|
Bulmacadaki kelimelere göre hazırlanmış |
|||
|
|
ÖBEK: Küme, grup. ÖCCE: Hatay yöresine özgü,çırpılmış yumurta ve ince doğranmış soğan,sarımsak ve maydanozla yapılan bir tür mücver. ÖCEŞ:İddia,bahis,lades. ÖD :Safra.Karaciğerin salgıladığı acı su. ÖD AĞACI:Sıcak ülkelerde yetişen,dini törenlerde yakılan ve yanarken güzel koku veren,odunu ve kabuğu hoş kokulu bir ağaç. ÖDEM:Bazı hastalıklarda yüzde,ellerde,ayaklarda görülen iltihapsız şiş. ÖDENCE: Zarar karşılığı ödenen para;tazminat. ÖGE:Eleman,unsur. ÖĞRETİ:Bilimde bir düzenli görüşü oluşturan,ilke ve dogmaların bütünü,meslek,doktrin. ÖĞÜR :Yaşıt, akran. ÖJENİK:İnsan soyunun genetik yardımıyla geliştirilmesini amaçlayan bilim dalı. ÖKÇE:Ayakkabı altının topuğa rastlayan yüksek bölümü. ÖKE: Dahi. ÖKSE:Aynı adı taşıyan otun saplarından veya çobanpüskülü kabuklarından çıkarılan yapışkan macun. Aynı isimli macunla bulanarak kuş tutmakta kullanılan değnek. Kuş tuzağı. ÖKSEME:Halk dilinde özleme,göreceği gelme,isteme. ÖKÜLTİZM:Doğanın bilgisine büyüsel işlemlerle varılabileceği inancı. ÖKÜZ:Bön, görgüsüz ve yeteneksiz kimse. ÖKÜZGÖZÜ:Elazığ yöresinde yetiştirilen ve kaliteli bir kırmızı şarap veren üzüm cinsi. ÖKÜZİNİ:Antalya ilinde arkeolojik bir mağara. ÖL :Toprağın nemi. ÖLÇEK :Tahıl ölçmeye yarar kap. ÖLÇÜT:Bir yargıya varmak veya değer vermek için başvurulan ilke,kriter. ÖLET :Öldürücü hastalık salgını. ÖLÜK:Canlılığı kalmamış,halsiz. ÖMERLİ :Afyon ilinde bir kaplıca. ÖNALIM: Şufa. ÖNEL:Ek süre,mehil. Vade. ÖNEZE:Avcının av beklemek için taş yığınlarından yaptığı pusu. ÖNİKLER:Hindistan’da hadım edilerek kadın kılığında dolaşan ve Hijralar da denilen erkeklere verilen ad. ÖNODA: Gözde saydam tabaka ile iris arasında kalan boşluk. ÖNOLOJİ (ENOLOJİ):Şarapları inceleyen bilim dalı. ÖR :Çit, perde. ÖR:İçinde ateş kırıntıları olan kül. ÖRCİN:İp merdiven. ÖRDEK:Badi. ÖRDEKBAŞI:Yeşille lacivert arası renk. ÖRE :Danimarka, İsveç ve Norveç’in küçük para birimi. ÖREK: Duvarcı ve dülgerlerin yaptığı her tür yapı. Halk dilinde duvar. ÖREK:Başıboş gezen hayvan sürüsü. ÖREKE: İstanbul Boğazı ağzında yer alan adalar. ÖREKE:Eğrilmekte olan yün,keten gibi şeylerin tutturulduğu bir ucu çatal değnek. ÖREN:Eski yapı yada kent kalıntısı. ÖRENCİK:Uşak’ın Eşme ilçesi yakınlarında bir kaplıca. |
ÖRF:Yasalarla belirlenmemiş olan, halkın kendiliğinden uyduğu gelenek. ÖRGE :Motif. ÖRGÜ:Diyarbakır’a özgü bir peynir cinsi. ÖRK :Hayvanları çayıra bağlamaya yarayan kalın ip. Hayvan bağlanan ip veya zincir. ÖRME SÜTUN:İstanbul’un Sultanahmet meydanındaki Bizans sütunu. ÖRNEKLEM:Bir araştırmada bütünü anlamak için bütünden seçilen,araştırma tekniklerinin uygulanacağı grup. ÖRS: Üzerine çivi çakılacak ayakkabı geçirilen kunduracı aracı. ÖRS:Üzerinde maden dövülen,çelik yüzeyli,demir araç. ÖRSELEMEK: Eskitmek,yıpratmak,hırpalamak,zedelemek. ÖRTENEK:Hayvanların vücudunu örten deri,kıl,tüy,pul gibi dokuların bütünü. ÖRÜ: Yama olarak yapılan örgü. ÖRÜ:Halk dilinde otlak. ÖRÜ:Tarlalarda sele karşı taştan yapılmış set. ÖRÜK: Saç örgüsü. ÖSTAKİ:Burun boşluğu ile orta kulağı birleştiren boru biçimindeki yola verilen ad. ÖŞKVANK:Erzurum’un Uzundere ilçesinde, ünlü bir Gürcü kilisesi. ÖŞÜR:Eskiden,toprak ürünlerinden onda bir oranında alınan vergi. ÖTANAZİ :Yaşamından umut kesilen,öleceği kesinlikle bilinen bir hastanın acısını bir an önce dindirmek amacıyla ve hastanın isteği üzerine doktorlar tarafından öldürülmesi. ÖTELEME: Bir nesnenin bir yerden belirli bir doğrultuda ve yönde kayma hareketi. ÖTRE:Arap abecesinde bir sesin “o-ö-u-ü” okunacağını gösteren işaret. ÖTÜRÜK:İshal,sürgün. ÖVEÇ:İki veya üç yaşındaki erkek koyun. ÖVLE:Briçte kazanılan her el. ÖZ:Sulak yer. Dere,çay. ÖZDEK:Öz varlıkla, gerçekle ilgili. ÖZE :Has, mahsus. ÖZEK :Bir şeyin, bir yerin merkezi. ÖZEKDOKU:Bitkilerde çok çeşitli işlevleri üstlenmiş,ince çeperli canlı hücrelerden oluşan temel doku. ÖZELLİK:Herhangi bir durumu gösterebilme yeteneği. ÖZEMEK :Yoğurt, pekmez gibi koyu şeyleri suyla inceltmek, sulandırmak. ÖZENÇ:İmrenme. ÖZER KABAŞ :Daha çok denizi ve denizle mücadele eden balıkçıları işlediği yapıtlarıyla tanınmış ,1936-1998 yılları arasında yaşamış ressamımız. ÖZGE:Başka. ÖZGECİL: Bencil sözcüğünün karşıtı. ÖZİ:Osmanlı devletinin Karadeniz’in kuzeyinde kalan sınır eyaleti. ÖZKONAK:Nevşehir’in Avanos ilçesine bağlı,yer altı kentiyle tanınmış bir belde. ÖZÜT:Bir doku örneğinin parçalanmış hali. Bitkisel ya da hayvansal maddelerin etkili özü. ÖZYÖNETİM:Öğretim kuruluşlarında,öğrencilerin yönetmeliklere ve okul kurallarına göre söz ve karar sahibi olmaları ilkesine dayanan yönetim. |