|
Bulmacadaki kelimelere göre hazırlanmış |
|||
|
|
CABA:Fazladan,üstelik. CABİ:Tahsildar. CABİR:Batı’da “Geber” adıyla bilinen ve Arap kimya biliminin babası sayılan, VIII. Yüzyılda yaşamış ünlü simyacı. CAÇA:Hamsigillerden küçük bir balık. CAD:Kıvırcık saç. CADALOZ:Huysuz şirret kadın. Kocakarı. CADI:Büyücü. CAELUM:Çelik kalem takımyıldızının Latince adı. CAFCAF:Gösteriş,şatafat. CAFCAFLI:Gösterişli,şatafatlı. CAFER:Küçük akarsu. CAĞ:Büyük bez ya da deri torba. CAĞ:Erzurum’da Oltu ilçesine özgü, “yatık döner” de denilen bir tür kebap. CAĞ:Parmaklık, korkuluk. CAHİLİYE:Araplar’da Müslümanlıktan önceki çağ. CAHİT ARF:Cebirsel sayılar ve matematiksel mekanik alanındaki çalışmalarıyla uluslar arası bir üne sahip olan matematikçimiz. CAHİT:Elinden geldiği kadar çalışan,cehdeden. CAİZ:Din,yasa,töre vs bakımından işlenmesinde,yapılmasında sakınca olmayan,yapılıp işlenmesine izin verilen. CAİZE: Eskiden şairlerin kasidelerinde övgüsünü yaptıkları kişilerden aldıkları para veya armağana verilen ad. Şair bahşişi. CAKARTA:Endonezya’nın başkenti. CALİ :Sahte,düzmece. Yapmacıklı. CALİGULA:Atını konsül yaptığı iddialarıyla da ünlü Roma imparatoru. CALİP:Celbeden,çeken. Çekici. CAM GÖBEĞİ:Mavi ile yeşil arası bir renk. CAMADAN:Denizcilikte,dört köşe yelkenleri boğarak yüzeylerini küçültme işi. Yelken bağı. CAMADAN:Eskiden kullanılan çapraz düğmeli,ipek yada sırma işlemeli bir tür kısa yelek. CAMBAZ:Akrobat. CAMBAZ:At alıp satan ya da yetiştiren kimse. CAME:Eski dilde elbise,çamaşır. CAMEKİYE: Vakıf gelirlerinden görevlilere verilen ücret. CAMGER:Osmanlılarda cam yapımcısı. CAMGÖZ.: Bir balık türü. CAMGÜZELİ: Kırmızı çiçekler açan bir saksı bitkisi. CAMİBOĞAZI: Kader, alınyazısı. CAMİLİ:Artvin ilinde,tabiatı koruma alanı kapsamına alınan orman. CAMİT:Donmuş,donuk. Cansız. CAMORRA :Napoli mafyasına verilen ad. (19. yüzyılda büyük güç kazanmıştı) CANAVAROTU:Kenevirle tütün köklerinin asalaklarından biri sayılan ve tarım bitkilerine zarar veren bitki. CANBERRA: Avustralya’nın başkenti. CANCER:Burçlar kuşağının dördüncü işareti (Yengeç). CANFES:Parlak,ince,çoğu zaman iki renkli gibi görünen ipek kumaş. Üzerinde desen bulunmayan, ince dokunmuş, parlak ve tok ipekli kumaş. CANFEZA.: Türk müziğinde bir makam adı. CANHIRAŞ:Yürek paralayan,tüyler ürpertici. CANİP:Yan,taraf,cihet. CANONİCA (CANONECA): İstanbul’daki Taksim Cumhuriyet anıtı ile Ankara’daki Zafer meydanı ve Etnografya Müzesi önündeki Atatürk heykellerini yapan ünlü İtalyan heykeltıraş. CANPARA:Pulluğu tekerlek düzenine bağlayan halka. CANSİPARANE:Canını verircesine,özveriyle. CANZONA:On altıncı asır İtalyan çok sesli müzik türü ve 16-17 asır çalgı müziğinin önemli bir biçimi. CAODAİ:Vietnam’da,güçlü milliyetçi eğilimler taşıyan,siyasal nitelikli çağdaş dinsel hareket. CAR:Kimi yerlerde kadınların boydan boya örtündükleri çarşaf. CAR:Tehlike durumu,imdat,yardım. Yüksek sesle yapılan çağrı,duyuru.,tellalla duyurma. CARA: Hatay yöresine özgü bir tür testi peyniri. CARA:Bakırdan yapılan,12 yada 13 litrelik zeytinyağı ölçeği. CARACALLA:Roma tarihinin en zalim tiranlarından biri sayılan imparator. CARDON:İri fare. CARİ :Geçerli, akan. CARİ:Arap abecesiyle yazılan bir yazı türü. CARL ORFF :Özellikle Carmina Burana adlı oratoryosuyla tanınmış Alman bestecisi. CARMAKCUR :Argo’da rakı. CARTLAK:Ciğer, yürek ve böbrekle yapılan, Gaziantep yöresine özgü bir tür kebap. CARU:Süpürge. CASCAVLAK:Çırılçıplak. CAST:Gösteri sanatlarında oyunculardan oluşan topluluk. CASUSBELLİ:Uluslar arası diplomaside savaş nedeni anlamında kullanılan Latince terim. CATAKA: Hint inanışında,Buda’nın beş yüz elli kez dünyaya gelişini anlatan öykülere verilen ad. CATO:Konusu ne olursa olsun söylediği her nutku “Kartaca yok edilmelidir” diye bitirmesiyle ünlü Romalı komutan ve devlet adamı ve yazar. CAUDİLLO: İspanya diktatörü Franco’ya büyük şef anlamında verilen unvan. CAV:Lavabo. CAVALACOZ:Argo’da değersiz,önemsiz anlamında sözcük. CAVCAVA:Yurdumuzda yetiştirilen yuvarlak bir fındık türü. CAVİ:Hattatların çok ince yazı yazmak için kullandıkları kalem. CAVİDAN:Sonsuz,ölümsüz. CAVİT CAV:Türkiye’de bisiklet sporunun öncülerinden olan ünlü sporcumuz. CAVLAK:Çıplak,tüysüz. CAVSARA: Hurma ya da kamıştan yapılmış iki yanı kulplu sepet. CAYIK:Eski Türklerde tufan tanrısı. CAYO:Küçük ada. CAZ :Afrika kökenli bir Amerikan müziği. CAZBANT:Caz müziği çalan orkestra. CAZGIR :Güreşte pehlivanları tanıtan kimse. Güreş meydancısı. CAZU:Hortlak. CB:Kolombiyum’un simgesi. CD ROM: Yoğun teker. CD:Kadmiyum’un simgesi. CD:Yabancı devlet elçiliklerine ait arabaların plakalarında kullanılan kısaltma.Kor diplomatik. CE:Seryum elementinin simgesi. CEBBAR:Kudret sahibi,Tanrı. CEBE:Halkalar geçirilerek yapılmış yada zincirden örülmüş olan zırh veya silah. CEBECİ :Yeniçeri ordusunda silah yapan,onaran ve bakımı ile görevli bulunan,savaşta ordunun silah ve cephanesini ulaştıran yaya kapıkulu ocaklarından bir sınıf asker. CEBEL:Eski dilde dağ. CEBELİSTAN:Dağlık yer. CEBELLEZİ:Argo’da hakkı olmayan bir şeyi kendine mal edip cebine indirme. CEBERRÜT:Allahın her şeyin üstünde olan kudreti,azamet,celal. CEBERUT (CEBERRUT): Acımasız,merhametsiz,zorba. CEBİN:Korkak. CEBİRE:Atel. CEBRİYE:Yazgıcılık,kadercilik,fatalizm. CEDEL:Eski dilde diyalektik. CEDEL:Tartışma,çekişme,münakaşa etme. Münazara. CEDİ :Eskiden oğlak burcuna verilen ad. CEDİT:Eski dilde yeni anlamında bir sözcük. CEFFELKALEM :Düşünüp taşınmadan,bir çırpıda. CEHDİ:Hece ve aruz ölçüsüyle şiirler yazmış XIX. yüzyıl halk şairi. CEHREN :Açık ve yüksek sesle. CEHT:Çaba,çabalama. CEKETATAY :Arkası yırtmaçlı resmi ceket. CELA:Gurbete gitme. CELADET:Yiğitlik,kahramanlık. CELAL: Öfke,kızgınlık,hınç. CELAL:Büyüklük, yücelik, ululuk. CELBE:Avcı çantası. CELBETMEK:Kendine çekmek,ilgi toplamak. CELEP :Sığır tüccarı,kasaplık hayvan tüccarı.Koyun,keçi,sığır gibi kesilecek hayvanların ticaretini yapan kimse.. CELİ :Arap abecesiyle yazılan bir yazı türü. Hat sanatında iri ve kalın yazı. CELİ: Açık,aşikar. Parlak. CELİL:Büyük ve ulu. CELP:Mahkeme davetiyesi. CELSE:Oturum. CELYANO:Hakkari ilinde bir buz yalağı gölü. CEM :Alevi-Bektaşi törenlerine verilen ad Alevi semahı. CEM:Şarabı bulan masal hükümdarı. CEM:Toplama,toplanma. CEMAAT:İnsan kalabalığı. CEMADAT:Cansız varlıklar. CEMAL:Yüz güzelliği. CEMAN:Toplam olarak. CEMAZİYÜLAHİR:Arabi ayların altıncısı. CEMAZİYÜLEVVEL:Ay ( kamer ) takviminin beşinci ayı,büyük tövbe ayı. CEMEK:Yerdeki çamuru kazımak için bir değneğin ucuna geçirilen yassı demir. CEMİL TOPUZLU:Türkiye’de modern cerrahinin kurucusu olan,1868-1958 yılları arasında yaşayan ünlü hekim. CEMİLE:Gönül alıcı davranış, kompliman. CEMİYETİ BEŞERİYE:İnsan topluluğu. CEMRE:Bahardan az önce,ilkin havada,sonra suda ve en sonra toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi. CEMRE:Yanmış kömür tanesi. CENA:Hazreti İsa’nın,öleceğini haber verdiğine inanılan son akşam yemeği. CENAH:Cephe. CENAH:Kuş kanadı. CENAHI KEBUTER :Güvercin kanadı. CENBİYE: Belin yan tarafına asılan eğri Arap kaması. CENDAR: Ortaçağ Türk ve İslam devletlerinde hükümdarı ve sarayı korumakla görevli asker sınıfı. CENDERE :Adıyaman ilinde,Roma döneminden kalma ünlü köprü. CENDERE:Bir şeyi sıkmak,ezmek gibi işlerde kullanılan mekanizma. Pres. CENERALYA:Pembe,firfiri,mor yada mavi renkte çiçekler açan bir süs bitkisi. CENEVİZ:Osmanlıların Cenova Cumhuriyetine verdikleri ad. CENGE:Ufak ateş tanesi. CENİBE:Yedek hayvanı. CENİN :Ana rahminde doğma zamanını tamamlayamamış veya vaktinden önce düşmüş çocuğa verilen ad. Omurgalı hayvanların,özellikle memelilerin henüz doğmamış yavrusu. CENNETKUŞU:Tüyleri güzel renkli bir kuş. CEPHANE:Ateşli silahlarda atılmak için hazırlanan her türlü patlayıcı madde CEPKEN:Kolları yırtmaçlı ve uzun,harçla işlenmiş bir tür kısa,yakasız üst giysisi. CER:Sürükleyerek götürme. CER:Üç aylarda medrese öğrencilerinin köyleri dolaşarak imamlık edip para ve erzak toplamaları. CERBEZE:Güzel ve inandırıcı konuşma. CERBEZELİ: Girgin,kolaylıkla ve inandırıcı söz söyleyen,dilli. CERDE: Açık sarı renkli at. CEREME:Kendisinin sebep olmadığı bir zararı ödeme. CEREN:Halk dilinde ceylan. CERES:Koyun keçi gibi hayvanların boynuna takılan çıngırak. CERH:Yaralama. CERİDE:Eski dilde gazete. CERİDE:Süvari kolu. CERİHA:Yara. CERRAH:Operatör. CERRAR: Savaş araçlarıyla donatılmış kalabalık ordu. CESAMET:Büyüklük,irilik. CESİM:Büyük,kocaman. CEVAHİR:Elmas,yakut gibi değerli taşlar,mücevher. CEVAT:Cömert,eli açık. CEVAZ:İzin,müsaade. CEVDET:Kusursuzluk. CEVELAN:Dolaşma,gezinti. |
CEVİZ:Bir halatta yapılan düğüm. CEVİZ:Koz. CEVŞEN:Müslümanlıkta bazı kişilerin kaza ve belaya karşı boyunlarında taşıdıkları içinde dua bulunan deri kılıf. CEVV:Gök boşluğu. CEVVAL:Davranışları çabuk ve kesin olan. Canlı,hareketli. CEVZA:Eski dilde İkizler burcu. CEYLAN : Ahu, gazal. CEYŞ:Asker,ordu. Osmanlı ordusunda atlı ve piyadelerden kurulu dört yüz kişilik kıta. CEZAYİRMENEKŞESİ:Zakkumgillerden,rutubetli yerlerde yetişen,parlak mavi renkli bir çiçek. CEZBE:Bir duygu veya inanışın etkisiyle aşırı ölçüde coşup kendinden geçme durumu. CEZERYE:Ezilmiş havuç içine fındık,şeker vs eklenerek yapılan bir tatlı türü. CEZİR:Denizin çekilmesi. CEZİRE:Denizde ada. CEZR:Kök. CEZZAR:Kasap. CF:Kaliforniyum’un simgesi. CGS:Santim,gram,saniye sözcüklerinin kısaltılmasından oluşan uluslar arası fizik birimleri sistemi. CH :İsviçre’nin plakası. CHAC :Mayalar’da yağmur tanrısı. CHARTER: Dolmuş uçak. CHAT :İnternet ortamında yapılan sohbetlere verilen ad, çet. Bilgisayarda klavye gevezeliği,internet sohbeti. CHONİN :Eski Japonya’da tüccar sınıfı . CIBILTEPE:Kars’ın Sarıkamış ilçesinde kayak merkezi olan dağ. CIDA :Mızrak. CIDAR:İç duvar. CIHAR:Dört. CILIBIT:Yurdumuzun sulak alanlarında da yaşayan göçmen bir kuş. CILK:Bozularak kokuşmuş yumurta. CILKAVA :Tilkinin ense postu kürkü. CIMBAR:Filiz,sürgün. CINCIK:Halk dilinde cam parçası. CINGIL:Boncuk,gümüş veya altın para ile yapılmış,boşluğa veya giysiye takılan süs. CINGIL:Halk dilinde yoğurt kabı. CIRLAYIK:Ormanlık alanlarda yaşayan,güzel ötüşlü bir kuş. CIRNAK:Tırnak. CIVA:Gümüş renginde bir element. CIVATA : Ağaç veya demir parçalarını birbirine bağlamakta kullanılan somunlu iri başlı vida CIVIK: Çok sulu ve bulaşkan. CIVIKLAMA:Kahramanmaraş yöresine özgü,kuşbaşı et ve bulgurla yapılan bir yemek. CIZLAMA:Yumurta ve unla yapılan bir tür omlet. CIZLAMAÇ:Yağda yada sac da pişirilen ve sulu hamurdan yapılan bir tür ekmek. Cİ :Fildişi kıyısı plakası. CİA: ABD haber alma örgütünün simgesi. CİBAYET :Vergilerin ve devlet gelirlerinin toplanması. CİBEZ:Ege yöresinde salatası yapılan lahana filizine verilen ad. CİBİLLİYET:Huy ve ahlak bakımından yaradılış. CİBİN:Halk dilinde sinek. CİBİNLİK:Sivrisinek veya başka böceklerden korunmak için yatağın üstüne ve yanlarına gerilen,çadır biçiminde tül. CİBRE :Sıkılıp suyu alınan üzüm ve başka meyvelerin posası. CİCE :Abla. CİCİM:Ensiz olarak dokunmuş parçaların yan yana eklenmesiyle oluşan nakışlı ince kilim. Renkli desen ipliklerinin kullanıldığı kilim benzeri dokuma türü,cecim,carcım CİCİMAMA:Argo’da kadınla düşüp kalkmaya başlamış toy erkeğe verilen ad. CİCOZ:Cam veya toprak bilyelerle oynanan bir çocuk oyunu ve bu oyundaki bilyelerin her biri. CİDAL:Savaşma,cenk,çekişme. CİDAR:Zar,duvar,çeper. CİDE: Kastamonu’nun bir ilçesi. CİFE: Leş. CİFİR:Bir fal türü. CİFİR:Sayılar,harfler ve semboller kullanılarak açılan bir çeşit fal. CİGA:Anadolu’da ve Azeri edebiyatında halk şairlerinin cinasa verdiği ad. CİGOR:Siirt ve Diyarbakır yörelerinde Şubat ayında yapılan bahar şenliği. CİĞERDELDİ:Kumaş üzerine küçük delikler açılarak yapılan işleme. CİĞERPARE:Çok sevilen kimse. CİHANGİR:Dünyanın büyük bir kısmını eline geçiren. CİHANNÜMA:Her yanı görmeye elverişli,camlı çatı katı veya taraça,kule. CİHANŞÜMUL: Evrensel. Dünya çapında. CİHAR :Tavlada dört sayısı. CİHAT:Din uğruna yapılan savaş. CİHET:Yön,taraf. CİKCİK:Marmara bölgesinde kum midyesine verilen ad. CİLASUN :Yiğit,eli çabuk,becerikli kimse. CİLAVUZ:Yurdumuzda kurulmuş 21 Köy Enstitüsünden biri. CİLBAN:Çok küçük taneli fasulye. CİLBEND (CİLBENT): Evrak çantası. Klasör Eskiden büyük cüzdan; Kağıt ve belgeleri saklamak için yapılmış dosya ya da mukavva kap; CİLDEKİ:Gizli bilimler ve kimya üzerine yazdığı yapıtlarıyla tanınmış XIV. Yüzyıl Türk bilim adamı. CİLO:Türkiye’nin ikinci yüksek dağı. CİMBAKUKA:Çelimsiz ve biçimsiz kimse. CİMCİK:Kütahya yöresine özgü,mantıya benzer bir yemek. CİMCİME :Küçük ve tatlı bir tür karpuz. CİMİL:Rize’nin İkizdere ilçesinde bir yayla ve kaplıca. CİMİN:Erzincan yöresine özgü siyah üzüm cinsi. CİMRİ:Molier’in tanınmış bir komedisi. CİN:İslam inanışına göre,bir dumandan yada ateşten oluşan,duyularla algılanamayan ve zekası olan cisimsel varlık. CİNAS:Edebiyatta birden çok anlamı olan bir kelimenin iyi anlamını kullanır görünerek,kötüsünü kastetmek. Çok anlamlı bir kelimeye her defasında başka bir anlam yükleyerek birbirine yakın birkaç yerde kullanma. CİNGİL:Bakraç. CİNGÖZ :Açıkgöz. CİNNET.:Delilik. CİNRİKİŞA: Japonya’da yolcu taşımakta kullanılan iki tekerlekli çekçek. CİP:Elazığ ilinde bir baraj. CİPİ:Gözleri ağrılı ve kirpikleri dökülmüş kimse. CİPS:İnce,yuvarlak kesilerek kızartılmış patates. CİRAN:Gülarya da denilen bir balık. CİRANTA:Bir senedi ciro eden kimse. CİRDAVAL :Ucu demirli,uzun cirit değneği. CİRİM :Hacim, oylum. CİRİM:Canlı olmayan cisim. CİRİT:At koşturup karşı takım oyuncularına değnek atarak topluca oynanan eski bir Türk oyunu. CİVAN:Delikanlı.Yakışıklı erkek. CİVANMERT:Mert yaradılışlı,yüce gönüllü,yiğit. CİVANPERÇEMİ:Birleşikgillerden,bir çok türleri olan bir kır bitkisi.Kandil çiçeği. CİVE:Antalya yöresine özgü, pirinçli domates yemeği. CİVELEK:Neşeli,hareketli,sokulgan. CİVELEK:Yeniçeri ocağına yeni girmiş delikanlı. CİVİL:Erzurum yöresine özgü bir cins tel peynir. CİZVİT:İsa Derneği denilen bir Hıristiyan derneğinin üyesi. CİZYE:Eskiden Müslüman olmayanlardan alınan bir çeşit vergi. CL:Klor’un simgesi. CO:Kobalt’ın simgesi. COBOL: Yönetim programlarının özel gereksinimlerini karşılamaya yönelik olarak geliştirilen bir bilgisayar programlama dili. COGİTO:Varoluşu düşünceden çıkarsayan Descartes’çı akıl yürütme. COKAT: Siirt’te adını sığır,koyun,keçi gibi hayvanların kalın bağırsağına verilen bumbardan (yerel dilde mumbar) alan yemek. COKAT: Siirt’te adını sığır,koyun,keçi gibi hayvanların kalın bağırsağına verilen bumbardan (yerel dilde mumbar) alan yemek. COKEY: Yarış atına binen kimse. COLOMBO:Sri Lanka’nın yönetsel başkenti. CONCHERO:Meksika’ya özgü dinsel tören dansı. CONCORDE:Dünyanın ilk ses üstü yolcu uçağı. CONGOLOS (KARAKONCOLOZ):İç Anadolu’nun kırsal kesimlerinde,kışın en soğuk günlerinde evlere girdiğine inanılan cadı. CONTA:Geçirmezliği sağlamak için,sıkıştırılmış iki yüzey arasına yerleştirilmiş,genellikle kauçuk ve kurşundan yapılan ince parça. CORCOVADO:Rio de Janeiro kentinde,üzerinde ünlü İsa heykelinin bulunduğu tepenin adı. CORUM: Balık akını. COSANOSTRA :Sicilya kökenli Newyork mafyasına verilen ad. COZALAK:Çürümüş meyve. CÖMERT: Ahi, aka, dost. CÖNK: Saz şairlerinin,kendilerinin ya da başkalarının şiirlerini derledikleri,uzunlamasına açılan deri kaplı defter. CÖNK:Yelkenli bir gemi türü. CR:Krom’un simgesi. CROS:Çirozname adlı şiiriyle tanınmış Fransız şairi. CS:Sezyum’un simgesi. CU:Bakır’ın simgesi. CUCİ:Cengiz Han’ın büyük oğlu. CUD:Karagöz ve ortaoyununda Yahudi tiplemesine verilen ad. CUDAM:Beceriksiz,güçsüz,görgüsüz kimse. CUK:Aşık oyununda aşığın dik durması. CULUK : Halk dilinde hindiye verilen ad. CUMALIKIZIK:Bursa ilinde,geleneksel ev dokusuyla tanınan tarihi ve turistik bir köy. CUMBA:Eski Türk evlerinde zemin katının üzerindeki katlarda dışa taşan çoğu kafesli oda bölümü. Yapıların üst katlarından ana duvarların dışına,sokağa doğru çıkıntı yapmış balkon. CUMHUR:Halk,topluluk. CUMUDİYE :Eski dilde aysberg Buzul.. CUMUR:Trabzon yöresine özgü,taze mısır ekmeği ve peynirle yapılan bir çeşit pide. CUNA:Eskiden yaşmak yapımında kullanılan çok ince yarı saydam bez. CUNDA:Ege bölgesi kıyılarında,Edremit Körfezinin kuzeybatı ucunda,Ali bey Adası olarak da bilinen ada. CUNTA:Bir ülkede yönetime el koyan kimselerden oluşan kurul. CURA :Türk Halk Müziğinde bağlama ailesinden çalgıların en küçük boylusu.Tezene ile çalınan iki yada üç telli halk sazı. CURA:Bir çeşit küçük atmaca. CURA:Yudum. CURCUNA:Karışık durum. CURLAMA: Kütahya yöresine özgü bir tür börek. CURNATA :Bıldırcın sökünü. CUŞİŞ:Coşkunluk,coşma. CÜCÜK:Halk dilinde civciv. Kuş,tavuk yavrusu. CÜCÜK:Soğan ve benzeri katmerli şeylerin iç kısmı. CÜCÜKLENMEK:Filizlenmek. CÜDA:Yurt,baba ocağı gibi sevilen şeylerden ayrılmış olan,uzak kalmış olan. CÜHELA:Cahiller,bilgisizler. CÜLUSİYE:Hükümdarların cülus törenlerinde dağıttığı bahşiş. CÜLÜS:Şehzadenin hükümdar olarak tahta çıkması. CÜMBÜŞ:Tambura benzeyen maden gövdeli bir saz türü. CÜNHA:Kabahatten ağır,cinayetten hafif suç. CÜNUN:Cinnet,delirme,çıldırma. CÜRMÜMEŞHUT:Suçüstü. CÜRUF: Erime durumundaki madenlerin yüzeyinde toplanan madde. Maden posası. CÜRÜM:Suç. CÜSSE:İnsan gövdesi. CÜZ:Bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri. Kuran’ın bölünmüş olduğu otuz kısımdan her biri. Fasikül. CÜZİ:Az miktarda. CYRANO DE BERGERAC (Sirano dö Berjerak) :Edmond Rostad’ın ünlü oyunu. CZ:Çek Cumhuriyetinin plaka işareti. |