Bulmacadaki kelimelere göre  hazırlanmış 

BULMACA SÖZLÜĞÜ  

 A B C Ç D E F G H I İ J K L M N

 O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z       [Ana Sayfa]

  Düzenleyen :

  Sabahattin ÖZTÜRK

 

ÖBEK: Küme, grup.

ÖCCE: Hatay yöresine özgü,çırpılmış yumurta ve ince doğranmış soğan,sarımsak ve maydanozla yapılan bir tür mücver.

ÖCEŞ:İddia,bahis,lades.

ÖD  :Safra.Karaciğerin salgıladığı acı su. 

ÖD AĞACI:Sıcak ülkelerde yetişen,dini törenlerde yakılan ve yanarken güzel koku veren,odunu ve kabuğu hoş kokulu bir ağaç.

ÖDEM:Bazı hastalıklarda yüzde,ellerde,ayaklarda görülen iltihapsız şiş.

ÖDENCE: Zarar karşılığı ödenen para;tazminat.

ÖGE:Eleman,unsur.

ÖĞRETİ:Bilimde bir düzenli görüşü oluşturan,ilke ve dogmaların bütünü,meslek,doktrin.

ÖĞÜR :Yaşıt, akran.

ÖJENİK:İnsan soyunun genetik yardımıyla geliştirilmesini amaçlayan bilim dalı.

ÖKÇE:Ayakkabı altının topuğa rastlayan yüksek bölümü.

ÖKE:  Dahi.

ÖKSE:Aynı adı taşıyan otun saplarından veya çobanpüskülü kabuklarından çıkarılan yapışkan macun. Aynı isimli macunla bulanarak kuş tutmakta kullanılan değnek. Kuş tuzağı.  

ÖKSEME:Halk dilinde özleme,göreceği gelme,isteme.

ÖKÜLTİZM:Doğanın bilgisine büyüsel işlemlerle varılabileceği inancı.    

ÖKÜZ:Bön, görgüsüz ve yeteneksiz kimse.

ÖKÜZGÖZÜ:Elazığ yöresinde yetiştirilen ve kaliteli bir kırmızı şarap veren üzüm cinsi.

ÖKÜZİNİ:Antalya ilinde arkeolojik bir mağara.

ÖL  :Toprağın nemi. 

ÖLÇEK :Tahıl ölçmeye yarar kap.

ÖLÇÜT:Bir yargıya varmak veya değer vermek için başvurulan ilke,kriter.

ÖLET  :Öldürücü hastalık salgını.  

ÖLÜK:Canlılığı kalmamış,halsiz.

ÖMERLİ :Afyon ilinde bir kaplıca.

ÖNALIM: Şufa.

ÖNEL:Ek süre,mehil. Vade.  

ÖNEZE:Avcının av beklemek için taş yığınlarından yaptığı pusu.

ÖNİKLER:Hindistan’da hadım edilerek kadın kılığında dolaşan ve Hijralar da denilen erkeklere verilen ad.

ÖNODA: Gözde saydam tabaka ile iris arasında kalan boşluk.

ÖNOLOJİ (ENOLOJİ):Şarapları inceleyen bilim dalı. 

ÖR :Çit, perde.

ÖR:İçinde ateş kırıntıları olan kül.

ÖRCİN:İp merdiven.

ÖRDEK:Badi.

ÖRDEKBAŞI:Yeşille lacivert arası renk.

ÖRE :Danimarka, İsveç ve Norveç’in küçük para birimi.

ÖREK: Duvarcı ve dülgerlerin yaptığı her tür yapı. Halk dilinde duvar.

ÖREK:Başıboş gezen hayvan sürüsü.

ÖREKE: İstanbul Boğazı ağzında yer alan adalar.

ÖREKE:Eğrilmekte olan yün,keten gibi şeylerin tutturulduğu bir ucu çatal değnek.

ÖREN:Eski yapı yada kent kalıntısı.

ÖRENCİK:Uşak’ın Eşme ilçesi yakınlarında bir kaplıca.  

 

ÖRF:Yasalarla belirlenmemiş olan, halkın kendiliğinden uyduğu gelenek.

ÖRGE :Motif.

ÖRGÜ:Diyarbakır’a özgü bir peynir cinsi.

ÖRK  :Hayvanları çayıra bağlamaya yarayan kalın ip. Hayvan bağlanan ip veya zincir.

ÖRME SÜTUN:İstanbul’un Sultanahmet meydanındaki Bizans sütunu.

ÖRNEKLEM:Bir araştırmada bütünü anlamak için bütünden seçilen,araştırma tekniklerinin uygulanacağı grup.

ÖRS: Üzerine çivi çakılacak ayakkabı geçirilen kunduracı aracı.

ÖRS:Üzerinde maden dövülen,çelik yüzeyli,demir araç.

ÖRSELEMEK: Eskitmek,yıpratmak,hırpalamak,zedelemek.

ÖRTENEK:Hayvanların vücudunu örten deri,kıl,tüy,pul gibi dokuların bütünü.

ÖRÜ: Yama olarak yapılan örgü.

ÖRÜ:Halk dilinde otlak.

ÖRÜ:Tarlalarda sele karşı taştan yapılmış set.

ÖRÜK: Saç örgüsü.

ÖSTAKİ:Burun boşluğu ile orta kulağı birleştiren boru biçimindeki yola verilen ad.

ÖŞKVANK:Erzurum’un Uzundere ilçesinde, ünlü bir Gürcü kilisesi.

ÖŞÜR:Eskiden,toprak ürünlerinden onda bir oranında alınan vergi.

ÖTANAZİ :Yaşamından umut kesilen,öleceği kesinlikle bilinen bir hastanın acısını bir an önce dindirmek amacıyla ve hastanın isteği üzerine doktorlar tarafından öldürülmesi.

ÖTELEME: Bir nesnenin bir yerden belirli bir doğrultuda ve yönde kayma hareketi.

ÖTRE:Arap abecesinde bir sesin “o-ö-u-ü” okunacağını gösteren işaret.

ÖTÜRÜK:İshal,sürgün.

ÖVEÇ:İki veya üç yaşındaki erkek koyun.

ÖVLE:Briçte kazanılan her el.

ÖZ:Sulak yer. Dere,çay.

ÖZDEK:Öz varlıkla, gerçekle ilgili.

ÖZE :Has, mahsus.

ÖZEK  :Bir şeyin, bir yerin merkezi.

ÖZEKDOKU:Bitkilerde çok çeşitli işlevleri üstlenmiş,ince çeperli canlı hücrelerden oluşan temel doku.

ÖZELLİK:Herhangi bir durumu gösterebilme yeteneği.

ÖZEMEK  :Yoğurt, pekmez gibi koyu şeyleri suyla inceltmek, sulandırmak.  

ÖZENÇ:İmrenme.

ÖZER KABAŞ :Daha çok denizi ve denizle mücadele eden balıkçıları işlediği yapıtlarıyla tanınmış  ,1936-1998 yılları arasında yaşamış ressamımız.

ÖZGE:Başka.

ÖZGECİL: Bencil sözcüğünün karşıtı.

ÖZİ:Osmanlı devletinin Karadeniz’in kuzeyinde kalan sınır eyaleti.

ÖZKONAK:Nevşehir’in Avanos ilçesine bağlı,yer altı kentiyle tanınmış bir belde.

ÖZÜT:Bir doku örneğinin parçalanmış hali. Bitkisel ya da hayvansal maddelerin etkili özü.

ÖZYÖNETİM:Öğretim kuruluşlarında,öğrencilerin yönetmeliklere ve okul kurallarına göre söz ve karar sahibi olmaları ilkesine dayanan yönetim.