|
Bulmacadaki kelimelere göre hazırlanmış |
|||
|
|
ŞABAŞ:Düğünde oyundan sonra davulcunun topladığı parsa. ŞABAT: Yahudi takvimine göre haftanın yedinci günü.Her türlü çalışmanın yasak olduğu,dinlenmeye ve ibadete ayrılan gündür. ŞABEZE :Eski dilde hokkabazlık, el çabukluğu. ŞABLON :Değişik alanlarda düzeltme,belirleme,ölçme,denetleme işlerinde kullanılan ve yaptığı işe göre yapısı değişen araç. Üzerindeki harf ve şekillerin çevre çizgileri kalem ucu girecek biçimde oyuk olan,bu çizgilerden kalemle istenilen biçim elde edilen metal veya plastikten yapılmış bir cetvel türü. Körü körüne uygulanan basmakalıp düşünce. ŞAD : Sevinçli,sevinmiş. ŞAD:Batı Göktürk devletinin başkanlarına verilen unvan. ŞADAN:Eski dilde sevinçli,neşeli. ŞADIRVAN : Camilerde iç avluda yer alan,havuz biçiminde bir haznenin çevresinde bulunan musluklardan oluşan,üstü kapalı yada açık çeşme. ŞADİ ÇALIK:Türk heykel sanatında soyut anlayışın ilk temsilcilerinden biri olmuş 1917-1979 yılları arasında yaşamış ünlü heykelcimiz. ŞADİ: Sevinç,gönül ferahlığı. ŞADRAPA: Fenike mitolojisinde bir tanrı. ŞADÜF (SHADUF) :Su kaldıracı.Sulamada kullanılan kova ve makaradan oluşmuş ilkel araç.Kuyu ağzından veya başka bir su kaynağından yaklaşık 3 m uzakta,toprağa gömülü,üzerinde bir çatal bulunan ağaçtan yapılan bir desteğe sahip bulunan ve suyu yeraltından çıkarmaya yarayan düzeneğin adı. ŞAFT:Bir makinenin dönme hareketini öteki parçalara aktaran ve ucuna dişli çarklar,tekerlekler veya pervane bağlanan demir mil. ŞAFUL:Bal konulan ufak tekne. ŞAHADETNAME.:Diploma,sertifika,bröve. ŞAHAP : Akanyıldız. ŞAHDAMARI: Boynun iki yanındaki kanı başa ve yüze götüren aort damarlarından her biri. ŞAHESER:Başyapıt. ŞAHIM:İçyağı. ŞAHİDE:Mezarların baş ve ayak ucuna diklemesine yerleştirilen,yazı ve çiçek motifleriyle süslü taş. ŞAHİKA : Zirve, doruk. ŞAHİN:Zoolojide (Buteo buteo) olarak tanımlanan,kartalgillerden,50-55 cm uzunluğunda,Avrupa ve Asya’nın dağ,orman ve çalılıklarda yaşayan yırtıcı bir kuş. ŞAHKULU:Osmanlı devletine karşı 1511 yılında büyük bir ayaklanma başlatan ünlü Türkmen dervişi. ŞAHMERDAN: Vurucu ağırlığın mekanik olarak yükselmesi ve düşmesi sonucu dövme işlemi yapan makine. ŞAHNAY:Hint müziğine özgü,zurnaya benzer üflemeli çalgı. ŞAHNİŞİN:Dışarı çıkıntılı pencere yada balkon. ŞAHRUD :Türk müziğinde VV. Yüzyılda kullanılmış telli bir saz. ŞAHTERE:Tarla ve yol kenarında yetişen,çiçekleri hekimlikte kullanılan bir bitki. ŞAİBE: Kir,leke. ŞAK :Yarık, çatlak. ŞAKAK: Göz,alın ve yanak arasında,elmacık kemiğinin üstünde bulunan çukurumsu bölge. ŞAKAYIK:Botanikte (Paeonia mascula) olarak tanımlanan,düğünçiçeğigillerden,çiçekleri türlü renkte,çok yıllık güzel bir süs bitkisi. ŞAKİ :Haydut, eşkıya. ŞAKİR:Şükreden. ŞAKİRT.:Eski dilde öğrenci. Çırak. ŞAKMA: Güney Afrika’da yaşayan bir maymun cinsi. ŞAKO: Eskiden Macar ordusunda kullanılan bir tür askeri başlık. ŞAKRAK:Şen,neşeli. ŞAKŞAK:Hokkabazların kullandıkları tahta maşa. ŞAKŞUKA: Küçük doğranmış patates,patlıcan,biber gibi sebzeleri kızartıp üzerine sos dökerek hazırlanan bir tür meze. ŞAL: Kadınların omuzlarını örtmek için kullandıkları geniş atkı. Tiftik yünüyle dokunan ince bir kumaş. ŞAL:Genellikle Hindistan’da dokunan, özel motifleri olan değerli bir yün kumaş. ŞALAK: Halk dilinde huysuz,aptal anlamında kullanılan sözcük. ŞALAK:Büyümemiş karpuz. ŞALAKİ:Şal taklidi kumaşlara verilen ad. ŞALE :İsviçre’ye özgü , ağaç kütüklerinden yapılma uzun saçaklı çatısı olan dağ evi . Kır köşkü. Uzun,saçaklı çatısı olan alçak dağ konutu. Villa tipi küçük ev. ŞALİ:Tiftikten yapılan bir cins ince kumaş. ŞALO:Peru parası. ŞALOPA:Küçük boyutlu ve yelkenli bir savaş gemisi. ŞALŞEPİK:Siirt ve Şırnak yöresinde el tezgahlarında dokunan bir tür kumaşa ve bu kumaştan yapılan iki parçalı erkek giysisine verilen ad. ŞALTER:Bir devredeki elektrik akımını açıp kapama veya değiştirme işini yapan araç. ŞALUPA:Küçük bir gemi gibi kullanılabilen büyük sandal. ŞALÜMO:Klarnetin atası olan eski bir müzik aleti. ŞALYAPİN:Uluslar arası bir ün kazanmış gür tınılı sesi ve dinamik oyunculuk yeteneğiyle ünlü Rus opera şarkıcısı.(1873-1938) ŞAMA:Balmumuna ya da parafine batırılmış fitil. ŞAMAMA:Güzel kokulu bir tür küçük kavun. ŞAMAN: Şamanizmin kam,baskı gibi adlar da verilen din adamı. ŞAMAN:Eski Türklerde doğaüstü güçlerle doğrudan iletişim kurma yeteneği olduğuna inanılan din adamı. ŞAMANDIRA :Seyir işaretlerini taşımaya, bir geçidi bir tehlikeyi belirtmeye yarayan yüzer cisim. ŞAMANDIRA: Halkalarına tekne bağlamak için limanda demirlenmiş olan,içi boş,her yanı kapalı,çoğunlukla metalden yapılan fıçı vs. ŞAMANİZM:Eski Türklerin dini. ŞAMBA:Kenya’ya özgü,sazdan yapılan ve üstü samanla örtülen yuvarlak kulübelere verilen ad. ŞAMİL:İçine alan,kapsayan. ŞAMİSEN:Japon müziğine özgü,üç telli bir tür lavta. ŞAMRAM: Van’da Urartular döneminden kalma ünlü su kanalı. ŞAMUA: Avrupa ve Kafkaslarda yaşayan bir dağ keçisi. ŞAMUA:Avrupa ve Kafkasya’nın yüksek dağlarında yaşayan bir cins dağ keçisi. ŞAN: İnsan gırtlağından makamla çıkan ve perde ayrımlarıyla çeşitli duyumlar uyandıran ses dizisi. ŞANAY:Hint müziğine özgü bir tür obua. ŞANDEL:Futbolda,kale önüne diklemesine atılan topa verilen ad. ŞANE :Eski dilde tarak. ŞANKR: Frengi. ŞANO:Tiyatro sahnesi. ŞANZIMAN: Motorlu taşıtlarda hız değiştirmeyi sağlayan dişliler topluluğu,vites kutusu. ŞAP:İnce kum ve çimentoyla yapılan düzgün döşeme sıvası. ŞAP:Sığırlarda görülen bulaşıcı bir hastalık. ŞAPEL:Hıristiyanlıkta küçük kilise yapısı veya büyük bir kilisenin içinde bir azize adanmış ibadet yeri. Küçük kilise. ŞAPİNUVA:Çorum-Ortaköy yakınlarında ortaya çıkarılan, Hitit devletinin ikinci büyük kenti. ŞAPŞALAK: Özensiz ve düzensiz kimse. ŞAPUT:Fırat ve Dicle ırmaklarında yaşayan yayınbalığına verilen ad. ŞAR :Eski dilde kent,şehir. ŞAR: Adana’nın Tufanbeyli ilçesinde antik bir kent. ŞARABİ :Şarap rengi. ŞARAMPOL:Karayollarının kenarında yol düzeyinden aşağıda kalan bölüm. ŞARAPNEL:Eski toplarda kullanılan mermi ve demir parçalarını taşıyan silindir biçiminde kap. ŞARAŞURA:Çanakkale yöresine özgü,çeşitli sebzelerle hazırlanan türlü yemeği. ŞARBAY:Dil devriminin ilk yıllarında belediye başkanı anlamında kullanılan sözcük. ŞARBON:Çeşitli hayvanlarda görülen,insana bulaşan,bulaştığı yerde kara bir çıban yapan tehlikeli bir hastalık türü. ŞARDONE: Yurdumuzda da yetiştirilen ve kaliteli bir beyaz şarap veren üzüm cinsi. ŞARIK:Eski dilde parlayan,parlak. ŞARKİYAT:Oryantalizm. ŞARKÜTERİ: Peynir,zeytin,salam,sucuk gibi maddelerin satıldığı dükkan veya büyük alışveriş merkezinin bir bölümü. ŞARLATAN: Kendi bilgi ve niteliklerini veya mallarını överek karşısındakini kandıran kimse. ŞARLOT:Fırında pişirilen ve ılık sunulan meyveli bir tatlı. ŞARPİ : Altı düz,üçgen biçiminde yelkenli iki kişilik tekne. Yarış teknesi. ŞARTLAMAK: Dinsel kurallar gereğince, kirlenmiş sayılan bir şeyi en az üç kez sudan geçirip kirli sayılmaktan kurtarmak. ŞARYO:Bir eğik düzlem boyunca arabaların taşınmasını sağlayan küçük vagon. Bir aletin yada aracın hareketli parçası. ŞAS:Rezervuarı hela taşına yada klozete bağlayan boru. ŞASE:İçine mendil,gecelik gibi şeyleri koymaya yarayan,kumaştan yapılmış koruncak. ŞASİ:Otomobilin,üzerine karoser oturtulan iskelet bölümü. ŞASİ:Yapı işlerinde sürme çerçeve. ŞAŞAA: Görkem,ihtişam,şatafat,tantana. ŞAŞIRTI:Beklenmedik olay, sürpriz. ŞAŞİMİ:Şuşi gibi çiğ balıkla yapılan bir Japon yemeği. ŞAŞKA:Rus ordusunun kullandığı Kafkas kılıcı. ŞAŞLIK:Baharatlı sirkeye yatırılmış koyun etinden yapılan şiş. ŞAT :Sığ sularda ağır yükleri taşımak için kullanılan altı düz tekne. ŞAT:Büyük ırmak. ŞATAF : Eğik olarak kesilmiş kenar. ŞATAFAT:Süs ve gösteriş. ŞATBE: Leke,kusur,eksiklik. ŞATHİYE:Tanrı ile şakalı,takılmalı bir söyleşiyle yazılan tekke edebiyatı şiir türü. ŞATIR: Hayat dolu,neşeli,keyifli. ŞATIR:Tören ve alaylarda padişahın, vezirin yanında yürüyen görevliler. ŞATKA:İstekli. ŞATOK:Yurdumuzda yetiştirilmeye çalışılan, portakal ve limona yakın akraba olan bir meyve ağacı. ŞATU :Düz dam, taraça. ŞAVAK:Tunceli,Erzincan,Bingöl gibi illerin dağlık kesimlerinde üretilen bir cins tulum peyniri. ŞAVALAK:Aptal. ŞAVK:Işık. ŞAVUL:Halk dilinde “çekül” sözcüğünün aldığı biçim. ŞAY:Doğu Karadeniz’e özgü ipek başörtüsü. ŞAYAK:Kabaca dokunmuş dayanıklı bir çeşit yün kumaş. ŞAYAN:Bir şeye uygun,layık,yaraşır,değer. ŞAYİA: Yayılmış haber,yaygın söylenti. ŞAZ:Eski dilde kural dışı,uyumsuz. Ayrık,kural dışı,müstesna. ŞAZELİYE:On üçüncü yüzyılda Tunus’ta kurulan bir İslam tarikatı. ŞEAMET: Uğursuzluk. ŞEB : Eski dilde gece. ŞEBAB: Gençlik. ŞEBBOY: Turpgillerden güzel kokulu,değişik renkli çiçekleri olan bir süs bitkisi. ŞEBEK:Daha çok Afrika’nın dağlık bölgelerinde yaşayan,uzun yada kısa kuyruklu türleri olan maymunlara verilen ad. ŞEBEKİ:Kafes yada balık ağı biçiminde yapılan ve süslemelerde kullanılan bir tür motif. ŞEBEKLER:Irak’ta Musul yöresinde yaşayan bir halk. ŞEBİT: Yufka ekmeği. ŞEBNEM : Çiy, kırağı. ŞEBUYEV:Ünlü Rus ressam.(1777-1855) ŞECAAT: Yiğitlik. ŞECER: Ağaç. ŞECERE: Bir kişinin veya bir ailenin en uzak atasından başlayarak bütün kollarını belirten çizelge,soy ağacı. ŞECV: Osmanlıcada gam,keder. ŞED: Alevi kuruluşlarına girenlerin törenle bellerine bağlanan kuşak. ŞEDARABAN:Türk müziğinde bir makam. ŞEDDE:Arap yazısında,bir ünsüzün iki kez okunması gerektiğini gösteren harfin üstüne konulan işaret. ŞEDE: Eski Mısırın en değerli içkisi olan ve kırmızı üzümden yapılan likör. ŞEDİT:Yeğin,şiddetli. ŞEFİK: Sevecen,şefkatli,müşfik. ŞEHAMET:Akıllıca yiğitlik. ŞEHBAL:İstanbul’da 1909’da yayımlanan Türkiye’nin ilk magazin dergisi. ŞEHBENDER:Eski dilde konsolos. ŞEHİTLER:Giresun-Şebinkarahisar karayolunda bir dağ geçidi. ŞEHNAZ: Türk müziğinde bir makam. ŞEHNAZBUSELİK: Türk müziğinde bir makam. ŞEHREMANETİ :Bu günkü belediyenin Türkiye’de ilk kurulan biçimi. ŞEHREMİNİ:Osmanlı devletinde saray örgütünde inşaat işlerinden sorumlu yönetici. ŞEHRİBAN:Batı Karadeniz’deki Küre dağlarında bir kanyon. ŞEHRİR:İran takviminde 6. ay. ŞEHRİYAN:Önemli sayılan bir olayı kutlamak için kentin belli yerlerini ışıklandırarak yapılan şenlik. ŞEK:Şüphe. ŞEKAVET: Eşkiyalık,haydutluk. ŞEKEL :İsrail’in para birimi. ŞEKERPARE :Çok tatlı bir kayısı çeşidi. ŞEKERPARE: Bir çeşit hamur tatlısı. ŞEKVA: Yakınma,sızlanma,şikayet. ŞELEK :Boynuzunun biri kırık veya eğri hayvan. ŞELEK:Halk dilinde sırta vurulan yük. ŞELF :Karaları çevreleyen ve karalardan sayılan, 200 metre derinliğe kadar olan sığ deniz dipleri. |
ŞELLAK: Gomalak da denilen ve cilacılıkta kullanılan hayvansal kökenli reçine. ŞELPE:Bağlamayı mızrap yerine parmaklarla çalmak. ŞEM:Eski dilde mum, balmumu. ŞEMİK:Ayak bileği kemiği. ŞEMİM: Güzel koku. ŞEMİME:Eski dilde güzel kokulu şey. ŞEMMAME: Mardin yöresine özgü bir halk oyunu. ŞEMS:Eski dilde güneş. ŞEMSE: Eskiden yazma kitapların cildine,baş sayfalarının üst bölümüne ya da kumaşlara,kapı,pencere vs yerlere işlenen ya da çizilen güneş biçiminde süs. ŞEMSİ GÜNER :Renkli fotoğraf dalında kuşağının en önde gelen adlarından biri olup 1985’de Milano’da düzenlenen dünya afiş yarışmasında madalya kazanmış fotoğraf sanatçımız. ŞEMSİ: Güneşle ilgili. ŞEMŞAMER:Halk dilinde ayçiçeği. ŞEMŞİR: Kılıç. ŞENAAT: İğrençlik,kötülük,alçaklık. ŞENDERE:Kaplamacılıkta kullanılan bir tür ince tahta. ŞENDERE:Tekir cinsinden bir balık. ŞENİ :Kötü, çirkin,alçakça,utanç verici. ŞEPİT:Hamurdan çok ince açılarak sacda pişirilen bir tür yufka. ŞER: Kötülük. ŞERAİT :Şartlar, içinde bulunulan koşullar. Bir kimsenin dış görünüşünün özellikleri. ŞERARE :Ark.Kıvılcım. ŞEREFİYE:Bir yer bayındır duruma getirildiğinde,çevrede bulunan mülklerin değeri arttığından ötürü,bunların sahiplerinden belediyece alınan para. ŞEREMET:Edepsiz,şamatacı. ŞERH: Açımlama,yorumlama. ŞERHA:Dilim,parça. ŞERİAT: Kurandaki ayetlerden,peygamberin sözlerinden çıkartılan,dini temellere dayanan Müslümanlık kanunları,İslam hukuku. ŞERİF İÇLİ :Mest oldu gönül gözlerini gördüğüm akşam”,”Ezelden aşinayım ben”,”Derdimi ummana döktüm asumana inledim” gibi şarkılarıyla tanınmış bestecimiz. ŞERİF: Kutsal,şerefli. ŞERİR :Eski dilde kötülükçü,fesat kimse. ŞERİRLİK:Kötülükçülük. ŞERPALAR:Everest’e tırmanan dağcılara rehberlik yapmalarıyla tanınmış Nepal halkı. ŞET :Eski dilde ayrı durma.Sıkma, sıkarak bağlama. ŞET:Müzikte bir makamı bir başka perdeye göçürme. ŞETARET:Sevinç,şenlik,neşe. ŞETARET:Türk müziğinde bir makamı, kendi perdelerinden daha tiz yada pes perdelerde çalma işi. ŞETİM :Eski dilde sövme,sövgü. ŞEV:İnişli yer,bayır,eğik,meyilli. ŞEVE:Halk dilinde cam bileziğe verilen ad. ŞEVKEFZA: Türk müziğinde bir makam. ŞEVKET: Büyüklük,ululuk,yücelik,heybet. ŞEVKETİ BOSTAN : Akız otu , mübarek dikeni gibi adlar da verilen ve çiçekli dalları halk hekimliğinde kullanılan otsu bitki. ŞEVKİ: Şevkle,neşe ile ilgili olan. ŞEVVAL:Ay (Kamer) takviminin onuncu ayı,bayram ayı. ŞEYB :Eski dilde ihtiyarlık. ŞEYDA :Çılgın, divane. ŞEYHÜLİSLAM: Osmanlı İmparatorluğunda kabinede sadrazamdan sonra yer alan ve din işlerine bakmakla birlikte dünya işlerine de din bakımından karışan üye. ŞEYHÜLMUHŞİ:Gaziantep,Kilis ve Hatay yöresine özgü,taze acur,patlıcan yada kabak ve kıymayla yapılan bir yemek. ŞEYTAN SOFRASI :Ayvalık ilçesindeki ünlü turistik tepe. ŞEYTANTAŞLAMA:İslamiyet de,hac sırasında cemre denen taş yığınına yedişer taş atma geleneği. ŞEYTANTERSİ: Maydanozgillerden,Orta Asya’da ve Akdeniz ülkelerinde yetişen bir bitki ve bu bitkiden elde edilen reçineli zamk. ŞEZLONG: Üzerine uzanılabilecek biçimde ayarlanan ve döşeme yerine bez gerilen bir koltuk türü. ŞIKKIRANI : Trabzon ilinde bir yayla. ŞILIK:Halk dilinde balçık anlamında kullanılan sözcük. ŞILLIK: Aşırı ve bayağı biçimde süslenip boyanmış kadın. ŞILLIK:Şanlıurfa yöresine özgü,dürüm gibi sarılmış yufka arasına ceviz doldurularak yapılan bir tür hamur tatlısı ŞINA :At arabalarının tekerleğine geçirilen demir çember. ŞIPIDIK:Ökçesiz ve arkalıksız terlik veya pabuç. ŞIPKA:Gemilerde torpidolara karşı ve daha başka işler için kullanılan halattan örülmüş ağ. ŞIRA :Henüz mayalanmamış üzüm suyu. ŞIRA:Argo’da süzülmüş afyona verilen ad. ŞIRLAĞAN:Susam yağı. ŞIRLOP: Çılbır da denilen yoğurtlu yumurta yemeği. ŞİAR: Eski dilde ayırıcı özellik. ŞİF :Pamuk kozası. ŞİF: Şırası alınmış üzüm posası. ŞİFNE:İzmir’in Çeşme ilçesinde,kaplıcasıyla da tanınmış turistik bir yöre. ŞİFON: Tek katlı ince ipek ipliklerle dokunan ince,şeffaf kumaş. ŞİFONİYER:Çekmecelerine çamaşır konulan dolap. ŞİKAN :Briçte oyunculardan birinin elinde bir renkten hiç kağıt bulunmaması. ŞİKAR :Av. ŞİKESTE: Kırılmış,kırık. ŞİKESTE:Arap abecesiyle yazılan bir yazı türü. ŞİKOKU:Japonya’yı oluşturan dört adanın en küçüğü. ŞİLE:Mercanköşk bitkisine verilen bir başka ad. ŞİLEBEZİ:Gecelik,gömlek,peçete yapımında kullanılan bir tür ince,yıkanabilir pamuklu kumaş. ŞİLT: Üzerine genellikle bir kurum veya kuruluşun adı,işareti kazılmış olan ve armağan olarak bir kimse veya takıma verilen,kalkan biçiminde levha. ŞİLTE:Üstünde oturulan,yatılan,içi yünle,pamukla doldurulmuş döşek. ŞİMAL: Ağacın kuvvetli ve düz sürgünü. ŞİMALİŞARKİ : Kuzeydoğu. ŞİMENDİFER: Tren. ŞİMŞEK: Bir bulutun tabanı ile yer arasında,iki bulut arasında veya bir bulut içinde elektrik boşalırken oluşan kırık çizgi biçimindeki geçici ışık. ŞİMŞEK:Sağanak sırasında atmosfer elektriğinin boşalmasındaki parlak ışık. ŞİMŞİR :Sarımsı renkli ve çok sert odunundan tarak,kaşık yapılan çok sert kereste veren bir ağaç. ŞİNANAY: İdare lambası. ŞİNANAY:Argo’da kalmadı,tükendi anlamında bir sözcük. ŞİNASİ: Tanımakla ilgili. ŞİNEL :Yakası kürklü ve kolsuz kaput. ŞİNİK :Tahıl için kullanılan sekiz kiloluk ölçek ŞİNTOİZM:Japonların ulusal dini. ŞİNUK:Kuzey Amerika’daki Kayalık Dağların doğu yamaçlarında kış aylarında esen kuru ve ılık rüzgar. ŞİP:Bir çeşit telli bürümcük. ŞİP:Ülkemiz sularında yaşayan ve biz de denilen mersin balığı türü. ŞİPKA:Çeşitli amaçlarla kullanmak için tel yada halattan örülerek yapılmış ağ. ŞİR :Eski dilde aslan. ŞİRAZ: Kaliteli bir kırmızı şarap veren üzüm cinsi. ŞİRAZE :Pehlivan kispetinin paçası. ŞİRAZE:Ciltçilikte,kitap yapraklarını düzgün tutmaya yarayan ince örülmüş şerit. ŞİRDEN:Geviş getiren hayvanlarda,dört bölümlü midenin dördüncü bölümü. ŞİRİNKAR:Karagöz,orta oyunu,tuluat gibi seyirlik oyunlarda lafı açan ve karşıdakine nükte yapma fırsatı vererek konuşan kişiye verilen ad. ŞİRİNNAR:Gaziantep ve çevresinde oynanan ağır halay türü bir halk oyunu. ŞİRK:Tanrıya eş ,ortak koşma. . ŞİRPENÇE:Kızılyara adıyla da bilinen bir tür kan çıbanı. ŞİRRET: Geçimsiz,huysuz,kavga çıkartmaktan hoşlanan,edepsiz. ŞİRVANİ :Osmanlı mimarlığında çatı arasında veya dükkanların üstünde yer alan alçak tavanlı asma kat. ŞİRYAN: Atardamar. ŞİRZİME:Eski dilde herhangi bir şeyin küçük parçası. ŞİST:Katmanlar halinde dilinebilen, ince taneli ve kristal yapılı kayaç. ŞİŞE :Tavan tahtalarının arasına çakılan ince çıta. ŞİŞEK:Bir yada iki yaş arasındaki koyun. Kuzulama dönemine girmiş ya da doğurmuş koyun. ŞİŞERTME: Güney Anadolu’ya özgü,buz kırıkları ve şerbetle yapılan serin içecek. ŞİŞHANE: Namlusu yivli tüfek ya da top. ŞİŞPEREK :Hatay yöresine özgü, mantıya benzer bir yemek. Nohut ve parça etin de konulduğu,yoğurtta kaynatılmış bir tür mantı. ŞİT : Adem ile Havva’nın üçüncü oğlu. ŞİT: Pamuktan dokunmuş basma. ŞİTA : Kış. ŞİTAİYE:Giriş bölümünde kış mevsimini konu edinen kaside. ŞİTAKE:Japonya ve Çin’de yetişen şifalı bir mantar cinsi. ŞİVA:Hinduizmin en büyük tanrılarından biri. ŞİVE : Söyleyiş özelliği. ŞİVEN: Yas inlemesi,sızlanma. ŞİVEYDİZ:Taze soğan ve etle yapılan bir yemek. ŞİZOFRENİ: Gerçeklerle olan ilişkilerin büyük ölçüde azalması,duygu ve davranış alanlarında önemli bozulmaların ortaya çıkması ile belirlenen ruh hastalığı.Erken bunama. ŞLAM: Bir malzemenin ya da bir cevherin su içinde asıltı halinde bulunan çok ince bölümü. ŞLEM :Briçte karşı tarafa ancak bir el vererek çıkarılan oyun. ŞLOKA : Sekizer hecelik dört dizeden oluşan Hint edebiyatına özgü şiir türü. ŞNAPS:Çoğunlukla patatesten yapılan,İskandinav ülkelerine özgü bir içki. ŞNAVZER:Alman kökenli bir köpek cinsi. ŞNİTZEL : Tavuk yada dana etiyle yapılan bir tür yemek. ŞNORKEL:Başı su altında tutarak yüzmeyi sağlayan soluk alma borusu. ŞO:Japon müziğine özgü, 17 bambu kamışından yapılan nefesli bir çalgı. ŞOEN:Japon tarihinde,özel malikane veya çiftliklere verilen ad. ŞOFAR: Yahudilerin,boynuzdan yapılmış dinsel tören çalgısı. ŞOGUN (SHOGUN):Japonya’da 1192-1868 yılları arasında babadan oğla geçen askeri diktatörlük kurumu. Japon mitolojisinde askeri komutan . ŞOKOLA:Çikolata,şeker,su yada sütle yapılan sıcak içecek. ŞOLMA:Trabzon’un Maçka ilçesinde bir yayla. ŞOM : Uğursuz. ŞOP :Sırçadan yapılmış büyük bira bardağı. ŞOPAR:Çingene çocuğu. ŞOR:Bir tür tuzlu yumuşak peynir. (Bayburt, Sarıkamış, Kırşehir, Amasya yörelerine özgü-çökelek) ŞOR:Söz, sohbet anlamında yerel bir sözcük. ŞOSET:Bilek hizasında kalan kısa çorap. ŞOSON:Kumaş yada ince deriden,çoğunlukla düz topuklu,ayağı bütünüyle saran ayakkabı. ŞOTİS: Polkayı andırır bir dans. ŞOVENİZM:Aşırı ulusçuluk. ŞÖBİYET:Hamurdan yapılan bir tür baklava. ŞÖMİZ:Kitap kılıfı. ŞÖMİZYE :Yakası erkek gömleğini andıran,uzun kollu,manşetli kadın bluzu. ŞÖNİL:Döşemelik olarak kullanılan kadifemsi kumaş cinsi. ŞÖVALE:Ressam sehpası. ŞÖVALYE: Ortaçağ Avrupa’sında özel eğitimle yetişmiş,belli ülküler taşıyan soylu,atlı savaşçı. Derebeylik düzeninde soyluluk unvanlarının en alt basamağı. ŞRUTİ:Hint ve Pakistan müziğinde, algılanabilen en küçük ses aralığına verilen ad. ŞU (SHU): Mısır hava tanrısı. ŞU : Pasta hamuru. ŞU:Saka Türklerinin ünlü destanı, ŞUAN:Fransa’nın batısında 1793 de ayaklanan krallık taraftarı köylü çetelerinin üyelerine verilen ad. ŞUARA:Eski dilde şairler anlamında sözcük. ŞUBARA :Eskiden kullanılan tepesi yuvarlak, dilimli çuha başlık. ŞUFA:Bir mülk kaça satın alınmışsa,o mülke o para ile sahip olma,önalım. ŞUGAR:Argo’da güzel, hoş, alımlı anlamında sözcük. ŞUGL:Türk müziğinde Arapça güftelerle bestelenmiş ilahi. ŞUH: Neşeli ve serbest kadın. ŞULE:Alev,yalım. ŞURA:Bir alanla ilgili olarak oluşturulan danışma kurulu. ŞURUP:Çok kaynatılarak koyulaştırılmış şerbet. ŞUŞKA (CUŞKA):Küçük,kırmızı ve acı bir biber türü. ŞÜCA: Cesur,yiğit. ŞÜHEDA: Şehitler. ŞÜKRAN:İyilik bilme,gönül borcu,minnettarlık. ŞÜKUFE :Çiçek. ŞÜMUL: Kapsam. ŞÜREKA :Ortaklar. ŞÜTÜR:Eski dilde deve. ŞÜYU: Herkesçe duyulma,yayılma. Meydana çıkma.
|