.

CİNAS:Edebiyatta birden çok anlamı olan bir kelimenin iyi anlamını kullanır görünerek,kötüsünü kastetmek. Çok anlamlı bir kelimeye her defasında başka bir anlam yükleyerek birbirine yakın birkaç yerde kullanma.

CİNGİL:Bakraç.

CİNGÖZ :Açıkgöz.

CİNNET.:Delilik.

CİNRİKİŞA: Japonya’da yolcu taşımakta kullanılan iki tekerlekli çekçek.

CİP:Elazığ ilinde bir baraj.

CİPİ:Gözleri ağrılı ve kirpikleri dökülmüş kimse.

CİPS:İnce,yuvarlak kesilerek kızartılmış patates.

CİRAN:Gülarya da denilen bir balık.

CİRANTA:Bir senedi ciro eden kimse.

CİRDAVAL :Ucu demirli,uzun cirit değneği.

CİRİM  :Hacim, oylum.

CİRİM:Canlı olmayan cisim.

CİRİT:At koşturup karşı takım oyuncularına değnek atarak topluca oynanan eski bir Türk oyunu.

CİVAN:Delikanlı.Yakışıklı erkek.

CİVANMERT:Mert yaradılışlı,yüce gönüllü,yiğit.

CİVANPERÇEMİ:Birleşikgillerden,bir çok türleri olan bir kır bitkisi.Kandil çiçeği.

CİVE:Antalya yöresine özgü, pirinçli domates yemeği.

CİVELEK:Neşeli,hareketli,sokulgan.

CİVELEK:Yeniçeri ocağına yeni girmiş delikanlı.

CİVİL:Erzurum yöresine özgü bir cins tel peynir.

CİZVİT:İsa Derneği denilen bir Hıristiyan derneğinin üyesi.

CİZYE:Eskiden Müslüman olmayanlardan alınan bir çeşit vergi.

CL:Klor’un simgesi.

CO:Kobalt’ın simgesi.

COBOL: Yönetim programlarının özel gereksinimlerini karşılamaya yönelik olarak geliştirilen bir bilgisayar programlama dili.

COGİTO:Varoluşu düşünceden çıkarsayan Descartes’çı akıl yürütme. 

COKAT: Siirt’te adını sığır,koyun,keçi gibi hayvanların kalın bağırsağına verilen bumbardan (yerel dilde mumbar) alan yemek.

COKAT: Siirt’te adını sığır,koyun,keçi gibi hayvanların kalın bağırsağına verilen bumbardan (yerel dilde mumbar) alan yemek.

COKEY: Yarış atına binen kimse.

COLOMBO:Sri Lanka’nın yönetsel başkenti.

CONCHERO:Meksika’ya özgü dinsel tören dansı.

CONCORDE:Dünyanın ilk ses üstü yolcu uçağı.

CONGOLOS (KARAKONCOLOZ):İç Anadolu’nun kırsal kesimlerinde,kışın en soğuk günlerinde evlere girdiğine inanılan cadı.

CONTA:Geçirmezliği sağlamak için,sıkıştırılmış iki yüzey arasına yerleştirilmiş,genellikle kauçuk ve kurşundan yapılan ince parça.

CORCOVADO:Rio de Janeiro kentinde,üzerinde ünlü İsa heykelinin bulunduğu tepenin adı.

CORUM: Balık akını.

COSANOSTRA  :Sicilya kökenli Newyork mafyasına verilen ad. 

COZALAK:Çürümüş meyve.

CÖMERT:  Ahi, aka, dost.

CÖNK: Saz şairlerinin,kendilerinin ya da başkalarının şiirlerini derledikleri,uzunlamasına açılan deri kaplı defter.

CÖNK:Yelkenli bir gemi türü.

CR:Krom’un simgesi.

CROS:Çirozname adlı şiiriyle tanınmış Fransız şairi.

CS:Sezyum’un simgesi.

CU:Bakır’ın simgesi.

CUCİ:Cengiz Han’ın büyük oğlu.

CUD:Karagöz ve ortaoyununda Yahudi tiplemesine verilen ad.

CUDAM:Beceriksiz,güçsüz,görgüsüz kimse.

CUK:Aşık oyununda aşığın dik durması.

CULUK : Halk dilinde hindiye verilen ad.

CUMALIKIZIK:Bursa ilinde,geleneksel ev dokusuyla tanınan tarihi ve turistik bir köy.

CUMBA:Eski Türk evlerinde zemin katının üzerindeki katlarda dışa taşan çoğu kafesli oda bölümü. Yapıların üst katlarından ana duvarların dışına,sokağa doğru çıkıntı yapmış balkon.

CUMHUR:Halk,topluluk.

CUMUDİYE :Eski dilde aysberg Buzul..

CUMUR:Trabzon yöresine özgü,taze mısır ekmeği ve peynirle yapılan bir çeşit pide.

CUNA:Eskiden yaşmak yapımında kullanılan çok ince yarı saydam bez.

CUNDA:Ege bölgesi kıyılarında,Edremit Körfezinin kuzeybatı ucunda,Ali bey Adası olarak da bilinen ada.

CUNTA:Bir ülkede yönetime el koyan kimselerden oluşan kurul.

CURA :Türk Halk Müziğinde  bağlama ailesinden çalgıların en küçük boylusu.Tezene ile çalınan iki yada üç telli halk sazı.

CURA:Bir çeşit küçük atmaca.

CURA:Yudum.

CURCUNA:Karışık durum.

CURLAMA: Kütahya yöresine özgü bir tür börek.

CURNATA  :Bıldırcın sökünü.

CUŞİŞ:Coşkunluk,coşma.

CÜCÜK:Halk dilinde civciv. Kuş,tavuk yavrusu.

CÜCÜK:Soğan ve benzeri katmerli şeylerin iç kısmı.

CÜCÜKLENMEK:Filizlenmek.

CÜDA:Yurt,baba ocağı gibi sevilen şeylerden ayrılmış olan,uzak kalmış olan.

CÜHELA:Cahiller,bilgisizler.

CÜLUSİYE:Hükümdarların cülus törenlerinde dağıttığı bahşiş.

CÜLÜS:Şehzadenin hükümdar olarak tahta çıkması.

CÜMBÜŞ:Tambura benzeyen maden gövdeli bir saz türü.

CÜNHA:Kabahatten ağır,cinayetten hafif suç.

CÜNUN:Cinnet,delirme,çıldırma.

CÜRMÜMEŞHUT:Suçüstü.

CÜRUF: Erime durumundaki madenlerin yüzeyinde toplanan madde. Maden posası.

CÜRÜM:Suç.

CÜSSE:İnsan gövdesi.

CÜZ:Bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri. Kuran’ın bölünmüş olduğu otuz kısımdan her biri. Fasikül.

CÜZİ:Az miktarda.

CYRANO DE BERGERAC (Sirano dö Berjerak) :Edmond Rostad’ın ünlü oyunu.

CZ:Çek Cumhuriyetinin plaka işareti.