Bulmacadaki kelimelere göre  hazırlanmış 

BULMACA SÖZLÜĞÜ  

 A B C Ç D E F G H I İ J K L M N

 O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z       [Ana Sayfa]

  Düzenleyen :

  Sabahattin ÖZTÜRK

 

M:Romen rakamında bin.     

MA : Eski dilde su.

MA:Anadolu halklarının en eski ana tanrıçası.

MA:Fas’ın plaka işareti. 

MAADA:Başka,fazla.

MAAR:Düşük sıcaklıklı bir yanardağ patlaması sonucunda ortaya çıkan,huni biçimli küçük krater. Patlak çukur.

MAARİF:Öğretim ve eğitim sistemi.

MABEYİN:Eski konaklarda harem ile selamlık arasındaki daire. Padişah sarayında harem dairesi ile dış daireleri arasındaki bölüm.

MABLAK:Aşure kazanını karıştırmak için kullanılan uzun saplı, yayvan uçlu kepçe.   

MABUDE: Tanrıça.

MACAR:Argo’da bit.

MACİDE TANIR: Uzun yılar Devlet Tiyatrosu’nda çalışmış ve birçok oyunda başrol oynamış, anılarını “Tiyatro’nun Cadısı” adlı kitapta toplamış kadın tiyatro sanatçımız.

MACİT:Şan ve şeref sahibi olan kimse.

MAÇAHEL Artvin ilinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir vadi.

MAÇETE:Özellikle tropikal bölgelerde kullanılan bir cins büyük bıçak.

MAÇKA (ÇAKIRGÖL) : Trabzon ilinde bir yayla.   

MAÇUNA:Gemilerde yada rıhtımlarda ağır yükleri kaldırmakta kullanılan araç. İslimle çalışan ağırlık kaldırma makası.

MAD:  ABD’de yayımlanan dünyanın en ünlü mizah dergilerinden biri.

MADA:Beyşehir gölünde bir ada.

MADAMA:Halk dilinde abla.

MADARA:Kötü,sevimsiz.

MADER: Eski dilde anne.

MADIMAK :İç Anadolu’nun çeşitli yörelerinde, özellikle Tokat, Sivas ve çevresinde kadınlar tarafından oynan türkülü halay türü bir halk oyunu.

MADIMAK:İlkbaharda kırlarda yetişen,ufak yeşil yapraklı,ıspanak gibi yenebilen bir bitki.

MADİK :Miskete fiske vurarak oynanan zıpzıp oyunu.

MADONNA:Hıristiyan sanatında,Meryem Ana ile çocuk İsa’yı gösteren heykel veya resim.

MADRA:Ege bölgesinde bir dağ.

MADRABA:At yarışları ve konkurhipiklerde,binicilerin kilosunu tamamlamak için eyer yada teyelti içine konulan kurşun levhalar.

MADRABAZ: Çıkar sağlamak için dürüst olmayan yollara sapan.

MADRABAZ:Eskiden balık,sebze,meyve gibi yiyecekleri yerinden alarak toptan satan kimse.

MADRAN:Aydın ilinde bir baraj.

MADRİGAL:İnsan sesleri için yazılmış bir oda müziği türü.

MADRİGAL:Konusu daha çok aşk olan kısa şiir.

MADU:Sayılmış.    

MADUN:Ast.

MADYTOS:Çanakkale’nin eski adı.

MAFİOSO:Mafya örgütünün üyelerine verilen ad.

MAFİŞ:Bir çeşit yumurtalı ve hafif hamur tatlısı.

MAG:Eriyen elektrotla, karbondioksit koruması altında uygulanan ark kaynağı.  

MAGANDA : Argo’da kaba saba ve görgüsüz kimse.

MAGMA :Yerin    içinde    sıvı    veya    hamur  kıvamında   uçucu  gazlarla doymuş  olarak   bulunan eriyik. Lav.   

MAGNACARTA:On üçüncü asırda İngiltere’de despot kralların yetkilerini büyük oranda daraltan siyasal bir anlaşmaya ve belgeye verilen ad.

MAGNESİA: Manisa’nın antik dönemlerdeki adı.

MAGRİ:Yılanbalığıgillerden,Avrupa kıyılarında yaşayan,eti lezzetli büyük bir balık.

MAĞ:Başıyla kanat ve kuyruk uçları aynı renkte olan güvercin.

MAĞARA : Trabzon ilinde bir yayla.   

MAĞFİRET: Af,bağışlama.

MAĞLOVA:İstanbul’un Ali Bey Deresi üzerinde,Mimar Sinan’ın en önemli yapıtlarından biri sayılan su kemeri   

MAĞRİP:Güneşin battığı yer, batı.   

MAĞRUR: Kurumlu,gururlu.

MAH:Gökteki ay. 

MAHABHARATA:Hindistan’ın iki büyük destanından biri.(Öbürü Ramayana).

MAHAL:Yer. 

MAHAMAT:Eskiden avukata verilen  ad.

MAHARANİ:Hindistan’da mihracenin eşine verilen ad.

MAHDUM:Erkek evlat,oğul.

MAHE: Seyşeller’i oluşturan adaların en büyüğü.

MAHFEL:Subaylar için düzenlenmiş askeri gazino.

MAHFİ: Gizli,saklı,gizlenmiş.

MAHFİL:Toplantı yeri.

MAHFUZ :Saklanmış,korunan,saklı.

MAHİ:Eski dilde balık.

MAHİR:Becerikli,usta.

MAHİTAP :Mehtap.

MAHJONG: Dört kişi arasında domino benzeri taşlarla oynanan bir Çin oyunu.

MAHLEP:Gülgillerden bir ağaç ve bu ağacın bahar olarak kullanılan nohut büyüklüğünde yemişi,kokulu kiraz.

MAHLUK :Yaratık.

MAHLUL:Eriyik.    

MAHMUR ÇİÇEĞİ :Çiğdem.

MAHMUT:Övülen,övgüye layık.

MAHMUZ:Çizmenin,potinin arkasına takılan ve binek hayvanlarını dürtüp hızlandırmaya yarayan demir veya çelikten yapılmış parça.

MAHMUZ:Tavuk ayağındaki uzantı.

MAHNA:Halk dilinde bahane. 

MAHPEYKER (MEHPEYKER):Ay yüzlü.

MAHRA:Üzüm taşımaya yarayan tahta kap.. 

MAHRAMA:Bazı bölgelerde kadınların sokağa çıkarken manto üstüne örtündükleri işlemeli geniş örtü.

MAHREÇ:Çıkış yeri,çıkak.

MAHREK:Yörünge.

MAHREMİYET:Gizlilik.

MAHRUKAT: Odun,kömür gibi yakacak,yakıt.

MAHRUT :Koni .

MAHRUTİ:Konik.    

MAHSUP: Hesaba geçirilmiş.

MAHSUR: Kuşatılmış,sarılmış.

MAHUR: Türk müziğinde bir makam adı.    

MAHUT:Bilinen,adı geçen,sözü geçen.

MAHYA: Ramazan gecelerinde iki minare arasına ip gerip,üzerine kandil veya elektrik ampulleriyle yazılan yazı veya yapılan resim.

MAHZ:   Katışıksız, saf. yalın. 

MAİ:Mavi. 

MAİDE: Kuranda bir sure.

MAİDE:Sofra.

MAİEUSİOFOBİ: Doğum yapmaktan aşırı korkma.

MAİLE:Sularını bir denize veya göle gönderen bölge.    

MAİN:Eşkenar dörtgen.

MAİŞET:Geçim.

MAİYET:  Alt kademe. Üst görevlinin yanında bulunan kimseler.

MAJİK:Bin dokuz yüz on dört’te İstanbul (Beyoğlu)’ da açılan sinema salonu.

MAJOLİKA:On beşinci yüzyıldan başlayarak İtalya’da üretilen kalay sırlı seramik.

MAJÖR :Büyük,önemli.

MAKABİL:Bir şeyin öncesi, geçmişi.

MAKADAM :Kırılmış taş döşenip silindir geçirilerek yapılan yol.

MAKAK: Zoolojide   (Macacus)  olarak  tanımlanan , güneydoğu Asya’da yaşayan kuyruklu bir maymun türü.

MAKALE :Bilim,fen konularıyla siyasal,ekonomik ve toplumsal konuları açıklayıcı ve yorumlayıcı niteliği olan gazete ve dergi yazısı.

MAKAME:Arap edebiyatında,eğlendirici öyküler içeren bir tür.

MAKANİ:Başörtüler.

MAKAR:Karargah.

MAKARA:Hint sanatında sıkça betimlenen,timsah,yunus ve fil karması efsanevi su canavarı.

MAKARON:Sigara makinesinde,içine kıyılmış tütün doldurularak sarılmış uzun ve şerit halinde sigara.

MAKARONİK:İki ayrı dilin komik bir etki yaratacak biçimde konuşturulmasıyla yazılan Latin kökenli şiir biçimi.

MAKASTAR:Kumaş biçen,prova yapan,parçaları patrona göre ayarlayan,iş dağıtımını yapan usta.

MAKBER:Mezar,kabir.

MAKDEM: Osmanlılar döneminde kalyoncuların giydiği bir tür başlık.

MAKES:Bir şeyin yansıdığı yer.

MAKETA:Don yağı ile yağlanmış ve et kısmı temizlenmiş inek derisi.

MAKFERLAN:Omuzdan yarı bele kadar inen pelerini olan palto.

MAKİ :Zoolojide (Lemur) olarak tanımlanan Madagaskar adasında sık rastlanan,uzun kuyruklu,yumuşak tüylü bir memeli primat.

MAKİMONO:Japon sanatında el rulosu üstüne yatay yapılan resim.

MAKİNETA:Ayakkabıcılıkta kenar düzeltmek için kullanılan metal alet.

MAKİR:Hile yapan,hileci.

MAKİRİYE:Osmanlı devletinde iskelelerden alınan bir tür vergi.

MAKLUBE: Hatay yöresine özgü,tavuk eti ve patlıcanla yapılan bir tür pirinç pilavı.

MAKO:Dik burun da denilen köpekbalığı cinsi.

MAKORE:Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu marangozlukta ve kaplamacılıkta kullanılan çok büyük ağaç.

MAKRAME:İpten düğümlü saçaklarla oluşturulan bir el sanatı.

MAKROMELİ:Kol ve bacaklardan birinin yada bir kaçının aşırı derecede gelişip ucubeleşmesi.

MAKSİM:Bentlerde toplanan suyun künklerle kente getirilerek toplandığı,üstü örtülü bir yapıdan meydana gelen su haznesi.

MAKSURE:Camilerde parmaklıklarla çevrilmiş yer.

MAKSUT: İstenen,niyet edilen,güdülen,amaçlanan.

MAKTA:Divan edebiyatında gazelin yada kasidenin son beyti.

MAKTA:Kesit. 

MAKTEL:Cinayet işlenen yer.

MAKTU:Götürü;belli miktarda.

MAKTU:Kesilmiş,kesik.

MAKTUL:Öldürülmüş.

MAKUL :Akla uygun.

MAKULA:Gözde ağ tabakada yer alan,sarı renkli küçük çukur.

MAKULE: Ulam,kategori.

MAKULE:Eski dilde takım,çeşit.

MAKUMBA:Brezilya’da oldukça yaygın olan ve Vudu dinine benzeyen bir inanç ve büyücülük anlayışı.

MAKUS:Ters çevrilmiş,baş aşağı getirilmiş.

MAKUS:Uğursuz,kötü.

MAKYAVELİZM (MAKYAVELCİLİK):Politikada   amaca   ulaşmak  için  ahlaka  aykırı  da  olsa , her   türlü   aracı   hoş   gören   anlayış.

MAL:Büyükbaş hayvan.

MALA: Harç alıp sürmeye yarayan,yassı demirden yapılmış,tahta saplı bir sıvacı aracı.

MALABADİ:Diyarbakır’da bir köprü.

MALAFA:Önceden delinmiş parçaları tornalamaya özgü torna tezgahı bağlama aleti.

MALAGA:İri taneli misket üzümü.

MALAK : Manda yavrusu.

MALAKARİ :Alçıdan  kabartma süsler.Süslemecilik sanatında alçak kabartma tekniğinde, mala ile yapılan alçı süslemeye verilen ad. 

MALAKİT:Bakır taşı.

MALAKOLOJİ :Yumuşakça bilim.

MALAMA: Samanla karışık tahıl.

MALARYA:Sıtma hastalığı.

MALAY: Mısır unuyla yapılan bir ekmek.

MALAYANİ:Boş ve yararsız, saçma.    .

MALAZ: Sürülmemiş,ot bürümüş toprak.

MALDON :Oyunda kağıt dağıtırken yapılan yanlış.

MALE:Maldivler’in (Hint Okyanusu) başlıca adası ve başkentinin adı.

MALEK:Sessiz sinemanın üç büyük komedyeninden biri olan “Gülmeyen Adam” Buster Keaton’ın Avrupa’da yaygın olarak bilinen adı.

MALGAÇA:İzmir’in Urla ilçesinde bir içmece.

MALHITA (MAHLITA):Kırmızı mercimekle yapılan çorba veya pilav.

MALİBU:Kahve,Hindistan cevizi,süt ve alkolden oluşan,İngiltere’de üretilen içki.

MALİHÜLYA:Karasevda,melankoli.

MALİSOR:Kuzey Arnavutluk’ta yaşayan Katolik Arnavutlara verilen ad.

MALİYET:Bir şeyin fiyatı, bedel.

MALKIRAN :Sığır vebası.

MALKOÇ: Osmanlılarda akıncılar ocağının komutanı.

MALT:Bira yapmak için çimlendirilip kurutularak hazırlanmış arpa veya başka taneler.

MALTA:Hapishanede volta atılan alan yada koridor.

MALTAERİĞİ: Yeni dünya.

MALTAHUMMASI :Akdeniz kıyılarında görülen,keçi sütüyle insana geçen ateşli bir hastalık.

MALTIZ:Yemek pişirmekte kullanılan ve içinde ızgarası bulunan ayaklı ve taşınır ocak.

MALUMATFURUŞ:Eski dilde bilgiçlik taslayan.

MAM: Çocukların oynadığı kaydırak oyunu.

MAM:Meksika-Guatemala sınırında konuşulan yerli bir dil.

MAMAHATUN :Ağabeyinin ölümü üzerine Saltuklular Beyliğinin başına geçen ve özellikle Erzincan’ın Tercan ilçesindeki kümbeti,köprüsü ve kervansarayıyla tanınan kadın hükümdar. Saltuklu emiresi.

MAMALİGA:Kaynar suda haşlanıp üzerine yağ gezdirilen mısır unu yemeği.

MAMASIN : Aksaray’da bir baraj.

MAMBO:Haiti ,Küba kökenli,rumba ve çaça’ya benzeyen bir dans müziği.

MAMELEK: Mal varlığı.

MAMEY:Antil kayısısı da denilen bir meyve.

MAMOGRAMİ:Meme bezinin radyografiyle incelenmesi.

MAMURE: Bayındır yer.

MAMUT:Zoolojide (Elephas primigenius) olarak tanımlanan,filgillerden,dördüncü zamanda Avrupa ve Asya’da yaşamış olan,şimdi ancak fosili bulunan iri,kıllı bir hayvan.

MAMZANA:Edirne yöresine özgü,közlenmiş patlıcan ve sarımsaklı yoğurtla yapılan bir meze.

MAN:Dünyanın tek kuyruksuz kedi cinsinin adı.

MAN:İrlanda denizinde bir ada.

MANA:Animist dinlerde doğa üstü güç.

MANABO:Ekvator Ginesi’nin başkenti.

MANAGUA: Nikaragua’nın başkenti.

MANALI:Gizli bir anlamı olan, bir şeyi ima eden.

MANAMA:Bahreyn’in başkenti.

MANAS:Kırgızların ünlü destanı.

MANAS:Tarım bitkilerine ve orman ağaçlarına büyük zarar veren bir böcek.

MANASTIR:Bazı rahip ve rahibelerin dünya ile ilgilerini keserek yaşadıkları yapı.

MANAT:Azerbaycan’ın para birimi.

MANAV:Yaşadığı yerin yerlisi olmayıp başka yerden gelmiş kimse.

MANAZAN:Karaman’ın Taşkale beldesinde,dik bir kaya kütlesine kat kat odacıklar biçiminde oyulmuş mağaralara verilen ad.

MANCA:Kedi,köpek yiyeceği.

MANCANA: Sütleğengillerden,Antil Adalarında yetişen çok zehirli bir ağaç.

MANCANA:Gemilerde içme suyu konulan büyük ve yassı fıçı.

MANCINIK:İpekçi çıkrığı.

MANCINIK:Top yapımının bilinmediği çağlarda,kale kuşatmalarında,ağır taş gülle fırlatmakta kullanılan basit bir savaş aracı.

MANDA:Birinci Dünya Savaşından sonra bazı azgelişmiş ülkeleri,kendi kendilerini yönetecek bir düzeye eriştirip bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Milletler Cemiyeti (Cemiyeti Akvam) adına yönetmek için bazı büyük devletlere verilen vekillik. Yönetimi yabancı bir devlete bırakılmış olan ülke ya da topraklar.

MANDA:Su sığırı.

MANDAL:Kapı vs şeyleri kapalı tutmaya yarayan,döner tahta veya metal parça.

MANDAL:Ut,kanun,keman gibi çalgıların tellerini geren düğme.

MANDAPOST:Posta havalesi.   

MANDAR:Gemilerde kullanılan küçük makara.

MANDARİN:Avrupalıların Çin devlet memurlarına verdikleri ad. 

MANDARİN:Parlak renkli tüyleri olan çok küçük bir kuş.

MANDEPSİ:Argo’da tuzak,oyun.

MANDIRA:Koyun,keçi gibi süt veren hayvanların barındırıldığı,süt ve süt ürünlerinin elde edildiği yer. Süt mamulleri imalathanesi. 

MANDOLİN :İkişer ikişer aynı değerde dört çift telli,kısa saplı bir çalgı türü.

MANDRİL: Afrika’da yaşayan bir maymun cinsi.

MANEJ:At eğitimi ve bu eğitimin yapıldığı yer.

MANES:Romalılarda tanrı olarak düşünülen ölü ruhları.

MANET:Kırda Yemek, Olimpia gibi yapıtlarıyla tanınmış ünlü Fransız ressam.

MANGA:On kişilik asker birliği.

MANGAL:İçine kor konulan,sacdan,bakır veya pirinçten,üstü açık kap,korluk.

MANGİZ:Argo’da para.

MANGO:Hint kirazı da denilen bir meyve.

MANGROV:Haliçlerde,tuzlu bataklıklarda ve çamurlu kıyılarda sık ormanlar oluşturan bazı ağaç ve çalı türlerine ve oluşturdukları ormanlara verilen ad.

MANİDAR:Anlamlı.

MANİFAKTÜR:İmalathane.

MANİFATURA:Fabrika yapımı her türlü kumaş ve bez gibi dokumalar.

MANİFESTO:Bir gemideki   malların   gösterildiği , boşaltma   işlerinin   yapılacağı   liman idaresine verilecek liste./Bildiri. 

MANİFOLD:Otomobil motorunda silindirleri giriş ve çıkışlara bağlayan boru donanımı.

MANİKA:Gemilerde ambarlara ve makine bölümüne hava vermek için güverteye açılan baca.

MANİKÜR:Elin ve özellikle tırnakların bakımı.

MANİLA KETENİ:Filipinler’de yetişen,dokuma maddesi elde edilen bir tür muz ağacı.

MANİPLE:Telgraf işaretlerini göndermek için,bir devredeki akımı kesmekte veya yeniden vermekte kullanılan araç.

MANİPURİ:Hindistan’da beş klasik dans üslubundan biri.

MANİPÜLATÖR :Bir telgraf aracı.

MANİTA:Argo’da hileyle,düzenle tanışır gibi bir hal takınarak para sızdırmak,hırsızlık.

MANİTA:Argo’da sevgili,flört.

MANİTU:Kuzey Amerika yerlilerinin inancında doğa üstü güç.

MANİVELA:Kaldıraç.

MANKAFA:Sakağı hastalığına tutulmuş at.

MANKALA:Delikli tahta üzerinde taşlarla oynanan bir oyun türü.

MANNA: Kudret helvası.  

MANO:Kumar oynatanın oynayanlardan, kazançtan aldığı para, pay. 

MANOLYA:Yaprakları almaşık,iri ve parlak yeşil renkte bir süs ağacı ve bu ağacın çiçeği.

MANOMETRE:Buharın yada herhangi bir gazın bulunduğu kabın iç yüzeylerine yaptığı basıncı ölçen alet. Bası ölçer.

MANSIP (MANSUP): Yüksek memuriyet,makam.

MANSİYON: Bir yarışmada konulan ödüle yeterli nitelikte görülmekle birlikte,anılmaya değer bulunan kimseye veya esere verilen derece.

MANSUR:Yenen,kazanan.

MANŞET :Gazetelerin birinci sayfa başlığı.

MANŞET:Bir gömleğin kol ağzına geçirilen,genellikle çift katlı kumaştan yapılan bölüm,kolluk.

MANŞON:Elleri soğuktan korumak için kullanılan astarlanmış kürk,el kürkü.

MANTA: Deniz şeytanı da denilen vatoz balığı.

MANTALİTE:Düşünüş biçimi.    

MANTAR:Küflüce de denilen bir bitki hastalığı.

MANTARLAR: Klorofilsiz ve çiçeksiz ilkel bitkiler sınıfı.

MANTI:Denizcilikte gabya serenini kaldıran halat ve makara.

MANTIVAR:Anadolu ve Rumeli’de ilkbaharda,daha çok Hıdrellez’de genç kızların ve kadınların baktığı fal. Bir çömleğin içine konmuş manileri çekerek ve yorumlayarak bakılan bir fal.

MANTIVAR:Sarı ve güzel kokulu çiçekleri olan bir kır bitkisi.

MANTİN:Canfese benzeyen bir tür ipekli kumaş.

MANTİNOTA:Argo’da metres.

MANU  SMRİTİ  :Manavadharmaşastra     diye   de   adlandırılan    Hindu    yasalarının     en   önemli    metnine verilen ad.  

MANU:Hint mitolojisinde ilk insan.

MANYAK:Gülünç,garip,şaşırtıcı davranışları olan kimse.

MANYAT  : Alamanadan küçük,üç çifte balıkçı kayığı.

MANYENET: Bir çeşit çok ince dantela.

MANYETO:Sürekli bir mıknatısın manyetik alanıyla indüklenen elektrik üreteci. İçinde mıknatıslı demir bulunan elektrik üreteci.

MANZANİLLA:İspanya kökenli olup 1984’ten beri yurdumuzda da yetiştirilen bir zeytin ağacı türü.

MANZUME :Şiir,koşuk.

MAORİLER:Yeni Zelanda’nın yerli halkı.

MAPA:Denizcilikte kullanılan ucu halkalı cıvata.

MAPA:Gemi içini aydınlatmaya yarayan zeytinyağıyla yanan siperli fener.

MAPAM: Tibet’te,Hinduların en önemli hac merkezlerinden biri olan göl.

MAPUTO:Mozambik’in başkenti. 

MAR :Eski dilde yılan.

MAR:Eski bir çalgı.

MARA:Güney Amerika’da yaşayan ve Patagonya tavşanı da denilen bir hayvan.

MARABA:Başkasına ait toprağı işleyerek üründen pay alan kimse,ortakçı.

MARABU:Çoğunlukla akbabalarla birlikte yaşayan,her türlü leşi yediğinden yararlı bir temizlikçi kuş sayılan,Afrika’da yaşayan leşçil kuş.

MARABUT:Eskiden Kuzey Afrika’daki dervişlere verilen ad.

MARAKAS:Kurutulmuş kabağın içine küçük çakıl taşları doldurarak elde edilen ritim sazı. Latin Amerika ülkelerinde kullanılan vurmalı bir çalgı.

MARAL :Dişi geyik.

MARANGOZ: Ağaç işleriyle uğraşan ve ağaçtan çeşitli eşya yapan usta.

MARANTA:Antiller’de ve bütün tropikal bölgelerde yetiştirilen,kökündeki yumrulardan ararot çıkarılan bir kamış çeşidi.

MARASKİNO: Bir tür kiraz likörü.

MARASPOLİ:Karaman’ın Ermenek ilçesinde,Türkiye’nin en uzun mağaralarından biri.

MARAŞOTU:Yurdumuzda yetişen ve kurutulmuş yaprakları enfiye gibi buruna çekilen yada emilen bir ot.

MARATON :En uzun yol koşusu (42,195 m’lik).

MARAZ:Eski dilde hastalık.

MARBAŞ:Osmanlılar döneminde kullanılan,on para değerinde sikke.

MARDA: Iskarta mal.

MARDUK:Babil’in en büyük tanrısı.Mezopotamya dininde Babil’in koruyucu tanrısı.

MAREKE:Savaş meydanı.

MARENOSTRUM:Can Yücel’in,Deniz Gezmiş’i anlattığı ünlü şiiri.

MARİ:Türkmenistan’da bir kent. 

MARİANA:  Büyük Okyanus’un kuzeybatısında,dünyanın en derin çukuru.

MARİFET:Tasavvufta,kalbin sezgi yoluyla elde ettiği duyu üstü bilgi.

MARİHUANA: Kenevirden elde edilen uyuşturucu bir madde.

MARİMBA: Afrika müziğine özgü bir tür ksilofon.

MARİN: Bir deniz ya da liman manzarasını betimleyen tablo.

MARİNA:Yat limanı.

MARİNE:İngiliz ve Amerikan deniz kuvvetlerinde deniz piyadesi.

MARİNE:Salamuraya yatırılmış yiyecekler için kullanılan sözcük.    

MARİNERE:Şili,Arjantin ve Peru’ya özgü bir halk dansı.

MARJ:Kağıt kenarındaki boşluk.

MARK:Sıkılmış üzümün cibresinden yapılan sert bir Fransız içkisi.     

MARKİ:Kimi Batı devletlerinde soyluluk sanı. Almanca toprak parçası anlamına gelen march sözcüğünden türemiştir.Marki eşine de Markiz adı verilir.

MARKİZ:İki kişilik,alçak,oldukça geniş koltuk.

MARKİZET :   Bir çeşit ince, çoğu kez çiçekli pamuklu kumaş.

MARKOPAŞA: Sabahattin Ali tarafından ilk sayısı 25 Kasım 1946’da İstanbul’da çıkarılan, yazarları arasında Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin’in de bulunduğu haftalık mizah gazetesi.

MARLEY:Döşeme gereci plastik madde.   

MARMELAT:Şeker karıştırılarak pişirilmiş meyve ezmesi.

MARN:Pekmez toprağı da denilen  ve üzüm şırasının tortularını çökeltmekte kullanılan  kille karışık kireçli toprak. Çok ince taneli kil minerallerinden ve kalsitin değişik oranlardaki karışımından oluşan tortul kayaç.

MARNEL:Denizcilerinki gibi geniş ve yatık yaka.Eskiden gemilerdeki usta gemiciler.

MAROKEN :Mobilya yapımında kullanılan bir tür yumuşak işlenmiş keçi derisi.

MARON:Kestane rengi.

MARON:Yunan mitolojisinde Dionysos’un oğlu ya da torunu ve İsmaros’ta (Trakya) Apollon rahibi.

MARPUÇ:Nargileyi kolayca içmeyi sağlayan ve nargileye takılan hortum biçiminde uzun ve bükülgen boru,nargile ağızlığı.

MARSALA:Sicilya’nın , içine alkol katılarak yapılan tatlı şarabı.

MARSAMA: Güzel kokulu yaprakları yemeklere konulan nane ve yaban kekiğinin ortak adı.

MARSIK :Yapılırken  iyice  yakılmadığı  için  duman  ve  koku  vererek  baş   ağrısı   yapan   odun   kömürü. Niteliksiz odun kömürü.

MARSIVAN: Eşek.

MARŞANDİZ:Yük katarı.

MARTAVAL:Argo’da yalan,uydurma söz,palavra.

MARTİN EDEN:Jack London’ın tanınmış bir romanı.

MARTİN:Tek kurşun atan bir çeşit tüfek.

MARTİNİ:Portakal kabuğu,cin ve vermutla yapılan içki.

MARTOLOS: Osmanlı garnizonlarında hizmet eden Hıristiyan askerlere verilen ad. Eskiden Türk garnizonlarında hizmet eden garsonlar. Rumeli’de bulunan askeri teşkilat.

MARUF:Herkesçe bilinen,tanınan.

MARUNİLER:Lübnan ve Suriye’de oturan Katolik Süryani topluluğu.

MARUZ:Sunulan,verilen,arz edilen.

MARYA:Beş yaşından büyük veya damızlık dışı bırakılmış dişi koyun.

MAS :Emme,soğurma.

MASAİLER:Doğu Afrika’da yaşayan göçebe bir halk.

MASALA:Geleneksel Hint mutfağında kullanılan çeşitli baharatların karışımına verilen ad.

MASAR: Yeniçerilerin ilk üç aylığına verilen ad.

MASARA:Oltaya yerleştirilen düzenek .

MASARİKA:Bağırsakları tutan karın içi zarı.

MASAT:Bıçak bilemeye yarayan çubuk biçiminde çelik araç. 

MASDARİYYE :Osmanlı imparatorluğu’nda yurt dışından getirildikten sonra dahil olduğu mahalde sarf ve istihlak olunan mal ve eşyadan alınan vergiye verilen ad.

MASERU:Lesotho’nun başkenti. 

MASİF:Kaplama yada doldurma olmayan.   

MASİKO: Rengi kırmızı ile sarı arasında değişen,doğal kurşun oksit,çömlek cilası.

MASİVA:Dünya ve dünya ile ilgili her şey. Yaratandan başka bütün varlıklar.

MASİYET:İsyan,günah işleme.

MASK :Yüz kalıbı.

MASKARA:Kaş boyası.

MASKARATA:Ayakkabının üst yüzünün ön tarafında dikişle ayrılan burun bölümü.

MASKAT:Umman’ın başkenti.

MASKE VE RUH: Halide Edip Adıvar’ın bir tiyatro eseri.

MASKOT:Uğurluk.

MASLAHAT:İş,önemli iş,mesele.

MASLAHATGÜZAR:Bir büyükelçinin temsilci olarak bulunduğu ülke dışına çıkması durumunda veya o ülkeye gelmesinden önce ona vekalet eden diplomat.

MASLAK:Bir kaynağın   sağladığı   suyu  ölçmek  ya da  dağıtmak  için  düzenlenmiş  tonozlu  toplama  odası.

MASLAK:Devamlı su akan boru.

MASLUKA:Şanlıurfa yöresine özgü,bulgur ve kıymayla yapılan bir tür köfte.

MASÖR:Erkek masajcı.

MASÖZ:Kadın masajcı.

MASRA:Güreş meydanı,karşılaşma yapılacak yer.

MASTABA:Cam,. Medrese, han, saray gibi yapılarda kapının yanlarında bulunan taş ya da ahşap seki.

MASTAR:Sıvacı ve duvarcıların cetvel gibi kullandıkları uzun,ensiz ve düz tahta.

MASTARA :Açı ölçme cetveli,iletki.

MASTI: Bodur bir köpek cinsi.

MASTİKA:Sakızla tatlandırılmış rakı.

MASTOR:Argo’da çok sarhoş.

MASTURİ :Geminin en geniş yeri.

MASUN:Korunan,korunmuş,saklanmış.

MASURA:Çeşme zıvanası.

MASURA:Karton,tahta veya plastikten yapılan,üzerine şerit,iplik vs sarılan koni veya silindir.

MAŞ:Bir cins börülce. 

MAŞ:Tahıl,kepek ve kendir tohumu karışımından oluşan at yemi.

MAŞALA :Bağ ve bahçelerde ekilmek için ayrılmış toprak parçası,evlek.

MAŞATLIK: Müslüman olmayanların,özellikle Yahudilerin mezarlığına verilen ad. Gayrı müslim mezarlığı.   

MAŞER   ( MAHŞER):  Kalabalık,yoğun insan topluluğu.

MAŞİZM:Erkeğin toplumsal bakımdan kadına egemen olduğu ve bu nedenle efendilik ayrıcalıklarını hak ettiği düşüncesine dayanan ideoloji.

MAŞLAH: Tek parçalı ve kol yerine yarıkları olan bir kadın üst giysisi türü.

MAŞRAPA:Metal,toprak gibi şeylerden yapılmış,ağzı açık,kulplu,bardağa benzeyen küçük kap.

MAŞRIK:Güneşin doğduğu yer,doğu.   

MATA:Halk dilinde mısıra verilen ad.

MATA:Yelkenin ucunda ip geçirmek üzere yapılmış göz.

MATADOR: Boğa güreşçisi.  

MATAFORA:Sandalları asmaya yarayan ve gemilerin bordalarında bulunan dikmelere verilen ad.

MATALİ:Güneşin doğduğu yerler,doğu tarafları.

MATAMATA:Amerikanın  ekvator bölgesindeki tatlı sularda yaşayan bir kaplumbağa.

MATAR:Eski dilde yağmur.

MATARA:Yolculukta veya askerlikte kullanılan,boyuna veya bele asılı olarak taşınan,genellikle aba veya deri kaplı,metal su kabı. Belde taşınan su kabı.

MATATAN:Büyük boyda Hint davulu.

MATE:Kahve kreması.

MATE:Yaprakları çay gibi haşlanarak içilen bir Güney Amerika bitkisi. Paraguay çayı. 

MATEMATİK :Aritmetik,cebir,geometri gibi sayı ve ölçü temeline dayanarak niceliklerin özelliklerini inceleyen bilimlerin ortak adı.

MATERDOLOROSA:Güzel sanatlarda,Hazreti İsa çarmıha gerildiği sırada Meryem’in üzüntüsünü işleyen yapıtlara verilen ad.

MATERYAL:Gereç.

MATİNE:Herhangi bir eserin tanıtılması,okunması,yorumlanması veya bir sanatçıyı anma amacıyla düzenlenen toplantı.

MATİSSE:Fovizm akımının öncüsü olan ünlü Fransız ressam.

MATİZ  :Denizcilikte iki halatı ek yeri kalınlaşmayacak biçimde birbirine ekleme işi.

MATKAP:Delgeç.

MATLA:Divan edebiyatında kaside veya gazelin ilk beyti.

MATLA:Gök cisimlerinin doğması.

MATLUP:  Alacak.

MATORRAL:Özellikle İspanya’da görülen cılız ve seyrek küçük ağaçlardan oluşan çalılık.

MATRAK:Eski dilde kalın sopa,değnek.

MATRAK:Osmanlı sarayında on dokuzuncu yüzyılda moda olmuş bir dans.

MATRİKS:İçinde bir çok biyolojik olayın meydana geldiği,akıcılığı az,cansız bir sıvı ortam.

MATRİS: Gerçek ve karmaşık sayıların dikdörtgen biçiminde tablosu. Hesap ve kumanda işlerini gerçekleştirmeye yarayan elektronik devre. İstatistikte,bir elemanlar topluluğunun düzenlenmiş biçimi.

MATRİS:Baskı yoluyla teksir için kullanılan,girintili çıkıntılı metal veya mukavva kalıp,baskı kalıbı.

MATRİYOŞKA:Rusya’ya özgü,boyanmış tahtadan yapılan ve içine birbirinin eşi ve gittikçe küçülen bir dizi bebek yerleştirilen oyuncak bebek dizisi.

MATRUŞ:Eski dilde tıraş olmuş.

MATTA:İlk İncil’in yazarı sayılan, İsa’nın on iki havarisinden biri.   

MATUH:Bunamış.

MAUMAU:Kenya’daki yerli halkın beyaz azınlığa karşı ayaklanma hareketini yöneten ve 1960’ta ortadan kaldırılan gizli örgüt.

MAUN:  Akaju.

MAUNAKEA:Hawai’de bir yanardağ.

MAUNALOA: Hawai’de bir yanardağ.

MAUSOLOS:Dünyanın   Yedi    harikasından   biri   sayılan   Bodrum’daki   anıtmezarıyla   ünlü  Karya  kralı.

MAVAL:Yalan.

MAVERA:Görülen alemin ötesi.

MAVİ ÇAM:Himalaya çamı da denilen bir çam türü.

MAVİKÜF:Tütün yapraklarında gelişerek bitkinin ölümüne neden olan asalak mantar.

MAVİNOTA:Blues müziğine özel rengini veren ve doğal nota ile bemol arasında yer alan ses.

MAVNA:Gemilere ve yakın kıyılara yük taşıyan,güvertesiz büyük bir tekne türü.

MAVRUŞKİL: İşkine de denilen bir balık.

MAVUÇ:Denizcilikte eski kalafat üstüpülerini çıkarmada kullanılan ucu kanca biçiminde kalafatçı aleti.

MAVZER: Atış hızı dakikada ortalama altı mermi olan bir tüfek tipi.

MAX PLANCK: Kuantum teorisini ortaya çıkaran Alman fizikçi.

MAY:Konya ilinde bir baraj.

MAYA: Dişi deve. Damızlık dişi hayvan.

MAYA:Türk Halk Müziğinde bir uzun hava türü.

MAYA:Yoğurttan elde edilen Bulgar içkisi.

MAYASIL:Tende kızartı,kaşınma,sulanma,kabuk bağlama vs doku bozukluklarıyla kendini gösteren ve bulaşıcı olmayan bir deri hastalığı,egzama.

MAYDOS:Eceabat’ın eski adı.

MAYE : Türk müziğinde bir makam adı.   

MAYE:Bir şeyin özü,aslı.

MAYIS SIKINTISI: Nuri Bilge Ceylan’ın bir filmi.

MAYIS: Taze sığır gübresi.

MAYNA:Denizcilikte yelken indirme (Fora karşıtı).   

MAYONEZ:Yumurta sarısı,zeytinyağı ve limonla yapılan bir tür koyu soğuk salça.

MAYŞOKİ (MEYŞOKİ):Muş yöresine özgü bir halk oyunu.

MAYŞOR :  Çinko, bakır ve nikelden yapılan, gümüşü andırır bir alaşım. Alman gümüşü.

MAYTAP:Yandığında renkli ve parlak ışıklar saçan,şenlik gecelerinde yakılan havai fişek.

MAYURİ:Hint müziğine özgü,uzun saplı bir tür lavta.

MAZAK: Kırlangıçbalığıgillerden,Atlantik Okyanusu,Akdeniz ve Marmara Denizinde yaşayan,kırmızı renkli,lezzetli bir balık.

MAZALLAH:Tanrı korusun. 

MAZBATA:Kararname,tutanak.

MAZET:Avda hiçbir şey öldüremeyen veya tutamayan avcı için kullanılan sözcük.

MAZHAR:Bir şeyin ortaya çıktığı göründüğü yer veya kimse.

MAZI :Botanikte (Thuya) olarak tanımlanan,servigillerden,yaprakları almaşık ve küçük pullar biçiminde,gövdesi düz olan,dipten dallanan bir süs bitkisi.

MAZI:Bodrum ilçesinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir koy.

MAZI:Hayvansal ve bitkisel asalakların bitkilerde oluşturdukları un.

MAZI:Kağnı ve arabalarda iki tekerleği birbirine bağlayan ağaç dingil.

MAZİN:Suudi Arabistan’da yaşayan birçok Arap kabilesinin ortak adı.

MAZMAZA:Aptes alma sırasında ağzı su ile çalkalama.

MAZMUN: Divan edebiyatında nükteli ve sanatlı söz.

MAZNUN:Eski dilde sanık.

MAZOŞİST :Öz ezer.

MAZURKA:Bir çeşit Leh dansı veya bu dansın müziği.

MBİRA  :Bir dizi metal yada bambu dilden oluşan Afrika’ya özgü bir çalgı.

MDF:Orta yoğunlukta lif levha.(Mediul Density Fibre board).

ME :Kuzu sesi.

MEBADİ: Başlangıçlar.

MEBANİ:Bina kelimesinin çoğulu.

MEBDE:Başlangıç.

MEBZUL:Bol,çok.

MECAZ:Bir sözcüğün gerçek anlamından başka bir anlamda kullanılması.

MECCANİ :Parasız,bedava.

MECELLE:Fıkıh hükümleriyle be konudaki türlü içtihadı bir araya getiren,Tanzimat’tan sonra hazırlanmış olan,yasa yerine kullanılan eser. Kitap.   

MECİD:Çok büyük,ulu.

MECİDİT: Uranyum ve kalsiyum,hidratlı doğal sülfatı.

MECİDİYE:Osmanlı Devletinde 1840 yılında basılmış 20 kuruş değerinde gümüş sikke.

MECMUA :Dergi.

MECRUH: Yaralı.

MECUSİ: Mecus dininden olan kimse.Zerdüşti. Ateşe tapan.

MECZUP: Tanrı aşkıyla aklını yitirmiş olan kimse.

MEÇ:Saçın küçük tutamlar biçiminde değişik renklerde boyanmış durumu.

MEÇ:Süngü gibi batırılarak yaralamaya yarayan  kısa,düz ve ensiz bir kılıç türü.

MEDAFİN:Eski dilde mezarlar,kabirler.

MEDAR: Bir şeyin etrafında döndüğü nokta,dönence. Yerküre üzerinde,güneş  ışınlarının yılda 2 kez dik açı ile geldiği,sıcak kuşağın kuzey ve güney sınırlarını oluşturan ve Ekvator’un kuzey ve güneyinden geçtiği varsayılan iki çemberden her biri,dönence. Dayanak, neden.

MEDCEZİR: Deniz suyunun alçalıp yükselmesi.

MEDDAH:Taklitler yaparak,hoş hikayeler anlatarak halkı eğlendiren sanatçı.

MEDET:Yardım,imdat.

MEDHAL:Girecek yer,kapı,girinti.

MEDİD:Uzun süreli.

MEDİHA:Övgü için yazılmış şiir.

MEDİKOSOSYAL:Toplum hekimliği.

MEDİOKRASİ:İkinci sınıf bir toplum olmayı kabullenen kişilerin egemen olduğu yönetim biçimi.

MEDRESE: İslam ülkelerinde genellikle İslam dini kurallarına uygun bilgilerin okutulduğu yer.

MEDÜZ:Deniz anası.

MEDYUN:Verecekli,borçlu.

MEFAHİR: Övünülecek şeyler.

MEFHARET:Övünme,iftihar etme.

MEFHUM:Bir nesnenin veya düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı,kavram.

MEFİSTO:Geothe’nin Faust’undaki entelektüel iblis.

MEFKÜRE: Ülkü,ideal.

MEFLUÇ: Felce uğramış,felçli,inmeli.

MEFRUŞAT:Ev,işyeri vs yerleri döşemek için gerekli döşeme eşyası.

MEFSEDET: Bozgunculuk,fesatlık.

MEFTUN:Tutkun.

MEGAHERTZ:Değeri bir milyon hertz olan frekans birimi.

MEGALOMANİ:Büyüklük hastalığı.

MEGALOP:Yengece benzer bir su canlısı.

MEGARON:Bütün eski Yunan mimarlığına örnek olan ev biçimi.

MEGATON: Bir milyar ton. Nükleer bir bombanın veya merminin gücünü ölçmeye yarayan birim.

MEHALİK:Korkulu yerler veya işler.

MEHARİ  :Afrika’nın hızlı koşular için yetiştirilmiş evcil hecin devesi. 

MEHASİN:Mehmet Rauf tarafından 1908’de İstanbul’da yayınlanan aylık kadın gazetesi.

MEHAZ: Bir eser yazılırken başvurulan kaynak. Bir şeyin alındığı yer.

MEHDİ: Kıyamet gününden önce ortaya çıkarak insanları dine döndürüp mutluluğa kavuşturacağına inanılan kişi.

MEHDİ:Doğru yolda olan,hidayete ermiş olan.

MEHDİULYA:Padişah anneleri için kullanılan unvan.

MEHEL:Uygun,yerinde,denk.

MEHİB: Heybetli,azametli,korkunç.

MEHİL :Önel,vade . Ek süre.

MEHİP :Korkutucu.

MEHİR:Diyarbakır yöresine özgü,buğday ve yoğurtla yapılarak soğuk olarak yenen bir yemek.

MEHMET ASLANTUĞ:Antalya Altın Portakal Film Festivalinde 1992,1993 ve 1994 yıllarında en iyi erkek oyuncu seçilen ünlü aktör.

MEHMET FERDA :Uğur   Mumcu’nun  Politika   ve   Çivi   gazetelerinde   yazdığı   yazılarda   kullandığı   takma  ad.

MEHPARE:Ay parçası,çok güzel kimse.

MEHR (MEHİR): Müslüman bir erkeğin nikah esnasında eşine vermeyi kabullendiği mal veya para.

MEHTAP: Ay ışığı.

MEHTEK:Damlarda kiriş yerine kullanılan ağaç.

MEHVEŞ:Ay gibi,güzel.

MEKANİK:Kuvvetlerin maddeler ve hareketler üzerine etkisini inceleyen fizik dalı.

MEKARİM: Cömertlikler.

MEKE :Ördeğe benzer bir su kuşu, av kuşu.

MEKE: Mısır bitkisi ve tanesi.

MEKE:Konya’nın Karapınar ilçesinde volkanik bir göl.

MEKİK:El veya otomatik dokuma tezgahlarında atkı veya argaç denilen ve enine olan iplikleri,uzunlamasına olan arışların arasından geçirmeye yarayan masuralı araç.

MEKİK:Oya yapmakta kullanılan,kemik,ağaç veya plastikten yapılmış,iki ucu sivri,arasından iplik geçecek bir yarığı bulunan küçük araç.

MEKİN: Vakarlı,temkinli,iktidar sahibi.

MEKKARE:Osmanlı ordusunda taşıma işlerinde kullanılan at,deve,katır gibi hayvanlar ve bu amaçla halktan ücret karşılığında kiralanan yük hayvanı.

MEKKAS:Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk yıllarında gümrük memurluğu mesleğine verilen ad.

MEKNİ: Gizli,saklı,gizlenmiş.

MEKR: Hile, düzen.    

MEKREMET:Kerem,cömertlik.

MEKRUH:İslam dininde,dince yasaklanmadığı halde yapılmaması istenen.

MEKS: Osmanlı imparatorluğu’nun kurucusu Osman Bey zamanında, bazı geçiş yerlerinde alınan gümrük vergisine verilen ad.

MEKSEFE:İçine elektrik enerjisi yığılan alet,kondansatör.

MELA :  Eski dilde dolum, dolma, doluluk.

MELAHAT: Güzellik,yüz güzelliği.

MELAL: Usanç, can sıkıntısı.

MELAMİLİK:Her türlü gösteriş ve dünya kaygılarından uzak kalmayı öğütleyen Sünni tarikatı.

MELANET  :Büyük kötülük.

MELANKOLİ: Sürekli hüzün hali,karasevda,malihulya.

MELAS:Şeker üretiminde,billurlaşan şeker alındıktan sonra kalan şekerli posa.

MELAZ:Sığınak.

MELCE:Sığınak,barınak.

MELE:Çocuk oyunlarında kale olarak kullanılan çukur. Kale çukuru.

MELEFE:Halk dilinde yatak yorgan yüzü.

MELEK:Nurdan varlık.

MELEME :Ağır kanlı.

MELENGİÇ (MERLENGEÇ):  Çitlembik ağacına verilen bir başka ad.

MELESİR: Halk dilinde mürver ağacına verilen ad.

MELEŞ: İki kuzulu koyun.

MELİ:Avustralya tavuğu da denilen bir kuş.

MELİH (MELİHA):Güzel,şirin.

MELİK:Padişah,hükümdar,hakan.

MELİKE :Kral karısı. Kadın hükümdar.

MELİNİT:Aslı pikrik asit olan patlayıcı bir madde.

MELİSA :Oğul otu.

MELLAH:Gemici,denizci.

MELOCAN:Ordu yöresine özgü,yaprakları ve ince dalları sebze olarak kullanılan dikenli bir ot.

MELODİ:Ezgi.

MELODİKA :Üflenen havanın dillere ulaşmasını sağlayan subapları açıp kapayan bir klavyeye sahip,serbest dilli,üflemeli oyuncak çalgı.

MELODRAM:Çağdaş tiyatroda,hareketli ve duygusal olaylara dayalı bir oyun türü.

MELODYUM: Amerikan orgu da denilen klavyeli bir çalgı.

MELOFOBİ:Müzik korkusu.

MELOFON: Çoğunlukla yürüyüş bandolarında kullanılan bir tür bakır nefesli çalgı.

MELON:Yuvarlak ve bombeli bir tür şapka.

MELTEM:Yazın karadan denize doğru esen mevsim rüzgarı.

MELUN:Lanetli.

MELUNCANLAR :ABD’nin güneydoğu eyaletlerinde yaşayan ve Osmanlı denizcilerinin torunları olduklarına inanılan bir halk.

MELÜL:Boynu bükük,üzgün,zavallı.

MEMALİK :Memleketler.Ülkeler.

MEMAT: Ölüm.

MEMATİ:Ölümcül.

MEMDUH:Övülmüş.

MEME:Gemi çapasında kolların birleştiği şişkin yer.

MEMECİK:  Yurdumuzda yetişen bir zeytin cinsi.

MEMEŞ:Sığırın ağzından akan salya.

MEMİŞHANE:Tuvalet anlamında kullanılan bir sözcük.

MEMLÜ:Dolu,doldurulmuş.

MEMLÜK:Köle,kölemen.

MEMO:Kemal Bilbaşar’ın bir romanı.

MEMORANDUM:Bir devletin başka bir devlete politik sorunlarla ilgili olarak yolladığı uyarı yazısı.

MEMUNİYE:Un,süt ve balla yapılan bir tatlı.

MEMURİN:Memurlar.

MEN :Yasaklama,engelleme.

MENAFİ:  Faydalar,yararlar.

MENAK: Menkıbeler,destanlar.

MENAM:Eski dilde uyunacak yer,yatak odası. Uyku.

MENAT: Müslümanlık öncesi Kabe’de bulunan üç puttan biri.

MENCİLİS :Karabük ilinde,Türkiye’nin en uzun mağaralarından biri.

MENDEBUR: Sümsük,sünepe,pis,iğrenç.

MENDERES:Bir akarsu yatağının az eğimli vadi tabanlarında ve ova düzlüklerinde çizdiği s harfine benzeyen kıvrım.

MENDİREK:Kıyılarda dalgakıranla yapılmış liman.

MENDUB: Dince yapılması işlenmesi uygun görülen.

MENEA:Bir kimsenin sürgüne gönderildiği yer,sürgün yeri.

MENELİK:Hazreti Süleyman ile Saba  Melikesi Belkıs’ın efsanevi oğlu.

MENEMEN:Yumurta,soğan,yeşilbiber ve domatesle yapılan bir yemek türü.

MENEND:Benzer,eş.

MENENGİÇ KAHVESİ:Kavrulmuş Antep fıstığı özünden yapılan ve hazmı kolaylaştırması için tüketilen bir tür kahve.

MENENJİT:Ateş,şiddetli baş ağrısı,kusma,ense katılaşması,sayıklama gibi belirtilerle ortaya çıkan beyin zarları iltihabı.

MENEVİŞ :Hare.Bir yüzeyde renk dalgalanması sonucu görülen parlaklık.

MENEVİŞ:Terementi ağacının tohumu.

MENEVREK:Denizli, Isparta ve Burdur’un dağ köylerinde dokunan bir tür kaba kumaş.

MENFA: Bir kimsenin sürgüne gönderildiği yer,sürgün.

MENFEZ: Girecek veya geçecek yer,delik.

MENFUR:Nefret edilen,iğrenç,tiksindirici.

MENGEL:Ayak bileğine takılan bilezik.

MENGENE: Bir sıkıştırma aleti.

MENGİ: Bir halk oyunumuz.

MENGİLİS:Karabük’ün Safranbolu ilçesinde bir mağara.

MENHUS: Uğursuz.

MENİSK  :Bir yüzü içbükey,öbür yüzü dışbükey olan mercek. 

MENİSKUS:  Diz meniski travması. 

MENKIBE  :Din büyüklerinin ya da tarihe geçmiş ünlü kimselerin yaşamları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili hikaye.

MENNAN: Çok ihsan eden,veren.

MENOPOZ:Kadınlarda doğurmanın sona ermesi.

MENORA:Museviliğin simgesi olan sekiz kollu şamdana verilen ad.

MENSTRÜASYON: Adet kanaması.

MENSUCAT:Dokuma,dokumalar,tekstil.

MENSUR: Düz yazı.

MENŞE:Başlangıç,bir şeyin çıktığı yer,köken,kaynak.

MENTA:Nane likörü.

MENTİRİ: Gaziantep yöresinde siklamen rengine verilen ad.

MENTOL:Nane esansından elde edilen,renksiz,keskin kokulu,bir tür alkol kristali.

MENUS :Alışılmış olan,alışkanlık haline gelen.

MENZİL:Bir merminin ulaşabildiği uzaklık,erim.

MEPUL: Yapılmış,işlenmiş.

MER:Rusya’nın Avrupa kesiminin doğusunda, geçmişte ortak dinsel şenlikler ve kurban adama törenleri düzenleyen Mari ve Umdurt topluluklarının oturduğu yöre.

MERAKİ:Eski dilde şüpheci, kuruntulu kimse için kullanılan sözcük.

MERAM:İstek, amaç.

MERAMET (MEREMET):Üstünkörü bir biçimde,geçici olarak onarma.

MERAPİ:Endonezya’da etkin bir yanardağ.

MERARE:Eski dilde öd kesesi.

MERARET: Acılık,tatsızlık.

MERATİP: Rütbeler,dereceler.

MERBUT: İlişik. Bağlı,bağlanmış,ekli,eklenmiş.

MERCAN: Kırmızı kalker iskeletli bir hayvan ve bu hayvanın iskeletinden elde edilen ve süs eşyaları yapımında kullanılan bir madde.Denizlerde yaşayan kalker iskeletli hayvan ve bu hayvandan elde edilerek boncuk gibi kullanılan kırmızı renkli madde.

MERCAN:Eti beğenilen bir balık.

MERCİMEK: Argo’da ham afyona verilen ad.

MERCİMEK:Yasmık.

MERDAN:Mert kimseler,yiğitler.

MERDİVENKOVASI: Dönülerek çıkılan merdivenlerde ortada görülen boşluk.

MERDUT:Kovulmuş.

MERDÜMGİRİZ:İnsanların arasına karışmaktan hoşlanmayan,insanlardan kaçan kimse.

MERE:Köpeklerin boynuna takılan ve üzerinde çiviler bulunan demir tasma.

MEREK:Samanlık,odunluk,hayvan yemi deposu veya ahır.

MERENGE:Sambaya benzer,Haiti kökenli bir dans.

MERET : Uğursuz.  

MERGUP:Sevilen,rağbet gören.

MERHALE: Uzunluk ölçüsü.(45.480 m).

MERHUN:Rehin edilmiş mal.

MERİDYEN:Kutup noktalarından geçerek ekvatoru dik olarak kestiği ve dünyayı çevrelediği varsayılan daire,boylam.

MERİNOS :Zoolojide (Ovis aries hispanica ) olarak tanımlanan,uzun,çok ince,beyaz ve bol tüylü yapağısından dokumacılıkta yararlanılan bir koyun cinsi.

MERİSTEM:Sünger doku.

MERİTOKRASİ:Liyakati olanların ve hak edenlerin işbaşında olduğu yönetim biçimi.

MERİYET:Yürürlük.

MERKANTİL: İşlerinde yalnızca kazanç elde etmek düşüncesiyle hareket eden kimse.

MERKANTİL:Satılmak üzere istiflenmiş kereste.

MERKAT: Mezar.

MERKEP: Eşek.

MERKEZ EFENDİ:Mesir macununu bulan ve bunun dağıtımıyla ilgili törenler düzenleyen 16.yy Türk mutasavvıfı ve hekimi.

MERLANOS  :Bir tür mezgit balığı.

MERMER:Genellikle beyaz renkli ve damalısı da olan cilalanabilen billurlaşmış kireç taşı. 

MERMERŞAHİ  :Tülbent ile patiska arası ince pamuklu bir bez.

MERSA  :Liman. 

MERSERİZE :Kimyasal bir yöntemle parlaklık verilmiş pamuk ipliği.

MERSİN:Yaprakları yaz kış yeşil kalan,beyaz çiçekli bir ağaç.

MERSİYE:Sagu,ağıt,içli şiir..

MERTEK  :Direk. Üzerine çatı kaplaması yerleştirilen,ahşap veya metalden yapılmış,dört köşe veya yuvarlak,kalınca sırık.

MERV:Türkmenistan’da eski Orta Asya kenti.

MERVE:Mekke’de bir tepenin adı.

MERYEMANA: Genellikle 15 Ekim’de meydana gelen fırtına.

MERYEMANAASMASI: Beyaz çiçek veren,bahçelerde süs çiçeği olarak yetiştirilen sarılıcı bir bitki,akasma.

MERYEMİYE: Adaçayı.

MES :Eski dilde değme,dokunma.

MES: Şarkılı kilise duaları için bestelenmiş parça.

MESA:Düz tepeli, sarp yamaçlı dağ, masa dağ.  Lav akıntısı kalıntılarının oluşturduğu yayla.

MESAHA  :Yüzölçümü.

MESALİS:Eskiden üç telli çalgılara verilen genel ad.

MESAME:Ciltte bulunan gözenek,delikçik.

MESARAŞ: Kader, alınyazısı. 

MESCİT:Cuma ve bayram namazı kılınmayan minaresiz küçük cami.

MESÇERE :Ağaçlık,koru.

MESEL:Örnek alınacak söz.

MESEN: Sanatçıları ve bilim adamlarını koruyan,her yönden onlara destek olan varlıklı kimse.

MESEN:Sanat ve b,ilim adamlarını koruyan kimse.

MESERRET.:Sevinç, şenlik.

MESERRET:İstanbul’da Cağaloğlu’nda bir zamanlar edebiyatçıların ve gazetecilerin uğrak yeri olan ünlü kahve.

MESH :Abdest alırken eli ıslatıp başa,meste sargı veya yaraya sürme,sıvazlama.

MESİH: Dinsel düşüncede,dünya tarihinin sonunda Tanrısal bir görevi yerine getirerek insanlığı kötülük ve günahlardan kurtaracak kişi.

MESİH:İsa Peygambere verilen adlardan biri.

MESKENET:Miskinlik,beceriksizlik,yoksulluk,fakirlik.

MESKUK:Damgalanmış , akçe haline getirilmiş madeni para.

MESNEVİ:Divan edebiyatının en uzun nazım şekli.

MESRUR:   Sevinçli,sevinmiş.

MEST:Üzerine ayakkabı giyilen,kısa konçlu,hafif ve yumuşak bir tür ayakkabı.

MESTAN  :Sarhoşlar.

MESTURE:Örtülü,kapalı,gizli.

MESUDİYE: Çanakkale Boğazında bir İngiliz denizaltısı tarafından  batırılan (1914) Osmanlı firkateyni.

MESURE:Gelenek olarak gelen ve beğenilen.

MEŞAKKAT:Güçlük,zorluk,sıkıntı.

MEŞAYİH:Şeyhler.

MEŞBU:Dolu,dolmuş.

MEŞE: Kerestesi dayanıklı bir orman ağacı.

MEŞHER: Sergi.

MEŞHET: Şehit düşülen veya şehidin gömüldüğü yer.

MEŞHUT:Görülmüş,tanık olunmuş.

MEŞİHAT: Şeyhülislamlık makamı.

MEŞİME:Bir şeyin doğduğu yer.

MEŞİME:Etene,son,plasenta,döleşi.

MEŞİN  :Sepilenmiş koyun derisi.

MEŞK:Yazı ve müzikte alışma ve öğrenmek için yapılan çalışma,el çalışması. El alıştırma.

MEŞKUK:Şüpheli, kuşkulu.

MEŞKURE: Teşekkür edilmeye değer olan.

MEŞREP:Yaradılış,huy,karakter,mizaç.

MEŞRİK: Doğu.

MEŞRUBAT:Arapça meşrub kelimesinden türemiş olup,içecekler anlamına gelen alkolsüz içeceklerin genel adı.

MEŞUM: Uğursuz.

MEŞVERET:Bir konu hakkında birinin düşüncesini sorma,danışma.

MET:Çelik çomak oyununa ve bu oyunda kullanılan değneğe verilen ad.

MET:Eskişehir yöresine özgü,çubuk biçiminde bir helva.

METABOLİZMA:Canlı organizmada yada canlı hücrelerde hareketi,enerjiyi sağlamak için oluşan,biyolojik ve kimyasal değişimlerin bütünü.

METAFAZ:Biyolojide,mitozun ikinci evresi.

METAFİZİK :Doğa ötesi.

METAFOR:Bir sözcüğün alışılmış anlamı dışında kalan bir anlamda kullanılması. Eğretileme,istiare.

METAMORFOZ :Başkalaşım.

METAN :Bataklık gazı.

METASTAZ  :Organizmanın herhangi bir noktasında bulunan bir hastalık olayının organizmanın başka bir yerine sıçraması.

METATEZ :Lanet  sözcüğünün  “nalet”, kirpik  sözcüğünün  “kiprik “  biçiminde  telaffuzunda  görüldüğü  gibi  bir  sözcük  içindeki  seslerin  yer  değiştirmesi  olayına  verilen ad. Göçüşme, yer değiştirme.

METELİK :Eskiden on para değerindeki sikke.

METEOR:Atmosfer içinde oluşan sıcaklık değişmeleri,rüzgar,yıldırım,yağmur,dolu gibi olaylara verilen genel ad.

METEOROLOJİ  : İklimbilim.  

METFUN:Gömülmüş olan,gömülü.

METİS:Değişik türden hayvan veya bitkiden üremiş hayvan veya bitki,melez,kırma,azma.

METİYONİN:Yumurta,süt ve kazeinde bulunan ve organizmaya çok gerekli olan kükürtlü aminoasit.

METODOLOJİ  :Yöntem bilim. 

METRDOTEL:Baş garson. Şef garson.

METRİS:Askerin çarpışma sırasında korunması için yapılan toprak siper.

METRONOM:Bir müzik parçasının hangi hızla çalınması gerektiğini gösteren alet.

METROPOL:Büyükşehir,anakent.

METROPOLİS:İzmir’in Torbalı ilçesinde antik bir kent.

 

METROPOLİT:Ortodokslarda patrikten sonra gelen ve bir bölgenin din işlerinde başkanlık eden din adamı.

METRUK:Terk edilmiş,kullanılmayan.

METRUKAT: Ölen birinin bıraktığı şeyler.

METRUKE:Kocası tarafından bırakılmış veya boşanmış olan kadın.

MEVAD :Maddeler.

MEVALİ:Osmanlı devletinde görev yapan yüksek dereceli ilmiye mensuplarına verilen ad.

MEVAŞİ:Öküz,inek,koyun,keçi gibi hayvanlar.Kelimenin tekili,maşiye.

MEVAT:Cansız şeyler,sahipsiz,işlenmemiş toprak.

MEVC:Dalga.

MEVCUDAT:Varlıklar,yaratıklar.

MEVHİBE:Bağış,vergi,ihsan.

MEVHUM:Gerçekte var olmayıp var sanılan,var diye düşünülen,kuruntuya dayanan.

MEVİZE:Öğüt,nasihat. Vaaz.

MEVKUF :Tutuklanmış,tutuklu.

MEVKUTE:Belli zaman aralıkları ile çıkan yayın,süreli yayın,periyodik.

MEVLA :Tanrı, sahip, efendi, azat olmuş köle, terbiye eden.

MEVT : Ölüm.

MEVTA:Ölüler.

MEVZUAT: Uygulanması zorunlu olan hukuki ve idari usuller.

MEY:Doğu Anadolu’da kullanılan bir tür küçük zurna.

MEYA:Turfanda zamanı.

MEYAN  :Orta, ara.

MEYANE:Un,yağ ve su ile elde edilen karışım,çorba sosu.(Süt ile yapıldığında ise beşamel adını alır).

MEYDANCI:Hapishane koğuşlarında temizlik,çay,kantin alışverişi gibi işleri gören kimse.

MEYDANİ:Diyarbakır ve Gaziantep yöresinde dokunan bir tür kumaş.

MEYGEDE Meyhane.   

MEYHANECİ OTU :Çoban düdüğü denilen keskin kokulu bir bitki.

MEYMENET:Uğur,iyi nitelik,hayır,bereket.

MEYROKİ .:Doğu Anadolu’ya özgü bir halk oyunu.

MEYUS  :Umutsuz, karamsar.

MEYVEHOŞ: Kuruyemiş.

MEZALİM:Zulümler,kıyımlar,haksızlıklar.

MEZAMİR: Makamla okunan Zebur surelerine verilen ad.

MEZARNA:Bir gemide,ambar ağızlarını yada güverte açıklarını çevreleyen,alçak ve düşey yapı öğesi.

MEZAT :Açık artırma ile satış.

MEZBAHA:Etleri yenen hayvanların kesildiği yer,çöplük.

MEZBELE:Çöp ve süprüntü dökülen yer,çöplük.

MEZE :Farsca’da  tat, çeşni, tadılacak şey.

MEZEK: Alay,eğlenme.

MEZELLET :Alçalma,bayağılaşma.

MEZGELDEK:Yurdumuzda da yaşayan bir tür yabani ördek.

MEZGİT:Avrupa ve Türkiye denizlerinde yaşayan,eti lezzetli bir balık,tavuk balığı.

MEZKUR:Adı geçen,sözü geçen.

MEZODERM: Orta deri.

MEZON:Elektrondan ağır,protondan hafif bir atom cisimciği

MEZRU: Ekili.

MEZUN :Yetkili.

MEZURA:Terzilikte ölçü almak için kullanılan,genellikle 1,5 m uzunluğunda şerit metre.

MEZZOSOPRANO: Soprano ile kontralto arasında kadın sesi ve sesi böyle olan sanatçı.

MICIR  :Taş kırıntısı.

MIĞIRTEPE :Amanos dağlarının en yüksek tepesi.

MIH: Büyük çivi.

MIHLAMA:Mısır unu,peynir ve tereyağıyla yapılan bir tür bulamaç. Soğanlı kıyma ya da pastırma üstüne yumurta kırılarak yapılan yemek. Yumurtalı soğan kavurması.

MIKLEB:Eski kitap ciltlerinde bir yanından alt kapağın dış kenarındaki sertaba bağlı,öbür yanı üçgen biçiminde olan parça.

MINTIKA :Bölge.

MIR:Halk dilinde bozulmuş turşuya verilen ad.

MIR:Halk dilinde değiş tokuş anlamında kullanılan sözcük.

MIRDANGA:Klasik Güney Hindistan müziğinde kullanılan iki yüzlü davul.

MIRIK:Cıvık çamur,bataklık.

MIRMIR: Lekeli mercan da denilen bir balık.

MIRRA: Güneydoğu Anadolu’ya özgü,gümgüm adlı cezvede kaynatılarak hazırlanan acı kahve.

MIRRA:Reçine sakızı.

MISIR:Botanikte (Zea mays) olarak tanımlanan,buğdaygillerden,gövdesi kalın,yaprakları büyük,boyu yaklaşık 2 m olabilen,erkek çiçekleri tepede salkım durumunda,dişi çiçekleri yaprakla gövde arasında koçan biçiminde olan bir kültür bitkisi.

MISKAL:Her biri başka perdede bir sıra kamış boğumundan yapılmış düdük.

MISKALA:Eskiden kullanılan ve metal parlatmaya yarar bir alet.

MITLAK:Eski dilde çok sık kadın boşayan erkek.

MIZMIZ :Hiçbir şeyden memnun olmayan.

MİA:Bağırsak.

MİBZER  :Eker. 

MİÇO (MUÇO):Gemilerde küçük yaşta tayfa yamağı.  Gemici çırağı. 

MİDAS:Bir çok efsaneye konu olmuş ünlü Frigya kralı.

MİDİLLİ: Birinci Dünya Savaşı başlarında Osmanlı donanmasına katılan ve Almanca adı Breslau olan kruvazör.

MİDİLLİ: Küçük boylu bir at cinsi.

MİFTAH:Eski dilde anahtar.

MİG:Bir savaş uçağı tipi.

MİGREN :Yarım baş ağrısı.

MİĞFER :Zırhlı bir başlık türü.

MİHALIÇ:Kelle peyniri de denilen İzmir ve Balıkesir yöresinde üretilen bir koyun peyniri cinsi.

MİHANİKİ:Düşünmeden,yalnız kasların hareketiyle yapılan iş,hareket .Mekanik.

MİHENGİR: Bir parça üzerine paralel çizgiler çizmek için kullanılan alet.

MİHENK: Altının ayarını anlamak için kullanılan taş,denek taşı.

MİHMAN:Konuk,misafir.

MİHMANDAR:Resmi konukları ağırlamak ve onlara kılavuzluk etmekle görevlendirilen kimse.

MİHNET:Sıkıntı,üzüntü.

MİHR :İslam hukukunda,kadının nikah ile kocasından hak ettiği mal.

MİHRACE:Hindistan’da küçük prenslere verilen unvan. Raca.  

MİHRAP:Camilerde,kıble yönündeki duvarda bulunan ve imama ayrılmış olan oyuk veya girintili bölüm.

MİHRİ MÜŞFİK HANIM:Bin dokuz yüz on dört’te İnas (Kız) Sanayii Nefise Mektebi’ni kuran ve okulu n müdürlüğünü yapan, ilk kadın ressamımız.

MİHRİBAN:Seven,güler yüzlü,dost.

MİHVER:Eksen.

MİK :Eski dilde çekirge.

MİKADO :Japon imparatoruna verilen ad.

MİKADO:Küçük çubuklarla oynanan bir oyun.

MİKAP:Küp,kesme.

MİKAT:Mekke’ye giden yollarda hacıların ihrama girdikleri noktalar.

MİKERİNOS:Eski Mısır’ın en büyük piramitlerinden biri. 

MİKİRLER:Hindistan’ın Assam eyaletinde yaşayan bir halk.

MİKOLOJİ :Mantar bilimi.

MİKOZ:Mantar asalaklarından oluşan hastalık. Patolojide mantar.

MİKROFOBİ: Mikroplardan korkma. Küçük şeylerden korkma.

MİKRON  :Bir metrenin milyonda biri. 

MİKRONEZYA:Pasifik adalarının etnik yapı ve coğrafya temelinde bölündüğü üç ada grubundan biri.

MİKYAS : Ölçü,ölçek.

MİL :Selin getirdiği kumlu toprak.

MİL:Bir küre yada yuvarlağın üstünde döndüğü eksen. İnce ve uzun metal çubuk.

MİL:Mısır’ın para birimi.

MİLAKA:Tahta kaşık

MİLANEZ:Özellikle ilik örmekte kullanılan ince ipek kordon.

MİLDİYU:En çok bağlarda görülen, asalak bir mantarın oluşturduğu bitki hastalığı.

MİLEL:Milletler,uluslar.

MİLENA : Franz Kafka’nın sevgilisi.  

MİLET: Aydın ilinde ünlü bir antik kent.

MİLİ:Bir ölçü biriminin önüne getirildiğinde bu birimi binle bölen önek.

MİLİBAR:Bir barın binde biri değerinde atmosfer basıncı ölçü birimi.

MİLONGA: Tango benzeri ama ritmi daha fazla Arjantin halk dansı.

MİLPA:Orta Amerika’da ormandan açılmış arazide yapılan tarım.

MİM :Temeli taklide dayanan sözsüz oyun. Sadece jest ve mimikler kullanılarak gerçekleştirilen bir gösteri sanatı.

MİMESİS :Aristoteles’in  şiir anlayışından alınan  ve sanat yapıtını birtakım kurallara bağlı olmakla birlikte dünyanın bir taklidi olarak tanımlayan terim.

MİMODRAM:Sözsüz oyun biçiminde oynanan bir dram türü.

MİMOZA :Baklagillerden,çiçekleri sarı ve bazı türlerine beyaz veya menekşe renginde,yaprakları akasya yaprağına benzeyen bir süs bitkisi.

MİN:Eski Mısır’da bereket ve hasat,üreme ve doğurganlık tanrısı.

MİNA:Eski dilde cam,kristal.

MİNAKOP: Taş levreği.

MİNAM:Eski dilde çok bağışta bulunan.

MİNCİ:Karadeniz yöresine özgü,yağı alınmış sütten elde edilen çökelek peyniri.

MİNEOLA: Kırmızı kabuklu ve portakal büyüklüğünde bir mandalina türü.

MİNERAL:Normal sıcaklıkta doğada katı durumda bir takım maddelerle karışık veya birleşik olarak bulunan veya kimyasal yollarla elde edilen inorganik madde.

MİNERALOJİ:Maden bilimi.

MİNERVA: Roma mitolojisinde zeka ve bilgelik tanrıçası.

MİNESTRONE:Hamur yada pirinç ilavesiyle sebzelerden yapılan koyu bir İtalyan çorbası.

MİNHACİ:Ruhsati’nin oğlu olup kişisel acılarını dile getirdiği şiirleriyle tanınmış halk şairi.

MİNİMAL:Asgari,minimum.

MİNİMAL:Bin dokuz yüz altmış’larda New York’ta ortaya çıkan ve biçimindeki aşırı sadelikle ayırt edilen sanat akımına verilen ad.

MİNİSKÜL:Küçük harf.

MİNK:Sansargillerden,kürkü çok beğenilen bir memeli türü,vizon.

MİNKALE:İletki.

MİNKAR:Taş yontmaya yarayan alet,taşçı kalemi.

MİNNET: Yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu sayma.

MİNNOŞ:Küçük ve sevimli kimselere söylenen seslenme sözü.

MİNORKA:Tavukçulukta bir yumurta ırkı.

MİNOS  :Girit’in efsanevi kralı. 

MİNÖR:Daha küçük.

MİNÖR:Mantıkta ve felsefede küçük önerme.

MİNSK:Beyaz Rusya’nın başkenti.

MİNTAN :Yakasız,uzun kollu erkek gömleği.

MİNVAL:Biçim,tarz,yol.

MİNYATÜR:Yazma kitaplarda bulunan,ince bir sanatla işlenen,küçük renkli resimlere verilen ad. Bir şeyin küçük ölçekte kopyası veya benzeri.

MİNYON:İnce,küçük,sevimli,çıtı pıtı.

MİR:Başkomutan.

MİR:Bey.

MİR:Rus köylü topluluğuna verilen ad. Rusya’da  köy işlerini yöneten meclis.

MİRA: Arazi üzerinde seçilmiş bir işaret noktasının düşeyini (şakul doğrultusunu) göstermek,yön belirtmek için uzaktan gözlenen,geometrik biçimli tahta lata.

MİRAÇ :Göğe çıkma. Hazreti Muhammed’in göklere yükselerek Allah katına çıkması.

MİRAHOR :Padişah ahırlarına ve onlarla ilgili gereçlere bakmakla görevli kimse.İmrahor.

MİRALAY :Eskiden albay.

MİRAT: Eski dilde ayna.

MİRATİ:Bektaşi inançlarını dile getiren şiirleriyle ve muammalarıyla (bilmece şeklinde düzenlenmiş şiir) tanınmış 19. yüzyıl halk şairi.

MİRCAN:Genellikle 31 Ağustos’ta meydana gelen bir fırtına.

MİRE:İnce,parlak nakış.

MİRİ :Devlet malı, beylik. Devlet hazinesi.

MİRİMİRAN:Osmanlı devletinde 1843’ten sonra askeri ferik rütbesine karşılık olarak sivil yöneticilere verilen unvan. Osmanlı devletinde beylerbeyi anlamında kullanılan unvan.

MİRİVAN:İncir yada kayısı ve cevizle yapılan bir tür kurabiye.

MİRLİVA:Eski dilde tuğgeneral.

MİRON :İstanbul’da şarap, zeytinyağı ve çeşitli esanslarla hazırlanarak dünyadaki bütün Hıristiyan Ortodoks kiliselerine gönderilen kutsal yağ.

MİRSAT:Eski dilde gemi demiri.

MİRYOKEFALON:Anadolu Selçukluları ile Bizanslılar arasında 1176 yılında yapılan ve Türklerin Anadolu’ya yerleşmelerini kesinleştiren savaş.

MİRZA:Kimi Türk topluluklarında ve İran’da kullanılan bir soyluluk sanı.

MİSEL:Özütleme sırasında bir çözücü içinde elde edilen yağ çözeltisi.

MİSİS :Adana ilinde ünlü bir höyük.

MİSK:Asya’nın yüksek dağlarında yaşayan bir tür erkek ceylanın karın derisi altındaki bir bezden çıkarılan güzel kokulu madde.

MİSKAL  :Bir buçuk dirhem değerinde eski bir ağırlık ölçüsü birimi.

MİSKET :Ankara yöresine özgü bir halk oyunu.

MİSKET: İzmir yöresine özgü bir üzüm cinsi.

MİSKİN:Cüzam hastalığına tutulmuş olan kimse.

MİSKİNLER TEKKESİ:Eskiden cüzamlı hastaların konulduğu yere verilen ad.

MİSMAR: Çivi,mıh.

MİSOJİNİZM:Kadın düşmanlığı.

MİSSA :Şarkılı kilise duası için bestelenmiş müzik parçası./Katolik kiliselerinde Hz İsa’nın çarmıha gerilmesini anmak için yapılan tören. Katolik kilisesinde İsa’nın çarmıha gerilerek kurban edilmesini “son yemek’”in ekmeği ve şarabıyla anmayı amaçlayan temel dinsel tören.

MİSTİSİZM :Allah’a ve gerçeğe sezgi,gönül ve duygu yoluyla ulaşılabileceğine inanan din ve felsefe doktrini,gizemcilik.

MİSTRA:Hattatların kullandığı bir alet.

MİSTRAL: Yelkenli bir yarış teknesi.

MİSVAK :Botanikte (Salvadora persica) olarak tanımlanan,Kuzey Afrika,İran ve Hindistan’da yetişen dikensiz küçük bir ağaç. Müslümanlarca diş temizliğinde kullanılması sünnet olan bir ağaç dalı. Ucu dövülüp fırça durumuna getirilen ve diş temizliğinde kullanılan ağaç.

MİSYON:Bir kimse veya bir kurula verilen özel görev.

MİSYONER:Bir dini,özellikle Hıristiyanlığı yaymaya çalışan gönüllü.

MİŞMİŞ :Halk dilinde kayısı ve zerdaliye verilen ad.

MİŞMİŞİYE:Kayısı ve kuzu etiyle yapılan bir tür yahni.

MİŞO:Japon mutfağına özgü,soya fasulyesi ve et suyuyla yapılan bir çorba.

MİT:Tarih öncesine dayanan efsane.

MİTA:Güney Amerika’da kanun yararına işler için Kızılderililerin tabi tutuldukları zorunlu çalışma.

MİTANNİ:Mezopotamya’nın kuzey kesiminde MÖ 1500 yıllarında hüküm süren krallık.

MİTİL :Kapsız yorgan. Yorgan kılıfı.

MİTİN Eski dilde taşları parçalamakta kullanılan büyük çekiç

MİTOMAN:Yalan söyleme hastası.

MİTOMANİ:  Yalanlar     ve     hikayeler     uydurmaya     yol     açan     yapısal     eğilim .   Yalan     söyleme      hastalığı .    

MİTOS  :Tanrı,tanrıça,evrenin doğuşu ile ilgili düşsel,alegorik anlatımı olan halk öyküsü. 

MİTOZ :Hücre bölünmesi yoluyla gerçekleşen hücre çoğalması. Karyokinez.

MİTRA:Papa,piskoposlar ve bazı din adamlarının giydiği tören başlığı.

MİTRAL:Kalpte sol kulakçık ile sol karıncık arasını kapayan kapak.

MİTRALYÖZ:Makineli tüfek.

MİYALJİ:Kas ağrısı.

MİYAN (MEYAN) :Bel, orta, ara, aralık.

MİYAR :Değerli madenlerde yasanın istediği ağırlık,saflık ve değer derecesi ölçüsü. Ayıraç.

MİYASE:Yarısı değerli taşlarla süslü olan bir tür saç.

MİYOKART:Kalp kası.

MİYOM :Kas yapılı ur.

MİYOSEN  :Jeolojide,üçüncü çağın memeliler ve maymunların gelişmiş olduğu dönemi.

MİYOSTENİ:Özellikle kafatası sinirlerinin denetlediği kas gruplarında çabuk yorulma ve zayıflık,halsizlik gibi belirtilerle ortaya çıkan kronik hastalık.

MİYOTOMİ:Bir kasın tümünü veya bir parçasını kesme ameliyatı.

MİZA  :Kumarda ortaya sürülen para.

MİZA:Halk dilinde erkek eşeğe verilen ad.

MİZAN :Terazi.

MİZANA:Üç yada daha çok direği bulunan yelkenli gemilerde arka direk.

MİZANPAJ:Gazete,dergi gibi yayınlarda sayfa düzeni.

MİZANPLİ :Kadın saç tuvaleti.

MİZANSEN:Bir şeyi,bir durumu olduğundan farklı göstermek amacıyla hazırlanan düzen.

MİZANSEN:Yönetmenin bir oyunu sahneye koyma çalışmalarının tümü.

MİZBER:Kamış kalem.

MİZİTRA:Lor peynirine verilen bir başka ad.

MİZOFOBİ: Kirlenme veya hastalık kapmaktan aşırı derecede korkma.

MK: Makedonya’nın plaka imi.

MN :Manganezin simgesi.

MNEMOFOBİ:Anılardan korkma.

MNEMOSİN:Yunan mitolojisinde bellek tanrıçası.

MNEMOTEKNİ:Bir takım alıştırma ve çağrışımlardan yararlanarak belleği geliştirme yöntemi.

MO :  Molibdenin simgesi. 

MOA :Yeni Zelanda’da yaşadığı bilinen soyu tükenmiş bir kuş.

MOABİ: Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu marangozlukta kullanılan bir ağaç.

MOAİ:Büyük Okyanus’ta yer alan Paskalya Adası’ndaki taştan yapılmış devasa insan heykellerine verilen ad.

MOBESE: Güvenlik amacıyla çeşitli yerlere yerleştirilen kameralar için kullanılan sözcük.

MOBİL:Birbirine ekli parçalardan oluşan ve kendi kendine hareket eden soyut heykel.

MOBİLET: Küçük motosiklet.

MOBİLİZASYON:Bir organı normal yada patolojik bağlantılardan kurtarma manevrası.

MOBO:Genellikle polyester yada fiberglastan yapılan gazete satış kabini.

MOD:İstatistikte bir grup veri içinde en sık görülen değere verilen ad.

MODANATURA: Bir inşaatta ,  yapısal   öğelerin   estetik   değerini   belirtmek   için ,  bu     öğeleri    bezemeli    olarak   işleme.

MODELAJ:Kil,balmumu gibi kolayca biçimlendirilebilen maddeleri yapılacak heykellere model hazırlamak üzere hacimli olarak biçimlendirme,taslak yapma.

MODERATO:İcranın ılımlı bir tempoda olması gerektiğini belirten müzik terimi.

MODERATOR: Bir toplantıyı düzenleyen kişi.

MODERATOR:İnternette grup üyelerine gelen mesajları üyelere dağıtmadan önce süzerek ayıklayan mesaj yöneticisi.

MODİFİKASYON:Kalıtımla ilgili olmayan değişiklik.

MODİSTRA:Kadın terzisi.

MODLAJ:Biçimlendirme eylemi.

MODÜLASYON:Bir dalganın genlik,evre ve sıklığının bir yasaya göre zaman içinde farklılaşması.

MOFET:Genç yanardağların çevresinde,karbondioksit ve metan gazı ile çeşitli hidrokarbon gazları sızdıran yarık veya delik.

MOGAN:Ankara yakınında bir göl.

MOHER:Tiftik keçisi kılından yapılan örgü yünü Tiftik keçisinin ince,yumuşak,parlak yünü.

MOJİTO:Küba’ya özgü,romla yapılan ünlü bir kokteyl.

MOKA:Çok kokulu bir tür kahve.

MOKAMEYA: Altın,gümüş,kalay ve bakır karışımından oluşan karma metal.

MOKASEN :Bağsız ve kısa ökçeli ayakkabı.Kuzey Amerika Kızılderililerinin giydiği deriden yapılmış,tek parça ayakkabı.

MOKET: Döşemelik kumaş olarak kullanılan bir tür yünlü kadife.

MOKİSSOS:Kırşehir’in antik dönemlerdeki adı.

MOKSHA: Hint dininde,dünyevi var oluştan ve ruh göçünün bağlarından  kurtulmayı içeren nihai tinsel amaç.

MOL:Madde miktar birimi.

MOLAS :Karbonatlı kum taşı.

MOLEKÜL:Element veya bileşikleri oluşturan ve onların özgül niteliklerini gösteren en küçük birim,madde.

MOLESKİN:Pamuk yada selülozik elyaftan yapılmış ipliklerle,genellikle dimi yada saten örgü ile dokunmuş sık ve çok sağlam bir kumaş

MOLİSMOLOJİ:Çevre kirliliğinin yol açtığı sorunları inceleyen bilim dalı.

MOLLA:Eskiden medrese öğrencilerine verilen ad.

MOLOZ:Toprak ve kireçle karışık kırıntılar,yapı döküntüsü.

MOMENT:Bir kuvvetin,uygulandığı kütleyi bir eksen etrafında döndürme eğilimi.

MOMENTUM :Bir cismin hareketinin ölçülmesinde temel alınan nicelik.

MOMOYER:Trabzon yöresine özgü,genellikle yılbaşı günü doğaçlama oynanan köy seyirlik oyunlarının adı.

MON: Güneydoğu Asya’da yaşayan bir halk.

MONAD:Leibniz’in felsefesinde sonul gerçekliği kapsayan bölünemeyecek ölçüde küçük birimler.

MONARŞİ:Siyasi otoritenin genellikle miras yolu ile bir kişinin üzerinde toplandığı devlet düzeni veya rejim,tek erklik.

MONAT:Eski Yunan felsefesinde bölünmez birlik.

MONCUK:Atların boynuna takılan muska,değerli taş,hayvan tırnağı gibi şeylere  eski Türklerde verilen ad.

MONDEN:Yüksek sosyete yaşamını seven.

MONET:İzlenimcilik akımının öncüsü olan ünlü Fransız ressamı.

MONETARİZM:Önde gelen temsilcisi ABD’li İktisatçı Milton Friedman olan ve para arzının ekonomideki etkinlik düzeyini belirlediğini savunan iktisat okulu.

MONGOL:Down sendromlu. Zihinsel özürlü.

MONİTÖR:Her türlü çalışmalarda,özellikle sporda yetiştirici.

MONİTÖR:Işınım yeğinlik düzeyini algılayıp ölçen aygıt.

MONİZM:Tekçilik.

MONOFİZİT:Hıristiyanlıkta,Hazreti İsa’nın tek bir doğası bulunduğunu savunanlara yada savunmakla suçlananlara verilen ad.

MONOGAM: Tek eşli.

MONOGAMİ:Tek eşlilik.

MONOGRAM:Önceleri tek harften,sonraları iç içe geçmiş iki yada daha çok sayıda harften oluşan arma yada marka.

MONOKL :Kaş kemerinin altına sıkıştırılarak kullanılan gözlük camı. 

MONOTEİZM:Tek tanrıcılık.

MONSENYÖR:Yüksek aşamalı din adamlarına verilen ad.

MONT:Kumaş veya deriden yapılan,genellikle belden kemerli,üstünde cepleri bulunan ,gömlek veya hırka üzerine giyilen kısa,hafif giysi.

MONTAFON:Süt verimi yüksek bir sığır ırkı.

MONTAJ :Parçaları takıp birleştirme işi,kurgu.

MONTEVİDEO :Uruguay’ın başkenti.

MONTÜR: Çeşitli takılarda taşın yerleştirildiği çerçeve. Bir takının asıl süslemeye takılan mücevher,madalyon vs bölümü.

MOON :ABD’de   oldukça yaygın olan ve “Birleşme Kilisesi” adıyla tanınan tarikatın kurucusu olan Koreli din adamı.

MOPED:Pedallı küçük motosiklet.

MOPSON:Aspendos ve Perge şehirlerini kuran ünlü kahin.

MOR:İnci Aral’ın bir romanı.

MORAL:Bir inanın ruhsal gücü.

MORALİZM .:Ahlakı araç değil amaç sayan doktrin,ahlakçılık doktrini.

MORATORYUM: Çok bunalımlı dönemlerde bir ülkede,bölgede bir bölüm ya da tüm borçlardaki ödeme zorunluluğunun geri bırakılması. Bir ülkede   olağanüstü   dönemlerde   devletin   ödeme     süresi     gelmiş     borçlarını     yasayla    ertelemesi.

MORAVYA:Çek Cumhuriyetinde tarihi bir bölge.

MOREN :Buzulların taşıyıp biriktirdikleri taşlar.Buzultaşı.

MORFOLOJİ:Organizmaların biçim ve yapısını inceleyen bilim dalı, biçim bilgisi. 

MORGABRİEL:Mardin’in Midyat ilçesinde “Deyr-Ül-Umur” da denilen ünlü Süryani manastırı.

MORİLE:Ahşap bir teknede açılan delikleri geçici olarak tıkamada kullanılan,koni biçiminde ağaç,takoz.

MORİNA:Mezgitgillerden,kuzey denizlerinde yaşayan,eti yenen,karaciğerinden balık yağı çıkarılan bir balık.

MORMON:Peygamberlik iddiasındaki Joseph Smith tarafından 1930’da kurulan, ABD’de   yaygın  olan  ve birden çok kadınla evlenmeyi kabul eden din.

MOROLAR:Filipinler’de yaşayan Müslüman bir halk.

MORÖTESİ:Gözle görülmeyen,yapay olarak elde edilip tıpta kullanılan bir ışınım,ultraviyole.

MORS:Kuzey Atlantik’te yaşayan,4 m uzunluğunda,derisi,dişi ve yağı için avlanan bir memeli hayvan.

MORS:Nokta ve çizgilerden oluşan bir alfabe kullanan telgraf sistemi. Telgraf alfabesi.  

MORTGAGE:Kira öder gibi ev sahibi olmanın yollarını açan sistem.

MORTOCU: Hıristiyanlarda cenaze taşımak için tutulan kimse.

MORTODELLA:Bir tür İtalyan sucuğu ve böreği.

MORULA:Yumurta hücresinin embriyon oluşurken gelişerek aldığı ilk biçim,blastula.

MOSKOF:Halk dilinde Rus.

MOSTRA: Örnek,göstermelik,model.

MOŞAV:İsrail’de bir tür kooperatif tarım yerleşmesi.

MOTAMOT:Kelimesi kelimesine,hiç değiştirmeden,aynen.

MOTEL:Küçük otel.

MOTET:On üçüncü yüzyıl başlarında ortaya çıkmış çok sesli vokal beste üslubu.

MOTİF:Bir eserde sıkça tekrarlanan süsleyici öğe.

MOTİVASYON :Güdülenme.

MOTMOT: Orta ve Güney Amerika’nın ormanlık bölgelerinde yaşayan bir kuş.

MOTOKROS:Açık ve engebeli bir arazide yapılan motosiklet yarışı.

MOTOPOMP:Motorlu tulumba   

MOTOTREN:Bir termik motorla çalışan,yolcu taşıyan demiryolu taşıtı.

MOTRİS:Birkaç arabalı bir katarda elektrik motoru veya patlamalı motorla çalışan ve katardaki arabaları çeken taşıt.

MOTTO: Yerin kabuk ile manto arasındaki sınırı.

MOZAİK:Renkli küçük taşların yan yana getirilmesiyle yapılan resim veya bezeme işi.

MOZAK:  Domuz yavrusu.

MOZOLE :Anıtmezar. Anıtkabir.

MOZUK:İkinci kez evlenen kadının ilk kocasından olan çocukları.

MOZZARELLA:İtalya’da   manda   sütünden   üretilen,  tadı   hafif,  dokusu   pürüzsüz   peynir   türüne  verilen  ad.

MÖNÜ  :Yemek listesi.  

MP3:Bilgisayarda internet üzerinde müzik dağıtımı için kullanılan bir ses kodlama ve sıkıştırma yöntemi.

MR :Manyetik rezonansın kısaltması.

MS: Beyinin ve omuriliğin bir hastalığı.(Kısaca).

MŞATTA:Ürdün’de, 8. yüzyıldan kalma Amman’ın 22 km kadar güneyindeki ünlü Emevi sarayı.

MŞE:Ünlü öykücümüz Memduh Şevket Esendal’ın kimi öykülerinde kullandığı kısa adı.

MTS: Uzunluk,kütle,zaman birimler sisteminin kısa yazılışı.

MU :Kıl,tüy.

MU: Yaklaşık   12.000  yıl  önce  Pasifik’e  gömüldüğüne  inanılan , insanlığın  ve  uygarlığın  anayurdu sayılan kıta.

MUACCEL:Acele olunmuş.

MUACCEL:Peşin,hemen ödenmesi gereken.

MUACCELE:İltizama verilen vergilerde, mültezim tarafından peşin olarak ödenen tutar.

MUADDEL: Değişik.

MUADELET:Eşitlik,denklik.

MUADİL :Denk.

MUAF: Bağışık.

MUAHEDE :Antlaşma.

MUAHEZE: Kınama.Küçük düşürme.

MUALLA  :Yüksek,yüce.

MUALLAK:Sonuca bağlanmamış,sürüncemede kalmış,asılı.

MUAMMA:Anlaşılmayan,bilinmeyen şey.

MUAMMA:Halk edebiyatında manzum bilmece.

MUAMMER:Yaşamış.

MUARAZA: İhtilaf.

MUARE:Dalgalı parıltılar verilmiş olan bir tür kumaş.

MUARIZ  :Karşı koyan , karşı çıkan.

MUASIR:Çağdaş.

MUAŞŞER:Divan şiirinde onar dizelik bentlerden kurulan nazım biçimi.

MUATTAR:Itırlı,güzel kokulu.

MUAVAZA: Değiş tokuş,trampa.

MUAVENET :Yardım etme.

MUAZZEZ:Sayılan,saygı duyulan,aziz.

MUBAH:Dince yapılmasında sakınca olmayan,yapılması günah veya sevap olmayan.

MUBAYAA:Satın alma.

MUCİP: Uygunluk.Olur verme.Gerek.

MUCİR:Kiraya veren.

MUCUK :Bir çeşit küçük sinek.

MUDHİKE:Komedi.

MUDİ: Bankaya para yatıran kimse.

MUFLA: Cisimleri,aleve değdirmeden ateşin etkisine uğratmak için kullanılan büyük toprak kap.

MUFLON: Bu isimle anılan bir cins koyunun postuna benzeyecek surette dokunan havlı kumaşlar.

MUFLON: Pardösülerin içine iliklenerek geçirilen bir çeşit çok kalın,eğreti astar.

MUG:Eski dilde ateşe tapan,ateşperest.

MUGAN  :Ateşe tapanlar, Zerdüşt dinine bağlı olanlar.

MUGANNİ:Şarkı söyleyen kimse,şarkıcı.

MUGAYİR:Aykırı,uymaz.

MUGNİ:Eski Türk çalgılarından biri.

MUĞBER:Gücenmiş,dargın,küskün.

MUĞLAK :Anlaşılmaz,karışık.

MUHACERET:Göç,göçme.

MUHACİM:Forvet hattında oynayan futbolculara eskiden verilen ad.

MUHACİR :Göçmen.

MUHADDİS:Hadis bilgini.

MUHAL  :İmkansız.  

MUHALLEBİ: Süt,şeker ve pirinç unuyla yapılan bir tatlı.

MUHAMİ : Koruyan,müdafaa eden.

MUHAMMARA :Biber salçası,kızarmış ekmek,dövülmüş ceviz,tahin ve nar ekşisiyle hazırlanan bir tür meze.(Antalya yöresi).

MUHAMMEN:Önceden tahmin edilen,oranlanan.

MUHAMMES:Beş parçası olan,beşli.

MUHARREF:Asıl niteliği değiştirilmiş,bozulmuş,tahrif edilmiş olan.

MUHARREM:Kamer takviminin birinci ayı,aşure ayı.

MUHARRER :Yazılmış,yazılı.

MUHASARA:Kuşatma,sarma,çevirme.

MUHASEBE:Hesaplaşma,karşılıklı hesap görme.

MUHASSAL:Osmanlı maliye örgütünde vergi toplamakla yükümlü kamu görevlisi.

MUHASSALA:Bileşke.

MUHAŞERLAŞ:Süryani mutfağına özgü kırılmış nohut ve patlıcanla yapılan bir yemek.

MUHATARA: Korku verici durum.

MUHAYYER: Seçmeye,beğenmeye bağlı olan.

MUHAYYER: Türk müziğinde bir makam adı.   

MUHAYYERBUSELİK .:Türk müziğinde bir makam.

MUHAYYERKÜRDİ : Türk müziğinde bir makam.

MUHAYYERSÜMBÜLE: Türk müziğinde bir makam adı.   

MUHAYYİLE :Hayal gücü,imgelem. Düş gücü.

MUHİBBE DARGA:Ön Asya dilleri ve kültürleri konusundaki çalışmalarıyla tanınmış,1921 yılında doğmuş kadın arkeologumuz.

MUHİBBİ:Kanuni Sultan Süleyman’ın şiirlerinde kullandığı mahlas.

MUHİK:Haklı,doğru.

MUHİP:Seven,sevgi besleyen,dost.

MUHKEM:Sağlam.

MUHLİS:Dostluğunda ve inançlarında içten olan.

MUHRİP:Torpido,top ve denizaltılara karşı kullanılmak üzere silahlarla donatılmış,küçük,hızlı giden bir savaş gemisi türü,destroyer.

MUHSİN:İyilik eden,bağış yapan.

MUHTARİYET:Özerklik.

MUHTASAR:Kısaltılmış olan,kısa,özet.

MUHTAZA:Beğenilmiş,seçilmiş.

MUHTEKİR:Vurguncu,spekülatör.

MUHTELİT:Karma, karışık.

MUHTEMEL:Olası, olabilir. 

MUHTEREM :Saygıdeğer,saygın,sayın.

MUHTERİS:Hırslı.

MUHTERİZ:Çekingen.

MUHTEVA: İçerik.

MUİN: Yardımcı.

MUİT:Eskiden okullarda çocukları çalıştırmakla görevli kimse.

MUJİK : Rus köylüsü. 

MUJONSO:Daha çok Tanzanya’da yetişen ve acı yaprak da denilen,şifalı bir bitki.

MUK : Karınca.

MUKAAR:İç bükey,konkav,obruk.

MUKABELE:Camilerde     kuran     okunurken  ,   hafızların  da    karşılıklı    olarak    ezbere   kuran   okumaları.

MUKADDERAT: Alın yazısı,kader,yazgı.

MUKADDES:Kutsal.

MUKADDESAT:Kutsal sayılan inanç ve davranışlar.

MUKADDİME:Bir olayın başlangıcı.

MUKALLİT:Taklitçi.

MUKARNAS:Bir yüzeyden dışarıya taşan başka bir yüzeye geçmek ve ona destek görevi yapmak için birbiri üzerine oturan taş ya da tuğladan yapılmış bindirmelik. Merdiven biçiminde çıkıntıları olan kubbe.

MUKARRER:Kararlaşmış,kararlaştırılmış.

MUKASSİ:Eski dilde sıkıntı verici. Sıkıntılı,bunaltıcı.

MUKASSİM:Taksim eden,bölüştüren,ayıran, ikilem..

MUKATAA:Geliri merkeze ait arpalık.

MUKATELE:Birbirini öldürme,savaş,vuruşma.

MUKAVVES:Kavisli,eğri,eğmeçli.

MUKAYYET:Bağlı olan,bağlanmış.

MUKBİL:Mutlu,bahtiyar.

MUKNİ :İnandıran, ikna eden.

MUKOZA:Üzerinde çok sayıda ince memecik ve salgı bezi delikleri bulunan,iç organları kaplayan koruyucu doku,sümükdoku.

MUKTEDİR:Bir şeyi yapmaya.başarmaya gücü yeten,iktidarlı.

MUKTERİZ:Ödünç para alan.

MUKTESİT:Tutumlu.

MUKTEZA (MUKTEZİ) : Gerekli olan,gereken.Bir konuyu ve o konudaki görüşü zamana,bulunulan yere,duruma uygun biçimde dile getirme.

MULAJ :Alçı,balmumu gibi maddelerden bir şeyin kalıbını çıkartmak için yapılan işlemlerin bütünü. Terzilerin patron çıkarmak için kullandıkları bir tür saydam kağıt.

MULATTO:Haiti’de,bir Avrupalı ile bir siyahın birleşmesinden doğan melez kimseye verilen ad.

MULETA :Boğaya tutulan kırmızı şal (Matadorların boğayı yormak ve hırslandırmak için kullandıkları kırmızı renkli kumaş parçası).  

MULTİVİZYON: Çok sayıda ekran üstünde aynı anda ya da art arda yapılan görsel-işitsel gösterim.

MUNEN:Kuzey mitolojisinde Odin’in omzuna konan iki kargadan biri.

MUNİ: Gaziantep yöresine özgü,pirinç ve pekmezle yapılan çorba biçiminde tatlı.

MUNİA: Japon serçesi de denilen ötücü bir kuş.

MUNİS:Cana yakın, uysal,sevimli.

MUNZAM:Katılmış,ulanmış,eklenmiş.

MUR  :Eski dilde karınca. 

MURABAHA :Tefecilik. Bir malı  çok fazla karla satma.

MURABBA:Divan edebiyatında dört dizeli bentlerden oluşan şiir türü ,dörtlü..

MURABBA:Kaynatılıp kıvama geldikten sonra dondurulan meyve suyu tatlısı.

MURABIT ( MARABUT) :Kuzey Afrika’da dervişlere verilen ad.

MURABUT:Leyleğe benzer leşçi  bir kuş.

MURAFAA:Eski dilde duruşma.

MURAHHAS :Delege .

MURAKABE: Denetleme,denetim.

MURAKIP:Denetleyici,denetçi.

MURAKKA:Hat sanatında birkaç kağıdın,suları ters yönde olmak üzere üst üste yapıştırılmasıyla elde edilen mukavva.

MURANA:Yılanbalığına benzer,yırtıcı,eti beyaz,göğüs yüzgeci olmayan deniz balığı.  

MURASSA :Değerli taşlarla donanmış.

MURÇ :Beton  delme  kalemi. Betona  delik  açmakta  kullanılan  sivri  uçlu, çelikten  yapılmış bir alet.

MURDAR (MUNDAR)  :Kirli, pis.

MURT:Mersin ağacının bezelye büyüklüğünde ve morumsu siyah renkli meyvesine verilen ad.

MURTAZA:Orhan Kemal’in iki kez filme alınmış ünlü romanı.

MURTUĞA:Doğu Anadolu’ya özgü,yumurtayı tereyağı ve unla kavurarak yapılan ve kahvaltıda yenilen yemek.

MUS  :En iri geyik.  

MUS:Köpük kıvamında tuzlu yada tatlı yiyecek.

MUSADDIK:İspatlayan,gerçekleştiren.

MUSAFAHA:Selam ve dostluk için el ele tutuşma.

MUSAHABE:Konuşma,görüşme,söyleşi.

MUSAHHİH: Düzelten,ıslah eden.

MUSAHİP: Osmanlı padişahının sohbet arkadaşı. Sohbet eden,arkadaşlık eden kimse.

MUSALLA:Namaz kılma yeri. Camilerde cenazenin konulup önünde namaz kılındığı yer.

MUSANDIRA:Geleneksel Türk evlerinde, odalarda kapı yanında bulunan ya da kapının yer aldığı duvar boyunca uzanan, en az bir insan boyu yüksekliğinde dolap,yatak yorgan konulan yer, yüklük. Asma kat. Mutfakta yüksekte ve geniş raf.

MUSAP:Başına bir kötülük,felaket gelmiş olan. Hastalığa yakalanmış,tutulmuş.

MUSAVVER :Resimli.

MUSE  :Eski dilde çizme. 

MUSHAF:Halife Osman döneminde çıkartılan el yazması Kuran örnekleri.

MUSHAF:Kuranı Kerim,Kelamı Kadim.

MUSİBET:Büyük zararlara yol açan ve kolayca savuşturulamayan hal.

MUSİKAR  :Gagasındaki   deliklerden   rüzgar   estikçe   türlü   sesler   çıktığına   inanılan   bir  masal  kuşu.

MUSİR:Bir söz yada düşüncede direnen.

MUSKA:Hastalık veya sıkıntıları gidereceği inancıyla katlanıp üstte taşınan dua yazılı kağıt.

MUSKAT : Halk hekimliğinde gaz söktürücü ve antiseptik olarak kullanılan,aynı zamanda kimi yiyeceklere de katılan bir cins ceviz. Küçük Hindistan cevizi.

MUSLİH:Düzelten,ıslah eden.

MUSLİN:Sık dokunmuş,parlak,ince,yumuşak bir tür kumaş.

MUSOFOBİ: Fare korkusu.

MUSON:Güney Asya kıyılarıyla Hint Denizinde yaz ve kış mevsimlerinde birbirine ters yönlerden esen geniş alanlı rüzgar.

MUSTABEY:Yazlık bir armut türü.

MUSTAFA HAKKINDA HERŞEY: Çağan Irmak’ın bir filmi.

MUSTAFA:Seçilmiş,seçkin.

MUSTARİP:Istırap ve acı çeken.

MUSURANA:Güney Amerika’da yaşayan ve zehirli yılanları yiyerek beslenen zehirsiz büyük su yılanı.

MUŞ :Altı düz,küçük gezinti vapuru.

MUŞABAK:Kafes biçiminde bir tür el işi.

MUŞAMBA:Bir tarafına kauçuk veya yağlı boya sürülerek su geçirmeyecek duruma getirilen kalın bez.

MUŞARABİYE: Çıtalardan oluşan,dışarıdan görülmeden dışarıyı görmeyi sağlayan ve İslam dünyasında yaygın kullanımı olan pencere kafesi.

MUŞER:Bir çeşit eğri testere.

MUŞKULU:Kastamonu’nun Pınarbaşı ilçesinde bir mağara.

MUŞTA:Karşıdakine vurmak için parmaklara geçirilen demir parçası. Kunduracıların,derileri vurarak inceltmek için kullandıkları metalden tokmak.

MUŞTU:Sevindirici haber, müjde.

MUT  :Elli şiniklik tahıl ölçeği.

MUTA :Veri.

MUTAASSIP :Bağnaz.

MUTAF:Keçi kılından hayvan çulu,yem torbası gibi şeyler dokuyan kimse.

MUTANTAN: Görkem,ihtişam,şatafat,tantana.

MUTASARRIF:Kendinde kullanım hakkı olan,elinde bulunduran.

MUTASARRIF:Tanzimat’tan sonra,Osmanlı yönetim teşkilatında sancakların (ilden küçük,ilçeden büyük idare bölümünün) yöneticisine verilen ad.

MUTASAVVIF:Tasavvuf inançlarını benimseyerek kendisini Tanrıya adamış kimse,sofi.

MUTASSIP:Bir düşünceye,bir inanışa aşırı ölçüde bağlanıp ondan başka bir düşünce ve inanışı kabul etmeyen,bağnaz.

MUTASYON:Doğada ve toplumda nitelikle ilgili değişmelerin yavaş yavaş değil,birdenbire olması.

MUTAT:  Alışılmış,alışılan.

MUTAT: Olağan. Alışılmış.

MUTAVİN: Suudi Arabistan’da din polislerine verilen ad.

MUTAYANA:Gaziantep ve Kilis yörelerine özgü,kuşbaşı et yoğurt ve çeşitli sebzelerle yapılan bir yemek.

MUTAZARRIR:Zarar görmüş,zarara uğramış.

MUTEBER :Saygın,güvenilir,sözü geçer,hatırı sayılır.

MUTEDİL:Düşünce ve işinde aşırıya kaçmayan,ölçülü,ılıman.

MUTEKİS: Tersine çevrilmiş.

MUTEMET:Dairelerde,işyerlerinde para işlerine bakan görevli.

MUTENA:Özenilmiş,özenle yapılmış,seçkin.

MUTEZİL:İçinde yaşadığı toplumdan ayrılarak bir tarafa çekilen.

MUTEZİLE:Kaderi inkar ederek kul,ettiklerinin yaratıcısıdır diyen ve Tanrı’nın sıfatları konusunda sünnet ehlinden ayrılan bir felsefe.

MUTİ:Yumuşak başlı.

MUTMAİN:İnanmış,emin olan.

MUTRİB: Çalgıcı,şarkıcı.

MUTTAKİ:Candan,içten,ihlaslı.

MUVAFAKAT :Razı olma,uzlaşma.

MUVAFFAKİYET:Başarı,başarma. 

MUVAFIK: Uygun,münasip.

MUVAHHİT:Tanrının birliğine inanan.

MUVAKKAT: Geçici.

MUVAKKİTHANE:Eskiden imaret ve camilerde,güneşin her mevsim izlenebildiği, saat ayarı için ayrılmış küçük oda.

MUVASALA  :Erişim.

MUVAZENE.:Denge, ölçü.

MUVAZİ :Paralel.

MUVAZZAF: Bir görev ve hizmetle yükümlü olan kimse.

MUVAZZAF:Silahlı kuvvetlerde çalışan meslekten subay ve astsubaylarla askerlik hizmetini yapan erler.

MUYLU:Bir top namlusunun iki yanına tutturulan millere verilen ad. Bir milin yatağında dönmesini sağlayan bölüm.

MUYMUL:Atmaca ve doğana benzeyen bir tür yırtıcı kuş.

MUZ :Botanikte (Musa sapientum) olarak tanımlanan,sıcak bölgelerde yetişen,bir çenekli,çok yıllık bir bitki.

MUZAHERET:Yardım etme,arkalama,destekleme,arka çıkma.

MUZLİM:Karanlık,gizli,belirsiz.

MÜBADELE :Değiş tokuş.

MÜBAH: Dince sakıncası olmayan.

MÜBALAĞA: Abartı.                 

MÜBAREK: Kutsal,uğurlu,kutlu.

MÜBAREZE: İki düşman taraftan çıkan birer kişinin çarpışması.

MÜBAŞİR: Mahkemede duruşmaya girecekleri ve tanıkları çağıran,yargıcın emirlerini bildiren,kağıtları getirip götüren görevli.

MÜBAYAA: Satın alma.

MÜBECCEL: Yüceltilmiş,ulu.

MÜBERRA: Arınmış,temize çıkmış.

MÜBEŞŞİR: Muştu veren,müjde getiren kimse.

MÜBİN:İyiyi kötüden,hayrı şerden ayırt eden.

MÜBREM: Kaçınılmaz,vazgeçilmez.

MÜCAHEDE: Çalışma,gayret.

MÜCAP: İsteği kabul edilen.

MÜCAVİR: Yakın komşu.

MÜCBİR: Zorlayıcı.

MÜCEDDERE:Anadolu’nun bazı yörelerinde mercimekli bulgur pilavına verilen ad.

MÜCEDDİT: Yenilik getiren.

MÜCEHHEZ: Donanmış,hazırlıklı,hazırlanmış.

MÜCELLA: Parlatılmış,parlak.

MÜCELLİT: Ciltçi.

MÜCERRET: Soyut.

MÜCESSEM: Cisim durumunda olan.

MÜCİRİM:Ankara yöresine özgü bir tür köfte.

MÜCMEL:Kısa ve özlü.

MÜCRİM:Suçlu.

MÜCVER :Rendelenmiş kabağa un,yumurta,peynir,dereotu,tuz,karabiber,taze soğan katılarak yapılan bir tür köfte.

MÜÇTEBA:Seçilmiş,seçkin.

MÜDANA:Halk dilinde minnet.

MÜDAVİM:Sürekli giden kimse,gedikli.

MÜDDEİUMUMİ:Savcı.

MÜDERRİS:Ders veren,profesör.

MÜDRİK:Anlamış,aklı ermiş.

MÜEBBET:Sonu olmayan,ömür boyu.

MÜEDDEP:Uslu,terbiyeli,edepli.

MÜEKKEDE:Sağlamlaştırılmış.

MÜELLİF:Kitap   yazan   veya   hazırlayan  ,  bir   eseri   ortaya   koyan   ve   eserin   sahibi   olan   kimse ,  yazar.

MÜENNES:Dişi.

MÜESSİF:Üzüntü veren,üzücü.

MÜESSİR:Etkili,dokunaklı.

MÜEYYİDE: Yaptırma gücü.

MÜFESSİR:Kuranı yorumlayan kimse.

MÜFİT:Faydalı,yararlı

MÜFREDAT :Öğretim programı. Ayrıntılar.

MÜFREDATLI: Dökümlü.

MÜFREZ:Ayrılmış,ifraz edilmiş.

MÜFRİT:Aşırı.

MÜFSİT:Arabozan.

MÜFTERİ:İftiracı,kara çalan.

MÜGE:İncir çiçeği de denilen hoş kokulu bir bitki.

MÜHİMMAT:Savaş gereçleri,cephane.

MÜHLİYE: Adana yöresinde yetiştirilen ve yaprakları sebze olarak kullanılan bir bitki.

MÜHRE:Kimi av hayvanlarını çekmek için kullanılan çığırtkan kuş.

MÜHTEDİ: Başka bir dinde iken Müslüman olan kimse.

MÜHÜR FEKKİ:Mühür bozma,mührün kaldırılması.

MÜJGAN:Eski dilde kirpikler.

MÜKALEME: Karşılıklı konuşma.

MÜKERREM:Saygıdeğer,aziz.

MÜKTESEP:Kazanılmış,edinilmiş.

MÜL: Eski dilde şarap..

MÜLAHAZA:Düşünce.

MÜLAZIM:Teğmen.

MÜLEVVES:Kirli,pis,karışık,düzensiz.

MÜLGA :Kaldırılmış.

MÜLTEFİT:Hoş davranan.

MÜLTEZİM:Devlete ait bir geliri götürü olarak üstüne alıp toplayan kimse.

MÜLTİVİZYON:Çok sayıda ekran üstünde aynı anda ya da art arda yapılan görsel-işitsel gösterim.

MÜMASİL:Benzeyen,andıran.

MÜMBİT:Bitek.

MÜMEYYİZ:  Ayırtman. İyiyi,kötüyü,doğru ve yanlışı ayıran,seçen.

MÜMİN:İnanan,inançlı,imanlı,Müslüman.

MÜMTAZ:Seçkin.

MÜMTEZİÇ:Birbirine uygun, karışık.

MÜNACAT (MÜNACAAT) :Tanrıya yalvarma,yakarış.

MÜNACAT: Divan edebiyatında Tanrıyı öven bir şiir türü veya şiirin bir bölümü.

MÜNAFIK :Arabozan,bölücü.

MÜNAVEBE:Nöbetleşme.

MÜNAZAA: Ağız kavgası,çekişme,münakaşa.

MÜNAZARA :Bir konu üzerinde belli kural ve yöntemlere uyularak yapılan tartışma.

MÜNCİ:Kurtarıcı,kurtaran.

MÜNDEMİÇ :Bir şeyin içinde var olan.

MÜNDERECAT (MÜNDERİCAT): İçerik. İçindekiler.

MÜNEVVER: Işıklı,parlatılmış,aydınlatılmış.

MÜNEZZEH:Temiz,arı.

MÜNFERİDEN:Tek başına,yalnız olarak.

MÜNHAL:Boş,açık.

MÜNHASIRAN:Özellikle,yalnız.

MÜNHAVİ:Eğri.

MÜNİF:Büyük,yüce,ulu.

MÜNİP:Tövbekar olan.

MÜNİR: Işık veren,parlak. Nurlandıran.

MÜNKESİR: Kırılmış,kırık.

MÜNKİR:İnkar eden,kabul etmeyen.

MÜNTAZIR:Bekleyen,gözleyen,intizar eden.

MÜNTEHİR:İntihar eden.

MÜNZEVİ: Topluluktan kaçan,yalnız yaşamayı seven.

MÜPHEM :Belirsiz.

MÜPTELA:Tutulmuş,vurgun.

MÜPTEZEL:Saygınlığı olmayan,aşağı görülen.

MÜR:İlaç ve parfüm olarak kullanılan değerli hoş kokulu bir yağ.

MÜRAFAA: Hakim huzurunda duruşma.

MÜRAİ  :İki yüzlü, riyakar.

MÜRDÜMÜK:Baklagillerden bir yem bitkisi.

MÜREBBİYE  :Kendisine bir çocuğun eğitim ve bakımı verilmiş olan kadın. Çocuk eğitmeni.

MÜREKKEP:Bileşik.

MÜREN:Tropik ve ılıman bölge denizlerinde yaşayan bir balık.

MÜRİD (MÜRİT): İrade ve ihtiyarını şeyhe vermiş kişi. Bir tarikat şeyhine bağlanarak ondan tasavvufun yollarını öğrenen,onun doğrultusunda ilerleyen kimse.

MÜRNEL:Gevşek bükümlü olarak hafif katranlı kendirden yapılmış ince halat.

MÜRSEL:Gönderilmiş.

MÜRŞİD(MÜRŞİT): Manevi yolculukta önderlik eden,doğru yola götüren,irşad eden anlamına şeyhe verilen diğer ad. Doğru yolu gösteren kimse,kılavuz.

MÜRTECİ:Yeni düzene karşı çıkan,gerici.

MÜRTEKİP:Para,kazanç karşılığı olarak kötü,uygunsuz işler çeviren kimse. Rüşvet yiyen.

MÜRTET:İslam dinini bırakıp başka bir dine geçmiş olan kimse.

MÜRUR:Eski dilde geçip gitme, sona erme.

MÜRURİYE:Osmanlılar döneminde, yabancı ülkelerden gelen ve ülke içinde tutulmayarak diğer bir ülkeye nakledilen (Transit) eşya üzerinden alınan gümrük vergisi.

MÜRÜRUZAMAN: Zaman aşımı.

MÜRÜVVET:Ailede sünnet,evlilik,iyi bir görev gibi olaylardan duyulan mutluluk,sevinç.

MÜRVER:Demet durumundaki çiçekleri hekimlikte kullanılan ve meyvesi zeytine benzeyen bir bitki.

MÜSADEME:Silahlı iki grup arasındaki kısa çatışma,çarpışma.

MÜSAMAHA: Göz yumma,hoşgörü ile karşılama,tolerans.

MÜSAMERE:Okullarda öğrencilerin sunduğu,programında şiir,oyun gibi gösterilerin yer aldığı eğlence.

MÜSAVİ :Eşit,denk.

MÜSEBBİP: Sebep olan kimse.

MÜSEBBİYE:Bingöl yöresine özgü bulgur köftesi.

MÜSECCEL: Tescil edilmiş,kayda geçmiş.

MÜSEDDES: Altıgen.

MÜSEKKİN :Yatıştırıcı.

MÜSELLAH :Silahlı.

MÜSELLEM:Yeniçeri ocağının kurulmasından önce Osmanlı ordusunda atlı asker.

MÜSELLES: Üçgen.

MÜSELLESAT:Eski dilde trigonometri.

MÜSEMMA :Ad verilmiş,adı olan.

MÜSKİRAT :Alkollü içkiler.

MÜSTACEL: Acele,ivedi.

MÜSTAFİ: Kendi isteğiyle istifa etmiş olan.

MÜSTAĞNİ:Elinde olanla yetinen,doygun.

MÜSTAHDEM:Hizmetli.

MÜSTAHKEM:Sağlamlaştırılmış.

MÜSTAHSİL: Üretici.

MÜSTAKİM:Doğru,doğruluktan şaşmayan.

MÜSTANTİK :Eski dilde sorgu yargıcı.

MÜSTEBİT: Zorba.

MÜSTECİR:   İzmir tavlası da denilen ve daha çok Ege yöresinde oynanan bir tavla oyunu. 

MÜSTECİR: Kiracı.

MÜSTEFİT :Yararlanan.

MÜSTEFREŞE:Odalık.

MÜSTEHLİK:Tüketici.

MÜSTEMLEKE: Sömürge. 

MÜSTENİDAT: Dayanak.

MÜSTENİT:Bir şeye dayanan. 

MÜSTERİH :Rahat eden.

MÜSTEVFİ:İslam devletlerinde maliye işlerinden sorumlu görevli.

MÜSTEVLİ:Bir yeri istila eden,yönetimi altına alan.

MÜŞABEHET:İki şey arasındaki benzerlik.

MÜŞAHEDE:Gözlem.

MÜŞAHHAS:Somut,gözle görülüp elle tutulabilecek durumda olan.

MÜŞAVERE:Danışma.

MÜŞAVİR :Danışman.

MÜŞEMMEN:Sekizli.

MÜŞERREF:Şereflendirilmiş.

MÜŞFİK:Sevecen,şefkatli.

MÜŞKÜLE : Bir üzüm cinsi. 

MÜŞKÜLPESENT:Zor beğenen,titiz.

MÜŞREFİYE:Arabistan,Mısır ve Kuzey Afrika’da konutlardaki cumbalara verilen ad.

MÜŞRİK:Allah’a ortak koşan.

MÜŞTAK:Çok özleyen,iştiyaklı.

MÜŞTAK:Türemiş,üremiş,ayrılmış.

MÜŞTEKİ:Yakınan,sızlanan,şikayet eden.

MÜŞTEMİLAT:Herhangi bir yapıya göre ayrı bir işlevi bulunan bölüm yada yapı,eklentiler.

MÜTA:Geçici kazanç.

MÜTA:İslam’da geçici evlilik.

MÜTEALLİK: İlişkin.

MÜTEBAHHİR :Geniş ve derin bilgisi olan.

MÜTEBAKİ:Geri kalan,kalan.

MÜTEBBEL: Közlenmiş patlıcanla yapılan bir meze.

MÜTECAVİZ:Saldırgan.

MÜTECESSİS:Gizliyi arayan.

MÜTEFERRİK:   Ayrılmış,dağınık.

MÜTEGALLİBE: Zorba takımı.

MÜTEHASSİS :Duygulu,duygulanmış.

MÜTEKABİL:Karşılıklı.

MÜTEKAİT: Emekli.

MÜTEKAMİL:Olgunlaşmış,gelişmiş.

MÜTEKEBBİR: Kibirli,kendini beğenmiş.

MÜTEMMİM CÜZ: Tamamlayıcı parça.

MÜTEREDDİT :Kararsız.

MÜTESELLİM:Vali veya mutasarrıfların gönderdiği vergi memuru.

MÜTESELSİL :Zincirleme.

MÜTEŞEKKİ :Şikayet eden.

MÜTEVAZİN :Denk, uygun.

MÜTEVEFFA: Ölen.

MÜTEVELLİT: Doğan.Doğmuş.

MÜVEZZİ:Dağıtıcı.

MÜZAHE:Eski dilde mizah sanatı.

MÜZAYEDE: Açık artırma.

MÜZEHHEP:Yaldızla süslenmiş,altın suyuna batırılmış,yaldızlı.

MÜZEHHER:Çiçekli,çiçek açmış.

MÜZEHHİP:Özellikle yazma kitaplara yaldızlı resimler yapan sanatçı.

MÜZEKKERE:Bir iş için herhangi bir üst makama yazılan yazı.

MÜZEVİR :Söz götürüp getiren,arabozan.

MÜZEYYEN:Bezenmiş,süslenmiş. Süslü.

MÜZİKOTERAPİ:Müzikle tedavi yöntemi.

MÜZMİN :Eskimiş, üzerinden zaman geçmiş, kronik.

MYANMAR:Asya’da bir ülke.

MYLASA  :Milas’ın eski adı.

MYRA:Antalya’da,Demre ovası yakınlarında ünlü bir antik kent.

MYSOFOBİ:Kirletme korkusu.