|
Bulmacadaki kelimelere göre hazırlanmış |
|||
|
|
FABL:Hayvanlar,bitkiler ve cansız nesneler arasında geçtiği hayal edilen öğretici masallar. Kahramanları çoklukla hayvanlardan seçilen,sonunda ders verme amacı güden,genellikle manzum hikaye. Çoğunlukla manzum,sonuçta ahlaki bir ders çıkarılan alegorik öykü. FAÇA:Argo’da giysi. Argo’da yüz,çehre. FAÇA:Bir geminin yüklü su kesimi ile boş su kesimi arasında kalan bölümü. FAÇA:İskambil destesinin en altındaki kağıt. FAÇETA:Elmasın yontulmuş yüzlerinden her biri. FAÇUNA:Halatın örselenecek yerinde tel yada sicimle yapılan sargı. FADİK KIZ:Orhan Asena’nın bir tiyatro oyunu. FADİK: Afyon yöresinde kadınlar tarafından oynanan bir halk oyunu. FADO:Gitar eşliğinde seslendirilen Portekiz halk şarkısı. FAGOSİT:Yutar hücre. FAGOT :Tahtadan parçaları uç uca takılı,uzun bir boru biçiminde,perdeli bir üflemeli çalgı. FAĞFUR:İyi porselenden yapılmış Çin işi kase,tabak gibi şeyler. FAHİŞ:Ölçüyü aşan,aşırı,çok fazla. FAHRENHAYT:Erimekte plan buzun sıcaklığını 32 santigrat derece,kaynar suyun buhar sıcaklığını 212 santigrat derece gösterebilecek biçimde derecelenmiş bulunan bir tür termometre. FAHRETTİN KERİM:Argo’da rakı. FAHRİ:Onursal. FAHRİYE:Divan edebiyatı şairlerinin kendi özelliklerini övdükleri şiir yada şiir bölümü. FAHUR:Çok övünen. FAİK:Üstün. FAİKİYET: Üstünlük,yeğlik. FAİL:Yapan,işleyen. FAK:Tuzak, kapan. FAKAN:Halk dilinde fare kapanına verilen ad. FAKFON:Bakır,nikel ve çinkodan oluşan gümüş görünümünde bir alaşım. FAKİH:İslam hukuk bilgini. Fıkıh bilgini. FAKİRİZM:Hint dervişliği. FAKSİMİLE:Bir yazı,desen,tablo vb.nin fotoğrafından kalıp çıkarılarak yapılan aynı basım. FAKTAL: Matematikte, karmaşık geometrik şekillerin ortak adı. FALA: Romalılarda,kuşatılmış bir kente tahrip araçları atmakta kullanılan kule. FALAFEL:Ortadoğu’ya özgü,nohutla yapılan bir yemek. FALAK:Güvercin cinsinden bir av kuşu. FALANJ:Eski Yunanlılarda,özellikle Makedonya piyadelerinin çekirdeğini oluşturan mızraklı alay. Kimi ülkelerde yarı asker siyasi kuruluşlara verilen ad. FALAŞALAR (FALAŞLAR):Etiyopyalı siyah Yahudilere verilen ad. FALÇATA:Deri,kösele vs kesmekte kullanılan,bir ucu küt diğeri sivri ve keskin bıçak. Eğri kunduracı bıçağı. FALEZ:Yüksek kayalarda dalga aşındırmasıyla oluşan ve aşınma sürdükçe karanın içine doğru gerileyen yar. Denize inen dik ve yüksek yer,kıyı. Yalıyar. FALİH:Felah bulan,isteğine erişen,başarıya ulaşan. FALİHAYIR:İyiye yorulur olgu. FALSO:Bir parça çalınır yada söylenirken yapılan nota yanlışlığı. FALSTAFF : Verdi’nin ünlü bir operası. FALYA: Ağızdan dolma toplarda,barutu ateşlemek üzere topların kuyruk kısımlarındaki hazne üzerine ağız otu konulması için açılmış olan delik. FALYANOS:Yunus balığının iri bir türü. Kadırga balığı. Balina. FAN:Hava ve gaz akımları oluşturmakta kullanılan aygıt. FANATİK:Bir dine, bir görüşe, bir örgüte aşırı tutkuyla bağlı olan kişi. FANDANGO:Gitar ve kastanyet eşliğinde çiftler tarafından oynanan ünlü bir İspanyol dansı. FANFAR:Üflemeli bakır çalgılardan oluşan orkestra. FANGRİ:Mercan türünden bir balık. FANİ:İnsan gözünün algıladığı ışık şiddeti. FANON: Balinanın damağında tarak dişi gibi sıralanmış boynuzsu maddeden esnek uzun şerit. Balinanın ağzında, üst çenede yer alan boynuzsu madde. FANTA:Mavimsi yeşil renkli küçük bir kuş. FANTASTİK:Gerçek olmayan,hayali. Düşsel. FANTASTİK:On sekizinci asırdan başlayarak Fransa’da gelişen bir edebi tür. FANTAZYA:Arap atlılarının bayramlarda yaptıkları gösteri. FANTEZİ :Sonsuz,sınırsız hayal. FANTİ :İskambilde vale,bacak,oğlan. FANUS:Sabit ve süslü fener. Süslü,ayaklı fener. FANZİN:Yaygın medya kuruluşlarına giremeyen veya girmek istemeyenlerin çıkardığı dergilere verilen ad . FAO:Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün kısaltması. FARAD:Elektrik sığa birimi. FARAK:Eski bir ağırlık ölçüsü birimi. FARAZİ:Sanal. FARAZİYE:Varsayım. FARBA:Farbala,fırfır. FARBALA:Giysi,perde gibi şeylerin kenarlarına dikilen kırmalı yada büzgülü süs,fırfır. FARE KULAĞI:Tohumu kuş yemi olarak kullanılan bitkilerin cins adı Yabani mercanköşk.. FARE:Zoolojide (mus) olarak tanımlanan,sıçangillerden,küçük vücutlu,kemirgen,memeli hayvan. FARENJİT:Yutak yangısı. FARIMAK:Güçsüz düşmek,yorulmak. Yaşlanmak. FARİG:Bir mülkün kullanma hakkını başkasına bırakan. FARİG:Bir tür sıçan. FARİĞ OLMAK:Vazgeçmek. FARİKA:Ayırmaç. FARİL:Balık ağlarının alt ve üst yanlarına geçirilen keçi kılından yapılmış ip. FARİSİ:Farsça. FARİZA:Tanrı buyruğu. FARMAKOFOBİ:İlaç korkusu. FARMAKOLOJİ:İlaç bilimi. İlaçların etkisini ve kullanılışını inceleyen bilim dalı FARMASON:Mason. FARO:Belçika’ya özgü,bir çeşit hafif bira. FAROE:Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde Danimarka’ya ait bir ada. FARS: İlkel,yalın güldürme öğelerinden yararlanan,bazen inanırlığın sınırlarını aşan, güldürmeyi amaç edinen oyun. Kaba bir komedi türü. FARS:İran asıllı bir kavim ve İran’ın güneyinde bu kavmin adıyla anılan bölge. FART:Aşırılık, taşkınlık. FARZ:Yapılması zorunlu olan. FASARİT:Duvara ya da tavana püskürtülerek yapılan bir sıva türü. FASARYA:Boş,anlamsız söz. FASET: Dişin ön yüzüne estetik amaçla yapılan kaplama. FASIL: Türk müziğinde aynı makamdan yapıtların oluşturduğu toplu icra programı. FASİLE: Familya. FASİT DAİRE:Kısır döngü. FASKA :Kundak çocuklarının beline zıbının üzerinden sarılan geniş sargı. FASON:Terzinin belli bir ölçü ve örneğe göre kumaşa biçim vermesi işi,kesim. FASONE:Çözgü veya atkının kumaş yüzeyi üzerinde,kendiliğinden desen oluşturduğu her tür kumaş. FATALİST : Yargıcı. FATALİTE: Kader, alınyazısı. Uğursuzluk. FATALİZM:Kadercilik. FATANET (FİTNAT) :Zihin açıklığı. FATİHA:Kuran’ın ilk suresi. FAUNA:Belli bir bölgede yaşayan hayvanların tümü./ Yeryüzünde ekolojik olarak sınırlanabilir bir yaşam mekanında bulunan bütün canlıları ifade eder.(orman faunası,çayır ve deniz faunası gibi). FAUST:Bilgi ve güç elde etmek karşılığında ruhunu şeytana satan ve birçok sanat yapıtına konu olan efsane kahramanı. FAUSTO ZONARO : Osmanlı devletinin son saray ressamı olan İtalyan ressam. FAVA:Bakla tanelerinin kabuğu soyulduktan sonra yapılan zeytinyağlı yemek. FAVELA:Brezilya’da büyük kentlerin çevresini saran gecekondulara verilen ad. FAYANS:Bir yüzü sırlı ve genellikle çiçek resimleriyle bezenmiş,pişmiş balçıktan levha. FAYRAP:Bir istim kazanının istim oluşturacak biçimde yanar durumu. Gemilerde ateşçiye ateşi harlandırmak için verilen komut. FAYTON:Arkasında oturma yerleri bulunan dört tekerlekli atlı araç. FAZ:Elektrik geriliminde evre. FAZIL:Fazilet ve olgunluk sahibi,erdemli. FE:Demirin simgesi. FECAAT: Acıklılık. FECİR :Güneşin doğmasından az önceki zaman, tan, sabahın erken vakti. Tan yerinde güneş doğmadan önce beliren kızıllık. FECRİ ATİ:Edebiyat-ı Cedide’ye tepki olarak 1910’da kurulan edebi topluluk. FEDİNG:Radyoda bir sesin gürlüğünün zaman zaman azalması yada büsbütün yok olması durumu. FEDRE:Düz toprak damlarda kirişlerin üzerine serpilip toprakla örtülen hasır. FEERİ:Tiyatroya uygulanan masal. FEHAMET: Ululuk. FEHİM:Eski dilde anlama,kavrama,kavrayış. Zeki,anlayışlı,akıllı kimse. FEK: Eski dilde bozma,.feshetme. FEK: Hukuksal bir sınırlamanın kaldırılması. FEKÜL:Patates gibi bazı bitkilerin yumrularında bulunan nişasta. FELDMAREŞAL :Alman,Avusturya,İngiliz,Rus ve İsveç askeri hiyerarşisinde en yüksek rütbe. FELDSPAT:Potasyumlu,sodyumlu ve kalsiyumlu olmak üzere üçe ayrılan en önemli silikat mineral grubu. FELEKİYAT:Eski dilde gökbilim,astronomi. FELEMENK:Bu günkü Hollanda, Belçika ve Kuzeydoğu Fransa’ya eskiden verilen ad. FELFELEK:Küçük bir kelebek türü. FELLAH:Eskiden Mısır köylülerine verilen ad. FELSEFE:Varlık, anlam gibi sorunların araştırılmasına yönelik düşünsel etkinlikler. Felsefede tekil olandan genel olana giden,tek tek olgulardan genel önermelere varan yöntem,endüksiyon. FELUKA:Özellikle Nil ırmağında kullanılan yelkenli bir tekne. FEM:Eski dilde ağız. FEMUR:Uyluk kemiğinin bilimsel adı. FENELON:Telemaque adlı eserinde kralların sınırsız gücüne karşı çıkan Fransız yazar ve rahip. FENERALAYI: Bayram gecelerinde kalabalık halk topluluklarının ellerinde fener ya da meşalelerle şehri dolaşarak yaptıkları gösteri. FENİKELİLER:Suriye kıyısında oturmuş Sami kökenli antik halk. FENİKS:Yalancı hurma da denilen bir tür palmiye. FENOMEN: Gözlenebilen,duyularla algılanabilen her şey. Olay,olgu. FENOMENALİZM:Felsefede görüngücülük. FENOMENOLOJİ:Görüngü bilimi. FENT (FEND) :Düzen,hile,oyun. FEODALİTE: Derebeylik. FERACE:Eskiden kadınların sokakta giydikleri,mantoya benzeyen,arkası bol,yakasız,çoğu kez eteklere kadar uzanan bir üst giysisi türü. Dervişlerin giydiği bol bir tür hırka. FERAHFEZA:Türk müziğinde bir makam. FERAHİ:Bolluk, genişlik. FERAHİ:Eskiden polis ve inzibat görevlilerinin boyunlarına taktıkları hilal biçiminde metal arma. FERAHİ:İkinci Mahmut devrinde feslerin tepesine püskülü tutturmak için takılan metal tepelik. FERAHNAK: Türk müziğinde bir makam adı. FERAİZ:Farzlar.İslam hukukunda mirasla ilgili hükümler. FERAİZİYE:Hindistan’da 19. yüzyılda kurulan,”Toprak Allah’ın mülküdür,kimse onu elinde bulunduramaz;bağımsız olmayan bir ülkede Cuma ve bayram namazları kılınamaz” gibi değişik görüşler ileri süren bir İslam mezhebi. FERAMÜŞ:Unutma. FERASET :Anlayış,sezgi. Zeka,zeyreklik. FERASETSİZ:Bursa’nın yüksek yörelerinde yetiştirilen,küçük taneli ve lezzetli bir fasulye cinsi. FERAYİ: Ege bölgesine özgü zeybek türü bir halk oyunu. FERD: Erte,yarın. FERDA:Gelecek zaman,yarın. FERDE:Küçük denk. FERE:Civcivlikten çıkıp yenilebilecek hale gelmiş tavuk. FERE:Maden ocaklarında kazılan yüksek eğimli ve dar çaplı galeri. FEREN:Halk dilinde lahanaya verilen ad. FERETİKO:Doğu Karadeniz,özellikle Rize yöresinde dokunan çamaşırlık ince bez. FERFORJE:Dekoratif demir işçiliği. Kapı,pencere yada evin iç bölümüne süsleme amacıyla takılan dövme demir. FERHAN:Sevinçli,mutlu. FERHAT:Güçlüğü yenip bir yeri ele geçiren. FERHENG:Büyük sözlük. FERHUNDE:Uğurlu,mutlu. FERİ:Ayrıntılarla ilgili,ayrıntı niteliğinde olan. FERİBOT:Araba vapuru. FERİDUN:Tek,eşsiz. FERİDUN:Yaşamına ilişkin bilgiler, Herodotos’a ve Firdevsi’nin Şehnamesine dayanan, İranlıların efsanevi hükümdarı. FERİHA TEVFİK: Cumhuriyet Gazetesinin 1929 yılında düzenlediği yarışmada birinci seçilmiş,daha sonra Leblebici Horhor,Bir Kavuk Devrildi gibi filmlerde de oynamış Türkiye’nin ilk güzellik kraliçesi. FERİK:Gevrek ve lezzetli bir elma cinsi. FERİK:Kümes hayvanları ile bıldırcın,keklik gibi kuşların civcivlikten çıkmış yavruları, Piliç.. FERİŞTAH:En iyisi,en güzeli,en üstünü. FERİŞTE: Melek. FERİT:Tek,eşi benzeri olmayan. FERMA:Av köpeğinin gizlendiği yerden avı gözetlemesi. FERMANTASYON:Mayalanma,tahammür. FERMEJÜP:Çıtçıt. FERMENE:Eskiden kullanılmış,çeşitli nakışlarla işlemeli bir çeşit yelek. Daha çok halk ve esnafın giydiği,kaytanla yada çeşitli nakışlarla işlenmiş bir tür yelek. FERMENT:Maya. FEROMON:Aynı türden hayvanlar arasında iletişimi sağlayan kimyasal maddelerin ortak adı. FERSAH: Eski uzunluk ölçüsü.(5.685m).(1 Fersah:3 mil.).(1 mil:2.500 Arşın). Beş kilometrelik bir uzaklık ölçüsü. FERSAN:Derisinden kürk yapılan bir kır sansarı. FERSUDE:Eskimiş,yıpranmış. FERŞ: Dünya.Yeryüzü. FERYADİ:Deli Derviş ya da Kul Mustafa” da denilen Türk halk şairi. FERZ ÇIKARTMAK:Satrançta acemi oyuncuya karşı vezirsiz oynamak. FERZ:Eski dilde satrançtaki vezir. FERZAN:İlim ve hikmet. FERZENE:Konya’nın Seydişehir ilçesinde bir mağara. FES:Kırmızı çuhadan yapılan,tepesinde püskülü olan bir tür başlık. FESAHAT:Edebiyatta anlatışta düzgünlük ve açıklıkla birlikte amaca uygunluk. FESEK: Altı aylığa kadar körpe yaban domuzu. FESİH:Verilmiş bir yargıyı kaldırma. Bir hükmü bozma. FESLEĞEN:Yaprakları güzel kokulu bir süs bitkisi. FESTAN:Dikenleri olmayan ve süs bitkisi olarak yetiştirilen bir cins kaktüs. FETA:Koyun ve keçi sütünden yapılan salamuraya yatırılarak olgunlaştırılan yumuşak Yunan peyniri. FETİŞ:İlkel toplumlarda doğaüstü bir güç taşıdığına inanılan nesne. Tapıncak. FETRET:İki olay arasındaki süre .İki peygamber veya padişah arasında peygambersiz veya padişahsız geçen süre. FETTAH:Fetheden,zafer kazanan. FETTAN:Gönül ayartıcı,cilveli. FETÜS: Cenin. FEVERAN :Fışkırma. Öfkeden taşma. FEVKALBEŞER:İnsanüstü. FEYYAZ:Çok verimli,gür. FIÇI:Karnı şiş,altı düz su kabı. FIKIH: İslam hukukunda din ve dünya işleri ile ilgili ana kaynaklardan yararlanarak konulmuş olan kuralların bütünü. FINDIKKIRAN:Çaykovski’ nin bir bale müziği. FIR:Sivil havacılıkta,uçuş güvenliği bulunan bölgeyi belirtmekte kullanılan bir kısaltma. FIRDOLAYI:Çepeçevre. FIRKA:Siyasi parti. FISKA:Kefal balığının havyarı. FITIR: Oruç açma. FITR (FITRAT):Eski dilde yaradılış. FITRİ:Yaratılışla ilgili. FIYDIRMAK:İleriye atmak,fırlatmak. Fİ:Çok eski bir tarihi anlatır. FİBER:Sıkıştırılmış bitki tellerinden yapılan mukavva yada tahta. FİBERGLAS:Plastik maddelerden,özellikle polyesterden parçalar yapımında kullanılan sağlamlaştırma maddesi. FİBULA:Kamış kemiği. FİBULA:Pelerini omuzdan tutturmak için kullanılan özel iğne yada broş. FİDAYDA:Ankara ve yöresine özgü iki kişiyle oynanan ağır ritimli halk oyunu. FİDELİO:Beethoven’in tek operası. FİDYE:Kurtulmalık. FİEF:Ortaçağ Avrupa’sında,bir senyörün bir vasala verdiği toprak yada başka mal. FİESTA:İspanya’da türlü nedenlerle düzenlenen her çeşit şenliğe verilen ad. FİGAN:Bağırarak ağlama,inleme. FİGANİ: Silleli lakabıyla da anılan ve hem hece,hem de aruz ölçüsüyle yazdığı şiirleriyle tanınan halk ozanı. FİGANOY: Trabzon ilinde bir yayla. FİGÜR:Bir dansı veya oyunu oluşturan ölçülü adımlarla beliren zincirleme hareketlerden her biri. FİGÜRAN:Genellikle tiyatro ve sinemada konuşması olmayan veya konuşması çok az olan rollere çıkan kimse. FİGÜRATİF:İçinde insan,hayvan ve doğa öğeleri bulunan resim veya heykel,figürlü,betili. FİĞ:Baklagillerden,hayvan yemi olarak yetiştirilen bir bitki. FİHİMA FİH:Mevlana’nın bir yapıtı. FİHRİST :Alfabetik sıralamalar için kullanılan,kenarında bütün harflerin yer aldığı not defteri,katalog. FİJ:Uluslar arası Gazeteciler Federasyonu’nun kısaltması. FİKİR: Düşünce. FİKRET:Düşünme. FİKSİYON:Yazarın dış dünyaya zihninde bir şekil verip eserine aktarması. |
FİKSTÜR:Yarışma çizelgesi. FİL:Zoolojide (Elephas) olarak tanımlanan,Afrika ve Asya’nın sıcak bölgelerinde yaşayan çok iri,kalın derili hayvan. FİLA:Uluslar arası Güreş Federasyonunun simgesi. FİLAFİL:Gerek çözgüde,gerek atkıda,almaşık olarak bir açık bir koyu renk iplik kullanılarak dokunan,yünlü yada pamuklu dokuma. FİLALİ:Tabaklanmış,çoğu zaman kırmızı renkli ve yumuşak koyun derisi. FİLAMENT:Çok uzun tekstil lifi. FİLANTROP:İnsan sever. FİLARİZ:Keten dövmeye yarayan tokmak. FİLARMONİ:Müzik konserleri derneği. FİLATELİ:Pul bilimi. FİLBAHRİ (FİLBAHAR) :Taşkırangillerden,ilkbaharda beyaz ve güzel kokulu çiçekler açan,park ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen ağaççık,akasma. FİLDEKOZ:Bir çeşit pamuk ipliği. FİLENK :Ağır cisimleri bir yerden başka bir yere kaydırmak ve özellikle deniz teknelerini karaya çekmek için bunların altına sürülen yuvarlak ağaç.Çekek tahtaları,felek. FİLET:Derinliği aynı olan sığ su alanı. FİLETO:Kasaplık hayvanların sırtında,dikensi çıkıntı boyunca iki yandaki et. FİLETO:Tavuk,balık,dana ve kuzu etlerinin kemiklerinin çıkartılarak dilimlere ayrılması. FİLHAKİKA:Gerçekten,doğrusu,hakikaten. FİLHAL:Hemen. FİLİGRAN:Bazı kağıtların dokusunda bulunan ve ancak aydınlığa tutulunca görülen çizgi,resim ve yazı gibi biçimler. FİLİK:Beyaz ve kaliteli bir tiftik türü. FİLİKA:Cankurtaran sandalı. FİLİNTA:Namlusu kısa,kurşun atan bir çeşit küçük tüfek. FİLİSA: Tatlı sularda yaşayan bir tür ringa balığı. FİLİSPİT:Denizcilikte makinenin tam yol seyri için verilen komut. FİLİZİ:Asma filizinin rengi,açık yeşil renk. FİLİZKIRAN:Genellikle 16 veya 17 Mayısta meydana gelen fırtına. FİLO:Bir kumanda altında aynı görevi üstlenmiş savaş gemileri veya uçakları. FİLOFOBİ:Sevmekten,aşık olmaktan korkma. FİLOGENEZ:Soyoluş. FİLOKSİRA:Asma biti. FİLOLOJİ:Dili veya yazılı belgeleri dil ve tarih açısından inceleme. Yazılı belgeler aracılığıyla eski uygarlıkları inceleyen tarihsel bilim. FİLOTİLLA:Torpidolardan oluşan filo. FİLOZ: Balıkçıların ağları su yüzünde tutmak için kullandıkları kabak ya da mantardan yapılmış ağ şamandırası. FİLTRE: Süzek. FİLUM:Canlıların bölümlenmesinde dalların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. FİLYAL: Ayrı bir tüzel kişiliği olmakla beraber,sermayesinin önemli bir bölümünü elinde bulunduran bir ana şirket tarafından denetlenen şirket. FİNANS:Mali işler. FİNANSMAN: Para desteği. FİNER:Kahveci tepsisi. Askı. FİNN:Tek kişilik ve yelkenli yarış teknesi. FİNO: Bir köpek cinsi. FİRAK: Ayrılık. FİRAKİYE:Ayrılık şiiri. FİRARİ:Kaçak,kaçmış olan FİRAVUN.:İskambil kağıtlarıyla oynanan bir çeşit oyun. FİRAVUNİNCİRİ:Frenk İnciri. FİRDEVS:Cennet. FİRE:Azalma. FİREK:Halk dilinde domates. FİREWALL: Bilgisayarınızdan izniniz dışında bilgilerin gitmesini veya gelmesini engelleyen yazılım veya donanımlar. Bilgisayarda güvenlik duvarı. FİREZ:Yeni çıkmaya başlamış ekin. FİRFİRİ:Parlak kızıl renk,bu renkte olan. FİRİK:Çerez olarak yenen tahıl kavurgası. FİRİK:Olgunlaşmak üzere olan tahıl. FİRKAT: Ayrılış, ayrılık. FİRKATEYN:Eskiden kullanılan üç direkli,bir tür yelkenli savaş gemisi. FİRKETE:Saç tutturacağı.Saç tokası. FİRUZABADİ:Arapçada kullanılan bütün sözleri ve nasıl kullanılmaları gerektiğini örneklerle gösteren kamus adlı yapıtıyla ünlü 14 yy dil bilgini. FİRUZE:Küpe ve yüzük taşı gibi bezek işlerinde kullanılan,mavi renkli,saydam olmayan hidratlı doğal alüminyum ve fosfattan oluşan değerli bir mineral. Gök mavisi. FİSKE:İki parmak ucuyla tutulabilen miktar. Tutam. FİSTAN: Tek parçadan oluşan bir kadın giysisi türü. Uzun kadın elbisesi. FİSTO:Kadın giyeceklerinin çeşitli yerlerine dikilen işlenmiş süslü şerit. Şerit halinde bezemeli çevre süsü. Elde veya makinede işlenmiş süslü şerit. FİŞ:Prizden akım almaya yarayan araç. FİT:İngiliz uzunluk ölçüsü birimi(30,5 cm). FİTİL:Elli kağıtla oynanan bir iskambil oyunu. FİTİL:Koltuk ve sandalye gibi eşyaların dikiş ve çivilerini gizlemekte kullanılan şerit. FİTOPATOLOJİ:Bitki hastalıklarını inceleyen bilim dalı. FİTOTERAPİ:Bitkilerden elde edilen ilaçlarla hastalıkların tedavisi. FİTRE:Müslümanların Ramazan ayında vermeleri gereken belli miktardaki sadaka. FİYAPA:Ayakkabının altını kalınlaştırmak için yerleştirilen parça. FİYONK:Kelebek şeklinde bağlanmış kurdele. FİYORT:Norveç,İskoçya ve Kuzey Amerika kıyılarında buzulların oluşturdukları dik yamaçlı,derin eski buzul koyaklarının aşağı kesimlerinin deniz altında kalmasıyla oluşan körfez. FİYU:Islıkçı ördek de denilen ve yurdumuzun sulak alanlarında da yaşayan ördek cinsi. FİZİBİLİTE:Uygulanabilirlik.Yapılabilirlik. FİZYOLOJİ:Canlıların hücre,doku ve organlarının görevlerini ve bu görevlerin nasıl yerine geldiklerini inceleyen bilim dalı. FİZYON:Nükleer bölünme. FİZYOTERAPİ:Hastalıkları su,ışık,hava,elektrik vb. fiziksel ve mekanik yöntemlerle tedavi etme,fizik tedavisi. FL:Lihtenştayn plakası. FLAKS:Bitüm yada başka bir petrol artığını sıvılaştırmak yada seyreltmek için kullanılan madde. FLAMA:İşaret olarak kullanılan küçük bayrak. FLAMBE :Aleve tutularak pişirilmiş. FLAMENKO:Andalucia halk şarkıları, dansları ve müziği. FLANDRA:Kurdela balığının eş anlamlısı. FLANEL:Keten ve yünden dokunan bir tür kumaş. FLAŞA:Habeş Yahudi’si. FLATÖR:İpek kozasının dışından alınan en kaliteli ipek. FLEBİT (FİLİBİT) :Toplardamarlarda mikrop veya irinden oluşan iç zar iltihabı. FLEGMON:Bağ dokusunda oluşan irinli yaygın iltihap. FLİT:Böcek öldürme ilacı veya bu ilacı püskürten alet. FLOEM:Soymuk doku, soymuk borusu. FLOK:Geminin cıvadrasına çekilen üçgen yelken. FLORA:Belirli bir coğrafi alanda bulunan bitki türlerinin tümü. Bitki örtüsü. FLORİN:Hollanda’nın para birimi. FLOŞ:Pokerde aynı renkten olan ama sıra izlemeyen beş karta verilen ad. FLOŞ:Selülozdan yapılan,parlak,bükümsüz iplik. FLÖRE: Eskrimde kullanılan üç silahtan biri. Eskrimde kullanılan,namlusu düz ve yuvarlak,ucu düğmeli kılıç. FLU:Bulanık,net olmayan. FLURCUN:Kocabaş./ İspinoza benzer bir kuş. FLURYA:Yelve. FLÜT:Yan tutularak çalınan,orkestrada yer alan bir üflemeli çalgı. FM:Fermiyum’un simgesi. FO :Çin’de Buda’ya verilen ad. FOA:Üç direkli yelkenlilerde mizana direğinin en altta bulunan sereni. FOB:Gemide teslim satış. FOBİ:Belirli nesneler ya da durumlar karşısında duyulan olağandışı güçlü korku. Herhangi bir şeyden duyulan mantık dışı ve yoğun korku. Güçlü korku,yılgı. FODLA:Çoğunlukla imaretlerde yoksullara verilen kepekli undan yapılmış pideye benzer bir tür ekmek. FODRA: Düz ve dik durması için elbisenin bazı yerlerine kumaşla astar arasına konulan sert ve kolalı bez. FODUL:Üstünlük taslayan. FOGA:Denizcilikte topun ateşlenmesi için verilen komut. FOK:Zoolojide (Phoca) olarak tanımlanan,etçiler takımının fokgiller familyasından,1-2 m boyunda,postu değerli,memeli deniz hayvanı,ayı balığı. FOKAL:Bir ışık demetinin ışınlarının toplandığı küçük doğru parçası. Fotoğrafçılıkta odak uzaklığı. FOKSTERYE:İngiliz kökenli köpek. FOKSTROT :Avrupa ve ABD’de yayılan 1914’de ortaya çıkmış bir salon dansı. Dört tempolu bir dans. FOL:Tavuğun istenilen yere yumurtlamasını sağlamak için kullanılan beyaz taş. FOLE:Kum saati. FOLKLOR:Halk geleneklerini,inançlarını,efsanelerini,edebiyatını inceleyen bilim dalı,halk bilimi. FOLLUK:Tavukların yumurtlaması için hazırlanmış olan yer. FOMA:Maksim Gorki’nin bir romanı. FON :Bir kumaşın alt dokusu. FONDÖTEN:Kadınların,cildi pürüzsüz göstermesi,renk vermesi için yüzlerine sürdükleri yarı sıvı,yarı boyalı krem. FONEM:Ses birimi. FONETİK:Ses bilgisi. FONOGRAF:Önceden kaydedilmiş sesleri istendiğinde tekrarlayan alet. FONOLOJİ :Sözlü dilde,anlam ayrımı oluşturan yakın ses birimlerini,dil yapısı bakımından inceleyen dilbilim kolu,sesbilim. FONT:Pik. FONT:Yazı karakteri. FORA:Ayakkabı üstüyle pençesi arasına konulan parça. FORA:Denizcilikte yelkenleri açtırmak için verilen komut. FORİNT (FİYORİN):Macaristan’ın para birimi. FORM:Bir şeyin istenilen ve olması gereken durumu. FORMA:Tek kağıt tabaka üzerine basılan 16 sayfalık kırılmış kitap parçası. FORMALİZM:Biçime sıkı sıkıya bağlılık,biçimcilik. FORMAT: Herhangi bir şeklin ekrandaki boyutu. FORMEN:İşçilerin düzenli ve verimli çalışmasını sağlayan ve işçiler üzerinde otoritesi olan işçi. Ustabaşı. FORMİKA:Fenol formol reçinesine batırılmış ve yüzeyi yapay reçine ile kaplanmış birkaç kat kağıttan oluşan ve çoğu marangozlukta kullanılan bir madde. Daha çok mobilyaların kaplanmasında kullanılan bir tür plastik levha FOROZ:Bir ağ atılışında çıkarılan balık miktarı. FORS:Bir makamı veya kurumu simgeleyen bayrak. Söz geçirirlik,saygınlık. FORSA: Eskiden gemilerde kürek çeken tutsak yada hükümlü kimse. FORSEPS:Kimi güç doğumlarda çocuğun başını tutup dışarı çekmeye yarayan araç. FORSMAJÖR:Zorlayıcı sebep. FORUM:Dinleyici durumunda olanların da söz alabildikleri belli bir konu üzerinde düzenlenmiş toplantı. FORUM:Eski Romalılar zamanında,Roma’da ve diğer şehirlerde kamu işlerini konuşmak için halkın toplandığı alan. FOŞA:İri bir fındık cinsi. Tombul fındık. FOTA:İçinde şarap yapılan bir çeşit fıçı. FOTİN:Koncu ayak bileğini örtecek kadar uzun olan,bağcıklı yada yan tarafı lastikli ayakkabı. FOTOFOBİ :Bazı göz hastalıklarında gözlerde ışığa karsı duyulan hassasiyetten duyulan korku. FOTOJEN:Işık yaratan,doğuran. FOTOJENİK:Fotoğrafta veya sinema filminde güzel bir etki bırakan yüz,duruş. FOTOKİNEZİ:Bazı hayvanları karanlıkta ışık,çok aydınlıkta karanlık aramaya iteleyen dürtü. FOTOKOPİ: Tıpkıçekim. FOTON:Işık taneciği. FOTOSEL:Kimi alkali metallerin aydınlatıldıklarında elektron açığa çıkarma özelliğini kullanan yada başka maddelerin ışık etkisiyle direnç değişimi gösterme özelliğinden yararlanan ışık-akım çeviricisi. FOTOSENTEZ:Yeşil bitkilerin ışıkta basit birleşiklerinden karmaşık yapılı organik moleküller yapması. FOYA:Parıltısını artırmak için elmas taşlarının altlarına konan ince metal yaprak. FÖN:Çok sıcak ve kuru bir rüzgar. FÖTR:Yumuşak keçe. FÖY:Pulların sergilenmesi ya da saklanıp korunması için özel olarak hazırlanmış karton sayfa. FR:Fransa’nın plakası. FR:Fransiyum’un simgesi. FRAGMAN:Sinemalarda bir sonraki filmi tanıtmak için örnek olarak gösterilen kısa süreli tanıtım filmi. FRAK:Resmi törenlerde giyilen,uzun etekli,eteğinin arkası beline kadar yırtmaçlı,siyah renkli erkek ceketi ve takımı. FRAKSİYON: Bir örgüt içindeki farklı görüş ve yaklaşımların ideolojik düzeyde bir kimlik kazanması sonucu ortaya çıkan gruplardan her biri. FRAKTAL:Düzensiz şekilleri konu alan geometri dalı. FRAMİRE:Tropikal Afrika’da yetişen ve yumuşak odunu doğramacılıkta kullanılan değerli bir ağaç. FRANBUAZ :Ahududu, ağaç çileği. Çilek likörü. FRANCALA:İyi nitelikli undan yapılan ince uzun ekmek. Has ekmek. FRANKOFON: Fransızca konuşanlara verilen ad. FRANZ LEHAR:Şen dul operetiyle ünlü Macar besteci. FRAPAN:Göz alıcı, göze çarpıcı,alımlı. FRAPE:Dondurulmuş yada buzlu olarak hazırlanan içecek. FRATRİ:Sanayileşmemiş bir toplumda,bir kabile içinde iki yada daha çok sayıda klanın birleşmesinden oluşan grup. FREEWARE: Ücretsiz yazılımlar. FREKANS:Ses,dalga,vs. birim zamandaki titreşim sayısı,sıklık. FRENGİSTAN:Eskiden Avrupa’ya verilen bir ad. FRENK:Osmanlıların Avrupalılara, özellikle de Fransızlara verdikleri ad. FRENKİNCİRİ:Kaktüsgillerden,yaprakları etli ve yayvan dikenli bir bitki ve bu bitkinin kalın,dikenli kabuğu olan tatlı yemişi. FRENOLOJİ:Kafatasının biçimine bakarak insanın karakterini ve zihni yeteneğini inceleme. FRER:Halkın sadakalarıyla geçinen gezici Katolik tarikatların üyelerine verilen ad. FRESK: Yaş duvar sıvası üzerine kireç suyunda eritilmiş madeni boyalarla resim yapma yöntemi ve bu yöntemle yapılmış olan resim. FREZE:Tornacılıkta,bir deliğin ağzını genişletmeye yarayan çelik aygıt. FRİDA KAHLO:Ünlü Meksikalı ressam.( 1907-1954 yılları arasında yaşamış, ilkel görünümlü,keskin hatlı ve parlak renkli kendi portreleriyle tanınmış, yaşam öyküsü sinemaya da aktarılmıştır). FRİGA:İste kurutulmuş ringa balığı. FRİGO:Dondurulmuş krema. FRİGORİFİK:Soğutma özelliği olan,soğutucu. FRİKİK:Argo’da eteğin açılmasıyla bacağın görünmesine verilen ad. FRİKİK:Serbest vuruş. FRİSA:Kurutulmuş ringa balığı. FRİZ:Bir iç duvarın üst bölümünde yapılan süsleme kuşağı. FROG: Ağız ve dil hareketlerinden yararlanarak,soluk borusuna arka arkaya küçük miktarda hava göndermek için başvurulan soluk alma. FROTAJ :İlk kez Marx Ernst’in uyguladığı ve daha sonra gerçeküstücülerin geliştirdikleri resim tekniklerinden biri. FROTORİZM:Kalabalık yerlerde sürtünerek doyum sağlamayı amaçlayan ve argo’da fortçuluk adı verilen cinsel sapıklık. FTİZİ:Tıp dilinde akciğer veremine verilen ad. FUAYE:Bir gösteri veya toplantı binasında,temsil ve toplantı aralarında kullanılan dinlenme yeri. FUAYE:Tiyatroda dinlenme yeri. FUELOİL:Yakıt olarak kullanılan petrol türevi. FUJER:Eğrelti otu,aşk merdiveni. FUKUS:Deniz kıyısında yetişen esmer su yosununa verilen ad. FUL:Arap yasemini de denilen ve güzel kokulu çiçekler açan bir ağaççık. beyaz çiçekli bir süs bitkisi. FUL:Küçük taneli bakla türü. FULAR:İpek yada ince kumaştan yapılmış eşarp. Erkek boyun atkısı. FULE:Adım aralığı. FULMAR:Martıya benzer bir deniz kuşu. FULYA:Nergisgillerden sarı renkli,güzel ve keskin kokulu bir süs bitkisi,zerrin. FUNDA:Süpürge otu. FUNDALIK:Ağaççıkların ve çalıların sık olduğu yer. FUNDAMENTALİZM:Kökten dincilik. FUNDUS:Midenin genişlemiş kısmı. FUNT: Topların büyüklüğünü göstermek üzere barut hakkını belirtmekte kullanılan ölçü birimi. FURGON:Yolcu katarlarına eklenen kapalı vagon. Ek vagon. FURKAN:İyi ve kötüyü,doğru olanla olmayanı,hak ile batılı birbirinden ayıran,Kuranı Kerim. FURNOBA: Kader, alınyazısı. FURU:Çocuklar, torunlar. FUŞYA:Canlı,parlak ve koyu pembe renk. FUTA:Dar,uzun ve hafif bir yarış kayığı,kik. Bir tür filika. FUTA:Karadeniz yöresinde kadınların kullandığı iki renk üzerine çubuklu pamuklu peştamal. İpekli peştamal. FUTBOL:Ayak topu. FÜCUR:Dince çok kötü sayılan davranışlar. FÜG:Çok sesli müzikte bir tür beste. FÜME :Tütsü ile kurutulmuş et yada balık. Duman rengi. FÜMEROL:Etkin olmayan dönemlerde,yanardağların ağzından yayılan gaz. FÜMÜAR:Sigara içilecek yer. FÜNUN:Fenler,bilgiler,bilimler. FÜNYE :Patlayıcı bir maddeyi ateşlemeye yarayan fişek yada düzenek. Top ateşlemeye yarayan kapsül. FÜREYA: Özgün yapıtlarıyla uluslar arası ödüller kazanmış Türkiye’nin ilk seramikçilerinden olan kadın sanatçı. FÜRU:Evlat ve torunlar. FÜSUN:Büyü,sihir. FÜTUR:Bezginlik,umutsuzluk,usanç. FÜTURSUZ:Çekinmeyen. FÜTÜRİZM: İtalyan şair Marinetti’nin 1909 yılında yayımladığı bildiri ile ortaya çıkan,yeni hayatı övmek,geleneksel edebi kuralları yıkmak amacını güden edebiyat çığırı. Gelecekçilik. FÜTÜROLOJİ:Gelecek bilim. FÜZEN:Kömür kalem. Kömür kalemle yapılmış resim. Resim çizmekte kullanılan,taflan çubuklarından yapılan kalem. FÜZYON:Kaynaşma. Nükleer birleşme. |