|
Bulmacadaki kelimelere göre hazırlanmış |
|||
|
|
P : Fosforun simgesi. P.S. : Mektup dipnotu (kısa). PA: Panama’nın plaka imi. PABUCAKİ: Ege yöresine özgü, patlıcanla yapılan bir yemek. PABUÇ: Farsçada ayakkabı. PABUÇDERE: İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak amacıyla Kırklareli ilinde yapılmış baraj. PAÇA: Kasaplık hayvanların kesilmiş ayağı. PAÇAGÜNÜ: Düğünün ertesi günü. PAÇAL: Çeşitli şeylerin karışımı. PAÇAL: Ekmek yapmak için çeşitli tahılların yasaca gerekli karışım oranı. PAÇAMORA: Denizcilerin peksimet kırıklarını bir kap içinde ıslatıp üzerine yağda kavrulmuş soğan dökerek yaptıkları yemek. PAÇANGA: Pastırmalı bir börek cinsi. PAÇAVRA: Eskimiş bez veya kumaş parçası,çaput. PAÇİLE: Karda yürümek için ayakkabılara takılan kalbura benzer ayaklık. PAÇOZ : Kefal türünden bir balık. PAÇULİ: Tefarik otu da denilen,kokulu ve esanslı bir yağ elde edilen otsu bir bitki. PADALYA: Uçan avı bir noktaya çekmek için kullanılan içi doldurulmuş kuş. PADOK: Hipodromda yarış atlarının yedekte gezdirildikleri yer. At gezdirmeliği. PAELLA: İspanyol mutfağına özgü,tavuk eti,karides,midye,sucuk ve çeşitli sebzeler katılarak hazırlanan pilav. PAFTA: Büyük harita,plan veya modeli oluşturan ayrı parçalardan her biri. Kadastro görmüş arazinin ölçekli haritası. Arazilerin teknik usullere göre ölçülüp belli oranda küçültülerek bir altlığa çizilmiş haritası. Etiket. PAFTA:Metal çubuk ve borulara diş açan alet,yivaçar. PAFULİ:Karadeniz yöresinde patlamış mısıra verilen ad. PAGAN :Çok tanrılı dinden olan kimse. PAGANİZM :Çok tanrıcılık. PAGAY:Bir yada iki palalı kürek. PAGODA:Çin,Japonya gibi Uzakdoğu ülkelerindeki tapınaklara verilen ad. PAH : Eğik olarak kesilmiş kenar. PAH:İnişli yer,bayır. PAHAL:Halk dilinde ters,aksi. PAİVA:Fin mitolojisinde güneş tanrısı. PAJİZM: Olgun kadınların genç erkeklere duyduğu cinsel eğilim. PAKA:Tropikal Amerika’da,Meksika ile Uruguay arasındaki bataklıklarda yaşayan iri bedenli bazı kemirici hayvanların ortak adı. PAKARANA: Güney Amerika’da yaşayan iri kemirici hayvan. PAKO :Peru ve Bolivya’da yünü için yetiştirilen evcil alpaka türü. PAKT:Antlaşma. PAL :Bir cins güvercin. PAL: Filistin’in plaka imi. PALA:Bez parçalarından dokunan basit kilim. Yaygı. PALA:Kavisli,kısa,uç bölümü geniş,kabzasına doğru daralan bir tür kılıç. PALACROFOBİ:Kel olma korkusu. PALAÇOR:Halk dilinde yırtık ve eski püskü giysiye verilen ad. PALALIK:Çatı kirişinin yanı. PALAMAR:Gemileri iskele,rıhtım yada şamandıraya bağlamaya yarayan kalın halat. PALAMUT:Uskumrugillerden,eti esmer,kılçıksız ve pulsuz bir balık. PALAMUT:Yurdumuzda yetişen meşe türlerinin uzunca fındığa benzeyen,sert ve pürüzlü bir yüksük içinde bulunan,tanen bakımından zengin meyvesi. PALAN:Genellikle eşeklere,bazen de atlara vurulan,kaşsız,enli,yayvan ve yumuşak bir çeşit eyer. Eşek semeri. PALANDIZ:Çeşmenin musluk taşı. PALANDIZ:Lahana ve karnabaharın kesilmesinden sonra yerde kalan kökünden çıkan sürgün. PALANDÖKEN: Taşlık ve yokuş yer. PALANGA: Bir halatla makaralardan oluşan ve ağır cisimleri kaldırmaya veya döndürmeye yarayan donanım. PALANKA (PALANGA):Orta oyununun sergilendiği genellikle oval biçimli alan. PALANKA: Ağaç ve toprakla yapılmış,hendekle çevrilmiş küçük hisar. PALAS:Lüks otel. PALASKA:Askerlerin bellerine bağladıkları veya göğüslerine çaprazlama taktıkları,üzerinde fişek,kasatura vs koymak için yerleri bulunan,genellikle köseleden yapılmış kayış. PALASPARE:Eskimiş,değersiz kumaş parçası,paçavra. Pasaklı,yırtık giysi. PALATIR:Halk dilinde çalı,geven yığınına verilen ad. PALAVRA:Genellikle posta vapurlarında üst güvertenin altında bulunan güverteye verilen ad. PALAY: Yedek at. PALAYIR: Balık üretmek için göllere atılan ağaç dalları. PALAZ: Yuvarlak bir fındık cinsi. PALAZ:Kaz,ördek,güvercin gibi bazı kuş yavrularının civcivlikten sonraki durumu. PALAZ:Kıl ve yünden yapılan renkli çubuklardan oluşan kilim benzeri dokumalar.Çul. PALEOGRAFİ:Eski yazıları inceleyen bilim dalı. PALEONTOLOJİ:Fosil bilim. PALEOTERAPİ :Çamur tedavisi. PALEOZOİK:En eski fosillerin oluşturdukları jeolojik zaman. PALİKARYA:Bıçkın Rum delikanlısı. PALİNDROM:At sahibi gibi hasta,pay ederek iki kerede yap örneklerinde olduğu gibi,tersinden de aynı şekilde okunan tümce. PALİSAT:Özümleme işini yapan yaprakların üst yüzündeki dokunun adı. PALLAS:Güneş sistemindeki bilinen küçük gezegenlerin büyüklük sırasına göre ikincisi. PALM:Çeşitli palmiye ağaçlarından elde edilen bir tür yağ. PALOVİT:Rize ilinde şelalesiyle de tanınmış bir yayla. PALUZE:Bir çeşit pelte. PALYATİF:Yeterli etkinliği olmayan,bir süre için,geçici. PALYOŞ: Kısa ve iki yanı keskin düz kılıç. PAMA:Güneydoğu Asya ve Endonezya’da yaşayan zehirli bir yılan türü. PAMİR: Orta Asya’daki en yüksek platonun adı. PAMİT: Yurdumuzda yetişen sofralık bir üzüm cinsi. PAMPA:Güney Amerika’daki bozkırlara verilen ad. PAMPAL:Halk dilinde kır lalesine veya gelincik çiçeğine verilen ad. PAMUK:Botanikte (Gossypium) olarak tanımlanan,Ebegümecigillerden,koza biçimindeki meyvesi üç,dört,beş dilimli olan,sıcak bölgelerde yetişen tarım bitkisi. PAMUKAKİ:Beyaz iş işlemekte kullanılan bir çeşit parlak pamuk ipliği. PAN :Sinemacılıkta kamerayla geniş bir mekanın taranmasına verilen ad. PAN:Yunan mitolojisinde doğa tanrısı. PANARA :Po nehrinin kolu olan bir ırmak. PANATELA:Çapı boyuna göre küçük silindir biçiminde bir tür puro. PANAYIR: Belli zamanlarda ve küçük yerleşim birimlerinde kurulan büyük pazar. Kasaba fuarı. PANCAR:Ispanakgillerden,vitamince zengin bir bitki. PANÇO:Ortasına baştan geçebilmesi için bir delik açılmış,genellikle kare yada dikdörtgen biçimli kalınca bir kumaş parçasından oluşan dış giyim. PANDA:Etçillerden,tüyleri sık ve pas kırmızısı renginde,karnı,bacakları kara,postu beğenilen bir hayvan. Çin ayısı. PANDANTİF: İnce bir zincirle boyna takılan değerli takı. PANDİSPANYA: Yumurta,şeker ve un ile yapılan yumuşak pasta. PANDOMİM: Yalnız hareketlerle oynanan sözsüz sahne oyunu. PANDORA: Tanrılar tarafından kendisine emanet edilen kutuyu merakına dayanamayarak açan ve umut dışında bütün kötülüklerin dünyaya yayılmasına neden olan mitolojik kahraman. Yunan mitolojisine göre,Hefaistos’un,tanrı Zeus’un emriyle yarattığı ilk kadın. PANDORİ:Kafkas müziğine özgü,üç telli çalgı. PANDUR:Osmanlı devletinde kır bekçisi,derbent muhafızı gibi görevlilere verilen ad. PANE:Yiyecekleri önce una ve yumurtaya,sonra istenirse galeta ununa bulayıp kızartmak. PANEL:Dinleyiciler önünde, bir konuşmacı grubunun, genellikle sosyal ya da siyasal bir konuyu tartışmak amacıyla düzenlediği toplantı. Açık oturum. PANELVAN:Hem yolcu hem de yük taşımakta kullanılan,minibüse benzer motorlu taşıt. PANİK ATAK:Hiçbir tehlike olmamasına karşın, kişiyi saran ani dehşet duygusu. PANİK: Ürkü. PANJUR: Pencerenin iki yanına takılan kapatma kanadı. PANKART: Toplantı ve gösterilerde taşınan yazılı,karton veya bezden yapılmış levha. PANKREAS: Midenin arka tarafında bulunan iri bir salgı bezi. PANLOJİZM:Evrensel gerçeği bir mantık birliği içinde gören öğretilerin genel adı. PANO :Tavan resmi. PANO: Üzerine not,tanıtma kağıtları v.b. tutturmak için hazırlanan levha. PANORAMA:Geniş açılı manzara. Genel görünüm. PANSİYON: Bütünü veya bir bölümü sürekli ya da belli bir zaman için kiraya verilen ev. PANSUMAN: Yara temizliği ve bakımı. PANTEON: Eski Yunanlı ve Romalıların en büyük tapınaklarına verilen ad. PANTOGRAF: Bir şekli küçülterek veya büyülterek kopyalamaya yarayan bir alet. Belli bir desenin yada yazının farklı ölçekte röprodüksiyonu yapmayı sağlayan aygıt. Bir hareketin aynısını iletmek veya geometrik bir biçimin küçültülmüş kopyasını çıkartmakta kullanılan aygıt. PANTUFLA.: Abadan yapılmış terlik PAPA:Katolik Kilisesinin başkanı. PAPAK : Uzun tüylü kalpak. PAPALİNA:Özellikle Ayvalık yöresine özgü acıçaça da denilen bir balık. Sardalye balığının küçüğü. PAPARA:Ekmek,peynir doğranıp,üzer,ne et suyu dökülerek yapılan bir yemek türü. PAPARA:Ortaoyununda zurnaya verilen ad. PAPATYA:Botanikte (Matricaria chamomilla) olarak tanımlanan,birleşikgillerden,20-50 cm yükseklikte,baharda çiçek açan,taç yaprakları beyaz,ortası sarı kömeçli,bir yıllık otsu bir bitki. PAPAVERİN:Afyondan elde edilen ve hekimlikte kullanılan bir alkaloit. PAPAYA:Vatanı Orta Amerika olan ve son yıllarda ülkemizde de yetiştirilen kavuna benzer bir meyve. PAPAZ YAHNİSİ:Soğanlı,sarımsaklı,şaraplı veya sirkeli bir et yemeği. PAPAZİ:Bir tür çok ince ve ipekli kumaş. PAPAZKARASI:Yurdumuzda yetişen ve kaliteli şarap veren üzüm cinsi. Trakya ve Marmara bölgesine has kırmızı bir üzüm cinsi. PAPEL:Argo’da kağıt para. PAPRİKA:Kırmızı biber. PAPURA:İki çift öküzle çekilen ağır saban. PAPYON:Kelebek biçiminde kravat. PAR:Bozulmaya başlayan sulu yiyeceklerin üzerinde oluşan köpük. PARABELLUM:Eskiden Alman ordusunda kullanılmış bir tür tabanca. PARAÇOL:Balkon,saçak,cumba gibi çıkmaların altına konulmuş eğri yada düz demir destek, eğri ağaç. Gemi çatmasındaki eğri parça. PARAD:Bir boksörün rakibinin yumruklarını,sağ ve sol elin bilek kısmıyla dışa yada içe çelmesi. Boks,eskrim gibi sporlarda hamlenin savuşturulması biçimi yada eylemi. PARADENİZ:Silifke ilçesindeki Göksu deltasında bir çok kuş türünü barındıran lagün. PARADİ :Bir tiyatroda en üst balkon. PARADİGMA:Bir bilim alanında , incelenecek problemlerin ve bunların inceleme tekniklerinin seçimi. PARAF:Yalnız baş harflerle yazılan kısa imza. PARAFAZİ:Bir sözcüğün yerine bir başkasını kullanma biçiminde görülen konuşma bozukluğu,sözcük karışıklığı,söz karışıklığı. PARAFİLİ:Cinsel uyarılmada ve doyumda,alışılmışın dışında davranışlara ve özel nesnelere zorunluluk duyma. PARAFİN:Katran,petrol,neft gibi maddelerden çıkarılan katı,beyaz,yarı saydam,buharı parlak bir alevle yanan,kimyasal etkenlere karşı ilgisiz,katı hidrokarbon. Mumun hammaddesi. PARAKA :Çok iğneli uzun balık oltası. PARAKETE:Geminin saatteki hızını ölçmek için kullanılan araç. PARAKETE:Üzerinde yüzlerce iğneli köstek bulunan uzun balık oltası. PARALAKS:Astronomide,aralarında büyük uzaklık bulunan iki noktadan bir gök cismine bakıldığında gözlenen iki doğrultu arasındaki açı. PARALİTİK :Tıp dilinde felçli anlamında kullanılan sözcük. PARALİZİ:Felç. PARALOJİZM:Mantık ve felsefede,akıl süzgecinden geçirirken bilmeyerek düşülen yanılgı,mantığa uymazlık. PARAMARİBO:Surinam’ın başkenti. PARAMETRE:Herhangi bir olayın temel özelliklerini açıklamaya yarayan değişken öğe. Cebirde bir denklemin katsayılarına giren değişken nicelik. PARAMİN:Ağacı koyu kahverengiye yada siyaha boyamada kullanılan beyaz ve billursu toz. PARAMO:And dağlarındaki yüksek otlaklara verilen ad. PARANOYA:Abartılı gurur,kuşku,güvensizlik,bencillikle belli olan bir ruh hastalığı. PARAPET:Güverte korkuluğu. Korkuluk,küpeşte. PARAPSİKOLOJİ :Doğa yasalarıyla yada bilinen algı,duyum ve usavurma yollarıyla açıklanamayan olayları inceleyen bilim. PARASEMPATİK:Kalbin atışlarını yavaşlatan,sindirim sistemini ve salgıları düzenleyen sinir sisteminin adı. PARASOLEY:Fotoğrafçılıkta güneşliğin eş anlamlısı. PARAŞOL: Tek at koşularak çekilen, üzeri kapalı, yanları açık bir tür araba. PARAVAN :Taşınır tahta perde. PARAVANA:Menteşelerle birbirine bağlı birkaç parçadan oluşan ve yapılarda bazı bölümleri ayırmakta kullanılan ,katlanır,taşınır çerçeveli perde. PARAZİTEMİ :Kanda asalak bulunması. PARAZİTOLOJİ : Asalak bilimi. PAREO :Tahiti’li kadınlardan esinlenerek oluşturulmuş bir plaj giysisi. Üzerinde basılı büyük motifler bulunan ve Tahiti’de göğsün üstünde yada belde düğümlenerek giysi olarak kullanılan kumaş parçası. PARFE:Bir Fransız tatlısı. Kalıba dökülerek dondurulmuş kremayla yapılan pasta. PARHELİ:Atmosferde asıltı halinde bulunan küçük buz kristalleri üzerine ışığın yansımasıyla oluşan ışık olayı. Güneşin her iki yanında parlak noktalar halinde beliren atmosfer ışık olayı. PARİS:Osmanlı saraylarında ortalığın silinip temizlenmesine verilen ad. PARİTE:İki ülke parasının karşılıklı değeri. PARKUR:Binicilik,bisiklet,atletizm gibi yarışların yapıldığı özel yol. PARMESAN: Ünlü bir İtalyan peyniri. PARNASİZM:Romantizme tepki olarak 1850 yıllarında Fransa’da ortaya çıkan şiir akımı. PARODİ:Ciddi sayılan bir eserin bir bölümünü veya bütününü alaya alarak,biçimini bozmadan ona bambaşka bir özellik vererek biçimle öz arasındaki bu ayrılıktan gülünç etki yaratan bir oyun türü. Gülüt. PARPA :Kalkan balığının yavrusu. PARSA:Bir izleyici topluluğu önünde yapılan gösteriden sonra toplanan para. PARSEL:Sınırları haritalarla belli edilmiş arazi parçası. PARŞÖMEN:Yazı yazmak,resim yapmak için özel olarak hazırlanan deri,tirşe. PARTAL: Çok kullanmaktan yıpranmış,eskimiş. PARTENOJENEZ :Döllenmesiz üreme,döllenmesiz çoğalma. PARTER:Tiyatro,sinema gibi yerlerde,sahnenin bulunduğu ilk kata ve burada bulunan koltuklara verilen ad. PARTİKÜL:Elektron,proton,nötron gibi atomu oluşturan parçaların her biri. Atom parçacığı. PARTİSYON:Bir orkestra eserinde bölümlerin bütününü içine alan nota defteri. PARTNER:Oyun ortağı. PARTTAYM: Yarım gün. PARYA:Herkes tarafından aşağılanan kimse,ayak takımı. PAS: Bir bitki hastalığı. PAS:Genellikle midenin bozulmasından ötürü dilin üzerinde oluşan beyaz tabaka. PASA :Hamurun fırına verilmeden önce dinlendirildiği , üzerinde bekletildiği tahta. PASADENA:İspanya’da bir kent. PASAPAROLA:Bir birliğe verilen ve ağızdan ağza bütün askerlere yayılan emir. PASATA:Bir tür kumar oyunu. PASAVAN: Türkiye Cumhuriyeti ile sınırları olan ülkelerin sınır bölgeleri içinde oturan Türk vatandaşlarına serbestçe gidip gelebilmeleri için verilen belge. Sınır geçme izni. PASBAN:Eski dilde gece bekçisi. PASDAR:Gece bekçisi. PASKAL:Tuluat tiyatrosu ve ortaoyununda güldürücü erkek oyuncu. İnsanı güldürüp eğlendiren kimse. PASKALYA:Hıristiyanların her yıl İsa Peygamberin dirildiğine inanılan günün yıldönümünde kutladıkları bayram PASLAMEN:Pokerde, kağıt dağıtma sırası gelen oyuncunun, karıp kestiği kağıtları dağıtılmak üzere kendisinden sonraki oyuncuya vermesi. PASO: Edirne’nin Enez ilçesinde bir göl. PASPAL :Çok kepekli un. PASPARTU:Gravür,desen yada fotoğrafın yerleştirildiği çerçeve. PASTA:Giysilerde dikişli kıvrım. PASTAL :Tütün yaprağı dizisi. PASTAV:Çuha kumaşının sarıldığı top. PASTEL:Kalsiyum karbonat hamurundan yapılan bir tür renkli kalem. PASTIRMA: Tuz,çemen,kırmızı biber karışımının et üzerine sürülerek güneşte veya iste kurutulması yoluyla yapılan bir yiyecek türü. PASTİL: Ağızda emilmek için hazırlanmış olan ilaç tableti. PASTİŞ:Seçkin bir sanat yapıtının taklidi. PASTORAL:Edebiyatta ve müzikte,kır hayatını ve törelerini anlatan eser. PASTÖR:Papaz,özellikle de Protestan papazı. PASTÖRİZE: Özel aletlerle 750 dereceye kadar ısıtılıp birdenbire soğutulmak yoluyla içindeki mikropları öldürülmüş olan süt,bira,meyve suyu vs. PASTRA: Bir iskambil oyunu. PASYANS:Tek kişilik iskambil oyunu. PAŞAÇADIRI:Begonyagillerden bir süs bitkisi. PAŞALİMANI:Marmara denizinde bir ada. PAŞMAKLIK:Camilerin girişinde ayakkabı konulan yer. PAŞMİNA:Tibet ve Keşmir’de hircus türü keçinin tüyleriyle dokunan ve özellikle şal yapımında kullanılan çok yumuşak bir dokuma. PAT :Kasım patına benzer bir çiçek. PAT:Basık,yassı. PAT:Deri üzerine uygulamaya özgü hamur kıvamında ilaç. PAT:Garnitür yada kapama parçası olarak kullanılan deri yada kumaş bant. PAT:Ressam tarafından kullanılan boya hacmi. PATA : Oyunda berabere kalma. PATAGONYA:Arjantin’in güneyinde,çalılıklarla kaplı yarı kurak plato bölgesi. PATAKÜTE: Müslüman olmayan yangın tulumbacılarının giydiği bir tür ipekli mintan. PATALYA:Her iki küreği bir kişi tarafından çekilen,birden üç çifteye kadar savaş gemisi sandalı. PATARA:Kaş-Fethiye arasında uzanan kumsala ve burada kurulmuş önemli bir Likya kentine verilen ad. PATASANA:Hititlerde yazıcı,yazan,yazman anlamına gelen kelime. PATE:Et, balık ya da sebzeden oluşan ve hamura sarılarak fırında pişirilen bir tür et yemeği. Parça veya ezme et yada sakatata çeşitli harçlar katılarak hazırlanan bir şarküteri ürünü. PATEN: Buz üstünde kaymak için kullanılan ,tabanına dar uzun bir çelik takılı ayakkabı.Düz yerde kaymak için kullanılan tekerlekli ayakkabı. PATENT:Uyrukluk belgesi. PATERA:İçmeye yada tanrıların onuruna yere şarap dökmeye yarayan az derin ve geniş ağızlı ,ortası bombeli,ayaksız antik kap. PATETİK :Heyecan veren edebi üslup. Dokunaklı, etkili. PATİLE:Elazığ ve Diyarbakır yörelerine özgü,çökelekle yapılan bir tür gözleme. PATİSKA: Çoğu pamuktan dokunmuş sık ve düzgün bez. PATKA:Yurdumuzun sulak alanlarında da yaşayan bir ördek cinsi. PATO:Hentbola benzeyen Arjantin kökenli binicilik sporu. PATOFOBİ.:Hasta olmaktan duyulan aşırı korku. PATOJEN:Hastalık oluşturan. PATOLOJİ:Hastalıklar bilimi. PATRİK : Ortodoks Hıristiyanların bağlı olduğu kilisenin başkanlarına verilen san. PATRİSA:Yelkenli gemilerde ana direkler üzerine sürülmüş çubukları cundalarından kıç tarafına doğru meyilli tutan halatlardan her biri. PATRONA: Osmanlı devletinde tüm amirale yakın bir deniz subaylığı unvanı. PATRONAJ:Cezaevinden serbest bırakılan suçlunun toplum yaşantısına yeniden uyabilmesini sağlamak amacıyla yapılan yardım çalışması. PAVURYA:Bir cins iri yengeç. Bir deniz böceği türü. PAY: Bir tür pasta. PAYAM :Halk dilinde badem. PAYAN: Son,sonuç,nihayet. PAYANDA:Yerinden oynamış bir şeyin düşmemesi için konulan eğik yada düz destek. PAYBEND: Ayak bağı,engel. PAYET: Eşyanın üzerini işlemek için kullanılan sedef, plastik, metal vs malzemeden yapılmış parlak ve yassı plaka. Giysi vs işlemek için kullanılan küçük,pırıltılı pul. PAYİDAR :Sürekli, iyice yerleşmiş. Kalımlı. PAYMAL: Ayak altına alınan. PAYREKS: Sıcaklığa ve kimyasal etkilere dayanıklı bir tür cam. PAYTAK:Ördek yavrusu. PAYTAK:Satranç oyununda piyade taşı. PAZEN:Dokuması kalın,sık ve yumuşak,bir tür pamuklu bez. PAZI : Yabani ıspanak. PAZI:Bir ekmeklik hamur topağı. PAZIBENT: Belli bir amaçla kola geçirilen enli kuşak,kolçak. PAZUZU:Babil mitolojisinde ateş perisi. PAZVAL:Ayakkabıcıların çalışırken ayakkabıyı dizleri üzerinde tutmak için kullandıkları kayış. PAZVANT:Osmanlı İmparatorluğu’nda Rumeli’de gece bekçilerine verilen ad. PB:Kurşunun simgesi. PC:Kişisel bilgisayarın kısaltması. PD:Paladyumun simgesi. PE:Peru’nun plakası. PEÇ:Evde soba yerine kullanılan,toprak yada tuğladan yapılmış ocak. PEÇE: Yüz örtüsü,nikap. PEÇENEK:Sekizinci ve on birinci yüzyıl arasında Türkistan’da,Güneydoğu Avrupa ve Balkanlarda yaşamış bir kavim. PEÇİÇ:Hindistan’da zar yerine yedi tane deniz hayvanı kabuğu ile oynanan, bazı kuralları damayı andıran eski bir oyun. PEÇVÖRK:Kırkpare, Yamalıbohça da denilen, değişik renk ve desenlerde kumaş parçalarının yan yana getirilip dikilmesiyle oluşturulan el sanatı. PEDAGOG: Eğitimci. PEDAGOJİ :Eğitim bilimi. PEDAL :Ayaklık. PEDANTİK:Bilgisini,başkalarını sıkacak şekilde gösterişli sunan kişiler için kullanılan sözcük. PEDERŞAHİ: Ataerkil. PEDİATRİ :Çocuk hastalıkları ile ilgili bilim dalı. PEDİGRİ :At, köpek gibi evcil bir hayvanın soy kütüğü. PEDİKÜR:Ayak bakımı. PEDODONTİ:Diş hekimliğinde çocuk dişlerinin tedavisine ağırlık veren uzmanlık alanı. PEDOFİLİ:Yetişkinlerde heyecan ve doyumun yalnızca çocuklarla yaşanması biçiminde görülen cinsel sapma. PEDOLOG:Çocukbilimci. PEDOLOJİ: Çocuk bilimi. PEGASOS :Eski Yunan mitolojisinde Medusa’nın kanından doğma kanatlı at. PEGMATİT:Başlıca kuvars,feldspat ve moskofcamından oluşan açık renkte bir tür magma taşı. PEJMÜRDE: Eski püskü,yırtık. PEJORATİF:Küçümseyici,aşağılayıcı,kötüleyici,yermeli. PEKAN:Vatanı Kuzey Amerika olup son yıllarda yurdumuzda da yetiştirilen bir tür ceviz ağacı. PEKARİ: Eldiven yapımında kullanılan işlenmiş domuz derisi. PEKARİ:Amerika’da yaşayan ve göbekli domuz da denilen bir hayvan. ./ Yaban domuzu. PEKENT:Kolayca geçit vermeyen,aşılması çok güç doğal engel. PEKİNUA:Uzun tüylü bir süs köpeği cinsi. PEKİTMEK:Güç vermek,güçlendirmek. PEKMEZ: Üzüm,dut gibi meyvelerin kaynatılarak koyulaştırılmış suyu. PEKSİMET: Pişirildikten sonra dilimler halinde kesilerek ısı ile kurutulan ekmek. PELEM :Atların ağzına takılan kantarma türlerinden biri. PELEME:Irmaklarda işleyen altı düz kayık. PELENG: Panter. PELENGA:Küçük kale. PELENK:Turşu gibi yiyeceklerin üstünde oluşan küf. PELERİN:Omuzlardan aşağı dökülen geniş,kolsuz bir çeşit üstlük,harmani. PELESENK:Kimi ağaçlardan elde edilen kokulu bir reçine. PELİKAN:Zoolojide (Pelecanus onocrotalus) olarak tanımlanan,pembeye çalan beyaz tüylü,kanatları gri renkli,alt gagasında deriden bir kesesi olan iri kuş,kaşıkçı kuşu. PELİKÜL:Sinema ve fotoğrafçılıkta boş filme verilen ad. PELİN:Apsent adlı içkinin de yapıldığı çok acı ve ıtırlı bir bitki. PELİT: Küçük tortul kaya kırıntıları. PELİT:Çınar,meşe,palamut gibi ağaçların meyvesi. PELOTA:Üç duvarlı bir sahada , iki oyuncu veya iki takım arasında,rakete benzer eldivenlerle oynanan bir oyun. PELTE:Nişasta,şeker ve su karışımının pişirilerek soğutulmasıyla yapılan bir tür tatlı. PELTEK :Bazı harfleri kusurlu söyleyen. PELÜR: İnce ve yarı saydam bir kağıt türü. PELÜŞ:Kadifeye benzer uzun tüylü, yumuşak ve parlak bir kumaş. PELVAZE:Uşak yöresine özgü,nişasta ve pekmezle yapılan bir tatlı. PEMAS :El ile dokuma. PENA:Telli çalgıları çalmaya yarayan alet. Çalgıç,mızrap. PENBEZAR:Bir cins, yumuşak ve ince gömleklik bez. PENCAH: Elli. PENÇ:Tavlada beş. PENÇECİ: Argo’da beş parmağını da iyi kullanan yankesiciye verilen ad. PENÇİK: Akın ve savaşlarda ele geçirilen her beş tutsaktan birinin hükümdarın hakkı olarak ayrılması yada devlete vergi olarak verilmesi. PENÇİK:Eski dilde beşte bir. PENDNAME: Öğüt kitabı. PENELOPE:Yunan mitolojisinde Odysseus’un eşi. PENEPLEN:Erozyon etkisiyle oluşmuş,yumuşak engebeli yeryüzü parçası,yontukdüz. PENERT: Aşılması çok güç doğal engel. PENES : Süs olarak kullanılan ziynet, altın taklidi sarı tenekeden pul. PENGÖ:Macaristan’ın eski para birimi. PENGUEN:Güney kutbunda yaşayan bir kuş. PENİ:Sterlin’in yüzde biri değerinde para birimi. PENİSİLİN:Sir Alexander Fleming tarafından 1928’de bulunan,metabolizma ürünlerinden elde edilen antibiyotik. PENS:Giysilerde bazı yerlerden,içeriye doğru daraltılarak dikilmiş bölüm. PENSE:Çeşitli biçim ve büyüklükte maşa veya plastik kıskaç. PENTATLON:Eski Yunan’da koşu,uzun atlama,cirit atma,disk atma ve güreşi kapsayan atletizm yarışması. PENTİMENTO:Bir resmi yapma süreci içinde gerçekleştirilen değişiklik. PENYE:Tarama işleminden geçirilmiş ipliğe ve bu iplikle dokunmuş kumaşa verilen ad. PEOTA: Adriya denizinde kullanılan,büyük ve çok hafif gondol. PEPE (PEPEME) :Dudak sesleriyle başlayan kelimelerin ilk seslerini güçlükle söyleyen ve birkaç kez tekrarladıktan sonra arkasını getirebilen kimse. Kekeme,tutuk dilli. PEPEÇURA:Doğu Karadeniz yöresine özgü, üzüm suyu ve mısır unuyla yapılan bir çeşit pelte kıvamında tatlı. PEPİNO :Kavun ve ahududu karışımı bir tada sahip olan, C vitaminince zengin tropikal meyveye verilen ad. PEPSİN:Mide öz suyunda bulunan,proteinleri sindiren enzim. PEPTON:Vücutça özümlenebilecek duruma gelmiş besin. PEPUZA:Uşak ilinde, “Montarizm” adlı Hıristiyan mezhebinin merkezi olan antik kent. PER :Kuş kanadının büyük tüyleri. PER NO: Bir makaranın üzerinde döndüğü mil. PER:Poker,konken gibi iskambil oyunlarında aynı cins iki karta verilen ad. PERA :İstanbul’daki Beyoğlu semtinin eski adı. PERAVU:Nevşehir ve Kayseri yöresine özgü,içi peynirli bir tür mantı. PERÇEM:Kakül. PERÇİN: Birleştirilecek levhalara geçirilen çivinin, ezilerek sökülmeyecek duruma getirilen ucu. PERDAH:Parlatma,parlaklık verme. Cila. PERE:İstanbul’un İngilizler tarafından işgalinden sonra İstanbul’da Türkler tarafından kurulan gizli telgraf merkezi. PERE:Yapıcılıkta dolmaların kaymasını önlemek için bunların eteklerine moloz taşıyla örülen kaplama. PEREME :Gondola benzer kayık. PEREMEÇ:Tatar mutfağına özgü,ağzı açık da denilen ve içine kıyma konularak hazırlanan bir tür çörek. Tatar mutfağına özgü,mantıya benzer bir yemek. PEREN:Çoban yastığı da denilen,gri yeşil renkli ve tüylü bir bitki. PERESE: Duvarcıların doğrultu bulmakta kullandıkları şakul ipi. PERESTİŞ: Taparcasına sevme,tapma. PERESTROİKA:SSCB’de 1985’de Gorbaçov tarafından başlatılan, ekonomik açıdan yeniden yapılanma politikasına verilen ad. PERFORAJ:Delme. PERFORMANS:Elde edilen başarı,verim gücü. PERGAMON :Bergama’nın eski adı. PERGEL :Yay çizer. PERİCİK:Kilit dili. PERİCİK:Sara ve isteri gibi kimi hastalıklara halk arasında verilen ad. PERİDE CELAL:Evli Bir Kadının Günlüğünden”, “Üç Kadın”, “Kurtlar” gibi romanlarıyla tanınmış kadın yazarımız. PERİDE: Uçmuş,solmuş. PERİDO:Zebercet taşı. PERİDOT.: İç içe mineral kabuklardan oluşan balık yumurtası biçiminde kalker Sarımsı yeşil renkli cam parıltılı magnezyum ve demirli silikat.. PERİFERİ:Dış yüzey yada kenar,çevre. PERİHAN: Peri padişahı. PERİMASASI:Dik taşların üstüne yerleşmiş masa biçimindeki yassı kaya. PERİPATEİZM:Gerekmezcilik. PERİPATETİZM: Derslerini öğrencileriyle birlikte gezinerek veren Aristoteles’in öğretisi. Aristotelescilik. PERİPESİ:Bir sahne oyununda sonucu hazırlayan vaka yada bir roman veya piyes kahramanının durumunda meydana gelen ani değişim. PERİSKOP: Denizaltılarda, tanklarda, siperlerde kullanılan ve bir engelin üstünden görmeyi sağlayan optik aygıt. PERİSTİL:Bir avlu veya bina çevresindeki sütunlu galeri. PERİTON: Karın içi organlarını örten saydam görüntülü ince bir zar. Karın zarı. PERİTONİT:Karın zarı iltihabı. PERİVE: Siirt’in tandırda susuz olarak pişirilen kuyu kebabı,Büryan. PERİYOT: Dönem. PERKİ:Tatlı su levreği. PERKOTE:Çanakkale ilinde antik bir kent. PERLİT:İncitaş da denilen beton ve sıva yapımında kullanılan camsı riyolit. PERLON:Sentetik bir kumaş. PERMEÇE :Denizcilikte yedek halat. PERMİ:Yazılı izin belgesi ve özellikle dış ticarete ilişkin olarak devletçe verilen izin. PERON:Tren istasyonlarında tren yolu boyunca uzanan,inilip binilen yüksekçe döşeme. PERONİZM: İşçi sınıfı ile işverenleri kontrol altına alabilmek için partiye bağlı sendikalardan yararlanan ve adını,bu modelin uygulayıcısı olan Arjantinli devlet adamından alan siyasal akım. PEROS :Tıp dilinde bir ilacın ağızdan alınacağını belirten terim. PERRE : Adıyaman ilinde, Kommagene krallığının beş önemli kentinden biri. PERSENK: Konuşurken gereksiz yere tekrarlanan söz. PERSEUS:Kuzey gök kürede bir takımyıldız. PERSONAGRATA:Güven mektubunu sunduğu devlet tarafından memnuniyetle karşılanan diplomasi temsilcisi için kullanılan terim. PERSONALİSMO:Latin Amerika’da siyasal önderleri yüceltip putlaştırma geleneğine verilen ad. PERSONANONGRATA :İstenmeyen diplomatik kişiler için kullanılan terim. PERSPEKTİF:Nesneleri bir yüzey üzerine görüldükleri gibi çizme sanatı. PERTEV: Parlaklık,ışık. |
PERUK:Takma saç. PERUKAR :Eski dilde berber. PERÜT:Püskürük esaslı cam. PERVA:Çekinme,sakınma,korku. PERVAZ: Kapı ve pencerenin kenarlarına geçirilen uzun,ensiz parça. PERVERDİGAR: Besleyici,rızk veren. PERVİN: Ülker yıldızı. PERYAVŞAN:Halk hekimliğinde iştah açıcı ve mide ağrılarını giderici olarak kullanılan,kısa Mahmut,kurduca gibi adlar da verilen otsu bitki. PESAPALLO:Finlandiya’ya özgü,dokuzar kişilik iki takım arasında oynanan beysbola benzer bir spor. PESEK:Diş kiri,diş pası. PESENDİDE: Beğenilmiş,seçilmiş. PESETA:İspanya’nın eski para birimi. PESİMİST : Kötümser,karamsar. PESİMİZM:Karamsarlık,kötümserlik. PESKÜTAN:Tuzlu ayranın kaynatılıp süzdürülmesiyle elde edilen çökelek peyniri. PESO:Küba’nın para birimi. PESPAYE: Alçak,soysuz,aşağılık. PESTENKERANİ:Saçma,değersiz,önemsiz,uydurma. PESTEREK:Kağıtların yüzünü düzeltmekte kullanılan araç. PESTİL: İnce yufka biçiminde kurutulmuş meyve ezmesi. PESÜS:İçinde yağ yakılan toprak kandil,iştin. PEŞ : Arka. PEŞ(PEÇ) :Kimi giysilerin bol olması için yanlarına eklenen kumaş parçası. PEŞKEŞ :Armağan, karşılıksız verilen. PEŞKİR:Halk dilinde havlu. Pamuk ipliğinden dokunmuş havlu. PEŞMELBA: Ahududu soslu şeftalili,krem şantili dondurma. PEŞREV :Alaturka fasılda,giriş taksiminden sonra çalınan,dört haneli ve dört teslimli parça. PEŞTUCA: Afganistan’ın resmi dili. PEŞTUN: Afgan halklarından biri. PET:Polietilen tereftalatın kısaltılmış adı.Tamamen geri dönüşebilir termoplastik bir malzeme. PETAL:Taç yaprak. PETALİNİS:Üstünde kapak gibi tek bir kabuğu olan küçük bir yumuşakça. PETE:Halk dilinde mendile verilen ad. PETEK : Balçıktan yapılan ve dikine duran sandık biçimindeki tahıl ambarı. PETEK: Arıların yumurtalarını bırakmak ve bal depo etmek için yaptıkları düzgün altıgen ağızlı balmumu yuvacıklar topluluğu. PETEK:Minarede külah ile şerefe arasında kalan bölüme verilen ad. PETER PAN:J. M. Barrie’nin,çocuk edebiyatı klasiklerinden biri olan eseri. PETRUŞKA :İgor Stravinski’nin tanınmış bir balesi. PETRUŞKA: Rus kukla tiyatrosunun başlıca kişisi. PETUNYA:Patlıcangillerden,çeşitli renkte çiçekler açan,kokulu bir süs bitkisi. PEY:Önceden verilen güvence parası. Öndelik. PEYAM:Eski dilde haber,bilgi. PEYDA: Belli,açık. PEYDERPEY: Yavaş yavaş,azar azar. PEYİKE :Satıcının, mal sahibi adına sattığı şeyden aldığı yüzdelik, satımlık. PEYK :Osmanlı devletinin ilk döneminde postacılık,kuryelik ve muhafızlık yapan,daha sonraki dönemlerde törenlerde yer alan asker sınıfı. PEYKE:Genellikle eski kahvelerde ve evlerde bulunan,duvara bitişik,alçak tahta sedir,kerevet. PEYKER:Yüz,surat. PEYMAN: Yemin,ant,akit. PEYMANE.:Kadeh. PEYOTE:Kuzey Amerika yerlileri arasında en yaygın yerel dinsel hareket. PEYREV: Başkasının izinden giden,izleyici. PEYZAJ: Kır resmi. PEZİK:Halk dilinde pancara verilen ad. PEZO:Arjantin’in para birimi. Kolombiya’nın para birimi. PH:Sıvının sertlik derecesi. PILIPIRTI:Eski eşya. PIRAÇİRE:Eskiden Ege Denizi’nde kullanılan narin yapılı bir tekne. PIRASA:Botanikte (Allium porrum) olarak tanımlanan,zambakgillerden,sapından yararlanılan,çok yıllık bir kış sebzesi. PIRAZVANA:Bıçak,kılıç gibi kesici aletlerin kabzanın içinde kalan bölümü. PIRNAL:Bir tür yeşil meşe çalısı. PITPIT: Mayalı hamurdan yapılıp sacda pişirilen bir tür ekmek. PITRAK:Dikenli bir bitki türü. Pİ:Atasözlerine dayanan didaktik Çin şiiri. Pİ:Çemberin çevresinin çapına oranını gösteren sayı. PİAN:Tropikal bölgelerde görülen ve frengiye çok benzeyen bulaşıcı bir hastalık. PİÇUTA:Palamut balığının iri bir türü. PİETA:Hıristiyan sanatında ölü İsa’nın vücudunu kollarında tutan Meryem betimlemesi. PİETRO CANONİCA:Bir yüzünde Kurtuluş Savaşı,diğer yüzünde ise Cumhuriyetin ilanı canlandırılan,8 Ağustos 1928’de açılan Taksim Atatürk Anıtının İtalyan heykeltıraşı. PİGMENT:Canlı bir organizmanın oluşturduğu ona özel bir renk veren kimyasal madde. PİK :Dökme demir, font. PİKADOR:Boğa güreşinde hayvana mızrakla saldıran atlı. PİKAP:Küçük kamyon,kamyonet. PİKARESK:Toplumun alt kesimlerinden gelen ve yaşadığı serüvenler sırasında toplumun kurulu düzenini eleştirme fırsatı bulan bir kahramanın öyküsünü anlatan yapıtlara verilen ad. PİKE:Birbiri üzerine uygulanan ve kabartma desenler oluşturacak biçimde noktalarla birleştirilen iki dokumadan meydana gelmiş pamuklu kumaş. “İğne ardı” da denilen elişine benzer desenlerle süslü kalın pamuklu kumaş. Bu kumaştan yapılmış yatak örtüsü. PİKET :İki, üç veya dört kişi arasında 32 kağıtla oynanan bir tür iskambil oyunu. PİKNOMETRE: Özgü ağırlığı ölçmeye yarayan alet. PİKO:Kimi örtülerin yada çamaşırların kenarına makineyle yapılan bir tür süs. Makinede yapılan bir tür antika. PİKOLA :Küçük taneli fındık türü. PİKOLO:Orkestra ve askeri bandolarda kullanılan en tiz sesli tahta nefesli çalgı. PİLAKİ:İçine soğan,sarımsak,maydanoz ve havuç gibi şeyler katılarak zeytinyağıyla pişirilen ve soğuk olarak servisi yapılan yemek. PİLE: Kumaşta süs kıvrımı. PİM :Metal saplama. PİMPİNEL:Bir anason türü.(Çorba,sebze ve balık yemeklerinde kullanılır). PİN:Bowlingde oyuncunun devirmeye çalıştığı,üzeri plastik kaplı tahta kuka. PİN:Halk dilinde kümese verilen ad. PİNA:Denizlerde yaşayan iki çenetli ve iri bedenli yumuşakça cinsi. PİNAKİ :Tek deste kağıtla oynanan bir iskambil oyunu. PİNAKOLO:Gotik mimarlıkta görülen ve bir çatının üstünde yer alan küçük kule. PİNAKOTEK : Almanya ve İtalya’da resim müzelerine çoğu zaman verilen ad. PİNATUBO: Filipinlerde etkin bir yanardağ. PİNE:Yama. PİNEL :Rüzgarın estiği yönü göstermek için direk şapkalarının üstüne konulan yelkovan biçimindeki ağaç. PİNES :Azman bir midye çeşidi. Midyeden daha büyük kavkılı bir deniz hayvanı. PİNGPONG :Masa tenisi. PİNHAN:Gizli,saklı,gizlenmiş. PİNO:Marmara Bölgesinde yetiştirilen şaraplık bir üzüm cinsi. PİNŞER:Bir süs köpeği ırkı. PİNTAİL : Kılkuyruk ördek. PİPA :Çin müziğine özgü dört veya beş telli lavta. PİPELİNE:Boru hattı. PİPET:Sıvıları,solukla içine çekip kaptan kaba aktarmaya yarayan cam boru. Akıtaç. Herhangi bir sıvıdan örnek almaya yarayan,genellikle dereceli ve hacmi belli aygıt. PİPİZA:Yunan müziğine özgü,tiz sesli bir obua. PİR: Tarikatı kuran kişiye verilen ad. PİRAT: İki kişi tarafından yönetilen bir çeşit sportif amaçlı yelkenli. PİRAYE : Süs,ziynet. PİRE:Zoolojide (Pulex) olarak tanımlanan,insanın ve bazı hayvanların kanını emerek yaşayan,iyi sıçradığı için kolay yakalanamayan küçük,asalak böcek. PİREKATEŞİN :Ağacın kimyasal yöntemle boyanmasında,ilk boya gereci olarak kullanılan renksiz ve billursu cisim. PİRHOY:Çankırı yöresine özgü bir tür mantı. PİRİFANİ:İhtiyar kimse. PİRİMUGAN:Divan şiirinde meyhaneci,tasavvufta ise tarikat şeyhi anlamında kullanılan sözcük. PİRİNA:Zeytinin sıkıldıktan sonra yağ bakımından zenginliğini yitirmeyen,gübre yada hayvan yemi olarak kullanılan küspesi. PİRİT :Pırıltılı kristallerden oluşan doğal demir sülfürü. PİROGRAVÜR:Dağlama resmi. PİROKSEN:Doğal kalsiyum,magnezyum ve demir silikatlarına verilen ad. PİROMANİ:Kimi akıl hastalarında yangın çıkarmaya duyulan aşırı istek Yangın çıkarma hastalığı. Yangın çıkarma saplantısı olan. PİROMETRE :Çok yüksek sıcaklıkları ölçmeye yarayan alet. PİROŞKİ:Rus mutfağına özgü,içi et,balık yada lahana ile doldurulmuş küçük börek,poğaça. PİRPİRİ: Yeniçeri salma erlerinin giydikleri kırmızı çuhadan yapılmış cüppe. PİRPİRİM :Halk dilinde semizotuna verilen ad. PİRPİRİMAŞI:Semizotu,pirinç,yoğurt ve tarhun otuyla hazırlanan çorba kıvamında bir sulu yemek. PİRTİKE:Siirt yöresine özgü, nohutlu ya da kıymalı ıspanak yemeği. PİRUHİ:Bir çeşit hamur yemeği. PİRYOL:Üzerinde kümbet biçiminde bir kapağı bulunan,oldukça büyük bir tür cep saati. PİSİ BALIĞI :Kemikli balıklardan, uzunluğu 40 cm kadar olan, sırtı pürtüklü,esmer renkli,yassı bir tür balık. PİSİN:Yüzme havuzu. PİSKOPOS:Katoliklerde,bir bölgenin din işlerine başkanlık eden,papazlığın en yüksek aşamasında olan din görevlisi. PİST:Yarışlar ve koşular için özel olarak düzenlenmiş yer. PİSTOLE:Tabanca. PİSTON :İtenek. PİSUAR:Genel binalarda erkeklere ayrılmış tuvaletlere yerleştirilen ve işemeye yarayan gereç. PİŞDAR: Öncü,önde giden kimse. PİŞEGANİ:Anadolu Selçuklularında kapıkulu askerlerine üç ayda bir verilen ücret. PİŞEKAR:Orta oyununda kavuklu ile karşılıklı konuşarak oyunu açan kimse. PİŞİGAH :Ön. PİŞKADEM:Tekkelerde ayini yöneten kimse. PİŞTOV:Bir tabanca türü. PİŞVA: Önder,reis. PİTAHAYA:Güney Amerika’da yetişen bir kaktüsten elde edilen ve ejder meyvesi de denilen bir meyve. PİTİ:Kars,Ağrı ve Iğdır illerine özgü,et ve nohutla yapılan Bozbaş da denilen bir yemek. PİTON :Zoolojide (Python) olarak tanımlanan,boagillerden,Afrika ve Asya’da yaşayan,zehirsiz,çok güçlü ve büyük bir yılan. PİTORESK:Durumu resim konusu olmaya değer görünüş. PİVA:Oldukça hızlı tempolu bir İtalyan halk dansı. PİVOT:Basketbolda hücum çizgisinin ortasında oynayan oyuncu. Basketbolda hücum oyuncusu PİYALE:İçki bardağı. PİYASTOS:Argo’da yakalamak. PİYATA:Yassı ve büyük yemek tabağı. PİYAZ:Argo’da bir çıkar sağlamak düşüncesiyle söylenen övücü söz. PİYAZ:Zeytinyağı,soğan ve maydanozla yapılan bir tür fasulye salatası. PİYORE:Diş etlerinin iltihaplanması. PİZZERİA:Pizza ve İtalyan yemekleri veren lokanta. PL: Polonya’nın plaka imi. PLAFONİYE:Tavana yerleştirilen elektrik armatürü. PLAJİYOKLAZ:Çoğunlukla açık renkli,camsı saydam ile yarı saydam arası gevrek kristaller halinde bulunan yaygın bir feldspat mineralleri dizisi üyelerinin ortak adı. PLAN:Bir kentin, bir yapının ya da bir makinenin çeşitli bölümlerini gösteren çizim. PLANÇETE:Harita çıkarmaya yarayan aygıt. PLANET :Gezegen. PLANKTON: Havuz,göl,akarsu,deniz,okyanus gibi sulara ait ekosistemlerin herhangi bir derinliğindeki su tabakalarında,su hareketiyle sürüklenen veya yavaş olarak yüzen,hayvan ve bitkilerden oluşan mikroskobik büyüklükteki organizmalar. PLANÖR:Hava akımlarından yararlanarak uçan, motorsuz hava taşıtı. PLANTASYON:Sanayide kullanılan kimi bitkilerin (kahve,kakao,kauçuk gibi) geniş ölçüde yetiştirildiği işletme. PLANYA :Ağaç rendelemekte kullanılan,uzun marangoz rendesi. PLASE :Futbolda topa kavis verilerek yapılan hafif vuruş. PLASE:At yarışlarındaki müşterek bahislerde,8 atın katıldığı yarışlarda ilk 3,dört atın katıldığı yarışlarda ilk 2 dereceyi kazanacak atın bilinmesi biçiminde oynanan oyun. PLASEBO:Bir ilacın yerine,o ilaçla aynı koşullarda ve aynı biçimde verilen etkisiz ve zararsız madde. PLASMAN:Yatırım,mevduat. PLASTER: İlaçlı yara bandı. PLASTRON:Kılıç oyununda meşin göğüslük. PLATFORM:Yüksekçe yer. PLATİKA:Çaça da denilen bir balık. Sırtı zeytuni,kemikli bir tatlı su balığı. Kemikli balıklardan,15-25 cm uzunluğunda,sırtı zeytuni bir tatlı su balığı. PLATO :Yayla. PLATO:Sinemacılıkta dekorun kurulduğu yer. PLATONİK:Her tür cinsellikten arınmış aşk için kullanılan sözcük. PLAZA: Türlü iş yerlerinin bulunduğu büyük iş merkezi. Toplum için ayrılmış geniş alan. PLAZMA: Kanda alyuvarlarla akyuvarların içinde bulunduğu sıvı. PLEBİSİT: Halkın türlü siyasi ve toplumsal sorunları karşısında olumlu veya olumsuz görüşünü belirlemek için başvurulan oylama,halk oylaması,referandum. Devletler hukukunda bir ulusun hangi devlete bağlanacağıyla ilgili oylama. PLEBLER:Eski Roma’da ayrıcalıklı Particiler dışında kalan yurttaşlara verilen ad. Eski Roma’da ticaretle uğraşan zanaatkar sınıf. PLEİSTOSEN:Jeolojide buzul dönemi. PLEVRA:Göğüs boşluğunun iç yüzünü ve akciğerleri saran zar,göğüs zarı. PLİ (PİLE) : Kumaş,kağıt vs de bir bölümün öbürünün üzerine gelmesiyle oluşan kıvrım. Süs için yapılmış giysi kıvrımı. Bukle,kıvrım. PLİSE:Plili. PLİYOSEN :Üçüncü jeolojik çağın en son dönemi. PLONJON:Topu yakalamak amacıyla savunmadaki bir oyuncunun yatay olarak sıçraması. PLUTOKRASİ:Bir yönetim biçimi,zengin erki. PLÜRALİZM:Çoğulculuk. PM:Prometyum’un simgesi. PNÖMOLOJİ:Akciğer ve bronş hastalıklarını inceleyen tıp dalı. PNÖMONİ: Tıp dilinde zatürreeye verilen ad. Akciğer zarı iltihabı. PO:Polonyum elementinin simgesi. PODYUM:Atletizm yarışmalarında derece alan atletlerin veya giysileri sergilemek için mankenlerin çıktıkları merdivenli, yüksekçe yer. POEM : Şiir. POETİKA: Şiir üzerine düşüncelerin ve teorilerin bütünü. POĞAÇA:İçine peynir,kıyma vs konarak hazırlanan bir tür tuzlu çörek. POİNTE:Kadın dansçıların dans ayakkabılarının ucuna yerleştirilen ve ayağın yere en dar yüzeyiyle basmasına olanak veren,ustalık alıştırmaları yapmayı sağlayan destek. POKER:Bir iskambil oyunu. POLARİMETRE :Bir ışığın polarma oranını ölçmeye yarayan aygıt. POLARİS:Amerikan yapısı, denizden karadan balistik stratejik güdümlü mermi tipi. POLARİS:Kutup yıldızına verilen bir başka ad. POLARİZASYON :Kutuplanma. POLAROİT (POLAROİD):Çekim ve baskı işlemlerini çok çabuk ve otomatik olarak yapan fotoğraf makinesi. Amerikalı Edwin Land’ın 1947 de icat ettiği fotoğraf makinesi türü. POLEN:Çiçek tozu. POLİANDRİ:Çok kocalılık. POLİFONİK:Çok seslilik. POLİGAMİ:Çok eşlilik. POLİJİNİ:Çok karılılık. POLİNOM:Birden fazla terimi olan cebirsel ifade. POLİP : Selenterelerden, toplu yada tek başına yaşayabilen basit yapılı hayvan. POLİSAJ:Dokunmuş kumaşlardaki tarak izlerini yok etmek için bu kumaşları bir bıçaktan geçirme işlemi. Sanayide kimi metalleri ve yüzeylerini parlatma. POLİTEİZM:Çok tanrıcılık. POLİÜRETAN:Yoğunluğu çok düşük cam , vernik , kauçuk veya köpük görünüşünde lastiğe benzeyen madde. POLKA: Bir çeşit Polonya dansı. POLO:Atlara binilerek değneklerle oynanan bir çeşit top oyunu. POLO:Çevgen. POLYESTER:Cila olarak kullanılan kimyasal bir madde. POM:Bir topu raketle yada sopayla bir yere atmaya dayanan oyun. POMAK:Balkanlarda yaşayan Slav kökenli Müslüman bir topluluk. POMELO:Amerika’ya özgü,portakala benzer,pembe beyaz etli ve ekşi bir meyve. POMONA:Roma mitolojisinde meyve ve bahçe tanrıçası. POMPE:Orta Afrika’ya özgü,hintdarısından elde edilen bir tür bira. PONJE:Düz,ince ve sık dokunmuş bir tür ipekli dokuma. PONPON: Yuvarlak püskül. PONSETYA:Atatürk Çiçeği de denilen ve yeşil yaprakları sonbaharda kızaran süs bitkisi. PONT:Bakara, rulet gibi bazı kumar oyunlarında kasaya karşı oynayan oyuncu. PONZA: Çok gözenekli ve hafif kaya,sünger taşı. POOL:İki yada daha fazla işletmenin belirli bir süre ve belirli bir amaç için yapmış oldukları geçici ve gizli işbirliği. Bir tür tekel,tröst,kartel. POPEYE:Temel Reis olarak tanıdığımız çizgi film kahramanının orijinal adı. POPLİN:Pamuk,keten veya ipekten sık dokunmuş ince bir tür kumaş. POPOCATEPETL:Meksika’da bir yanardağ. POPUTÇİK:Sovyetler Birliğinde 1917 Devrimine karşı çıkmayan,ama devrimi propaganda yoluyla etkin biçimde desteklemeyen yazarlar için kullanılan sözcük. POPÜLARİTE:Halk tarafından sevilme,tutulma. POPÜLER:Halkın kültür düzeyi düşük kesiminin zevklerine uygun olan. POPÜLİZM:Halkçılık. POR:Çok taşlı, çakıllı toprak. POR:Gözenek,küçük delik. PORAK: Amerika’nın ormanlık alanlarında yaşayan çobanaldatangillerden ötücü bir kuş. POROROCA: Amazon ırmağının ağzında oluşan ve altı metre yüksekliğe ulaşabilen dalga. PORSELEN: Kaolinden yapılan beyaz,sert ve yarı saydam çömlek hamuru ve bu hamurdan üretilmiş çanak,çömlek,vs. PORSUK :İğne yaprakları yaz kış yeşil olan bir orman ve süs bitkisi. PORSUK:Sansargillerden,pis kokulu,memeli bir hayvan. PORTAL:Büyük bir yapının zengin biçimde süslenmiş anıtsal giriş kapısı. PORTAL:İnternette,aynı amaçlı web sitelerini tek bir adreste toplayan site. PORTATİF:Kolay taşınabilen,katlanarak taşınabilir duruma getirilebilen,seyyar. PORTE:Bir iş için gereken para tutarı. PORTE:Notaların üzerinde yada arasında yazıldığı beş paralel çizgi. PORTFOLYO:Görsel bir sunumu içeren özel dosya. PORTFÖY: Bir özel kişi,bir işletme,bir yatırım ortaklığı ya da bir bankanın elinde bulunan menkul değerlerin tümü. Sahip olunan varlıkların aynı veya farklı özelliğe sahip birden fazla kıymete yatırılması sonucu oluşan toplam değer. PORTFÖY:Para cüzdanı. PORTOLAN:Ayrıntılı deniz haritası. PORTOLANO:Deniz limanlarını ve derinliklerini, gelgitleri, bu limanlara giriş ya da çıkış biçimlerini açıklamalı bir şekilde gösteren kitap. Bu betimlemeyi resimleyen eski deniz haritası. POSA:Suyu alınmış her türlü yiyecek maddesinin artığı. POST :Tarikatlarda şeyhlik makamı. POST:Tüylü hayvan derisi. POSTA: Geminin şeklini belirleyen,kaplama saç veya tahtaların bağlandığı ahşap veya çelik kısım. POSTAL:Genellikle askerlerin giydiği konçlu ve kaba potin. POSTİŞ:Kadınların genellikle başlarının arkasına taktıkları ek saç. POSTNİŞİN: Postta oturan,tekkenin şeyhi olan kimse. Bir tekkenin şeyhi olan kimse. POSTULAT: Bir bilimin kuruluşunda temel görevi görmekle birlikte,tanımlanamayan ilkel gerçek. POŞ:Kimi yörelerde küçük derelerde balık avlamaya yarayan bir tür ağ. POŞE:Yumurtayı kabuksuz olarak kaynar suyun içerisinde pişirmek. POŞU:Bir tür kenarları saçaklı ipek,pamuk,yün gibi şeylerden yapılmış baş örtüsü. POT :Gaf, POT:Irmakları geçmek için kullanılan sal. POT:Kötü dikiş sebebiyle kumaşta oluşan büzülme veya kıvrım. POT:Pokerde ortaya konulması zorunlu para, POTAMOLOJİ: Akarsuları inceleyen bilim dalı. POTAS:Potasyum bileşiklerine verilen genel ad. POTAŞE: Ağacın reçinesini çıkarmada,boyanmış eski mobilyaları temizlemede kullanılan beyaz toz. POTEMKİN:Çarlık Rusya’sına karşı 1905 de ayaklanan ünlü savaş gemisi. POTİN: Uzun konçlu,bağcıklı veya yan tarafı lastikli bir ayakkabı türü. POTKAL:Kaza yada başka bir olayı karadakilere bildirmek için gemilerden denize salınan,içinde mektup olan şişe. POTLAÇ:Kuzey Amerika yerlilerinin birbirlerine armağanlar verdikleri dinsel bayram. POTLAK:Deve yada domuz yavrusu. POTPURİ:Sevilen müzik yapıtlarından seçilmiş şarkı demeti. POTUK : Deve yavrusu. POTUK: Kırmalı ve geniş. POUND: Ağırlık ölçüsü.(453,60 gr).Aynı zamanda İngiliz para biriminin adı. POY:Edirne yöresine özgü,dövülmüş susam ve cevize çeşitli baharatlar katılarak yapılan bir yiyecek. Tohumları kırmızı bibere benzeyen bir bitki,çemen otu. POYRA:At arabalarında tekerleğin ortasında bulunan göbek. POYRACIK: İzmir’in Kınık ilçesine bağlı bir belde. POYRAZ: Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgar. POZİTİVİZM:Araştırmalarını olgulara,deneylere,gerçeklere dayayan fizik ötesi açıklamaları kuramsal olarak olanaksız ve yararsız gören Auguste Comte’un açtığı felsefe çığırı. POZOMETRE :Işık ölçer. PÖÇ:Kuyruk sokumu kemiği. PÖHRENK:Yer altında su yolu. PÖNEK:Gübreyi dışarı atmak için ahırların duvarına açılan delik. PÖSKÜDEN:Ordu’nun Kumru ilçesinde bir şelale. PÖSTEKİ:Koyun veya keçi postu. PÖTİKARE:Küçük kareli kumaş. PR:Praseodim’in simgesi. PRADO:Madrid’de bulunan dünyanın en tanınmış müzelerinden biri. PRAFA:Üç kişiyle oynanan bir iskambil oyunu. PRAGMATİZM:Doğruluğu ve gerçekçiliği tek yanlı olarak yalnızca hareketlerin sonuçları ve başarıları ile değerlendirilen öğreti. PRAKSİS:Marksist terminolojide, dünyayı dönüşmeyi amaçlayan etkinliklerin tümü. PRALİN:Birkaç kez şeker ağdasına daldırılarak üzeri kaplanmış kavrulmuş badem yada fındık. Bademli kek. PRANAYAMA:Yoganın solunumu kontrol altına almaya yarayan dördüncü aşaması. PRANGA:Eskiden ağır cezalıların ayaklarına takılan kalın zincir. PRAO:Boyutları farklı iki gövdeden oluşan tekne tipi. PRATİK:Kolaylıkla uygulanabilir, kullanışlı. PRATİKA:Sağlık servisince denetlenen bir gemiye verilen karaya giriş-çıkış izni belgesi. PRAVADİ:Edirne ilinde bir dere. PRE:Önce anlamı veren yabancı önek. PREDİKAT:Yüklem. PREHİSTORYA: Yazının bulunmasından önceki insan topluluklarının evrimini inceleyen bilim dalı. PREKAST: Hazır parça halinde yerine konulmak üzere bir fabrikada önceden dökülerek kalıplanmış,kolon,kiriş,duvar parçası gibi beton. PRELÜD:Daha uzun bir parçaya giriş olarak çalınan ve asıl parçaya yol göstericilik görevini yapan kısa beste. Ses yada çalgı ile ilgili bir kompozisyona girişi sağlayan yazılı yada doğaçtan olan müzik parçası. PREMATURE:Vaktinden önce,erken doğmuş bebek. PREPARAT :Müstahzar. PRES:Cendere. PRESBİKUZİ:Yaşlanmayla birlikte işitmenin giderek azalması. PRESTİJ:İtibar,saygınlık. PRESTO:Müzikte çok çabuk bir tempo ile çalınan parça. PRETORİA:Güney Afrika Cumhuriyeti’nin yönetsel başkenti. PREVANTORYUM:Verem mikrobunu kapmış ama henüz hastalığa yakalanmamış zayıf vücutlu kimselerin vereme yakalanmasını önlemek için bakıldıkları sağlık kurumu. PRİM:Sigorta için verilen ücret. PRİMADONNA:Operada baş kadın rolünü oynayan oyuncu. PRİMAT:Bütün maymun türlerini içine alan memeliler takımı. PRİMİTİF:İlkel,iptidai. PRİNA:Yağı alındıktan sonra zeytinin kalan posası. PROAKTİF:Önlemlerini önceden almasını bilen. PROFİL :Yandan görünüş. PROFİTEROL:Ekler’ e benzer bir tür pasta. PROJE:Tasarlanmış şey,tasarı. PROKTOSKOP:Doktorların düz bağırsak ile kalın bağırsağın alt bölümlerinin gözle incelenmesinde kullandıkları ışıklı tüp. PROLETARYA :Emekçi topluluğu. PROLOG:Bir eserde asıl konu olarak ele alınan olaylardan önce,geçmiş bir takım başka olguları anlatan ilk bölüm,öndeyiş. PROMİL:Kandaki alkol oranını ölçmekte kullanılan birim. PROPAN:Kolayca sıvılaşabilen gaz halindeki hidrokarbon. PROSEDÜR:Bir amaca ulaşmak için tutulan yol ve yöntem. PROSES:Süreç. PROSPEKTÜS:Özellikle bir ilaç konusunda tanıtıcı bilgi veren basılı kağıt. Tanıtmalık. PROSTELA:Önlük. PROŞOG:Piyes,roman gibi eserlerin başına ana fikri belirtmek için konulan giriş bölümü. PROTEKTORA: Uluslar arası ilişkilerde,bir devletin ötekini koruma ve denetimi altında olması. PROTOKOL:Diplomatlar arasında yapılan anlaşma tutanağı. PROTOKOL:Resmi törenlerde mevki sıralaması,selamlaşma,öncelik hakkı gibi konularda uyulması gereken kuralların tümü. PROTOME:Süsleme motifi olarak kullanılan insan büstü ya da hayvan bedeninin ön kısmı. PROTON:Atom çekirdeğinde her bir (+1) pozitif elektrik yükü taşıyan tanecik. PROTONEMA:Yosun sporlarının çimlenmesinden oluşan iplik biçimindeki organ. PROVA:Deneme. PROVANÇALE:Zeytinyağında kızarmış sarımsak ve rendelenmiş domates ile yapılan garnitür. PROZODİ: Bir müziğin sözlere ya da sözlerin müziğe uygulanması. PRUVA:Geminin veya sandalın ön tarafı,baş bölümü. PSİ: Yunan abecesinde bir harf. PSİKANALİST:Ruh çözümleyici. PSİKASTENİ:Saplantıların çoğunun kökünde bulunan akıl ve ruh zayıflığı. PSİKİYATRİ:Ruh ve sinir hastalıklarıyla,kişide görülen önemli uyumsuzlukları önleme,teşhis ve tedavi etmeye uğraşan uzmanlık dalı. PSİKOLOJİ:Ruhbilim. PSİKOPAT:Ruh hastası. PSİKOZ :Akıl hastalıklarının genel adı. PSİŞİK:Ruhla ilgili olan,ruhsal. PŞI: Çerkez prensi.(Soylular ve tüm öteki Çerkezler,onun evinin önünden geçerken atından inmek zorundaydı). PTAH:Eski Mısır dininde evreni ve her şeyi yaratan tanrı. PTEROZOR:Yaklaşık 136-65 milyon yıl önce yaşayan, soyu tükenmiş uçan sürüngenlerin ortak adı. PTİYALİN :Tükürükte bulunan ve nişastanın sindirilmesine yarayan enzim. PU:Plutonyum’un simgesi. PUAN:Kumaşlarda benek. PUANTAJ :Bir şeyin denetlendiğini yada görüldüğünü belirtmek için işaretleme,işaret koyma. PUANTER :Kısa tüylü bir av köpeği ırkı. PUÇUKO:Artvin yöresine özgü,fasulye ve bulgurla yapılan bir yemek. PUDU : Peru ve Patagonya arasında yaşayan bir geyik türü. PUF :Arkalıksız, alçak, yumuşak, ayakları gözükmeyen oturacak. PUF:Kabartılmış,yumuşak minder. PUHU KUŞU:Zoolojide (Bubo bubo) olarak tanımlanan,baykuşgillerden,orman,dağ ve kayalıklarda yaşayan,uzunluğu 65 cm,sırtı koyu kahverengi bir kuş türü. PUİ:Müzikte tempo işaretini değiştirmekte kullanılır. PUJADİZM : Adını bir siyasetçiden Fransız faşizmi. PUL:Eskiden kullanılan akçeden küçük metal para. PULAT:Çelik. PULMAN:Yatar koltuk. PULUÇ: Eski dilde cinsel gücü olmayan erkek. PULUR:Biçilmiş ama demet yapılmamış ot yada ekin yığını. PUMA: Yenidünya aslanı. PUMBA:Kabartılmış,yumuşak duruma getirilmiş. PUMPUM:Bartın iline özgü,mısır unuyla yapılan bir tür çorba. PUNÇ:Çoğu zaman romdan ve çeşitli öğelerden yapılan bir içki. PUNT:Bir şey için uygun durum,fırsat. PUNTA: Bir tür kaynak makinesi. PUNTO :Basımcılıkta harflerin büyüklük ve küçüklüklerine göre aldığı ad. PUPA:Geminin arkası,kıç. PUPAZZO:Bir tür İtalyan el kuklası. PUR:İç Anadolu’nun bazı yörelerinde alçıtaşı ve jips içeren oluşuklara verilen ad. PURO: Yaprak tütünle yapılmış sigara. PURUZ:Osmanlı devletinde Rumeli’de tutulan tevdi defterlerine verilen ad. PUS : Ağaçların kütük ve dallarındaki yosun. PUS:Görüş uzaklığını çok azaltmayan bir tür hafif ses. PUSARIK: Serap. PUSAT:Silah,zırh gibi savaş aracı. PUSET:Elle sürülen, küçük çocuk arabası. Bebek arabası. PUSVAL:Yemenicilerin kullandıkları ölçü. PUT:Üç dört tel ipekten bükülmüş iplik. PUTREL:Yapılarda,demir yolarında taşıyıcı olarak kullanılan demir kiriş. PUTTO:Güzel sanatlarda,çıplak çocuk yada küçük aşk tanrısı figürü. PUYA :And dağlarında yetişen ve 60-70-yılda bir tek çiçeğini veren bitki. PÜNEZ:Raptiye. PÜR :Çam,ardıç,ladin ağaçlarının iğne gibi ince yaprakları. PÜR: Dolu,çok. PÜRÇEK:Şakaklardan sarkan saç. PÜRE:Et veya sebze ezmesi. PÜREN: Süpürge otu, funda. PÜRİZM :Dilbilgisinde,günlük kullanışa uymayan sözcük ve deyimleri kullanmama yada eskiden kullanılan üsluba dönme isteği. PÜSERAN:Eski dilde erkek evlatlar. PÜSKÜL: Bir ucu saçaklı iplik demeti. PÜŞÜRÜK:Artvin yöresine özgü,un ve peynirle yapılan bir çorba. PYGMALİON:Yunan mitolojisinde,yaptığı Galatea adlı heykeline aşık olup tanrıça Afrodit’e yalvararak heykeline hayat vermesini sağlamış ve onunla evlenmiş Kıbrıslı heykeltıraş. |