Bulmacadaki kelimelere göre  hazırlanmış 

BULMACA SÖZLÜĞÜ  

 A B C Ç D E F G H I İ J K L M N

 O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z       [Ana Sayfa]

  Düzenleyen :

  Sabahattin ÖZTÜRK

 

OAHU:Pearl Harbor deniz üssünün bulunduğu ada.

OAS:Amerikan Devletler Örgütü.

OB :Hint okyanusunda denizaltı dağı.

OBA  :En küçük izci kuruluşu.  

OBA: Bölmeli göçebe çadırı.

OBA:Benin’de,hem siyasal hem de dinsel önder olan krala verilen ad.

OBA:Doğu Karadeniz dağlarının yüksek kesimlerinde yaygın geçici kırsal yerleşme tipi.

OBAL:Vicdanı inciten iş ya da davranış anlamında yerel sözcük.

OBAN:Su değirmenlerinde suyun yüksekten dökülmesini sağlayan oluk.

OBELİSK :Dikilitaş.

OBERJ:Doğa güzelliklerinden yararlanmak yada spor yapmak için oluşturulmuş konaklama tesisi. Şehir merkezinin dışında sade,basit kurulmuş konaklama tesisi.

OBEŞE : Afrika’da yetişen ve odunu marangozlukta kullanılan büyük bir ağaç.

OBEZEFOBİ: Şişmanlama korkusu.

OBEZİTE :Aşırı şişmanlık.

OBİ : Asya’da bir ırmak.

OBİ:Kimononun üstüne takılan,biçimi ve boyutu cinsiyete,yaşa,mevkisine ve bölgeye göre değişen,bir düğümle birleştirilen geniş ipek kuşak.Japon kemeri.

OBJEKTİVİZM:Nesnelcilik.

OBLAST:Bölge anlamında Rusça sözcük.

OBLİGASYON: Borç senedi.

OBLOMOV:Gonçarov’un, uyuşuk ve iradesiz bir toprak sahibinin portresini çizdiği ünlü romanı.

OBOTO: Tropikal Afrika’da yetişen bir ağaç.

OBRUK  :Huni biçiminde çukur yer. İç bükey. İçine su biriken doğal çukur.

OBSERVATUAR:Gözlemevi.  Rasathane.

OBSESİF:Saplantılı.

OBSESYON:Herhangi bir zamanda bilince çıkan ve bilinci kuşatan saçma yada yersiz düşünce. Takıntı,saplantı.

OBSİDİYEN:Volkanik kökenli doğal cam.

OBSKÜRANTİZM:Halk yığınlarını bilgisiz ve karanlıkta bırakma anlayışı.Aydınlık düşmanlığı.

OBUA: Tahtadan yapılmış nefesli bir çalgı.

OBÜS: Yüksek   ve   alçaktan   mermi   atabilen   top   ve   havanların   bazı   özellilerine   sahip   kısa  namlulu  top.

OCAK:Bostanlarda her cins sebze için ayrılmış ve çevresi yükseltilmiş toprak parçası.

OCUMAK:Bir şeyden korkmak,ürkmek,çekinmek.

OD :  Aşk ateşi. 

OD :Bestelenmiş her tür şiire Batı’da verilen ad.

ODA:Serbest meslek adamlarını içinde toplayan resmi birlik.

ODA:Yeniçeri kışlası.

ODABAŞI:Yeniçeri ocağında görevi alaylarda selam törenlerini düzenlemek ve yönetmek olan subay.

ODALIK:Eskiden nikahsız olarak alınan cariyelere verilen ad.

ODEON:Antik Yunan’da,konserler verilen,şiirler okunan,oyunlar oynanan,genellikle dikdörtgen biçiminde,üzeri kapalı yapı.

ODESSA :Almanya’da 1947’nin başlarında SS üyelerini kaçırmak amacıyla kurulan gizli örgüt.

ODİN  :Eski İskandinav mitolojisinde baş tanrı.

ODİNA:Asya ve Afrika’nın tropikal bölgelerinde yetişen bir ağaç.

ODİTORYUM:Konferans,konser veya tiyatro gösterilerinin yapılabileceği gibi düzenlenmiş büyük salon. Etkinlik merkezi,dinleme salonu.

ODONTOFOBİ:Diş sorunlarından ve dişçiden korkma.

ODORİ: Japonya’ya özgü bir halk dansı.

ODYOVİZÜEL:Görsel-işitsel.

OEM:Bilgisayar piyasasındaki kutusuz ve markasız ürünlere verilen ad.

OFFLİNE:Bilgisayarın çevrim dışı,bağlantısız çalışması.

OFİDİZM:Yılan sokmasından ileri gelen zehirlenme.

OFİKLEİT :Fincan biçiminde bir ağızlığı ve keçe yastıklı anahtarları olan bakırdan yapılma nefesli bir çalgı.

OFİYOLOJİ:Yılanları inceleyen bilim dalı.

OFLAZ:  İyi, güzel, mükemmel,tam.

OFLAZ:Şişkin,gösterişe meraklı.

OFORT :Bir plakanın değişik nitrik asit etkisinde bırakılmasıyla elde edilen baskı.

OFRİS: Çiçekleri sinek,örümcek gibi bir takım böcekleri andıran,yumrulu,otsu bir bitki. Salepgillerden otsu bir bitki.

OFSET: Kalıp işlerini önce kauçuğa,kauçuktan da kağıda geçirmeye dayanan çift kopyalı baskı yöntemi,düz baskı.

OFTALMİ :İltihaplı göz hastalıklarının genel adı.

OFTALMOLOG:Göz bilimci.

OFTALMOLOJİ:Göz hekimliği.

OFTALMOSKOP  :Gözün   içini   aydınlatıp   görmek   ve   gözü   muayene   etmek   için   kullanılan   aynaya verilen ad.

OGAN (OĞAN):Eski Türklerde Tanrı.

OGRATEN (AU GRATİN):Peynir ve /veya ekmek kırıntıları ile kaplanıp üstten ızgarayla veya fırında eritip çıtır hale getirme işlemine verilen isim.Peynirli beşamel sos ile kaplayarak fırınlamak da bu anlama gelir.

OĞLAK:Keçi yavrusu   

OĞUL:Bey denilen bir dişi arıyla kovandan çıkan arı topluluğu.

OĞULCUK:Embriyon,rüşeym.

OĞULOTU: Ballıbabagillerden,tıpta yapraklarından yararlanılan bir bitki,melisa.

OĞUZ ATAY:Tutunamayanlar, Tehlikeli Oyunlar gibi romanlarıyla tanınmış yazarımız.

OĞUZ:İyi huylu kimse. Temiz kalpli.

OĞUZLU.: Bir halk oyunumuz.

OHA:Büyükbaş hayvanları durdurmak için kullanılan seslenme sözü.

OHEL : İskambillerle oynanan bir oyun.

OHM :Elektrik direnç birimi.

OHRANKA:Çarlık Rusya’sında devrimci eylemlere karşı kurulmuş gizli polis örgütü.

OHRİ:Makedonya-Arnavutluk sınırında bir göl.

OİL:  Fransa’nın kuzey yarısında konuşulan Roman dili lehçeleri. 

OJİT: Yanardağ kütlelerinde bulunan ve feldispatla birlikte bazaltların temelini kuran mineral madde. Yanardağ kütlelerinde bulunan piroksen cinsinden mineral madde.

OK:Yahya Kemal’in hece ölçüsüyle yazdığı tek şiiri.

OKA:Volga nehrinin kolu olan bir ırmak.

OKALA: Yumuşak,esmerimsi tropikal ağaç.

OKALİPTÜS:Boyu 100 metreyi aşabilen ve bataklıkları kurutmakta kullanılan bir ağaç. Mersingillerden,toprağın suyunu çekerek yerin bataklık duruma gelmesini önleyen bir ağaç.

OKAN DEMİRİŞ:Sonatları, süitleri ve düzenlemelerinin yanı sıra “Dördüncü Murat” ve “Karyağdı Hatun” adlı operalarıyla da tanınmış bestecimiz.

OKAN:Anlayışlı,ince ruhlu.

OKAN:Tropikal Afrika’da yetişen bir ağaç.

OKAPİ :Zoolojide  (Okapia johnstoni)  olarak  tanımlanan , geviş  getirenlerden , Kongo’da  bataklık  ormanlarda  yaşayan , gövdesi  kızıl  kestane  renginde , bacakları  beyaz  çizgili  bir  memeli  hayvan.

OKAR :Telli balıkçıl. Başında ok biçiminde bir tel demeti bulunan balıkçıl kuşu.

OKARİNA: Yumurta biçimli ve sekiz delikli bir flüt. Geleneksel İtalyan halk çalgısı. Güney Amerika’da topraktan yapılan nefesli bir çalgı.

OKAZYON:Değerinden çok aşağı bir fiyatla alınan veya alınabilecek olan şey,kelepir.

OKEANOS:Yunan mitolojisinde düz olduğuna inanılan yer çevresinde akan ırmak.

OKEY  :Yüz altı taşla oynanan bir oyun.

OKKA: Ağırlık ölçüsü birimi (1283 gramlık veya 400 dirhemlik).

OKLOFOBİ :Kalabalık korkusu.

OKLUK:Gökova Körfezi’nin en güzel koylarından biri.

OKMA:İzmir’in Tire ilçesine özgü,ısırgan otu ve peynirle yapılan zeytinyağlı bir yemek.

OKR  :  Aşı boyası.

OKRA  :Bir cins bamya.  

OKRA:Deri ciltlerde kurt yeniklerinden dolayı meydana gelen iz.

OKRAMA  :Atın kişnemesi.

OKSALAT:Billurları idrarda bulunabilen ve idrar yollarında taş yapan madde.

OKSER: At yarışlarında kullanılan klasik engele verilen ad.

OKSİMORON:Öldürücü şefkat,korkunç güzel,yaşayan ölü örneklerinde olduğu gibi,birleşemeyecek ters kavramların bir araya getirilmesine verilen ad.

OKSİYÜR:İnsanların,özellikle çocukların bağırsaklarında yaşayan küçük bir solucan,sivrikuyruk.

OKSO:Argo’da git,defol anlamında sözcük.

OKŞAMA  :Denizli yöresinde kına gecesinde gelin için okunan  maniye verilen ad.

OKTAN:Parafinler serisinden,bir çok izomerle doymuş hidrokarbonlar. Petrolde bulunan renksiz hidrokarbonlu sıvı.

OKTANT  :Yıldızların yüksekliğini ve açı uzaklığını gözlemeye yarayan alet.  

OKTANT: Kırk beş derecelik yay.

OKTAV:Müzikte sekiz sesten oluşan ses dizisi;bir do sesiyle ondan sonraki do sesi arasındaki uzaklık.

OKUMAK:Davet etmek.

OKUME:  Afrika’da yetişen,kerestesi parlak,öz odunu mor,dış odunu pembe renkli mobilyacılıkta kullanılan bir ağaç.

OKUNTU :Çağrı kağıdı,çağrılık,davetiye.

OKUTMAN:Üniversite yabancı dil,Türkçe ve İnkılap Tarihi gibi ortak,zorunlu dersleri öğretmek için görevlendirilen,uygulamalı çalışmaları yöneten öğretim elemanı,lektör.

OKÜLER  :Optik aletlerde objektiften aldığı ışınları göze veren mercek sistemi. 

OKYILANI:Başı pullu,boyu 2 m kadar olan,zehirli ve tehlikeli bir yılan.

OLAMAN :Tuzlanmış ve deri tuluma bastırılmış peynir.

OLANAK:Yararlanılan uygun koşul.

OLAY:Önemli tarihsel olgu.

OLBA.:Mersin’in Silifke ilçesinde antik bir kent.

OLCAY: Baht,talih,ikbal.

OLÇUM:Kendini becerikli,usta gösteren kimse Hekimlik taslama..

OLE:Kastanyet eşliğinde bir kişi tarafından yapılan İspanyol dansı.

OLEFİN:Etilen gibi yapısına başka bir öğe yada kök sokulabilen,karbonlu hidrojenlerin genel adı.

OLEİKASİT: Özellikle bitkisel yağlarda bulunan bir asit türü. Yağlarda gliserin ile birlikte bulunan rengi,kokusu,tadı olmayan sıvı bir madde.

OLİ:Asya’da bir ırmak.

OLİFANT:Ortaçağda,şövalyelerin savaşta ve avda kullandığı,çoğu zaman zengin oymalarla işlenmiş fildişi boru.

OLİGARŞİ: Siyasi otoritenin bir grubun veya sosyal bir sınıfın elinde toplandığı bir yönetim şekli.

OLİGOPOL:Sunumun birkaç satıcı tarafından yapıldığı ve bu az sayıdaki satıcının birbirlerinin üretim kararlarından etkilendiği piyasa türü.

OLİGOPSON:Çok sayıda satıcıya karşılık az sayıda alıcının bulunduğu piyasa.

OLİMPİYAT: Her dört yılda bir başka bir ülkede yapılan ve yalnızca amatörlerin katıldığı uluslar arası spor yarışmaları.

OLİMPOS:Antalya ilindeki Beydağları Milli Parkı’na verilen bir başka ad.

OLİNGO:Tropikal Amerika ormanlarında yaşayan bazı etçil küçük memelilerin ortak adı.

OLİVA:Sıcak denizlerde yaşayan karındanbacaklı bir yumuşakça cinsi.

OLİVİN .:Sarımsı yeşil renkli cam parıltılı magnezyum ve demirli silikat Değerli olan,zebercet adını taşıyan silikat..

OLON:Tropikal Afrika’da yetişen ve yumuşak odunu marangozlukta kullanılan bir ağaç.

OLTA: Ucuna iğne takılı naylon tellerden veya at kuyruğu kılından yapılmış balık tutma aracı.

OLTUTAŞI:Çeşitli süs eşyasının yapımında kullanılan kara kehribar,oksidasyon taşı. Karakehribar da denilen ve sigaralık,tespih,takı yapımında kullanılan linyit türü.

OLU :Felsefede bir durumdan diğerine geçiş.

OLUK: Üst yanı açık boru.

OLUNTU:Anlatı türünde bir yapıtta yada tiyatro oyununda,ana olaya bağlı ikinci derecedeki olay.

OLUŞ:Olmak eylemi ya da biçimi.

OLUŞUK:Bir jeoloji döneminde meydana gelmiş katmanlar dizisi.

OLUT:Olmuş bir iş,vakıa.

OLUZ: Amasya ilinde,Hitit uygarlığına ait önemli buluntuların ortaya çıkarıldığı höyük.

OM: Bütün kutsal Hint metinlerinin başında ve sonunda yinelenen mistik hece.

OM:Kemik ucu,

OM:Umman’ın plaka imi.

OMA :Kalça kemiği, bel kemiği.

OMACA:İri kemik.

OMACA:Kesilen ağacın kökü,kütük dibi.

OMAÇ: Peynir ve ekmek kırıntısıyla yapılan köfte.

OMBRA:Doğrama işlerini kahverengiye boyamakta kullanılan toprak boya.

OMBROFOBİ:Yağmur korkusu.

OMBUDSMAN :İsveç’te ortaya çıkan , daha sonra başka ülkelerde de uygulanan ve yurttaşların idareden olan şikayetlerini inceleyen kamu denetçisi. Kamu görevlilerinin işlem ve davranışlarının yasalara uygun olup olmadığını araştırmaya ve uygunluğu sağlayıcı yolları önermeye yetkili denetçi.

OMCA: Üzüm asması. Bağ kütüğü. Kalın ve enli diken.

OMEGA: Yunan alfabesinin son harfi.

OMERTA:Mafya örgütünün suskunluk yasası.

OMLET:Yumurta ile yapılan bir yemek,kaygana.

OMNİBÜS  :Dolmuş yapan büyük at arabası. Şehirlerde yolcu taşıyan atlı araba.

OMNİUM:Her türlü işletmelerde ortaklık payları elde etmek amacıyla kurulmuş işletme.

OMO:Etiyopya’da insanoğlunun evrimini göstermesi bakımından büyük önem taşıyan buluntu yeri.

OMURGA: Gemide,baş-kıç doğrultusu boyunca postaların bağlandığı ağaç veya çelik kısım.

ONAÇ:Burdur ilinde bir baraj.

ONANİZM: Kendi kendine cinsel doyum sağlama. Mastürbasyon,istimna.

ONAT:Dürüst,iyi ahlaklı. Düzgün.

ONAVUL:Suyun arklardaki taksim yeri.

ONDALIK: Toprak üzerinden 10’da 1 oranında alınan vergi,aşar.

ONDÜLE:Dalgalı,kıvrımlı.

ONEGA:Avrupa’nın,Ladoga’dan sonra ikinci büyük gölü.

ONGUN :Kutlu,uğurlu. Çok verimli,bol,eksiksiz.

ONİ:Japon inanışında,çoğunlukla dev yapılı,çok güçlü ve korkunç görünümlü bir tür şeytansı yaratık.

ONİKİN:Tırnak keratini.

ONİKOFAJİ:Özellikle çocuklarda görülen tırnak kemirme alışkanlığı.

ONİKS  :Damarlı ve yarı saydam bir taş.  

ONİROLOJİ:Rüyaları inceleyen bilim dalı.

ONKOLOJİ :Urları inceleyen bilim dalı.

ONLAYN (ONLİNE) :Bir bilgisayar   sisteminde merkezi işlem birimine bağlı olarak etkileşimli iletişimde bulunan birimler bütünü. Bilgisayarın çevrim içi,bağlı çalışması.

ONMA: Şifa bulma.

ONNGATA:Japonların kabuki oyununda kadın rolüne çıkan erkek oyuncuya verilen ad.

ONOMASTİK: Özel adlar ve özellikle kişi adları bilimi.

ONOMATOPE:Doğa seslerine benzer seslerle yapılan sözcük ses yansıması,yansıma.

ONÖR:Briçte as,papaz,dam,vale ve onludan oluşan değerli kağıtlara verilen ad.

ONS: Ağırlık ölçüsü.(28.350 gr).Sıvılarda:0,030 litre.

ONTOLOJİ: Bir bütün olarak varlığı ele alan felsefe dalı. Varlık bilim.

ONUM:Kötü bir durumdan kurtuluş,felah.

ONUR:İnsanın kendisine karşı duyduğu saygı.

ONURİS:Eski Mısır’da su aygırı avcısı olarak betimlenen tanrı.

ONURSAL: Fahri.

OOSİT:Büyüme evresini tamamlamış fakat henüz döllenecek duruma gelmemiş dişi gamet.

OPAK: Donuk renkli otomobil boyaları için kullanılan sözcük. Donuk, şeffaf olmayan.

OPAL: Silis grubundan değerli bir mineral.

OPAL:İnce,düzgün dokunmuş pamuklu kumaş.

OPALİN:Kalay oksit katılarak donuklaştırılmış yada kemik tozu katılarak yarı donuk hale getirilmiş cama verilen ad.

OPAN:Halk dilinde mağaraya verilen ad.

 

OPART:Bir yüzey üzerinde girinti ve çıkıntılar oluşturarak yapılan ve değişik yönlerden bakıldığında başka görüntüler veren resim. Devinim izlenimi uyandıran optik etkilerin ağır bastığı resim akımı.

OPERA:Sözlerinin bütünü veya çoğu şarkı olarak söylenen müzikli tiyatro eseri.

OPERABUF:Konusu ve türü komik olan opera.

OPERAKOMİK: Konuşmalı ve şarkılı bölümlerin bir arada bulunduğu oyun.

OPERATİF:Bir savaşı yönetme sanatı.

OPERATÖR  :İşletmen.  

OPERET:Eğlenceli,hafif konulu,içinde bestesiz konuşmalar da bulunan sahne yapıtı.

OPORTÜNİST: Duruma göre davranan,içinde bulunduğu şartları değerlendirmeyi bilen kimse , fırsatçı.

OPORTÜNİZM:Güç durumlarda,davranışlarını ahlak kuralları yada düzenli bir düşünceden çok,çıkarlarına uyacak biçimde ayarlamayı amaçlayan tutum.

OPOSSUM: Kürkü değerli bir yaban kedisi. Güney Amerika’da yaşayan ve keseliler üst takımının bir familyasını oluşturan 66 memeli türünün ortak adı. Keseliler üst takımından bir çok memeli türünün ortak adı.

OPOTERAPİ:Hayvanların doku ve salgılarından yararlanılarak insanda eksik olan maddelerin tamamlanması şeklindeki tedavi.

OPRİÇNİK:Rus çarı Korkunç İvan döneminde,bir muhafız birliğinin yada polis örgütünün üyesine verilen ad.

OPRİÇNİNA: Çar Korkunç İvan’ın Moskova’dan ayrı olarak doğrudan kendi denetimine soktuğu toprakları yönetmek üzere oluşturduğu özel saraya verilen ad.

OPS:Roma mitolojisinde,bereket ve toprak ürünleri tanrıçası. Ekim ve biçim tanrısı.

OPSİYON: Bir malı veya menkul kıymeti belli süre içerisinde belli bir fiyata satma veya satın alma hakkı.

OPTİK:Fizik biliminin ışık olaylarını inceleyen kolu.

OPTİMİST:Yelken sporunda kullanılan küçük bir tekne.

OPTİMUM:En elverişli durum.

OPUS :Müzikte yapıt. Bestecinin,besteleniş sırasına göre numaralanmış müzik eseri.

OR :Müstahkem  mevki.

OR:  Siper,hendek. Kale hendeği.

ORAÇLAMA  :Halk dilinde atasözüne verilen ad.

ORAK BÖCEĞİ:  Ağustos böceği.

ORAKAYI:Halk dilinde Temmuz ayına verilen ad.

ORAMAK:Ölçüp biçmek. Toprağı kazıp siper yapmak.

ORAN:İki büyüklük arasındaki bağıntı.

ORANGUTAN.:Sumatra ve Borneo’da yaşayan,yemişle beslenen bir cins maymun.

ORANS:Hıristiyan sanatında,ellerini kaldırmış ayakta dua eder durumda canlandırılmış insan figürü.

ORANSA :Tuna ırmağında kullanılan bir çeşit yolcu gemisi.

ORATORYO  :Dinsel  yada  yarı dinsel  bir  konu  üzerine   bestelenen  büyük  ölçekli  müzik yapıtına verilen ad. Solo sesler,kor ve orkestra için yazılmış,oyun öğesi bulunmayan,kutsal nitelikte müzik eseri.

ORCİK: Cevizli sucuk.

ORDİNARYÜS:Türk Üniversitelerinde en az beş yıl profesörlük yapmış,bilimsel çalışmalarıyla kendini tanıtmış öğretim üyeleri arasından seçilerek bir kürsünün yönetimiyle görevlendirilen kimseye verilen unvan.

ORDİNAT: Bir noktanın uzaydaki yerini belirtmeye yarayan çizgilerden biri.

ORDİNO  :Bir poliçenin arkasına ciro edildiği kişiye ödenmesi için yazılan havale emri.

ORDİNO:Denizcilik işletmelerinde gemi adamlarını gemilere atama belgesi.

ORDİNO:Gümrük idarelerinden mal çekmek isteyen kişilerin ellerinde bulunan konşimento veya yük senetlerini gemini kaptan veya acentesine ibraz ederek kapları için tanzim ettirdikleri teslim belgesi.

ORDO:Eski Roma hukukunda mahkeme düzenine verilen ad.

ORDONAT:Silahlı kuvvetlerin savaş gereçlerini ve buna benzer her türlü ihtiyaçlarını sağlamakla görevli sınıf.

ORDÖVR:  Yemek altı.  

ORDUBOZAN:Halk dilinde bacaklardaki varis hastalığı.

ORESTES  :Miken kralı. Yunan mitolojisinde annesini ve onun suç ortağını öldürerek babasının intikamını alan Agamemnon ile Klytaimnestra’nın oğlu.

ORFE:Yunan mitolojisinde intikam tanrıçası.

ORFOZ: Eti beyaz ve lezzetli,on kilodan elli kiloya kadar ağırlığı olan bir balık türü. Hanigillerden eti lezzetli bir balık türü.

ORG:Erganun.

ORGANİZMA: Kendi başına ayrı bir bütün meydana getiren canlı varlık.

ORGANOLEPTİK: Cisimlerin duyu organlarını etkileme yeteneği.

ORGANTİN:Seyrek dokunmuş,ince,sert bir kumaş.

ORGAZM:Cinsel zevkin en yüksek noktası.

ORHAN KEMAL :   Ahmet Raşit Öğütçü.

ORHAN SELİM :Nazım     Hikmet’in       Akşam     gazetesine    yazdığı      yazılarda     kullandığı     takma    ad.

ORHANİYE:Marmaris ilçesinde, doğal güzelliğiyle tanınmış turistik bir köy.

ORİBE: Japon çay töreninin düzenleyicisi.

ORİBİ :Afrika’da yaşayan bir antilop türü.

ORİGAMİ:Japonlara özgü kağıt katlama sanatı.

ORİGENES:Eski Ahit’in altı değişik metnini bütünleştiren, erken dönem Yunan kilisesinin en önemli ilahiyatçısı.

ORİJİN:Çıkış yeri, kaynak, köken.

ORİON:Adını eski Yunan efsanelerindeki bir avcıdan alan bir takımyıldız. Eski Yunan mitolojisinde,Artemis tarafından öldürülen ve takım yıldıza dönüştürülen,Poseidon’un oğlu olan dev avcı.

ORİSSA:Hindistan’ın bir eyaleti.

ORİYA:Hint-Ari dillerinin Doğu öbeğine bağlı bir dil.

ORJİ:Çılgınca ve aşırı eğlence, toplu seks.

ORKA:Katil balina” da denilen bir balina türü.

ORKİNOS:Uskumrugillerden bir balık. Boyu iki buçuk metre kadar olabilen bir balık,ton balığının diğer adı.

ORKİT:Erbezlerinin yangılanıp şişmesi.

ORKOZ:İstanbul Boğazında Marmara yönüne olan doğal akıntının lodos rüzgarı etkisiyle ters yöne dönmesi.

ORLEANS BAKİRESİ:Jeanne D’arc’ın lakabı (1431 de yakılarak öldürülmüş,ölümünden sonra azize ilan edilmiş Fransız kadın kahraman).

ORLON: Yapay dokuma ipliği.

ORNATMA: Biyolojide bir türün yerine onun değişik bir biçiminin geçmesi. Bir şeyin yerine başka bir şeyi koymak.

ORNE:Fransa’da bir ırmak.

ORNİTOFOBİ: Kuşlardan korkma.

ORNİTOLOG:Kuşbilim uzmanı.

ORNİTOLOJİ:Kuşları inceleyen bilim.

ORO:Polinezya halklarının savaş tanrısı.

OROGRAFİ:Yeryüzündeki yüzey şekillerini betimleme.

OROJENİ:Dağların oluşumunu inceleyen bilim dalı.

ORONİMİ :Adbilimin dağ adlarını inceleyen dalı.

OROS :Bir tuzla ürününün satıldığı bölgeler.

ORPİNGTON:Eti lezzetli bir tavuk ırkı.

ORSA :Geminin rüzgar alan yönü.

ORTA:Yeniçeri ocağında tabur.

ORTAÇ:Sıfat-fiil.

ORTAKENT:Bodrum ilçesinin turistik bir beldesi.

ORTAM:Canlı bir varlığın içinde bulunduğu doğal veya maddi koşulların tümü.

ORTANCA:Kırmızı,pembe yada mor renkli çiçekler açan bir süs bitkisi.

ORTAOBA: Kader, alınyazısı.   

ORTAOYUNU: Tuluata dayanan ve seyircilerle çevrili bir alanda oynanan geleneksel Türk halk tiyatrosu.

ORTAY :Bir düzlem şeklin aynı yöndeki paralel bütün kirişlerini eşit parçalara bölen çizgi.

ORTOGENEZ:Eklembacaklıların ve kabukluların örteneğini oluşturan,kimi mantarlarda ve likenlerde de görülen,dayanıklı ve esnek organik bir madde.

ORTOREKSİ:Sağlıklı beslenme saplantısı.

ORUK:Dövülmüş et,bulgur ve soğanla yapılan ızgara köfte. Haşlanmış ve kızarmış içli köfte.

ORUN:Hiyerarşik bir düzende önemli bir görev. Makam,kat,özel yer.

ORUNÇ :Eski Türkçede rüşvet anlamında kullanılan sözcük.

ORÜR: Altın alaşımı.

ORYA: İskambilde karo. 

ORYANTİRİNG:Harita okuyarak yön bulmayı ve en kısa yoldan hedefe ulaşmayı amaçlayan spor dalı.

OS :Kat kat çakıl ve kumdan oluşmuş yer kıvrımı.

OS: Osmiyumun simgesi.

OSA:Kostarika’da bir yarımada.

OSAKA : Japonya’da bir kent.  

OSBAR :Ürgüp yöresine özgü, yemek pişirmekte kullanılan bir tür toprak tencere.

OSCAR WİLDE:İrlandalı şair ve oyun yazarı.

OSEİN:Canlı kemik hücreleri tarafından salgılanan ara maddeye verilen ad.

OSELO: Amerika’da yaşayan,kürkü için avlanan yabanıl kedi.

OSİLATÖR:  Alternatif elektrik akımı üretmekte kullanılan elektronik aygıt.

OSİLOSKOP:Zamana göre değişen bir büyüklüğün değişimlerini görüntülemeye ve böylece bir gösterim elde etmeye olanak veren aygıt.

OSİRİS:Eski Mısır inanışında ölülerin koruyucusu olan tanrı,baş tanrı..

OSKİ Argo’da lira anlamında kullanılan sözcük.:

OSKULUM:Süngerlerde suyun çıkış deliği.

OSMAN ASAF BORA:Sanayi Nefise Mektebinin ilk mezunlarından olup özellikle İstanbul’un çeşitli mekanlarını konu alan tablolarıyla tanınmış ressamımız.

OSMANBEY:Yeşil kabuklu ve ekşi bir elma cinsi.

OSMOZ (OZMOZ):Geçişme.

OST:Feodal dönemdeki ordu.

OSTEOLOJİ:Kemikbilim.

OSTEOPOROZ:Kemiklerin sert dolgu dokusunun incelmesi sonucunda,hafif bir baskıyla bile kırılabilir duruma gelmesiyle tanımlanan hastalık. Özellikle menopoz döneminde kadınlarda görülen kemik erimesi hastalığı.

OSTOMİ:İnsan vücudunda yapay bir delik yada çıkış oluşturmak için gerçekleştirilen cerrahi girişim.

OSTOTEK:İçinde,bir ölünün külleriyle dolu kavanoz bulunan sandık.

OŞ :Kırgızistan’da bir kent.

OŞİNOGRAFİ:Denizlerin fiziksel,kimyasal ve biyolojik özelliklerini araştıran bilim dalı.

OT  :Argo’da esrar. 

OT:Küçük bitkilere verilen ad.

OTA:Bitkilerden elde edilen ilaç.

OTAĞ:Büyük ve süslü çadır.

OTAĞA:Padişah veya vezir kavuklarında bulunan tül yada püskül biçimindeki sorguç.

OTALAMAK:Zehirlemek,ağılamak.

OTAMAK:Bitkilerden elde edilen ilaçlarla hastalığı iyileştirmek.

OTANTİK:Gerçek olan,gerçeğe yada aslına dayanan,orijinal. Asıl,esas,doğru.

OTARİ :Deniz ayısı da denilen ve soğuk güney denizlerinde yaşayan fok türü.

OTARMAK  :Hayvanı otlatmak. 

OTARSİ:Ekonomik alanda kendi kendine yeterli olmaya yönelen bir ülkenin rejimi.

OTÇU:Halk dilinde köylerde hekimlik yapan kimselere verilen ad.

OTEKİ:Japon müziğine özgü bir tür bambu flüt.

OTİ :Batı Afrika da bir ırmak.

OTİNA:Uzun kavkılı deniz yumuşakçası. Karındanbacaklı yumuşakça türü.

OTİNGO:Artvin’in Borçka ilçesinde bir kaplıca.

OTİSTİK :İçe kapanık.

OTİT :Kulak iltihabı.

OTİZM:İçe kapanıklılık. İçe yöneliklik

OTLAKİYE : Osmanlı da devlet malı otlaklardan alınan vergi.  

OTLUBAĞA:Halk dilinde kara kurbağasına verilen ad.

OTMAN BABA:Balkanların Türkleşmesinde büyük emeği geçen ünlü Bektaşi Şeyhi.

OTOBİYOGRAFİ:Öz yaşam öyküsü.

OTODİDAKT:Bir okula gitmeden kendi kendini yetiştiren,öz öğrenimli.

OTOFAJİ :İnsanın kendi kendini yiyip bitirmesi.

OTOFOBİ: Issız bir yerde kişinin tek başına olmaktan duyduğu korku.

OTOKAR:Toplu geziler için yapılmış büyük otobüs.

OTOKLAV:Vida ve cıvatalarla tutturulmuş basit bir kapağı olan,iç basınca dayanıklı kap.

OTOKO:Japon Tiyatrosu Go’da erkek oyuncunun maskesi.

OTOKRASİ: Hükümdarın,bütün siyasal kudreti elinde bulundurduğu yönetim biçimi. Bütün yetkilerin sınırsız olarak bir kişide toplandığı devlet yönetimi biçimi.

OTOKRİTİK: Özeleştiri.

OTOKTON:Yerbilimde bir kayacın,bulundukları yerde oluşmuş bileşenleri için kullanılan sözcük,yerli.

OTOLİMİTASYON:Bir iktidarın , doğrudan   doğruya    iktidarı    kullanan    tarafından     sınırlandırılması.

OTOMAN:Bir tatu türü.

OTOMAN:Bir tür ipekli kumaş.

OTOMAN:Sedir biçiminde kanepe.

OTOMOTRİS:Raylar üzerinde kendi kendine hareket edebilen taşıt.

OTORE:Tıp dilinde kulak akıntısına verilen ad.

OTOSİST:İşitme keseciği.

OTOSKOP:Dışkulak yoluyla kulak zarını muayene etmeye yarayan alet.

OTOTROF:Besinini bağımsız olarak sağlayan bitki,kendi belsek.

OTRİŞ:Devekuşu tüyü.

OTURAK:  Arkalıksız küçük iskemle.  

OTURUM:Yasama meclislerinin birleşimlerinden her biri.

OTZAMBAK:Kökten sürme uzun ve dar yapraklı,beyaz yada pembe çiçekli bir bitki.

OVAR: Halk dilinde sıcak havaya ya da sam yeline verilen ad.

OVÇARKA: Hayvan sürülerinin korunmasında yaygın olarak kullanılan,iri Rus çoban köpeği.

OVER:Yumurtalık.

OVERLOK:Kumaş kenarına makineyle yapılan sık sürfile dikişi.

OVİDİUS:Aşk Sanatı,Değişişler adlı yapıtlarıyla ünlü eski Romalı şair.

OVİT :Rize-Erzurum karayolunda bir dağ ve geçit.

OVMAÇ  :Hamuru ovalayarak yapılmış kırıntılarla pişirilen çorba. Taze tarhana.

OVOGON: Alg,mantar gibi ilkel bitkilerde dişi cinslik hücresi.

OVOLİT: İç içe mineral kabuklardan oluşan balık yumurtası biçiminde kalker.  

OVRA: Mussolini döneminde İtalya’da kurulan gizli polis örgütü.

OVÜLEN: Mantar gibi ilkel bitkilerde dişi cinslik hücresi.

OYA :Dar tentene.

OYA KATOĞLU:  Ressam Turgut Zaim’in kızı olup halk motiflerine ve Anadolu görünümlerine dayalı kompozisyonların da naiflere özgü bir anlatım tekniği oluşturmuş ressamımız.

OYAN  :Atın başına geçirilen dizgin ya da süsler.  

OYDAŞ :Aynı düşüncede,aynı inançta olan,hemfikir.

OYDAŞMA: Konsensüs.Düşünce birliği içinde olma.

OYKOFOBİ:Telefonun dinlenmesinden duyulan korku.

OYLAT  :Balıkesir’in İnegöl ilçesi yakınlarındaki ünlü kaplıca. 

OYLUM: Hacim.

OYMABASKI: Çinko,bakır,tahta gibi levhaların kazıma ile yapılan,resimleri kağıda basma tekniği.

OYMAK :Aşiret.

OYMAPINAR:Antalya’da Manavgat çayı üzerinde bir baraj ve hidroelektrik santralı.

OYULGAMA (OYULGA):Elle yapılan kalın,seyrek,gelişigüzel dikiş.

OYUM :Ağaç veya fidan dikmeye yarayan yer.

OYUN:Oğuz Atay’ın yarattığı,yazınsal karakterlerin genel davranış biçimi.

OZALİT  :Özgün çizim,harita,plan gibi şeylerin fotoğraf tekniğiyle çoğaltılması yöntemi.Kalıptan çekilen resim kopyası. 

OZEKİ:Sumo güreşinde,yokozuna’dan sonra en önemli ikinci derece.

OZİGO:Tropikal Afrika’da (Gabon) yetişen ve daha çok kaba dokulu,yarı sert ve yarı ağır,gri-pembe bir odun veren ağaç.

OZOKERİT:Balmumu görünümünde doğal hidrokarbür.

OZON:Molekülünde üç atom bulunan oksijenden oluşan,ağır kokulu,gaz durumundaki basit element.