Bulmacadaki kelimelere göre  hazırlanmış 

BULMACA SÖZLÜĞÜ  

 A B C Ç D E F G H I İ J K L M N

 O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z       [Ana Sayfa]

  Düzenleyen :

  Sabahattin ÖZTÜRK

 

İADELİ  :Divan şiirinde her beytin son sözcüğünü, sonraki beytin ilk sözcüğü yapma biçiminde ortaya çıkan söz sanatı.

İALU:Eski Mısır’da ölüler ülkesine verilen ad.

İAMBOS:Klasik şiirde bir kısa bir uzun iki heceden oluşan ayak.    

İANE :Yardım amacıyla toplanan para.

İANET: Eski dilde yardım.

İANUS:Biri  öne , öteki  arkaya  bakan , birbirine  karşıt  iki  yüz biçiminde betimlenen eski bir Roma tanrısı. 

İARE:Ödünç verme,eğreti verme.

İASON:Yunan mitolojisinde altın postu aramaya çıkan Argo gemisinin kaptanı.

İASOS: Muğla’nın Milas ilçesinde ünlü bir antik kent. Bodrum yarımadasının kuzeyinde yer alan Güllük körfezindeki Güllük koyunda güneye doğru çıkıntı yapan küçük yarımada da bir Karia kenti.

İAŞE:Yedirip içirme.

İBA: Halk dilinde çiy,nem anlamında kullanılan sözcük.

İBA:Eski dilde çekinme, razı olmama.

İBAD:Eski dilde kovma.

İBADULLAH:Pek bol, pek çok. 

İBAHİYE:İslam’da,bütün yasakların ve yükümlülüklerin kaldırılmasını savunan dinsel akımlara verilen ortak ad.

İBATE:Barındırma.

İBDA:Devrinin sanat anlayışı içerisinde güzel bir eser meydana getirmek. Yaratma,yoktan var etme.

İBEKS:Ürdün’de ve Suriye’de yaşayan,uzun ve güçlü boynuzları olan bir dağ keçisi.

İBERLER :Tarih öncesi çağlarda İspanya’da yaşayan ve bu yarımadaya adını veren halk.

İBİBİK:Çavuşkuşu,hüthüt.

İBİJO:Güney Amerika ormanlarında yaşayan çok iri çobanaldatan kuşu.

İBİK: Çaydanlık,demlik,ibrik gibi kapların içi delik uzantısı.

İBİK:Horoz tepeliği,köşe-kenar-uç. 

İBİS:Leyleğe benzer bir kuş. Mısır turnası.

İBİŞ:Türk tuluat  tiyatrosunda baş komik görevindeki uşak tiplemesi. Hımbıl, alık. Şapşal palyaço.

İBLAĞ:Bir şeyin miktarını artırma.

İBN:Eski dilde oğul,evlat.

İBNİ MEYMUN : Akıl  yoluyla  edinilen  bilgiyi  kutsal  kitapların  öğretisiyle  kaynaştırmaya  çalışmış,  düşünceleriyle  Spinoza  ve  Leibniz  gibi  Batılı  düşünürleri  derinden  etkilemiş  ünlü  Endülüslü  Yahudi  filozof  ve  hekim.

İBNİ SİNA :Batı’da “Avicenna” olarak bilinen, ünlü İslam filozofu ve hekimi.

İBOGA:Gabon’da yetişen zakkumgillerden bir ağaç.

İBOLAR:  Nijerya’da yaşayan bir halk.

İBRA : Aklama, temize çıkarma.

İBRAHİM BALABAN:Resimlerinde Anadolu köylüsünün yaşamını düşsel bir boyutta,grafik kurgulu yüzeyler ve canlı renklerle işleyen bir ressamımız.

İBRAHİM DİBAĞ :Küresel lif demetleri için derece teorisi” adlı çalışmasıyla cebirsel teknolojiye yeni kavramlar getiren ve  Sedat Simavi Fen Bilimleri Ödülü’nü 1983’deanan ünlü matematikçi.

İBRANİ:Eski Yahudilere verilen ad.

İBRE: Çam,ardıç,sedir gibi ağaçların yaprağı.İğne yaprak.

İBRE:Ölçü aletlerinde sayı yada işaret göstermeye yarayan hareketli iğne.

İBRİK:Su ve sulu şeyler koymaya yarayan kulplu,emzikli kap.

İBRİŞİM: İpek veya floş demeti.Dokumacılıkta kullanılmak üzere hazırlanmış ve bükülmüş ipekler.

İBYİZAZ:Beyazlama, ağarma anlamında eski sözcük.

İCABET:Bir çağrıyı yerine getirme.

İCARE:Devlete yada bir vakıfa kira olarak ödenen para.

İCARELİLER:Yeniçeri ocağının kaldırılmasından önce,kent ve kalelerin yerli halkı arasından görevlendirilen topçulara verilen ad.

İCAZ :  Az sözle çok şey anlatma. 

İCAZETNAME:İzin belgesi.

İCBAR:Zorlama,zorunda bırakma.

İCLAL :Ağırlama.

İCMA: İslam bilginlerinin bir konuda fikir birliği etmeleri.

İCMA:Eski dilde toplama.    Özet,kısaltma.

İCOM:Uluslar arası Müzeler Konseyinin kısaltması.

İCRA:Yürütme.

İÇERİK:Bir anlatımda verilmek istenen öz.

İÇİRİK:Yatak, yorgan doldurmaya yarayan yün, pamuk, kıtık gibi şeyler.

İÇKERİYA:Çeçenlerin kendi ülkelerine verdikleri ad.

İÇKİN :Felsefede varlığın içinde bulunan,varlığın yapısına karışmış olan.

İÇLEK :Maddi nitelikleri olmayan,manevi.

İÇLEM:Bir kavramdaki temel özelliklerin tümü.

İÇLİKÖFTE:İçine kavrulmuş soğanlı kıyma,ceviz ve baharat konularak hazırlanan,yumurta biçimli bir köfte.

İÇOĞLANI:Osmanlı İmparatorluğunda , saraylarda türlü devlet hizmetleri için aday olarak yetiştirilen gençlere verilen ad.

İÇREK:Felsefede,belirli bir insan topluluğunun dışında kimseye bildirilmeyen,yalnızca sınırlı,dar bir çevreye aktarılan her türlü bilgi,öğreti. Batıni.

İÇSALGI:Vücuttaki salgı bezlerinin doğrudan doğruya kana karışacak yolda çıkardıkları salgı.

İÇTİHAT:Hukuksal bir sorun ya da uyuşmazlıkla ilgili olarak hukuk bilginlerinin ya da yargı organlarının vardıkları görüş ve yargılar.

İÇTİMA: Toplanma.

İÇTİMAİ:Sosyal.  

İÇTİNAP: Sakınma.

İD:Bayram.

İD:İlkel benlik. 

İDA (İnternational Development Association) :Uluslararası Kalkınma Birliği.

İDA :Kaz dağının mitolojideki adı.

İDADİ:Eskiden lise düzeyinde okul. 

İDAİON:Gelibolu yarımadasında eskiçağ kenti.

İDAME:Sürdürme, devam ettirme.

İDANE:Borç verme anlamında eski bir sözcük. 

İDBAR: Baht ve talihin kötüye gitmesi,düşkünlük.

İDDET:İslam hukukunda kocası ölen yada kocasından boşanan kadının yeniden evlenmesi için beklemesi gereken süre.

İDE:Felsefede fikir.

İDEA:Felsefede,bilgi ile varlık arasında ilişki kurduğu düşünülen kavram.

İDEA:Nesneler, somut şeyler hakkında insanda var olan bilgi.

İDEAL:Düşüncenin tasarlayabileceği bütün üstün nitelikleri kendinde toplayan.

İDEALİZM:Bilgide temel olarak düşünceyi alan ve varlığı insan düşüncesinin kurduğunu kabul eden öğretilerin genel adı.

İDEFİKS:Sabit fikir,saplantı.

İDENTİK:Matematikte özdeş.

İDENTİKİT:Polis tarafından aranan bir kimsenin yüz hatlarının tanıkların ifadelerine göre portre olarak çizilmesi yöntemi.

İDEVA:Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu ince marangozlukta kullanılan bir ağaç.

İDİKUT:Uygur hükümdarlarına verilen san.   

İDİL:Kır yaşamı içinde aşk konusunu işleyen kısa şiir.

İDİOKRASİ:Geri zekalıların egemen olduğu toplum düzeni.

İDİOPATİ:Yalnız başına  ilerleyen ve öbür hastalıklı durumlara bağlı olmayan hastalık.

İDİOT:Zeka geriliğinin ileri bir şekli.,doğuştan ahmak,aptal. 

İDOL:Çok sevilen kimse ya da şey. Putlaştırılan kişi.

İDOL:Tarih öncesi çağlarda tanrılara adak olarak sunulan heykelciklere verilen ad.

İDRAK :Kavrayış. Algı. Anlama yeteneği.

İDRİSİLER:Fas’ta 789-974 yılları arasında hüküm süren Müslüman Arap hanedanı.

İDRİSOTU: Bir tür ayrık otu.

İFAKAT:Hasta olamama durumu. Hastalıktan sonraki iyileşme.

İFNA : Yok etme. Tüketme.

İFRAT:Herhangi bir konuda çok ileri gitme, ölçüyü aşma.

İFRAZ:Bir arazinin bölünmesi,parsellere ayrılması.

İFRİT:Doğu masal ve efsanelerinde kötü ve korkunç cin.

İFSAT:Düzeni bozma,karışıklık çıkarma.

İGAPO:Amazon bölgesinde bataklık sık orman.

İGERM:Fas dağlarında yaşayan göçebe çobanların meskeni olan kolektif yapı.  

İGLO (İGLU):Eskimoların buzdan kulübeleri.

İGOR:Rusların ünlü destanı.

İGUANA:Amerika’nın tropikal bölgelerinde yaşayan,sırtında dikenli çıkıntılar bulunan büyük sürüngen .Hint kertenkelesi..

İĞ:Pamuk,yün gibi şeylerden iplik eğirmek için kullanılan, ağaçtan yapılmış araç. Eğirmen,kirmen.

İĞAĞACI:Odunu tornacılık ve kaplamacılıkta kullanılan,kömürü ile karakalem resim yapılan küçük bir ağaç.

İĞBİRAR:Gücenme,kırılma.

İĞDE:Zeytin biçiminde,beyaz unlu,tadı mayhoş bir yemiş.   

İĞDEMİR:Marangozlukta ağaç delmek için kullanılan çelik araç.

İĞİNİK:Kanlı basur hastalığı.

İĞNELİK :Dönbaba, Turna gagası gibi adlar da verilen ve yapraklı dalları Ege bölgesinde sebze olarak kullanılan otsu bir bitki.

İHAM:Edebiyatta,iki yada ikiden daha çok anlamı olan bir sözcüğü yaygın olmayan anlamlarını düşündürecek yolda kullanma sanatı. Kuruntuya düşürme  

İHAN:Eski dilde güçsüz bırakma.    

İHANET:Sevgide aldatma.

İHATA:Kuşatma, çevirme. 

İHATALI:Kavrayışlı,anlayışlı.

İHİ:Eski Mısır’da doğan güneş tanrısı.

İHKAK:Hakkı yerine getirme.

İHLAL:Bozma, zarar verme.

İHLAS:Art kuşaklar,ardıllar.

İHRAM:Hacıların Kabe’ye girerken örtündükleri dikişsiz beyaz giysi.

İHSAN KETİN:Kuzey Anadolu fay hattını keşfeden ünlü yer bilimcimiz.

İHSAN OKTAY ANAR:Puslu Kıtalar Atlası,Kitab-ül Hiyel,Efrasiyab’ın Hikayeleri,Amat, Suskunlar adlı eserlerin sahibi olan öğretim üyesi yazarımız.

İHTİFAL:Anma töreni.

İHTİKAR:Vurgunculuk,vurgun,spekülasyon.

İHTİMAM: Özen.

İHTİRA BERATI: Yeni bir şey bulan kimseye,bulduğu şeyden yalnız kendisinin yararlanması için devletçe verilen belge.

İHTİYARİ:İsteğe bağlı,seçmeli olan.    

İHVAN:Eski dilde dostlar, arkadaşlar.

İHYA:   Yeniden canlandırma,diriltme. 

İHZAR:Hazırlama,hazır etme. Zorla getirme.

İK (İĞ) :Araba okunun ekseni. 

İKA:Türk müziğinde usul anlamında kullanılan sözcük.

İKAKO:Amerika ve Afrika’nın tropik kesimlerinde yetişen erik ağacına benzeyen ve etli meyveleri reçel yapımında kullanılan bir ağaç.

İKAME:Yerine koyma, yerine kullanma.

İKANİ:Eski dilde kesin bilgi,sağlam kanıt.

İKANİYE:Bir düşünceyi belirtmekteki kesinlik.

İKAR:Derinleştirme,derin hale getirme.

İKAR:Küçük bir gezegen.

İKAROS:Eski Yunan mitolojisinde,balmumundan kanatlarıyla göklerde uçan ilk insan.

İKAT: Rezerve baskıyla yapılan süsleme.

İKAT:İpliklerin boyanmak istenmeyen bölümlerinin ağaç kabukları,yapraklar veya balmumuyla sarılarak boyaya batırılması yoluyla uygulanan bir tür boyama tekniği.

İKBAL:Baht açıklığı.

İKBAL:Padişah ya da şehzadeye eş olmaya aday gözde cariye.

İKDAM:Gayretle çalışma,sürekli uğraşma.

İKE: ABD Başkanı Eisenhower’in takma adı.

İKEBANA:Japon çiçek düzenleme sanatı.

İKİ YAŞAYIŞLI:Hem suyun içinde,hem karada yaşayabilen,amfibi.

İKİGÖZ:İstanbul ilinde,Türkiye’nin en uzun mağaralarından biri.

İKİLİK:Eskiden kullanılan iki kuruşluk gümüş akçe.

İKİNCİ KANUN (KANUNUSANİ):Eski dilde Ocak ayı. 

İKİNCİ TEŞRİN(SONTEŞRİN):Eski dilde Kasım ayı.

İKİNCİ YENİ:Türk şiirinde 1950’den sonra Garip akımına ve 1940 kuşağının toplumsal gerçekçi şairlerine tepki olarak doğan,değişik imge , çağrışım ve soyutlamalarla yeni bir söyleyişi amaçlayan şiir akımı.

İKİRCİK:Kararsızlık, tereddüt.

İKİYAŞAYIŞLI:Hem suyun içinde hem karada yaşayabilen,amfibi.

İKLİL:Eski dilde taç.

İKLİM: Uzun bir zaman aralığı içinde belirli bir bölgede egemen olan atmosfer koşulları.

İKLİMLER: Nuri Bilge Ceylan’ın bir filmi.

İKNA:Bir konuda birinin inanmasını sağlama.

İKON: Kendi alanında en önde gelen kimse ya da nesne.

İKON:Ortodokslarda İsa,Meryem veya ermişlerin tahta üzerine mumlu ve yumurtalı boyalarla yapılmış dini içerikli resimlerine verilen ad.

İKONİON:Konya’nın antik dönemlerdeki adı.

İKONOMAŞİ: İkonlara ya da imgelere,özellikle de bunların dinsel tapınmada kullanılmasına düşmanlık.

İKONOSKOP: Televizyon kameralarında kullanılan ve görüntüleri almaya yarayan tüp.

İKRAMİYE:Piyangoda bir kimseye çıkan para ya da mal.

İKRAZ:Borç verme.

İKSA:Askeri amaçla yapılmış siperlerin çökmesini önlemek için toprağı tutan kaplamalara verilen ad.

İKSİR: İç ferahlatıcı ilaç ya da içki.

İKSİR:Olağanüstülüğüne inanılan düşsel sıvı.Büyülü içki.    

İKTEBET:Mardin yöresine özgü , “basmavat” da denilen  ve haşlanarak hazırlanan içliköfte.

İKTER: Yapılarda dolgu gereci olarak kullanılan delikli tuğla.

İKTER:Tıp dilinde sarılık hastalığına verilen ad.

İKTİBAS: Bir yazıya başka bir yazarın yazısından alınmış parça.

İKTİFA: Yetinme.

İKTİSAP: Edinme. Kazanma.

İKTİZA:Gerekme.   

İKU:Hititlerde arazi fiyatlarının saptanmasında kullanılan bir ölçü birimi.

İKVAL:Birinin söylemediği bir sözü,söylediğini iddia etme.

İL:İsrail’in plakası. 

İLA:Eski dilde yemin etme.    

İLAAN:Leğen.

İLAHİ:Allah sevgisiyle söylenip makamla okunan şiir. Tekke edebiyatı şiir türlerinden biri.

İLAK:Sülük yapıştırma.    

İLAM:Bir davanın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren resmi belge.

İLANİHAYE:Sonsuza kadar.

İLARYA: Gümüşbalığının küçüğü.

İLAT:İran yönetim örgütlenmesinde imparatorluk topraklarında yaşayan kabilelere verilen ad.

İLAYDA:Eski Türklerin inanışında su perisi.

İLBAY:Dil devriminin ilk yıllarında “vali” anlamında kullanılan sözcük .(1930’larda). 

İLCA:Mecbur etme.

İLÇEBAY:Kaymakam.(1930’larda).

İLDEM:Yaptığı işin verdiği ters sonuçtan üzüntü duyan kimse.

İLE:Öbek. 

İLEİT:İnce bağırsağın bir yada birkaç bölümünün kronik iltihabı.

İLEK:İncirlerde döllenmeyi sağlayan  sinek.

İLEL: Aşırı dereceye varan alışkanlıklar.

İLEL: Sakatlıklar.

İLENÇ:Beddua,lanet.

İLENDE:Karpuz,kavun ve ham incir kurutulup pekmezle kaynatılarak yapılan bir tatlı.

İLETİ:Bir anlatının vurgulandığı temel düşünce.

İLETİR:Halk dilinde salep otuna verilen ad.

İLETİŞİM: Bireyler arasında ortak simgeler sistemiyle gerçekleştirilen anlam ve bilgi alışverişi.

İLETKİ :Açı ölçmeye ya da çizmeye yarayan araç.

İLGA ETMEK:Yürürlükten kaldırmak.

İLGEÇ:Edat.

İLHAMİ:Padişah III. Selim’in şiirlerinde kullandığı mahlas.    

İLİ : Ağrı Dağı’ndaki bir yayla. 

İLİ:Asya’da bir ırmak.

İLİCE : Altın ve gümüş eritilen kabın içine konulan çerçeve. 

İLİÇ:Erzincan’ın bir ilçesi.

İLİG:Eski Türklerde hükümdarlara ve hükümdar ailesi mensuplarına verilen unvan.

İLİK: Bazı kemiklerde bulunan ve kasların tutunmasına yarayan, çizgi durumundaki pürtüklü çıkıntı. Kemiklerin iç boşluklarını dolduran yağlı madde.

İLİK:Gördek balığına verilen bir başka ad.

İLİKMEN:İdare lambası . Pişmiş topraktan yapılan bir kandil türü.

İLİMEK:Yaramak, fayda vermek, içe sinmek.

İLİNEK:Bir nesneye zorunlu olarak bağlı olmayan ve onun özünde bulunmayan nitelik.

İLİNEK:Felsefede araz.

İLİNTİ: İç sıkıntısı.

İLİNTİ: Seyrek ve eğreti dikiş.

İLİON :Truva antik kentinin tarihteki adlarından biri.

İLİSTİR: Süzgeç, kevgir,filtre.

İLİŞİ:Kastamonu’nun Abana ilçesinde bir iskele.

İLİT:Halk dilinde ormandan açılmış tarlaya verilen ad.

İLK KANUN: Eski dilde Aralık ayı. 

İLKA:Atma,bırakma,ayartma.

İLKAH:Eski dilde dölleme,döllenme.

İLKEREN:Sofralık bir üzüm cinsi.

İLKTEŞRİN:Ekim ayı.

İLLİ:Nedensel.

İLLİYET:Bir neticeyi meydana getiren fiil ve davranışla o netice arasındaki bağlantı. Nedensellik.

İLLÜSTRASYON:Kitap içindeki bir yazıyı açıklayan ya da süsleyen resim.

İLMİHAL:Din kurallarını öğretmek için yazılmış kitap.

İLMİK (İLMEK):Çözülmesi kolay eğreti düğüm.

İLMİYE:Osmanlı devletinde din,yargı ve öğretim işleriyle uğraşan devlet görevlileri sınıfı ve bunların mesleği.

İLMÜHABER:Birinin yer,hal,medeni durumu vs gösteren resmi belge,hal kağıdı.

İLONGO:Filipinler’de konuşulan bir dil.

İLOS:Yunan mitolojisine göre Truva kentinin kurucusu olan kral.

İLS: Uçaklardaki aletli iniş sisteminin kısa yazılışı.

İLSAK:Eski dilde bitiştirme,birleştirme,iki şeyi birbirine  ekleme.

İLTEBER: Tarihte Uygur beylerine verilen unvan.

İLTİCA: Güvenilir bir yere sığınma.

İLTİHAK:Katılma,karışma.

İLTİZAM :Osmanlı devletinde kamu gelirlerini kiralamaya dayanan vergi toplama sistemi. Kesenek.

İLZAM:Cevap veremez duruma getirme,susturma.

İM:Parola, işaret, alamet.

İMAGO:Eşeylik kazanmış böceğin son biçimi.

İMAJ:Bir kimsenin kendisine ilişkin olarak başkalarında yaratmak istediği yada bıraktığı izlenim.

İMALE:Aruz ölçüsünde kısa okunması gereken bir heceyi,kalıba uydurmak için uzatma.

İMALİYE:Bir işin yapılması için ödenen ücret,yapılan bir işin bedeli.

İMAMAN:Tarikat inancında en yüksek makama ulaşan kutbun sağında ve solunda oturan iki imama verilen ad.

İMAME:Din adamlarının simgesi sayılan başlık.

İMAME:Tespihlerin baş tarafına geçirilen uzunca parça.

İMAMECİ:Eskiden tütün içmeye yarayan ağızlık uçlarını yapan kimse.

İMAMEVİ:Halk dilinde kadınlara özgü cezaevi. Kadın hapishanesi.

İMAMIN KAYIĞI: Argo’da tabut.

İMAN :Kutsal inanç.

İMANA: Hint mimarlığında,piramit biçimindeki üst yapısıyla ayırt edilen özel tapınak türü.

İMANLI:Yağlı süt ya da yağlı yoğurt için kullanılan bir sözcük.

İMANSIZ: Yağı alınmış süt,yoğurt ya da peynire verilen ad.

İMAR:Yeryüzünün genel kullanılış biçimlerini,yapı yoğunluğunu,yerleşme alanlarının gelişme ve büyüklüklerini,ulaşım sistemlerini,yapı adalarını,bunların yoğunluk ve düzenini,yolları,meydanları ve yeşil alanları belirleme işi.

İMARET:Yoksullara yiyecek dağıtan hayır kurumu.

İMATE:Öldürme,yok etme.

İMBAT:Ege kıyılarında,özellikle İzmir kentinde etkili yerel deniz meltemi.  Yazın gündüz denizden karaya doğru esen mevsim rüzgarı.

İMBİK:Damıtma işinde kullanılan araç. Damıtıcı.

İMBİSAT :Yayılma,genişleme.

İMÇERKET:Siirt yöresine özgü bir tür hamur tatlısı.

İMDADİYE:Osmanlı devletinde,sefer zamanlarında savaş harcamalarını karşılamak ve barışta da bütçe açığını kapatmak üzere halktan toplanan bir çeşit katma vergi.

İMECE:Köydeki işlerin elbirliğiyle bitirilmesi.

İMER:Gürcü kökenli bir halk.

İMERA: Gümüşhane’nin 17 km kuzeydoğusunda yer alan ünlü manastır.

İMGE:Duyu organlarının dıştan algıladığı bir nesnenin bilince yansıyan benzeri. Hayal.   

İMGELEM:Geçmiş yaşantılara özgü öğelerle şimdiki yaşam arasında bağ kurma gücü,muhayyile. Hayal gücü. İnsanın istediği şeyleri gözünde canlandırabilme yetisinin ürünlerini kapsayan evren.

İMHA : Yok etme.

İMİ KUŞAĞI:Elazığ ilinde,tunç çağına ait buluntularıyla ünlü bir höyük.

İMİTASYON:Taklit.

İMLA:Yazım.

İMLEÇ:Fiziksel bir olayı kendiliğinden tespit edip çizen araç.

İMLEMEK:Dolayısıyla anlatmak,ima etmek.

İMMÜNOLOJİ:Vücudun   mikroorganizmalara ve öbür yabancı maddelere karşı gösterdiği bağışıklığı inceleyen bilim dalı. 

İMOLAMİN:Koroner damarları genişletici ilaç.

İMPAKA:Güney Afrika’da yaşayan bir yaban kedisi.

İMPALA : Afrika’da yaşayan ve çok hızlı koşabilen  bir antilop.

İMRAHOR:Padişah ahırlarına ve onlarla ilgili gereçlere bakmakla görevli kimse.

İMREN:Görülen bir şeyi ya da nesneyi edinme isteği; gıpta.

İMROZ:Gökçe adanın eski adı.

İMSAK:Oruca başlama zamanı.

İMSAKİYE:Oruç saatlerini gösteren cetvel.

İMTİSAL:Benzemeye çalışma,uyma.

İN:İnsan.

İN:Vahşi hayvan barınağı,kovuk. 

İNA: Sualtı Arkeoloji Enstitüsü’nün kısa yazılışı.

İNABE:Tanrı yoluna girme. / Tövbekar olma.

İNADİYE:Eski dilde şüphecilik (felsefede).

İNAK :Gözü kapalı inanılan düşünce, doğma.Nas.

İNAK:Eski Türk devletlerinde hükümdarın gizli ve önemli emirlerini ulaştırmakla görevli haberci.

İNAL:İnanılan kimse.

İNAMBU:Bir tür Amerikan kekliği.

İNANCA :Güvence.

İNANNA:Sümer mitolojisinde aşk ve savaş tanrıçası.

İNARİ:Finlandiya’da göl.

İNARİ:Japon Şinto dininde güneş tanrıçası. Japonların pirinç tanrısı.   

İNAS:Kadınlar, kızlar anlamında eski sözcük. 

İNAT:Ayak direme.

İNAYET:  İyilik, lütuf, ihsan. 

İNBALIĞI:Kadife balığı,yeşil sazan gibi adlar da verilen tatlı su balığı.

İNCESAZ:Türk müziğinde fasıl topluluğuna verilen ad.

İNCESU:Çorum ilinde bir kanyon.

İNCİK:Bacağın diz kapağından topuğa kadar olan bölümü.

İNCİTATUS :Roma imparatoru Caligula’nın konsül yaptığı iddia edilen atının adı.

İNÇ :Bir İngiliz uzunluk ölçüsü birimi. Parmak,pus gibi adlar da verilen uzunluk birimi.

İND:Hindistan plakası. 

İNDİ:Herkes tarafından kabul edilebilecek bir temele bağlanamayıp yalnız bir kişinin kendi kanısına dayanan. 

İNDİFA:Yanardağ püskürmesi.

İNDİGENİSMO:Sömürge döneminin kalıntısı olan yarı feodal sistemin altında ezilen kızılderili yığınların davasını savunmak amacıyla 1920’li yıllara doğru Latin Amerika’da özellikle And ülkelerinde ortaya çıkan siyasal-toplumsal hareket. Güney Amerika’da Kızılderili halkın ülkelerinde toplumsal ve siyasal yaşamda belirleyici bir konuma gelmesini savunan hareket.

İNDİGO:Bitkilerden özütlenen, doğal mavi boyar madde. Koyu mavi renk.

İNDİRİLME:İndirme,indirilme.

İNDİS:Bir harf üzerine konulan işaret.

İNDİVİDÜALİZM:Bireycilik. Ferdiyetçilik.

 

İNDRA:Hint mitolojisinde fırtına ve yağmur tanrısı. Hindistan’da Veda tanrılarının en büyüğüne verilen ad.

İNEB:Eski dilde üzüm.

İNEBOLU KÜTÜĞÜ:Karadeniz’de kereste taşımakta kullanılan bir tür küçük mavna.

İNEÇ:Jeolojide,katmanlı kayaçların içeri doğru çukur,alçak bölümü Jeolojide tekne..

İNEGA:Ankara’nın Haymana ilçesinde bir mağara.

İNEVİ:Konya’nın Cihanbeyli ilçesinin eski adı.

İNEZE:Cılız, zayıf.   

İNEZİT:Doğal hidratlı manganez ve kalsiyum silikat.

İNFAK:Nafaka verme,yoksulları besleme.

İNFİAL:İçerleme,kırılma,gücenme.

İNFİRAK:Ayrılma.

İNFİSAH:Dağılma,   

İNFRASTRÜKTÜR.(ENFRASTRÜKTÜR) : Altyapı.

İNGİN: Nezle.  

İNGİN:Çevresine göre alçakta bulunan.

İNGUŞETYA:Rusya’da özerk bir cumhuriyet.

İNHA:Bir göreve atama için üst makamlara yazılan önerme yazısı. Resmi bir göreve atama ya da bir üst aşama için yazılan yazı.

İNHİTAT:Çökme,gerileme,alçalma.

İNİ :Küçük erkek kardeş.

İNİKAS:Yansıma.,piyasada etki. Yankılanma. 

İNİKAT:Toplanma, birleşim.

İNİSİYAL:Bir adın yada sözcüğün baş harfi. Paragraf başındaki büyük harf. İlk satırın ilk harfinin büyük puntoda ve süslü yazılarla dizilmesi işlemi.

İNİSİYATİF:Öncecilik.

İNİTAF:Bir tarafa dönme, meyletme.

İNKALAR:Onikinci ve onaltıncı. yüzyıllar arasında  And’larda büyük bir uygarlık kuran Güney Amerika halkı.

İNKILAP:Toplum düzenini ve yapısını daha iyi duruma getirmek için yapılan köklü değişiklik,iyileştirme,devrim,reform.

İNKITA:Arası kesilme,ara verme.

İNKİSAR:Kırılma, parçalanma.    

İNKUM:Bartın ilinin Karadeniz kıyısında turistik bir kumsal.

İNLET:Bir koy yada lagünün  dar girişi. 

İNLİMURAT:Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinde bir yer altı kenti.

İNLİTARLA: Bursa’nın Nilüfer ilçesinde bir mağara.

İNN:Avusturya’da bir ırmak.

İNORGANİK: Canlıların dışında,yer kabuğunu oluşturan,bütün kimyasal maddeleri inceleyen kimya dalı. Hücrelerin cansız bölümleri.

İNÖNÜ: Isparta’nın Eğirdir ilçesinde bir mağara.

İNRET:Bir koy yada lagünün dar girişi.

İNS: Eski dilde insan.

İNSEKTARYUM :Bilimsel amaçlarla böcek inceleme,saklama ve koruma yeri.

İNSİCAM:Edebiyatta,sözün düzgün ve tutarlı,birbirine bağlanarak söylenmesi.

İNSİYAK:İçgüdü.

İNSİYAKİ:İçgüdüsel.

İNSUYU MAĞARASI:Burdur’un yakınında turistik önemi olan bir mağara.

İNŞAT:Bir şiiri topluluk önünde yüksek sesle ve gerektiği biçimde okuma.

İNTAÇ:Bir işi sonuçlandırma,sona erdirme,bitirme.

İNTAK:Edebiyatta,kişileştirilen varlıklara,hayali yaratıklara söz söyletme sanatı,dillendirme. Konuşturma.

İNTAN:Mikroptan ileri gelen hastalık.

İNTANİ:Mikropla oluşan, mikroplu.  

İNTANİYE:Mikrobik hastalıklarla ilgili bilim dalı.

İNTEGRAL:Matematikte,türevi bilinmeyen fonksiyon. Parçalardan oluşmuş bütün.

İNTERFERON:Hücrelerin virüslere karşı oluşturdukları özel savunma maddesi.

İNTERNET:Pek çok bilgisayar ağını birbirine bağlayan ve kendine özgü bir adresleme sistemi ile iletişim protokolüne dayalı ağ;dünya ölçeğinde ağ.

İNTİ:İnkalar’ın atası olduğuna inanılan güneş tanrısı. 

İNTİ:Peru’nun para birimi.

İNTİFA:Yararlanma,faydalanma.

İNTİFADA:Filistin Direniş Hareketi.  

İNTİHAL:Çalıntı;kaynak gösterilmeden başkasının yapıtından alınan parça;başkasına ait bir telifi,bir güzel sanat eserini kendisine mal etmek.

İNTİHAP: Seçim.

İNTRANET:İç internet.Bir kuruluşa özgü,güvenlik duvarı arkasında yer alan bilişim ağı.

İNUİT:Eskimoların kendilerine verdiği ad. 

İO :İstanbul Boğazına adını   veren tanrıça.

İO: Jüpiter’in uydusu olan uzayın en kızgın kayası. 

İO:Eski Japonya’da  soylular sınıfı

İOKASTE:Eski Yunan mitolojisinde,Oidipus’un annesi ve karısı.

İON:Yunan mimarlığının üç biçeminden biri.    

İP : Alfred Hitchcook’un bir filmi.

İPANEMA  :Rio de Janeiro kentinin ünlü bir plajı.

İPE:Yeşil abanoz. 

İPEK:İpek böceği kozaları çözülerek çıkarılan ve dokumacılıkta kullanılan çok ince,esnek ve parlak tel.

İPEKA : Altın kökü.  Güney Amerika’da yetişen kusturucu bir bitki.

İPEKAĞACI:Ekvatoral bölgelerde yetişen bir mobilya ağacı.

İPERİT:Kokusu hardala benzeyen zehirli bir savaş gazı.

İPİ  :Uluslar arası Basın Enstitüsünü simgeleyen harfler. 

İPİL: Parlak ,ışıklı.

İPİLTİ:Hafif esinti.

İPKA:Yerinde bırakma,değiştirmeme.

İPLİKÇİ:Konya kentinde,Anadolu Selçuklu döneminden kalma bir cami ve medrese.

İPNOTİZMA:Sözle,bakışla,telkin yoluyla sağlanan bir tür uyku.

İPNOZ: Sözle,bakışla telkin yapılarak sağlanan bir çeşit uyku durumu.

İPOTETİK (HİPOTETİK) :Varsayıma dayanan.

İPTİDA:Başlangıç.

İPTİLA:Düşkünlük, tutku. 

İPTİZAL:Bayağılaşma,ayağa düşme.

İR:İran’ın plaka imi.

İR:İridyum’un simgesi.

İRA:Bağış yapma 

İRA:İrlanda Kurtuluş Ordusu. 

İRADE:Bir şeyi yapıp yapmamaya karar verme gücü.

İRADİ:İstençli.

İRAE:Eski dilde gösterme.

İRAKA:Eski dilde dökme,akıtma.

İRAP:Düzgün konuşma ya da gerçeği belirtme.

İRATERAPİ: Radyoaktif iyotla tedavi yöntemi.

İRAVADİ:Güneydoğu Asya’da bir ırmak.    

İRCA:Eski haline getirme. Geri çevirme.  

İRDAF: Sözde mecaz ya da cinas kullanma.

İRDELEMEK: Bir konunun bütün yönlerini tek tek incelemek.

İRDEMEK:Beğenmemek,istememek,nefret etmek.

İREM :Ad kavmi hükümdarı Şeddad tarafından cennete benzetilerek yaptırılan efsanevi bahçe.

İREMİR:Van yakınlarında,İsa’dan önce üçüncü binyıldan ünlü höyük.

İRENA :Endonezya’da yaşayan   ve mavi peri kuşu da denilen ötücü kuş.

İREŞME :Zincir halkalı yada zincirden yapılmış gem.

İREZ: Tahıla karışan delice tohumu.

İRİ:Olağandan büyük

İRİBAŞ:Yumurtadan yeni çıkmış ve henüz ayakları oluşmamış yavru kurbağa.

İRİKARA:İri ve siyah taneli bir üzüm cinsi.

İRİLEMEK:Birini istememek, hor görmek.

İRİM:Halk dilinde dar sokak,dar yol,patika anlamında kullanılan sözcük.

İRİNTİ:Elek ve kalbur üzerinde kalan iri taneler.

İRİS: Süsen de denilen kokulu bir süs bitkisi. İri ve güzel çiçekli bir süs bitkisi. 

İRİS:Yeşil ırmak’ın antik dönemlerdeki adı. 

İRİŞ:Dokumacılıkta atkıların geçirildiği uzunlamasına dizilmiş  ipler.

İRİTİS:Gözdeki iris tabakasının iltihaplanması.

İRKMEK:Halk dilinde biriktirmek,toplamak.

İRMİK:Sert buğdaydan elde edilen,taneleri iri,glutence zengin un. Kalın öğütülmüş buğday.  

İRNA:İran’ın resmi haber ajansı.

İRO:Kütük ve tomrukları çekmek için uçlarına çakılan halkalı çivi.

İROKO:Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu kolay işlenen büyük bir ağaç.

İRONİ:Düşünülenin tersini söyleyerek yapılan ince alay.    

İRONİK :Alaysı.   

İRRASYONALİZM Akıldışıcılık.

İRREDANTİZM:Dil,gelenek,görenek ve kültür bakımından belli bir birlik gösterdiği halde,anayurt dışında kalmış toprağı anayurda katmayı amaçlayan milliyetçi hareket.

İRREDENTİSTA:  On dokuzuncu yüzyılın son çeyreği ile yirminci yüzyılın başında İtalyan topraklarını yabancı yönetiminden kurtarmayı amaçlayan İtalyan yurtseverlerine verilen ad.

İRS:Kalıtım, soya çekim. 

İRSAL:Gönderme , yollama.

İRSALİYE:Bir yere gönderilen eşyanın listesi,gönderme belgesi.

İRŞAT:Doğru yolu gösterme, doğru yola yöneltme.

İRTİCAL:Bir manzumeyi yada sözü birdenbire düşünmeden,içine doğduğu gibi söyleme,doğaçlama.

İRTİCALEN:İçine doğduğu gibi söylenerek,doğaçlama.

İRTİFA:  Yükseklik.   

İRTİFAK: Bir gayrı menkulden başka bir gayrı menkul lehine yararlanma. Başkasına ait mal ya da hak üzerinde belirli bir kişi ya da taşınmaz yararına getirilen yükümlülük.

İRTİFAK:Dayanma.

İRTİKAP:Eski dilde kötü iş yapma,kötülük etme. Yiyicilik, rüşvet alma.   

İRTİŞ:Çin Halk Cumhuriyeti’nde bir ırmak.

İS:İzlanda’nın plakası. 

İSA BEHZAT BEY:Türk heykelciliğinde bir aşama sayılan,1875-1916 yılları arasında yaşamış heykelcimiz.

İSA BEY:İzmir’in Selçuk ilçesinde,Aydın oğulları döneminden kalma ünlü cami.

İSA:Vasiyet etme.

İSABELLA :Doğu Karadeniz Bölgesinin kıyı kesimlerinde yetiştirilen siyah bir üzüm  cinsi.

İSAD:Eski dilde mutlu etme, mutluluk verme.

İSADORA DUNCAN:Dansta özgür yorumu savunmuş,yapay teknik kısıtlamaları reddederek doğal hareketlerin zarifliğini ön plana çıkarmış,boynundaki eşarbın bindiği arabanın tekerine dolanmasıyla boğularak ölmüş olan ABD’li balerin.

İSAF:Bir dileği yerine getirme.

İSAGA:Eski dilde kalıba dökme.

İSAL:Ulaştırma. 

İSALE :Akıtma.

İSAM:Eski dilde günaha sokma,günah işletme.

İSAS:Çok,sık,karışık ve uzun saç yada bitki.

İSAURYA:Günümüzde yaklaşık olarak Konya ve Karaman illerinin güneybatı,Antalya’nın ise kuzeydoğu kesimlerini kapsayan bölgenin antik dönemlerdeki adı.

İSAVİYE:Rifailikten türeyen bir İslam tarikatı.

İSBA:Metrenin kabul tarihi olan 1 Nisan 1931’e kadar yurdumuzda da kullanılan, 283 cm. tutarında uzunluk ölçüsü birimi.

İSEO:İtalya’nın kuzey kesiminde turistik bir göl.

İSERAN:  Alpler’de yer alan, Avrupa’nın en yüksek karayolu geçitlerinden biri.

İSEVİ :Hıristiyan.

İSFAR:Sabah namazını ortalık ağarıncaya kadar geciktirme.

İSFENDAN:Yurdumuzun Trakya bölümünde de yetişen bir Akçaağaç türü.

İSFİLT:Kutup  bölgelerindeki geniş buz alanına verilen ad.

İSHAKİYE:Keramilik tarikatının on iki kolundan biri.

İSİDOROS:Anthemios ile birlikte Ayasofya’yı yapan Bizanslı mimar.

İSİLİK:Terlemekten ya da sıcaktan vücutta görülen pembe kabartılar. Isırgın. 

İSİMHAKKI:Bir ticarethanenin veya malın adını kullanma karşılığında talep edilen hak,patent hakkı.

İSİN: Mezopotamya’da kurulmuş bir Sümer sitesi.

İSİRİN:Erzincan yöresine özgü yoğurt ve yufka ile yapılan bir çeşit yemek.

İSİRİN:Halk dilinde gürgen ağacına verilen ad.

İSİS:Eski Mısır inanışında ana tanrıça.

İSKANDİL:Deniz derinliğini ölçme işi (Batimetre).

İSKARPİN:Ökçeli ve konçsuz ayakkabı.

İSKAT:Düşürme,aşağı atma.

İSKELE:Geminin sol yanı.

İSKELEN:Tohumluk küçük soğan,arpacık soğan.

İSKERLET:Dikenli salyangoz.

İSKETE:Asya ve Avrupa’nın büyük bölümünde yaşayan güzel sesli ötücü kuş. Gagaları dişli,zararlı böcek ve kurtlarla beslenen,serçegillerden güzel sesli bir kuş.

İSKORBÜT:C vitamini eksikliğinden meydana gelen ve güçsüzlük,zayıflık,diş etlerinde iltihaplanma,kanama gibi belirtilerle kendisini gösteren bir hastalık türü.

İSKORÇİLA: İri gözlü büyük bir cins balık ağı.

İSKORÇİNA :Akdeniz yöresinde yetiştirilen ve lezzetli kökleri sebze olarak kullanılan bir bitki.

İSKORPİT:Yüzgeçlerinde zehirli dikenleri bulunan,eti beyaz ve lezzetli bir balık.

İSLİM:Gücünden yararlanmak için elde edilen buhar. 

İSMA: İşittirme,duyurma anlamında eski sözcük.

İSMAİL GÜLGEÇ:Çoğu günlük yaşamdan alınmış esprilere dayalı karikatürleriyle tanınmış,1947 doğumlu çizerimiz.

İSO:Uluslar arası standartlar örgütü’nün simgesi.

İSOLOMA: Salkım durumunda kırmızı ya da turuncu renkte çiçekler açan ve süs bitkisi olarak kullanılan otsu bir bitki.

İSOT (ISIOT)  :Halk dilinde acı pul biber. 

İSPANYOLET:Pencere kanatlarını kapadıktan sonra sürgülemeye yarayan uzun demir sürgü.

İSPANYÖL: Çeşitli av ve süs ırkları bulunan uzun tüylü bir köpek cinsi.

İSPARÇENA:Bir halatın çeşitli etkenlerle aşınmasını önlemek için üzerine sarılan ip.

İSPARİ:İzmaritgillerden bir balık.

İSPAROZ:Akdeniz’in kıyı şeridinde yaşayan bir balık.

İSPATİ:İskambilde sinek işaretine verilen bir başka ad. 

İSPATULA:Cerrahide , marangozlukta   kullanılan   bir   maddeyi   kazımaya   yarayan   bıçak   biçiminde   araca   verilen ad.   

İSPENÇİYAR:Eski dilde eczacı.

İSPENDİK:Levrek balığının küçüğü.

İSPİR:At ya da araba uşağı.

İSPİRİZ:Doğu Anadolu’da yüksek bir dağ.

İSPİT :Tekerlekli araçlarda lastiği tutan çember biçimindeki parçalardan her biri Jant..

İSPİYON:Birinin  sırlarını ,  eylemlerini ,  düşüncelerini  gözleyip  yetkililere  bildirerek  çıkar  sağlayan kimse.

İSRAFİL:İslam inanışına göre kıyamet gününü,öttüreceği boru ile bildirecek olan melek.

İSTANBULİN:Tanzimat döneminden yirminci yüzyıl başlarına değin giyilmiş,önü kapalı bir tür uzun ceket.

İSTANPAJ: Bir kabartmanın ya da yazıtın örneğini çıkararak çoğaltma yöntemi.

İSTATİSTİK:Nesnelerin veya olayların miktarını rakamlarla belirtme işi.

İSTAVRİT: Uskumrugillerden pulsuz ve az kılçıklı bir balık.

İSTEFAN :Ayancık ilçesinin eski adı.

İSTEKA:Bilardo oyununda kullanılan değnek. 

İSTERİ : Duyusal, ruhsal ya da harekete ilişkin çok çeşitli rahatsızlıklarla tanımlanan psikonevroz.

İSTİDA: Dilekçe.

İSTİDRAK:Över gibi yerme, yeriyormuş gibi övme sanatı.

İSTİFHAM :Zihinde beliren soru.

İSTİHARE :Bir işin hayırlı olup olmayacağını rüyadan anlamak için uykuya yatma.

İSTİHDAF ETMEK :    Amaçlamak.

İSTİHFAF:Küçümseme.   

İSTİHZA:Gizli veya ince alay,saraka.

İSTİHZAR:Yardım isteme,güvenme.

İSTİKRAR:Kararlılık.

İSTİKRAZ: Borç alma.

İSTİM:Buhar.   

İSTİMAL:Kullanım.

İSTİMARA: Bir kabın oylumunu ya da alabileceği miktarı hesaplama.

İSTİMATOR:Gümrüklerde mallara değer biçen görevli.

İSTİMLAK:Kamulaştırma.

İSTİMVAL:Devletin,kişilerin elindeki mallara,bedeli karşılığı el koyması. Olağanüstü durumlarda özel kişilerin taşınır mallarına el koyma.

İSTİNKAF: Çekilme.Vazgeçme.

İSTİNTAK:Söyletme,sorgu.

İSTİRALYA:Direkleri  pruva ve pupa yönünde geren çelik yada tekstil halat.

İSTİRDAT:Geri alma.

İSTİSKAL: Soğuk davranışlarla hoşlanmadığını belli etme.

İSTİSMAR: Sömürme.

İSTİŞARE: Danışma.

İSTİTRAT:Söz arasında,sırası gelmişken,antrparantez.

İSTRONGİLOS: Akdeniz’de yaşayan eti lezzetli bir balık.

İŞABE:Gençken saçı sakalı ağarma.

İŞAR:Yazı ile bildirme.

İŞARİ :Parmak yada el kaldırılarak verilen oy.

İŞARİYE:Kuranı ayetlerinin Batıni (içsel) anlamlarına göre yorumlamayı öneren tasavvufi tefsir okulu.

İŞBA:Eski dilde doyurma.

İŞİKİ:Düşünmenin bilincini belirten Japonca bir terim.

İŞKAMPAVİYA:Günümüz donanmalarında personel ve yük taşımada kullanılan büyük filika.

İŞKİL:Kuşku,kuruntu.

İŞKİNE: Akdeniz’de yaşayan,vücudu yassı,pullu,eti beyaz ve lezzetli bir balık.

İŞLİK:Atölye. 

İŞMAR:El,göz,kaş ve yüzle baş ile yapılan hareket.

İŞPORKA: Bulaşıcı hastalıklar görülen bir geminin karantina altına alınması.

İŞRET:İçkili eğlence.

İŞTAR:Eski Mezopotamya halklarının savaş ve aşk tanrıçası. Suriye’de oturan Samilerin büyük tanrıçasının yaygın adı.

İŞTİN: İçinde yağ yakılan toprak kandil.

İŞTİRA:Eski dilde satın alma.

İŞYAR: Görevli memur.

İT DİRSEĞİ:Gözdeki arpacık.

İT ÜZÜMÜ:Halk dilinde böğürtlen.

İTA:Verme,ödeme. 

İTAK:Bir köleyi özgürlüğüne kavuşturma.

İTALO CALVİNO:Dilimize de çevrilen Ağaca Tüneyen Baron, Sandık Müşahidi, Varolmayan Şövalye gibi romanlarıyla tanınmış İtalyan yazar.

İTAM:Yemek yedirme.

İTAMİYE :Bazı vakıf kuruluşlarında fakirlerin doyurulması için ayrılan ödenek.

İTAP:Paylama, azar.

İTARE:Çabucak gönderme,acele yollama.

İTBOĞAN:Boğanotunun güz çiğdemi de denilen bir türü. 

İTEĞİ:Un elerken dökülmemesi için yere serilen örtü.    

İTENEK:Piston.

İTFA:Söndürme, borcu ödeme.

İTHAKİ (İTAKİ):İyonya adalarından biri. Odysseus’un memleketi

İTİ :Uluslar arası Tiyatro Enstitüsünün simgesi.

İTİBAR: Saymaca .

İTİBARİ:Gerçekten öyle olmadığı halde öyle sanılan  .

İTİKAF:Dünya işlerinden vazgeçip bir yere kapanma ibadetle vakit geçirme.Kendini bir konuya verme.

İTİKAL:Aşınma,erozyon.

İTİKAT:İnanç, iman.

İTİL:Volga ırmağına tarihte verilen isimlerden biri.

İTİLA:Yücelme, yükselme.

İTİLAF:Uyuşma, görüşme. Anlaşma.

İTİMATNAME:Güven mektubu.

İTİZAR:Özür dileme.

İTLA: Kokulu şeyler sürünmek.

İTLAF:Öldürme,telef etme,yok etme.

İTMAM:Tamamlama.

İTMİNAN:Doğruluğuna inanma,emin olma.

İTRA: Mübalağa yaparak övme.

İTRAJ:Hisse senedi,tahvil,yabancı para gibi değerli kağıtları daha karlı görülen başka kağıtlarla değiştirme işi.

İTRİYUM:Seryum filizlerinde bulunan,gri renkli bir element.

İTTİHAT:Birleşme,birlik kurma.

İTÜZÜMÜ :Köpek üzümü,tilki üzümü.

İVAZ:Ödün.

İVEGEN:Çabuk ilerleyen hastalıklar için kullanılan sözcük.

İVESİ:Yaygın olarak Güneydoğu Anadolu bölgesinde yetiştirilen bir koyun türü.

İVET:Artvin’in Gürcistan sınırı yakınında bir yayla.

İVEZ (İVİZ):Özellikle sığırların kanını emen bir cins sinek. Büvelek de denilen kan emici bir sinek.

İVGİ :Ağaç oymaya yarar kesici araç.

İVİ:Hawai adalarında yaşayan,ispinoza benzer bir kuş.

İVİNTİ:Çabukluk, hız, sürat   

İVRİZ:Yurdumuzda kurulmuş 21 köy enstitüsünden biri.

İYAR: Süryani takvimine göre sekizinci ay.

İYON:Bir yada daha çok elektron kazanmış yada yitirmiş bir atom grubundan oluşmuş elektrik yükü parçacık,yükün.

İYONOSFER:Atmosferin,yeryüzünden 80 km yükseklikte başlayan son tabakası.

İYONYA: İzmir’den Büyük Menderes’e kadar uzanan bölgenin antik dönemlerdeki adı.

İYOT:Atom numarası 53,atom ağırlığı 126,92 olan,tabiatta deniz suyunda sodyum iyodür durumunda rastlanılan,bazı deniz bitkilerinde de çokça birikmiş olarak bulunan,mavimtırak esmer renkte katı bir element.

İZ:Yeşim Ustaoğlu’nun bir filmi.

İZABE:Madenleri sıvılaştırma, ergitme.

İZAÇ:Bunaltma,tedirgin etme.

İZAFE: Bir şeyi bir kimseye ya da nedene bağlama. Katma,ekleme.

İZAFET:İki şey arasındaki ilgi,bağ.

İZAFETEN:Bir kimseye veya şeye mal ederek.

İZAFİ:Göreceli. Rölatif.

İZALE:Ortadan kaldırma,yok etme. 

İZALEİŞÜYU:Hukukta bir mülk üzerindeki ortaklığı giderme.

İZAM: Olduğundan büyük gösterme,büyütme,abartma.

İZAN:Anlayış,seziş,sezgi,zeka. 

İZAR:Eski dilde yanak.

İZAZ:Saygı ile ağırlama.

İZBA:Doğu Avrupa ve Kuzey Asya köylülerinin,çam ağacından yapılmış konutları.

İZBANDUT:Eskiden Rum korsanlarına verilen ad.

İZBİRO:Çeşitli yükleri yukarı çekmek için halattan yapılmış sapan.

İZDİVAÇ:Evlenme.

İZDÜŞÜM:Bir ışık kaynağından çıkan ışınlarla ekran üzerinde görüntü oluşturma.

İZHAR:Belirtme,gösterme,açığa vurma.

İZİ: Şamanist Türklerde doğal nesnelerin sahibi olan ruhlara verilen ad. Şamanist Türklerde kutsal sayılan dağın,ırmağın,pınarın,ağacın sahibi olduğuna inanılan ruhlara verilen ad.

İZLATKO:Osmanlı devletinde celeplik yapanlara verilen ad.    

İZLEK:Bir sanat yapıtında işlenen ve geliştirilen ana düşünce.

İZLEK:Halk dilinde keçiyolu,patika.

İZLENCE:Program. Seyredilen şey.

İZMARİT:Pullu ve kılçıklı bir çeşit balık.

İZMARİT:Sigara artığı.    

İZMİHLAL: Yıkılma,çökme.

İZOBAR :Hava basınçları eşit olan yeryüzü noktaları .Eş basınç.

İZOHİPS: Coğrafya da eş yükselti.

İZOLATÖR:Yalıtkan.   

İZOLE:Etrafla ilgisi kesilmiş,yalıtılmış.

İZOMER:Aynı oranda aynı element oluşumunda ama farklı özellik taşıyan iki bileşikten biri.

İZOTOP:Aynı kimyasal özellikleri ve aynı atom numaralarını taşıyan elementlere verilen ad.

İZTUZU:Muğla’nın Ortaca ilçesine bağlı Dalyan beldesinde,caretta tipi deniz kaplumbağalarının yumurtlama alanı olan kumsal.

İZZET:Büyüklük,ululuk,yücelik.

İZZETİNEFİS:Onur,haysiyet,şeref.