|
Bulmacadaki kelimelere göre hazırlanmış |
|||
|
|
DA:Rus dilinde evet. DACHAU:Binlerce kişinin imha edildiği, Almanya’daki ilk Nazi toplama kampı. DAÇA:Büyük Rus kentlerinin yakınındaki tatil evlerine verilen ad. DADAİZM: Dadacılık.1916’da dil ve estetik kurallarını tanımayan,kelimelerin anlamlarına değer vermeyen,anlatımda başıboş ve alabildiğine çağrışımlara dayanan bir yol izleyen,bile bile kapalılığa sapan bir çığır. DADAL:Kimi yörelerde ahmak,sersem anlamında kullanılan sözcük. DADAMIK:Avı çekmek için dökülen yem. DADAŞ:Erkek kardeş. DADAY: Kastamonu’nun bir ilçesi. DAFİK:Fışkıran su. DAG:İskandinav mitolojisinde gündüz tanrısı. DAĞ ALASI.:Bir balık türü. DAĞ:Kızgın bir demirle vurulan damga,nişan. DAĞA:Bir tür bıçak. DAĞAR:Ağzı yayvan dibi dar toprak kap. DAĞAR:Deriden yapılmış torba. DAĞARCIK:Meşin torba. DAĞDAĞA:Gürültü, patırtı, telaş, karmakarışık durum. DAĞLIÇ:Melez bir koyun cinsi. DAĞSAR:Bir tür serçe. DAH:Lifleri dokumacılıkta kullanılan ve kenaf da denilen bir bitki. DAHİ:Olağanüstü yeteneği ve yaratıcı gücü olan kimse. DAHOMEY:Benin’in eski adı. DAİ:Davet eden, çağıran. DAİ:Dua eden. Duacı. DAİKOKU:Japonya’da yedi mutluluk tanrısından biri olan talih tanrısı. DAİM:Sürekli,sonsuz. DAİMA:Her zaman. DAİN:Borç veren,alacaklı DAİRE:Saz takımında usul vurmaya yarayan tef. DAK: Ganj ırmağında kullanılan bir kayık. DAK:Anadolu’nun çeşitli yörelerinde genellikle kadınların vücutlarının çeşitli yerlerine yaptırdıkları dövme. DAKAR:Senegal’in başkenti. DAKKA:Bangladeş’in başkenti. DAKRİYOLİT:Gözyaşı kanalcığı içinde oluşan taş. DAKTİLOSKOPİ:Parmak izine dayanarak kimlik belirleme yöntemi. DAL: Arka,sırt. DALABA:Bir cins koyun. DALAK: Bal peteği. DALAK:Tekerlek biçimindeki kaşar peyniri. DALAKOTU:Ballıbabagillerden,Akdeniz çevresinde kuru yerlerde yetiştirilen,uyarıcı ve yara sağaltıcı olarak kullanılan bitki,duvar sedefi. DALALET :Sapınç,sapkınlık,doğru yoldan ayrılmak. DALAN: Bir binanın ya da binanın bir bölümünün çeşitli hacimlerine dağılmayı sağlayan giriş. Bir yapıda dış kapıyla odalar arasındaki giriş bölümü. DALASİ:Gambiya’nın para birimi. DALAVERE:Gizli oyun. DALAYLAMA:Budha başrahibi. DALBASTI:Bir tür iri,aşılı ,iri taneli kiraz. DALGALIKUR:Döviz paritesinin alış ve satış değerlerinin serbest piyasa kurallarına göre Merkez Bankasının müdahalesi olmaksızın belirlenmesi. DALGIÇ:Balık adam. DALGIR: Meneviş. DALIZ:İç kulaktaki kemik dolambacın orta bölümü. DALKAVUK:Yaltakçı. DALLAMA: Datça ilçesine özgü,papatya ile yapılan bir tür salata. DALMA: Güreşte bir oyun. DALMAÇYA:Hırvatistan’da,Adriya denizi boyunca uzayan kıyı şeridi. DALTABAN:Yalınayak kimse. DALTONİZM:Renk körlüğü. DALYA:Yıldız çiçeği. DALYAN: Muğla’nın Ortaca ilçesine bağlı turistik bir belde. DALYAN:Balıkların sürü halinde geçebileceği yerlere ağlarla kurulan geniş ve sabit tuzak Deniz,göl ve ırmaklarda kıyılara yakın yerlerde ağ ve kazıklarla oluşturulan büyük balık avlama yeri.. DALYASAN:Sarıkların omuz üzerine dökülen ucu. DAM:Köy evi. DAMA:Karelere ayrılmış zemin üzerinde on altı taşla iki kişi arasında oynanan oyun. DAMACANA:Dar ağızlı şişkin karınlı çoğu hasırla kaplı büyük su şişesi. DAMALİS:Kız Kulesinin eski adı. DAMAN:Bir çok bedensel özelliğiyle file benzeyen,tavşan iriliğinde memeli bir hayvan. İsrail kuzusu da denilen tavşan iriliğinde bir memeli hayvan. DAMASKO:Çoğunlukla döşemelik olarak kullanılan keten ve ipek karışımı bir tür kumaş. DAMEN:Eski dilde etek. DAMKORUĞU:Beyaz,mavi,kırmızı yada sarı çiçekler açan otsu bir bitki. DAMLAMAK:Bir yere çağrılmadan birdenbire girmek. DAMLATAŞ:Akdeniz bölgesinde Alanya’ya yakın bir sarkıt mağarası. DAN: Judo ve karatedeki en üst derecelere verilen ad. DANA:Sığırın altı aylıktan bir yaşına kadar olan erkek yavrusu. DANAKIRAN OTU:Salepgillerden,bataklık yerlerde yetişen bir bitki. DANCA :Danimarka dili. DANDİ:Giyiminde,tavır ve davranışlarında,beğenilerinde aşırı bir özenti içinde olan erkek. Züppe. DANDİK:Düşük nitelikli,kötü anlamında argo sözcük. DANDİNDERE : Afyon’un Emirdağ ilçesinde , Toros sediri bölgesi olan ve “tabiatı koruma alanı” kapsamına alınan yöre. DANDİNİ :Düzensiz,karışık,darmadağınık. DANE:Farsça kuş yemi. DANG:Başta,kaslarda,eklemlerde ağrılar yapan,vücutta kızıl lekeler gösteren,ateşli ve salgın bir hastalık. DANIŞTAY:Yönetim davalarına bakmak,Bakanlar Kurulunca gönderilen yasa ve tüzük tasarıları ile imtiyaz sözleşmeleri üzerine düşüncelerini bildirmek gibi görevleri olan,üyeleri Anayasa Mahkemesince seçilen bağımsız anayasa kuruluşu. DANİSKA: Almanya’daki Danzing kentinin adından gelen en iyi anlamında bir sözcük. DANİŞ:Bilgi,ilim,irfan. DANİŞMENT:Bilgi ve düşüncesi alınmak üzere kendisine danışılan kimse,bilgili. DANS:Henri Matisse’ nin ünlü bir tablosu. DANSİMETRE:Yoğunluk ölçer. DANTEL:Elbise,çamaşır ve örtü gibi şeylere süs olarak dikilen seyrek örgü,tentene. DAR:Eski dilde duvar. DAR:Eskiden idam mahkumlarını asmak için dikilen direk. DARA:Mardin ilinde ünlü bir ören yeri. DARABA: Tahta perde ya da tahta bölme. DARABA:Dükkan kepengi. DARABA:Köy evlerinin odalarındaki duvara bitişik peyke,sedir. DARABAN:Yürek atışı. DARABANA:Güneydoğu Anadolu’da zikir ayinlerinde kullanılan büyük tef. DARAÇ:Dar. Sıkışık. DARAKA:Eski dilde deri kalkan. DARBAKAN:Kale duvarlarında düşmana ok atmak için açılmış olan delik. DARBIMESEL:Eski dilde atasözü. DARBIZ:Topraktaki yaş,ıslaklık. DARCAN: Halk dilinde serçe kuşuna verilen bir ad. DARDANEL:Çanakkale Boğazı’nın Batı dillerindeki adı. DARDANİZM:Fiyatların düşmesini önlemek için ürünlerin piyasaya sürülmeyip tahrip edilmesine verilen ad. DAREYN:Dünya ile ahret. DARI:Botanikte (Panicum miliaceum) olarak tanımlanan,buğdaygillerden,kuraklığa dayanıklı bir bitki. DARIBEKA:Öbür dünya. Baki olan yer,ahiret. DARICAN:Halk dilinde serçeye verilen ad. Serçeden biraz büyük, boz renkli ve boynu kırmızılı bir kuş. DARICAN:Sulak yerlerde biten,ayrık otu gibi çabuk üreyen yabani bir ot. DARİDAS :Hindistan’da bitkisel elyafla dokunan bir cins tafta. DARİR:Doğuştan kör. DARP:Vurma. DARPHANE:Para basılan yer. DART: Bir hedef tahtasına küçük okların fırlatılmasıyla oynanan oyun. DARÜLACEZE:Düşkünler evi. DARÜLBEDAYİ:Güzel sanatlar evi. DARÜLELHAN:Osmanlılar döneminde kurulmuş tek resmi müzik okulu. DARÜLEYTAM:Yetimhane. DARÜLFÜNUN:Üniversite. DARÜSSAADE:Saray. DARÜSSELAM:Bağdat’ın eski adı. DARÜŞŞAFAKA:Yetimler okulu. DARÜŞŞİFA:Hastane,daha çok akıl hastanesi. DAS:Eski dilde orak. DASALAR: Kuzey batı Hindistan’ın yerli halkı. DATA:Bilgisayarda veri. DATABASE:Bilgisayarda veri tabanı. DAÜSSILA:Yurt,sıla özlemi. DAV:Kağıt oyunlarında ortaya para koyma. DAV:Postu kaplan postu gibi çizgili bir tür Afrika zebrası./Antilop. DAVA VEKİLİ:Avukat sayısı beşten az olan yerlerde avukat yetkisini taşıyan meslek adamına verilen ad DAVAR:Koyun ya da keçi sürüsü. Küçükbaş hayvan. DAVER :Adil hükümdar. DAVER:Namuslu. DAVLUMBAZ:Dumanı toplayıp bacaya vermeye yarayan çıkıntı. DAVRAS:Isparta ilinde kayak merkezi olan bir dağ. DAVUDİ:Kalın,tok ve gür erkek sesi. DAVYA:Dişçi kerpeteni. DAYAKLAR: Borneo Adası’nda yaşayan bir halk. DAYAMA:Bir çeşit yassı ekmek. Fırında veya sacda pişirilen bir tür pide. DAYBULET:Hatay yöresine özgü,bulgurlu ve nar ekşili top köfte. DAYI:Osmanlılar döneminde Tunus ve Cezayir yöneticilerine verilen unvan. DAZ:Çıplak toprak..Kel. DB:Desibel. DBUÇAN:Tibetlilerin alfabelerine verdikleri ad. DE: Adın durum eklerinden biri. DEALER:Menkul kıymetler borsasında,masanın başında devamlı bulunan ve işlemleri yürüten üyeye verilen ad. DEB:Eski dilde adet, tören. DEBAGAT:Tabaklık,sepicilik. DEBBAĞ:Deriyi kullanılabilecek duruma getiren kişi,sepici,tabak. DEBBE:Kulplu ve ağzı kapaklı,bakırdan yapılmış su kabı,güğüm. Bakraç. DEBBOY:Ordu mallarının saklandığı,bakımlarının yapıldığı yer,depo. DEBDEBE.:Görkem,ihtişam,şatafat,tantana. DEBİ:Herhangi bir su kaynağının belirli bir süre içinde akan miktarı. DEBİL:Zayıf yapılı,güçsüz. DECAMERON:Boccaccio’nun erotik öyküler kitabı. DECCAL:Dinsel inanışlara göre kıyamete yakın bir zamanda çıkacağına inanılan yalancı. DEDEBABA: Bektaşiliğin en üst aşamasındaki kişiye verilen ad. DEDEGÖL: Akdeniz bölgesinde bir dağ. DEDÜKSİYON:Tümdengelim. DEDVEYT KAPASİTE: Geminin yük,su,araç-gereç ve yolcuları ile birlikte taşıyabileceği ağırlık. (Dedveyt: Bir geminin alabileceği yük). DEFATİR:Defterler. DEFE:Yüz yapraklık altın varak paketi.
DEFEKT:
Eksiklik, kusur. DEFİLE:Giyim gösterisi. DEFİN:Bir ölüyü toprağa gömme. DEFO:Kusur,özür,bozukluk. DEFORME:Biçimi bozulmuş. DEFROSTER:Buz çözer. DEFTERDAR:Bir ilin en yüksek maliye görevlisi. DEFTERİKEBİR:Ana defter. DEGAJE :Herhangi bir partiye yada toplumsal bir felsefeye bağlı olmayan. DEGAJMAN:Futbolda topun kaleden yada kale çizgisinden uzağa yollanması. DEGÜSTASYON:Tadarak kontrol etmek. DEGÜSTATÖR :Şarabı tadarak kalitesini belirleyen kimse. Şarap tadıcısı. DEĞİN: Sincap. DEHEN:Eski dilde ağız. DEHLİZ: Dar ve uzun geçit.Koridor. DEİZM:Tanrıyı yalnızca ilk sebep olarak kabul eden,Tanrı için başka herhangi bir güç ve nitelik tanımayan,vahyi reddeden görüş. DEJENERASYON: Yozlaşma. DEK: Hile, düzen. DEKA:Birimlerin başına konulduğunda on katı gösteren bir ek. DEKADAN:Fransa’da 19. yüzyıl sonlarında natüralistlere karşı çıkan simgecilik (sembolizm) akımına öncülük etmiş olan sanatçılara verilen ad. DEKADAN:Sanat ve kültür alanlarında gerileyiş,çöküş içinde olan. DEKAGRAM:Bir kilogramın yüzde biri. DEKAN: Üniversitelerde bir fakültenin yönetiminden sorumlu olan profesör. DEKATLON:Atletizmde on ayrı dalda yapılan yarışma. DEKBAZ: Hile yapan,hileci. DEKLANŞÖR:Fotoğraf makinesinin resim çekilirken basılan düğmesi. DEKLARASYON: Bildirme,ilan etme,duyurma. DEKLARE: Bildirilmiş,açıklanmış. DEKODER:Çözücü. DEKONT:Ödenmiş yada ödenecek hesapların dökümü. DEKOT:Borsada bir senedin gerçek değerinin altına düşmesi durumu. DEKOVİL:Ray aralığı 60 cm eninde veya daha az olan,arabaları buhar,hayvan ve insan gücüyle yürütülen küçük demiryolu. DELAİL :Deliller,belgeler anlamında eski sözcük. DELAL:İnsana çok hoş,güzel görünen durum,davranış,naz. DELE: Halk dilinde sansara verilen ad. DELEGASYON: Herhangi bir topluluğu temsil etmekle görevli yetkili kurul. Resmi temsilci heyeti. DELFİNARYUM:Yunus balıklarının yetiştirildiği ve seyircilere gösteri yaptırıldığı deniz suyuyla doldurulmuş havuz. DELİ DANA:Büyükbaş hayvanlarda görülen bir hastalık. DELİBALTA: Acımasız,gaddar,zalim. DELİBORAN: On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında yaşayan ve Karacaoğlan’ı andıran şiirleriyle tanınan halk ozanı. DELİCE:Aşılanmamış zeytin ağacı,yabani ağaç. DELİFİŞEK: Güçlü,hareketli,sağlam yapılı. Delişmen,atak. DELİLO:Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya özgü bir halk oyunu. DELİRİUM:Hastanın çevresini doğru olarak kavramasına engel olacak düzeyde yönelim bozukluğu ve düşünce bulanıklığıyla beliren zihinsel bozukluk. DELK:Dervişlerin giydiği eski ve yamalı hırka. DELME:Yelek. DELTA : Yunan abecesinde bir harf. DEM.:Eski dilde kan. DEM:Eski dilde soluk,nefes. DEMA:Bir damla gözyaşı. DEMANS: Beyinde önemli hasara neden olan hastalıklar geçirmiş yaşlılarda görülen bir hastalık. DEME :Alevi-Bektaşi ozanlarının tarikatlarıyla ilgili şiirlerine verilen ad. DEMENİ:Kanı fazla insan. DEMETER:Yunan mitolojisinde toprak ve bereket tanrısı. DEMİR:Atom sayısı 26,atom ağırlığı 55,847 olan,mavimtrak esmer renkte, 7.8 yoğunluğunda,1510 C’ de eriyen,özellikle çelik döküm ve alaşımlar durumunda sanayide kullanılmaya elverişli element. DEMİRHİNDİ:Sıcak bölgelerde yetişen ve meyvesinden şerbet yapılan bir ağaç. DEMİRKAPAN:Mıknatıs. DEMİRKAZIK : Kutup Yıldızı. DEMKEŞ :Güzel ses çıkaran güvercin. DEMO:Bir şarkının, bir filmin deneme kaydı ya da çekimi. DEMOFOBİ:Kalabalık korkusu. DEMOGOG:Halk avcısı. DEMOGRAFİ:İnsan nüfusunu yapı,gelişme ve dağılım açısından inceleyen bilim. DEMONSTRASYON: Gösteri. DEMOS:Eski Yunan’da,kent devleti (polis) dışında kalan taşra bölgesi yada köy. DEN:Erzurum yöresine özgü,yoğurt ve yarmayla yapılan bir çorba.(Yarma;kaynatılmış ve kurutulmuş buğdayın dibeklerde dövülerek kabuğu çıkarıldıktan sonraki hali). DENAET:Alçaklık,adilik,aşağılık. DENDROKRONOLOJİ :Ağaç gövdesinin enine kesiti üzerinde görülen yıllık halkaların incelenmesine dayanan yaş ölçme yöntemi. DENDROLOJİ : Ağaç bilimi. DENEME:En büyük ustası Montaigne olan yazı türü. DENGEL:Yüz yüze oturma. DENGELEM:Bilanço. DENİ: Alçak ,rezil,soysuz kimse. DENİKİN:Rus iç savaşında (1918-1920) Bolşeviklere karşı savaşan Beyaz Ordu’nun güney cephesinin komutanlığını yapan ünlü Rus general. DENİZ BÖRÜLCESİ:Genellikle haşlandıktan sonra salata olarak yenilen,deniz kenarlarında ve tuzlu topraklarda yetişen otsu bir bitki. DENİZALASI :Alabalıkgiller familyasından,denizlerde yaşayan bir balık türü. DENİZANASI:Selenterelerden,yassı bir diske benzeyen,saydam,serbestçe yüzebilen deniz hayvanı,medüz. DENİZMİLİ: Uzunluk ölçüsü.(1.852 km).(İngiliz Deniz Mili:1.853km).(İngiliz Kara Mili:1.639 km).(Türk Mili: 1.895km). DENK: Ağırlık ölçüsü.(0,801 gr). DENLİ :Ağırbaşlı,sözleri ve davranışları ölçülü olan kimse. DENSİZ:Yakışıksız ve saygısızca davranan. DENTİN: Dişin büyük bölümünü oluşturan sarımsı renkte doku. DEPARTMAN :Alt birimlerin her biri,bölüm. DEPONİ:Sanayi atıkları deposu. DEPRESYON:Ruhsal çöküntü. DER:Eski dilde kapı. DERA:Çan, çıngırak. DERAKAP:Hemen,derhal,arkası sıra. DERALİYE : İstanbul’un eski adlarından biri. DERBENT:Dar geçit,boğaz. Kanal. DERBY:İngiltere’de at yarışı. DERDEST:Yakalama,tutma,ele geçirme. DERE:Genellikle kışın akan,yazın kuruyan küçük çay DEREBEYLİK:Feodalite. DEREBOYU: Kader, alınyazısı. DEREÇALI:İzmir’in Buca ilçesinde bir mağara. DEREÇİNE : Afyon’un Sultandağı ilçesine bağlı, kiraz ve vişne üretimiyle tanınmış bir belde. DEREKE:Aşağı derece. DEREMET: Hayvanları sağma ücreti yerine verilen süt,yağ ya da peynir. DEREOTU:Maydanozgillerden,ince yapraklı,bazı yemeklere konulan güzel kokulu bir bitki. DERGAH:Eskiden dervişlerin oturduğu yer,tekke. Tarikattan olanların barındıkları, ibadet ve törenleri yaptıkları yer. DERİK:Mardin’in bir ilçesi. DERİMEVİ:Keçeden yapılmış çadır. Tahtadan kafes biçiminde yapılmış portatif ev. DERİNTİ:Gelişigüzel toplanmış eşya. DERLEM :Koleksiyon. DERMASON:Kılçıksız,iri ve yassı taneli bir fasulye cinsi. DERMATOLOJİ: Deri hastalıklarını inceleyen tıp kolu. DERMEYAN: İleri sürme. DERNEK:Pazar ve panayır kurulan gün. DERNEŞİK: Derli,toplu,düzenli. DEROGASYON:Hukukta kaldırma, ilga. DERRACE:Eski dilde bisiklete verilen ad. DERSAADET: İstanbul’un eski adlarından biri. DERSİAM:Osmanlılar döneminde müderrislerin camilerde verdikleri ders. DERUNİ:İçle ilgili,içten. DERVİŞ :Kırlangıç balığı küçüğü. DERVİŞ: Yoksul anlamına gelen Farsça bir söz.Varlıktan vazgeçmiş tasavvuf ehline denilir. DERZ:Duvar taşlarının veya tuğlalarının harçla doldurulup üzerinden mala çekilerek düzeltilen aralığı. DESİ:Ölçülerin başına konulduğunda onda bir anlamını veren bir önek. DESİBEL: Akustik ölçü birimi. Ses şiddetini gösteren birimin onda biri. DESİKATÖR:Kurutma kabı. DESİMAL:Ondalık sistem. DESİSE: Aldatma,oyun,düzen. Hile,entrika. DESİSTER:Bir sterin onda biri. DEST:Eski dilde el. DESTAN: Halk edebiyatının en uzun şiir türü. Belli belirsiz tarih olaylarına ve efsane motiflerine dayanılarak halkın hayal gücüyle meydana gelmiş eser,epope. Tarih öncesi dinsel konu ve kahramanlarla ilgili olağanüstü olayları konu alan şiire verilen ad. DESTAR:Sarık. DESTE:Matematikte,aynı cinsten onluk bir küme. DESTEGÜL: Mevlevi dervişlerinin giydiği dar,düğmesiz,kolu ve önü açık yelek. DESTROYER:Hız ve manevra yeteneği bakımından üstün niteliklere sahip küçük savaş gemisi,muhrip. DEŞT: Kır,çöl. DEŞTİYE:Kıraç tarlada yetişen karpuz,mısır,darı,pancar gibi bitkilere verilen ad. DETANT :Yumuşama. Barış için yaşam politikasının uluslar arası söylenişi. DETERMİNANT:Birkaç bilinmeyenli birinci dereceden eşitlik sistemlerini çözmede kullanılan yardımcı cebirsel anlatım. DETERMİNİST:Belirlenimci. DETERMİNİZM: Gerekircilik.Belirlenimcilik. Her olayın başka olayların gerekli ve kaçınılmaz bir sonucu olduğunu ileri süren öğreti. DEVAİMİSK:Bitki kökleri,şeker,misk,dövülmüş ceviz veya fındık içi ile yapılan bir tür şekerleme. DEVAR:Kuzey Afrika’da çadırlardan oluşan yerleşme. DEVE TABANI:Geniş yapraklı bir süs bitkisi. DEVE:Zoolojide (Camelus) olarak tanımlanan,geviş getiren memelilerden,boynu uzun,sırtında bir veya iki hörgücü olan,yük taşımakta kullanılan hayvan. DEVEDİKENİ:Botanikte (Silyum marianum) olarak tanımlanan,birleşikgillerden,yol ve tarla kenarlarında yetişen,30-100 cm yükseklikte 1-2 yıllık ve otsu bir bitki. Ekinler için zararlı kır bitkisi. DEVEGÖZÜ:Hatay yöresine özgü,bulgur et ve cevizle yapılan bir tür köfte. DEVEGÖZÜ:İri ve yuvarlak taneli bir üzüm cinsi. DEVELİKOTU:Anadolu dağlarında yetişen ve defne,ayvadana gibi adlar da verilen çalımsı bir bitki. DEVİNİM :Felsefede bir ruh durumundan başka bir ruh durumuna geçiş. DEVİNİMBİLİMİ:Dinamik. DEVLİT:Manisa’nın Kula ilçesi yakınındaki,dik yamaçlı çok genç volkan konilerine verilen ad. DEVONİYEN:Jeolojide birinci çağın dördüncü dönemi ve bu dönemde oluşmuş yer tabakaları. DEVRAN:Devirler,çağlar. DEVRİYE:Tekke edebiyatında,insanın Tanrıdan çıkıp tekrar Tanrıya döneceğini işleyen şiir türü. DEVŞİRME:Asker yetiştirilmek üzere Yeniçeri ocağına alınacak çocukları seçip toplama işi. DEY: Kış. DEYİM:Gerçek anlamının dışında kullanılan kalıplaşmış söz grubu. DEYN: Borçlar. DEYR: Hıristiyan manastırı.Kilise. DHOTİ:Güney Asya’da Hindu erkeklerinin geleneksel giysisi. DILAK:Halk dilinde klitoris,bızır. DIRMAÇ:Yer tezgahında dokunan dar dokumalar. DIŞIK:Erime durumundaki madenlerin yüzeyinde toplanan madde. Cüruf. DIZLAMAK:Argo’da dolandırmak anlamında sözcük. DIZMAN:İri yapılı,uzun boylu ve şişman kimse. Dİ:Çin müziğine özgü bir tür flüt. Dİ:Yapısına girdiği sözcüğe “iki, çift” anlamı katan yabancı önek. DİA (DİAPOZİTİF) :Slayt. DİADEM:Baş çevresine yerleştirilen ince şerit biçiminde taç. DİANA:Roma mitolojisinde avcılığın bakire tanrıçası. |
DİASPORA:Babil sürgününden sonra Yahudilerin çeşitli yabancı topraklara dağılması. Bir halkın ya da bir kavmin dünyaya yayılması. DİBA:Gümüş ve altın sırma tellerle karışık dokunmuş ipekli bir kumaş türü. DİBACE:Giriş,önsöz. DİBEK :Ağaç veya taştan oyulmuş büyük havan. İçinde buğday,kahve vs ufalanan,öğütülen kova şeklindeki genellikle ahşap aygıt. DİBLE:Çeşitli sebzelerin yağda soğanla kavrulmasıyla yapılan yemek. İnce doğranmış taze fasulyeyi pirinçle pişirerek yapılan bir yemek DİDA:Artvin yöresine özgü,tuzlanarak yenilen bir çeşit ot.DİDAKTİK:Öğretici. DİDAR:Güzel yüz. DİDE : Eski dilde göz. DİDEBANBAŞI:Eskiden gümrük koruma memurlarının amirlerine verilen ad. DİDİŞİM:Eristik. DİDJERİDU:Avustralya yerlilerine özgü,ağaç boru biçimindeki üflemeli çalgı. DİDON:Eski dilde halkın İstanbul’daki yabancılara,özellikle Fransızlara verdiği ad. DİEGO RİVERA:Duvar resimleriyle ünlü Meksikalı ressam. DİFANA: Üç katlı bir balık ağı. DİFENBAHYA:Yapraklarının güzelliği nedeniyle sera ve salonlarda yetiştirilen bir süs bitkisi. DİFERANSİYEL:Dönemeçlerde otomobilin iki arka tekerinin aynı hızla dönmesini sağlayan dişli aygıt. DİFTERİ:Kuşpalazı da denilen bulaşıcı hastalık. DİFÜZYON: Bir gaz ya da sıvı içindeki moleküllerin derişikliğin fazla olduğu bölgeden az olduğu bölgeye doğru akması. DİJİTAL:Sayısal. DİJON: Fransa’da bir kent. DİK:Eski dilde horoz. DİKE:İstanbul Limanı içerisinde, Sarayburnu ile Beşiktaş arasından geçen hattın Haliç tarafında kalan balık alanına verilen ad. DİKE:Yunan mitolojisinde adalet tanrıçası. DİKEÇ (DİKELEÇ) :Fide dikilirken kullanılan ucu çatallı çubuk. DİKEÇ (DİKÇE):İplik sarılan elemgenin, üzerinde döndüğü ağaç eksen. DİKEN:Niş. DİKEN:Sedat Simavi tarafından İstanbul’da yayımlanan haftalık mizah dergisi. DİKİT:Mağaraların tabanında,kireçli suların damlamasıyla oluşan kolon. DİKME:Fidan,yeni dikilmiş fidan. DİKMEN: Sinop’un bir ilçesi. DİKMEN:Koni biçiminde tepe. DİKSE: Ağaçsız yerlerde,kuş yakalamak için üstüne ökse yerleştirilen ağaç. DİKTAFON:Bir tür ses alma cihazı. DİL:Denize uzanan dar ve alçak kara parçası. DİLATOMETRE:Genleşme ölçer. DİLBAZ:Güzel söz söyleyen,konuşkan. DİLDAR: Sevgili. DİLEK:Kam. DİLEMMA : İkilem. DİLİ:Doğu Timor’un başkenti. DİLİJANS:Eskiden Avrupa’da kentler arasında yolcu taşımakta kullanılan kapalı ve dört tekerlekli at arabası. DİLLİDÜDÜK:Borusunun içinde,ağız deliğinin altında bir tapa (blok veya dil ) bulunan ve ucundan üflenerek çalınan kavallara verilen ad. DİLMAÇ:Çevirmen,tercüman. DİLME:Dört köşe kesilmiş uzun direk. DİLUCU:Iğdır ilinde,Türkiye ile Nahcivan arasında gümrük kapısı. DİM :Alanya ilçesinde bir çay ve mağara. DİMAĞ:Beyin. DİMAŞK:Şam’ın eski adı. DİMİ:Verevine,sık dokunmuş,pamuklu bir bez.Döşeme yüzü ve perdeler için kullanılır. DİMİTRİ: Burdur,Isparta ve Mersin yöresine özgü,şaraplık bir üzüm cinsi. DİMMER:İçindeki düzenekle,ampullerin ışık şiddetini artırıp azaltmakta kullanılan özel elektrik anahtarı,loşlaştırıcı. DİMNİT:Erken olgunlaşan ince kabuklu bir çeşit siyah üzüm. DİMYAT:Seyrek ve yuvarlak taneli bir çeşit üzüm. DİN:Bir şeyin en yüksek ve sivri noktası. DİN:Halk dilinde ilmek. DİNAMİK:Devinbilimi. DİNAMO:Mekanik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren aygıt. DİNAR:Cezayir’in para birimi. DİNAR:Makedonya’nın para birimi. DİNDIŞI:Ladini. DİNE:Konaklama yeri. DİNEK: Bir yolculuk sırasında mola verilen yer. DİNELMEK:Ayakta durmak. DİNERİ:İskambildeki karo rengine verilen bir başka ad. DİNGİ:Bir çifte kürekli küçük patalya. DİNGİN:Hareket etmeyen,kımıldamayan,sakin. DİNK:Pirinci kabuğundan ayırmak veya bulgur dövmek için kullanılan dibek. DİNOT:Bir elektron tüpünde temel işlevi ikincil yayım üretmek olan elektrot. DİONYSOS:Eski Yunan-Roma dininde,toprağın ve ürünün bereketini simgeleyen doğa tanrısı. DİPFRİZ:Yiyecekleri dondurarak saklayan buzdolabı. DİPLARYA: Bir balık türü. DİPLEME:Herhangi bir kaydın ana defteri. DİPLOPİ: Cisimleri çift gösteren görme bozukluğu. DİPSOMANİ:Zaman zaman ortaya çıkan alkoliklik. DİRAHŞAN: Parıldayan. DİRAYET :Yetenek,beceriklilik. DİREK: Ağaçtan ve demirden yapılan uzun ve kalın destek. DİREKLERARASI:İstanbul’da Şehzade başı semtinde yer alan,19. yüzyılın ünlü tiyatro ve eğlence merkezi. DİRENİM:Borcun yerine getirilmemesi,temerrüt. DİREŞKEN:Bir işi yılmadan sonuna değin götüren. DİREY:Belli bir bölgede yaşayan hayvanların tümü. DİRGEN:Harmanda sapları bir yerden başka bir yere atmaya yarayan,kürek boyutundaki çatala benzer alet. DİRGER:Hekim,otacı. DİRHEM : Eski ağırlık ölçüsü okkanın dört yüzde biri. DİRHEM:Bir tür gümüş para. DİRİL:Şilte yüzü ya da gömlek yapımında kullanılan pamuklu bir kumaş. DİRLİK:Huzur,erinç DİRLİK:Osmanlı devletinde bir hizmete karşılık olmak üzere bir kimseye devletçe verilen aylık veya bir yere bağlı gelir.Devlet tarafından verilen yevmiye,has,tımar,zeamet. DİRMİT:Uzun ve beyaz taneli bir üzüm cinsi. DİSKARO:Tarlayı sürdükten sonra kabartmak ve yabancı otlardan temizlemek için kullanılan alet. DİSKET:Bilgisayarda bir depolama ortamı olarak yararlanılan , belli sığası olan,plastik manyetik araçlara verilen ad. DİSLEKSİ:Okumayı öğrenme güçlüğü. DİSTİLE: Damıtık. DİSTRİBÜTÖR:Dağıtıcı. DİŞ:Bazı dantel ve işlemelerin kenarlarındaki yuvarlak sivri bölüm. DİŞBUDAK:Zeytingillerden,kerestesi sert ve değerli bir ağaç. DİŞENGİ:Taş ya da sıva yüzeyini taraklamaya,yumuşak taşları yontmaya yarayan bir tür taşçı çekici. DİŞİ:Kızılcahamam ilçesinde bir içmece. DİŞİNDİRİK:İpe ilmik atarak hayvanın ağzına takılan gem. DİŞOTU: Kurak ve çorak yerlerde yetişen,çok yıllık bir bitki. DİTİRAMP:Eski Yunanlıların Dionysos şerefine okudukları tören şarkısı Lirik şiir.. DİTME:Yünü kabartma. DİTMEK:Küçük küçük parçalara ayırmak. DİVA:Yeteneği ve saygınlığıyla ünlü kadın şarkıcılar için kullanılan sözcük. DİVAL:Altı mukavvayla beslenmiş,üstü sırmalı işleme. DİVAN:Karadeniz bölgesinin dağlık kesimlerinde görülen dağınık kırsal yerleşme tipi. DİVAN:Sedir. DİVAN:Yemek pişirmeye yarayan tek kollu tencere. DİVANHANE:Geniş sofa. DİVANIHARP:Askeri mahkeme. DİVANİ:Osmanlılarda yaygınlık kazanmış bir yazı türü. DİVİTİN:Yüzü havlı,pamuklu yada yünlü kumaş. DİVİZYONİZM :Resim sanatında, boya maddesinin palette karıştırılmadan tuvale küçük, noktamsı fırça vuruşlarıyla uygulanması. DİVLEK:Kalın kabuklu olgun kavun. DİYABATİK:Buharlaşma,yoğunlaşma,türbülans ve radyasyon gibi meteorolojik olaylarda gerçekleşen,sisteme ısı girişi ve çıkışını gösteren termodinamik işlem. DİYAGONAL: Kenarlarına oranla eğrilemesine dokunmuş kumaş. DİYAGONAL:Köşegen. DİYAGRAM:Değişim cetveli,grafik. DİYAKOS (DİYAKOZ) :Papaz çömezi,papaza ayinde yardım eden kimse. Hıristiyanlıkta papazın yardımcısı olan din adamı. DİYAKRONİ: Değişik zaman ve evrim açısından incelenen dil olaylarının özelliği,art zamanlılık. DİYALEKT :Lehçe. DİYALEKTİK:Gerçekliği ve onun çelişmelerini incelemeye yarayan ve bu çelişmeleri aşmayı sağlayan yolları aramayı öngören akıl yürütme yöntemi,eytişim. DİYALEKTOLOJİ:Lehçebilim. DİYALİZ:Bazı cisimlerin gözenekli zarlardan geçebilmesi temeline dayanan bir çözümleme ve arıtma yöntemi. DİYAPAZON:Frekans,çalgıların akortlanmasında temel alınan ses. DİYAPAZON:Titreştirilince ana seslerden birini veren,U biçiminde,küçük bir çelik araç. DİYARE:Tıp dilinde ishal. DİYET: Lütfi Ömer Akad’ın bir filmi. DİYETETİK:Kötü beslenmenin yol açtığı hastalıkları,yiyeceklerin besin değerlerini inceleyen sağlık bilgisi dalı. DİYEZ:Notada bir sesin yarım ton inceltildiğini gösteren işaret. DİYOJEN: İstanbul’da Teodor Kasap tarafından,ilk sayısı 23 Kasım 1870 de yayınlanan bağımsız ilk Türkçe mizah dergisi. DİZANTERİ:Kanlı basur. DİZAYN:Tasarım. DİZDAR:Kale muhafızı. DL:Romen rakamıyla 550. DMA:Dominik’in Uluslar arası kodu. DNA : Kalıtımın maddi temeli olan ve kromozomları oluşturan maddenin kısa yazılışı. Deoksiribo nükleik asit için kullanılan kısaltma. DOBBİ: Özbekistan’a özgü bir tür takke. DOBİ:Şişman ve kısa boylu kimse. DOBO:Mardin yöresine özgü,kuzu budu ve bademle yapılan bir yemek. DOBRADOBRA: Sakınmadan,çekinmeden söylemek,konuşmak. DODO: Bir zamanlar Mauritus adasında yaşayan,nesli tükenmiş uçamayan bir kuş türü. DODOMA: Tanzanya’nın başkenti. DODOPAL:Halk dilinde gelin biçiminde yapılmış bez bebeğe verilen ad. DODURCUK:Küçük testi. DOĞABA:Hakkari yöresine özgü,ateşte kaynayan ayran ile pirinç,dövülmüş buğday ve küçük köfteler katılarak hazırlanan bir yemek. DOĞRAMAÇ: Ekmeği süt,ayran ya da yoğurt içine doğrayarak yapılan yiyecek. DOHA:Katar’ın başkenti. DOJO:Judo, karate Uzakdoğu kökenli dövüş sporlarının yapıldığı salon. DOK :Gemi yapım yeri.Gemilerin yükleme ve boşaltma yapması için rıhtımlarla çevrili havuza verilen ad. Ticaret mallarını saklamak için rıhtımda yapılan büyük depo. DOKTRİN:Dini,felsefi ve politik bir öğretim sistemini meydana getiren dogma ve kavramların bütünü,öğreti. DOKU:Bir bütünün yapısı ve özelliği. Hücreler bütünü. DOKURCUN:Ot yada ekin yığını. DOKÜMANTER:Belgesel. DOLABİ: Bursa’da dokunan bir tür ipekli kumaş. DOLAK:Bacaklara ayak bileğinden dize kadar dolanan ensiz ve uzun kumaş parçası. DOLAK:Baş örtüsü,yazma. DOLAMA:Giysilerin üstüne giyilen,önü açık bir tür üstlük. yelek ya da ceket. DOLAMA:Parmaklarda oluşan iltihap., tırnakta ağrılı şiş. DOLAMIK :Bir tür avcı tuzağı. DOLANGER: Elazığ yöresine özgü,yufka içine ceviz konularak yapılan bir tatlı. DOLAYLAMA: Bir düşünceyi,duyguyu ya da olayı doğrudan doğruya anlatma yerine başka sözcükler kullanarak anlatma. Turizmin bacasız sanayi,rakının aslan sütü biçiminde adlandırılması örneklerinde olduğu gibi,bir sözcükle anlatılabilecek bir kavramı birden çok sözcükle anlatmaya verilen ad. DOLAZ:Kesilmiş sütten yapılan çökelek. DOLİ:Kafkas müziğine özgü bir tür davul. DOLİHE:Gaziantep kentinin ilk yerleşim merkezinin ilkçağdaki adı.(Bugünkü Dülük). DOLİKOSEFAL:Kafatasının ön art ekseni,yan eksenine göre uzun olan kimse,uzun kafalı. DOLİN:Kalkerli ve jipsli kayaçlarda oluşan, huni yada çanak benzeri çöküntü. DOLMEN: İkisi dikili,üçüncüsü de bunların üzerine kapak gibi yatırılmış üç büyük taştan oluşturulmuş taş devri mezarı. DOLOMİT :Kalsiyum ve magnezyumlu karbonat bileşiminde bir mineral. DOLUKMAK:Gözü yaşarmak,ağlayacak duruma gelmek. DOM:Kayaç katmanlarının kırılmadan yukarı doğru kabarması sonucunda ortaya çıkan biçimli yapıların ortak adı. Yuvarsı kemer. DOMALAN:Toprak içinde yumru biçiminde yetişen,yenilebilen bir bitki,yer mantarı,keme. DOMANİÇ:Kütahya’nın bir ilçesi. DOMİNANT:Hakim,egemen,başat,başta gelen. Baskın. DOMİNO:Maskeli balolarda giyilen kukuletalı uzun giysi. DOMİNO:Üzerleri noktalarla işaretli , dikdörtgen biçiminde , 28 taşla masa üzerinde oynanan bir oyun. DOMİNYON:İngiliz uluslar topluluğuna üye olan bağımsız ülkelere verilen ad. DOMRA:Kafkaslarda rastlanan bir çalgı. DOMUR:Kabarcık. DON:At tüyünün rengi. DON:Isının sıfır derecenin altına düşmesi. DONA:İspanya’da soylu kadınlara verilen onur unvanı. DONAM:İspanya’da 18. yüzyılda son derce popüler olan,kısa ve yergili müzikal güldürü. DONANIM: Bir bilgisayar sistemini oluşturan fiziksel öğeler. DONATA:Süsleme, tezyin. DONATAN:Gemisini deniz ticaretinde kullanan gemi sahibi. DONG :Vietnam’ın para birimi. DONÖR: Tıpta kan,organ,sperm veren kişi için kullanılan sözcük. DONRA:Saç kepeği,baş konağı. DONT: Muğla’nın Fethiye ilçesinde bir yayla. DOORS:Solistleri Jim Morrison olan efsanevi Rock müzik grubu. DOP:İri taşların tıraşlanmasında kullanılan tırnaklı bir alet. DOPAMİN:Pek çok alkoloitin öncüsü olan,katekolaminler sınıfına giren biyolojik bir madde. DOR:Antik Yunan mimarlığının üç biçeminden biri. DORA:Halk dilinde doruk,zirve anlamında kullanılan sözcük. DORADO:Güney Amerika ırmaklarında yaşayan tatlı su balığı. DORAFOBİ:Hayvanın derisine ya da tüyüne dokunmaktan duyulan güçlü korku. DORAS:Brezilya’da yaşayan, kuyruğu üzerinde sıçraya sıçraya çayırlıkları aşarak gölcükten gölcüğe geçebilen bir balık. DORE:Yaldızlı. DORMEN:Otel kapıcısı. DORU: At tüyünün rengi. Gövdesi kızıl,ayakları ve yelesi kara olan at. DORUM (TORUM): Deve yavrusu. DOSA:İskele gibi yerlere yanaşan teknelere girip çıkmayı sağlayan tahta köprü,gemi merdivenine verilen ad. DOST: Sevilen,güvenilen,yakın arkadaş. DOWN SENDROMU:Yirmi birinci kromozom çiftinde iki yerine üç kromozom bulunması,dolayısıyla da normalde 46 olan kromozom sayısının 47’e yükselmesinden kaynaklanan doğuştan bozukluk.Mongolizm. DOWNLOAD:Bilgisayarda indirmek,karşıdan yüklemek. DOZ:Bir ilacın bir kez de ya da bir günde alınması gereken miktarı. DOZER:Önünde çelik kanadı bulunan paletli traktör. DÖL:Canlıların üremesi sonucu ortaya çıkan yeni birey ya da yeni bireylerin tümü. DÖLEK:Düz,engebesiz toprak parçası. DÖLEK:Ham kavun. DÖLEK:Uslu,ağırbaşlı,ağır davranışlı. DÖLÜT:Cenin. DÖMİSEK:Yarı tatlı şarap. DÖNDÜRME:Uşak yöresine özgü,ıspanaklı yada peynirli bir börek cinsi. DÖNGEL ORUCU:Sürekli olarak aç kalma. DÖNÜM:Bin metre kare (Yeni).Eski ölçü 919,3 metre kare idi. DÖPİYES:Etek ceketten oluşan iki parçalı kadın giysisi. DÖRDÜL. :Kare DÖŞ:Bağır,sine,göğüs. Kaburga altı. DÖŞEME:Halk hikayelerinin başında,asıl konuya girmeden önceki giriş bölümü. DPİ(Dots per inch) :Piksel yoğunluğu.İnç başına düşen nokta sayısı. DRA:Saf yünden yada pamuk,sentetik ve yapay elyafın karışımından elde edilen sert tutumlu kumaş. DRAGOMAN:Osmanlı devletinde tercümanlara verilen ad. DRAGON:Batı ordularında atlı yada yaya olarak çarpışan asker sınıfı. DRAGON:Ejderha. DRAGON:Yelkenli bir yarış teknesi. DRAHOMA:Hıristiyan ve Musevilerde gelinin güveye verdiği para veya mal. DRAJE:Üstü şekerli,renkli ve parlak bir madde ile kaplanmış hap. DRAKULA:Bram Stoker’ın sinemaya da uyarlanmış ünlü korku romanı. DRAM:Ermenistan’ın para birimi. DRAM:Trajedi ile komedi arasında yer alan sahne yapıtı. DRAMA:Tiyatro niteliği taşıyan radyo ya da televizyon yayını. DRAMATURG: Oyun yazma ve yönetme kurallarını bilen,bir oyun yazılır yada sahnelenirken bu bilgisinden yararlanılan kimse,oyun yazarı,tiyatro yazarı. DRAMATURGİ.(DRAMATURJİ):Tiyatro oyunları yazma ve yönetme bilgisi ,sanatı. DRAPE: Bir kumaşın bütün ya da yarım verevinden elde edilen ve süsleme olarak kullanılan serbest plilerin tümü. DRAVİD:Hindistan’ın güneyinde konuşulan bir dil. DREÇ:Dip kabuklularını ve bazı yumuşakçaları avlamaya yarayan taraklı balık ağı. DREN :Akaç. DREN: Yaradaki irini boşaltmak için kullanılan bükülgen boru. DRENAJ:Fazla su akıtımı. Akaçlama. Toprakta fazla biriken suyun çeşitli yollarla boşaltılması. DRETNOT:Yirminci yüzyılın başlarında kullanılan bir zırhlı tipi. DREZİN :Yol bakımı ve kontrolü için demir yollarında kullanılan küçük demiryolu arabası. DRİL:Bir tür el matkabı. DRİPLİNG:Topu kısa aralıklarla veya yavaş yavaş vurarak ileri götürmek. DRİVE:Golf’te topu çukura sokmak amacıyla yapılan uzun vuruş. DROG :Hayvan ve bitkilerden,kurutularak yada özel metotlarla toplanarak elde edilen, eczacılık ve kısmen sanayide kullanılan ham yada yarı hammadde. İlaç. DROSERA:Topuz biçiminde yaprakları olan,yapraklarının üst yüzeyi,böcekleri yakalayan yapışkan tüylerle örtülü bitki. DRUJİNA: Eski Rusya’da prenslerin silah arkadaşlarından oluşan topluluk. DUA: Tanrıdan bir şey dilemek amacıyla söylenen söz. Yakarı. DUAYEN:Kıdem bakımından başta gelen. DUBA:Bir tür büyük şamandıra. Yük taşımak ya da köprü kurmak için kullanılan altı düz bir tür deniz aracı. DUBAR: Bir balık türü. DUÇAR:Uğramış,yakalanmış,tutulmuş. DUDU:Yaşlı Ermeni karısı. DUDUBURNU:Kırmızıya çalan sarı renk. DUDUK:Ermeni müziğine özgü, kavala benzer bir çalgı. DUDUKUŞU: Papağan. DUGUDUK :Açık pokere verilen bir başka ad. DUHAN:Duman. DUHULİYE:Giriş ücreti. DUKA:Bir çeşit Venedik altın akçesine verilen ad. DULUK:Yüzün şakakla çene arasındaki yanı. DUM:Bir palmiye türü. DUMA :Rus parlamentosunun alt kanadına verilen ad. Rusya ikinci meclisi. Çarlık zamanında Rus parlamentosuna verilen ad. DUMAĞI: Nezle. DUMUR:Körelme. DUN:Aşağılık. DUNDUN: Nijerya’ya özgü,çift derili ve ortası boğumlu bir davul. DUO:Müzikte ikili. DUPNİSA: Kırklareli’nde Demirköy ilçesinde Türkiye’nin en uzun mağaralarından biri. DURAÇ:Heykel, sütun gibi şeylerin üstüne konulduğu parça, ayak, taban. Kaide. DURAKI:Tüysüz bir şeftali cinsi. DURENDİŞ:Sonucu önceden düşünüp önlem alan. DURUK:Statik. DURUKSUN:Karar veremeyen,mütereddit. DURUM:Makarna üretiminde kullanılan bir buğday türü. DUŞAK:Hayvanın iki ayağını iple bağlayarak yapılan köstek. DUŞANBE:Tacikistan’ın başkenti. DUT:Botanikte (Morus) olarak tanımlanan,kuzey yarım kürenin genellikle ılıman bölgelerinde yetişen,yapraklarıyla ipek böceği beslenen ağaç ve aynı adı taşıyan meyvesinin adı. DUTAR:Orta Asya Türkleri ve Hintliler arasında yaygın olan telli bir çalgı. DUYUM:Duyular aracılığıyla edinilen izlenim. DÜBBÜEKBER:Büyükayı takım yıldızının eski adı. DÜBEL:Bir şeyi duvara vidalamak için kullanılan plastik. DÜDEN: Antalya’da şelaleler yaparak Akdeniz’e dökülen akarsu. DÜDEN:Kireçli bölgelerde kirecin erimesi yada yer altındaki karstlı bir çukur tavanın çökmesiyle oluşan doğal kuyu. Derin ve doğal kuyu. DÜDÜKÇÜN:Sulak bölgelerde yaşayan göçmen bir kuş. DÜET:Karşılıklı iki kişi tarafından söylenen şarkı. DÜGAH.: Türk müziğinde bir makam adı. DÜĞÜ:En ince bulgur. DÜĞÜRCÜK:İnce bulgur. DÜK: Latince önder anlamına gelen Dux sözcüğünden türemiştir.Eşlerine Düşes denir. Bazı devletlerde prensten sonra gelen en yüksek soyluluk unvanı. DÜLGER:Yapıların kaba ağaç ve tahta işlerini yapan kimse. DÜMBELEK:Argo’da anlayışsız, sersem anlamında sözcük. DÜMBÜK: Argo’da fena,çirkin,kötü. DÜMBÜLDEK:Bursa – Mustafakemalpaşa’da bir kaplıca. DÜNEKDİBİ:Antalya’nın Haseki ilçesinde bir mağara. DÜNÜR:Karı kocanın baba ve analarının her biri. DÜRÜ:Düğüne çağrılanlara düğün sahibince verilen hediye. Armağan, hediye. Gelinin çeyizi. DÜRÜM:Yufka ekmeğinin,içine türlü katıklar konularak sarılmış biçimi. DÜRÜŞT:Kaba,haşin,acımasız. DÜSTUR:Genel kural. DÜŞLEM:Fantezi. DÜVAZDEH:Alevi-Bektaşi edebiyatında 12 imam için söylenmiş nefeslere verilen ad. DÜVE:Bir yaşını geçmiş inek yavrusu. Boğaya gelmemiş,2-3 yaşındaki dişi sığır. Doğurmamış dişi sığır. DÜVEL:Devletler. DÜVELİ MUAZZAMA:Büyük devletler. (İngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya). DÜVELİ MÜTTEFİKA:Bağlaşık devletler.(1.Dünya Savaşında İttifak Devletleri). DÜYEK: Türk Müziğinde bir usul.. DÜYUN:Borçlar. DÜYUNU UMUMİYE:Osmanlı borçları yönetimi. DÜZ:İçinde anason, sakız gibi kokulu maddeler olmayan üzüm rakısı. DÜZENCE:Disiplin. DÜZENEK :Mekanizma. DÜZİKO:Anasonsuz üzüm rakısı. DÜZKÖY (HAÇKA OBASI) : Trabzon ilinde bir yayla. DVD:Dijital Video Disk’in kısaltması. DY:Disprosyum’un simgesi. |