|
Bulmacadaki kelimelere göre hazırlanmış |
|||
|
|
NAB:Eski dilde azı dişi. NAB:Eski dilde saf,arı,katıksız berrak,duru anlamında sözcük. NABAB:Hindistan’da Timur hükümdarlarının sarayında vali yada yüksek memur. NABEKAR :Haylaz, serseri. İşe yaramaz,kötü. NABİ:Haber veren,haberci. NABİGA:Cahiliye devri Arap şairi. Soyunda şair yokken,hiçbir eğitim görmeden kendi kendine şair olan kimse. NABİLER:Fransa’da 19. yüzyılda ortaya çıkan art izlenimci sanatçılar grubu. NABİNA :Eski dilde doğuştan kör. NABİT :Topraktan çıkıp büyüyen. NABOLAND: Çanakkale Boğazında Dumlupınar deniz altısına çarparak, 4 Nisan 1953’de batmasına neden olan İsveç yük gemisi. NABU:Eski Mezopotamya halklarının yazı ve bilgelik tanrısı. NABUNE:Uzayda ekseni etrafında yavaşça dönen, kızgın, gaz ve tozlardan oluşmuş gök varlığı. NACAK:Kısa saplı odun baltası. NACİ :Cennetlik. NAÇE :Yumuşak yer. NAÇİZ: Değersiz,önemsiz. NADAN:Kaba,görgüsüz.nobran. Bilgisiz,cahil. NADİ:Meclis,toplantı. NADİM:Pişman. NAF :Dizi, sıra. NAFE:Ceylanın göbeğindeki bir keseden çıkarılan güzel koku. Kürk hayvanlarının göbek kısmından alınan parçalarla yapılan kürk. NAFİ:Yararlı,kazançlı. NAFİA :Bayındırlık işleri. NAFİZ:Eski dilde sözü geçen, etkili olan,içe işleyen. NAFTA:Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nın simgesi. NAFTA:Petrolden damıtılan bir ürün. NAFTALİN:Kumaşları güvelerden korumakta ve tıpta kullanılan özel kokulu katı bir hidrokarbon. Maden kömürü katranının kuru kuruya damıtılmasından elde edilen antiseptik bir hidrokarbon. NAGA:Afrika’da bir ağaç. NAGA:Hinduizm ve Budizm mitolojisinde,yarı insan yarı yılan biçiminde tanrısal varlık. NAGAH :Zamansız,uygun zamanda olmayan. NAGANA:Orta Afrika’da büyükbaş hayvanlarda görülen uyku hastalığı. NAGANT:Bir tür tabanca. NAGEHAN:Ansızın,birdenbire,ani olarak. NAGOR:Kızıl sarı tüylü ve öne doğru kıvrık boynuzlu bir antilop. NAGPUR:Hindistan’da bir kent. NAĞME: Ezgi. NAHIL(NAHL):Gelin ya da sünnet alayının önünde taşınan, üzeri çeşitli süslerle bezeli balmumundan yapılmış ağaç. NAHIR:Halk dilinde sığır sürüsü. NAHİ :Eski dilde yasaklayan, engel olan. NAHİDE: Yeniyetme kız. NAHİF:Zayıf,cılız,çelimsiz. NAHİFİ: Özellikle Mevlana’nın Mesnevi adlı yapıtının çevirisiyle tanınmış 17. yüzyıl divan şairi. NAHV (NAHİV) :Eski dilde cümle bilgisi,söz dizimi,sentaks. NAİ :Şom ağızlı, kara haberci. Birinin ölümünü haber veren. NAİ:Susamış. NAİL: Erişmiş. NAİM :Yumuşak. NAİM: Mutluluk ve refah içinde yaşayış. Bollukta yaşayış. NAİM:Kuran’da adı geçen sekiz cennetten dördüncüsünün adı. NAİMA:Onyedinci yüzyılda yaşamış ünlü Osmanlı tarihçisi. NAİN:İran’da en ince düğümlü halılara verilen ad. NAİP :Kral vekili. Tahtta hükümdar olmadığı zaman devleti yöneten kimse. NAİRA:Nijerya’nın para birimi. NAİROBİ:Kenya’nın başkenti. NAK :Eski dilde sıcak suda haşlama. Suyu emme,ıslanma anlamında sözcük. NAK:Toz bulutu. NAKA :Değerli tespih taşı.(Deniz filinin dişinden yapılan). NAKA: Dişi deve. NAKAMİ:Mahrumluk. NAKAVT: Boks maçında 10 saniye içinde kendisine gelemeyen boksörün yenik sayılması. NAKFA:Eritre’nin para birimi. NAKIL:Güney Anadolu’da yabani olarak yetişen,kırmızı çiçekli kısa boylu otsu bir bitki. NAKIS: Eksik,noksan.
NAKISA :
Eksiklik,
kusur. NAKIŞ: Genellikle kumaş üzerine renkli iplikler veya sırma ve sim kullanarak elle,makineyle yapılan işleme,el işi. NAKIŞ:Minyatür. NAKİ: Toplama yöntemiyle tek parça bakır kap yapımında kullanılan bir tür bakırcı çekici. NAKİB: Başkan vekili. NAKİP:Ahilikte esnaf,sanatkar ve tüccarlar arasında seçilen şeyh temsilcisi. NAKKAR :Ağaç,taş ve madenleri oyarak şekil veren usta. NAKKARE :Mehter müziğinde yer alan ve iki değnekle vurularak çalınan davul, bir tür kös. NAKKARHANE:Mehter takımına ve bunun bulunduğu yere tarihte verilen ad. NAKKAŞ :Bezekçi. Yapıların duvar ve tavanlarına süslemeler yapan usta. NAKŞETMEK :Süslemek,bezemek,nakış yapmak. NAKŞİBENDİLİK:Şeyh Muhammed Bahaüddin Nakşibend’in kurduğu,gizli ibadete dayanan bir tarikat. NAKŞİDİL SULTAN:Asıl adı “Aimé de Rivery” olup tutsak olarak getirildiği İstanbul’da saraya satılmış ve I. Abdülhamit’in haremine girmiş, oğlu II. Mahmut’un tahta çıkışı üzerine valide sultan olmuş ünlü Osmanlı kadını. NAKZ: Bir sözleşmeyi yok sayma. Bozma,kırma,çözme. NAL :Şeker kamışı. NAL:Kamış düdük. NALAN:İnleyen,feryat eden. NALBANT:Hayvanları nallayan kimse. NALBUR:Çivi,kilit,menteşe gibi yapı işlerinde kullanılan şeyleri satan kimse,hırdavatçı. NALÇA:Çabuk aşınmalarını önlemek için ayakkabıların ökçesine çakılan küçük demir parçası. NALÇIN:Nalbantların kullandığı küçük çekiç. NALDÖKEN :Çakıllı ve bozuk yol. NALDÖKEN:Bulgaristan’da yaşayan Türkmen kökenli bir halk. NALE: İnleme,inilti. NALIN:Hamam gibi zemini ıslak yerlerde giyilen yüksekçe tahta takunya. NAMALAR:Namibia’da yaşayan bir halk. NAMAZGAH:Eskiden kervan yolları üzerinde açıkta namaz kılmak için yapılmış yer. NAMAZLAĞI:Üstünde namaz kılınan kilim,post gibi şeylerden yapılmış seccade. NAMDAR:Ünlü. NAMIK: Yazıcı,yazar. NAMİ:Namlı,ünlü. NAMİB:Afrika’nın güneybatısındaki kurak sahil. NAMİYE:Eski dilde güç, iktidar elde etme anlamında sözcük. NAMLI :Samanından ayrılmamış arpa, buğday yığınları. NAMLU:Kasatura, bıçak gibi kesici silahların uzun ve keskin bölümü. NAMNEZ:Hastanın veya yakınlarının,onun daha önce geçirmiş olduğu hastalık ve sağlık durumları hakkında hekime verdiği bilgilerin tümü. NAMRUN :Tarsus yakınlarında dinlence yeri olarak kullanılan ünlü yayla. Mersin’in Çamlıyayla ilçesinin eski adı. NAMURAT:Türk müziğinde 18. yüzyıldan önce kullanılmış bir makam. NAMUSİYE: Cibinlik. NAMÜTENAHİ:Sonsuz,ucu bucağı olmayan. NAN :Eski dilde ekmek. NAN:Hindistan’ın kuzeyinde,yumuşak buğdaydan yapılarak fırında pişirilen kalın kurabiye. NANAK :Sih dininin kurucusu. NANAY:Argo’da yok, kalmadı anlamında sözcük. NANDİLER :Batı Kenya’da yaşayan ve nilot dili konuşan 300.000 nüfuslu halk. NANE:Botanikte (Mentha piperita) olarak tanımlanan,ballıbabagillerden,yaprakları sapsız,çiçekleri beyaz veya menekşe renginde,ıtırlı,çok yıllık ve otsu bir kültür bitkisi. NANEMOLLA:Sık sık hastalanan,sağlıksız kimse. NANERUHU:Nane yapraklarından elde edilen esans. NANHAR:Savaşta ölen yeniçerilerin erkek çocuklarına verilen ad. NANKİN: İlk önce Çin’de dokunarak buradan bütün dünyaya yayılan,dayanıklı,sık dokulu pamuklu bez. NANNAR:Sümer mitolojisinde ay tanrısı. NANO:Fizik biliminde 1 metrenin milyarda biri anlamına gelen ölçü birimi.(Yunanca ‘da cüce anlamına geliyor.). NANOTEKNOLOJİ:Maddenin yapısına atomik düzeyde müdahale ederek yeni maddeler ve ürünler geliştirmeyi amaçlayan bilim dalı. NANSUK :Bir cins ince, şık dokunmuş patiska. NAPA:Çanta,eldiven ve giysi yapımında kullanılan yumuşak deri. NAPALM:Yangın bombalarının doldurulmasında kullanılan bir madde. NAPOLİTEN:Napoli balıkçılarının söylediği halk türküleri. On sekizinci yüzyılda Avrupa’ya egemen olan İtalyan opera tarzının adı. NAPOLYON: At arabası ve faytonda sürücünün oturduğu yer. NAPOLYON: İri taneli bir kiraz cinsi. NAR EKŞİSİ: Narın kaynatılması ile elde edilen bir çeşit pekmez.Yemeklere,çorbalara ve salatalara mayhoş bir tat vermesi için katılır. NAR: Ateş. NAR:Botanikte (punica granatum)olarak tanımlanan,nargillerden,yaprakları karşılıklı,çiçekleri büyük,koyu kırmızı renkte,küçük bir ağaç. NARA:Çanakkale Boğazı’nda pek çok deniz kazasının meydana geldiği bir burun. NARCIL:Hindistan cevizine verilen bir başka ad. Büyük Hindistan cevizi. NARÇİÇEĞİ: Parlak kırmızı renk. NARDENK : Nar, erik, kızılcık gibi yemişlerden yapılan pekmez. NARDİN :Hayvanlara yedirilen bir çayır bitkisi./Bir tür sümbül. /Rezene NARE:Doğu Anadolu bölgesine özgü bir halk oyunu. NAREKE:Gölge oyununda (karagöz) göstermeliğin kaldırılması sırasında çalınan tiz sesli kamış düdük. NARENCİYE:Turunçgiller. NAREV:Polonya’da bir ırmak. NARGİLE:Tömbeki denilen bir cins tütünün dumanının sudan geçirilerek içilmesini sağlayan araç. NARH: Zorunlu ihtiyaç maddelerine resmi makamlarca konulan fiyat. Tüketiciyi korumak amacıyla,özellikle temel ihtiyaç maddeleri için resmi makamlarca belirlenen ve her yerde geçerli olan fiyat. NARIBEYZA:Akkor. NARİ:Toplam yöntemiyle tek parça bakır kap yapımında kullanılan bir tür bakırcı çekici. NARİNCE :Tokat’ta yetişen ve kaliteli bir şarap elde edilen beyaz üzüm çeşidi. Yeşilırmak kıyılarında Amasya,Tokat,Turhal dolayında taşlı ve kumlu arazide yetişen beyaz üzüm. NARİTA: Japonya’da bir kent. NARKOLEPSİ :Uyku hastalığı. NARKOTİK:Uyuşturucu. NARKOZ:İlaçla yapay olarak sağlanan ve vücutta bir veya birkaç görevin azalmasına yol açan uyku durumu. NARLIGÖL:Niğde ilinde bir krater gölü ve kaplıca. NARLIKUYU:Mersin’in Silifke ilçesinde turistik bir mağara. NARODNİKLER:Ondokuzuncu yüzyılda Rusya’da, kitlelerin köylüler arasında yürütülecek siyasal propaganda çalışmalarıyla harekete geçirilebileceğini savunan sosyalist hareketin üyelerine verilen ad. NARPIZ: Yaban nanesi. NARSEİN: Afyondan elde edilen bir alkoloit. NARSİSİZM:Kişinin kendi bedensel ve ruhsal benliğine karşı duyduğu aşırı hayranlık. İnsanın kendi benliğini sevmesi. NARSİSLİK: Özseverlik. NART :Çerkezlerin ulusal destanı. NAS :Dogma. NAS :Kesinlikle uyulması gereken Kuran ve Hadis hükümleri. NASAD:Osmanlılar döneminde Tuna ırmağında kullanılan hafif bir savaş gemisi. NASARA (NASERE) :Ayarı bozuk (para). NASB: Tayin. NASBETMEK: Atamak,tayin etmek. NASFET :İnsaf, haklılık. Hak ve adalete uygunluk. NASIRA :İsa Peygamberin doğum ve gizli yaşam yeri olduğu sanılan bugünkü İsrail kenti. NASİYE :Eski dilde alın. NASLAŞ:Kırık pirinç,şeker ve suyla yapılan bir tatlı. NASR :Eski dilde yardım. NASRANİ : Müslüman egemenliği altındaki Doğu Hıristiyanlarına verilen ad. Hıristiyan,İsevi. NAŞ :Argo’ da git defol anlamında sözcük. NAŞA:Kütahya’nın Simav ilçesinde bir kaplıca. NAŞİ :Ötürü, dolayı. NAŞİD: Şiir okuyan,şiir yazan kimse. NAT :Meşinden yapılan döşek, sofra örtüsü. Hasır yada meşin sofra. NAT: Myanmar (Birmanya) halk dininde yaygın olarak tapınılan bir grup ruha verilen ad. Güneydoğu Asya ülkelerinde tapınılan kutsal ruh. NATAKA:Hint edebiyatında bir çeşit epik drama. NATAL :Brezilya’da bir kent. NATAL: Güney Afrika Cumhuriyeti’nin bir eyaleti. NATIKA :Düşünüp söyleme yeteneği. Güzel konuşma yeteneği. NATIR : Kadınlar hamamında hizmet eden ve müşterileri yıkayan kadın. Kadın keseleyici. NATİON:İzmir’in Menderes ilçesinde antik bir kent. NATİVİTAS: Noel yortusu. NATİVİZM:Doğuştan fikirlerin var olduğunu ileri süren görüş. Doğuştancılık. NATRON:Hidratlı doğal sodyum karbonat. NATURA:Bir kimsenin benliği,kendi manevi varlığı,iç,nefis,derun. İnsanın yaratılış özelliği. NATÜRALİZM:Doğalcılık. Gerçeğin doğaya uygun biçimde yansıtılmasını amaçlayan sanat akımı. NATÜRMORT:Konusu çiçek,meyve gibi şeyler yada cansız varlıklar olan resim. NATÜVAN: Güçsüz,kuvvetsiz,zayıf. NAUPAKTOS:İnebahtı’nın Yunanca adı. NAURE:Su dolabı. NAURU :Polinezya’da, Marshall adalarının güneyinde bulunan bir atol üzerinde kurulmuş olan devlet. Pasifik Okyanusu’nda bir ada devlet. NAUTİLUS:Dünyanın ilk nükleer denizaltısının adı. Biri dünyanın nükleer enerjiyle çalışan ilk teknesi olmak üzere üç denizaltı ile bilimkurgu edebiyatının ünlü bir denizaltısı olan dördüncü bir denizaltının ortak adı. NAVAHARİ (NAVAJA) : Namlusu ince, sivri ve hafifçe eğik uzun keskin İspanyol bıçağı. NAVAHOLAR :ABD’de,New Mexico’nun kuzeybatı kesiminde,Arizona’da ve Utah’ın güneydoğu kesiminde yaşayan ve sayıları 100 bin dolayında olan Kızılderili topluluğu. NAVAR :Hava alanlarında bulunan ve çevredeki uçuşları denetlemeye yarayan sistem. Bir hava taşıtının belirli bir noktadan uzaklığını ve yön açısından belirlemeyi ve çevredeki hava taşıtlarına kimi komutları iletmeyi sağlayan radar eşgüdümlü hava trafik denetleme sistemi. NAVARİN:Osmanlı donanmasının 1827’de yenilgisiyle sonuçlanan deniz savaşı. NAVARİN:Türklerin egemenliğinde 252 yıl yaşamış,1828 de Fransız egemenliğine geçmiş Venedik şehri. NAVÇAĞAN:Çiçekleri katmerli ve mor renkte olan bir tatula türü. NAVE:Ortaçağda açık denizlerde kullanılan yelkenli bir gemi NAVEL :Bir cins portakal. NAVİ : Yalnız pruva direği kabasorta,öbür direkleri sübye donanımlı olan,genellikle üç direkli yelkenli gemi. NAVİSFER:Gök küreyi gösteren alet. NAVLUN:Deniz taşımacılığında yük ve yolcu için ödenen ücret. NAY :Eski dilde kamış. NAYİ:Ney çalan,neyzen. NAYİHA:Eskiden ücret karşılığı ölünün arkasından ağlayan kadın. NAYLON:Temel maddesi poliamit reçinesi olan dayanıklı ve esnek madde. NAZAL:Genizsi,genzel. NAZENİN:Bir Bektaşi tarikatının adı. NAZIM :Düzenleyen. NAZİF: Temiz,zarif. NAZİK: Doğu Anadolu’da bir göl. NAZİL:İnen,inmiş. NAZİP:Su çekme. NAZİRE: Başka bir davranışa,söze karşılık olarak yapılan davranış,söylenen söz. NAZİRE:Başka bir manzume örnek alınarak aynı ölçü ve aynı uyakla yazılan manzume. NAZKATUN:Yoğurt, sarımsak, nane ve pekmezle yapılan patlıcan salatası. NAZLAŞ:Kırık pirinç, şeker ve suyla yapılan bir tatlı. NAZMİ ZİYA GÜRAN:Özellikle İstanbul’u konu alan izlenimci çizgideki resimleriyle tanınan ressamımız. NB:Nyobyum’un simgesi. ND:Neodim elementinin simgesi. NDEBELELER:Güney Afrika ve Zimbabve’de yaşayan bir halk. NE:Neon’un simgesi. NEANDERTAL:Son buzul çağı başlangıcında Avrupa ve Ortadoğu’da yaşayan ve bugünkü insanın uzun bir evrim sonucu ortaya çıktığını kanıtlayan ilk insan fosiline verilen ad. Homosapiens’ten önce yaşamış insan türü. NEAPOLİS:Kuşadası’nın antik dönemlerdeki adı. NEBAHAT:Şan,şeref,asalet. NEBERD:Savaş,mücadele. NEBİ :Kitap getirmemiş peygamber. NEBİL: Güzel huylu,zeki. NEBİLER:İzmir’in Dikili ilçesinde bir kaplıca. NEBULA :Roma mimarlığında,dalgaları andıran sürekli bezeme. NEBULA: Uzayda bir toz ve gaz bulutu. NEBZE:Bir parça,çok az. NECABET: Soyluluk. NECASET: Pislik,dışkı. NECAŞİ:Habeşistan hükümdarlarına Hazreti Muhammed tarafından verilen san. NECAT: Tehlikeli bir durumdan kurtulma. NECDET: Yiğitlik,kahramanlık. NECEF TAŞI:Parlak ve saydam bir çeşit kuvars billuru. NECEFE :Cami,türbe gibi yerlerde tavana asılan büyük kandil. NECİL: Soylu. NECİP CELAL:Fenerbahçe marşının da bestecisi olan Antel soyadlı tango bestecisi. NECİP:Soylu,soyu temiz. NECİS: Pis,kirli. NECM: Yıldız. NEDA:Hediye verme,cömert davranma. NEDAMET:Pişmanlık. NEDBE :Yara izi. NEDİM:Eskiden büyük makamdaki kişileri hoş sözlerle, fıkra ve öykülerle eğlendiren kimse. NEDİM:Yakın dost,arkadaş. NEDİME:Kadın arkadaş. Zengin bir kadının yardımcısı olan,onun ,işlerini yapan kadın. NEDRET:Azlık,seyreklik. NEEM:Hindistan kökenli, hep yeşil yapraklı ağaç. NEF: Kiliselerde ana kapıdan koroya değin uzanan bölüm. NEF:Çıkar,fayda. NEF:Mezopotamya’da kullanılan eski bir hacim ölçüsü. NEF:Mimarlıkta “sahın” anlamında kullanılan sözcük. NEF:Ortaçağda Okyanusta kullanılmış yelkenli büyük gemi. NEFERİYE:Küçük salkımlı bir üzüm cinsi. NEFES:Bektaşi ve Alevi şairlerinin tarikat konularını dile getirdikleri şiir türü. NEFHA:Esinti,rüzgarın bir kere esmesi. NEFİ :Divan edebiyatının en büyük hiciv şairi. NEFİR :Boynuzdan yapılan bir çeşit boru. Daha çok mehter müziğinde kullanılan,madeni üflemeli bir çalgı. NEFİSE: Pek hoş,çok hoşa giden,çok beğenilen. NEFRİT:Böbrek iltihabı. NEFROLOJİ:Böbrek hastalıklarını inceleyen hekimlik dalı. NEFSANİYET:Düşmanlık duygusu,kin besleme. NEFT:Çoğunlukla boyacılıkta kullanılan,petrol türevlerinden bir çeşit mineral yağ. NEFTİ:Siyaha yakın koyu yeşil. NEFZ:Hastalık anında gelen titreme. NEHAR TÜBLEK:Bir karikatürcümüz.1924-1995 yılları arasında yaşadı.Yalın çizgileri ve hoşgörüye dayanan mizah anlayışıyla tanındı. NEHARİ:Gündüzlü. NEHİY:Bir işin yapılmasını yasak etme. NEJAT DEVRİM:Soyut dışa vurumcu yapıtlarıyla tanınan,1923-1995 yılları arasında yaşayan ressamımız. NEJAT:Yaradılış,tabiat. NEJİME:Japon çiçek düzenlemesinde, küçük çiçek demetlerinden özellikle de kır çiçeklerinden yapılan güzel ve gösterişli aranjmana verilen ad. NEK:On iki hayvanlı eski Türk takviminde timsah yılına verilen ad. NEKAL:Eski dilde şiddetli ceza,ibret. NEKES : Cimri,pinti,hasis. NEKİR:İslam inancına göre ölüleri mezarında sorguya çeken iki melekten biri (Diğeri Münkir). NEKRE:Hoşa giden fıkra; nükte. Eskiden dilbilgisinde düz tümleç. Güldürücü öyküler, fıkralar anlatıp hoş ve şaşırtıcı sözler söyleyerek halkı eğlendiren kimse. Nükteci. NEKROFİLİ :Ölmüş kimselerle cinsel ilişki kurma biçiminde kendini gösteren cinsel sapıklık. NEKROPOL : Arkeolojide antik kentlerin mezarlarına verilen ad. NEKROZ:Doku ölümü. NEKTAR:Bazı çiçeklerin içinde bulunan,arıların bal yapmak için emdikleri tatlı sıvı,balözü. NEKTARİN: Derimsi kabuklu,tüysüz meyveleriyle ayırt edilen bir şeftali çeşidi,tüysüz şeftali. NELİK :Bir varlığın doğası. NEMA:Büyüme, gelişme. NEMÇE: Osmanlıların Avusturya’ya verdikleri ad. NEMEK :Eski dilde tuz. NEMESİS :Yunan mitolojisinde intikam tanrıçası. NEMF:Böceklerin kurtçuk durumundan yetişkin duruma geçerken arada aldıkları özel biçim. NEMFOMANİ:Kadında cinsel isteğin aşırı derecede artması. NEMİME :Dedikodu etme. NEMMAL :Dedikoducu. NEMRUT: Acımasız,yüzü gülmez. NEMSE.(NEMÇE) :Osmanlılar döneminde Avusturya’ya verilen ad. NEN :Nesne, şey. NENEHATUN:Doksan üç harbinde Erzurum’da Ruslara karşı kahramanlığıyla tanınmış Türk kadını. Osmanlı-Rus savaşında Aziziye tabyalarındaki yararlılıklarıyla ün kazanmış Türk kadın kahraman.(1877-1978) NENG:Eski dilde şöhret, ün. NEODİM: Gümüşsü beyaz renkte bir element. NEOFOBİ: Yeniliklerden ve yeni şeylerden aşırı derecede korkma. NEOJEN:Jeolojide Pliyosen ve Miyosen devirlerini kapsayan sistem. NEOLİTİK:Taş devrinin son çağı ile ilgili. NEOLOJİ :Bir dilde yeni sözcükler kullanma. NEOLOJİZM:Türetme,bileşim,aktarma yada başka yollardan dile yeni sokulan sözcük. Bir dilde var olan sözcüklere benzetilerek yapılmış yeni sözcük. |
NEON:Atom sayısı 10,atom ağırlığı 20.2,yoğunluğu 0.7 olan,sıvı duruma getirilmiş havadan elde edilerek ışık araçlarında kullanılan,havada pek az olarak bulunan,asal gazlar sınıfından bir element. NEOPLAZMA :Tıpta yeniden oluşan doku. Ur. NEOTAMA: Kuzey Amerika’da yaşayan iri bir kemirgen hayvan. NEP:Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin ilk yıllarında uygulanan Yeni Ekonomi Politikasını simgeleyen harfler. Lenin’in yeni ekonomi politikası. NEPOTİZM:Devlet yönetiminde akrabalara ve özellikle yeğenlere yapılan iltimas. NER :Eski dilde er, erkek. NERGİS :Beyaz,sarı renkte soğanlı bir süs bitkisi. NERGİSİ:Zincirleme tamlamalar, seciler, yabancı mecazlar, Arapça ve Farsça sözcüklerle örülü eski düz yazının XVII. Yüzyılda yaşamış en güçlü temsilcisi olan Osmanlı yazarı. NERİ:Soyulmadan yenen yemişlerin ince kabuğu veya soyulan yemişlerde kabuk altındaki zar. NERİMAN:Güçlü,yürekli,bahadır. NERİNE: Şemsiye halinde toplu çiçekleri olan güzel bir süs bitkisi. Soğanlı güzel bir bitki. NERİTA:Karındanbacaklı yumuşakça cinsi. NERİTEL :Denizlerin çekilmesiyle oluşan bölge. NERİTİK: Sığ deniz. NERM:Eski yumuşak. NERMİ:Eski dilde yumuşaklık,gevşeklik. NERMİN FARUKİ :İlk dönem yapıtlarında Alman neoklasikçiliğinin etkisinde kalmış, sonraki çalışmalarında soyut bir anlayışa yönelmiş, Türkiye’nin ilk kadın heykeltıraşı. NERMİN: Yumuşak,nazik. NERO:Uzun taneli bir pirinç türü. NERON:Sinir hücresi. NERSES:Bir çok Ermeni baş patrik ve patriğin adı. NERVÜR:Bir veya iki milimlik pli. NESEP:Soy,baba soyu. NESİ :Unutkan. NESİB:Divan edebiyatında kasidenin giriş bölümüne verilen ad. NESİBE:Soylu,soyu belli. NESİC:Eski dilde dokunmuş olan şey,dokuma anlamında sözcük.Doku. NESİH:Arap harflerinin,basımda ve yazma kitaplarda en çok kullanılan çeşidi. NESİM: Hafif yel,esinti. NESİMİ:Düşünceleri şeriat ilkelerine aykırı görüldüğünden,Memlük sultanının buyruğu üzerine,Halep’te derisi yüzülerek öldürülmüş olan Türk tasavvuf şairi.(14. asır). NESİR:Düz yazı. NESME:Nefes,ruh. NESTEREN: Abdülhak Hamit Tarhan’ın manzum trajedisi. NESTEREN:Yaban gülü. NEŞA(KANEŞ) : Hititlerin Anadolu da yerleştikleri ilk kent olan ve günümüzde Kültepe olarak adlandırılan yer. NEŞAT:Sevinç,neşe. NEŞET:Çıkma,ileri gelme,meydana gelme. NEŞİDE: Atasözü gibi kullanılan beyit veya dize. NEŞİR :Yayım. NEŞTER: Kan almak , aşı yapmak veya küçük apseleri açmak için kullanılan ufak bıçak. Bisturi. Ameliyat bıçağı. NEŞVE:Hafif sarhoşluk. NEŞVÜNÜMA : Gelişme.Tekamül. NET TON: Geminin yük ve yolcu almaya elverişli olan kapalı yerlerinin hacmi. NETA:Denizcilikte temiz,düzgün,derli toplu anlamında kullanılan terim. NETBOL:İngiltere ve öteki bazı ülkelerde kız okullarında oynanan bir top oyunu. NETWORK:Bilgisayar ağı. NEV: Yeni,taze. NEVA: Türk müziğinde bir makam adı. NEVA:Servet. NEVA:Ses,ahenk,nağme. NEVABUSELİK: Klasik Türk müziğinde bir makam. NEVAL : Talih, şans, uğur.. NEVALE:Gereken, yiyecek, içecek şeyler. Azık. NEVALİÇORİ:Şanlıurfa’nın Hilvan ilçesinde antik bir yerleşim merkezi. NEVARUS:Yeni gelin. NEVAZİL: Nezle. NEVBAHAR:Eski dilde ilkbahar. NEVBET: Fıçı biçiminde Libya davulu. NEVESER : Türk müziğinde bir makam adı. NEVİN ÇOKAY:Portre ve figürlerinde gerçekçi ve naif bir yol izlemiş,1930 doğumlu kadın ressamımız. NEVİN:Yeni,çok yeni olan şey. NEVİR : Yüzün rengi, bet beniz. NEVİT KODALLI:Atatürk oratoryosu, Van Gogh ve Gılgameş adlı operaları, Hürrem Sultan balesi gibi yapıtlarıyla tanınmış bestecimiz. NEVMİT: Ümitsiz,çaresiz. NEVNİYAZ : Acemi, bir işe yeni başlayan. NEVRALJİ :Sinir ağrısı. NEVRASTENİ:Nevroz,sinir argınlığı. NEVREGAN:Mukavva ya da deri oymakta kullanılan eğri ve ağzı keskin alet. NEVRES: Yeni yetişen,genç. NEVRESİM:Torba biçiminde dikilmiş yorgan çarşafı. NEVRUZ :Baharın ilk günü sayılan Martın yirmi birine rastlayan gün. NEVZAT :Yeni doğmuş. NEVZAT AKORAL :Özellikle özgün baskılarıyla tanınmış ressam ve gravür sanatçımız. NEVZİNE :Gaziantep ve Kayseri yöresine özgü yoğurt tatlısına benzer bir hamur tatlısı. NEW AGE:Elektroniğin egemen olduğu bir müzik türü. NEY:Klasik Türk Müziğinde ve özellikle tekke müziğinde yer alan,kaval biçiminde,yanık sesli,kamıştan bir üflemeli çalgı. NEYÇE :Küçük ney. NEYÇE:Dokumacıların kullandığı küçük kamış. NEYZEN :Ney çalan kimse. NEZAFET: Temizlik. NEZAHET: Ahlak temizliği. NEZİF:Kanama. NEZİH:Temiz,temiz ahlaklı. NEZİK: Kars yöresine özgü mayasız hamurdan,kaymakla yoğrularak yapılan ve sac üstünde pişirilen bir çeşit ekmek. NEZİR: Adak. NGAMİ: Botsvana’da bir göl. NGO:Sivil toplum örgütü anlamında yabancı kısaltma. NGOMA : Afrika müziğine özgü,özellikle Angola’da kullanılan, ağaçtan yapılma ve silindir biçiminde bir el davulu. NIKRİS:Eski dilde damla hastalığı. NISFİYE:Bir çeşit kısa ney. NISIF :Yarı, yarım. NIŞADIR :Amonyak tuzu. NİALAMİT:Depresyon tedavisinde kullanılan ve yapay olarak elde edilen ilaç. NİAMEY:Nijer’in başkenti. NİARİ:Kongo’da bir ırmak. NİBAL Eski dilde Oklar. NİBELUNGEN:En ünlü iki Alman destanından biri. NİC :Nikaragua plakası. NİCAMENA:Çad’ın eski başkenti. NİCE:Kaç,ne kadar anlamında bir belirteç. NİCK: İnternet kullanıcılarının takma ismi. NİCKNAME:Takma ad,rumuz. NİD:Eski dilde benzer,eş,aynı anlamında sözcük. NİEBE:Batı Afrika’da yetiştirilen ve fasulyeye benzeyen bir börülcenin yerli adı. NİELS BOHR:Kuantum fiziği esaslı atom modelini ortaya atan Danimarkalı fizikçi. NİF :İzmir’in Kemalpaşa ilçesinin eski adı. NİFAS: Yeni doğum yapmış kadının durumu,loğusalık. NİGAHBAN:Bekçi,gözcü. NİGAR: Türk müziğinde,15. yüzyılda kullanılmış bir makam. NİGAR:Eski dilde resim gibi güzel,sevgili. NİGARİ:Asıl adı Haydar Reis ve mesleği denizcilik olup Sinan Bey gibi portre ressamı olarak ün yapmış,16. yüzyıl Türk minyatürcüsü. Yavuz ve Kanuni devirlerinde yaşamış,Kanuni’nin ve Barbaros’un minyatürlerini yapmış bir nakkaş. NİGARİ:Eskiden portre yapan ressamlara verilen ad. NİGEHBAN:Mütareke ortamında İstanbul’da kurulan ve Kurtuluş Savaşına karşı yürüttüğü çalışmalarıyla tanınan örgüt. NİHAL: İnce,düzgün bedenli sevgili. NİHAL:Fidan,taze sürgün. NİHALE:Sofrada kullanılan sahan altlığı. NİHAN:Saklanmış,gizli,sır,saklanan şey. NİHAVENT : Türk müziğinde bir makam adı. NİHİLİZM :Moral gerçeği ve değerleri reddeden bir öğreti.Her türlü siyasal düzeni inkar eden ve toplumun birey üzerinde hiçbir baskısını kabul etmeyen görüş. Hiççilik. NİK: Güzel,şirin. İyi,hoş. NİKA :Akdeniz’de yaşayan iri karides türü. NİKA:Ege ve Akdeniz’de bulunan iri ve büyük bir karides cinsi. NİKAN:Eski dilde iyiler,iyi kimseler. NİKAP:Eski dilde yüz örtüsü,peçe. NİKAT :Noktalar.Nükteler. NİKBET:Bir kimsenin mevkiinden düşmesi felaketi. Düşkünlük,talihsizlik. NİKBİN :İyimser,optimist. NİKE :Yunan mitolojisinde Zeus’un habercisi olan tek kanatlı kız. NİKEL :Atom numarası 28,atom ağırlığı 58,71 , yoğunluğu 8,9 olan gümüş parlaklığında,demir sertliğinde,kolay işlenebilen ve kolayca tel durumuna getirilebilen bir element. NİKELAJ:Metal bir yüzeyi nikelle kaplama. NİKKEİ:Japonya’daki Tokyo Borsasına verilen ad. NİKKİ:Japon edebiyatında günlük türüne verilen ad. NİKOLA TESLA:İndüksiyon motorunu bulan,jeneratörler,dinamolar ve transformatörler yapan,Yugoslav (sırp) asıllı Amerikalı mühendis ve mucit. NİKOMEDEİA:İzmit’in eski adı. NİKOTİN:Tütün yapraklarından çıkarılan,renksiz,açıkta bırakıldığında havadan oksijen alarak esmerleşen,247 C’de kaynayan, 1.033 yoğunluğunda çok zehirli bir alkoloit. NİKOTOFOBİ:Gece ve karanlık korkusu. NİKRİS: Gut,damla hastalığı. NİKRİZ.: Türk müziğinde bir makam adı. NİKTÜRİ: Geceleri sık işeme. NİLA:Hindistan’da dokunan bir tür kumaş. İpek ve bitkisel elyaf karışımından dokunan bir tür kumaş. NİLGÜN:Çivit renginde koyu mavi. NİLİ:Çivit rengi,mavi. NİLÜFER : Botanikte (Nymphea) olarak tanımlanan,yaprakları yuvarlak ve geniş,çiçekleri beyaz,sarı,mavi,pembe renkte,durgun sularda veya havuzlarda yetişen bir su bitkisi. NİM:Genellikle kibrit çöpleriyle oynanan bir oyun. NİMARA:Marmaris ilçesindeki Cennet Adası’nda,MÖ on bin yılına tarihlenen arkeolojik mağara. NİMBÜS:Kara bulut. NİMET:Yiyecek, içecek, özellikle ekmek NİMETE:Toprak sürahi. NİMETŞİNAS:İyilik bilir kimse.. NİNA :Kristof Kolomb’un Amerika seferi sırasında yönettiği üç gemiden biri. NİNİGİ:Japon dininde güneş tanrıçası Amaterasu’nun torunu olan ve Japon imparatorluk hanedanının atası sayılan tanrı. NİNNARE:Balıkesir yöresine özgü bir halk oyunu. NİNO:Büyük Okyanus açıklarında akıntı. NİNOVA: Irak’ta Musul yakınında eski Asur başkenti. NİNURTA: Mezopotamya’nın fırtına,savaş ve ay tanrısı. Babillilerin savaş tanrısı. NİOBE :Manisa’daki Ağlayan Kaya’nın o olduğuna inanılan, doğurganlığıyla ünlü Frigya Kraliçesi. NİPEL :İki bağlantı parçasını birbirine yakın olarak eklemekte kullanılan özel parça. NİPİ:Madagaskar ve Filipinlerde ağaç liflerinden dokunan bir tür bez. NİPPON:Japonya’nın resmi adı. NİR :Boyunduruk. NİRAN: Eski dilde ateşler ,cehennem. Işıklar,nurlar. NİRE: Dokuma tezgahı çerçevelerinin gücü tellerine takılan ve içinden çözgü ipliği geçen küçük halka. Gücü de denilen ve bez tezgahında ipliği ayarlayan tarak. NİRENGİ :Haritasını çıkarmak için bir araziyi üçgenlere bölme işi. NİRMALİKE:Moğolistan’a özgü,sütten yapılan bir cins votka. NİRVANA :Budizm de ruhun ulaştığı en yüksek mertebeye verilen ad. NİSAN AKMAN:Beyaz Bisiklet, Bir Kırık Bebek, Dünden Sonra Yarından Önce gibi filmleriyle tanınmış kadın sinema yönetmenimiz. NİSAP:İstenilen oran,yeterli sayı. NİSYAN:Eski dilde unutma. NİŞ :Akrebin iğnesi. NİŞ :Diken. NİŞ:Ekolojide,bir canlının varlığını sürdürebildiği yaşama ortamının en küçük birimi. NİŞ:Mimarlıkta duvar içinde bırakılan oyuk bölüm. Üstü kemerli duvar hücresi. NİŞABÜREK: Türk müziğinde bir makam adı. NİŞANCI:Padişah divanı üyesi olan antlaşma,berat,menşur,name ve fermanların başına tuğra çeken görevli. NİŞANE :Eski dilde belirti. Hedef. NİŞANGEÇ:Düzeltilmiş bir ağaç parçasının yüzüne paralel çizgiler çizmeye arayan marangoz aleti. NİŞE:Gaziantep yöresine özgü nişasta, pekmez ,şeker ve cevizle yapılan bir tür helvanın adı. NİŞİN:Eski dilde oturan, oturmuş anlamında birleşik sözcükler oluşturan sözcük. NİT :Metrekare de 1 kandela’ya eşdeğer ışıltı birimi. NİTAK:Kemer,bele bağlanan kuşak. NİTE:Nasıl,niçin. NİTELİK: Kalite. NİTRİKASİT:Kezzap. NİTROGLİSERİN:Uçuk sarı renkte,yağ kıvamında,güçlü patlayıcı özelliği olan bir madde. NİTROJEN: Azotun bir başka adı. NİVELMAN:Arazi üzerindeki çeşitli noktalar arasındaki yükselti farklarını ölçme işlemi. Bir araziyi düzleme işi. NİVİK:Domuz lahanası,yılan yastığı gibi adlar da verilen ve yaprakları sebze olarak kullanılan bir bitki. NİVO:Bir arazinin çeşitli noktaları arasındaki yükselti farkını ölçmeye yarayan alet,düzeç. Topoğraf aracı. NİYABET:Kadı ya da hükümdar vekilliği. Naiplik. NİYAM:Kılıç kını. NİYAZ :Yalvarma,dua. NİZAMİYE:Eskiden kara ordusuna verilen ad. NİZAMNAME: Tüzük. NİZEK:Eski dilde küçük mızrak. NO :Japon lirik dramı NO:Norveç’in internet kodu. NOBİLİTAS:Eski Roma’da soyluların oluşturduğu siyasal parti. NOBRAN:Davranışı kaba,sert ve gönül kırıcı olan. NODA :Üstü toprakla örtülü saman yığını. NODOZİTE:Havadaki serbest azotu özümseyebilen bakterilerin etkisiyle kimi bitkilerin, özellikle baklagillerin kökünde oluşan şişkinlik. NODUL:Hayvanın yürüyüşünü hızlandırmak için üvendirenin ucuna çakılmış sivri demir çivi. NODÜL:Deri altında bulunan,yuvarlak ve ele gelebilen lezyon. NOEMA:Husserl’in felsefesinde,düşünsel bilincin yönelim nesnesi. NOGAY:Kafkasya’da yaşayan bir boy. Türk kökenli bir halk. NOHUDİ :Kirli yada donuk sarı renk. NOKAN:Japon müziğine özgü bir tür flüt. NOKRA :Büveleğin neden olduğu ,daha çok davar ve sığırlarda,seyrek olarak insanlarda rastlanan,ortası delik şişkinliklerle tanınan hastalık. NOKSANİ:On dokuzuncu yüzyılda yaşayan ve Bektaşi inançlarını dile getirdiği şiirleriyle tanınan halk ozanı. NOKTÜRN :Müzikte geceden esinlenen veya geceyi çağrıştıran beste NOKUL: Genellikle bayramda konuklara ikram edilen mayalı hamurdan,içine çeşitli katkılar konarak hazırlanan bir tür kokulu çörek. NOLANA:Huni biçiminde ve mavi renkli çiçekler açan bir süs bitkisi. NOLİNA:Zambakgillerden,anayurdu Orta Amerika olan palmiyeye benzer bir süs bitkisi. NOM:Eski Mısır’da şehir devletlerine verilen ad. NOMA: Atardamar iltihabı ya da tıkanması sonucu yanağın bir bölümünde gelişen kangren. NOMAHYA:Eski Roma’da eğlence amacıyla düzenlenen deniz savaşı tatbikatına ve bu tatbikatın yapıldığı havuza verilen ad. NOMIH :Japon mitolojisinde köylü sınıfı. NOMİNALİZM:Adcılık. NOMİNATİF :Yalın durum. NOMOS:Eski Yunanlılarda,belli bir biçimi ve karakteri olan müzik yapıtı. NONLAR:Senegal’de yaşayan bir halk. NOPE :Kumaş yüzeyinde,üretim sırasında oluşan düğüm. NOR :Organik kimyada bir önek. NORDUZ:Yerli bir keçi cinsi. NORİ: Japon mutfağında sıkça kullanılan kurutulmuş deniz yosunu. NORİTO:Şinto dininde,ibadet edenlerce tanrısal varlığa söylenen sözler,dua. NORM:Kural olarak benimsenmiş,yerleşmiş ilke veya kanuna uygun durum. NORMATİF:Bir kural değerini,gücünü taşıyan. NOS: Hollanda radyo-televizyon kurumunun simgesi. NOSTALJİ: Geçmişe duyulan,tanımlanamaz ve iç sızlatan özlem. NOSTOMANİ:Kişinin çocukluğunu geçirdiği yere dönmek için duyduğu dürtüsel gereksinme. NOSYON:Bir şey üzerindeki gerekli bilgi,kavram. NOTAM: Havacı bülteni. NOTER :Çeşitli belge ve işlemlere geçerlik kazandırmak , yasanın öngördüğü diğer görevleri yerine getirmekle yükümlü , belli nitelikleri ve kendine özgü bir hukuk statüsü olan kamu görevlisi. NOTİON : İzmir’in Menderes ilçesindeki antik bir kent. NOVA :Parlaklığı geçici olarak artarak patlayan yıldız. NOVELLA:Avrupa’da öykü ve roman gelişimini etkileyen,gerçekçi ve yergili bir anlatımla yazılmış sağlam yapılı kısa anlatı. NOVİLLERO: Acemi boğa güreşçisi. NOYAN:Moğollarda özellikle İlhanlılarda komutan,emir. NOZOFOBİ: Hasta olmaktan duyulan aşırı korku. NÖKER:Eski Türklerde ve Moğollarda hakanın seçme muhafızlarına verilen ad. NÖR:Tıpta bir çok sözcüğün bileşimine giren ve lif,sinir anlamı veren önek. NÖROLOG:Sinir hastalıkları uzmanı. NÖROLOJİ:Sinir sistemini inceleyen ve tedavisi ile uğraşan tıp dalı. Sinirbilim. NÖRON:Asıl hücre ile protoplazma uzantılarından ve bir silindir eksenden oluşmuş sinir hücresi. NÖTRON:Yaklaşık olarak proton ağırlığında ve elektrik yüklü olmayan bir atom cisimciği. NP:Nepal’in internet harfleri. NRU:Nauru’nun uluslar arası kodu. NS:Hollanda Demiryollarının kısa yazılışı. NT:Briçte sanzatu. NUAKŞOT:Moritanya’nın başkenti. NUALA:Fas’a özgü,kamış,dal ve kuru otlardan koni biçiminde yapılmış kulübe. NUAR :Budun ön kısmından elde edilen ve kızartmaya elverişli olan dana eti. NUBE: Siirt’te acılı ottan yapılan bir çorba. NUBUK:Yüzü sünger taşıyla parlatılarak hafif kadifemsi bir görünüş kazandırılmış sığır derisi. NUDARİA: Tırtılları likenler üzerinde yaşayan kelebek cinsi. NUFUD:Orta Arabistan’da büyük bir kum çölü. NUGA:Fındık ve Antep fıstığı veya meyve konservesi katılmış sertçe veya daha yumuşak pişmiş şeker hamuru. Kavrulmuş ceviz yada bademle karameladan yapılan bir tür şekerleme. NUHUSET:Uğursuzluk,kademsizlik,şeamet. NUKAT:Noktalar. NUKUT :Nakitler, paralar. NUL :Eski dilde kuş gagası. NUMAN USTA:Türkiye’nin ilk işçi milletvekili. NUMBAT : Karınca yiyen hayvan. NUMEN:Felsefede nesnenin kendisi. NUMEROFOBİ:Rakamlardan korkma. NUN:Arap abecesinde bir harf. NUN (NUU):Mısır tanrılarının en eskisi. NUNATAK:Buzul yüzeyi üstünde yükselen çoğunlukla sivri kayalık tepeler. NUNAVUT: Kanada’nın kuzeyindeki topraklara,Eskimoların Bizim Ülkemiz anlamında verdikleri ad. NUNİVAK:Bering denizinde bir ada. NUPELER:Nijerya’da yaşayan bir halk. NURANİ:Işıklı,nurlu. NURE:Van ve çevresinde oynanan bir tür halk oyunu. NURİ:Işıklı,aydınlıklı. NURİYE :Diyarbakır yöresine özgü sütle yapılan bir hamur tatlısı. NUSH:Eski dilde öğüt,akıl verme. NUSRAT:Çanakkale savaşlarında döktüğü mayınlarla üç düşman zırhlısının batmasını sağlayan gemimiz. NUSRET FİŞEK : Hacettepe Üniversitesi kurucularından olup uzun yıllar burada öğretim üyeliği yapmış, yurdumuzda halk sağlığının ve koruyucu hekimliğin gelişmesinde öncü rol oynamış ünlü hekimimiz. NUSRET SUMAN:Ankara’nın simgesi olan Hitit Güneşi (daha doğrusu Hatti Kursu) yapıtıyla tanınan,1905-1978 yılları arasında yaşayan heykelcimiz. NUSRET: Yardım,yardımda bulunma. Tanrı yardımı. NUŞDARU: Eski dilde şarap.. NUŞU:Çinli kadınların iki bin yıldır kendi aralarında konuştukları özel dile verilen ad. NUT:Eski mısır inanışında gökyüzü tanrıçası. NUUK:Grönland adasının başkenti. NÜANS:Aynı cinsten şeyler arasındaki ince fark. NÜBÜVVET: Peygamberlik. NÜBYE:Afrika’da bir çöl. NÜCUMİ:Eski dilde astrolog. NÜDİZM:Tümden çıplak olarak açık havada yaşamayı savunan öğreti. NÜHÜFT: Türk müziğinde bir makam adı. NÜKHET: Güzel koku. NÜKLEER:Atom çekirdeği ile ilgili. NÜKLEON :Atom çekirdeğini oluşturan proton ve nötronun ortak adı. NÜKTEDAN:Esprili kimse,şakacı. NÜKUL:Vazgeçme. NÜMAYİŞ:Gösteri. NÜMEROLOJİ:Karakter çözümlemesi ya da geleceği önceden bilmek amacıyla sayıların kullanılması. NÜMİSMATİK (NÜMİZMATİK): Para,madalya ve jetonların betimlenmesi ve tarihiyle uğraşan bilim. Metal paraları inceleyen bilim dalı. NÜMUNE: Örnek,göstermelik,model. NÜVE: Bir şeyin içindeki öz,çekirdek. NÜVİT: Müjde,iyi haber. NÜZHET :Tazelik, sevinç. Eğlenme,gezme,ferahlık. NÜZUL :Felç,inme. NYCTOFOBİ:Gece korkusu. NYON:İsviçre’de bir kent. NYSA:Aydın ilinde antik bir kent. NZ : Yeni Zelanda plakası. |