|
Bulmacadaki kelimelere göre hazırlanmış |
|||
|
|
E :İspanya plakası. EA. (ENKİ) :Sümer toprak tanrısı. EAM: İtalyan-Alman işgaline karşı 1941 de kurulan Yunan direniş örgütünün kısa yazılışı. EAT:Tanzanya plakası. EAU:Uganda’nın plaka işareti. EAZ: Eski dilde çok aziz,çok saygın. EAZİM:Ulular. EB:Eski dilde baba .Cet. EBABİL:Dağ kırlangıcı,keçisağan. EBANİ:Urartularda yurt ve toprak tanrısı. EBATIL:Boş ve anlamsız şeyler. EBAZİR:Yemeklere katılan baharatlar. EBCED (EBCET) :Arap alfabesinin her harfi bir rakamı karşılayan ve anlamsız sekiz kelimeden oluşan değişik bir düzeni. EBE:Büyükanne,nine. EBEBULGURU: Bulgur iriliğinde yağan kar. EBECİK:Muğla yöresinde ebegümeci bitkisine verilen ad. EBEDA :Eski dilde asla,hiçbir zaman. EBEGÜMECİ:Çiçekleri ilaç,yaprakları sebze olarak kullanılan bir bitki. EBEKAÇ:Saklambaç oyunu. EBEKUŞU:Anadolu’nun kimi yörelerinde baykuşa verilen isim. EBELEME:Mayalı hamuru bezelere ayırarak yufka haline getirip sac üzerinde pişirdikten sonra alt ve üst kısımlarının yağlanmasıyla yapılan ekmek. Bir tür yufka. EBELİ:Halk dilinde yer elmasına verilen ad. EBER: Afyonkarahisar ilinde bir göl. EBERT:Tifo’ya neden olan basile verilen ad. EBESÜT:Ankara’nın Beypazarı ilçesine özgü,un süt ve cevizle yapılan bir tür poğaça. EBET:Sonsuzluk. EBİ:Çin’in Sinkiang bölgesinde bir göl. EBİON:İlk Hıristiyanları adlandırmak için kullanılan sözcük. EBİSU:Japon mitolojisinde balıkçıların tüccarların koruyucusu olan yedi su tanrısından biri. EBKEM:Eski dilde dilsiz. EBLEH : Akılsız,budala,alık. EBNİYE:Binalar,yapılar. EBOLA: Afrika kökenli ağır ve genellikle ölümle sonuçlanan kanamalı ve ateşli bir hastalığa yol açan öldürücü bir virüs. EBONİT:Bir çeşit plastik madde. Sıcağa ve soğuğa karşı dayanıklılığı kükürtle arttırılmış kauçuk. .(100 kısım kauçuğun 32 kısım kükürtle işlenmesinden elde edilir). EBOŞ:Bir sanat yapıtının ilk taslağı. EBR : Bulut. EBREHE:Dağ kırlangıcı da denilen küçük bir kuş. Ebabil kuşu. EBRO:İspanya’nın en uzun ırmağı. EBRU:Boyalı ve yapışkan suyun üzerine kapamak yoluyla kağıda yapılan bir çeşit dalgalı ve kareli süs. Kağıt süslemeciliğinde kitre,kola vs yapıştırıcılarla yoğunlaştırılmış su üzerine, neft yağı ile sulandırılmış yağlı boya damlatılarak yapılan ve kağıda geçirilen süs. EBRU:Eski dilde kaş. EBRULİ:Üzerinde değişik renkler bulunan. EBTER:Zürriyetsiz,kısır. EBU:Avrupa Yayın Birliği’nin kısaltması. EBUBEKİR: Dört halifenin ilki. EBUCEHİL KARPUZU:Kabakgillerden,elma büyüklüğündeki meyvesi çok acı ve iç sürdürücü,ishal yapıcı bir bitki. EBUNA:Doğu kilise büyüklerine,özellikle Habeş piskoposlarına verilen unvan. EBÜLMÜLÜK:Civanperçemi bitkisinin yalnızca Uludağ’da yetişen beyaz çiçekli bir türü. EC:Ekvator’un plaka işareti. ECCOHOMO:Latincede işte insan anlamında olup 15-17 yüzyıllar arasında Batı’da Hıristiyan sanatına egemen olan tema. ECDAT:Dedeler, atalar. ECE: Güzel kadın. ECEME:Meşelik. Vahşi orman. ECEMİŞ: Akdeniz bölgesinde,Bolkar Dağları ile Aladağlar kütlesini birbirinden ayıran tektonik kökenli çukur alan. ECENE:Marangozların dört köşe delik açmakta kullandıkları alet. ECEVİT: Kastamonu yöresine özgü bir tür çorba. ECİNNİ:Halk dilinde cin. ECİR:Sevap ECİR:Ücretle çalışan kimse. ECRAM:Cansız şeyler. ECRİMİSİL:Bir malın kullanılmasından doğan yararın para ile değerlendirilmesi,işgal tazminatı. EÇHEL:Çok cahil,çok bilgisiz olan. EDAFOLOJİ: Toprak yapısını inceleyen bilim dalı. EDAM:Üzeri kırmızı parafinle kaplanan bir tür peynir. EDANİ:Aşağılık kimseler,alçaklar anlamında eski sözcük. Eski dilde bayağı insanlar. EDDA:Eski İzlanda edebiyatı örneklerinin yer aldığı yapıt. EDE:Büyük erkek kardeş, ağabey. EDEBALİ:Osman Gazi’nin kayınpederi. EDEBİ:Yazınsal. EDEMİK: Reçine.Çam sakızı. EDESSA:Şanlıurfa’nın bilinen en eski adı. EDFU:Mısırda ünlü bir antik kent. EDİ: İş yapma ya da yapılan iş. EDİK:Kısa çizme . Tabanı meşinden olan mest. EDİLGEN: Gerçek öznesi olmayan eylemlere verilen ad. EDİLGİN:Devinimi, etkisi olmayan. EDİNCİK:Balıkesir’in Bandırma ilçesine bağlı bir belde. EDİNÇ: Edinilen şey ya da şeyler,müktesebat. EDİP AHMET: Atabet’ül Hakayık adlı yapıtıyla ünlü 13. yüzyıl Türk şairi. EDİRNEKARİ: Ahşap,mukavva yada deri üstüne uygulanabilen bir tür boyama tekniği ve bu teknikle süslenen eşyaya verilen genel ad. EDİSKUNTA: Finlandiya parlamentosuna verilen isim. EDİSYON:Basım. EDİSYONKRİTİK:Eleştirel basım. EDİTÖR:Basıcı,yayıncı. EDNA:Çok aşağı,en alt düzeyde. EDO:Tokyo kentinin eski adı. EDU:İnternette,eğitim kurumlarının kullandığı üst seviye alan adı. EDVAR:Eski dilde devirler,çağlar,zamanlar. EDYAN:Dinler. EEG: Elektroensefalografi’nin kısaltması. EFAL:Eski dilde fiiller,eylemler anlamında sözcük. EFEDRİN:Astım,soğuk algınlığı,saman nezlesi gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan bir alkaloit. EFEKT:Radyo ve televizyon yayınlarında, tiyatro oyunlarında ,film seslendirmelerinde, hareketleri izlemesi gereken seslerin doğal kaynakların dışında, optik, mekanik, kimyasal yöntemlerle gerçekleştirilmesi. EFEKTİF:Merkez Bankası tarafından alım satımı yapılan ve Türk Lirası olarak kurları belirlenen yabancı ülke parası. EFELEK:Botanikte (Rumex petientia) olarak tanımlanan,karabuğdaygillerden,dere kıyılarında,sulak çayırlarda kendiliğinden yetişen,çok yıllık ve yaprakları sebze olarak kullanılan bir bitki. EFELEK:Halk dilinde herkesin söylediğini yapan,iltifat meraklısı kimseye verilen ad. EFEMERA:Günlük yaşama ait küçük ve geçici belgeleri toplama şeklinde koleksiyonculuk. EFEMİNE:Kadınsı davranışları olan erkek. EFGAN:Feryatlar,figanlar. EFİ:Engerek yılanı. EFİJİ:Maden ya da kağıt para üzerindeki kafa resmi. EFİN:Halk dilinde ardıç kozalağına verilen ad. EFİPİ:Zarsı yumurta kesesi. EFİRLİ:Ordu’nun Perşembe ilçesinde bir plaj. EFLAK: Moldavya ile birlikte Romanya krallığını oluşturan eski Tuna Prensliği. EFLAK:Gökler. EFLATUN :Açık mor renk. EFLATUN NURİ ERKOÇ: Çizgiyle kara mizahın başarılı örneklerini veren ve 81 yaşındayken ölen karikatür sanatçımız. EFOD:Hahamların kutsal giysisi. İbrani rahiplerinin dinsel törenlerde giydikleri giysi. EFRAT:Bireyler. Fertler. EFSANE: Söylence. EFT:Elektronik fon transferinin kısaltması. EFTAL:Eski dilde çocuklar. EFTELİ:Düzce ilinde bir kaplıca ve göl. EFULİM:Volkan Konak’ın söylediği bir şarkı. EFVAH:Yemeğe lezzet için konan baharat. EGALE ETMEK: Eşitlemek. EGALE:Rekoru ele geçirme.,skoru yenileme. EGE:Büyük,yetişkin,olgun. Veli. EGEMİSİN:İlk Türk antibiyotiği. EGEN.:Huysuz hayvanların ağzına takılan ağaç. EGİSTİREN:Kurumuş hamuru yada hamur bulaşığını tekneden kazımaya yarayan aygıt. EGLOG:Birkaç çobanın aşk,kır hayatının güzellikleri vb üzerine karşılıklı konuşmaları biçiminde yazılan,küçük bir piyesi andıran bir şiir türü. Kısa kır manzumesi,çoban türküsü. EGOİZM:Bencillik. EGZAMA:Kızartı,kaşınma ve sulanma ile belirgin bir deri hastalığı. Mayasıl. EGZİBİSYONİZM: Teşhircilik. EGZİSTANSİYALİZM:Varoluşçuluk. EGZOGAMİ:Dış evlilik. EGZOTERMİK: Isıveren. EGZOTİK :Yabancı ve uzak ülkelerle ilgili,bu ülkelerden getirilmiş EGZOTİZM:Bir yapıtta uzak ve yabancı ülkelerle ilgili olayları , kişileri , yöresel görüşleri yansıtma. Yabancılık. EĞE:Kaburga. EĞE:Madenleri yontmada kullanılan çelik araç EĞİÇ:Meyve koparırken dalları çekmeye yada kovandan bal almaya yarayan araç. EĞİLBAŞ: Ankara yöresinde testiye verilen ad. EĞİN :Arka, sırt. EĞİN: Erzincan’ın Kemaliye ilçesinin eski adı. EĞİNDİRİK:Giysilerde sırtı örten büyük ve devrik yaka. EĞİNİK:Bir şeyi yapmaya içten yönelmiş olan. EĞİR:Arıların çıkardığı bir tür salgı. EĞİR:Hazanbel de denilen ve kökü hekimlikte kullanılan otsu bir bitki. EĞİRDİR:Türkiye’nin 4. Büyük gölü. EĞİRMEN:İplik eğirmeye yarayan araç,kirmen. İğ EĞLEK:Sürünün sıcakta dinlendiği gölgelik. EĞMÜR:Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri. EĞREKKAYA:Ankara’nın su gereksinimini karşılayan barajlardan biri. EĞRETİ: Üstünkörü,ciddiye almadan. EĞREZ: Bir balık türü. EĞRİBOZ:Yunanistan’ın Girit’ten sonra en büyük adası. EĞRİÇİMEN:Sivas’ın Koyulhisar ilçesinde bir yayla. EĞRİKOCA:Çakırkanat,çamurcun,cüre gibi adlar da verilen,kanatları mavi hareli ördek türü. EHİL:Becerikli, yetenekli ve usta kişi. Erbap. EHLİ:Evcil. EHLİBEYT:Hazreti Muhammed’in ailesi. Peygamberimizin hane halkı. EHLİHİBRE:Bilirkişi. EHLİVUKUF: Bilen kişi. EHRAM:Mısır firavunlarının piramit biçimindeki mezarlarına verilen ad. Piramit. EHRAM:Yünden dokunan,nakışlı dış giysiler. EHRİMEN:Zerdüşt dininde Ahuramazda’nın yarattığı ikiz ruhlardan yalanın,karanlığın ve ölümün yanında yer alan. Eski İran inanışında karanlık ve kötülük tanrısı. EHVA:Eski dilde hevesler, istekler. EHVENİ ŞER:Kötünün iyisi. EİR:İrlanda’nın plakası. EİRE:İrlanda Cumhuriyetinin resmi adı. EİRENE:Yunan mitolojisindeki barış tanrıçası. EJDER:Büyük yılan. EJDER:Kastamonu’nun Pınarbaşı ilçesinde bir mağara. EJDERDEHAN:Osmanlı ordusunda kullanılmış bir top türü. EK:Katılmış, ulanmış parça. EK:Sözcüğün görevini belirtmek yada sözcük türetmek için kullanılan biçim verici ses. EKABA:Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu doğramacılıkta marangozlukta kullanılan ağaca verilen ad. EKABİR:Kendini beğenmiş kimseler için kullanılan alay sözü. EKAL:En az EKALİM:Eski dilde iklimler. EKALLİYET:Azınlık,azlık. EKAR: Balede ,bacakların boylu boyunca yere yapışmasını sağlayacak biçimdeki dans hareketi. EKAR:Borsada kesin vadeli değerlerin kuru ile primli değerlerin kuru arasındaki fark. EKARİM:Kerem sahibi,cömert kimseler. EKARTE:On dokuzuncu asırda Fransa’da ortaya çıkan ve iki kişiyle oynanan bir kağıt oyununa verilen ad. EKASİRE: Acem hükümdarı. EKBATANA:Eski Med imparatorluğunun başkenti. EKBER : En büyük. EKE : Açıkgöz, kurnaz, hin. Tecrübeli,usta. Büyük, yetişkin, yaşlı. Baş çoban EKE:Yaşı küçük olduğu halde sözleri ve davranışları büyükmüş gibi olan çocuk. EKECEK:Halk dilinde tohum. EKEK:Ekin ekme aygıtı. EKELE:Oburlar. EKENEK:Düzenli olarak ekim yapılan arazi. EKG:Elektrokardiyografiyi simgeleyen harfler. EKİDE:Sağlam,kuvvetli. EKİDNE: Kirpi gibi tostoparlak olabilen bir tür karıncayiyen. EKİL:Aşırı iştahlı. EKİMOZ:Tıp dilinde bere ,morarma,çürük anlamında kullanılan söz. EKİN : Kültür. EKİNAZYA:Vatanı Kuzey Amerika olup çay gibi haşlanarak içilen şifalı bir bitki. EKİNBİTİ:Vücudu yeşil,başı siyah,ekinlere zararlı bir böcek. EKİNİTİ:Başını dik tutup herkese yüksekten bakan kimse. EKİNLİK:Marmara denizinde bir ada. EKİNOKOK:Etoburların gelişmiş dönemlerinde kalın bağırsaklarında yaşayan tenya türü. EKİNOKS:Gece ve gündüzün eşitliği. EKİPAJ :Ekip gereçleri. EKİRİ:Japonya’da büyük çocukların tutuldukları dizanteriye benzer salgın hastalık. EKLEKTİZM:Felsefede seçmecilik. EKLENTİ :Aksesuar. EKLER:İçi kremalı,üzeri çikolata kaplı pasta. EKLESİL:Üniversitelerde öğrencilerin ders seçme veya bırakma işlemi. EKLİMETRE: Eğim ölçer. EKLİPTİK: Güneşin görünürdeki bir yıllık hareketini yaptığı çember. EKO:Yankı. EKOLALİ:Başkasının yaptığı deyim ve davranışları anlamsız olarak yinelemek. Yankıca. EKOLOJİ:Canlıların aralarındaki bağlantıları ve ortamlarıyla olan ilişkilerini inceleyen biyoloji dalı. EKOMETRİ:Sesin yankısını ve gücünü ölçme bilgisi. EKONOMETRİ:Ekonomik olayların açıklanmasında çok sayıda değişkeni göz önüne alarak ve karşılıklı bağıntılar kurarak, teorik çalışmaların deneylerle doğrulanmasını sağlayan matematiksel yöntem. EKONOMİ:Mal ve hizmet grupları ile kaynaklar arasındaki bağlantıları inceleyen bilim dalı,iktisat. EKOPRAKSİ:Başkasının yaptığı hareket ve davranışları anlamsız olarak tekrarlama,yansıca. EKORŞE:İnsan yada hayvan vücudunu derisiz,yalnızca kas yapısı görülür biçimde betimleyen sanat yapıtı. EKOSİSTEM:Belli bir birim alan içinde yaşayan tüm canlıları, fiziksel çevrelerini ve aralarındaki her türlü ilişkiyi içeren kavram. Canlı topluluklarını ve bunların içinde yaşadıkları ortamı kapsayan bütün. EKOTİP: Doğal ayıklanma sonucunda genetik olarak belli bir ortama uyarlanmış bitki topluluğu. EKOTON:Birbirine komşu olan orman ve çayır gibi değişik iki bitki topluluğu arasındaki geçiş bölgesi. Komşu iki ekosistem arasındaki temas bölgesi. EKOTURİZM: Doğaya yönelik turizm etkinliği. EKREM AKURGAL:Anadolu arkeolojisi alanındaki çalışmalarıyla tanınmış ve özellikle eski İzmir’in yerleşim tarihini aydınlatmış,2002 yılında 91 yaşındayken ölen ünlü arkeologumuz. EKREM: Yüce gönüllü,çok şerefli. En cömert,en şerefli. EKRU:Ham keten rengi. EKRÜ:Pişirme işleminden geçirilmemiş ipeğe verilen ad. EKSANTRİK:Dış merkezli,merkez dışı olan. EKSE (EKSİ): Ucu yanık odun. EKSELANS:Bakan ve elçiden başlayarak Cumhurbaşkanlığına kadar yükselen,yüksek makam sahibi yabancılara verilen şeref unvanı. EKSER: Büyük çivi,enser. EKSİBE: Çöllerde veya deniz kıyılarında rüzgarların yığdığı kum tepesi. EKSİN:Belli bir işe gücü yetmeyen,aciz. EKSKAVATÖR :Eklemli bir kol üzerinde hareket eden kepçeli bir çark yada zincirle donatılmış kazı makinesi. EKSOSFER:Atmosferin gaz yoğunluğu düşük,bir molekülle diğerinin çarpışma mesafesi yüksek,moleküllerin atmosfer dışına kaçması mümkün olan en üst,en dış tabakası. EKSPER:Bilirkişi,uzman. EKSPERİMANTALİZM:Deneyselcilik. EKSPOZE:Bir yere sunulan bildiri özeti. EKSTRAFOR:Giysilerin etek,kol,yaka parçalarına,perdelerin ucuna geçirilen seyrek dokunmuş keten bezi. EKSTRE:Hesap sahiplerinin hesabına yatan ve söz konusu hesaptan çekilen miktarların dökümünü gösteren cetvel. Hesap özeti. EKSTREM: En uç,en son,aşırı. EKŞİDERE:Balıkesir’in Gönen ilçesinde bir kaplıca. EKŞİLEME:Kilis yöresine özgü zeytin,kırmızı biber,kekik ve nar ekşisiyle yapılan bir yiyecek. EKŞİMİK:Yağı alınmış sütten yapılan ve çökelek de denilen peynir. EKTEM:Çok gizli. EKTİ:Anası ölüp başka bir koyuna alıştırılan yada elle beslenen koyun. EKTİ:Başkalarının sırtından geçinen,asalak,tufeyli. EKTİ:Her yiyeceğe canı çeken. EKTODERM:Dış deri. Sinir sistemini , duyu organlarını oluşturan ve embriyonun dış yüzünü örten tabakaya verilen ad. EKTOPİ:Vücutta doğuştan organ eksikliği veya yer değişikliği. EKUL: Obur.. EKÜMENİK:Bütün Hıristiyan kiliselerini temsil eden. EKÜMENİNZM:Bütün Hıristiyan kiliselerinin birleştirilmesini amaçlayan hareket. EKÜRİ:Aynı ahır adına koşan yarış atlarına verilen ad. EKZOTERMİK :Isı veren. EL ULAĞI : Yardımcı. EL:Fenike mitolojisinde en büyük tanrı. ELA:Gözde sarıya çalan kestane rengi. ELAGÖZ:Sakarya Meydan Savaşı’nda Başkumandanlık Karargahı’nın kurulduğu, Ankara’nın Polatlı ilçesinde bir köy. ELAL:İsrail Hava Yolları. ELAM:Mezopotamya’da kurulmuş eski bir uygarlık. ELAND: Afrika’da yaşayan en iri antiloplardan biri. ELARA: Jüpiter gezegeninin bir uydusu. ELASTOMER:Esnekliği fazla olan büyük moleküllü madde. ELATAN:Bir işe başlayan. ELATER:Takla böceği. ELAZİZ:Elazığ’ın eski adı. ELBASAN:Önceden haşlanarak hazırlanmış yağsız etin ,üzerine yoğurt ve çırpılmış yumurta karışımı dökülüp fırında pişirilmesiyle yapılan bir yemek. ELCEK:Halk dilinde eldiven. ELCİ:Çiftliklerde çalışacak mevsimlik tarım işçilerini toplayan,işçilerle çiftlik sahibi arasında aracılık yapan kişi. ELCİK:Bisiklet ve motosiklette dümenin elle tutulan kısımlarına geçirilen ve yumuşak,sentetik maddeden yapılan kaplama. ELDORADO: Adını bugünkü Bogota yakınlarında yaşamış bir yerli kabilesinin efsanevi yöneticisinden alan masalsı altın ülkesi. ELEA:Varlığı ve devinimi her şeyin bir olduğu ilkesinden yola çıkarak açıklayan eski Yunan felsefe okulu. ELEGAN: Seçkin,zarif. ELEJİ:Eski Yunan ve Roma’da altılı ve beşli bentlerden oluşan şiir türü. Tanınmış bir kişinin,bir arkadaşın,yada sevilen birinin ölümünden duyulan üzüntüyü anlatan lirik şiir. Ağıt,içli şiir. ELEKÇİ:Halk dilinde çingene. ELEKTRİK: Maddenin elektron,pozitron,proton gibi parçacıklarının hareketleriyle ortaya çıkan enerji türü. ELEKTRON :Bütün atomlarda bulunan negatif yüke sahip temel parçacık,pozitron karşıtı ELEKTRUM: Dünyada ilk kez Anadolu’nun Lidya bölgesinde madeni paraların yapımında kullanılan gümüşlü altın alaşımı. ELEM: Acı, üzüntü. ELEMGE:Çile durumundaki ipliği yumak yapmak veya masuraya sarmak için,üzerine geçirilen kafes dolap biçimindeki hafif ve bir eksen üzerinde dönen araç. ELEMİ:Çeşitli bitkilerden elde edilen yumuşak bir reçine. ELENİKA:Bir işin,bir şeyin en iyisi,en mükemmel biçimi anlamında kullanılan sözcük. ELENİKA:Modern Yunanca. ELENSE: Güreşte bir oyun. ELENTİ:Arpa, buğday ve benzerlerinin kalburdan geçirilmiş bölümü. ELERKİ:Demokrasi. ELEST:Tanrı’nın insan ruhlarını yarattığı zaman. ELEŞTİRİ:Bir yazının ya da sanat yapıtını her yönüyle inceleyip açıklayan yazı türü. ELEVATÖR : Ağırlık kaldırma aracı. Yük asansörü. ELEVİT.:Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde bir yayla. ELEVON:Hava taşıtlarında kanatçık ve yatay dümen görevi yapan, özellikle kuyruksuz uçaklarda kullanılan dümen. ELEZE:Zayıf. ELEZER:Sadist. ELF:Eski dilde bin sayısı. ELGAZ:Eski dilde bilmeceler. ELGİN:Gurbette yaşayan,yabancı,garip. ELHAK:Doğrusu,gerçekten. ELHAMDÜLİLLAH :Allah’a şükür anlamında bir söz. ELHAMRA:İspanya’nın Granada kentinde,Endülüs Emevileri’nden kalma ünlü saray. ELİ (İLİ) :Ağrı dağında bir yayla. ELİBÖĞRÜNDE:Geleneksel Anadolu konut mimarlığında,ahşap yapılardaki çıkmaların altına çaprazlamasına konan dikdörtgen kesitli destek. ELİF NACİ:D Grubunun kurucularından olup hat sanatından esinlendiği soyut yapıtlarıyla tanınmış ressamımız. ELİFİ: Kesimi pantolona benzeyen, İkinci Mahmut döneminde,daha çok ulema sınıfı tarafından benimsenen bir tür şalvar. ELİFİ:Beşparmak da denilen ve üzerine dikili çizgiler bulunan pamuklu bir kumaş. Bantlarla süslenmiş bir tür kumaş. ELİK: Dağ keçisi. ELİMA:Kongo halklarının inandıkları yeteneklilik gücü. ELİOT:Çorak Ülke, Dört Kuartet gibi yapıtlarıyla modern şiirin öncülerinden biri olan ve 1948 Nobel ödülünü kazanan ünlü İngiliz şair ve oyun yazarı. ELİPS:Bütün noktalarının odak denilen belirli iki ayrı noktaya olan uzaklıklarının toplamı birbirine denk olan kapalı eğri,oval. ELİSELEK:Cömert,bonkör. ELİTİS:Çılgın Nar Ağacı, Görünmez Bir Nisan Ayının Günlüğü gibi kitapları dilimize de çevrilen ve 1979’da Nobel Edebiyat Ödülünü kazanan Yunan şair. ELİTRA:Bazı böceklerin katı ve sert üst kanadı. ELİZA : Aids testi. ELLEME:Atın dört nala gitmesi. ELLEME:Seçme iri odun kömürü. ELLEZ : Dalga, kasırga. ELLİYE: Araplarda bin dizelik manzume. ELMA:Enis Batur’un bir romanı. ELMABAŞ: Başında kara tüylerden bir tepelik bulunan,sazlık göllerde yaşayan ördek cinsi bir kuş,tepeli dalgıç. ELMABAŞ: Bir tür büyük eşek arısı. ELMASİYE :Dondurulmuş meyve suyundan yapılan bir tür pelte. ELO:Satrançta bir değerlendirme ve klasman sistemi. ELÖPEN:Halk dilinde kertenkeleye verilen ad. ELPEK:Karadeniz Ereğlisi’ne özgü,ketenle dokunan ve giysi yapımında kullanılan bir bez. ELSEN: Düzgün konuşan. ELTOR:Kolera hastalığına yol açan mikrop. ELVAN:Renkler.Türlü renklerde olan. ELVİYEİSELASE:Osmanlılarda Batum,Kars ve Ardahan livalarına (sancak) verilen ad. ELYAF:Genellikle iplik durumuna getirilebilir lifli maddeler. Lifler, teller. ELZEVİR:Matbaacılıkta kullanılan ince bir harf çeşidine verilen ad. EM.: Eski dilde anne. EM:İlaç, çare, deva. EM:Yetenek anlamında yerel bir sözcük. EMA:Eski dilde bağırsaklar. E-MAİL:Bilgisayarda elektronik posta. EMAN:Can ve mal güvenliğinin olduğu hakkında düşmana verilen söz ya da işaret. EMANETULLAH:Osmanlı devletinde padişahların hükümet anlayışları bakımından yönetiminden sorumlu oldukları halk. EMARET:Emirlik, beylik. EMAY:Maden eşya üzerine vurulan bir cins cila. EMBRİYO :Döllenmiş yumurtaya, gelişmeye başladığı andan cenin olmasına kadar geçen sürede verilen ad. EMBRİYON:Oğulcuk,rüşeym. Tohum,döl. EMCEK:Meme. EME : Halk dilinde babanın kız kardeşi, hala. EMEÇ:Su ve kara yosunlarının kökü andıran tutunma organı. EMEN: Ağaç,bağ çubuğu veya sebze dikmek için açılan çukur. EMENDERE:Balıkesir’in Sındırgı ilçesi yakınlarındaki ünlü kaplıca. EMERİL:Beyaz mermerde bulunan sert kısım. EMETİ :Kimi yörelerde babanın kız kardeşine verilen ad.Hala,teyze. EMİK:İnsan beyni. EMİLE BERLİNER: Gramofon plaklarını bulan,Alman asıllı Amerikalı. EMİLİK:Bir haftalık keçi yavrusu. EMİN BARIN:Türk hat sanatının son büyük ustalarından biri olan ünlü hattat ve ciltçi. EMİN ONAT:Anıtkabir’i,Orhan Arda ile birlikte gerçekleştiren Türk mimarı. EMİR SÜLEYMAN:Yıldırım Bayezit’in oğlu olup diğer kardeşleri gibi Fetre Devri’nde taht mücadelesi vermiş, ancak 1411’de yakalanarak öldürülmüş Osmanlı şehzadesi. EMİR:Buyruk. EMİR:Niğde ve Nevşehir yörelerinde yetişen,kaliteli bir şarap veren beyaz üzüm cinsi. EMİRALİ :Kışa kadar saklanabilen sarı renkli bir üzüm çeşidi. EMİRBER: Teğmen ve yukarısı üst düzey subayların hizmetinde bulunan er,emir eri. EMİRCİK :Yalı çapkını,iskele kuşu. EMİRLER:Manisa’nın Kula ilçesi yakınlarında bir kaplıca. EMİSH : ABD’de yaygın olan ve çağdaş uygarlığa karşı oluşlarıyla tanınan bir tarikatın üyelerine verilen ad. EMİSYON:Devletçe para,senet ve tahvil çıkarma,piyasaya sürme. EMİŞİK:Halk dilinde sütkardeş anlamında kullanılan sözcük. EMLAK:Ev, arsa, bahçe gibi taşınamayan mal ve mülklerin ortak adı. EMLİ :Aladağların batı yüzünde ormanlık bir vadi. EMLİK:Geç doğmuş kuzu. Süt emmekte olan insan veya hayvan yavrusu. EMMARE:Çok zorlayan,emreden,buyurgan. EMMEÇ:Aspiratör. EMMENTAL:İnek sütünden yapılan sert ve sarı renkte İsviçre peyniri. EMMİ: Amca EMN: Eski dilde güvenlik,emniyet. EMPAKT:Bir göktaşının düştüğü nokta. EMPAS:Bazı kağıt oyunlarında üçüncü durumdaki oyuncu söz konusuysa,kendisinden önceki oyuncuda ara kağıt veya kağıtlar bulunduğunu düşünerek büyük kağıt yerine düşük değerde bir kağıt atmak. Briçte bir eli üstün bir kağıtla almayıp daha aşağı bir kağıtla alma. EMPATİ:Kişinin,kendisini başkasının yerine koyarak onun duygularını,düşüncelerini,isteklerini anlayabilme yeteneği. EMPER:Rulet oyununda 1-35 arasındaki tek sayılardan her biri. EMPERMEABL:Yağmurluk. EMPERYALİZM:Bir ulusun başka bir ulusu siyasi ve ekonomik egemenliği altına alarak yayılması veya yayılmayı istemesi. EMPOTANS: Cinsel güçsüzlük, iktidarsızlık. EMPRESYONİZM:Doğayı gerçekte olduğu gibi bütün ayrıntılarına bağlı kalarak değil,ondan edinilen izlenimin ölçüsüne göre anlatan;doğrudan doğruya gerçeği,nesneyi değil de,onun sanatçıda uyandırdığı duyumları veren sanat akımı. İzlenimcilik. EMPREZARYO:Konser ya da gösteri düzenleyicileriyle görüşerek bir oyuncunun,şarkıcının ya da müzikhol sanatçısının anlaşma ya da sözleşme yapmasını sağlayan,buna karşılık da kazanç üzerinden bir yüzde alan kimse. EMPRİME:Değişik renkte boya kullanılarak,kumaş üzerine desen ve zemin basma işlemiyle bu işleme uğratılan ipekli,yünlü vs kumaş. EMRAZ:Eski dilde hastalıklar. EMRE:Aşık, vurgun, tutkun. Sevgili,yar. EMRİVAKİ:Oldu bitti. EMSİLE:Arapça dilbilgisinde fiil çekim örneklerini içeren kitap. EMSİLE:Misaller. EMTİA:Mal, mallar. EMU:Koşucu devekuşu da denilen,kanatları küt olduğu için uçamayan,Avustralya’da yaşayan kuş. EMÜLSİYON :Süt renginde ve süt kıvamında olan sıvı ilaç. Fiziksel kimyada sıvı asıltı. EMVAL :Mallar. EMZİK:İbrik,çaydanlık gibi kapların,suyunu azar azar akıtmaya yarayan içi delik uzantısı. EMZİK:Kauçuk meme. EN :Sağılan ayvanların süt torbası. EN:At,eşek,katır gibi hayvanların damağında,ön dişlerinin arkasında meydana gelen şişkinlik. EN:Bir tür çuha.. EN:Eşyaya vurulan damga. EN:Hayvanlara vurulan damga. ENA:Kara yumuşakçası. ENACİL:Eski dilde inciler. ENAM:Eski dilde yaratılmış bütün canlılar. ENANİYET:Kendini beğenme, bencillik. ENAYİ:Nazım Hikmet’in bir oyunu. ENBİYA:Nebiler,peygamberler. ENCAM:Son,işin sonu. ENCÜMEN:Komisyon,komite ENDAHT Atma,silah atma.: ENDAZE: Altmış beş santimetre boyunda bir uzunluk ölçüsü. ENDERUN: Osmanlılarda devlet görevlilerini yetiştiren okul. ENDERUN:Saraylarda harem ve hazine dairelerinin bulunduğu yer. ENDORFİN: Beyin dokularında bulunan ve morfin kadar güçlü ağrı kesici özelliği olan bir grup proteinin adı. ENDÜKSİYON:Tümevarım. ENDÜLJANS:Katolik kilisesinde bağış karşılığında günahlardan kurtulma. ENE:Arapça da ben. ENEK:Bilye,zıpzıp. ENEK:Yanağın alt kısmı. ENEMA:Kulak yıkama aleti. ENENGALAR:Gabon’da yaşayan zenci bir halk. ENENİK: İğdiş edilmiş hayvan. ENEZ:Geniş ağızlı büyük testi. ENEZE:Zayıf ve cılız.Güçsüz. |
ENF:Eski dilde burun. ENFARKTÜS:Bir organda,bir atardamarın,doku bozukluğu sonucu kan pıhtısı ile tıkanması. ENFİYE:Çürütülmüş tütünden yapılan ve buruna çekilen keyif verici toz.,burun otu. ENFLÜANZA: Grip,ingin,paçavra hastalığı. ENFORMASYON: Bilgilendirme. ENFRARUJ:Kızıl ötesi. ENFRASTRÜKTÜR :Alt yapı. ENFÜANZA:Grip,paçavra hastalığı. ENG:Kazak Türklerinde dombra adlı çalgı eşliğinde söylenen türkü. ENGAVA:Geleneksel Japon evlerini dört bir yanından çevreleyen balkon. ENGEBE:Deprem,rüzgar,sel gibi iç ve dış güçlerin etkisiyle oluşan,yayla,ova,koyak,çukur,dağ vs biçimlerin bütünü yüzey şekilleri. ENGEL:Uskumru familyasından küçük bir balık. ENGEREK:Başı üç köşeli,rengi kara yada karaya yakın,taşlık ve güneşli yerlerde yaşayan zehirli bir yılan. ENGİ:Halk dilinde nezleye verilen ad. ENGİR:Kayseri ilinde bir göl. ENGİZEK:Akdeniz bölgesinin doğusunda bir dağ. ENGİZİSYON:Ortaçağda Katolik dünyasında,katı din inançlarına karşı gelenleri cezalandırmak amacıyla kurulan kilise mahkemesi. ENGÜŞTANE: Dikiş ya da nakış yapılırken iğnenin batmaması için parmağa takılan yüksük. ENİGMA:Bulmaca anlamında kullanılan bir sözcük. ENİGMATOLOJİ:Bulmaca bilim. ENİK:Kedi ya da köpek yavrusu. ENİKONU:İyiden iyiye. ENİN:Hawai inanışında savaş tanrısı. ENİN:İnleme,inilti. ENİP:Siirt yöresine özgü,üzüm şırasının kaynatılmasıyla elde edilen bir tatlı. ENİR:Çirkin huy. ENİS:Dost,yakın arkadaş,sevgili. ENİSAN:Eski dilde yalan. ENJEKSİYON: Akıtma. ENJEKTÖR :Bir ilacı vücuda vermek için kullanılan iğne,şırınga. ENJENU:Komedi ve operetlerde saf genç kız tipi. ENLEM:Yer yuvarı üzerinde herhangi bir noktadan geçen paralel ile ekvator arasındaki yay parçasının açısal değeri. ENNE :Kütahya ilinde,içme suyu sağlamak amacıyla yapılmış bir baraj. ENOLAGAY:Hiroşima’ya atom bombasını atan (6 Ağustos 1945) ABD uçan kalesinin adı. ENSAR:Hazreti Muhammed’e yardım eden ve İslamiyet’in yayılmasına hizmet eden kimseler. Muhammed Peygamberin Medine’deki yardımcıları. ENSER :Büyük çivi. ENSEST:Aralarındaki akrabalık ilişkileri nedeniyle yasalar yada gelenekler tarafından evlenmeleri yasaklanan kişiler arasındaki cinsel ilişki. ENSTANTANE:Işıklanma süresi saniyenin 25’te biri yada daha kısa olan hızla bir hareketi çekme yöntemi ve bu yöntemle çekilen fotoğraf. Fotoğraf filmi üzerine saptanan zaman parçası.Fotografik an. ENSTİTÜ :Bir üniversiteye bağlı veya bağımsız araştırma,inceleme ve eğitim kurumu. ENSÜLİN (İNSULİNE):Kanda şeker miktarını ayarlayan hormon. ENTANSİF: Birim yüzey başına yüksek verim elde edilen tarım üretim sistemi. ENTEGRASYON:Bütünleşme, birleşme. ENTEGRE:Bir bütünü oluşturan. ENTEKKE:Ankara yöresine özgü,kıymalı bir börek cinsi. ENTELEKT :Akıl,zihin,idrak,anlak. ENTELEKYA:Aristoteles’e göre,her varlığın erişmeye yöneldiği olgunluk durumu. ENTELİJANSİA:Bir ülkedeki entelektüeller. Entelektüeller sınıfı. Aydınların tümü. ENTERTİP: Satırları blok olarak basan dizgi makinesi. ENTİMEM:Felsefede,bir yada birden çok öncülü (önceden bilindiği varsayılarak) kaldırılmış olan tarımsal çıkarım. ENTİMİZM: Yirminci asır başlarında ev içi sahneleri canlandıran ve ev yaşamını konu alan resim tarzına verilen ad. ENTİMİZM:Sanat eserlerinde insan ruhunun mahrem ve gizli sırlarını içtenlikle anlatma eğilimi,içtenlik. ENTOKSİKASYON:Tıp dilinde zehirlenme anlamında kullanılan terim. ENTOMOLOJİ:Böcekleri inceleyen bilim dalı. ENTROPİ:Bir sistemin iş için olanaklı olmayan enerjisinin ölçülmesi. ENUGU:Nijerya’da bir kent. ENVA:Türler,çeşitler. ENVANTER:Mal sayımı. ENVEKTÖR: Bir sıvıyı herhangi bir yere basınçla veren bir tür pompa. ENVER :En parlak. ENYO:Yunan mitolojisinde savaş tanrıçası. ENZ: Almanya’da bir ırmak. ENZELİ:Kars, Erzurum ve Ağrı yöresine özgü türkülü bir halk oyunu. ENZİM:Bir kimyasal tepkimeye sebep olan ve onu hızlandıran eriyebilir organik madde,ferment. ENZU:Eski Mezopotamya halklarının ay tanrısı. EOLİPİL:Su buharının hareket ettirici gücünü göstermeye yarayan cihaz. EOLİT:Arkeolojide,ilk insanlar tarafından yapıldığı sanılan en eski aletlere verilen ad. EOS:Yunan mitolojisinde şafak tanrıçası. EOSEN:Üçüncü jeolojik çağın,memelilerin oluştuğu dönemi. EP :Tıp dilinde “dış gebelik” anlamında kullanılan sözcük. EPANYÖL:Uzun tüylü bir köpek cinsi. Bir av köpeği cinsi. EPE :Eskrimde kullanılan üç silahtan biri. EPİDEMİ:Salgın hastalık. EPİFİT:Üst bitken. EPİFİZ:Uzun kemiklerin iki ucundaki şişkin kısım. EPİFİZİT: Çocuklarda ve yeni yetmelerde görülen kemik uçları hastalığı. EPİFONEM:Anlatılanların hikmetli bir sözle son bulması. EPİFONEMA:Bir anlatıyı,bir söylevi bitiren özlü deyiş. EPİGENEZ :Biyolojide sıralı oluş. EPİGRAFİ:Yazıtbilim. EPİGRAM: Yergi amacıyla yazılan ve genellikle nükteli bir şekilde sonuçlanan kısa şiir. Her türlü konuda yapılmış kısa manzume. EPİK:Destansı. Kahramanlık, savaş gibi konuları işleyen şiir türüne verilen ad. EPİK:Sanat, hüner. EPİKART :Kalp kasını doğrudan doğruya kaplayan perikardın üst tabakası. EPİKEREM:Mantıkta önerilerinin biri veya her ikisi kanıtıyla ileri sürülen tasım. EPİLEPSİ :Sara hastalığı. EPİLOG:Bir yapıtın sonuç bölümü. EPİNET:Klavsene benzer,tuşlu bir çalgı. EPİR:Yunanistan’ın kuzeybatı,Arnavutluk’un güney kesimlerinden oluşan tarihsel kıyı bölgesi. EPİSTAKSİS:Burun kanaması. EPİSTOMOLOJİ:Bilginin temelini,bilim alanında uygulanan yöntemleri,sınır ve güvenilirlik bakımından inceleyip araştıran felsefe dalı. EPİTEL.(EPİTELYUM) :Tek veya çok hücreden oluşan,vücudun bütün dış ve iç yüzeylerini kaplayan doku. EPİTOME:Bir kitabın kısaltılmış biçimi ve özellikle kısa tarih kitabı. EPİTOMOLOJİ :İnsan bilgisinin yapısını ve geçerliliğini,inceleyen felsefe dalı EPİZOT:Bir roman veya öyküde ikinci derecede bir olay. Oluntu. Klasik sanatın final bölümündeki bir dizi figür. EPOPE:Destan. EPRİK:Çamaşırın az kirli ve köpüklü son suyu. EPRİMEK:Aşınıp incelmek ya da yırtılmak. Bozulmak,ekşiyip çürümek. Bozulmak. Dağılıp parçalanacak hale gelmek,dağılıp parçalanmak,inhilal. EPSİLON: Yunan abecesinde bir harf. ERA: Yunan abecesinde bir harf. ERA:Bir papağan türü. ERA:Otlar anlamında eski bir sözcük. ERADİKASYON:Yok etme, kökünü kurutma. ERAİK:Eski dilde tahtlar. ERAMİL:Dul kadınlar. ERANOS: Aralarında para toplayan bir grup insanın bir dosta verdikleri faizsiz ödünç para. ERANOS:Homeros döneminden başlayarak,giderleri ortaklaşa karşılanan dostlar arası yemek. ERAT:Erden çavuşa kadar olan askerlere verilen ad. ERATO :Yunan mitolojisinde dokuz sanat perisinden biri. ERATO:Dünyanın bütün denizlerine yayılmış bir yumuşakça cinsi. ERB:En,genişlik. ERBAİN:Hicri takvimde 22 Aralık 31 Ocak arası.Kırk günlük kış dönemi. ERBAŞ:İhtiyaçları devletçe karşılanan onbaşı ve çavuş rütbesindeki asker. ERBO: Gorgonzolaya benzeyen bir İtalyan peyniri. ERDEL:Transilvanya’nın Osmanlılar dönemindeki adı. ERDEM:İnsanın ruhsal yetkinliği. ERDEN:Bakir EREBOS:Eski Yunan mitolojisinde öbür dünyanın en karanlık bölümü. EREBUS:Antarktika’da etkin bir yanardağ. EREBUS:Tropikal Amerika’da yaşayan,eflatunla karışık gri ve esmer renkte,15 cm boyunda büyük gece kelebeği cinsi. EREK:Menzil,amaç. EREK:Otlakta hayvanların toplandığı yer,dinlenme yeri. EREK:Tokat yöresinde yetişen bir tütün cinsi. EREM:Bir işe gönlü olma,rıza. EREMEFOBİ:Yalnızlık korkusu. EREMİK:Kısır, hiç doğurmamış hayvan. EREMOFOBİ:Yalnızlık korkusu. EREN EROL: Birinci Eftim olarak da bilinen ve Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin kurucusu olan din adamı. EREN EYÜBOĞLU :Geleneksel Anadolu yaşamını yansıtan yapıtlarıyla tanınmış kadın ressamımız. EREN:Fethiye ilçesinde,kayak merkezi olan bir dağ. ERENDİZ: Jüpiter gezegenine verilen bir ad. Müşteri yıldızı. ERETNA:Orta Anadolu’da merkezi önce Sivas,daha sonra Kayseri olan Türk Beyliği. ERETOMANİ :Saçmalık derecesindeki sevilme kuruntusu. EREZ : Acıbadem ağacı. EREZ:Delice de denilen ve ekin tarlalarını saran zehirli bir ot. ERFELEK: Sinop’un bir ilçesi. ERG:Büyük Sahra’da kumullarla örtülü bölge. ERGANUN:Org. ERGENE:Maden yeri.Maden bulunan yer. ERGİ: Mazhariyet. ERGİN İNAN:Türk halk sanatından ve Bizans ikonlarından esinlendiği özgün baskı ve resimleriyle tanınmış,1943 doğumlu sanatçımız. ERGONOMİ:İnsanın fiziksel gücünün üretimde kullanılması için gerekli koşulları inceleyen bilim dalı;amacı maksimum işgücü ve sermaye üretmek için en elverişli fiziksel ortamı sağlamaktır. İnsanın işine uymasını,amaca göre çalışmasını düzenleyen inceleme ve araştırmaların tümü. İş bilimi. ERGONOMİL:İnsanın bedensel ve ruhsal özelliklerine uygun olan. ERGUVAN:Botanikte (Cercis siliguastrum) olarak tanımlanan,baklagillerden,eflatunla kırmızı arası renkte çiçek açan,güzel bir süs ağacı. ERHU:Çin müziğine özgü telli bir çalgı. ERİE:Kuzey Amerika’nın beş büyük gölünden biri. ERİHA:Ürdün’de, dünyanın ilk sürekli yerleşmelerinden biri olan ünlü tarihi kent. ERİK:Botanikte (Grunus domestica) olarak tanımlanan,gülgillerden,beyaz çiçekli bir ağaç ve aynı adı taşıyan meyvesinin adı. ERİKA.:Süpürge otu, funda. ERİKBELİ : Trabzon ilinde bir yayla. ERİKE.:Taht. Gelinlerin oturması için hazırlanmış süslü sedir. ERİKLİ:Kırklareli’nin Demirköy ilçesinde bir göl. ERİKLİ:Sivas’ın Divriği ilçesinde bir kaplıca. ERİL:Müzekker. ERİM:Bir şeyin erebileceği uzaklık, menzil. ERİN:Döl verme yetkinliğine eren,baliğ. ERİNCEK (ERİNGEÇ):Halk dilinde tembel,üşenen. Üşengeç. ERİNÇ :Rahat,huzur. ERİNMEK:Üşenmek. ERİS:Cüce gezegenlerden biri. ERİS:Yunan mitolojisindeki kavga tanrıçası. ERİSTİK:Konuşmayı ve tartışmayı bir araç değil,bir amaç sayan felsefe yöntemi. ERİŞEK:Direk tepeliği. ERİŞİM: İnternette sitelere ulaşma. ERİŞTE:Ev makarnası. ERİTEM:Tıp dilinde derinin kanlanmasına verilen ad, kızarıklık.Deri döküntüsü. ERİTOFOBİ: Kişinin yüzünün kızarmasından duyduğu korku. ERİTRE: Afrika’da bir ülke. ERİTROSİT: Alyuvarlar. Kırmızı kan hücresi. ERİVAN:Ermenistan’ın başkenti. ERKAN:General veya amiral aşamasındaki askerler. ERKANIHARP:Kurmay. ERKE:Enerji. ERKE:Misvak ağacı. ERKEÇ: İğdiş edilmiş,iki yaşından büyük erkek keçi. ERKETE:Argo’da yasadışı bir işin yapıldığı yerde geleni haber verme işi.gözetleme. Dikiz. ERKİN:Hiçbir koşula bağlı olmayan,istediği gibi davranabilen. ERLİKHAN:Eski Türklerde (Şamanizm’de) yer altı ve kötülük tanrısı. ERMİN :As. Kakım , gelincik gibi hayvanların beyaz renkteki postu. ERMİTAJ:Rusya’nın St. Petersburg kentinde 1764 yılında kurulmuş ünlü saray müzesi. ERNEST HEMİNGWAY:Çanlar Kimin için Çalıyor, Güneş de Doğar, İhtiyar Balıkçı gibi romanlarıyla tanınmış Amerikalı yazar. ERNİS: Yurdumuzda kurulmuş 21 Köy Enstitüsünden biri. EROİCA: Beethoven’in,Napoleon Bonaparte’a ithaf ettiği,ancak daha sonra geri aldığı senfonisinin adı. EROL ETİ :Çalışmalarında duvar süslemeciliğine önem vermiş 1936 doğumlu ressamımız. EROS:Yunan mitolojisinde aşk tanrısı. EROTİK:Aşkla ilgili,kösnül. EROTOFOBİ:Cinsel ilişkiye girmekten duyulan korku. EROTOMANİ:Bir kimse tarafından sevildiğini sanma biçimindeki hezeyana verilen ad. EROZYON:Aşınma. Toprak aşınması. ERÖR:Hata ,/ hatalı pul. ERÖTOFOBİ :Hastalık sonucu kızarmaktan duyulan aşırı korku. ERRAHMAN:Allah’ın isimlerinden biri. ERREKEŞ :Ahşap bıçkıcısı. ERSELİK:Kendisinde hem erkek hem kadın organları bulunan.Hünsa. ERSİN ALOK:Genellikle doğayı yansıtan fotoğrafları kadar “İshak Paşa Sarayı”, “Türkiye’nin Kuş İnsanları”, “Çölde Fırtına” gibi belgesel filmleriyle de tanınmış fotoğraf sanatçımız. ERŞ:İslam hukukunda,yaralama yada organ kesme suçları nedeniyle zarar görene verilmesi gereken diyet. ERTİK: Meslek,uzmanlık. ERVAH :Ruhlar. ERYTHARİ:İzmir’in Çeşme ilçesinin eski adı. ERZ:Eski dilde pirinç. ERZAK:Uzun süre saklanabilen yiyeceklerin genel adı. ERZATZ:Başkasının yerine kullanılabilen,yedek. ES:Bilinç, şuur. ES:Müzikte sus işareti. ESA:Avrupa uzay ajansı. ESAME (ESAMİ) :İsimler. ESAME:Yeniçerilerin kayıtlı oldukları kütük defteri. ESANS:Bitkilerden türlü yollarla çıkarılan veya kimyasal yöntemlerle yapılan kokulu ve uçucu sıvı. ESANSİYEL:Tıp dilinde,nedeni bilinmeyen hastalıklar için kullanılan sözcük. ESASİ: Temel niteliğinde olan. ESATİR :İlkçağ insanlarını ve tanrılarını konu eden hikayeler; mitoloji. ESB:Eski dilde at, beygir. ESBAB :Sebepler. ESBABI MUCİBE:Gerekçe. ESE: Ucu yanık odun. Fırın temizliğinde kullanılan ucu bezli sopa. ESED: Eski dilde aslan. ESEDİ :Aslanlı adıyla da bilinen, Osmanlı Devletinde de kullanılan eski gümüş Hollanda parası. ESEDİYE:Kadiri tarikatının kollarından biri. ESEME:Mantık. ESENYAYLA:Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır kapısı. ESERİCEDİT:Hattatlar tarafından kullanılan büyük boy yazı kağıdı. ESERLİ:Deli anlamında yerel bir sözcük. ESERMEK:Bakmak, beslemek, yetiştirmek. ESFEL:Eski dilde en sefiller,pek aşağı. ESHAM:Borç alınan bir paranın belirli zamanlarda ödeneceğini gösteren senetler. Hisse senedi. Sehimler,hisseler,paylar. ESİK:Yer çatlağı, fay. Çukur yer. ESİLE:Sorulan şeyler. ESİM:Yelin esişi. ESİN :İçe doğmayla akla gelen yaratıcı duygu yada düşünce. ESİNO: İtalya’da bir ırmak. ESİNTİ:Belli belirsiz hissedilen hafif yel. ESİR:Eskiden uzay boşluğunu doldurduğu varsayılan esnek madde. ESİRMEK: Çok kızmak,sertleşmek. ESKALASYON: Tırmanış. ESKALATÖR:Yürüyen merdiven. ESKALOP:Dövülerek inceltilmiş,dilim şeklindeki dana,tavuk yada hindi eti. .(Yağsız ve sinirleri alınmış) . İnce beyaz et yada balık dilimi. ESKATALOGYA:İnsanın ve dünyanın sonunu ,öbür dünyayı anlatmaya çalışan tanrıbilim kolu. İnsanın yok oluşundan sonra evrenin son yazgısına ilişkin öğreti ve inançların tümü. ESKATOLOJİ: İnsanın yok oluşundan sonra evrenin son yazgısına ilişkin öğreti ve inançların tümü. ESKENAZİ (ASKENAZİ): Orta Avrupa’nın bir bölümüyle Doğu ve Kuzey Avrupa’da,kuzey Asya’da yerleşmiş Yahudiler. ESKİL:Eski zamandan kalan,arkaik. ESKİYAPAR:Çorumun Alaca ilçesinde ünlü bir höyük. ESKİZ:Taslak ESKORT: Koruma aracı. Refakat muhribi. ESKRİM:Kılıçla yapılan spor. ESKÜDO:Angola’nın para birimi. ESLAF:Bizden öncekiler,eskiler,geçmişler. ESLEK:Başkasının buyruk ve dileklerini yerine getiren,söz tutan. Söz dinleyen,yumuşak başlı .İtaat eden. ESLO:Avrupa uzay araştırmaları örgütü. ESMA: İsimler. ESMEKAYA: Aksaray ilinde bir çok kuş türünü barındıran bir sazlık. ESMERALDA:Victor Hugo’nun Notre-Dame’ın Kamburu adlı romanındaki çingene kızın adı. ESMERKÜF:Özellikle arılarda öldürücü sonuçlar doğuran ilkel bir mantar. ESNAN:Askerlik çağı. ESNEK:Hayvanların ısırmaması için burunlarına takılan demir halka. ESPADRİL: Üstü kumaş,altı kenevir ya da hint keneviri ipinden yapılan,kimileri bileği saran bir bağcıkla ayağa bağlanan,topuksuz hafif ayakkabı. ESPARİL:Yazlık keten ayakkabı. ESPAS:Matbaacılıkta harfler yada satırlar arasındaki açıklık. Satır aralığı. ESPERANTO:Polonya’lı doktor Ludvik Zamenhof’un 1887 de uluslar arası düzeyde ikinci bir dil olarak kullanılmak üzere geliştirdiği ,grameri 16 kurala dayanan,kolay bir yapay dil. ESPERİ:Ava alıştırılamayan bir tür doğan. ESRA:Süratli,en çabuk. ESRİK:Sarhoş,mest. ESRİMEK:Sarhoş olmak. ESSAH:Halk dilinde doğru,gerçek. ESTAMP :Metal yada tahta üzerine kazıldıktan sonra basılan resim. Çoğunlukla kağıda kabartma,çukur yada düz bir kalıpla basılan sanatsal resim. ESTE: Ortaçağ ve Rönesans dönemi İtalya tarihinde büyük rol oynayan prens ailesi. ESTER: Oksijenli asitler ile alkollerin aralarından bir su molekülü ayrılması sonucunda verdikleri madde. Bir karboksilli asidin bir alkol ya da bir fenole etkimesi sonucu oluşan bileşik. ESTET:Güzeli en üstün tutan ve en yüce değer sayan kişi. ESTETİK:Güzelin ve güzel sanatların doğasını inceleyen felsefe dalı. Güzelduyu. ESTOMP:Karakalem resimde çizgiyi yada pastel boyayı yaymak için kullanılan,kendi üzerine sarılmış kağıt yada deri. ESVAP: Giysi. ESVED:Kara,siyah. EŞANTİYON:Numune. EŞAPE:Bir koşucuya,diğer koşucular kümesinden sıyrılma olanağı veren çaba. Dans adımı. EŞAPE:Kaçırılmış,yakalanmamış. EŞAPMAN:Mekanik saatlerde, balans çarkının düzenli dönmesini sağlayarak zaman ayarını denetleyen düzenek. EŞAR:Eski dilde şiirler. EŞARİYE:İslam’da ehl-i sünnet mezheplerinin en büyüğü. EŞARP:Baş örtüsü. EŞAS:Yerden belirli bir yükseklikte yürümek için kullanılan tahta ayaklık. EŞBABİYE: Halk dilinde kayısıya verilen ad. EŞCAR:Ağaçlar.Şecer kelimesinin çoğulu. EŞEK DAVASI:Bir dik üçgende hipotenüsün karesinin, dik kenarların kareleri toplamına eşit olduğunu kanıtlayan teorem. EŞEK HIYARI : Acı kavun. EŞEK:Zoolojide (Eguus asinus) olarak tanımlanan,atgillerden,binek ve hizmet hayvanı. EŞEKARISI:Zehirli iğnesi olan bir tür iri yaban arısı. EŞEL: Ölçü,ölçek. EŞELEK:Elma armut gibi meyvelerin yenmeyen iç bölümü. EŞELMOBİL: Değişken ölçü. EŞEN:Muğla-Antalya il sınırında bir akarsu. EŞEY:Cinsiyet. EŞGÜDÜM:Koordinasyon. EŞHAS:Şahıslar,kişiler. EŞİK:Telli çalgılarda telleri yüksekte tutan tahta köprücük. EŞK:Eski dilde gözyaşı. EŞKAL:Bir kimsenin giyinişi,dış görünüşü,kıyafeti vs özellikleri,kılık. EŞKAR: Rakip markalı malların fiyatları arasındaki ilişkileri gösteren eğri. EŞKE:Eski Türklerde hanlardan ve beylerden biri öldüğünde mezarı üstüne serilen ve daha sonra yoksullara dağıtılan kumaş. EŞKİN:Atın bir tür hızlı yürüyüşü. EŞKİT:Bağ yapraklarına dolanan asalak bitki. EŞLEK:Ekvator. EŞME:Kaynak,pınar. EŞMEKAYA: Aksaray ilinde,bir çok kuş türünü barındıran sazlık. EŞMUN:Fenike mitolojisinde bitkiler ve şifa tanrısı. EŞRAF:İleri gelenler,zenginler. ET BENİ:Deri dokusunun anormal büyüyüp yağlanmasıyla oluşan kabarcık. ET:Mısır’ın plakası. ETA :Derebeylik Japonyası’nda en aşağı sınıfı oluşturan halk. ETA:Yunan abecesinde bir harf. ETAJER:Rafları kapaksız,taşınabilir bir dolap türü. ETALON : Ağırlık ve uzunluk ölçüleri için kabul edilmiş yasal ölçü modeli. ETAMİN:Seyrek dokunmuş delikli bir kumaş. ETAN:Doğalgazın ikinci önemli bileşeni olan hidrokarbon. ETANA:Bir Mezopotamya destanı. ETANOL :Etil alkol. İspirto. ETATİZM:Devletçilik. ETEK:Çadır,kanepe örtüsü gibi kumaştan şeylerin yere sarkan kısmı. ETEK:Dağın alt bölümü. ETEN:Yemişlerin yenen bölümü. ETENE:Meşime, son. ETERNİT:Asbestli çimentodan yapılan bir çatı kaplama gereci. ETEROMANİ:Eter tiryakiliği. ETHOS:Aynı toplumda bireylerin oluşturduğu topluluğun ortak özelliği. ETİ:Anadolu’da kurulmuş eski bir uygarlık. ETİBBA:Doktorlar,hekimler. ETİK:Töre bilimi,ahlak. Bir kimsenin davranışlarına temel olan ahlak ilkelerinin tümü. ETİKA:Spinoza’nın ünlü bir yapıtı. ETİKET :Toplum içindeki davranışlarda izlenecek yol. ETİKET:Bir malın cinsini ve fiyatını gösteren küçük kağıt. ETİLEN:Yanıcı,renksiz,az kokulu,0.97 yoğunluğunda karbon ve hidrojen birleşimi. ETİLİ:Çanakkale’nin Çan ilçesine bağlı bir bucak. ETİMOLOJİ:Kökenbilim. Sözcüklerin hem biçimsel hem anlamsal tarihini ele alan dilbilim dalı. ETİYOKUŞU:Ankara’nın 5 km kuzeyinde arkeolojik bir kazı alanı. ETİYOLOJİ (ETİOLOJİ):Hastalıkların nedenini araştıran bilim. Nedenbilim. ETKEN:Faktör. ETKİMEK:Tesir etmek. ETKİN : Aktif. ETLEÇ:Oldukça şişman. ETNOGRAFYA :Milletlerin kültür ve törelerini inceleyen bir bilim dalı. ETNOLOJİ:İnsanların ırklara ayrılışını,bunların nereden çıktığını,oluşumunu,yeryüzüne yayılışını,aralarındaki niteliklerini inceleyen bilim. ETOKRASİ :Yalnızca ahlak üzerine kurulu yönetim biçimi. ETOL:Genellikle kürkten yapılmış uzun omuz atkısı . Geniş şal. ETOLOJİ:Hayvanların davranışlarını kendi doğal çevrelerinde ve deney düzeneğine sokmadan karşılaştırmalı olarak inceleyen bilim dalı. ETRAF:Çevre. ETRAK:Eski dilde Türkler anlamında sözcük. ETRAT: Fertler,bireyler. ETRİYE :Betonarme inşaatlarda ana demirleri birleştirmeye yarayan ve böylece beton katmanlarının birbiri üzerinde kaymasını önleyen metal armatür. Dikme kiriş bağlantılarında direnci sağlayan sargı. ETTOPRAK:Yumuşak,kırmızı ve özlü toprak. ETÜT:Ön çalışma. ETÜV:Eşya üzerindeki mikrop veya ufak böcekleri basınçlı buharla öldürmeye yarayan büyük kazan. ETYARAN:Dolama. Parmak çıbanı. EU:Evropiyumun simgesi. EURO (AVRO) :Avrupa Birliğine üye ülkelerin ortak para birimi. EUROMOS:Muğla’nın Milas ilçesinde ünlü bir antik kent. EUROPA: Yunan mitolojisinde,güzelliğine dayanamayan Zeus tarafından Fenike’den Girit’e kaçırılan,Fenike kralı Agenor’un veyaPhoiniks’in kızı. EUROPA:Jüpiter gezegeninin dördüncü büyük uydusu. EUROPE:Tek bir bayan sporcunun kullandığı,olimpik bir yarış yelkenlisi. EV:Beyit. EVAMİR :Emirler. EVAMİRİAŞERE:Tanrının Yahudilere gönderdiğine inanılan buyruklar.On emir. EVANJELİK:Hıristiyanlıkta İncil’deki mesajın kaynağına dönmeyi savunan anlayışa verilen ad. EVAR:Hesap defteri. EVAZE:Etek ucuna doğru genişleyen. EVCARA: Türk müziğinde bir makam adı. EVCİL:Ehli. EVDEMONİZM :Mutçuluk. EVELEM:Kazları semirtmek için verilen mısır hamuru. EVELİK:Ebegümeci bitkisine verilen bir başka ad. Labada, efelek. EVENKLER :Tunguzlar da denilen ve Kuzey Sibirya’da yaşayan halk. EVERE:Kimi yörelerde üç yada dört yaşına kadar olan dişi manda. EVİÇ : Türk müziğinde bir makam adı. EVİN:Bir şeyin içindeki öz,lup,çekirdek,habbe. EVİN:Buğday tanesinin olgunlaşmış içi. EVİRGEN:Becerikli, İşini bilen,ölçülü ve hesaplı iş gören. EVİRTİM:Bir şeyin öğelerini ters çevirme. EVİTA : Alan Parker tarafından sinemaya da aktarılmış ünlü müzikal. EVİYE:Mutfakta bulaşık teknesi. EVLA:Daha iyi. EVLADIFATİHAN:Osmanlı İmparatorluğunda 17. yüzyıl sonlarına doğru Rumeli’deki Yörüklerden oluşturulan askeri örgüte verilen ad. Tarihte,Rumeli’de oturan Rumeli fatihlerinin torunlarına,bölge fethedildikçe Anadolu’dan getirilerek buraya yerleştirilenlere ve bunlardan oluşturulan askeri örgüte verilen ad. EVLEK: Tarlanın,tohum ekmek için saban iziyle bölünen bölümlerinden her biri. EVLEK:Dönümün dörtte biri kadar olan alan ölçüsü. EVRAT:Dilde dolaşan,söylenmesi adet olan sözler. EVRAT:Kurandan seçilmiş ve her zaman okunan dualar. EVRE:Merhale. EVRENBİLİM:Kozmoloji. EVRENOS BEY: Osmanlı devletinin kuruluş yıllarında büyük yararlılıklar göstermiş,Rumeli ve Makedonya’nın alınmasında akıncı beyi olarak görev yapmış komutan. EVSAF: Vasıflar,nitelikler. EVSECEK:Tahılın taşlarını ayıklamakta kullanılan,budaksız ağaçtan yapılmış az kenarlı tepsi. EVSİN : Avcı kulübesi. Avcı pusu yeri. Avlanırken avcıların hayvanlardan gizlendikleri yer. EYADİ:Eski dilde eller anlamındaki sözcük. EYALET: Osmanlı devletinde bir beylerbeyi tarafından yönetilen en büyük yönetim birimi. EYER:Semer,oturmalık. EYİTMEK:Eski dilde söylemek.Demek. EYMİR:Ankara ilinde küçük bir göl. EYN:Eski dilde zaman,an. EYNAL:Kütahya’nın Simav ilçesinde bir kaplıca. EYNERCİ:Ekilen biçilen tarlada işçileri idare eden kimseye halk dilinde verilen ad. EYONG:Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu mobilyacılıkta kullanılan bir ağaç. EYTAM:Yetimler. EYTİŞİM:Diyalektik. EYVAN (AYVAN) :Geleneksel Türk evlerinde odalar arasında bulunan ve bir yönü avluya açılan mekan. Bir tarafı dışarıya açık olan oda. Teras,sundurma. EYYAMIBAHUR Ağustos ayının ilk haftasına denk gelen yazın en sıcak günlerine verilen ad.: EZELİ:Başlangıcı olmayan, öncesiz. EZELTERE:Halk dilinde anasona verilen ad. EZFEL:Eski dilde sefil, pek aşağı. EZGİ:Melodi. EZGİL:Bir cins küçük taneli muşmula. EZGİN: Çok cefa görmüş kişi. EZGİN:Para durumu bozuk olan kimse. EZİNÇ:Şiddetli acı ve sıkıntı. Azap. EZKAZA:Kaza ile, rastgele. EZMİNE-İ ATİKA GÜMRÜKLERİ:Osmanlı imparatorluğu’nda Tanzimat öncesi döneme rastlayan tarihlerde tahsil edilen resimlere verilen ad. EZOGELİN:Kırmızı mercimekle yapılan bir cins çorba. EZOP (AİSOPOS) :Eski Yunan fabl’larını derlediğine inanılan,ama gerçekte yaşamadığı hemen hemen kesin olan yazara geleneksel olarak verilen ad. Hayvan masallarıyla ünlü eski bir Yunanlı yazar. EZOTERİK:Belirli bir insan topluluğunun dışında kimseye bildirilmeyen,yalnızca sınırlı bir çevreye aktarılan her türlü bilgi yada öğretiye verilen ad. Hastalık sebeplerini araştıran tıp dalı. |