Bulmacadaki kelimelere göre  hazırlanmış 

BULMACA SÖZLÜĞÜ  

 A B C Ç D E F G H I İ J K L M N

 O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z       [Ana Sayfa]

  Düzenleyen :

  Sabahattin ÖZTÜRK

 

S  :Kükürt elementinin simgesi. 

SA :Nazi hücum kıtası. 

SA: Eskiden İslam ülkelerinde kullanılan bir tahıl ölçeği. Eski bir tahıl ağırlık ölçüsü.

SA:Suudi Arabistan’ın plaka işareti.

SAADETLU:Osmanlı döneminde korgeneral ile albay arasındaki rütbeli subaylara ve bu derecedeki vezirlere verilen unvan.

SABA : Türk müziğinde bir makam adı.   

SABA :Gün doğusundan esen hafif ve tatlı rüzgar. Sabah yeli.

SABABUSELİK: Türk müziğinde bir makam adı. 

SABAHAT: Güzellik. 

SABAL:Amerika’nın sıcak bölgelerinde yetişen ve meyveleri hekimlikte kullanılan bir palmiye.

SABETAY SEVİ:Onyedinci yüzyılda yaşayan ve Mesihliğini ilan ettikten sonra Dönmeler ya da Avdetiler adıyla bilinen mezhebin doğmasına neden olan Yahudi önder.

SABİ: Ergenlik çağına ulaşmamış küçük çocuk.

SABİH (SABİHA): Güzel,latif,şirin.

SABİHA : Eski dilde gemi.

SABİR:Yakındoğu’da  ve  özellikle  Cezayir’de  konuşulan  Arapça ,  Fransızca ,  İtalyanca ,  İspanyolca  karması dil.

SABİTE:Durağan yıldız.

SABO  :Tahta ayakkabı. Tek bir tahta parçadan ya da tahta parça üzerine tutturulmuş kösele bir üstlükten oluşan ayakkabı.  

SABOTE:Baltalama.

SABRA:İsrail’de doğmuş İsrailli .

SABUK :Doğu Karadeniz’in  dağlık kesimlerinde yaşayanların giydiği,bacağı çorap gibi saran bir tür çizme.

SABUNİYE:Bir tür nişasta helvası.

SABUR:Çok sabırlı.

SABURA:Gemi safrası. 

SACAYAK:Üç ayaklı çember veya üçgen biçiminde demir destek.

SACİDE:Ülker Köksal’ın bir tiyatro yapıtı.

SACİT: Secde eden.

SACUR:Güneydoğu Anadolu’da bir akarsu.

SAÇAK:Bazı giyim eşyalarında yada döşemeliklerde kumaş kenarlarına dikilen süslü ipekten püskül. Havlu yada halı kenarındaki püskül.

SAÇI :Düğün armağanı. Gelinin başından aşağı saçılan para,çiçek,arpa gibi şeyler.

SAÇKIRAN:Aziz Nesin’in bir romanı.

SAÇULA:Dökümcülerin kullandığı ağaçtan yapılmış kalıp.

SAD: Uğur.

SADAK :   Ok torbası, kılıfı.

SADAKOR:Düz dokunmuş,açık saman renginde bir ipek kumaş.

SADARET:Osmanlı imparatorluğunda baş vezirliğe,sadrazamlığa verilen ad.

SADEKAR : Eskiden kuyumculara taslak hazırlayan kimselere verilen ad.  

SADEKARİ :Ayrıca   değerli   taşlarla   süslü   olmayan , altın   yada   gümüşten   yapılmış   kuyumculuk  işleri.

SADET  :Konuşulan asıl konu. 

SADEYAĞ:Sütten elde edilen yemeklik yağ.

SADIR:Osmanlı döneminde kazaskerlere verilen san.

SADİ DİREN:Ayrıntıların ağır bastığı duvar panolarıyla tanınmış, 1927 de doğmuş seramik sanatçımız.

SADİD: Yaradan akan sıvı,irin.

SADR:En iyi,en yüce yer.

SADRAZAM:Osmanlı İmparatorluğunda başbakan.

SAFA:Eğlence,neşe,zevk.

SAFAHAT: Safhalar,evreler.

SAFAİN: Gemiler.

SAFARİ:Ketenden yapılan kısa pantolon,büyük cepli uzun ceket ve geniş mantar şapkadan oluşan av kılığı.

SAFFET:Temizlik,arılık.

SAFİN:Eski dilde iyi cins at.

SAFİR : Mavi renkli değerli bir süs taşı,gök yakut.

SAFİR:Yolcu.

SAFRA:Deniz teknelerini dengede tutmak için,dip bölümlerine konulan ağırlık.

SAFRAN :Soğanlı bir süs bitkisi ve bu bitkiden elde edilerek bazı yiyecek ve içeceklere tat,koku ve sarı renk vermekte kullanılan toz.

SAFSATA:Boş,temelsiz,asılsız söz.

SAFTİRİK:Argo’da saf,budala.

SAGA:Bir çok kuşağı kapsayan ve bir romanda,filmde yada televizyon dizisinde anlatılan bir tür aile destanı.

SAGALOSSOS:Burdur ilinde ünlü bir antik kent.

SAGAR :İçki bardağı.

SAGARMATHA:Nepal halkının Everest dağına verdikleri ad.

SAGİR: Küçük,ufak.

SAGU (SAĞU): İslamlıktan önceki Türk edebiyatında ağıta verilen ad. Eski Türklerde ölen bir kişinin ardından yazılan şiir türü.

SAGU: Kimi hurma ağaçlarının özünden çıkarılan ve pirinç gibi kullanılan nişastalı bir madde.

SAGU:Hint irmiği.

SAĞAN  :Yelyutan da denilen,kırlangıca benzer bir kuş.  

SAĞDIÇ: Düğünde gelin veya damada kılavuzluk yapan kimse.

SAĞGÖRÜ:Basiret.Gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği.

SAĞMAL: Bol süt veren,sağılan.

SAĞRI: Memeli hayvanlarda bel ile kuyruk arasındaki dolgun ve yuvarlakça bölüm.

SAH:Bir şeyin doğru olduğunu belirtmek için  konulan işaret.

SAHABE :Sahip çıkanlar,tutanlar. Hz Muhammed’in meclisinde bulunan kimseler.

SAHABET : Koruma,esirgeme,gözetme.  

SAHAF:Eski kitap alıp satan kimse. Kitapçı.

SAHALAR: Kuzeydoğu Sibirya’da yaşayan ve Yakutlar da denilen Türk soylu bir halk.

SAHALİN:Rusya’ya bağlı,Japonya sınırındaki ada.

SAHAN :İçinde yemek ısıtılan yada yumurta gibi şeyler pişirilen,derinliği az metal kap.

SAHARA:Artvin ilinde ulusal park kapsamına alınan bir yayla.

SAHAVET: El açıklığı,cömertlik.

SAHN: Eski dilde sıcaklık.

SAHN:Avlu.

SAHNİŞİN:Cumba.

SAHRA: Çöl,kurak arazi.

SAHTİYAN: Sepilenerek boyanmış ve cilalanmış deri. Özellikle ciltçilikte kullanılan bitkisel sepileme görmüş keçi derisi.

SAHUR:Ramazan ayında oruç tutanların gün doğmadan önce belirli saatte yedikleri yemek.

SAİ: Çalışan, gayret eden.

SAİ:Eski dilde haberci,ulak.

SAİ:Orta Amerika’da yaşayan ve başlıklı maymun da denilen maymun cinsi.

SAİD:Sevap kazanmış olan. Kutlu.

SAİKA:Yıldırım.

SAİL:Eski dilde dilenci.

SAİM :Oruçlu,oruç tutan.

SAİNETE:İspanyol tiyatrosunda güldürücü kısa oyun. 

SAİRFİLMENAM:Eski dilde uyurgezer.

SAİTABAT:Bursa’nın Kestel ilçesinde bir şelale.

SAK :Uyanık, gözü açık.

SAKA:Kırklareli’nin Demirköy ilçesinde tabiatı koruma alanı kapsamına alınan göl.

SAKA:Zoolojide (Carduelis cardelis) olarak tanımlanan,serçegillerden,başında ve boynunda kırmızı sarı tüyler bulunan,güzel öttüğü için kafeste beslenen küçük bir kuş.

SAKAK:Çene altı.

SAKALÇARPAN:Mercimek ve hamurla yapılan bir yemek.

SAKALİBE:Ortaçağ Arap coğrafyacılarına göre Balkanlarda yaşayan çeşitli Slav kavimleri.

SAKALTUTAN:Antalya ilinde Türkiye’nin en derin mağaralarından biri.

SAKALTUTAN:Erzincan-Refahiye karayolunda bir dağ geçidi.

SAKALTUTAN:Konya’nın Seydişehir ilçesinde bir mağara.

SAKAMET:Bozukluk,yanlışlık,eksiklik.

SAKANDIRIK :Baş giysilerinde çene bağı.

SAKANGUR:Eski dilde dokumacılıkta,tüle benzer ince ve saydam bir kumaş.

SAKANGUR:Eskiden toz haline getirilip cinsel uyarıcı olarak kullanılan bir cins kertenkele.

SAKAR:Muğla Marmaris karayolunda çok güzel bir panoramaya sahip dağ geçidi.

SAKARCA:Bir tür yaban ördeği.

SAKARCA:Ordu ve Giresun yöresinde,soğanları yemek yapımında kullanılan bir tür çiğdeme verilen ad.

SAKARILICA:Eskişehir’in Mihalgazi ilçesinde bir kaplıca.

SAKARİMETRE:Bir sıvıdaki çözelti durumunda bulunan şeker miktarını belirlemeye yarayan alet.

SAKARİN:Şeker hastalarının şeker yerine kullandığı,maden kömürü katranından elde edilen beyaz bir toz.

SAKARMEKE  : Yaban kazı.   

SAKAROZ:Şeker kamışı veya şeker pancarından elde edilen bir tür şeker.

SAKÇAGÖZ: Gaziantep ilinde ünlü bir höyük.

SAKE:Mayalanmış pirincin süzülüp arındırılmasıyla yapılan alkollü Japon içkisi.

SAKIP: Delen.

SAKIRGA :Kene.

SAKIT: Merih gezegenine verilen bir ad.

SAKIT:Düşen,düşmüş,düşük.

SAKİ :İçki sunanlara verilen ad.

SAKİL:Çirkin, kaba.

SAKİNAME:Divan şiirinde sakiye sesleniş biçiminde yazılmış,içkiyi,içkili eğlencenin türlü yönlerini gerçek ve tasavvuftaki anlamlarıyla konu edinen şiir.

SAKKARA:Eski krallık döneminde Mısır’ın başkenti olan Memphis’in nekropolünün bir bölümü.

SAKLIKENT:Antalya-Muğla il sınırında, Fethiye ilçesi yakınlarında doğal güzelliğinden dolayı ulusal park kapsamına alınmış kanyon.

SAKO  :Paltoya benzer bir tür üstlük.  

SAKOLETA (SAKULETE):Özellikle kaval toplarında kullanılan silindir biçiminde bir demirin içine çivi,cıvata vb demir parçaları doldurularak elde edilen bir mermi türü.

SAKS:Laciverde yakın koyu mavi renk.

SAKSAĞAN:Kargagillerden,karnı beyaz,kanatları ve kuyruğu kül rengi diğer yerleri parlak,kara uzun kuyruklu kuş.

SAKURA  :Japon kirazı.  

SAL  :Tabut.  

SAL: Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde bir yayla.

SALA:Cenaze namazı kılmak için veya bayram ve Cuma namazına cemaati çağırmak için minarelerde okunan dua,çağrı ezanı.

SALACAK :Teneşir. Hasta,yaralı yada ölü taşınan ağaç sedye.

SALAÇOR:Çoruh ırmağının kolu olan bir akarsu.

SALAH:Düzelme,iyileşme,iyilik.

SALAMANDRA:Odalar arasında gezdirilebilen bir tür kömür sobası. Seyyar soba.

SALAMANJE:Yemek odası,salonu.

SALAMURA:Asma yaprağı,peynir,turşu,balık gibi yiyeceklerin bozulmaması için içinde tutuldukları tuzlu su.

SALAMURİ:Gürcistan müziğine özgü bir tür kaval.

SALANGAN:Hint ve Çin denizleri kıyılarında yaşayan,uzun kanatlı,dört köşe kısa kuyruklu,esmer küçük kuş. Çin mutfağının en seçkin yemeği yapılan bir deniz kırlangıcı.

SALAPURYA :Ticaret  eşyası   taşımakta   kullanılan , 10-15  tonluk , üçgen  biçiminde yelkeni olan ticaret gemisi.

SALAR:Kumandan.

SALAŞ:Sebze,meyve satmak için kurulmuş,derme çatma dükkan.

SALAŞPUR:Seyrek dokunmuş,astarlık ince bez.

SALAT:  Namaz.  

SALAVAT:Hazreti Muhammed’e ve onun soyundan gelenlere saygı bildirmek için okunan dua.

SALAVAT:Namazlar.

SALAVAT:Yağlı güreşte, yarışmalardan önce cazgırın okuduğu dua.

SALDA:Yurdumuzun göller yöresinde bir göl.

SALEPGİLLER:Güzel çiçekli vanilya,orkide,Venüs çarığı gibi bitkileri kapsayan bir familya.

SALIK:Bir yola giren, bir yol tutan.

SALINIM: Ay’ın yarım yüzeyinden biraz fazlasının yerden görülebilmesini sağlanan olay.

SALİH: Dinin buyruklarına uygun davranan.

SALİK: Bir yola giren,bir yolda giden.

SALİM: Esen,sağlam,sakin,huzur içinde.

SALİP: Haç.İstavroz.

SALİSE:Matematikte saniyenin altmışta biri.

SALİSİLAT:Salisilik asidin tuzu.  

SALKIMAK:Pörsümek.

SALMA :Pirinçle pişirilen bir yemek.

SALMA:Kuş üretme odası.

SALMASTRA: Halat tellerinden saç gibi örülmüş olan ip.

SALOPET: Bahçıvan tulumuna benzer,askılı bir pantolon.

SALOZ:Argo’da salak.

SALPA:Gevşek,iş bilmez,tembel.

SALSA:Önceleri Latin Caz denilen canlı tempolu Latin müziğine 1960 sonlarında verilen ad.

SALT  :Yalnız,tek,sırf.   Mutlak.

SALTA  :Köpeğin arka ayakları üzerinde ayağa kalkması.  

SALTO:Rakibin bedenini kollarıyla birlikte kavrayarak yana yada arkaya savurma,devirerek bastırma biçiminde uygulanan bir güreş oyunu.

SALUR:Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri.

SALVO :Genellikle topla yapılan yaylım ateş.  

SAM SHEPARD : Yapıtlarında pop motiflerini, bilim kurgu ve popüler kültürle gençlik kültürünün öbür öğelerini ustaca birleştirmiş, “Aç Sınıfın Laneti”, “Vahşi Batı”, “Si Bemol İntihar” gibi tiyatro yapıtlarıyla tanınmış ABD’li yazar.

SAMA :Mantar enzim karışımı.

SAMA: Üstün nitelikli bir deri elde etmeye yönelik işleme banyosu.

SAMANDERE:Düzce ilinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir şelale.

SAMANKAPAN : Kehribara verilen ad.  

SAMED: Kimseye,hiçbir şeye ihtiyacı olmayan.

SAMET BEHRENGİ:Küçük Kara Balık, Bir Şeftali Bin Şeftali, Kel Güvercinci, İnatçı Kediler gibi yapıtları dilimize de çevrilmiş, İran çocuk edebiyatının dünyaca ünlü yazarı.

SAMİH: Cömert,eli açık.

SAMİM:Eski dilde iç,öz,asıl,merkez.

SAMİSEN :Üç telli ve perdesiz Japon lavtası.

SAMİT (SAMUT):Sessiz,susan,konuşmayan.

SAMİT:Lal oyunları da denilen ve sözsüz oynanan köy seyirlik oyunlarının genel adı.

SAMOYEDLER:Sibirya’nın Kuzey Buz Denizi kıyısındaki steplerde yaşayan göçebe bir halk.

SAMSA:Baklavaya benzeyen bir tür hamur tatlısı.

SAMSAM:Konya’nın Kulu ilçesinde bir göl.

SAMSI:Kastamonu yöresine özgü,içine kıyma,patates,haşlanmış yumurta konularak yapılan bir börek.

SAMSUN (SANSUN)(SEKSON) : Savaşta kullanılan köpeklere verilen ad.

SAMŞU:Pirinçten yapılan bir tür Çin birası.

SAMT:Susma,sessizlik.

SAMUR:Kuzey Avrupa’da yaşayan,çok yumuşak ve ince tüyleri olan,postu için avlanan küçük hayvan. Bir kürk hayvanı.

SAMURAİ : Japon mitolojisinde savaşçılar sınıfı. Bir derebeyinin hizmetindeki savaşçı.

SANAKA:Boş inan,hurafe.

SANAL:Gerçekte yeri olmayıp zihinde tasarlanan.

SANATORYUM: Özellikle veremli hastaların iyileştirilmesi için kurulmuş sağlık kuruluşu.

SANDAL: Kerestesi sert ve kokulu bir ağaç.

SANDAL:Kayık.

SANDALET:Yalnız tabanı bulunan,ayağa kordon ve kayışla bağlanan açık ayakkabı.

SANDALOS:Bazı ağaçların gövde ve dallarından sızan ve romatizma ağrılarına karşı ilaç olarak kullanılan bir tür sakız.

SANDALYELİK:Sandalye arkalıklarının duvarı zedelememesi için duvar yüzüne,arkalık yüksekliğinde boydan boya yerleştirilen ensiz ahşap,plastik parça.

SANDARAK: Vernik imalatında kullanılan bir çeşit reçine.

SANDUKA: Mezarın üzerine yerleştirilmiş tabut büyüklüğünde tahta veya mermer sandık.

SANEKALLAH:Tanrı seni korusun anlamında kullanılan bir deyim.

SANEM :Put, totem, çok güzel kadın.

SANİ  :İkinci. 

SANİ: İşlenilen,yapılan,görülen iş.

SANİ:Yaratan.

SANİDİN :Volkanik kayaçlarda bulunan ortoz feldspat türü.

SANİH:Birdenbire akla gelen,içe doğan şey.

SANK: Kuş pisliği.

SANRI :Halüsinasyon.

SANSARAK :Bursa’nın İznik ilçesinde ünlü bir kanyon.

SANSASYON: Pek çok kimsede yaratılan güçlü heyecan.

SANSKRİT:Hint-Avrupa dilleri grubundan olan,klasik Hint din ve edebiyat dili.

SANTERİA:Küba’da doğan ve komşu adalarla ABD’de özellikle siyahlar arasında yaygın olan , Hıristiyanlıkla Afrika inançlarının karışımı bir din.

SANTİAGO:Şili’nin başkenti.

SANTİM: Herhangi bir birimin 100 de biri.

SANTİMANTAL:Duygulu,içli,hassas.

SANTİMANTALİZM:İnsan davranışlarına aşırı bir duyarlılığın yön vermesi durumu.

SANTRA:Orta,merkez.

SANTUR: Kanuna benzeyen ve tokmaklarla çalınan telli bir çalgı. Tellerine iki küçük tokmakla vurularak çalınan bir çalgı türü.

SAPAKLAVİ:Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu’ya özgü bir üzüm cinsi.

SAPAN: Kaldırılacak bir şeyin üzerine geçirmek için halattan yapılan çember.

SAPARNA:Eskiden kökü hekimlikte kullanılmış olan,zambakgillerden yeşilimsi çiçekli ve tırmanıcı bir bitki.

SAPARTA (ZAPARTA) :Gemi bordasındaki top çıkarılan dört köşe boşluk ve açıklık.

SAPARTA:Azarlama,tersleme.

SAPARTA:Bir batarya topun birden ateş etmesi.

SAPELLİ:Tropikal Afrika ormanlarında yetişen ve Fildişi kıyısında abudikro adı verilen çok büyük bir ağaç.

SAPISİLİK:Kişiliksiz,boş,serseri.

SAPLAM:İğneye takılan bir sap iplik.

SAPOT: Lezzetli meyvesi ve çiklet yapımında kullanılan sütlü salgısı için  sıcak ülkelerde yetiştirilen bir ağaç.

SAR:Eski dilde öç,intikam.

SARABANDA:Ağır tempolu bir İspanyol halk dansı.

SARAÇ: Deri,muşamba gibi gereçlerden bavul,çanta gibi şeyler yapan kimse. Koşum ve eyer takımları yapan yada satan kimse.

SARAFAN:Köylü kadınların giydiği kollu veya kolsuz uzun elbise.

SARAHATEN :Açıkça,apaçık,açıktan açığa.

SARAK: Yapı yüzeylerinde yatay,enli,az çıkıntılı,süslü ya da düz silme.

SARAKA:Argo’da alay,istihza.

SARANGİ: Yayla çalınan Hint müziğine özgü üç telli bir çalgı.

SARAT :Büyük delikli kalbur.

SARAY:Tekirdağ’ın bir ilçesi.

SARAYDÜZÜ: Sinop’un bir ilçesi.

SARAYİ : Kaygusuz Abdal’ın kimi şiirlerinde kullandığı mahlası. 

SARAZEN:Ortaçağda Batılıların Müslüman halklar için kullandığı ad.

SARDUN:Balıkçıların kullandığı bir tür halat.

SARDUNYA: Büyük,katmerli ve gösterişli çiçekler açan bir süs bitkisi.

SARGANA  :Uzun ağızlı balık.  

SARGOS:Baltabaş karagöz”, “Tahta balığı” da denilen bir Akdeniz balığı.

SARI PAPA: Sarı renkli ve tatlı bir şeftali cinsi.

SARIBALIK:Halk dilinde sazan.

SARICA :Halk dilinde  yaban arısına  verilen ad.

SARICA:Osmanlılarda eyalet valilerinin buyruğundaki başıbozuk asker

SARIÇALI:Kabuğu ve kökü solucan düşürücü ilaç olarak kullanılan bir bitki,kadıntuzluğu,amberbaris.

SARIÇİÇEK: Artvin yöresinin bir oyunu.

SARIHUMMA :Çoğunlukla sıcak ülkelerde görülen,bir cins sivrisinek aracılığı ile bulaşan,tene sarı bir renk veren,ateşli bir hastalık.

SARIK:Kavuk,fes gibi bazı başlıkların üzerine sarılan tülbent,abani veya şala verilen ad.

SARIKANAT:Çinekoptan biraz büyük lüfer.

SARIKIZ:Kaz dağında yaşadığına ve ermiş olduğuna inanılan efsane kişisi.

SARIKUM:Sinop ilinde,zengin bir kuş yapısına sahip olan ve tabiatı koruma alanı kapsamına alınan orman bölgesi.

SARIKUYRUK:Sıcak ve ılık denizlerin kıyı bölgelerinde yaşayan kemikli bir balık türü.

SARISABIR:Zambakgillerden bir süs bitkisi.

SARIYAR:Sakarya Irmağı üzerinde kurulu bir baraj ve hidroelektrik santralı.

SARİ:Bulaşıcı,geçici.

SARİ:Hint kadınlarına özgü giysi ve bu giysinin yapıldığı kumaş.

SARİG:Amerika’da yaşayan ve yavrularını sırtında taşıyan keseli sıçan. 

SARİNDA:Hindistan’da aşağı kast üyeleri arasında çalınan halk kemanı.

SARİSSA:Sivas ilinde ortaya çıkarılan en büyük Hitit kenti.

SARKOM: Kötücül bağ dokusu uru.

SARKOM:Kemik,kıkırdak,kas,bağ doku gibi dokularda oluşan kötü huylu ur.

SARLİYE:Musul yöresinde yaygın olan,Müslümanlıktan yola çıkarak Hıristiyan öğeleri de içeren bir mezhep.

SARMAN:Sarı tüylü kedi.

SARMAUYAK:Dört dizeli bir kıtada abba biçimindeki uyak dizilişine verilen ad.

SARNIÇ:  Su deposu. 

SAROD:Hint müziğine özgü,lavta ailesinden bir çalgı.

SARONG : Endonezya, Malezya gibi ülkelerde  hem erkek, hem kadın tarafından giyilen ve etek biçiminde sarınılan uzun kumaş parçası.  

SAROT:Bolu ilinde bir kaplıca.

SARP :Türkiye ile Gürcistan arasındaki sınır kapısı.

SARP :Yalman.

SARPA  : İzmaritgillerden boyu 35 cm kadar olan bir Akdeniz balığı.

SARPIN:  Tahıl kuyusu.  

SARPKİLİT  :Uşak halısı ismi.  

SARRAF:Mesleği değerli kağıt ve metal paraları birbiriyle değiştirmek,tahvil alışverişi yapmak olan kimse.

SARS:Gizemli zatürree de denilen akut solunum yetersizliği sendromunun kısa yazılışı.

SART  :Batı Anadolu’da  Lidya bölgesinde eskiçağ kenti. 

SARUÇ: Basmaca da denilen ve kurutulmuş üzümün içine ceviz konularak yapılan bir yiyecek.

SARÜSOFON:Bakırdan,çift dilli nefesli çalgı.

SAS:Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesindeki Su Altı Savunma komandolarını işaret eden kısaltma.

SASA:Batı Anadolu’da yaşamış,Efes,Tire,Birgi’ye egemen olmuş Türkmen Beyi.(Öl.1308).

SASEBO: Japonya’da bir kent.

SASI  :Tatsız tuzsuz yiyecekler için kullanılan söz. Çürük yumurta  gibi kokan.  

SAŞİMİ:Suşi gibi çiğ balıkla yapılan bir Japon yemeği.

SAT:Doğu Anadolu’nun Irak sınırı yakınında yüksek bir dağ.

SATAK (SATAÇ):Eskiden türlü eşya ve öteberinin satıldığı çarşı veya Pazar yerine verilen ad.

SATALA:Gümüşhane’nin Kelkit ilçesinde antik bir kent.

SATANİZM: Felsefe ve edebiyatta şeytanı ve kötülüğü yücelten anlayış.

SATANOFOBİ:Şeytan korkusu.

SATAVAT :Kahırlar.

SATAY:Malezya ve Endonezya’da odun kömüründe pişirilen çok baharatlı et şiş.

SATEN: Bir tarafı gayet parlak ve diğer tarafı mat olan kumaş. Atlas gibi parlak,pamuklu kumaş,atlas.

SATER:Çok aromalı yaprakları baharat olarak kullanılan otsu bir bitki.

SATIBEY: Osmanlı devletinde eğitim sisteminin çağdaşlaşması için çalışmış,daha sonra Arap milliyetçiliğini benimseyerek etkinliklerini bu doğrultuda sürdürmüş Arap eğitimci ve düşünür.

SATIH: Yüzey.

SATİ :Hindistan’da ölen kocasının cesediyle birlikte ateşe atılan ve ermiş sayılan kadın. Dul kalan kadının sadakatini göstermek üzere kendisini kurban etmesi şeklinde bir Hindu geleneği.

SATİR:Yergi.

SATİRİK:Yergi ile ilgili. Yergisel.

SATLICAN.:Akciğer zarı iltihabı.Zatülcenp.

SATORİ:Zen düşünmenin ereği olan ruhsal uyanış.

SATRANÇ:Halk edebiyatında aruz ölçüsüyle yazılan şiir türlerinden biri.

SATRANÇ:İki kişi arasında altmış dört kareli bir tahta üzerinde değerleri ve adları değişik olan altışar siyah ve beyaz taşlarla oynanan bir zeka oyunu.

SATRAP:Perslerde il yöneticisi, vali.

SATVET:Zorlu ve ezici güç.

SAUNA  :Buharlı hamam. 

SAV :Eski Türklerde atasözü, tez. İslamlıktan önceki Türk edebiyatında atasözü anlamında  kullanılan sözcük.

SAVA:Eski dilde müjde, müjdeli haber.

SAVAK: Bir barajın fazla suyunu akıtmak için yapılan düzen.

SAVAK:Değirmen suyunu başka yöne akıtmak için yapılan düzen.

SAVAN:Pamuk ipliğinden yapılan kalınca kilim. Yaygı,örtü.

SAVANA :Ekvator kuşağındaki otsu bitkilerle kaplı çayırlara verilen ad.

SAVARİN:Yarım daire şeklinde dökülen,piştikten sonra üzerine şeker şurubu gezdirilen,rom yada likör ile kokulandırılan ve pasta kreması gibi şeylerle süslenen,mayalı hamurdan yapılmış pasta.

SAVAŞTEPE:Yurdumuzda kurulmuş 21 Köy Enstitüsünden biri.

SAVAT:Esas maddesi gümüş sülfür olan siyah bir minenin,gümüş bir levhanın önceden hazırlanmış bölümlerine kakılmasıyla gerçekleştirilen süsleme tekniği. Gümüş üstüne özel bir biçimde kurşunla işlenen kara nakış.

SAVLA :Gemilerde bayrakları direğe çekmekte kullanılan ince ip.

SAVLET:Hamle. Şiddetli saldırı.

SAVSAMA: İhmal.

SAVT :Tasavvuf ve tekke müziğinde bir form.

SAY  :Çalışma.

SAY: Emek.

SAYA :Ayakkabının yumuşak olan üst bölümü.

SAYAÇ:Havagazı,elektrik ve suyun kullanılan miktarını veya mekanik etkilenmeleri ölçen alet.

SAYDİYE :Av vergisi, av resmi.

SAYE :Gölge.

SAYEBAN :  Gölgelik.

SAYHA:Bağırış,çığlık.

SAYIŞTAY:Devlet harcamalarını denetleyen kamu kurumu.

SAYKAL:Maden,ayna gibi nesneleri parlatmak için kullanılan cila.Cilacı.

SAYLAN:Milletvekili,mebus.

SAYRI  : Hasta. 

SAYVAD: Avcı.

SAYVAN: Evlere bitişik,önü açık,direkler üzerine oturtulmuş üzeri örtülü yer.

SAYVAN:Güneşten yada yağmurdan korunmak için bir şeyin üzerine çekilen örtü.

SAZAK: Kuvvetli esen soğuk yel.

SAZAK:Bataklık,sazlık.

SAZALANI : Trabzon ilinde bir yayla.   

SAZAN:Bilip bilmeden her konuya atlayan kimseye argoda verilen ad.

SAZENDE: Saz çalan kimse.

SB:Antimon’un simgesi.

SBİTEN:Bal ve zencefille yapılan bir Rus içkisi.

SC:Skandiyum’un simgesi.

SE :Tavlada üç sayısı.

SEAMUS HEANEY:İrlanda tarihine ve mitolojisine göndermeler yapan  şiirleriyle tanınan 1995 Nobel ödülünü kazanan İrlandalı şair.

SEB:Eski dilde yedi sayısı.

SEBİL:Kutsal günlerde karşılık beklemeden hayır için dağıtılan içme suyu.

SEBLA: Eski dilde uzun kirpikli.

SEBORE  :Derinin yağ bezi ve ter bezi salgılarının anormal artışı. 

SEBU:Testi.

SECAVENT:El yazması kuranlarda ayetlerin arasına konan kırmızı noktalar.

SECCADE: Namazlık.

SECİ:Eskiden nesirde yapılan kafiye.

SECİYE  :Karakter, huy, yaratılış.

SEDA: Ses .

SEDAN  :Reasürans şirketlerine işveren şirket.  

SEDAT ALP:Önemli bir Hitit yerleşimi olan Konya’daki Karahöyük’ de yaklaşık otuz yıl boyunca kazılar yapmış,ayrıca Hititlerin yasaları,sanatları ve toplumsal yapıları konusundaki araştırmalarıyla tanınmış arkeologumuz.

SEDATİF:Hastayı sakinleştirmeye yarayan ilaç.

SEDEF: Pulcukların belirmesiyle ortaya çıkan bir deri hastalığı.

SEDEF:Midye,istiridye gibi deniz hayvanlarının kabuğunda bulunan,pırıltılı,beyaz,sert bir madde.

SEDİ:Gana’nın para birimi.

SEDİMANTASYON: Pıhtılaşması önlenmiş kanda,alyuvarların dibe çökme hızının ölçülmesiyle yapılan bir tür kan muayenesi.

SEDİR:Kol koyacak yeri olmayan,arkalıksız,üstüne minder yastık konulan kerevet,divan.

SEDİR:Kozalaklardan,boyu 40 m kadar olabilen ve kerestesi yapı işlerinde kullanılan bir orman ağacı. Dağ servisi, dikenli ardıç.

SEDREBEKİ: Anlamsız,saçma sapan söz.

SEDYE:Taşınabilir yatak.

SEFA: Gönül rahatlığı.

SEFAİN: Deniz araçları.

SEFARAD: Akdeniz ülkelerinde yaşayan İspanya kökenli Yahudilere verilen ad

SEFARET: Elçilik.

SEFİH:Zevk ve eğlenceye düşkün,uçarı.

SEFİNE : Eski dilde gemi.

SEFİR:Büyükelçi.

SEG: Eski dilde köpek.

SEĞİRDİM:Değirmene su veren oluğun eğimi.

SEĞİRDİM:Yaya koşusu.

SEĞMEN(SEYMEN): Bayram günlerinde,düğünlerde törene yerli giysilerle,atlı ve silahlı olarak katılan yiğit.

SEHAB :Bulut.

SEHER: Tan vakti,gün ağarması.

SEHİ:Eski dilde düz,doğru,muntazam anlamındaki sözcük.

SEHİBEY: Osmanlı dönemi şairleriyle ilgili ilk tezkireyi yazan yazar ve divan şairi.

SEHİM: Pay.Hisse.

SEHİV  :Sonucu bakımından çok önemli olmayan yanlışlık.  

SEHVEN: Yanlışlıkla.

SEJM:Polonya’da millet meclisine verilen ad.

SEKALİBE :Endülüs Emevilerinde çeşitli saray ve harem hizmetlerinde görev yapan hadım edilmiş Slav kölelerine verilen ad.

SEKANS:Filmin kurgusu açısından bir bütün oluşturan plan dizisi.

SEKANT:Kesen anlamında kullanılan matematik terimi. Trigonometride bir açının kosinüsünün tersi.

SEKBAN: Osmanlılarda sınır boylarında görev yapan asker sınıfı.

SEKEL:Bir hastalıktan sonra yerleşip kalan işlev yada doku bozukluğu.

SEKENDİZ:  Jüpiter gezegenine verilen bir ad.

SEKENE:Bir yerde oturanlar,sakinler.

SEKİ :Doğal set.

SEKİ:Atın ayağında genellikle bileğe yada dize kadar çıkan beyazlık.

SEKİ:Evlerin önüne oturmak için taş ve çamurdan yapılan set. Toprak üstündeki yükseklik.

SEKİL:Bektaşilerin boyunlarına taktıkları bir taş.

SEKLEM:Kıldan yada yünden dokunmuş çuval.

SEKMEN:Arkalıksız iskemle.   

SEKOYA:Kaliforniya’da yetişen,yüksek boylu ve çok uzun ömürlü kozalaklı bir ağaç türü.

SEKR:Sarhoşluk.

SEKSEK : Bir çocuk oyunu.

SEKSON:Yeniçeri ocağının, savaşta kullanılan köpekleri yetiştirmek ve yönetmekle görevli sınıfı. Savaşta kullanılan köpeklere verilen ad.

SEKSTANT:Güneşin,yıldızların açısal yüksekliğini ölçmeye yarayan bir alet.

SEKT:Mezhep.

SEKTE: Durma,kesintiye uğrama.

SEKTER:Katı,hoşgörüsüz düşünce.

SEKÜLARİZM:Laiklik , laik olma durumu.

SELADON:Soluk yeşil renk.

SELAM :Esenlik dilemek.

SELAMLIK: Eskiden saray, köşk veya konaklarda erkeklerin bulunduğu ve erkek konukların alındığı bölüm.

SELATİN :Padişahların adına yaptırılan ve birden çok minaresi bulunan büyük camilere verilen ad. Eski dilde sultanlar.

SELATİN:İzmir-Aydın otoyolunda,Türkiye’nin en uzun tünellerinden biri.

SELE :Yayvan sepet.

SELEFİLİK:Dinsel dogmaları yorum ve saptırma yapmaksızın olduğu gibi kabul eden bir İslam mezhebi.

SELEKTÖR:Tahılı yabancı maddelerden ayırmak için kullanılan aygıt.

SELEM:Peşin parayla veresiye mal alma usulü.

SELEN: Ses,haber,bilgi.

SELENE:Yunan mitolojisinde ay tanrıçası.

SELENTERELER:Bitkimsi hayvanlardan denizanalarını,sifonluları ve mercanları içine alan önemli bir bölüm.

SELERİFER:Bisikletin en eski şekli olan,iki tekerlekli taşıt aracı.

SELİKA:Güzel yazma yada söyleme yeteneği.

SELİM:Doğru, dürüst, kusursuz.

SELİMDEDE:Üçüncü Selim’in bestelediği dini yapıtlarında kullandığı mahlas.

SELİMİ:Padişah ve devlet erkanının resmi günlerde giydiği bir tür kavuk.

SELİNDRO: Meksika’da sokaklarda çalınan bir tür müzik kutusu.

SELİNTİ:Yağış nedeniyle oluşan ufak sel.

SELİNUS: Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde antik bir kent.

SELİS:    Akıcı söz.

SELİS: Halk edebiyatında aruz ölçüsüyle yazılan şiir türlerinden biri.

SELİS:Kalın su buğusu.

SELLUKA:Ege bölgesinde yetişen,özellikle iplere dizilip satılan bir çiçek.

SELMA EMİROĞLU: Amcabey , Doğan Kardeş, Tef, Akbaba gibi dergilerde çizen Türkiye’nin ilk kadın karikatür sanatçısı.

SELOFAN :Selülozdan yapılmış ince,saydam,ambalaj yapımında kullanılan tabaka.

SELSEBİL:Yukarıdan aşağıya doğru büyüyen oymalı yalaklardan oluşan bir çeşme türü.

SELÜLİT:Vücutta yağ birikimi.

SELVA: Amerika’da Amazon,Afrika’da Nijer ırmakları gibi Ekvator bölgesindeki büyük suların geçtiği havzalarda bulunan geniş ve balta girmemiş ormanlara verilen ad.

SELVİÇE: Gemi donanımındaki bütün hareketli ip ve halatlara verilen genel ad. Gemi armasında bulunan oynak halat.

SEM:Zehir.

SEMA:Mevlevi dervişlerinin ney,nısfiye gibi çalgılar eşliğinde,kollarını iki yana açıp dönerek yaptıkları ayin.

SEMAFOR:Demiryollarında gündüz mekanik olarak bir kolla gece kırmızı ışıkla işaret veren alet.

SEMAFOR:İki gemi veya gemi ile kıyı arasında haberleşmede kullanılan üç kollu işaret sütunu.

SEMAH: Özellikle Sivas ve Tokat yöresinde oynanan ,Alevi ve Bektaşi topluluklarında yaygın olan ve müzik eşliğinde uygulanan tören nitelikli oyun. Müzik eşliğinde ve kadın erkek birlikte gerçekleştirilen, temelinde dinsel duyguların egemen olduğu coşkulu oyunlara Alevilerce verilen ad.

SEMAHAT:Eski dilde cömertlik,iyilikseverlik.

SEMAİ:Halk edebiyatında sekizlik hece ölçüsüyle yazılan şiir türü.

SEMAN:Diş köklerini kaplayan sert madde.

SEMANTİK:Dili anlam açısından inceleyen bilim.Anlambilim.

SEMATOR : Taşıtlara yolun açık veya kapalı olduğunu göstermek üzere renkli levhalar  ya da  ışıklarla işaret veren dikme.  

SEMAVER  :Özellikle çay demlemekte kullanılan kömür ve yakacak ocağı kendi içinde bulunan,elektrikle de çalışabilen bakır,pirinç gibi metallerden yapılmış musluklu kap.

SEMAZEN:Sema eden derviş.

SEMBÜSEK: Mardin yöresine özgü,et ve soğanla yapılan bir tür pide.

SEME:Sersem,ahmak,alık.

SEMEN:   Şişman, semiz.  Değer,tutar.

SEMEN: Bedel.Mal bedeli. Satış bedeli.

SEMENDER :Ateşte yanmadığına,hatta ateşi söndürdüğüne inanılan efsanevi hayvan.

SEMER  :Eşek binmeliği.  

SEMET:Anadolu’nun   bazı   yörelerinde   gelin    alayı  tarafından  düzenlenen  yumurtayı  vurma  eğlencesi.

SEMİ :İşiten. İşitme.

SEMİNER:Bir konu ile ilgili bilgi vermek ve bu bilgiler üzerinde tartışmak amacıyla birkaç yetkilinin yönetimi altında düzenlenen toplantı.

SEMİR:Arkadaş,geceleri konuşulup dertleşilen dost.

SEMİRAMİS: Dünyanın  yedi  harikasından  biri  olan  Babil  asma  bahçelerini  yaptıran  Asur ve Babil’in efsanevi kraliçesi.

SEMİRSEK:Hatay-Antakya yöresine özgü bir tür kıymalı börek .Baklavalık yufkanın içine dövülmüş et,soğan,maydanoz ve baharat konarak hazırlanan bir tür börek

SEMİS:Eski Roma’da kullanılan bronz bir para birimi.

SEMİYOLOJİ:Hastalıkların belirti ve işaretleriyle ilgilenen hekimlik dalı,göstergebilim.

SEMİYOLOJİ:İletişim amacıyla kullanılan her türlü gösterge dizgesinin yapısını ve işleyişini inceleyen bilim dalı.

SEMİYOTİK: Göstergebilim.

SEMPATİZAN :Üyesi olmadığı halde bir partinin,bir topluluğun görüşlerini benimseyen yada bir görüş,bir öğretiyi,bir akımı tutan kimse.

SEMPOZYUM:Belli konuda düzenlenen oturum ya da seminer.

SEMPTOM:Araz,belirti.

SENA : Övme, övgü.

SENBERNAR:Dağlarda kaybolan insanları kurtarmasıyla ünlenmiş köpek soyu.

SENDİK :Bir birliğin,ortaklığın yada alacaklılar grubunun haklarını korumakla görevli kimse.

SENDROM:Belirtiler.

SENECA:Milattan sonra 1’nci yüzyılın ortalarında Roma’nın en önde gelen düşünce adamı olan ünlü filozof ve hatip.

SENEDİ İTTİFAK: Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa ile Rumeli ve Anadolu ayanı arasında 1808’de imzalanan ve Osmanlı padişahının mutlak egemenliğini sınırlayan sözleşme.

SENEK  :Çam ağacından yapılmış su testisi. 

SENEK: Tanrı kabul etsin anlamında kullanılan sözcük.

SENFONİ:Orkestra için bestelenmiş uzun kompozisyon.

SENG:Eski dilde taş.

SENGESER:Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya özgü,tavuk eti,sarımsak ve ekmekle yapılan bir çeşit pilav.

SENİR  :İki dağ arasındaki sırt.

SENİT:Hamur tahtası.

SENKRETİZM:Birbirinden ayrı düşünce,inanış yada öğretileri kaynaştırmaya çalışan felsefe sistemi.

SENKRONİK:Eş zamanlı.

SENOZOİK: Jeolojide yeryüzünün yaklaşık altmış milyon yıllık çağı,üçüncü çağ.

SENSEN: Ağızdaki kokuları gidermek için çiğnenen baharlı bir madde.

SENTAGMA: Söz zincirinde birbirini izleyen ve belli bir birim oluşturan öğeler birleşimi,dizin.

SENTAKS: Cümle bilgisi.

SEP:Kırık çanak çömleği yapıştırmaya yarayan yumurta akı, kireç, süt  ve pamuk karışımı.

SEPE :Doğu Anadolu’nun bazı bölgelerinde oynanan halay türü bir halk oyunu.

SEPEK:Değirmen taşının ekseni.

SEPET KULPU :Yapılarda yayvan kemer.

SEPİRİ:Kore müziğine özgü bir tür küçük zurna.

SEPKUKU: Pembe renkli büyük orfoz kristallerini kapsayan granit.

SEPPUKU:Japonya’da harakiri sözcüğü bayağı sayıldığı için bunun yerine kullanılan sözcük.

SEPTİK:Kuşkucu, şüpheci.

SEPTİSEMİ:Kanda hastalık yapan bir bakteri bulunmasından ileri gelen her türlü hastalık.

SEPYA:Mürekkepbalığı. Mürekkepbalığından elde edilen kahverengi boyaya ve bu boyayla yapılmış resme verilen ad.

SERA:Trabzon’un Akçaabat ilçesinde bir göl.

SERAÇE:Küçük saray.

SERAİR  :Sırlar.  

SERAK:Dik yerlerden inen buzullarda,derin yarılmalar sebebiyle buz parçalarının koparak aşağıya düşmesi. Buzuldan kopmuş buz parçası.

SERAMİK  :Yüksek ısıda pişirilmiş topraktan yapılan vazo,çanak,çömlek gibi nesne.  

SERANDER:Doğu Karadeniz yöresine özgü,ahşap direkler üzerine kurulan ve tahıl,fındık gibi ürünleri saklamaya yarayan yapı.

SERAP: Ilgın,pusarık.

SERAPA  :Baştan ayağa./Baştanbaşa. 

SERAPİS :Eski Mısır dininde bir tanrı.

SERAPİS:  Efes’te bir tapınak.  

SERASER: Altın ve gümüş alaşımlı telle dokunmuş ipekli.

SERASKER:Sadrazamlık göreviyle yükümlü olmayan ve Osmanlı ordusunun komutanlığını yapan vezirin unvanı.

SERBAZ:Cesur,korkusuz.

SERDAR:Osmanlılarda başkomutan.

SERDENGEÇTİ : Fedai.

SERDÜMEN:Dümen kullanmakla görevli bilgili ve tecrübeli tayfa.

SERE :Açık duran baş parmağın ucundan işaret parmağının ucuna kadar olan uzaklık.

SERE: Padişah tuğralarında asıl metnin yazılı olduğu alt bölüm.

SEREMONİ: Tören,merasim. Genellikle resmi yerlerde,resmi işlerde uyulması gereken kural,yol ve yöntemlerin tümü.

SEREN  :Yelkenli   gemilerde   yelken   açmak   için   kullanılan ,  yatay   bağlanmış ,  uçları   ince   göndere verilen ad. 

SEREN :Konut kapılarında menteşe ve kilidin takıldığı düşey konumdaki kalın parça.

SEREN:Meyve,sebze ve tarhana gibi şeyleri kurutmaya yarayan genişçe ve üstü açık balkon.

SERENAT :Geceleyin , açık   havada   sevgi   duyulan   biri   için   bir   müzik   aracıyla   verilen  küçük konser.

SERENCAM:Bir işin,bir olayın sonu,akıbet.

SERETAN:Eski dilde Yengeç Burcu.

SERF :Derebeylikte toprakla beraber satılan köle.

SERGEN :Raf.

SERGERDE:  Ele başı.  

SERGEY BONDARCUK:Savaş ve Barış, Waterloo, Vatanları İçin Öldüler, Boris Godunov gibi filimleriyle uluslararası bir üne sahip olan ve 74 yaşında ölen Rus sinema yönetmeni.

SERGİ:Yaygı, kilim.

SERGİHAN:Geleneksel Türk evlerinin arka bahçeye uzanan ve yazın oturulan bölümüne verilen ad.

SERGİL: Askıntı,baş belası.

SERHAT.:Sınır boyu.   

SERİ:Hızlı.

SERİM:Roman,öykü gibi anlatı türlerinde giriş bölümüne verilen ad.

SERİNOFİL:Kanarya sevenler derneği.

SERİR: Osmanlı padişahlarının makam koltuklarına verilen ad. Taht.

SERİYAL:Konusu bir öncekinin devamı olan , birkaç uzun filmden meydana gelmiş sinema yapıtı.

SERMET ÇAĞAN (1929-1970) :Tiyatro yönetmenliği ve oyunculuğunun yanı sıra “Ayak Bacak Fabrikası” adlı oyunuyla da tanınmış yazarımız.

SEROTONİN:Mutluluk hormonu.

SERPANTİN :Eğlencelerde kullanılmak için kendi üzerine sarılarak hazırlanan,savrulduğunda çözülen,renkli kağıttan yapılmış ince ve uzun şerit.

SERPANTİN:Yılan taşı.

SERPME:Koni biçiminde,ucuna bir sıra kurşun dizilmiş balık ağı.

SERPUŞ :Başlık.

SERTABİP:Eski dilde başhekim.

SERTAVUL:Karaman-Silifke karayolunda yüksek bir dağ geçidi.

SERTESER: Baştanbaşa.

SERV: Divan edebiyatında sevgilinin boyu için söylenen bir söz.

SERVAL:  Afrika’ya özgü bir yaban kedisi.

SERVER: Baş, başkan,reis.

SERVER:Bilgisayarda sunucu.Bilgi işlem düzeninde istekleri yerine getirmekle yükümlü bilgisayar.

SERZENİŞ: Sitem etme.

SESAM:Sinema Eserleri Sahipleri Meslek Birliği’nin kısa yazılışı.

SESELİM:Rezonans.

SET:Üzerinde film çevrilen stüdyo düzlüğü.

SETA  :Yosun sapçığı.  

SETER:Kuşların yerini bulmakta kullanılan üç av köpeğinin ortak adı. Uzun tüylü İngiliz köpeği.

SETH:Eski Mısır inanışında savaş,yıkım ve ölüm tanrısı.

SETLİÇ :İç sürdürücü bir maden suyu.

SETR:Eski dilde örtme, gizleme.

SETRE:Eskiden kullanılan düz yakalı,önü ilikli bir ceket türü.

SETTAR :Örten,bağışlayan.

SETULA:Kaktüslerde bulunan dikenli iğne.  

SEVAİ:İpekli bir kumaş türü.

SEVERBASAL:Siirt yöresine özgü,taze soğanla yapılan bir tür çorba.

SEVİ :Aşk.

 

SEVİR:Boğa burcu.

SEY:Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde bir kaplıca.

SEYCAĞIZI: Antalya’nın Akseki ilçesinde bir mağara.

SEYF: Eski dilde kılıç. 

SEYFE : İç Anadolu bölgesinin Orta Kızılırmak bölümünde sığ ve tuzlu göl.

SEYİRTME: Balıkçılıkta yemsiz kullanılan olta.Sürtme ile balık avcılığı.

SEYİS:Ata bakan,tımar eden kimse,at bakıcısı.

SEYİT: Hazreti Muhammed’in soyundan olan kimse.

SEYRAN:Gezme, gezinti. Göz gezdirme, seyretme.

SEYRÜSEFER:  Trafik.

SEYYARE: Gezegen.

SEYYİAT: Din bakımından yapılan kötülükler,günahlar.(Hasenat:İyilikler).

SEZA: Anlayış,sezgi,zeka. Uygun,yaraşır,bir şeye değer.

SEZAR: Bir cins salata.

SEZÜ:Batı Akdeniz Bölgesinde yetişen bir tür meşe,mantar meşesi. Mantar katmanı çok gelişen bir tür meşe.

SF:Finlandiya’nın plaka işareti.

SFENKS:Eski Mısırlılar çağından kalma kadın başlı,aslan vücutlu heykel.

SFENKS:Eski Yunan mitolojisinde,geçen yolculara bir takım bilmeceler sorarak bilmeyenleri yuttuğuna inanılan efsanevi yaratık.

SFENKS:Mısır’da eski Mısırlılar çağından kalma kadın başlı aslan vücutlu heykel.

SFİGMOGRAF:Nabız atışlarını kaydeden alet.

SFUMATO:Resim sanatında biçimlerin dış çizgileriyle fon arasındaki yumuşak geçişleri belirten terim.

SHAKER:Soğutulmuş olarak sunulmak üzere içinde buzla kokteyl malzemelerin çalkalandığı çift çeperli kapalı maşrapa.

SHAREWARE: İstenildiği gibi paylaşılabilen yazılımlar. Kopyaların yazılımı.

SICAK NAL:Cemal Süreya’nın şiir kitabı.

SIÇANDİŞİ:Giysi yada başka bir şeyin kenarını kıvırıp yapılan dikiş.

SIÇANLIK:Yeni doğmuş bebeğe,götürüldüğü evlerden verilen yumurta,mendil,şeker gibi küçük armağanlar.

SIÇANOTU:Arseniğin halk arasındaki adı.

SIDK: İçten bağlılık.

SIĞA:Bir kondansatörün elektrik yığma sınırı,kapasite.

SIĞIN :Alageyik.

SIĞLA YAĞI:Muğla yöresinde yetişen günlük ağacından elde edilen ve parfümeri sanayinde kullanılan hoş kokulu balsam.

SIKICIK:Kütahya yöresine özgü bulgur,tarhana,un ve yoğurtla yapılan bir çorba.

SIKIM:Kapalı elin aldığı miktar.

SIKMAÇ :Pres.

SIKSARA:Trabzon yöresine özgü bir halk oyunu.

SILA  :Memleket.   

SINDI: Makas.

SIPA:  Eşek yavrusu.  

SIR:Kahramanmaraş ilçesinde bir baraj.

SIRACA: Lenf düğümlerinin şişkinliğiyle beliren tüberküloz türü. Deri tüberkülozu.

SIRALAÇ : Klasör.  

SIRIK:Değnekten uzun ve kalınca ağaç

SIRIM:Bazı işlerde sicim yerine kullanılan,ince ve uzun,esnek deri parçası.

SIRMA:İşlemede kullanılan altın suyuna batırılmış ince gümüş tel.

SIRTAR: Bir keler cinsi.

SIRTIKARA  :Lüferin bir türü.  

SIVAĞ :Alınmasını sağlamak için ilacın içine katılan nötr madde.

SIYGA:Eski dilde kip.

SIYIRGI:Harmanda samanı bir yere toplamaya yada damlardan karı kürümeye yarayan araç.

SIZAK:Dağ sırtlarında,taş aralarından sızan su,küçük pınar.

SIZGIT :Kavrulmamış et,kavurma.

SİB  :Eski dilde elma.   .

SİBA:On birinci yüzyılda Kuzey Afrika’nın işgalinde önemli bir rol oynayan Arap kabilesi.

SİBAHAT:Eski dilde suda yüzme.

SİBAK:Eski dilde bir şeyin geçmişi.

SİBERNETİK:Canlılarda ve makinelerde kontrol,iletişim ve işleyişi inceleyen bilim. Karmaşık sistemlere uygulanan ve “güdümbilim” de denilen denetim kuramı.

SİCİL: Resmi belgelerin kaydedildiği kütük.

SİCYOS: Amerika,Avustralya ve Okyanusya’nın sıcak bölgelerinde yetişen otsu bitki.

SİDEROZ:Çoğunlukla kahverengi demir karbonat bileşimli, demir cevheri. Doğal demir karbonat.

SİESTA:İspanyolların meşhur öğle uykusu.

SİEYES:Geliştirdiği halk egemenliği kavramıyla Fransız devriminin başlarında burjuvazinin monarşi ve aristokrasiye karşı mücadelesine yön vermiş ünlü Fransız din adamı.

SİFE:İç Anadolu’da bir göl.

SİFİLİS :Frengi.

SİFTAH: Günlük ilk alışverişten alınan para. Satışa başlamak.

SİGAR:Yaprak sigara.

SİĞER:Ankara  yöresine  özgü  kuzu  eti ,  patlıcan ,  domates ,  biber  gibi malzemeyle hazırlanan bir güveç.

SİĞİL:Deride özellikle ellerde oluşan zararsız pürtüklü küçük ur.

SİH:Kebaplık demir şiş.

SİHAM:Oklar.

SİKA:Asya’nın doğusunda yaşayan bir geyik cinsi.

SİKALAR: Açık  tohumlardan  parklarda  süs  bitkisi  olarak  yetiştirilen, yurdu Güney Asya olan,palmiyeye benzer ağaç.    

SİKATİF:Sıvı yağlara, verniklere ve yağlı boyalara az miktarda katıldığında çabuk kuruma özelliğini artıran madde.

SİKKE: Madeni paralara vurulan damga.

SİKKE:Cumhuriyet altını. Madeni para.

SİKKEKEN:Metal paraların ve madalyaların kalıbını hakkeden kişi,para ressamı.

SİKLAMEN :Kırmızıya çalan eflatun renk.

SİKLAMEN: Tavşankulağı,buhurumeryem.

SİKLON: Atmosferde bir alçak basınç alanı çevresinde hızla dönen rüzgarların oluşturduğu şiddetli fırtına.

SİLA: Eskimolarda doğaüstü güçlere verilen ad.

SİLAHENDAZ: Eskiden,gereğinde karaya çıkarılan,özellikle tüfeklerle donatılmış deniz eri.

SİLAHTAR: Osmanlılar döneminde devlet büyüklerinin silahlarına bakan ve koruyan kimse.

SİLAJ:Taze bitkileri kıydıktan sonra,laktik mayalanmadan yararlanmak üzere bir siloya doldurarak yada yığın haline getirerek koruma ve saklama yöntemi.

SİLESİL: Ağzına kadar dolu.

SİLESİL: Hatay iline özgü, bir tür yoğurtlu pilav.

SİLEZYEN:Hem astar hem de şemsiye yapımında kullanılan yarı ipekli yarı yünlü kumaş cinsi.

SİLİ :Yünden dokunmuş yaygı, kilim.

SİLİ:Namuslu, iffetli. Temiz.

SİLİKON:Isı yada suya karşı dayanıklı olduğu için yağ,plastik,merhem gibi maddelerin yapımında kullanılan silisyumlu organik cisimlerin genel adı.

SİLKME:Çeşitli sebzelerin etle pişirilmesiyle yapılan yemek.

SİLLE: Açık elin iç yüzüyle vurulan tokat.

SİLOR:Artvin yöresine özgü,yufka üzerine tereyağı ve şeker dökülerek pişirilen bir tatlı.

SİLY:Gine’nin para birimi.

SİM:İşlemelerde kullanılan gümüş görünümünde parlak sırma yada metal tel iplik.

SİMARUBA: Tropikal Amerika’da yetişen,çok acı kabuğu güçlendirici ve ateş düşürücü olarak kullanılan bir ağaç.

SİMBAL: Müzikte,birbirine çarpılarak ses veren madeni yuvarlak iki levhadan her biri.

SİMENA  :Antalya ilinde antik bir kent. 

SİMENLİK:Yeşil ırmak deltasının kuzeydoğu kesiminde,yüzlerce kuş türünü barındıran bir göl.

SİMİ:Ege denizindeki Sömbeki Adasının Yunanca adı.

SİMİN:Gümüşe benzeyen,gümüş gibi olan.

SİMİT:İnce bulgur.

SİMSAR:Komisyoncu.

SİMURG:İran mitolojisinde 30 kuş büyüklüğündeki efsanevi kuş. Elbruz dağının doruğuna tünemiş efsanevi kuş.Bir gözüyle tüm geleceği,ötekiyle geçmişi görür.

SİMÜLTANE:Anında çeviri.

SİN :Mezar.

SİN:Yaşanılmış olan süre,yaş.

SİNA:Kutsal kitapta geçen ve Horeb olarak da adlandırılan kutsal dağ.

SİNAGOG  :  Yahudi tapınağı.  

SİNAMEKİ :Mızmız, sevimsiz.

SİNAMEKİ: Baklagillerden,bir çok türü bulunan bir bitki ve bu bitkinin kimi türlerinden elde edilen,hekimlikte iç sürdürücü olarak kullanılan madde.

SİNARA:Büyük zoka.

SİNARİT (SİNAGRİT):Botanikte (Dentex vulgaris) olarak tanımlanan, izmaritgillerden, Akdeniz’de yaşayan pullu,eti beğenilen bir balık.

SİNE:El dokuması halılarda kullanılan tek atmalı düğüm biçimi.

SİNEKKUŞU :Serçegillerden,güzel bir kuş türü

SİNEKOLOJİ: Hayvan ve bitki topluluklarının ekolojisi.

SİNEMATEK:Sinema filmlerinin sanat,eğitim ve kültür amaçları göz önünde tutularak toplandığı ve korunduğu kurum.

SİNERAMA:Mercekleri 27 mm aralıklı üç ayrı alıcının yan yana birleştirilip eşlemeli olarak çalıştırılmasıyla ortaya çıkan bir geniş perde ve üç boyutlu sinema tekniği.

SİNERJİ :Bir görevin yerine getirilmesi için birkaç organın birlikte çalışması durumu,iş ortaklığı.

SİNGLE  :Tekli.  

SİNİ: Büyük,yuvarlak yemek tepsisi. Metal büyük tepsi.

SİNİK:İnsanın erdeme ve mutluluğa ve hiçbir değere bağlı olmadan bütün gereksinmelerden sıyrılarak bağımsız olarak erişebileceğini savunan Antisthenes’in öğretisini benimseyen kimse.

SİNİZM:Kinizme verilen bir ad.

SİNLİCE : Trabzon ilinde bir yayla.   

SİNOD:Hıristiyanlıkta kilise temsilcilerinin çeşitli konuları tartışmak ya da karara bağlamak üzere toplandığı meclis.

SİNOFOBİ :Köpekten aşırı korkmak.

SİNOFOBİ:Çin’den ve Çin mallarından korkma.

SİNOLOJİ:Çin filolojisi.

SİNONİM :Eş anlamlı.

SİNOPSİS:Bir filmin konusunun ortalama on sayfa uzunluğundaki yazılı özeti.

SİNSİN :Geceleyin   ateş   çevresinde , genç   erkeklerin   davul   zurna   eşliğinde   oynadıkları  bir  halk  oyunu.

SİNTİGRAFİ: Gama ışınları yayan radyoaktif bir izotopun organizma içindeki yolunu izlemek temeline dayanan teşhis yöntemi.

SİNTİNE:Geminin içinde en alt bölüm.

SİNTZ:Parlak perkal olarak da adlandırılan,çok ince pamuklu bez.

SİNÜS:Trigonometrik bir çember üzerine taşınmış bir yayın ucunun ve yaya karşılık olan merkez açısının ordinatı.

SİNÜZİT :Ateş  ,  baş   ağrısı , burun   tıkanıklığı   ve   akıntısı   ile   beliren   yüz   sinüslerinin   iltihaplanması.

SİPALİ:Argo’da bir şarkıcı yada çalgıcının yaptığı iş karşılığında aldığı ücrete verilen ad.

SİPARONER:Maltalıların altı düz,pruva etrafında bir direği olan,küçük teknelerine verilen ad.

SİPEHSALAR:Selçuklu devletinde başkomutana verilen unvan.

SİPOLİN:Katmanlarında içi içe daireler bulunan billurlaşmış bir kalker türü.

SİPSİ  :Zurnanın dudaklara gelen kamış bölümü.

SİPSİ:Gemici düdüğü.

SİPSİPULLAH:Yüzü uzun,kafası sivrice kimse.

SİR:Tunceli yöresine özgü,sac sırımı da denilen bir tür hamur yemeği.

SİRE  :Parafinli veya plastikli kumaştan su geçirmez giysi.  

SİREN: Canavar düdüğü.

SİREN: Yunan mitolojisinde,büyüleyici şarkılarıyla denizcileri tehlikeye düşüren yarı kuş,yarı kadın yaratık.

SİRER:Deniz kızı.

SİRESATEN:Beyaz iş işlemekte kullanılan beyaz ve parlak iplik.

SİRET:  Ahlak, karakter,huy.

SİRETİANTER:Seçili nesirle yazılmış 32 kitapçıktan oluşan bir Arap kahramanlık romanı.

SİRİŞK: Gözyaşı.

SİRKAF:Bir iskambil kağıdı üzerine hileci tarafından yapılan işaret.

SİRKAT  :Çalma, hırsızlık. 

SİRKE RUHU:Asetik aside verilen bir ad.

SİRKE:Bit,tahta kurusu gibi böceklerin yumurtası.

SİRKEN:Yabani ıspanak.

SİRKENCEBİN:Bal ve sirke karıştırılarak yapılan şerbet.

SİRMO:Van’da yapılan otlu peynirin içine konulan ve Doğu Anadolu’da da yetişen yabani sarımsak türü.

SİROKO Akdeniz havzasında görülen çok sıcak bir rüzgar. :

SİRRUS:Saçak bulut.

SİRTAKİ :Yunan dansı.

SİRTO:Türk müziğinde bir oyun havası.

SİS: Kalın su buğusu.

SİSAL :Tropikal  bölgelerde   yetişen   ve   yapraklarından  değerli  bir  tekstil  elyafı  elde  edilen  bitki.

SİSDAĞI : Trabzon ilinde bir yayla.   

SİSMİK:Depremle ilgili.

SİSMOGRAF: Depremyazar.

SİSMOLOJİ  :Yer sarsıntılarının oluş kökenini,deprem işleyişini,boyutunu,etkilerini ve alt yapısını  araştıran jeofiziğin bir alt kolu.  Deprem bilimi.

SİSTİRE:Sert ağaçtan masif yada kaplamalı yüzeyleri perdahlamaya yarayan çelik kazıma aleti. Bir tahtanın üzerinden ufak pürüzleri giderip onu dümdüz bir duruma getirmeye yarayan ince çelik lama.

SİSTİT:Genellikle bakterilerin neden olduğu sidik torbası iltihabı.

SİSTOL:Kalp kasının kasılma devresinden biri.Kalp kasının kasılması.

SİSTOLİT:Hücre içi kalsiyum karbonat çıkıntısı.

SİSYPHOS:Yunan mitolojisinde kurnazlığın simgesi olan Korinthos kralı.

SİT:Devletçe koruma altına alınmış tarihi yer veya bölge.

SİTA:Hindu mitolojisinde Rama’nın karısı.

SİTAR: Hint müziğinde kullanılan bir grup telli çalgıya verilen ad. Bir hayli uzun saplı,perdelerin altından geçen ahenk telleri bulunan ve sapının yanında yer alan burgularla akort edilen Hint çalgısı.

SİTARE:Eski dilde yıldız.

SİTATUNGA :Afrika’nın orta kesimlerindeki bataklık ve longozlarda yaşayan bir antilop türü.

SİTAYİŞ : Övme, övgü.

SİTCOM:   Tek bir mekanda geçen TV komedi dizilerine verilen ad. 

SİTE:Belli amaçlarla kurulmuş konutlar topluluğu.

SİTİL:  Büyük bakraç.  

SİTİYOFOBİ:Beslenme fobisi.

SİTKA:Siyaha boyanmış Sibirya tilkisi kürküne verilen ad.

SİTOFOBİ:Yemek yemekten korkma.

SİTOGENETİK:Hücre genetiği.

SİTOLOJİ:Genel biyolojinin hücre bölümü,hücrebilim.

SİTTİNSENE :Altmış yıl.

SİVA:Eski dilde gayri, başka.

SİVİŞ:Osmanlı maliyesinde hicri takvimle rumi takvim arasındaki 11 günlük farkın giderilmesi için her 33 yılda bir atlanan yıla verilen ad.

SİYA:Kürekleri tersine kullanarak sandalı geriye yürütme.

SİYAKAT: Eskiden devlet dairelerinde kullanılmış bir yazı türü.

SİYAKAT:Rakamla yazı.

SİYAM :  Tayland’ın eski adı. 

SİYANET: Koruma.

SİYATİK:Bacaktaki iki sinire ve bunların ağrılı hastalığına verilen ad.

SİYER :Hazreti Muhammed’in yaşamını anlatan kitap.

SİYEŞ:Halk dilinde dikenlik anlamında kullanılan sözcük.

SİYEZ:Kastamonu’ya özgü bir cins bulgur.

SK:Slovakya’nın plaka işareti.

SKA:Jamaika’da 1960’lı yıllarda doğan ve daha sonra reggae’ye dönüşen müzik türü.

SKALA:Bir müzik yapıtında kullanılmaya elverişli tüm seslerin oluşturduğu dizi.

SKALA:Genellikle ölçü aygıtlarında gösterge çizelgesi.

SKALER:Bir birim sistemindeki ölçüsü tek bir sayı olan büyüklük.

SKALER:Yalnızca büyüklüğü ile belirlenebilen fiziksel nicelik.

SKALP:Düşmanın kafa derisini,savaş ganimeti olarak kesip alma eylemi.

SKAT: Üç kişi arasında 32 kağıtla oynanan,briçe benzer oyun.

SKAVUT  :Çok hızlı gidebilen bir tür keşif gemisi. 

SKAY:Modacılıkta ve dekorasyonda kullanılan,deri taklidi sentetik malzeme.

SKEÇ:Daha çok radyo için hazırlanmış,genellikle güldürü niteliğinde kısa oyun. Diyalog halinde yazılmış,genellikle eğlendirici sahne eseri  

SKEET.:Atıcılık sporunda bir dal.

SKELETON:Yüzükoyun yatılarak kullanılan bir tür kayaklı kızak.

SKENE:Eski Yunan tiyatrolarında sahneye verilen ad.

SKİ :Kayak.

SKİF:İçine yalnız kürek çekenin girebildiği çok uzun ve çok dar yarış kayığı.

SKİNK :Çöl bölgelerinde yaşayan  bir sürüngen türü.

SKLEROZ:İçindeki katılgan dokunun artmasından dolayı bir organ veya dokunun patolojik sertleşmesi.

SKOLASTİK:İnanç ve bilgiyi kiliseyle,özellikle Aristoteles’in bilimsel sistemini uyumlu bir biçimde birleştirmeye çalışan Ortaçağ felsefesi.

SKORBORD:Sayı göstergesi.

SKOTOFOBİ: Karanlıktan korkma.

SLALOM:Kayak sporunda bir yarış dalı.

SLAV  :Rus, Leh, Sırp, Hırvat, Bulgar  ve  Çek  halklarına  dillerindeki  yakınlık  dolayısıyla  verilen ad.

SLAYT:Saydam tabaka üzerine çekilen pozitif fotoğraf.

SLİCE:Tenis ve golfde,topa yanlamasına vurulan darbe.

SLİP:Kredi kartlı alışverişlerde ödemenin daha sonra denetlenmesi için verilen fiş.

SLİVOVİÇ:Sırplara özgü erik rakısı.

SLO :Slovenya’nın plaka işareti.

SLUGİ: Kısa kıllı Arap tazısı.

SLV:Salvador’un uluslar arası kodu.

SM :Samaryumun simgesi.

SMAÇ:Voleybolda yukarıdan aşağıya topu sertçe yere vurmak.

SME  :Surinam’ın  plakası. 

SMETANA:Ulus ve vatan temalarını etkileyici bir biçimde kullandığı opera ve senfonik şiirleriyle tanınmış çek besteci.

SMOG:Hava kirliliği gibi sebeplerle oluşan duman tabakası.

SMOKİN:Gece ziyafetlerinde,galalarda ve gece eğlencelerinde erkeklerin giydikleri,önü açık,ceketi daha çok atlas yakalı takım elbise.

SMS:Cep telefonu ile gönderilen kısa mesajlara verilen ad.

SMULTANE:Aynı anda olan.

SMYRNA:İzmir’in eski adı.

SN :Kalayın simgesi.

SN:Senegal’in plakası.

SNACK BAR  :Atıştırmalık. 

SNACK:Büyük bölümü hazır olarak buzdolaplarında saklanan,sonradan birleştirilip çabucak hazırlanabilen basit ve standart yiyecek servisinde uzmanlaşmış lokanta.

SNİK:Hollanda’ya özgü,yelkenli bir tekne.

SNİPE:Yelkenli bir yarış teknesi.

SNOP:Züppe.

SO:Somali’nin plaka işareti.

SOAP-OPERA : Pembe dizi de denilen, gerçek yaşamdan kopuk TV dizilerine verilen ad.   ABD’de,değişmeyen bir oyuncu kadrosu ve kalıp olaylara dayalı sürekli bir öyküsü olan,eylemden çok diyalogun önemsendiği ve gerçek yaşamdan daha ağır bir tempoda gelişen radyo ve televizyon dizilerine verilen ad.

SOBİBOR:İkinci Dünya Savaşı sırasında Polonya’nın doğusunda kurulan,yaklaşık 250 bin Yahudi’nin öldürüldüğü Nazi imha kampı.

SOBOL:Bazı   bitkilerde   tomurcuk ,  meyve ya da tohum yerinde bulunan ve bitkinin çoğaltılmasına yarayan soğancık.

SODA:Billurlaşmış sodyum karbonatın piyasadaki adı.

SODOMİ: Erkekler arasındaki cinsel ilişki. Makat yoluyla cinsel temas; livata.

SODRA:Milas ovasında bir dağ.

SOF  :Ham ipekten yapılmış astarlık kumaş. 

SOFA:Evlerde oda kapılarının açıldığı genişçe yer.

SOFİSTİKE:Aşırı karmaşık ve incelikli şeyler için kullanılan sözcük.

SOFİTA:Tiyatro sahnesinde dekorların hareket edebilmesi için yapılmış parmaklıklı tavan.

SOFİZM:Bilgicilik.

SOFT :Hard   sözcüğünün   tersine  ,  pornografik   filmlerden   daha   erotik   filmler   için   kullanılan  sözcük.

SOFT:Pornografi filmlerinden daha erotik filmlere verilen ad.

SOFTABOĞAN:Uludağ’da bir şelale.

SOFTWARE:Bilgisayarda yazılım.Bilgisayarda program,kural ve belgelerin tümü.

SOFU:Dinin buyruk ve yasaklarına bütünüyle uyan kimse. Medrese öğrencisi.

SOFYAN : Türk müziğinde bir makam adı.   

SOGMATAR  :Harran ovasında ünlü bir ören yeri. 

SOĞANLAMA:Aksaray iline özgü,kıyma ve soğanla yapılan bir yemek.

SOĞUKSU:Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde ulusal park kapsamına alınan orman alanı.

SOKET: Kısa çorap.

SOKRA:Güverte döşemesinde iki ağacın uç uca gelmesiyle oluşan aralık.

SOKRANMAK:Söylenmek,homurdanmak,isteksiz iş görmek.

SOKU:Taş dibek.

SOKUM: Yufka ekmeğinden yapılan dürüm. Lokma.

SOKUR: Köstebek.

SOL: Meksika’ya özgü bir tür bira.

SOLAK: Osmanlı devletinde padişahın muhafızlığını yapan asker sınıfı.

SOLARİS:Stanislaw Lem’in ünlü bilimkurgu romanı.

SOLARYUM:Hastalıkları güneş ışınları ile tedavi etmeyi amaçlayan kuruluş. Güneş odası. 

SOLDUÇ:Anadolu’nun bazı yörelerinde sağdıcın  işlevini paylaşan kişiye verilen ad.

SOLFATAR: Yanardağların püskürmesindeki başlangıcı gösteren gaz tütmeleri.

SOLFEJ:Notaları değerlerine göre seslendirmeyi amaçlayan müzik çalışması.

SOLİ:Mersin’in 10 km güneybatısında Pompeipolis de denilen antik bir kent.

SOLİDARİZM :Dayanışmacılık.

SOLİPSİZM:Felsefede tekbencilik.

SOLİTER:Tek başına oynanan bir iskambil oyunu.

SOLMİZASYON :Müzik notalarını hece adlarıyla gösterme sistemi.

SOLO:Tek çalgı veya tek sesle verilen konser.

SOLT :Pokerde rest.  

SOM :Masif. İçi dolu olan,kaplama olmayan. Katışıksız.

SOM:Kırgızistan’ın para birimi.

SOM:Rıhtımın su üstünde kalan bölümü.

SOMA :Hint mitolojisinde ayin içkisinin elde edildiği bitkiyi kutsallaştırma.

SOMA:Cinsiyet hücreleri dışında,vücut hücrelerinin tümü.

SOMA:İlk damıtılan ve içinde anason bulunmayan rakı.

SOMAK  :Antep fıstığıgillerden  ,  sıcak   bölgelerde   yetişen,kabuğu hekimlikte,yaprakları dericilikte kullanılan bir ağaç.  

SOMAK:Hayvanlarda yüzün çıkıntılı ve az çok sivri olan bölümü.

SOMAKİ :Kızıl veya yeşil renkte sert bir mermer. Porfir türü mermer.

SOMAT:Bektaşi ve Mevlevi tekkelerinde belli tören kuralları olan sofra.

SOMATA :Badem sübyesi.Bademden yapılan şerbet.

SOMATİK :Bedenle ilgili olan.

SOMELİYE :Görevi sadece şarap dağıtmak olan garson.

SOMON: Pembemsi turuncu renk.

SOMONİ:Tacikistan’ın para birimi.

SOMUN:Cıvatanın ucuna geçirilen,içi yivli demir başlık

SOMYA:Şilteyi taşımaya ve ona esneklik vermeye yarayan yaylı kerevet.

SON:Ses gürlüğü birimi.

SONAR Batmış olan nesnenin yerini ve durumunu akustik dalgalarla belirleyen sistem. Çalışma  ilkesi ses ötesi dalgaların yansımasına dayanan ve akustik işaretlerin denizde yayılmasıyla algılamada, ölçmede ve iletişim kurmada kullanılan dinleme aygıtı.

SONAT:Bir veya iki çalgı için yazılmış,3 veya 4 bölümden oluşan müzik eseri.

SONATİN: Kısa sonat.

SONDA: Suyun derinliğini ölçmek ya da dip tabakaların yapısını incelemek için kullanılan araç.

SONDA: Vücut içinde herhangi bir boşluk ya da mesafeye sokulan,teşhis,inceleme,tedavi için dışarı sıvı atmada kullanılan araç.

SONE:İki dörtlü ve iki üçlüden oluşan,on dört dizeli bir Batı şiir türü.

SONSUZ PANAYIR:Halide Edip Adıvar’ın bir romanı.

SONURTU:Mantıkta,birbirine bağlı iki önermeden sonraki.

SOPRANİST: Soprano sesi bozulmasın diye gençliğinde hadım edilen erkek şarkıcılara verilen ad.

SORGUM :Taneleri için yetiştirilen ve dıştan bakıldığında mısırı andıran tarım bitkisi(yem).

SORGUN (SORKUN) :Çalı görünümünde olan ve dallarından sepet yapılan çeşitli söğüt türlerine verilen ad.Sepetçi söğüdü.

SORİT:Öncül sayısı ikiden çok olan tasımsal çıkarım.

SORMACA :Anket.

SORORAT:Bir erkeğin karısı sağken yada öldükten sonra baldızıyla evlenmesi.

SOSİS:Kıyılmış,baharat katılmış etle,tütsüleme ve pişirme gibi işlemlerden sonra yapılan bir tür sucuk.

SOSYALFOBİ:Rezil olacağını düşünerek soru soramama,arkadaşlık kuramama,flört etmekten , telefonla konuşmaktan kaçınma biçiminde ortaya çıkan psikolojik hastalık.

SOSYALİZASYON:Toplumsallaştırma.

SOSYOLENGÜİSTİK :Dil,toplum ve kültür arasındaki ilişkileri konu edinen dilbilim adı.

SOTA  :Argo’ da gizli yer. Argo’da,uygun durum,fırsat anlamında sözcük.

SOTE:Küçük parçalar halinde doğranmış et ve sebzelerin kızgın yağda karıştırılarak kısa sürede pişirilmesi.

SOYA:Menzil oklarının ucuna takılan,yüksük biçiminde kemik parça.

SÖBE:Yumurta biçiminde olan, oval, beyzi.

SÖBÜCE:Antalya’nın Korkuteli ilçesinde bir yayla.

SÖĞÜRME:Ateşte közlendikten sonra dövülen patlıcanla yapılan bir yemek.

SÖKEL:Sakat kimse.

SÖKÜNTÜ :Ağaçlık yerden açılan tarla.

SÖLPÜK: Gevşeyip kendini koyuvermiş.

SÖR :Katoliklerde kendini dine adayan ve manastırda yaşayan kadın.

SÖVE  :Eşik. 

SÖVE (SÜVE): Kapı ve pencerenin yerleştirildiği kasa,çerçeve.

SÖVEN:Büyük sopa.

SÖVEN:Çit yapmakta kullanılan büyük kızak.

SÖYLEM:Bir düşünce biçiminin yazılı ve sözlü anlatımı.

SPA:Şifalı sularda yada çamurla tedaviyi amaçlayan kuruluşlara verilen ad.

SPALYA:Herek.

SPAM:Bilgisayarda istenilmeden gönderilen ticari duyum içerikli e-posta.

SPANDAU:Nürnberg Mahkemesince 1946 da mahkum edilen Nazi savaş suçlularının kapatıldığı ünlü hapishane.

SPARADRAP:Kağıt,kumaş veya plastik madde gibi değişik maddelerden yapılan ve deri üzerine gelecek yüzüne etken madde sıvanmış olan sargı.

SPARTAKİSTLER : Almanya’da 1914-1918 yılları arasında etkinlikte bulunan devrimci sosyalist grup.

SPATULA :Küçük mala.

SPAZM:Özellikle kalp ve diz kaslarının elde olmadan kasılması.

SPEKÜLASYON:İleride meydana gelebilecek fiyat dalgalanmalarından yararlanarak kazanç sağlama.Kurgu.

SPEKÜLATÖR:Vurguncu. Alavereci.

SPELEOLOJİ  :Mağaraları inceleyen bilim dalı.

SPENCER:Uzunluğu bel hizasına kadar olan ceket.

SPESİFİK:Bir türün,bir olayın karakteristik yönünü veren.

SPİN:Bir atom altı parçacığın yada çekirdeğin açısal momentumu.

SPİRİTÜALİZM:Evrenin gerçeğinin manevi nitelikte olduğunu,insan ve öteki varlıkların hepsinin fiziksel yapıdan ayrı ve bağımsız bir ruhsal yapısı bulunduğunu ileri süren görüş.

SPİSSENTE: Kılkuyruk ördek.

SPLİT:Klimanın iç ve dış iki ayrı üniteden geldiğini anlatan sözcük.

SPOR:Çiçeksiz bitkilerde üreme organı.

SPORADİK:Bir toplulukta az sayıda ve seyrek olarak bireylerin yakalandığı hastalıklara verilen ad.

SPOROFİT:Döl değişimi gösteren bazı bitkilerdeki eşeysiz evre.

SPOT :Kısa süreli tanıtım filmi.

SPOT:Bir malı çok miktarda toptancıdan veresiye aldıktan sonra piyasada değerinden daha aşağıya peşin olarak satma.

SR:Stronsiyum elementinin simgesi.

SRİLANKA : Eski adı Seylan olan ülke. 

SS :Nazi partisinin askeri polis örgütünü simgeleyen harfler.

STABİL :Genellikle birbirine ekli metal levhalardan oluşan soyut heykel.

STABİLİZASYON:İstikrar.

STABİLİZATÖR:Otomobillerde eğikliği yada yayların genliğini azaltmak için şasi ve tekerleklere yerleştirilen düzen.

STABİLİZE:Kum, çakıl ya da mucurla yapılan ve buldozerle sıkıştırılan yol. Düz duruma getirilmiş,sağlamlaştırılmış.

STAJ:Herhangi bir meslek edinecek olan kimsenin geçirdiği uygulamalı öğrenme dönemi.

STALAGMİT:Dikit.

STALAKTİK:Sarkıt,damla taş.

STAMEN: Erkek organ.

STAND (STANT): Sergilerde çeşitli firmalara ayrılmış yerlerin her biri. Bir sergide yada fuarda malların sergilendiği yer.

STANDART:Örnek veya temel olarak alınan tek biçim.

STAND-UP  :Sözçatar.  

STANT :At yarışlarında seyirci tribünü.

STAR:Yelkenli bir yarış teknesi.

STARKİNG:Kırmızı renkli bir elma cinsi.

STARLİÇE:Cennet kuşu da denilen ve gösterişli çiçekleri olan bir süs bitkisi.

STARTER:Yarışlarda çıkış işaretini veren hakem.

STATOLİT:Omurgalılarda,denge ve yönelimle olan ilgileri bakımından işitme taşlarına verilen ad.

STATOR:Duruk.

STATÜ:Bir topluluk içinde bir kimsenin durumu ya da kazandığı saygınlık.

STATÜ:Kamu kuruluşlarının ve devlet memurlarının temel hak ve yükümlülüklerini belirleyen yasalar,tüzükler ve yönetmelikler bütünü.

STATÜKO:Yürürlükte bulunan antlaşmalara göre olması gereken veya süregelen durum  

STAVANGER  :Norveç’te kent. 

STAZ :  Organizmada oluşan bir sıvının akışının durması. 

STAZOFOBİ:Sinirsel hiçbir bozukluğu olmadığı halde bazı kişilerin sıkıntı verici bir kaygı sonucu ayakta duramaması ya da durmakta güçlük çekmesi.

STEL:Antik çağda daha çok mezar taşı işlevi gören ama adak,anı veya sınır taşı olarak da dikilen yekpare taş levha. Yazılı dikilitaş.

STEN:Dokuz milimetre çapında,İngiliz yapısı,hafif,kullanışı kolay bir tür makineli tüfek.

STENO:Kısa ve yalın işaretlerden oluşan bir yazı yönteminin kısa yazılışı.

STENOGRAFİ: Söylenen sözleri söylendiği kadar çabuk yazmaya elverişli,kısa ve yalın işaretlerden oluşan yazı yöntemi.

STENOTİP:Stenografi için yapılmış yazı makinesi.

STEP:Müzik eşliğinde yapılan bir çeşit jimnastik.

STEPNE :  Motorlu taşıtlarda yedek olarak bulundurulan tekerlek.

STEPS:Basketbolda hatalı yürümeye verilen ad.

STER:Yakacak odun için kullanılan bir metre küpe eşit oylum ölçüsü birimi.

STERİLİZASYON:Bir yaranın,bir maddenin laboratuar ya da ameliyat araçlarının taşıdığı ferment ve mikropları yok etme.

STERİLİZE: Her türlü mikroptan arınmış.

STETESKOP:Doktorların kulaklarına takarak insanların iç organlarını dinlemek için kullandıkları tıbbi alet.

STİL:Tarz.

STİLİST:Giyim eşyası alanında uzmanlaşmış moda desinatörü.

STİLTON:İnek sütünden yapılan mavi küflü klasik İngiliz peyniri.

STİPA:Mantarlarda şapkayı taşıyan sapa verilen ad.

STL :Suriye Plakası.

STOMA:Bitkilerde gaz alışverişine yarayan aralıklar.

STOMATİT :Ağız ve diş etleri mukozasının iltihaplanması.Ağız yangısı.

STOPAJ:Vergi için,ödenilen paradan kanunun öngördüğü ölçüde yapılan kesinti,kaynaktan kesme.

STOR :Ağaç veya kumaştan yapılmış bir kanal içinde hareket ederek açılıp kapanan perde.

STORNELLO:Özellikle doğaçtan söyleme yarışmalarında kullanılan İtalyan halk şiiri biçimi.

STRATEJİ:Önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için tutulan yol.

STRATUS:Gri renkli,sise benzeyen fakat yere kadar inmeyen bulut tabakası,katmanbulut.

STREÇ: Yiyecekleri korumak amacıyla kullanılan saydam ve esnek kaplama gereci.

STREPTOMİSİN: Verem basiline,şarbon,difteri,menenjit gibi hastalıklara sebep olan mikroplara karşı kullanılan bir tür antibiyotik.

STRES:Kaygı,üzüntü.

STRİKNİN:Kargabükenden çıkarılan etkili bir zehir.

STRİPTİZ:Genellikle gece kulüplerinde,pavyonlarda genç bir kadının müzik eşliğinde dans edip soyunarak yaptığı gösteri.

STRUDEL:Avusturya mutfağına özgü,rulo biçiminde sarılan ince yufkadan yapılan elmalı bir tatlı.

STRÜKTÜR :Yapı.

STRÜKTÜRALİZM:Yapısalcılık.

STRÜKTÜREL:Yapısal.

STUPA:Budizm’in en önemli yapısı olan ve içinde kutsal emanetler saklanan Hint kökenli anıt.

STÜDYO:Tek odalı daire.

STYGİOFOBİ: Cehennem korkusu.

SU :Kenar süsü. Mendil ve peçeteler de kenara yapılan işleme.

SU REZENESİ:Maydanozgillerden,su kıyılarında ve bataklıklarda yetişen zehirli bir bitki. Su baldıranı da denilen bir bitki.

SU TAVUĞU:Zoolojide (Fulica atra) olarak tanımlanan,gri kızıl karışımı tonda benekli veya çizgili tüyleri olan bir kuş.

SU TERAZİSİ:Basıncı çok olan suyun,basıncını azaltarak künklerin patlamasını önleyen,belli aralıklarla yapılmış,depo görevindeki kule.

SU TERAZİSİ:Çeşitli yüzeyleri istenilen konuma getirmek için kullanılan ölçü aleti.

SU:Çiçeği,terazisi ve böreği vardır.

SU:Sakaların ünlü destanı.

SUAT DERVİŞ :Toplumsal gerçekleri konu alan “Fatma’nın Günahı”, “Buhran Gecesi” “Ankara Mahpusu”, “Fosforlu Cevriye” gibi romanlarıyla tanınmış kadın yazarımız  

SUAT TAŞER:Tiyatro oyunculuğunun yanı sıra Haraç-Mezat,Evrende Ellerimiz gibi şiir kitaplarıyla da tanınmış şair ve oyuncumuz.

SUBA :Hindistan’da Ekber döneminde büyük eyaletlere verilen ad.

SUBATAN:Düden de denilen ve karstik yörelerde kapalı havzaların sularını toplayan oyuk.

SUBRET:Komedilerde hafifmeşrep genç kadın veya şen,şakrak,iğneleyici tavırlı hizmetçi rollerine çıkan kadın oyuncu.

SUBUN:Kadın giysisi,entari.

SUDAK:Levrekgillerden eti beyaz ve lezzetli bir balık.

SUDOKU:Karelere çeşitli rakamları yerleştirme ilkesine dayalı,Japon kökenli bir mantık oyunu.

SUDÜŞEN:Yalova ilinde bir şelale.

SUFİ: Tasavvufa mensup olanların giydikleri yün elbisenin adı olan sof  kelimesinden türemiştir.

SUHTE: Medrese öğrencisi.

SUHUF: Bazı peygamberlere gelen ilahi buyruklar.

SUHUNET:Isı derecesi,sıcaklık.

SUİSTİMAL: Kötüye kullanma.

SUK:Arabistan’da çeşitli yerlerde kurulan pazarlar.

SUK:Kore’ye özgü,pirinçten elde edilen bir cins bira.

SUKA:Esnaf,küçük dükkan sahibi.

SUKUT:Düşme.

SULAWESİ  :Cava ve Bali gibi, Endonezya adalarından biri.(Eski adı Selebes).  

SULTANA: Ege bölgesine has bir beyaz üzüm.

SULTANIYEGAH: Türk müziğinde bir makam adı.   

SULTANİ:Küçük taneli bir bezelye türü.

SULTANİ:Osmanlılar döneminde lise dengi okullara verilen ad.

SULTANİBUSELİK: Türk müziğinde bir makam.

SULTANİHÜZZAM: Türk müziğinde bir makam adı.   

SULTANİYE:Muğla’nın Köyceğiz ilçesinde bir kaplıca.

SULUİN:Antalya’nın Finike ilçesinde,Asya kıtasının en uzun su altı mağarası.

SULUSEPKEN:Yağmurla karışık kar yağışı.

SULUZIRTLAK:Halk dilinde limona verilen ad.

SUM:Özbekistan’ın para birimi.

SUMAK:Botanikte (Rhus coriafia) olarak tanımlanan,Antep fıstığıgillerden,sıcak bölgelerde yetişen,kabuğu hekimlikte,yaprakları dericilikte kullanılan bir ağaç ve aynı adı taşıyan meyvesinin adı.

SUMAK:Heybe,yaygı,kolan,kuşak gibi şeylerin yapımında kullanılan bir dokuma türü.

SUMEN:Üzerinde yazı yazmaya,arasında evrak saklamaya yarayan deri kaplı altlık.

SUMO:Bin beş yüz  yıl öncesine dayanan Japon güreşi.

SUMRU:Deniz kırlangıcı da denilen bir kuş.

SUMSUK :Halk dilinde yumruk.

SUMUHALLEBİSİ:Nişasta,süt ve su karışımının önce pişirilmesi,buz dolabında katılaşmasından sonra ceviz büyüklüğünde kesilip şeker ve gül suyu içinde üzerine fıstık serpilerek sunulan bir tatlı türü.

SUNA :Erkek ördek.

SUNAK  :Tören yapılan taş masa.  

SUNDURMA  :Ticari malların geçici olarak konulduğu yer.

SUNDURMA:Evlerin önündeki taşlık. Üstü kapalı balkon

SUNGUR:Doğana benzeyen yırtıcı,avcı kuş.

SUNTA:Doğramacılıkta kereste olarak kullanılan,sıkıştırılmış talaş ve yongadan yapılan tahta.

SUNTALAM  :Formika görünümlü  sunta .

SUNTIRAÇ: Nalbantların,hayvanın tırnağını keserken kullandıkları keskin araç.

SUOMİ:Finlandiya’nın resmi adı.

SUP:Çikolata ile yapılan bir çeşit tatlı.

SUPALAN:Eşyanın sundurma veya antrepoya boşaltılmaksızın bulunduğu aracın üzerinde muayene edilerek sahibine teslim edilmesi işlemine verilen ad.

SUPARA  :Osmanlı imparatorluğu’nda okul kitaplarının genel adı.  

SUPHİ: Sabahla ilgili.

SUR:Kıyamet günü İsrafil’in öttüreceği borunun adı.

SURA:Koyun yada kuzu kaburgası içine pirinç doldurularak yapılan bir yemek.

SURA:Yumuşak ve ince bir ipekli kumaş.

SURATİ:Manda sütünden yapılan bir Hint peyniri.

SURETA:Görünüşe göre,görünüşte.

SURİ:Eski dilde biçimsel anlamında bir sözcük.

SURİ:İçten olmayan,yapmacık.

SURİNAM:Güney Amerika kıtasında bir ülke.

SURNAME:Divan edebiyatında şehzadelerin sünnet,kadın sultanların evlenme törenlerini anlatan yapıtlara verilen ad.

SUS:Elamın başkenti.

SUSAK:Su kabağından yapılmış yada ağaçtan oyulmuş maşrapa.

SUSAM :Botanikte   (Sesamum  indicum)  olarak   tanımlanan , sıcak   bölgelerde   yetişen   küçük   bir bitki. Yağı çıkarılan,öğütülerek tahin elde edilen ve simit vs nin üzerine serpilen küçük sarımtırak tohum.

SUSTA:Emniyet yayı.

SUŞİ:Çiğ balık dilimleriyle,deniz ürünleriyle v.s. süslenmiş yada yosun yaprağına sarılmış sirkeli pirinç topakçığı. Japon mutfağında pirinçle yapılan temel yemeklerden biri.

SUVARMAK:Hayvana su vermek,su içirmek.

SUVLA:Gelibolu yarımadasında,Anafarta da denilen bir koy.

SUVLAKİ:Yunanistan’da çöp şişe verilen ad.

SUZAFON:Tuba ailesinden nefesli bir çalgı.

SUZAN  :Yakıcı.  

SUZİDİL: Türk müziğinde bir makam.

SUZİDİLARA.: Türk müziğinde bir makam adı.   

SUZİNAK:  Türk müziğinde bir makam adı.   

SÜ:Eski dilde asker.

SÜBJEKTİF:Öznel.

SÜBUT: Gerçekleşme,şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkma.

SÜBVANSİYONEL:Yardımsal.

SÜBYAN: Çocuklar.

SÜCUT: Secdeye varma,secde etme.

SÜET:  Tüylü kundura derisi. Yumuşak ve yüzü ince havlı bir tür deri.

SÜFLİ: Aşağı,aşağılık,bayağı,adi.

SÜFRAJET: Eskiden İngiltere’de kadınlara millet vekili seçme ve seçilme hakkını kazandırmak için çalışan kadınlara verilen ad.

SÜHA ARIN :Safranbolu’da Zaman, Urartu’nun İki Mevsimi, Kula’da Üç Gün gibi belgesel filmleriyle tanınmış yönetmenimiz.

SÜHAN: Söz,lakırdı.

SÜHEYL:Güney yarımkürede bulunan parlak yıldız,Yıldırak.

SÜHEYLA: İyi huylu kadın.

SÜHULET: Kolaylık.

SÜHUNET: Sıcaklık.

SÜJE:Gramerde özne.

SÜKRE:Ekvator’un para birimi.

SÜLFAMİT: Mikroplara karşı etkili olan azotlu ve kükürtlü organik birleşimlerin ortak adı.

SÜLFAT: Sülfirik asidin tuzu veya esteri.

SÜLFÜR: Kükürdün başka bir elementle yaptığı birleşik.

SÜLİNE:Dar ve uzun kavkılı bir deniz yumuşakçası.

SÜLÜN:Kuyruğu çok uzun,eti beğenilen bir kuş.

SÜLÜS: Arap abecesiyle yazılan bir yazı türü.

SÜMBÜL: Zambakgillerden,çiçekleri kuvvetli kokulu ve türlü renkli bir süs bitkisi.

SÜMBÜL:Zambakgillerden bir süs bitkisi.

SÜMBÜLTEBER  :Zambakgillerden, beyaz renkli ve güzel kokulu bir çiçek.  

SÜMEK:Eğrilmek için temizlenmiş ve taranmış yumak biçiminde yün.

SÜMEN:Üzerinde yazı yazmaya,arasında evrak saklamaya yarayan deri kaplı altlık.

SÜMSÜK: Uyuşuk davranan,miskin,aptal,mıymıntı,sünepe,pısırık.

SÜNDÜRME: Taze peynir ve şekerle yapılan bir tatlı.

SÜNDÜS:Dokusunda altın ve gümüş tellerin de bulunduğu ipekli bir kumaş.

SÜNE:Zoolojide (Eurigaster integriceps) olarak tanımlanan,yarım kanatlılardan,yumurtalarını ekin yapraklarına bırakan esmer renkli,zararlı böcek.

SÜNEK: Esnek nesne.

SÜNEPE: Kılıksız ve uyuşuk kimse.  

SÜNGERİYE:Beyaz peynirle yapılan bir çeşit tatlı.

SÜNNET GÖLÜ:Bolu’nun Göynük ilçesinde, doğal güzelliğiyle tanınmış bir göl.

SÜNNET: Peygamberin adet,söz ve hareketleri.

SÜPHAN: Allah.

SÜRA:İlk kez Hindistan’da dokunan,yumuşak ve hafif bir çeşit ipekli kumaş.

SÜREĞEN :Müzmin,kronik.

SÜRRE ALAYI :Mekke ve Medine’de  oturan ileri gelenlere dağıtılmak üzere törenle gönderilen parayı taşıyan topluluk.

SÜRREALİST:Gerçeküstücü.

SÜRSAT:Osmanlı devletinde savaş zamanında ordunun gereksinimlerini karşılamak için halktan toplanan.

SÜRÜR: Kırmızı cıvaoksit.

SÜRVEYAN:Gözetmen,gözetici.

SÜSEN :İri ve kokulu çiçekler açan bir süs bitkisi.

SÜT:Erkek balığın tohumu.

SÜTLABİ :Yurdumuzun sulak alanlarında kışlayan,küçük bedenli bir ördek cinsi.

SÜTLAÇ: Süt,şeker ve pirinçle yapılan bir tatlı türü.

SÜTLEĞEN:Adını,içerdiği beyaz renkli sütsü özsudan alan,hekimlikte ve sanayide kullanılan bir bitki cinsi.

SÜTLÜCE:Düğün çiçeği de denilen bir süs bitkisi.

SÜTRE: Perde,örtü.

SÜTÜVEN  :  Balıkesir’de doğal güzelliğiyle ünlü bir şelale.

SÜVANYÖB: Karşılaşma sırasında boksörün bakımıyla ilgilenen kimse.

SÜVARİLİK:Pantolonun dizine ve arkasına konulan parça.

SÜVEN : Bozuk ve gevşek arazide ya da göçük açmada bağ direklerinin üst ve yanından arazi içine çakılarak sürülen ucu sivri direk ya da kama.

SÜVETER:Genellikle altına gömlek veya bluz giyilen örgü kazak.

SÜYEK:Atel.

SÜYÜN: Süzülmüş,biraz zayıflamış.

SÜZEK: Süzgeç, kevgir,filtre.

SÜZENİ:Kasnağa geçirilmiş kumaşa iğne yada tığla yapılan bir tür nakış.

SÜZEREN:Derebeylikte,kendisine itaat edilen efendi.

SÜZGÜ:Delikli çanak.

SÜZÜM:İğneye geçirilen bir sap iplik.

SWAP:Bankalar arasında çeşitli paralar için ön mutabakat ve emaneten satışla sağlanan takas işlemi.

SWİNG:Boksta vurulan bir yumruk çeşidi.

SYEDRA:Alanya ilçesinde antik bir kent.

SYNTHESİZER:Çoğunlukla dijital bir bilgisayar yardımıyla elektronik yolla ses üreten ve sesleri değişikliğe uğratan aygıt.

SYR : Suriye’nin plakası.