Bulmacadaki kelimelere göre  hazırlanmış 

BULMACA SÖZLÜĞÜ  

 A B C Ç D E F G H I İ J K L M N

 O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z       [Ana Sayfa]

  Düzenleyen :

  Sabahattin ÖZTÜRK

 

ÇAÇA:Eski ve usta gemici.

ÇAÇA:Genelevlerde ayak işleri yapan ve sırası geldiğinde mamaya vekalet eden kadın.

ÇAÇA:Gümüş renkli bir balık.

ÇAÇAÇA :Meksika’dan yayılmış hareketli,modern bir dans.

ÇAÇARON:Karşısındakini susturacak biçimde ve çok konuşan,geveze.

ÇADIR: Keçe,deri,kıl dokuma veya kalın bezden yapılıp direklere takılan,sökülüp taşınabilir barınak.

ÇAĞA:Çocuk,bebek.

ÇAĞAN:Kimi Türk topluluklarında nevruza verilen ad.

ÇAĞANOZ:Çingene yengeci de denilen ve Türkiye’nin bütün kıyılarında yaşayan pavurya.

ÇAĞLA:Ham olarak yenilen badem,erik,kayısı gibi yemişler.

ÇAK :Yırtık,yarık. Eski dilde yırtma.

ÇAKABEY :On birinci yüzyılın ikinci yarısında İzmir’e egemen olarak Anadolu kıyılarında ilk Türk donanmasını kuran Türk Beyi.

ÇAKAK:Yere çakılan kısa ve kalın kazık.

ÇAKAL ERİĞİ:Çok ekşi,sert,iri çekirdekli bir erik türü.

ÇAKALOZ:Eskiden kullanılmış mermi yerine çakıl taşı atan bir tür top.

ÇAKAR :Denizde açığa yada kıyılara yerleştirilen,belirli aralıklarla yanıp sönen küçük fener 

ÇAKARALMAZ:Basit,ilkel çakmak.

ÇAKIM :Kıvılcım,şerare.

ÇAKIR  : Şarap. 

ÇAKIR: Açık mavi hareli ela göz.

ÇAKIRDİKENİ:Maydanozgillerden,hekimlikte kullanılan bir bitki,deve elması.

ÇAKIRDOĞAN:Yırtıcı kuşlardan bir doğan çeşidi.

ÇAKIRKANAT:Çamurcun,eğri koca gibi adlar da verilen ve yurdumuzun sulak alanlarında yaşayan küçük ördek cinsi.

ÇAKOZETMEK: Argo’da gözetlemek.

ÇAKRA:Hindu dininin ve Budacılığın bazı kollarının insan bedeniyle ilgili gizemli  uygulamalarında,bedendeki çok sayıda (yedi) ruhsal merkeze verilen ad.

ÇAKŞIR:Bir çeşit erkek şalvarı.

ÇAKTAK.(ÇATAK):Kavgacı.

ÇAL:Taşlık yer, çıplak tepe.

ÇALAĞAN:Kartal,atmaca,çaylak gibi yırtıcı kuşlara verilen ad.

ÇALAK: Bir çok üflemeli çalgıda,gövdenin son kısmındaki huniyi andıran genişlik.

ÇALAK:Eline,ayağına çabuk,çevik,atik.

ÇALAMAR  :Yazlık davar ağılı 

ÇALAP  : Tanrı.

ÇALBA: Balıkotu,ayı kulağı gibi adlar da verilen ve yaprakları çay gibi haşlanarak içilen otsu bitki.

ÇALÇENE:Çenesi düşük. Geveze.

ÇALEN (ÇELEN):Evin saçağı.

ÇALI:Dalları çok çatallı ve sapları odunsu bir bitki türü.

ÇALIBASAN:İri ve sert taneli,uzun saplı ve kılçıklı bir buğday cinsi.

ÇALIK:Atik,çevik.

ÇALIK:Çarpık. Yan yan giden.

ÇALIK:Koyunlarda çiçek hastalığı.

ÇALIŞTAY:Önceden belirlenip tasarısı yapılmış konunun nasıl gerçekleştirileceğine,nasıl uygulanacağına ilişkin olarak yapılan toplantılar dizisi. Kongre.

ÇALKARASI: Denizli ve Aydın yöresine özgü kırmızı üzüm.

ÇALPARA:Parmaklara takılıp çalınan zil yada buna benzer ses çıkarıcı araç.

ÇAM SAKIZI:Acı sakız.

ÇAM:Botanikte (Pinus) olarak tanımlanan,yurdumuzda birçok türü yetişen bir orman ağacı.

ÇAMALTI:İzmir körfezinde,Gediz’in denize ulaştığı yerde bulunan Türkiye’nin en büyük tuzlası.

ÇAMARİVA:Askeri denizcilikte tören için mürettebatın küpeşte boyunca düzenli biçimde dizilmesi.

ÇAMÇA:Pullarından yalancı inci yapılan bir ırmak balığı.

ÇAMÇAK :Ağaçtan yapılmış su kabı.

ÇAMİÇİ :Bafa Gölünün bir başka adı.

ÇAMLIBEL: Trabzon ilinde bir mağara.

ÇAMLICA:Osmanlılar döneminde Tuna’da kullanılan,çektiri türünden bir yük gemisi.

ÇAMPİSAJ:Bitkisel yağlarla uygulanan bir tür Hint tedavi yöntemi.

ÇAMUKA :Gümüş balığına benzer bir küçük balık.

ÇANAK  :Göz çukuru.

ÇANAK:Pişirilmiş topraktan yapılmış yayvan kase.

ÇANK:Yapısı bakımından kanuna, çalınışı bakımından santura benzer Özbek çalgısı.

ÇANOYU : Japonlara özgü çay töreni.

ÇANTI:Karadeniz yöresine özgü, yontulmamış ağaç gövdelerinin üst üste oturtulmasıyla yapılan ev.

ÇAPA (ÇİPO):Gemiyi istenilen bir yerde tutmak için bir zincirle denize atılan gemi demiri.

ÇAPAÇUL:Kılığının yada eşyasının düzgün ve temiz olmasına özenmeyip düzensizlik içinde yaşayan.

ÇAPAK : Sazan familyasından vücudu yandan basık,sarı pullu,eti tatsız,kılçıklı bir tatlı su balığına verilen ad.

ÇAPAK:Madenler dövülürken sıçrayan ince ufak parça.

ÇAPAN:Kimi yörelerde kaput bezine verilen ad.

ÇAPANAK:Kaçak mal.

ÇAPANOĞLU:Başa dert açacak karışık durum.

ÇAPAR  :Taka’dan büyük, baş ve kıç tarafı yukarı kalkık bir çeşit Karadeniz teknesi.

ÇAPAR:Benekli hayvan. Çiçek bozuğu yüz.

ÇAPAR:Eski dilde atlı haberci,postacı.

ÇAPARAL :Çöl bölgelerinin yanı başında yer alan, çalı ve kurakçıl ağaççıkların oluşturduğu bitki topluluğu.

ÇAPARIZ:İçinden çıkılamayacak kadar güç olan,karışık iş.

ÇAPARİ:Çok iğneli olta takımı.

ÇAPATİ:Hindistan’a özgü bir tür pide.

ÇAPLA:Metal yüzeyler üzerindeki oyma işlemleri için kullanılan  çelikten yapılmış kalem.

ÇAPMAK:Akın etmek.

ÇAPRAK (ŞAPRAK) : At eyeri üzerine örtülen örtü.

ÇAPUL:Yağma,talan.

ÇAPULA:Karadeniz yöresine özgü  bir tür erkek ayakkabısı.

ÇAPUT :Eski bez parçası,paçavra.

ÇARDAK  :Tarla,bahçe gibi yerlerde ağaç dallarından örülmüş barınak. Ağaç dallarından yapılmış gölgelik.

ÇARDAŞ:Macarların ulusal halk dansı.

ÇAREVİÇ:Çarın oğlu.

ÇARGAH.:Türk müziğinde bir makam.

ÇARIK:Argo’da para cüzdanı.

ÇARIK:Tabaklanmamış sığır derisinden yapılan ve deliklerine  geçirilen şeritle sıkıca bağlanan ayak giyeceği. Ham deriden yapılan köylü ayakkabısı.

ÇARKIFELEK:İşleme,oya ve yazmalarda kullanılan ve adını aynı adlı bitkiden alan geleneksel Türk bezeme öğesi.

ÇARLİSTON:Birinci dünya savaşından sonra Avrupa’da moda olan bir dans.

ÇARMIH:Haç   

ÇARNAÇAR:İster istemez.

ÇARPANA : Anadolu’da  yüzyıllardan  buyana  göçerler  arasında  dokunan  bir  tür  ensiz  dokuma. Göçerlerin el tezgahlarında dokudukları, çoğunlukla giysilerde kullanılan şeritlere verilen ad.

ÇARTA:Balalaykaya benzeyen Türk halk çalgısı.

ÇARTER :Dolmuş yapan uçak.

ÇARTİZM:Büyük Britanya’nın siyasal yaşamını canlandıran ve 1837-1848 yılları arasında işçi özgürlüğünden yana olan reformcu hareket .

ÇASAR: Viyana’da oturan Alman İmparatoruna verilen ad.

ÇAŞIT:Casusu,ajan.

ÇAŞT  :Eski dilde kuşluk vakti. 

ÇAT:Malatya ilinde bir baraj.

ÇATAK (ÇAKTAK):Kavgacı

ÇATAK :İki dağ yamacının kesişmesi ile oluşmuş dere yatağı. Kavşak. İki yolun birleştiği yer.

ÇATAK:Bolu’nun Göynük ilçesinde bir kaplıca.

ÇATAK:Yapışık, ikiz meyve.

ÇATALAĞIZ:Bir ırmağın denize kavuştuğu yerde lığların birikmesiyle oluşan üçgen biçimli ova,delta.

ÇATALAN: Adana’da bir baraj.

ÇATALBURUN:Mersin’in Tarsus ilçesine özgü av köpeği cinsi.

ÇATALHÖYÜK:Konya ilinde ünlü bir höyük.

ÇATALKUYRUK:Ege ve Akdeniz’de de yaşayan yırtıcı bir balık.

ÇATANA:Filika büyüklüğünde,islimle işleyen deniz teknesi,küçük vapur,istimbot.

ÇATKI:Başın çevresine çember gibi dolanıp bağlanan bağ.

ÇATMA: Semerin ağaç kısmı.

ÇATMA:Döşemelik bir kumaş cinsi.

ÇATURANGA: Satrancın ilk adı ve kökeni olan Hintçe sözcük.

ÇAV  :İran Moğolları döneminde bastırılan bir tür kağıt para.

ÇAV :At,eşek gibi hayvanların erkeklik organı.

ÇAVELA (ÇAVALYE):Balıkçıların,tuttukları balıkları içine attıkları sepet.

ÇAVLAN :Büyük çağlayan,şelale.

ÇAVMAK:   Amaçtan şaşmak.

ÇAVUN (ÇAVAN):Hayvan derisinden yapılmış kırbaç.

ÇAVUŞ ÜZÜMÜ:Kabuğu ince,çekirdeği ufak,iri taneli bir tür beyaz üzüm.

ÇAVUŞ:Osmanlı devlet teşkilatında çeşitli hizmetler yapan görevli.

ÇAY:Irmak ile dere arası büyüklükte akarsu.

ÇAYDAÇIRA:Elazığ yöresine özgü bir halk oyunu.

ÇAYIR:Üzerinde gür ot biten,toprağı nemli düzlük.

ÇAYIRMELİKESİ:Gülgillerden,bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen bir ağaççık,erkeç sakalı,keçi sakalı.

ÇAYKARA (SULTAN MURAT) : Trabzon ilinde bir yayla.   

ÇAYLAK:Toy,acemi.

ÇAYÖNÜ:Diyarbakır ilinde,Anadolu’da bu güne değin bilinen en eski köy düzenine ilişkin bulguların ele geçtiği höyük.

ÇEBİÇ (ÇEPİÇ):Bir yaşındaki keçi yavrusu.

ÇEÇ:Tahıl yığını.

ÇEÇİL:Yağı alınmış sütten yapılan bir cins peynir.

ÇEDAR:İnek sütünden yapılan bir tür İngiliz ve Amerikan peyniri.

ÇEDENE (ÇETENE) :Keten tohumu. Buğday kavurgası.Kendir tohumu.

ÇEDİK :Mest üzerine giyilen sarı pabuç.

ÇEK:Bir kimsenin satın aldığı hizmet veya ürün karşılığında para yerine verdiği ve karşılığı banka hesabından ödenen yazılı belge.

ÇEKAP:Tam bakım.

ÇEKEK :Kayık,mavna ve küçük gemilerin karaya çekildikleri yer.

ÇEKEL: Küçük çapa.

ÇEKELEVE:Eskiden kullanılan,kıç tarafı yüksek,hızlı giden yelkenli.

ÇEKELEZ:Halk dilinde sincap.

ÇEKER:Bir tartma aletinin kaldırabildiği ağırlık miktarı.

ÇEKEREK:Yurdumuzda bir nehir.

ÇEKİ:İki yüz elli kiloya eşit olan,odun ve kireç gibi ağır ve kaba şeyleri tartmakta kullanılan bir ağırlık ölçüsü.

ÇEKİNİK:Birkaç kuşak sonra ortaya çıkan ve o zamana kadar aradaki döllerde gizli kalan soya çekim nitelikleri için kullanılan terim.

ÇEKİŞ:Yaylı çalgıların çalınış tekniğinde, yayın topuktan buruna doğru sürtülmesi.

ÇEKİŞTE:Tuzla terbiye edilmiş yeşil zeytin.

ÇEKMEN:Vantuz   

ÇEKTİRİ:Yelkenleri olmakla birlikte kürekle de yol alan eski zaman gemisi.

ÇEKTİRME:Türkmen pilavı da denilen,soğan,et ve havuçla birlikte pişirilen pirinç pilavı.

ÇELDİRİCİ:Çoktan seçmeli bir test sorusunda yanlış seçenek.

ÇELEBİ:Görgülü,terbiyeli,olgun kimse.

ÇELGİ :Çene altından bağlanan başörtüsü.

ÇELİKLEME:Toprağa sokulan bir dalla bitkilerin çoğaltılması yöntemi.

ÇELİM:Güç,kuvvet.

ÇELLO  :Viyolonsele verilen ad.  

ÇELMİK:İri saman. Kaba saman.

ÇELTİK  :Kabuğu ayıklanmamış pirinç.

ÇEM: Çayır çimen anlamında kullanılan yerel sözcük.

ÇEMBALO :Klavsene verilen bir ad.

ÇEMEN:Maydanozgillerden bir bitki ve bunun kokulu tohumu.

ÇEMENZAR:Çimenlik,bahçe.

ÇEMİÇ: Dut kurusu.

ÇEMİKARİ:Siirt’in Pervari ilçesinde bir yayla.

ÇEMKİRMEK:Birine karşı gelmek,sert cevap vermek.

ÇEMREMEK:Kolunu yada paçalarını sıvamak,eteğini toplamak.

ÇEN:Sis,duman anlamında kullanılan yerel sözcük.

ÇENEK : Kuşların gagasını oluşturan alt ve üst bölümlerden her biri.

ÇENET:  Açıldığında tohumların ortaya çıktığı kabuk. Tohumda embriyonu kaplayan etli bölüm. Tohum yaprağı.

ÇENGE:Gelin karşılama.

ÇENGEL:Eğri,ucu sivri demir.

ÇENGİ:Çalgı eşliğinde oynamayı meslek edinmiş kadın.

ÇENK:Harpı andıran telli bir çalgı.

ÇENTİK:Eskişehir yöresine özgü bir tür kıymalı börek.

ÇENTİK:Küçük kertik.

ÇEPEL:Çalı çırpı.

ÇEPER:Bağ çubuğu,çalı çırpı.

ÇEPER:Çit. Duvar,cidar.

ÇEPEZ:Denizde yosunlu sazlı yer.

ÇEPİÇ:Ayırıcı duvar,cidar.

ÇEPİKLİ: Bir halk oyunumuz.

ÇEPİN:Halk dilinde bahçe çapası.

ÇER :Gelişigüzel ve dayanıksız yapılmış anlamında.

ÇERAĞ:Mum,çıra.

ÇERAKİSE: Mısır’da egemenlik kuran Çerkez kökenli Kölemenlere verilen ad.

ÇERÇEVE:Kenarlık.

ÇERÇİ:Köy köy dolaşarak ufak tefek eşyalar satan gezgin esnaf. Tuhafiyeci.

ÇERÇÖP:Döküntü,süprüntü.

ÇEREZ:Asıl yemekten sayılmayan kuruyemiş gibi şeyler.

ÇERGE(ÇERGİ) :Derme çatma çadır,göçebe çadırı. Çingene çadırı.

ÇERİ: Eski dilde asker.

ÇERİ: Mürdüm eriğinin kurutulmuşuna verilen ad.

ÇERİ:Ceviz büyüklüğünde bir domates cinsi.

ÇERİMOYA:Güney Amerika’nın tropik bölgelerinde yetişen,armut büyüklüğünde ve lezzetli bir meyve.

ÇERMİK:Kaplıca, ılıca.

ÇERNEK: Samsun ilinde bir göl.

ÇERVİŞ:Yemeğin sulu kısmı.

ÇEŞM: Göz.

ÇEŞMİBÜLBÜL  :On dokuzuncu asırdan başlayarak İstanbul’da gerçekleştirilen renkli çizgili ve hareli cam eşyaya verilen ad. Noktalı yada dumanlı sırça,işlemeli cam işi. Saydam, ince cam üzerinde helezonik kıvrımlar meydana getiren renkli çizgilerle yapılan cam işleri. Kelime anlamı: Kuş gözü. Süt mavisi, koyu kırmızı ve zümrüt yeşili olarak üretilen bardak, sürahi, vazo, kase, şişe vs.

ÇEŞNİ:Tadımlık.

ÇEŞNİCİ:Eskiden saraylarda ve büyük konaklarda yemek ve sofra işlerini yöneten kimse.

ÇETELE:Çizilerek veya oyularak açılan kertik.

ÇETİBELİ:Marmaris ilçesinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir yöre ve köy.

ÇETİKE:Ege bölgesindeki Yunt dağlarında yaşayan Yörük erkeklerinin giydiği bir çeşit ceket.

ÇETİR:İşlemeli büyük boyutlu mendil.

ÇETLEVİK:Halk dilinde fındığa verilen ad.

ÇETNEVİR: Misafirlere sunulan kuru yemiş.

ÇETNEVİR:Bulgurla yapılan bir yemek.

ÇETNİK:Yirminci yüzyıl başlarında Makedonya’da Türklere karşı direnen Sırp milliyetçilerine verilen ad.

ÇETREFİL:Karışık,anlaşılmaz.

 

ÇEVİRME:Çevresi duvar yada çitle çevrilmiş küçük bahçe.

ÇEVİRME:Patlıcan,tavuk eti ve pirinçle yapılan bir yemek.

ÇEVREN :Ufuk.

ÇEVRİNCE:Teknecik de denilen,sarı çiçekli ve otsu bir bitki.

ÇEVRİNTİ:Çeşitli tahıl karışığı.

ÇIBAN:Deride oluşan şişkinlik,kızartı,ağrı ve ateşle kendini gösteren irin birikimi.

ÇIDAM:Sabır.

ÇIDAMAK:Sabretmek.

ÇIĞA:Horozun en gösterişli tüyü.

ÇIĞA:Mersinbalığının,yumurtasından havyar yapılan bir türü.

ÇIĞIN:Omuz.

ÇIĞLIKARA:Antalya’nın Elmalı ilçesinde,tabiatı koruma alanı kapsamına alınan ve Toros sedirleriyle kaplı olan ormanlık yöre.

ÇIKIN (ÇIKI) :Küçük bohça. Bir beze sarılarak düğümlenmiş küçük bohça.

ÇIKRA:Sık çalı.

ÇIKRIK:İplik eğirmek için kullanılan bir alet.

ÇIKRIKÇIN:Yurdumuzun sulak alanlarında da yaşayan bir kuş.

ÇILAN :İri bir çeşit çiğde.

ÇILBIR:Yumurta ve yoğurtla yapılan bir yemek türü.

ÇILPIRTI:Türkiye’nin güney kıyılarında yetişen ve çit bitkisi olarak kullanılan bir tür çalı.

ÇIMA:Halat ucu.

ÇIMBAR:Dokuma tezgahındaki dişli araç.

ÇIN:Doğru,gerçek.

ÇINARALTI :İstanbul’da Orhan Seyfi Orhon  tarafından çıkarılan haftalık dergi.

ÇINGIRAK:Küçük çan.

ÇIRA:Reçineli ağaçların çabuk yanabilen yağlı kısmı.

ÇIRAKMAN  :Şamdan.

ÇIRALI:Antalya’nın Kumluca ilçesinde kumsalıyla tanınmış turistik bir yöre.

ÇIRAMOZ:Balıkçıların ateşbalığı avlarken üzerinde çıra ve funda yaktıkları ızgara.

ÇIRÇIR:Küçük pınar.

ÇIRÇIR:Pamuğu çekirdeğinden ayırmaya yarayan alet.

ÇIRNIK:Irmaklarda ve göllerde kullanılan küçük bir kayık.

ÇIRPI:Dal ve budak kırpıntısı.

ÇIT:Bir tayyör yakada,  yakanın ön parçayla birleşmesiyle meydana gelen açı.

ÇITA:Düzgün biçilmiş uzun ve ensiz tahta.

ÇITAK :Geçimini orman ürünlerinden sağlayan köylü.

ÇITAK: Yabancı.

ÇITAKLAR: Bulgaristan’da yaşayan bir Türk topluluğu.

ÇITÇIT:Bir dolap kapağını kapalı tutmaya yarayan bilyeli yada küçük tekerlekli düzen,dolap stoperi.

ÇIVGAR:Çift sürmede kullanılan yardımcı hayvan.

ÇIVGIN:Rüzgar ve karla karışık yağan yağmur.

ÇIVGIN:Yurdumuzda da yaşayan ötücü kuşlar takımından bir cins ötleğen. Söğüt bülbülü de denilen ötücü bir kuş.

ÇIYAN:Bir böcek türü.

ÇİÇA:Peru’da mısırdan elde edilen bir içki. 

ÇİÇE: Hala.

ÇİÇEK HATUN:Cem Sultan’ın annesi.

ÇİÇU:Aziz Nesin’in bir oyunu.

ÇİFT:Küçük maşa yada cımbız.

ÇİFT:Toprağı sürmek için birlikte koşulan iki hayvan.

ÇİFTBOZAN:Osmanlı devletinde işlemekle yükümlü olduğu toprağı terk eden reayaya verilen ad.

ÇİFTE:At eşek tekmesi.

ÇİFTEHANE:Kuş üretmeye yarayan kafesli yer.

ÇİFTTEKER:Bisiklet.

ÇİGA BALIĞI:Çuka balığı.

ÇİGAN: Çingene.

ÇİĞDEM:Zambakgillerden bir kır bitkisi,mahmur çiçeği.

ÇİĞDENE :Ahşap yapıların dış kaplamalarında kullanılan çıralı tahta.

ÇİĞE:Ceviz veya badem içi.

ÇİĞİL:Eski Türk boylarından biri.

ÇİĞİN:Omuz.

ÇİĞİNDİRİK: İki ucuna su kabı,yoğurt tablası gibi taşınacak şeyler asılarak omuza alınan ağaç.

ÇİĞİNDİRİK:Omuzluk.

ÇİKARA:Hindistan ovalarında yaşayan kılıç biçiminde iki çift boynuzlu küçük antilop.

ÇİKARA:Oturak.

ÇİKOLATA:Kakao,süt ve şekerden yapılan tatlı bir yiyecek türü.

ÇİL :Zoolojide (tetraste bonasia olarak tanımlanan,orman tavuğugillerden,eti için avlanan,ormanlarda yaşayan bir kuş. Dağ tavuğu.

ÇİL:Aynada sır bozulmasından dolayı oluşan leke.

ÇİL:Yeni ve parlak.

ÇİLAV :Acem pirinci ve tereyağıyla pişirilip üzerine kuzu eti yada uykuluk konarak yenen pilav. İran pilavı.

ÇİLAZMAK: Gediz ırmağı deltasında yer alan ve 205 kuş türünü barındıran lagün.

ÇİLE: Yay kirişi.

ÇİLE:İplik kangalı.

ÇİLEME:Ispanak, pancar gibi sebzelerle pirinç ve bulgur karıştırılarak yapılan bir yemek.

ÇİLEMEK:Tohumu serperek,saçarak ekmek.

ÇİLENTİ:Hafif yağmur,serpinti.

ÇİLİNGİR  SOFRASI:Rakı içilen masa.

ÇİLİNGİR :Kilit,anahtar ustası

ÇİLİNGİR:İri gözlü kalbur.

ÇİLİNGOZ:İstanbul’un Çatalca ilçesinde,yaban hayatı koruma kapsamına alınan ormanlık bir bölge ve koy.

ÇİLKUŞU:Anadolu’da ver Hindistan’ın doğusu arasında alanda yaşayan bir kuş.

ÇİM:Botanikte (Lolium) olarak tanımlanan,buğdaygillerden,bahçelerin yeşillendirilmesinde yararlanılan çok yıllık bitki.

ÇİMÇEK: Serçe’nin küçük bir türü.

ÇİMÇİM:Ege bölgesine özgü, küçük ama lezzetli bir karides cinsi.

ÇİMECEK:Yıkanılan yer,hamam.

ÇİMMEK:Bütün vücudu yıkamak. Yıkanmak.

ÇİNAKOP  :Lüfer balığının küçüğü. 

ÇİNAKOP: Zoolojide   (Temnodon  altator)   olarak   tanımlanan ,  lüfer   balığının   küçüğüne   verilen  ad.

ÇİNÇİLYA:Postu için avlanan,yumuşak ve gümüş rengi tüyleri olan kemirici bir hayvan.

ÇİNİ:Duvarları kaplayıp süslemek için kullanılan ve çiçek resimleriyle bezeli pişmiş balçık levha,fayans.

ÇİNİLEK:Yankısının çokluğundan sesin iyi anlaşılmadığı yer.

ÇİNKE:Sağlam ve sert taş.

ÇİNKİRAZI:Liçi de denilen bir meyve.

ÇİNKO:Mavimsi beyaz renkte parlak yüzlü bir maden veya bu madenden yapılmış eşya.

ÇİNTE:Kiraz kuşu da denilen bir kuş.

ÇİNTAMANİ:Özellikle kumaşlara,çinilere uygulanmış,modern sanatta da kullanılmış bir süsleme motifi.

ÇİNTİYAN:Bilekleri dar,beli bol,büzgülü kadın şalvarı.

ÇİNTME:Kabak yada fasulye ile yapılan bir yemek.

ÇİNTME:Küçük doğranmış kabak,fasulye gibi sebzelerle yapılan bir yemek.

ÇİP: Bir entegre devrenin,boyutu çoğu kez 1 milimetre kareden küçük olan parçası.

ÇİPE: Güreşte bir oyun.

ÇİPEL(ÇEPEL):Ürüne karışmış yabancı madde.

ÇİPİL: Ağrılı ve kirpikleri dökülmüş göz.

ÇİPOHORTA:Bamya,semizotu,patates,ıspanak,kabak gibi sebzelerle yapılan zeytinyağlı bir yemek.

ÇİPURA : Karagöz balığına benzer bir Akdeniz balığı. 

ÇİR :Kayısı, erik, zerdali gibi meyvelerin  kurusu.

ÇİR:Başka,öteki,diğer.

ÇİRGA: Ankara yöresinde domates salatasına verilen ad.

ÇİRİŞ :Zambakgillerden,beyaz çiçekli bitkinin kökünün öğütülmesiyle yapılan ve su ile karılarak tutkal gibi kullanılan esmer,sarı bir toz. Ayakkabı yapıştırıcısı.

ÇİRİŞOTU: Zambakgiller familyasından otsu bir bitki.

ÇİRİŞOTU: Zambakgiller familyasından otsu bir bitki.

ÇİRKEF: Pis ve bulanık.

ÇİRKEF:Bulaşkan.

ÇİROZ:Yumurtasını atarak zayıflamış uskumru balığı. Uskumru balığının kurutulmuşu.

ÇİS (ÇİSİ):Kimi bitkilerden sızan ve katılaşarak sarımtırak bir cisim durumuna gelen kudret helvası.

ÇİSENTİ  (ÇİSE):İnce yağan yağmur.

ÇİŞİK:Tavşan yavrusu.

ÇİŞTİYE:Hint Müslümanları arasında yaygın olan bir tarikat.

ÇİT:Bağ,bahçe gibi yerlerin çevresine çalı,kamış,ağaç gibi şeylerden çekilen duvar.

ÇİT:Baş örtüsü,yazma. Pamuktan dokunmuş basma.

ÇİTARİ :İzmaritgillerden,kılçıklı bir balık. En büyüğü yarım kiloyu aşmayan kılçıklı küçük balıklara verilen ad. Üzerinde sarı çizgiler bulunan küçük bir balık.

ÇİTARİ: Bir tür ince dokunmuş çizgi kumaş.

ÇİTEN :Saman taşımak için arabalara konulan ince dallardan örülmüş büyük sepet veya çit. Küçük sepet, sele.

ÇİTEN:Kuzu ağılı.

ÇİTİHA :Tunus kıyılarında kullanılan üç direkli yelkenli tekne.

ÇİTİNEK:Kestane ve fındık çubuklarıyla örülen kulplu sepet.

ÇİTLEMBİK:Mercimekten az büyük ,buruk lezzette meyvesi olan bir ağaç,melengiç.

ÇİTLİ: Bursa’nın İnegöl ilçesinde çıkan bir maden suyu.

ÇİTMİK:Üzüm salkımının küçük dalı.

ÇİVİT:Eskiden aynı adı taşıyan ottan,bugün ise yapay yollarla elde edilen,mavi renkli,sarılığını gidermek için çamaşırın son suyuna karıştırılan toz boya.

ÇİVİYAZISI:Eski Fars’ların,Medlerin ve Asurluların kullandığı yazı.

ÇİYAN:Eklembacaklılardan taşlar altında yaşayan zehirli bir böcek.

ÇİZECEK: Marangozlukta ağacı çizmeye yarayan,ucu sivri ve ağaç saplı el aracı.

ÇİZELGE:Cetvel.

ÇİZİ:Saban demirinin toprakta bıraktığı iz.

ÇİZİNTİ:Ufak sıyrık.

ÇO:Japonya’da kullanılmış eski bir uzunluk ölçüsü birimi.

ÇOBAN YILDIZI: Venüs gezegeni.   

ÇOBANLAMA:Pastoral.Bir edebiyat türü.

ÇOÇONA (ÇOÇUNA):Fulya balığına verilen bir başka ad.

ÇOKAL  :Savaşlarda giyilen zırh. 

ÇOKRAĞAN: Uşak’ın Banaz ilçesinde bir mağara.

ÇOLPA:Ayağı sakat olan .

ÇOLPAN(ÇULPAN):Venüs gezegeni.Çoban yıldızı.

ÇOLUM:Bir geminin güvertesinde,direkler ve palangalar sistemiyle çalıştırılan çökertme ağı.

ÇOLUN:Balıkçıların kullandığı ağ kepçe.

ÇOM:Halk dilinde “küme”, “topluluk” anlamında kullanılan sözcük.

ÇOMA  :Halk dilinde lor peynirine verilen ad.

ÇOMAK:Değnek.

ÇOMAR:İri köpek, çoban köpeği.

ÇOMU:Küçük kulaklı koyun ya da keçi.

ÇONA :Çoban yamağı anlamında kullanılan yöresel bir sözcük. 

ÇONGURİ:Doğu Anadolu’da kullanılan bir tür küçük zurna.

ÇOPRA :Balık kılçığı.

ÇOPUR : Bir geyik türü. 

ÇOPUR:Yüzü çiçek hastalığından kalma küçük yara izleri taşıyan,aşırı çiçek bozuğu olan kimse.

ÇOPURİNA:İzmarite benzer bir balık.

ÇOR: Sığır vebası.

ÇOR:Hastalık,dert. Sığır vebası.

ÇORABAŞ :Altay Türklerince inanılan bir cin.

ÇORAK:Bitkisi iyi olmayan,yada hiç bitki vermeyen,verimli olmayan.

ÇORTAN:Doğu Anadolu’da çökelek peynirinin kurutulmuşuna verilen ad.

ÇORUH:Anadolu’da doğup Karadeniz’e dökülen akarsuların en doğuda olanı.

ÇOT (ŞOT):Eli ya da ayağı sakat olan kimse.

ÇOTAK:Tüm dalları,kolları kesilmiş olan.

ÇOTANAK:Üzerinde bir çok fındık dalı bulunan dal. Bir dalda bulunan fındık kümesi.

ÇOTİRA:Dikenli,sert pullu,kısa ve geniş,siyaha yakın esmer bir balık.

ÇOTRA:Ağaçtan yapılmış küçük su kabı.

ÇOTUK:Dışarıda kalmış ağaç kökü.

ÇOV-ÇOV: Çin kökenli, bol tüylü, başı aslan başına benzeyen refakat köpeği.

ÇÖĞDÜRMEK:İleri doğru fışkırtmak.

ÇÖĞÜNDÜR:Kırmızı pancar.

ÇÖĞÜR:İri gövdeli ve kısa saplı bir tambura türü.

ÇÖKELEK: İzmir’in Karaburun ilçesinde bir mağara.

ÇÖKELEK: Yağı alınmış süt ya da yoğurttan elde edilen ve ekşimik de denilen bir tür peynir.

ÇÖKELTİ:Tortu.

ÇÖKERTME: Muğla yöresine özgü dana eti patates ve yoğurtla yapılan bir yemek.

ÇÖKERTME: Zonguldak ilinde bir mağara.

ÇÖLEMERİK:Hakkari ilinin eski adı.

ÇÖMÇE:Büyük tahta kepçe.

ÇÖMÇEGELİN:Anadolu’da çok yaygın ilkel bir kukla türü.

ÇÖMÇÖM:Küçük ve pembe renkli bir tür kertenkele.

ÇÖMEZ:Çırak,yardımcı.

ÇÖMLEK: Toprak tencere.

ÇÖPLEME:Kökleri iç sürdürücü olarak kullanılan bir bitki.

ÇÖPŞİŞ:Küçük kesilmiş kuzu etlerini ağaç şişlere geçirip ızgarada pişirerek yapılan kebap.

ÇÖRDÜK:Sarı çiçekli,keskin kokulu bir bitki.(Turşulara lezzet ve koku vermek için kullanılır).

ÇÖRTÜK:Tarhana otu da denilen kokulu bir bitki.

ÇÖVEN:Suyu sabun gibi köpürten,kir temizleyici olarak ya da tahin helvası yapımında kullanılan otsu bir bitki. Sabun otu, çevgen.

ÇÖZ:Bumbar yağı,bağırsak. Kasaplık hayvanlardan çıkarılan iç yağı.

ÇÖZGÜ:Dokumacılıkta atkıların geçirildiği uzunlamasına ipler  

ÇRİ:Hint mitolojisinde güzellik,talih ve mutluluk tanrıçası.

ÇU:Asya’da bir ırmak. Kırgızistan’da bir nehir.

ÇUBUCAK:Marmaris-Datça arasında doğal güzelliğiyle tanınmış bir koy.

ÇUBUK:Ankara yakınlarında bir baraj.

ÇUBUKLAMAK:Halı,kilim gibi örtülerin tozunu temizlemek veya şilte,pamuk gibi şeyleri kabartıp düzeltmek için üzerlerine değnekle vurmak.

ÇUĞUL:Tahıl demetlerinin saplarından yapılan yığın.

ÇUHA ÇİÇEĞİ:Değişik  renkli  çiçekleri  ve  rozet  yaprakları  olan, dere  kenarlarında da  yetişen  bir  süs bitkisi.

ÇUHA:Tüysüz,ince,sık dokunmuş yün kumaş.

ÇUHADAR:Eskiden bir dairenin dışarıdaki ayak işlerine bakan kimse.

ÇUHADAR:Padişahın giyeceklerine bakan memur.

ÇUL: Genellikle kıldan yapılmış kaba dokuma.

ÇULARA:Kobar da denilen bir balık.

ÇULHA:El tezgahında bez dokuyan kimse.

ÇULLUK:Göçebe, eti için avlanan bir kuş.

ÇULTARA (ÇULTARI): Hayvan örtüsü. Eyerin ya da palanın üzerine örtülen halı,kilim gibi örtü.

ÇURÇUR:Lapine familyasından küçük bir deniz balığı.

ÇUTRA:Kapı önlerine yapılan masif seki.

ÇUVAL:Seyrekçe örülmüş büyük torba.

ÇUVALDIZ:Yassı uçlu büyük iğne.

ÇUVAŞÇA:Türk lehçelerinden biri.

ÇÜKÜR:Bir ucu balta diğer ucu kazma biçiminde bir inşaat aracı.

ÇÜTRE:Yurdumuzda üreyen ve kışı Afrika’da geçiren bir kuş.