Bulmacadaki kelimelere göre  hazırlanmış 

BULMACA SÖZLÜĞÜ  

 A B C Ç D E F G H I İ J K L M N

 O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z       [Ana Sayfa]

  Düzenleyen :

  Sabahattin ÖZTÜRK

 

HA:Hektar’ın kısaltması.

HAB:  Uyku.

HABAB:Su kabarcığı.

HABANERA : Afrika’dan  zenciler tarafından getirildiği sanılan ağır bir Küba dansı.

HABBE:Tahıl tanesi,evin.

HABİB NECCAR :Antakya’da  , birçok  dinsel   yapı   bulunan   ve  tabiatı  koruma  alanı     kapsamına  alınan   dağ.

HABİL:Büyücü,sihirbaz.

HABİP:Sevgili.

HABİS:Kötü,soysuz,alçak.

HABİTAT:Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Merkezi’nin simgesi.

HABİTAT:Bitkinin doğal olarak yetiştiği yer,yurt.

HABUR:Türkiye ile Irak arasındaki gümrük kapısı.

HACAMAT:Argo’da bıçakla hafifçe yaralama.

HACAMAT:Vücudun herhangi bir yerini hafifçe çizip üzerine boynuz,bardak yada şişe oturtarak kan alma.

HACANA:Yolsuz birleşmelere aracılık eden kadın.

HACCAR:Taşçı,taş ustası.

HACER:Taş,kaya.

HACERİESVET:Kabe’nin ilk yapımı sırasında Hazreti İbrahim tarafından konulan,Kabe’nin doğu köşesinde,yerden bir buçuk metre yükseklikte yer alan,parlak,siyahımsı taş.

HACET:Herhangi bir şey için gerekli olma,gereklilik,lüzum.

HACIKADIN:Karadeniz bölgesinde yetiştirilen yerli tavuk ırkı.

HACILAR:Burdur ilinde,Anadolu’nun en eski dönemlerini aydınlatması açısından önemli höyük.

HACİOGRAFİ (HAJİOGRAFİ) : Azizlerin aktivitelerinin ve hayat hikayelerinin kaleme alınması. Övgülerle dolu biyografilere verilen ad.

HACİR: Kısıtlı.

HACK: Bir siteyi ele geçirmek.

HAÇAN: Mademki anlamında yöresel bir sözcük.

HAÇAPUR:Trabzon yöresine özgü,mısır unu ve soya fasulyesiyle yapılan bir tür ekmek.

HAÇİVANAK (HAPİVANAK):Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde bir yayla.

HAD:Sınır,uç.

HADA: Güney Anadolu’da yaşayan Yörüklerde,boğaz çalma da denilen,parmakları gırtlağa dayayarak ezgili sesler çıkarma geleneği.

HADDEHANE:Ham demir madeninin eritildiği büyük ocak,fırın.

HADEKA:Göz bebeği.

HADES:Eski Yunan mitolojisinde,ölüler ülkesi.

HADİ:Doğru yolu gösteren kimse,kılavuz.

HADİKA :Ağaçlı,sulu bahçe.

HADİM:Hizmet eden.Sadık, dost. 

HADİS:Hazreti Muhammed tarafından söylenmiş,Kuran hükümlerine dayanan sözlere verilen ad.

HADİYE:Suda sivrilerek yükselen kaya.

HAFAKAN:Sıkıntı,çarpıntı.

HAFIZ:Kuranı ezberlemiş kişi.   

HAFIZALİ:Seyrek ve parlak altın sarısı renginde büyük taneli bir üzüm cinsi.

HAFIZPOST:On yedinci yüzyılda yaşamış,Türk müziğinin en büyük bestecilerinden biri.

HAFİ:Gizli,saklı,bilinmeyen.

HAFİD (HAFİT):Torun,evlat.

HAFRİYAT:Toprağı kazma,kazı.

HAGARAGORT:Tanzimat döneminde trajedi,dram anlamında kullanılan sözcük.

HAHAM:Musevi din adamı.   

HAİKU:Japon edebiyatında  beş yedi ve beş heceli üç dizeden oluşan şiir.

HAİL: Eski dilde engel.

HAİLE :Acıklı olay, dram. Eskiden trajediye verilen ad.

HAİZ:Bir şeyi olan, elinde bulunduran, taşıyan.

HAKA:Yeni Zelanda’nın yerli halkı Maorilerin savaş dansı.

HAKASYA:Rusya’nın orta kesiminde özerk bir cumhuriyet.

HAKAYIK:Hakikatler,gerçekler.

HAKEZA  :  Bunun gibi, böyle.

HAKİ:Yeşile çalan toprak rengi.

HAKİR: Dayanıklı bir ipekli kumaş türü.

HAKKAK: Ağaç oyma sanatçısı. Maden,ağaç ya da taş üzerine elle yazı ya da şekil oyan.

HAKKI ATAMULU:Malatya’da Atatürk ve İnönü heykelini (Nijat Sirel’le birlikte),Nevşehir’de Damat İbrahim Paşa ve atlı Atatürk anıtlarını,Erzurum’da Atatürk ve Erzurum Kongresi anıtını gerçekleştiren ünlü heykelcimiz.

HAKKIHIYAR:Seçme hakkı.

HAKKIHUZUR:Bir toplantıda bulunma karşılığı alınan para,oturum ücreti.

HAKKULLAH :Alevi ve Bektaşilerde müritleri aydınlatmak için düzenlenen cemaatlerde dedelere yapılan yardım ya da verilen para.

HAKSIZ İKTİSAP: Sebepsiz alım.

HAKURAN:Kumru.

HAL:Üstü kapalı Pazar yeri.

HALASKAR:Kurtarıcı.

HALASTAR :Halk dilinde çay demliğine ya da küçük  güğüme verilen ad.

HALAT:Kenevirden yapılmış kalın ip  

HALAYIK:Cariye.

HALDİZEN: Trabzon’un Çaykara ilçesinde bir vadi.

HALE ASAF :İlk kadın ressamımız.(1903-1938)

HALE:Tatlı ve sulu bir şeftali cinsi.

HALEF:Ardıl.

HALEL:Bozma,bozukluk.

HALET ÇAMBEL:Anadolu’daki bir çok arkeolojik kazıyı başlatmış ve yönetmiş,aynı zamanda olimpiyatlara katılan ilk bayan sporcumuz olmuş ünlü arkeolog.

HALET:Durum.   

HALETİ RUHİYE:Ruhsal durum.

HALHAL:Ayak bilekliği..

HALİ:Boş, ıssız, tenha.

HALİÇ:Koy,körfez.

HALİKARNAS BALIKÇISI  :Cevat  Şakir Kabaağaçlı.

HALİKARNASSOS:Bodrum’un eski adı.

HALİL CİBRAN: Lübnan asıllı,1883-1931 yılları arasında yaşamış,coşkulu ve gizemli bir söylemin egemen olduğu Ermiş,Sözler,Gezgin,Kum ve Köpük,İnsanoğlu İsa gibi yapıtları dilimize de çevrilmiş ABD’li yazar ve şair.

HALİL: Sadık dost.

HALİLE:Doğu Hindistan’da yetişen bir bitki.

HALİLE:Özellikle mehter müziğinde kullanılan pirinçten yapılmış iki diskten oluşan vurmalı bir çalgı.

HALİM:Yumuşak huylu.

HALİS:Katışıksız.

HALİSTAN:Sihlerin Hindistan’da kurmak istedikleri bağımsız devletin adı.

HALİT:Ebedi,sonsuz.

HALİTA :Alaşım.

HALİTOFOBİ:Kişinin ağzının kokmasından duyduğu korku.

Halk hekimliğinde iştah açıcı ve mide ağrılarını giderici olarak kullanılan,kısa PERYAVŞAN:Mahmut,kurduca gibi adlar da verilen otsu bitki.

HALKA:Bir tür ufak, yağlı ve tuzlu simit.

HALKARİ:Yazma kitapların sayfa kenarlarını,cilt kapaklarını ve levha yazı çevresini altın yaldızla süsleme sanatı.

HALKİYAT:Halkbilim,folklor.

HALLAÇ:Yünü,pamuğu tokmak gibi bir araçla kabartma,ditme işini yapan kimse. Pamuk atıcısı.

HALLEY:Dünyanın yakınından 76 yılda bir geçen kuyruklu yıldız.

HALMA: İki ya da dört oyuncunun 256 bölmeli bir dama tahtasında oynadığı oyun.

HALOJEN:Madenlerde birleşince tuz verebilen flor,klor,brom ve iyot elementlerine verilen ad. Madenlerle birleşince tuz verebilen elementlere verilen ad. 

HALONE: Marmara Denizindeki Paşalimanı Adası’nın antik dönemlerdeki adı.

HALT: Bir şeyi başka bir şeyle karıştırma.

HALTA:Köpeklerin boynuna takılan tasma,boyunduruk.

HALÜSİNOJEN:Normal olarak yalnızca şizofrenlerde,düş görenlerde ve dinsel coşkuyla kendinden geçen kişilerde görülen ruh durumuna benzer etkiler yaratan maddelerin ortak adı,psikomimetik.

HALVET:Issız yerde yalnız kalma.

HALVETHANE:Eski tekkelerde dervişlerin yalnızca ibadet etmek ve çile doldurmak için kapandıkları ,saraylarda ise girilmesi yasak olan oda.

HAMAİL :Muska.

HAMAİL:Omuzdan bele çapraz olarak inen bağ,kılıç askısı.    

HAMAK :Ağ yatak.

HAMAKAT:Ahmaklık.

HAMAMAYAĞI:Samsun ilinde bir kaplıca.

HAMARAT:Çalışkan.

HAMASE :Arap edebiyatında bazı şiir antolojilerine verilen ad.

HAMASET: Kahramanlık.

HAMAYLI:Çapraz olarak omuzdan bele doğru asılan kılıç kayışı.

HAMBELES:Mersin ağacının nohut büyüklüğünde ve morumsu siyah renkli meyvesi. 

HAMD:Tanrı’ya şükretme.

HAMEL:Koç takımyıldızı ve burcunun eski adı.

HAMIZ:Asit.

HAMİDABAD:Isparta ilinin eski adı.

HAMİL:Taşıyan, yüklü.

HAMİNNE: Yaşlı ve saygı duyulan kadınlara verilen unvan.

HAMİNTO:Argo’da emeksiz elde edilen çıkar,avanta.

HAMİSEN: Beşinci.

HAMİTABAT :Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesinde kurulu doğalgaz santralı.

HAMİYET:Yurtseverlik.

HAMLA:Denizcilikte küreklerin suya her daldırılışı ve çıkarılışı. Kürekleri her daldırmada sandalın aldığı yol.

HAMLAÇ:Kuyumcuların maden eritmek amacıyla ateşi üflemek için kullandıkları ince boru. Kaynak yapımında,metalleri kesme ve eritme işlemlerinde kullanılan alev püskürten

HAMLAMA:Çini yada porselen eşyanın sırlama işlemi öncesinde pişirilmesi.

HAMMALANI PUŞT:Farsça sırt hamalı.

HAMPARSUM LİMONCUYAN: Ermeni asıllı Türk bestecisi. Osmanlılarda ilk notayı bulan,şarkıları notaya çeken müzisyen.

HAMR.:Eski dilde şarap..

HAMRİYE:Divan edebiyatında şarabın verdiği coşkunluğu, şarabın tasavvuftaki anlamını yorumlayan şiirlere verilen ad.

HAMSE:İran ve Türk edebiyatlarında bir şairin beş mesnevisinin bir araya getirilmesiyle oluşturulan yapıt.

HAMSİKOLİ: Hamsi balığı ve mısır unuyla yapılan bir ekmek.

HAMSİLOS:Sinop ilinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir koy.

HAMSİN:Erbainden sonra gelen,31 Ocakta başlayan elli günlük kış dönemi.

HAMSİNOZ:Hamsi,sardalye gibi balıkları avlamakta kullanılan küçük gözlü ağ.

HAMSTER: Laboratuarlarda deney hayvanı olarak kullanılan ve dağ faresi de denilen kemirgen hayvan.

HAMULE: Yük.

HAMURSUZ:Mayalanmamış hamurdan sacda yapılan ekmek.

HAMUT:Araba koşumunda atların boynuna geçirilen ağaç yada üstüne meşin geçirilmiş çember.

HAN:İşyeri olarak kullanılan birkaç katlı yapı.

HAN:Yemek masası.

HANA:Halı, kilim veya bez dokuma tezgahı.

HANAY: Geleneksel Türk evlerinde önü açık sofa. İki ve daha çok katlı ev. Avlu.Sofa.

HANÇERE:Gırtlak.

HANDE:Gülme,gülüş.

HANDİKAP:Elverişsiz durum,engel.

HANEDAN:Aynı soydan gelen hükümdarlar ya da ünlü kişiler.

HANEK:Söz, konuşma.

HANENDE:Şarkıcı.

HANGAR:Büyük araç korunağı, sundurma.   

HANIM İĞNESİ:Eskiden kullanılmış ince,uzun ve zarif bir kayık.

HANIMAYŞE :Trakya yöresinde,aynı adlı türkü eşliğinde kadın erkek birlikte oynanan halay türü bir halk oyunu.

HANIMELİ:Güzel kokulu çiçekleri olan tırmanıcı bir bitki.

HANİ :Zoolojide (serranus cabrilla) olarak tanımlanan,Akdeniz’de yaşayan,alaca kırmızı renkli beyaz etli,orta büyüklükte bir balık.

HANİBANA: Kocaeli yöresine özgü,kıymayla yapılan bir tür köfte.

HANİF: Allah’ın birliği ilkesini benimseyen din ya da böyle bir dinden olan.

HANOİ: Vietnam’ın başkenti.

HANŞİR: Erzurum yöresinde pire,kene gibi böcekleri öldürmek amacıyla büyükbaş hayvanların sırtına gaz yağı dökülerek yakılması geleneğine verilen ad.

HANTERİŞ: Argo’da esrar.

HANUT :Argo’da,getirdiği yeni müşteriler karşılığında esnaftan aldığı komisyonlarla geçimini sağlayan kişiye verilen ad. Esnafların kendilerine müşteri getiren kimselere ödedikleri komisyon.

HANUT: Meyhane.   

HANÜMAN:Ev,bark,ocak.

HAOMA:Eski Mezdeki dinine bağlı Perslerin ayinlerde kullandıkları,bazılarının yalancı altın mantarı gibi sanrı yaratıcı bir mantar sandığı bitki.    

HAPAZ: Halk dilinde avuç.

HAPSİYAŞ: Trabzon ilinde kiremit kaplı çatısıyla ünlü bir köprü.

HAPŞAPİ: Yumuşak deriden yapılan,altı genellikle kauçuk ya da lastik bot.

HAR:Eski dilde eşek .

HAR:Sıcak,kızgın,yakıcı.

HARA :At üretilen çiftlik.

HARABAT:Divan edebiyatında meyhaneye verilen ad.

HARABAT:Yıkıntılar,viraneler.

HARABATİ:Maddi şeylere değer vermediği için üstüne başına özenmeyen,dağınık ve derbeder kimse.

HARABATİ:Vaktini meyhanelerde,zevk ve sefada geçiren kimse.

HARAMA:Dikişi gizlemek için ayakkabının taban astarına yada taban köselesine açılan yarık.

HARAMİ:Haydut,yol kesen.

HARANI: Büyük tencere.

HARAR:Genellikle kıldan dokunan büyük çuval. İçinde yatak,yorgan vs taşınan büyük torba.

HARARE:Zimbabwe’nin başkenti.

HARAŞO:Bir tür yün örgüsü. 

HARAZA  :Sığırın öd kesesinden çıkan ve sarılığı iyi ettiğine inanılan taş.  

HARAZA:Öfke, sinir.

HARBİ: Osmanlı ülkelerinde ticaretle uğraşan yabancı uyruklulara verilen ad.

HARBİYE: Hatay ilinde şelaleleriyle ünlü mesire yeri.

HARCIALEM:Herkesin işine yarayan.

HARDALİYE:İçine hardal katılarak yapılan üzüm şırası.

HARDWARE:Bilgisayarda donanım.Bilgisayarın fiziksel öğeleri.

HARE :Meneviş.

HARE: Kumaş ya da kağıt üzerindeki dalgalı çizgiler.

HAREKE:Arap harfleriyle yazılmış metinlerde kısa ünlüleri göstermek için kullanılan işaret.

HAREMEYN:Osmanlı devletinde Mekke ve Medine şehirlerine birlikte verilen isim.

HARHARYAS:Canavar balığı da denilen bir cins köpekbalığı.

HARIM:Küçük sebze meyve bahçesi.

HARİCAN:Hindistan da paryalardan da aşağı sayılan ve Dalitler,Dokunulmazlar gibi adlar da verilen halk.

HARİK:Kıldan örülerek taban ve üstün birbirine dikilmesi ile oluşturulan ayakkabı.

HARİRE: Mardin yöresine özgü,pekmezle yapılan bir tür muhallebi.

HARK :Su yolu,ark.

HARKİLER:Cezayir Kurtuluş Savaşı’nda Fransa saflarında yer alan Cezayirlilere verilen ad.

HARLEK:Kütahya ilinde bir kaplıca.

HARMAN:Tahılı aletler kullanarak başaktan ayırma işi.

HARMANİ  :Pelerin.  Bütün vücudu saran,kolsuz ve bazen kukuletalı bir üst giysisi türü.

HARMANTEPE: Trabzon ilinde bir yayla.   

HARMATTAN:Büyük sahrada özellikle kış aylarında esen sıcak ve kuru rüzgar.

HARNAME:Şeyhi’nin özenti içindeki bir eşeği konu alan ünlü mesnevisi.

HARNUP:Keçi boynuzu bitkisi.

HAROSET:Yahudi mutfağına özgü,kuru meyvelerle yapılan bir tür marmelat.

HARPUŞTA: Açıktaki bir duvarı hava koşullarından korumak için üstüne konan örtü öğesi.

HARRAT:Doğramacı,marangoz.

HARS:Kültür.

HARSANE :Amasya kentinin kuzeyinde Pontus krallarının kaya mezarlarıyla ünlü dağ.

HARTAMA:Anadolu’nun kimi yörelerinde kiremit yerine kullanılan yada kiremitlerin altına konulan ince tahtaya verilen ad.

HARTUÇ: Merminin arkasından namluya sürülen bezden ya da kartondan barut kesesi.

HARTUM:Sudan’ın başkenti.

HARUNİYE:Osmaniye ilinde bir kaplıca.

HAS:Osmanlı toprak düzeninde yıllık geliri yüzbin akçeden yukarı olan dirlik.

HASA:Bir çeşit pamuklu kumaş.

HASALBAN:Biberiye, dişbudak. 

HASAN ABDAL:Van’ın Erciş ilçesinde bir kaplıca.

HASANBEY:Özellikle Trakya yöresinde yetiştirilen sulu ve hoş kokulu bir kavun cinsi.  

HASANDEDE: Kızılırmak kıyılarında Ankara,Çorum ve Çankırı yörelerinde kumlu ve taşlı arazide yetişen beyaz üzüm.

HASBAHÇE:Osmanlı saray bahçesi.

HASBİ:Gönüllü ve karşılıksız yapılan.

HASBİNALLAH :Allah bize yeter anlamında bir sözcük.

HASEKİ:Osmanlı sarayında cariyeler arasında seçilen padişah gözdesi.

HASEKİ:Osmanlı saraylarında hükümdar hizmetindeki silahlı koruma görevlisi.

HASENAT: Yararlı,iyi,güzel şeyler. İyilikler. 

HASEP:  Soyluluk, ululuk.  

HASET :Kıskançlık,çekememezlik.

HASIRCA: Eskişehir ilinde bir kaplıca.

HASİDİLİK: Yahudilikte,18.yüzyılda Polonya’da doğan koyu dindar akım.

HASİDLER:Çok bağnaz bir Musevi topluluğu.

HASKİ:Kızak çekmekte  kullanılan boğuk sesli bir köpek ırkı.

HASLET:Güzel huy.

HASNA:Güzel,iyi kadın anlamında kullanılan bir sözcük  

HASODA:Osmanlı sarayında Enderun’un başlıca bölümlerinden biri.

HASSA: Pamuktan dokunmuş bez.

HASSA:Osmanlı devletinde Tanzimat’tan önce sipahilere,vezirlere,emirlere,beylere tahsis edilen yer.

HASSATEN:Ayrıca,özellikle,bilhassa.

HASSE:Patiska.

HASSUNU: Diyarbakır ilinde bir dizi mağaranın ortak adı.

HASTEL:Daha çok gençlerin ve araştırmacıların konaklaması için yapılmış ve belirli kurallara göre yönetilen ekonomik tesisler.

HASUT :Kıskanç.

HAŞA:Eyerin altına konulan bez.

HAŞAT:Argo’da işe yaramaz,bozuk,kötü.

HAŞAT:Yorgun,bitkin.

HAŞERAT:Böcekler.

HAŞERE:Böcek.

HAŞHAŞ:Gelincikgillerden,kapsüllerinden afyon,tohumlarından yağ çıkarılan bir yıllık ve otsu bir kültür bitkisi.

HAŞIL:Dokumacılıkta kullanılan unlu yada çirişli sıvı.

HAŞİM:Gösterişli,haşmetli.

HAŞİMOTO:Tiroit bezinin bulaşma dışında bir nedenle iltihaplanması hastalığı.

HAŞİN:Sert,kırıcı,kaba.

HAŞİR:Kıyamet günü dirilip toplanma.

HAŞİŞ:Hint kenevirinden çıkarılan esrara eskiden verilen ad.

HAŞİV:Yazıyı yada konuşmayı gereksiz ayrıntılarla uzatma.

HAŞİYE:Bir yazı sayfasının altına,metnin herhangi bir noktasıyla ilgili olarak yazılan açıklama,dipnot.

HAŞLAK:Sıcak rüzgarın etkisiyle cılız kalmış ekin,bostan yada meyveler için kullanılan sözcük.

HAŞMET: Görkem,ihtişam,şatafat,tantana.

HAŞPAPİ:Yumuşak deriden yapılan altı genellikle kauçuk yada lastik bot.

HAT:Çizgi.

HAT:İslam kültüründe belirli kurallara uyarak güzel yazı yazma sanatı.

HATAYİ:Şah İsmail’in şiirlerinde kullandığı mahlas.

HATEM: Eski dilde mühür. Yüzük gibi parmağa takılan mühür.

HATEM:Eski dilde en sonra bulunan, sonuncu.

HATEMKARİ :Ahşap,metal yada taş üzerine mühür,yazı yada motifler oyarak,boşlukların renkli taş,fildişi yada bir başka metalle kakma tekniğiyle doldurulmasıyla yapılan süsleme.

HATIL : Ağırlığı yatay doğrultuda dağıtarak duvarda düşey çatlakların oluşmasını önlemek için duvar içine boydan boya uzatılan ahşap ya da betonarme bağlama öğesi. Duvarı berkitmek için taşların arasına yatay olarak yerleştirilen direk.

HATİ:Hata eden.

HATİLA:Artvin ilinde,doğal zenginliğinden dolayı ulusal park kapsamına alınan vadi.

HATİME:Bir yapıt yada yazının son bölümü.

HATMİ:Bir süs bitkisi,ağaç küpesi.

HATTAT:Güzel el yazısı yazan sanatçı.

HATTİ  :Orta Anadolu’da Kızılırmak kıvrımı içinde kalan bölgenin eski çağlardaki adı.

HATTUŞA: Çorum ilinin Boğazkale ilçesindeki Boğazköy antik yerleşmesinin yazılı kaynaklarda geçen öteki adı.

HATUNİYE:Erzurum’daki çifte minareli medresenin bir başka adı.

HATVE :Adım.

HAV :Kadife,çuha,yün gibi kumaşların yüzeyindeki ince tüy.

HAVACIVA : Akdeniz bölgesinde yetişen ve köklerinden kırmızı boya elde edilen bir bitki.

HAVACIVA :Boş,önemsiz,boş şey.

HAVAİ :Uçarı,yeleme.

HAVALA :Madenden yapılan havalandırma bacası.

HAVAN:İçinde bir şey dövüp ufalamaya yarayan,tahta,taş,maden yada plastikten yapılan kap.

HAVANELİ :Havan tokmağı.

HAVAPARASI:Bir yeri kira ile tutabilmek için sahibine veya içindeki kiracıya açıktan verilen para.

HAVARİ: Hz. İsa’nın öğretisini yaymak işiyle görevlendirdiği on iki yardımcısından her birine verilen ad.

HAVAS:Nitelikler,özellikler.

HAVE:Korku.

HAVER:Doğu,gün doğusu.

HAVLICAN:Kök sapı baharat olarak kullanılan,güzel çiçekli,aromalı bir bitki türü.

HAVRUZ:Lazımlık.

HAVUT:Deve semeri.   

HAVZA:Dağ veya tepelerle sınırlanmış,suları aynı denize,göle veya ırmağa akan bölge.

HAY:Karagöz ve ortaoyununda Ermeni tiplemesine verilen ad.

HAYALHANE:Eskiden Karagöz oynatılan yerlere verilen ad.

HAYALİ (HAYALCİ ):Karagöz oynatan kimse.

HAYASTAN:Ermenistan’ın kendi dilindeki adı.    

HAYAT VAR:Reha Erdem’in bir filmi.

HAYAT:Evin avlusu. Genellikle köy ve kasaba evlerinde, üstü kapalı bir ya da birkaç yanı açık sofa.

HAYDAR:Aslan.

HAYDARİ:Sarımsaklı yoğurt ve nane,dere otu,maydanoz gibi sebzelerle yapılan bir meze.

HAYFA:Eyvah,yazık anlamında bir sözcük.

HAYIT:Dere kenarlarında yetişen uzun saplı bir çalı.Eskiden kırbaç olarak kullanılırmış.

HAYMANA:Başıboş hayvanların salındığı çayırlık.

HAYMATLOS:Uluslar arası hukukta vatandaşlık hakkını kaybeden ve bir yenisini kazanamayan kimse,vatansız.

HAYRAT:Halkın yararlanması için yapılan okul,çeşme,hastane vb yapı.

HAYRULLAH: Allah katında hayırlı olan.

HAYTA :Kabadayı,külhanbeyi,efe. Başıboş,bir baltaya sap olamamış,apaş,serseri. Boşta gezen.

HAYTALYA:Hatay ve Gaziantep yöresine özgü bir tür su muhallebisi.

HAYYAM:Çadırcı.

HAZ:Hoşa giden duygulanım.

HAZA:Argo’da eksiksiz,kusursuz anlamında sözcük.

HAZA:Kesme, kesip ayırma.

HAZAKAT:Bir hekimin ustalığı, mahareti.   

HAZAL:  Dökülen yaprak.

HAZANBEL:Azak eğeri,eğir gibi adlar da verilen ve kökü hekimlikte kullanılan otsu bitki.

HAZAPİN:Yarısı Türkiye’de yarısı Gürcistan’da olan ve Aktaş da denilen bir göl.

HAZAR: Doğu Anadolu’da bir göl.

HAZAR:Barış.

HAZARBABA:Elazığ’ın Sivrice ilçesinde,kayak merkezi olan dağ.

HAZF: Arap abecesindeki noktasız harflerden oluşmuş sözcüklerle şiir ya da yazı yazma.

HAZİK:Usta,mahir.

HAZİRE: Osmanlı camilerinin avlusunda yer alan,duvar ya da parmaklıkla çevrili küçük mezarlık. Cami,türbe,tekke bahçesinde bulunan etrafı çevrili mezar. Etrafı çitle çevrili ve girilmesi yasak yer.

HAZİRUN:Hazır olanlar.

HAZNE:Bir şeyin toplandığı,biriktirildiği yer,depo.

HAZNEDAR:Bir hazineyi bekleyen veya yöneten kimse.

HE:Asaf Halet Çelebi’nin bir şiir kitabı.

HEBENNEKA:Zeki ve becerikli olmadığı halde kendini öyle sanan.  

 

HECİN:Devegiller familyasından,sırtında besin depo etmeye yarayan tek hörgücü bulunan bir memeli türü.

HEDİ:Hac sırasında kesilen kurban.

HEDİK :Kaynatılmış buğday,bulgur,mısır gibi şeyler. 

HEDONİST:Hazcı.

HEDONİZM:Hazcılık.

HEFAİSTOS:Yunan mitolojisine göre,ateş ve demirci tanrısı.

HEK:Kullanılamaz durumdaki askeri malzemeyi belirtmekte kullanılan kısaltma.

HEKATE:Eski Yunan’da büyük olasılıkla Anadolu’nun güneybatısındaki Konya’dan türeyen tanrıça.

HEKTAR: (Hacim ölçüsü). (10.000m2).

HELAK:Bitkin duruma düşme.

HELALİ:Ham ipekten dokunmuş bürümcüğe pamuk ipliği katılarak elde edilen kumaş.

HELATİYE:Osmanlı mutfağına özgü çamsakızlı muhallebi.

HELECAN:Yürek çarpıntısı.

HELEN:Eski Yunanlı,Grek.

HELENİSTİK:Büyük İskender’den sonraki Yunan sanatı,tarihi ve kültürü ile ilgili olan.

HELESA :Ramazan ayında iftardan sonra çocukların ev ev dolaşıp maniler söyleyerek ve bahşiş toplayarak yaptıkları tören.

HELET  :Kimi yörelerde düğünde oğlan tarafından kız tarafına verilen hediye anlamında kullanılan sözcük.

HELEZON:Kıvrımlı,yılankavi biçim,helis.

HELEZONİK:Yılankavi.

HELİK:Duvar örülürken büyük taşların arasına yerleştirilen küçük taşlar.

HELİKON:Çalgı ağızlığı ile pistonu olan,boyundan geçirilerek tutulan,çember biçimli,üflemeli bakır çalgı.

HELİOTERAPİ:Güneş ışınlarıyla bazı hastalıkların tedavisi.

HELİSE:Un,şeker ve yağla yapılan helvaya benzer bir tatlı.

HELİSEL:Sarmal.

HELKE: Bakraç,kova.

HELLİM:Kıbrıs’a özgü bir çeşit beyaz peynir.

HELME:Fasulye,pirinç,buğday gibi taneler kaynatıldığında,nişastanın çökelmesiyle oluşan koyu sıvı.

HELYODOR : Altın sarısı renginde, berilden oluşan ve kuyumculukta  kullanılan bir taş.

HELYOGRAF:Güneşten yayılan ısı miktarını ölçmeye yarayan alet.

HELYOTERAPİ:Güneş ışınlarıyla tedavi.

HEM: Zaten,özellikle.

HEM:Eski dilde üzüntü, kaygı,   

HEMATİ:Kanın hemoglobinle renklenmiş kırmızı yuvarı.   

HEMATİT :Kırmızı   veya   esmer   renkte   olan   doğal   demir   oksidinden   oluşan   bir   mineral , kantaşı.

HEMATOFAJ :Kanla beslenen. Kan asalağı.

HEMATOFOBİ:Kan korkusu.

HEMATOLOG :Kan bilimci.

HEMATOLOJİ :Kanı,kan yapıcı organları ve bunların hastalıklarını konu alan bilim dalı.

HEMATÜRİ:Kan işeme. 

HEMAYAR:Denk,eşit.

HEMODİYALİZ :Geçirgen bir zardan süzerek,zehirli artıkları ayıklamak ve kanı temizlemek için kullanılan tedavi yöntemi.

HEMOFİLİ:Kanın pıhtılaşmasındaki bir bozukluğa bağlı kanama hastalığı. Kan dinmezliği.

HEMOGLOBİN:Soluk alma aracılığıyla organizmanın hücreleri arasında oksijen ve karbon gazını iletmeyi sağlayan,bileşiminde demir,azot,oksijen,hidrojen,kömür ve kükürt bulunan alyuvarların en önemli maddesi.

HEMOROİT:Basur.

HEMPA:Kötü işlerde aynı amaçla ve birlikte hareket eden kimse,omuzdaş.

HEMZEMİN :Aynı düzeyde olan.

HEN:Güneydoğu  Asya’da özellikle Laos’ta kullanılan ağızlı org. 

HENDEK:Derin su arkı.

HENDESE:Eski dilde geometri.

HENİ:Sindirimi kolay,sağlığa uygun.

HENNE: Ağrı ili yöresine özgü bir kalk oyunu.

HENRİ MOORE:Taş ve tunçtan yaptığı soyut ama organik biçimli yapıtlarıyla XX. Yüzyılın önde gelen sanatçılarından biri olan ünlü İngiliz heykeltıraş.

HEP:Metin Eloğlu’nun bir şiir kitabı.

HERA:Yunan mitolojisinde evlilik ve kadın yaşamının tanrıçası.

HERBOLOJ İ:Otları inceleyen bilim dalı.   

HERC: Sürüldükten sonra bir yıl dinlendirilen toprak.

HERCÜMERÇ :Alt üst,karmakarışık,darmadağınık,allak bullak.

HEREK:Asma,fasulye gibi sarılgan bitkilerin tutunması için yanlarına dikilen sırık.

HERGELE:Bineğe yada yük taşımaya alıştırılmamış at veya eşek sürüsü.

HERGELECİ:Yaban atlarına bakan kimse,yabani at çobanı.

HERİK:Karadeniz’in bazı bölgelerinde yetiştirilen bir tür koyun.

HERİSE:Az kavrulmuş un ve tavuk eti dövülerek yapılan, pelte kıvamında yöresel bir yemeğe verilen ad.Keşkek.

HERK:Sürüldükten sonra nadasa bırakılan tarla.

HERMES:Yunan mitolojisinde bir tanrı.

HERMETİZM:Yirminci yüzyıl başında İtalya’da ortaya çıkan modernist şiir hareketi.

HERO:Leandros’un aşık olduğu Aphrodite rahibesi.

HERPES ZOSTER:Zona.

HERPETOLOJİ:Amfibyum ve sürüngenleri inceleyen bilim dalı.

HERSE (HERİSE): Konya’nın Akşehir ilçesine özgü,dövülmüş buğday ve etle yapılan bir yemek.Keşkek. Haşlanmış ve dövülmüş buğday.

HERZE :Saçma,saçma söz,zevzeklik.

HERZEVEKİL :Kendisini ilgilendirmeyen işlere karışan.

HESTİA:Yunan mitolojisinde ocak tanrıçası.

HETEROJEN:Değişik nitelikte öğelerden oluşup bütünlük göstermeyen,ayrışık.

HETEROTROP:Dış beslenen.

HETMAN:Bir tür Kazak Başkanı.

HEVA: Aşk.

HEVENK:Bir ipe,bir çubuğa geçirilmiş,dizilmiş veya birbirine bağlanmış yaş meyve ve sebze bağı.

HEVES :Geçici istek.

HEYAMOLA:Gemicilerin yada işçilerin birlikte bir şey çekerken haydi çek anlamında bir ağızdan yüksek sesle ve makamla söyledikleri söz,gayret sözü.

HEYBE:At,eşek,vb binek hayvanlarının eyeri üzerine geçirilen veya omuzda taşınan,kilim veya halıdan yapılmış iki gözlü torba.

HEYBELİ: Afyon ilinde,Kızıl Kilise olarak da bilinen bir kaplıca.

HEYBET:Korku ve saygı uyandıran görünüş.

HEYELAN:Toprak kayması.

HEYULA:Korkunç hayal. 

HEZAR:Bülbül.

HEZARAN:Bambu saplarından yapılmış mobilya yapılan bambu türü. 

HEZAREN: Gösterişli çiçekleri nedeniyle süs bitkisi olarak yetiştirilen ve saray çiçeği de denilen otsu bitki.

HEZARFEN:Çok şey bilen,her şeyden anlayan.

HEZEL:Edebiyatta bir şiiri yada şiir parçasını şakacı bir anlatıma çevirme.

HEZEN:Damların üzerine döşenen kalın ve büyük ağaç.

HEZEYAN :Saçmalama.

HF:Hafniyum’un simgesi.

HIDIRNEBİ : Trabzon ilinde bir yayla.   

HILLA: Kırşehir kenti yakınında bir göl.

HILTAN: Top durumundaki çiçekleri kuruduktan sonra sapları kürdan olarak kullanılan yabani bir bitki.

HIMIŞ: Ağaç çatkı arasına kerpiç doldurularak yapılan duvar.

HINDIM:Çalgılı toplantı, eğlenti.

HINZIR:Arapça’da domuz.   

HIRA:Çok yiyen,obur.

HIRA:Zayıf,çelimsiz,cılız.

HIRBO:Kaba saba kimse.

HIRDAVAT:Kilit,tel,çivi,reze gibi ufak tefek metal eşya.

HIRFET:Zanaat,esnaflık.

HIRKA:Önden açık,kollu,genellikle yünden üst giysisi.

HIRLAS:Samsun’un Ladik ilçesinde bir kaplıca.

HIRPANİ:Mardin ve Siirt yöresine özgü bir halk oyunu.

HIRPANİ:Perişan kılıklı,derbeder.

HIRT:Argo’da sersem,budala,ahmak.

HIRTABOZ:Argo’da pis,kötü ve kaba adam.

HIRTLAMA:Trabzon yöresine özgü, dana eti ve mısır unuyla yapılan bir tür köfte.

HIŞLAYIK: Karaman’ın Ayrancı ilçesinde bir mağara.

HIYAR:Bir şeyi seçmekte yada yapıp yapmamakta özgürlük.

HIYARAĞASI: Argo’da kabasaba,yontulmamış.

HIYARCIK:Kasık lenf bezlerinin iltihaplanması.

HIYARŞEMBE:Tropikal bölgelerde yetişen,tüysü yapraklı ve sarı çiçekli büyük bir ağaç.

HIYARTO:Argo’da görgüsüz,kaba saba kimse anlamında kullanılan sözcük.

HIZAR:Tahta ve kereste biçmeye yarayan,elektrik ve su gücüyle çalışan büyük bıçkı.

HIZMA:Burun sağ kanadına takılan altın,gümüş gibi madenlerden yapılmış küçük süs,burun bezeği.

HİBA:Göçebe çadırı,oba anlamında eski sözcük.

HİBAKUŞA:Hiroşima’da atomdan  sağ  kurtulanlar.

HİBEŞ:Antalya yöresine özgü,tahinle yapılan bir tür meze.

HİCAZ : Türk müziğinde bir makam adı.   

HİCİV :Yergi.

HİCRAN :Ayrılık acısı.

HİCVİYE:Yergi,taşlama.

HİÇ:Neyzen Tevfik’in bir şiir kitabı.

HİÇİRİKİ:Japon müziğine özgü kısa ve çift kamışlı nefesli çalgı.

HİDALGO:Eski dönemde İspanyol soylularına verilen san.

HİDAYET:Doğru yolu arama.

HİDİV :Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan sonra Mısır Valilerine verilen unvan. Kavalılar’a mensup Mısır valilerine babadan oğula geçmek üzere 1867’de verilen resmi unvan

HİDİV: Farsçada büyük vezir.

HİDRA:Bir santimetre uzunluğunda,vücudu torba biçiminde,ağız çevresinde 6-10 dokunacı olan bir tatlı su hayvanı.

HİDROBİYOLOJİ:Sularda yaşayan canlıların hayatını inceleyen bilim dalı.

HİDROFOBİ:Su korkusu.

HİDROGRAFİ:Bir bölgedeki yer altı ve yerüstü sularının durumunu inceleyen bilim.

HİDROJET BANYO:Banyo sırasında su içinde basınçlı hava ile yapılan masaj.

HİDROLİZ:Bir molekülün su etkisiyle ikiye ayrılmasını sağlayan tepkime.

HİDROSFER:Denizlerin yeryüzünde oluşturduğu yuvar,su yuvarı.

HİDROTERAPİ:Kimi hastalıkları su ile tedavi etme,su tedavisi.

HİELİ  KAĞAN:Doğu Göktürk Hakanı.

HİERAPOLİS:Pamukkale’nin eski dönemlerdeki adı.

HİERON:Eski Yunanistan’da,içinde genellikle çeşitli binalar ve bağışlarla çevrili bir tapınağın da yer aldığı kutsal alan.

HİFEMA:Gözün ön odasına kan dolması.

HİGROMETRE :Nem ölçer.

HİJYENİK :Sıhhi,sağlığa yararlı.

HİKEMİ:Felsefe ile ilgili,felsefi söz yada düşünce.

HİKİKOMORİ: Her şeyden elini ayağını çekip inzivaya çekilme anlamında Japonya kökenli bir hastalık.

HİKMET:Bilinmeyen sebep.

HİKMET:Felsefe, bilgelik.  

HİKMETLİ:Bilgece olan.

HİLAL: Tırnak dibindeki ince ,beyaz leke.

HİLALİ: Arap abecesiyle yazılan bir yazı türü. 

HİLALİAHMER:Kızılay derneğinin eski adı.

HİLAR:Diyarbakır ilinde bir dizi mağaranın ortak adı.

HİLAT:Padişahların gönül almak yada ödüllendirmek için birine giydirdikleri kumaş veya kürkten yapılmış değerli kaftan.

HİLKAT:Yaradılış,huy,tabiat.

HİLMİ:Yumuşak huylu,kibar.

HİLOZOİZM:Evrenin temeli olarak düşünülen maddenin canlı olduğunu savunan felsefe doktrini.

HİLYE:Hazreti Muhammed’in dış görünüşünü, davranışlarını anlatan  edebi yapıtlara verilen ad İnsandaki güzel nitelikler..

HİMEN:Kızlık zarı.

HİMMET:Yardım,kayırma.

HİN : Kurnaz.    

HİN: Sıra.Zaman.

HİNDU:Hindistan’ın Mecusi halkından olan kimse.

HİNDUKUŞ:Orta Asya’da büyük bir dağ sistemi.

HİNİ:Zamanı,vakti,sırası,anı.

HİNT İNCİRİ:Frenk İnciri.

HİNT İRMİĞİ  :Sagu’da denilen ve kimi hurma ağaçlarının özünden çıkarılan nişastalı bir maddeye verilen ad.

HİNTBADEMİ: Kakao.

HİNTERLAND:Bir limanın ticaret merkezi durumunda bulunduğu bölge.

HİPERBOL:Bir düzlemin odak denilen durağan iki noktaya uzaklıkları değişmeyen noktaların geometrik yeri olan eğri.

HİPHOP:Rap başta olmak üzere 1980’lerin siyah ABD müziğini ve Newyork popunu içine alan müzik türlerinin genel adı.

HİPODERM: Alt deri.

HİPODROM:At yarışları yapılan alan.

HİPOFİZ:Beynin alt bölümünde bulunan,salgısını kana vererek fizyolojik olaylarda önemli rol oynayan sinirsel organ.

HİPOKRAT:Gözleme dayalı tıbbi teşhis yönteminin babası olan Yunanlı doktor.

HİPOTALAMUS:Ön beynin alt bölgesi.

HİPOTENÜS:Bir dik üçgende,dik açının karşısında bulunan kenar.

HİPOTETİK:Farazi. 

HİPOTEZ:Deneylerle henüz yeterli derecede doğrulanmamış,ancak doğrulanacağı umulan teorik düşünce,varsayım,faraziye.

HİPPOTERAPİ:At sırtına binerek tedavi.

HİRA:Mekke’nin kuzeydoğusunda Hz Muhammed’in Allah’tan ilk buyruğu aldığı dağ.

HİRABİT:Van ilinde yüksek bir dağ.

HİRFANLI:Kızılırmak üzerinde kurulu bir baraj ve hidroelektrik santralı.

HİRRE:Eski dilde dişi kedi.

HİSAR.:Türk müziğinde bir makam.

HİSAR:Bir şehrin veya önemli bir yerin korunması için taştan yapılmış,yüksek duvarlı ve kuleli,çevresinde hendekler bulunan küçük kale.

HİSARBUSELİK: Klasik Türk Müziğinde bir birleşik makam.

HİSARLIKTEPE:Gelibolu yarımadasında Çanakkale şehitleri anıtının yer aldığı burnun adı.

HİSTERİ:Duyu bozuklukları,türlü ruh karışıklıkları,çırpınma,kasılmalar ve bazen inmelerle kendini gösteren bir sinir bozukluğu.

HİSTOLOJİ:Dokubilim. 

HİT:Listebaşı olmuş hafif müzik şarkısı.

HİTAN:Eski dilde sünnet etme.

HİV: Aids virüsü.

HİYERARŞİ:Makam sırası,basamak,derece düzeni. Yetkilerin ve rütbelerin önem sırası. Aşama sırası.

HK:Hong Kong’un  plakası.

HO: Holmiyum elementinin simgesi.

HOAZİN:Güney Amerika’nın sıcak ve bataklık bölgelerinde yaşayan bir kuş.Tepeli tavuk.

HOBİ: Boş zamanlarda sıkılmamak için başvurulan oyalanma biçimi ya da en sevilen uğraş.

HOCA DEHHANİ:On üçüncü yüzyılda Horasan’dan Anadolu’ya gelerek Selçuklu sarayına girmiş,aşk ve şarap konularını işleyen şiirleriyle divan edebiyatının bilinen ilk temsilcisi olmuş şair.

HOCAT:Muğla ilinde bir göl.

HOD:Kendi.

HODAK:Evcil hayvanları güden küçük yaştaki çoban.

HODAN:Çiçekleri hekimlikte kullanılan ve kökleri kavrularak yenilen bir bitki,sığırdili. Ispıt,Zıbıdık,Gaydırak.

HODBİN:Bencil,egoist.

HOHEL: Ukraynalılara verilen ad.

HOKER:Ölünün ana rahmindeki gibi,dizleri ve başı karna doğru çekilmiş biçimde gömülmesi durumu.

HOKEY:Bir ucu kıvrık sopalarla çayır veya buz üzerinde iki takım arasında oynanan bir top oyunu.

HOKKA:İçine mürekkep konulan özel kap.

HOLDİNG:Bir çok ortaklığın hisse senetlerini elinde bulundurarak onları denetimi altında tutan sermaye yatırım ortaklığı,ana ortaklık.

HOLOGRAF:Lazer ışınları kullanılarak yaratılan üç boyutlu görüntü. Nesneleri üç boyutlu gösteren fotoğraf tekniği.

HOMEOPATİ:Bir hastalığı benzeriyle tedavi etme yöntemi.

HOMİKLOFOBİ:Sisten aşırı derecede korkma.

HOMMAN:Ankara yöresine özgü, külde pişirilen çörek  ya da ekmek.

HOMOFOBİ:Eşcinsellik korkusu.

HOMOJEN: Her yeri aynı özelliği gösteren;bağdaşık.

HOMOTETİ:Merkez olarak alınan bir noktaya göre birer noktasının geometrik yerleri karşılıklı olarak aynı olan iki nokta grubunun durumu.

HON:Ekin biçerken sıralanan işçi takımı.

HONA:Erkek geyik.

HONAZ:Denizli’de “ulusal park” kapsamına alınan  dağ.

HONÇA:Yufka açılan tahta.

HONEFTER: Trabzon’un Düzköy ilçesinde bir yayla.

HONŞU:Japonya’nın en büyük adası.

HOPAL:Gezen ada,saz ada,Sazak gibi adlar da verilen ve sazlardan oluşarak bir göl içinde yüzen ada.

HOPAL:Tahtalı da denilen bir güvercin cinsi.

HOR: Değersiz,önemsiz.

HORA:Bir çok kişi tarafından el ele tutuşarak oynanan bir halk oyunu.

HORANTA:Ev halkı, aile. 

HORASAN :Kiremit   ve   tuğla   tozlarının  kireç  ve  su  ile  karıştırılmasından  elde  edilen  bir  çeşit  harç.

HORASANİ:Üst bölümü sarıktan taşacak biçimde yapılmış hoca kavuğu.

HORATA :Halk dilinde şaka anlamında kullanılan sözcük. Şaka,alay.

HORAVEL:Doğu Anadolu’da çift sürülürken hep bir ağızdan söylenen türkü yada mani.

HORDA:Göçebe ve ilkel olarak yaşayan yağmacı topluluk.

HOROZBİNA:Sırt yüzgeci uzun ve geniş küçük bir balık.

HOROZCUK: Eskiden kuduzun ilacı olarak kabul edilen,ıtırlı bir dağ bitkisi. Yaban tere’si.

HOROZGÖZÜ :Maydanozgillerden,beyaz yada pembe çiçekli bir bitki.

HORTİK:Erzurum’un İspir ilçesinde üretilen küçük taneli ve lezzetli bir fasulye cinsi.

HORTU:Mersin’in Gülnar ilçesinde bir göl.

HOSTEL:Kültürel ve sportif amaçlarla seyahat edenlere ayrılan basit barınak.

HOŞKİN:Kalabalık,Papaz gibi adlar da verilen bir iskambil oyunu.

HOŞKURAN:Ispanağa benzer,yenilebilir bir kır bitkisi.

HOTAMIŞ:Konya’nın Çumra ilçesinde,birçok kuş türünü barındıran göl,bataklık.

HOTOZ:Kadınların süs için saçlarının üstüne taktıkları,çeşitli renk ve biçimde yapılmış küçük başlık.

HOVARDA:Çapkın.

HOVERKRAFT: Christopher Cockerel tarafından 1959 da icat edilen,su ve buz gibi düzgün yüzeyler üzerinde,havadan ilerleyen taşıt.

HOYRAN:Eğridir Gölünün kuzey yarısına verilen ad.

HOYRAT :Kaba ,kırıcı ve hırpalayıcı.

HOYRAT:Güneydoğu Anadolu,Kerkük gibi bölgelerde ezgiyle söylenen cinaslı manilere verilen ad.

HÖDÜK:Görgüsüz,kaba,anlayışı kıt kimse.

HÖKELEK:Büyüklük,çalım,gösteriş.

HÖL:Islaklık, nem.

HÖLLÜK:Bazı yerlerde kundak çocuklarının altına konulan killi toprak.

HÖNÜSÜ:Yurdumuzda yetişen sofralık bir üzüm cinsi.   

HÖRGÜÇ:Devenin sırtındaki tümsek,çıkıntı.

HÖŞMERİM:Tuzsuz taze peynirden nişasta,pirinç unu konarak yapılan bir helva.

HÖYÜK:Tarih boyunca türlü nedenlerle yıkılan yerleşme bölgelerinde,yıkıntıların üst üste birikmesiyle oluşan ve çoğu kez içinde yapı kalıntılarının gömülü bulunduğu yayvan tepe.

HP (HORSE POWER) :Beygir gücü.

HR: Hırvatistan’ın plaka imi.

HRAÇYA:Ermeni asıllı Osmanlı tiyatro oyuncusu (Aznif Hanım diye de bilinirdi).

HTML (Hyper Text Markup Language) :Bilgisayar bağlantılı metin dili,üst metin dili.Web (örün) sayfalarının kolaylıkla yaratılmasına elveren programlama dili. Web sayfalarının biçiminin oluşturulduğu kodlama dili.

HUBANNAME: Divan edebiyatında güzel ve yakışıklı delikanlılar için yazılan yapıtlara verilen ad.

HUBUBAT: Taneli kuru şeyler.Buğday mısır gibi daha ziyade un haline getirilip tüketilenler. Buğday,arpa gibi tahılların taneleri.

HUD: Bir peygamber.

HUDA (HÜDA):Allah.

HUFFİ  :Çizme içine konacak biçimde yapılmış küçük kitap.

HUĞ :Saz ya da kamıştan yapılmış kulübe.

HUL:Yeni doğan buzağıların konulduğu yer.

HULA:Geleneksel Hawai dansı.

HULK: Doğuştan gelen huy.

HULKİ:İyi ahlaklı,iyi tabiatlı.

HULUL:Gelip çatma,girme. Geçme.

HULUL:Tasavvufta,Allah’ın maddesel ve bedensel kuluyla birleşerek tekleşmesi.

HULUS:Gönül temizliği,içtenlik.

HULUSİ:Samimi.

HUMAR:İçki veya uyku sersemliği.

HUMBARA:Tarihte,demirden veya tunçtan dökülmüş,yuvarlak ve boş olan, içine patlayıcı maddeler doldurulup havan topu veya elle atılan yuvarlak bir tür bomba.

HUMMA:Ateşli hastalık.

HUMUS: İyice ezilmiş nohut,tahin ve baharatla hazırlanan bir yemek. Nohut püresi ve tahinle hazırlanan soğuk meze.(Antakya).

HUMUS:Bitkilerin çürümesiyle oluşan koyu renkte organik toprak.

HUN: Eski dilde kan.    

HUNHAR:Kana susamış,zalim.

HURAFE:Dine sonradan girmiş boş inanç.

HURÇ :Genellikle yelken bezinden veya meşinden yapılmış büyük heybe. Büyük meşin heybe.

HURÇ:Çeşitli kumaşlardan yapılan,içerisine battaniye,yorgan vs eşya konulan özel çanta.

HURDAHAŞ:Paramparça.

HURON:Kuzey Amerika’da beş büyük gölden biri.

HURREM:Şen,güler yüzlü.

HURŞİT: Güneş.

HURUÇ:Çıkma,çıkış,güç.

HURUFAT:Basımda,baskı işinde kullanılan metal,vb bir maddeden yapılmış harf,rakam veya başka işaret kalıpları. Harfler.

HURUFİ:Tanrıyı,insanı ve genel olarak varlığı harfler ve sayılarla açıklayan tarikatın taraftarı.

HURUFİLİK:Kuran’ın harflerinden bir takım anlam ve yargılar çıkaran bir mezhep.

HUSREV:Padişah.

HUSUF:Ay tutulması.

HUSUM:Eski dilde düşmanlar, hasımlar ,uğursuzluk.

HUSUM:Genellikle 12 Martta görülen,Batı Karadeniz’e özgü şiddetli bir fırtına.

HUSYE:Er bezi,testis.

HUŞ:Beyaz kabuğu ve beyaz kerestesi marangozlukta kullanılan bir ağaç. Gürgengillerden kerestelik bir ağaç. Kuzey yarıkürede yetişen,beyaz kabuklu bir ağaç.

HUŞU:Tanrıya boyun eğme,gönlü saygı ve korkuyla dolu olma. Alçak gönüllülük.

HUŞUNET:Sertlik,kabalık,kırıcılık.

HUŞYAR: Akıllı,aklı başında.

HUTAME:Cehennemin Gayya kuyusunun da bulunduğu beşinci katı.

HUY: Taş kömürü.

HUZME:Işın demeti.   

HÜCCET:Bir önermeyi tanıtlamak için gösterilen ve daha önce doğru diye kabul edilen başka önerme,belgit. Eskiden bilginlere verilen bir unvan.

HÜCUMBOT:Bir tür küçük savaş gemisi.

HÜDAİ :Afyon’un Sandıklı ilçesinde bir kaplıca.

HÜDAYİNABİT:Kendi biten,kendi kendine yetişen bitki.

HÜLLE:İslam hukukunda kocası tarafından kesin biçimde boşanan kadının eski kocasıyla yeniden evlenmesini olanaklı kılmak için başka bir erkekle evlenip boşanması.

HÜLÜ:Kırmızı renkli bir şeftali cinsi.

HÜMA:Üzerinden geçtiği insanlara mutluluk ve zenginlik getirdiğine inanılan efsane kuşu. Devlet kuşu.

HÜMAYUN: Türk müziğinde bir makam adı.   

HÜMAYUN:Padişaha ait,hükümdarla ilgili.

HÜNKAR BEĞENDİ  :Közlenmiş patlıcanla yapılan bir tür yemek.  

HÜNKAR:Padişah.

HÜNKARİ:Sultan güvercini de denilen bir güvercin cinsi.

HÜNNAP :Bir meyve.

HÜNSA:Hem erkek hem dişi gametleri bulunan birey,er dişi.

HÜRLE:Bir cins burçak.

HÜRYEMEZ:İri ve çok mayhoş bir elma cinsi.    

HÜSEYNİ: Türk müziğinde bir makam adı.   

HÜSEYNİ:Gaziantep yöresine özgü bir üzüm cinsi.

HÜSN:Güzellik.

HÜSNİ:Güzellikle ilgili.

HÜSNÜHAL: İyi hal.İyi huy.

HÜSNÜYUSUF:Karanfilgillerden,bazı türleri bahçelerde süs olarak dikilen bir bitki.

HÜVEYDA:Besbelli,açıkça,meydanda,aşikar.

HÜZZAM : Türk müziğinde bir makam adı.