Bulmacadaki kelimelere göre  hazırlanmış 

BULMACA SÖZLÜĞÜ  

 A B C Ç D E F G H I İ J K L M N

 O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z       [Ana Sayfa]

  Düzenleyen :

  Sabahattin ÖZTÜRK

 

TA:Kat,büklüm anlamında eski sözcük.

TA:Tantal’ın simgesi.

TAACCÜP  :Şaşma.

TAADDÜT:Çoğalma,sayısı artma.

TAAFFÜN:Kokuşma,pis kokma.

TAALLUKAT:Hısım ve akrabalar.

TAAM:Yemek. 

TAAMMÜM  : Yayılma.  

TAAMMÜT (TAAMMÜD) :Bir işi yada suçu bilerek ve isteyerek  tasarlayıp yapmak.

TAAN  : Küfürbaz. 

TAANNÜD:Bilerek inat etme,direnme.

TAASSUP:Bağnazlık.

TAAŞŞUK:Aşık olma.

TAAT:İbadet etme,Allahın emirlerine uyma.

TAAYYUN:Belirgin.

TAB:Tifo aşısı.

TABA:Kuru tütün yaprağını andıran kızılımsı kahverengi.

TABAAT:Basımcılık.

TABAKHANE:Hayvan postunu kullanılacak duruma getirme işleminin yapıldığı yer.

TABAKLAMAK:Hayvan postlarını kullanılabilecek duruma getirmek amacıyla değişik kimyasal maddelerle işlemek.

TABAL:Hitit döneminde Kızılırmak yöresine verilen ad.

TABASKİ : Afrika ülkelerinde yaşayan Müslümanların kurban bayramına verdikleri ad.

TABASKO:Öğütülmüş acı biber ve sirkeyle hazırlanan bir tür sos.

TABBAH (TABİH) :Aşçı.

TABELA:Hastanelerde her hastanenin gündelik yemek ve ilacının yazıldığı kağıt.

TABERİYE:İsrail’de bir göl.

TABİ  :Yayımlayan.

TABİR  :Genellikle gerçek anlamından az çok ayrı,ilgi çekici bir anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbeği.Deyim.

TABİSTAN:Yaz mevsimi.

TABİYE:Eski dilde hazırlama,yerleştirme.

TABL:Eski dilde davul.

TABLAKAR:Başkasının adına gezerek satıcılık yapan kimse. 

TABLALI  MOBİLYA:Masa,dolap,komodin gibi düz levhalardan yapı lan mobilya.

TABLARULA:Marangozların lamba açmakta kullandıkları rende.

TABLATURA:Batı müziğinde bir nota çeşidi.

TABLATURA:Telli çalgılarda parmakların sapın neresine basacağını gösteren müzik yazım sistemi.

TABLDOT  :Seçmesiz yemek.

TABLİYE:Köprülerde ilk yerleştirilen ve köprüyü oluşturan bölüm.

TABLO:Bez,tahta,kağıt gibi maddeler üzerine yapılmış yağlı boya,sulu boya,pastel boya veya kara kalem resim.

TABU:Kutsal olduğu için dokunulmaması gereken şey.

TABULARASA:Deneyci bilgi kuramı ile psikolojide,duyuların dış nesnelere tepki göstermesi sonucunda idea’ların ortaya çıkmasından önce zihnin durumu.

TABULE:İnce bulgur,maydanoz,nane ve domatesle yapılan bir tür meze.

TABUR:Dört bölükten kurulan,bir binbaşının komutasında bulunan asker birliği.

TABURE:Arkalıksız iskemle.

TABYA: Ayrı olarak yapılmış ve silahlarla güçlendirilmiş istihkam.

TAÇ:Çiçeğin dıştan ikinci halkasında bulunan yaprakların hepsi.

TADAT :Sayım. Toplanma.Sayma. 

TAEL :Çin’in eski para birimi.

TAFLAN  :Kara yemiş ağacı. Süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilen küçük bir ağaç. 

TAFOTA: İstanbul Rum cemaatinin Hz. İsa’nın vaftizinin yıldönümünü kutlamak için düzenlediği,denize atılan haçı çıkarma temeline dayanan tören.

TAFRA:Çalım. Kendisini olduğundan büyük gösterip böbürlenme.

TAFTA: Çözgüsü organzen ipliği ve atkısı pişirilmiş ipekten olan kumaşlar. İpekle dokunmuş,sert bir kumaş türü.

TAGALOG:Filipinlerde konuşulan bir dil.

TAGOT  (TAGUT):İslamlıktan önce Arapların taptıkları Lat ve Uzza putlarına verilen ad.Büyücü.Şeytan. 

TAĞŞİŞ:Dürüstlük ilkesine aykırı hareket edilerek tüketicilerin farkına varamayacakları şekilde, bir malın içine değersiz veya daha düşük değerli madde karıştırılması.

TAĞUT: Ceylan.

TAĞYİR:Bir şeyi değiştirme, başkalaştırma, aslından saptırma,bozma.

TAHA: Kuran’da bir sure.

TAHACCÜR: Taşlaşma,taş kesilme.

TAHAKKUK:Gerçekleşme.

TAHANNEBİ:Uzun ve sarı taneli bir üzüm cinsi.

TAHARRİ: Arama,araştırma.

TAHASSUN:Korunmak için bir yere çekilme,sığınma.

TAHASSÜR: Kavuşmak istenen şey veya kimse için üzülme,özlem.

TAHASSÜS: Duygulanma,duygulanım.

TAHAŞİ :Korkma.

TAHATTUR: Hatırlama.

TAHAYYÜL:Hayalde canlandırma. Sembolleştirme.

TAHFİF: Hafifletme,yükünü azaltma.

TAHİN :Öğütülmüş susamın koyu sıvı durumu.

TAHİR: Temiz.

TAHİTİ:Pasifik Okyanusu’nda Fransa’ya ait bir ada.

TAHKİK:Soruşturma.

TAHKİKAT:Soruşturmalar.

TAHKİM  :Sağlamlaştırma.  

TAHKİR: Aşağılama,onur kırma,onuruna dokunma.

TAHKİYE: Hikaye etme,anlatı.

TAHLİL:Çözümleme,analiz.

TAHLİSİYE:Kazaya uğrayan gemilerin yolcularını ve gemi adamlarını kurtarma işi.

TAHLİYE: Boşaltma.

TAHMİD: Hamdetme.

TAHMİL: Yükleme.

TAHMİS:Divan edebiyatında bir gazelin her beytinin başına üç mısra katılması durumu.

TAHNİT: Ölüyü bozulmaması için ilaçlama.

TAHRA: Eğri bir budama bıçağı türü.

TAHRİF: Değiştirme.

TAHRİFAT:Aslını bozma,değiştirme.

TAHRİK: Kışkırtma.

TAHRİR: Yazma,kitabet,kompozisyon.

TAHRİRAT  :Resmi bir dairece yazılan yazılar ve mektuplar.  

TAHRİREN: Yazılı.

TAHSİN: Beğenip alkışlama.

TAHSİR:Hasret bırakma.

TAHSİS: Ayırma.

TAHSİSAT: Ödenek.

TAHTA:Uzun biçilmiş ağaç.

TAHTABOŞ:Eski İstanbul evlerinde çatının döşemesi tahta üstü çinko çatılı bölümü.

TAHTAKALE:Türk kentlerinin çoğunda, surla çevrili alanın dışında kalan yerleşmelere verilen ad.

TAHTAKUŞLAR:Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı,etnografya müzesiyle tanınmış köy.

TAHTAPAMUK:Döşemecilikte kullanılan bir dolgu ve örtü malzemesi.

TAHTEREVALLİ:İki ucuna birer kişi oturup,karşılıklı olarak havada yükselip inerek eğlenmeyi sağlayan,ortasından bir yere dayalı tahta kalas.

TAHTIREVAN:İnsan omzunda veya deve,fil,at gibi hayvanlara yüklenerek götürülen,üstü örtülü,tekerleksiz taşıt.

TAHVİL:Devletin yada özel bir kuruluşun ödünç para almak için çıkardığı,yıllık faiz getiren yazılı senet.

TAİFE: Bir gemide bulunan,türlü işlerde çalıştırılan sefer işçileri,tayfa,mürettebat. Eski dilde mürettebat. Kavim,kabile.

TAİKO:Deri yüzeyleri sırım yada küçük çivilerle gerilmiş,genellikle sopalarla çalınan,fıçı biçiminde çeşitli Japon davullarına verilen ad.

TAİLLE:Devrimden önce Fransa’da soylu olmayanlardan alınan bir vergi.

TAİR:Uçan,uçucu .

TAK :Caddelerde kutlama için kurulan süsler.

TAK:Üzüm kütüğü.

TAKA  :Bangladeş’in para birimi.

TAKA: Tavana yakın küçük pencere.

TAKA:Duvar içindeki kapaksız küçük dolap.

TAKADDÜM: Eski dilde önce davranma,önce gelme.

TAKALAK: Kahramanmaraş iline özgü,sarımsaklı yoğurtla yenilen yuvarlak bulgur köftesi.

TAKALLÜS: Büzüşme,kasılma.

TAKANA: Halk dilinde mutfağa verilen ad.

TAKASBANK:İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında gerçekleştirilen alım satım işlemlerinin menkul kıymet ve nakit takasının yerine getirilmesinden sorumlu merkezi takas kurumu.

TAKATUKA: Uzun   tütün   çubukları   kullanıldığı   dönemlerde   odanın   ortasına    yerleştirilen    kül    çanağı.

TAKATUKA:Basım evlerinde dizilmiş harfleri iyice yerleştirmek için üzerlerine vurmaya yarar takoz.

TAKAV: Nal.

TAKAYAMA: Japonya’da bir kent.  

TAKAZA: Azarlama,serzeniş.

TAKBİH: Kınama,ayıplama.

TAKDİS:Kutsama. Kutsal sayma.

TAKEOMETRE    :Düzenlenmiş arazinin yüzölçümünü bulup planını yapmaya yarayan alet.

TAKIR:Çöl bölgelerinde bazı çukurların tabanını kaplayan tuzlu ve killi toprak.

TAKİ:On iki imamın dokuzuncusu.

TAKİBAT:Kovuşturma.

TAKİM:Mikroptan arındırma,sterilize etme.

TAKİM:Verimsiz duruma getirme,sonuçsuz bırakma,kısırlaştırma.

TAKİMETRE:Hareket durumundaki bir cismin hızını ölçmeye yarayan alet.

TAKİR:Bir uzvu derince,kötü bir şekilde kesme.

TAKİYE  :Mezhebini gizleme. 

TAKKE:Yarım küre biçiminde bir başlık türü.

TAKKO :Uzun gagalı,geniş kuyruklu ve boz renkli bir kuş.

TAKO:Meksika’ya özgü, bir tür mısır ekmeği.

TAKOFOBİ:Sürat korkusu.

TAKOZ:Lakerda yapılmak için kesilmiş torik balığı parçası.

TAKRAK:Küçükbaş hayvanların boynuna takılan küçük çan.

TAKRİBEN:Aşağı yukarı,yaklaşık olarak.

TAKRİR: Önerge.

TAKRİR:Anlatma,ders verme. Yerleştirme,yerleştirilme.

TAKRİZ:Bir yapıtın başına konulan,övücü tanıtma yazısı,övme,övüş.

TAKRİZAT:Bir yapıtta,o yapıt için yazılmış övgülü sunuş yazılarının yer aldığı bölüme verilen ad.

TAKSALI:Pulu yapıştırılmadığı yada eksik yapıştırıldığı için parası,cezasıyla birlikte kendisine gönderilen kimseden alınan mektup.

TAKSİR: Kusur.

TAKSİRAT: Kusurlar,suçlar.

TAKSONOMİ:Canlıları benzerlik ve farklılıklarına göre sınıflandıran bilim.

TAKT:Yerinde konuşma yada davranma.

TAKTAKI : Ağaçkakan.

TAKTİ:Kesme, parçalama.

TAKVA:Günahtan sakınma,züht.

TAKYİDAT: Kayıtlama.Bağlı kılma.

TAKYİT:Eski dilde bağlı kılma,kısıtlama.

TAL :Kök, sap ve yaprak şeklinde farklılaşmamış bir bitkinin yaşama ve büyüme organı.

TAL:Eski dilde çiçek tozu.

TALA:Bir Pasifik ülkesi olan Batı Samoa’nın para birimi.

TALA:Hindistan ve Pakistan müziğinde ritim ve ölçüye verilen ad.

TALAK:İslam dininde evliliğin sona ermesi. Erkeğin karısını boşaması.

TALAKAT:Düzgün söz söyleme kolaylığı.

TALAMUS:Beyin yarımkürelerinin derinliğinde,üçüncü karıncığın alt tarafında bulunan sinirsel bozmadde oluşumu.

TALAPAT:Tıraşlı başlarını güneş ışınlarından ve gözlerini günaha sokacak nesneleri görmekten korumak için Buda rahiplerinin taşıdıkları palmiye yaprağından yapılmış büyük yelpaze.

TALAR:İran saray ve evlerinde avluya bakan,üç yanı açık sundurma.

TALARİ:Etiyopya’nın eski para birimi.

TALASEMİ : Akdeniz çevresinde yaşayanlarda görülen kansızlık.Cooley hastalığı.  

TALASOTERAPİ:Deniz suyuyla yapılan tedavi yöntemi.

TALAŞ:Tahta kırpıntısı. Yonga.

TALAŞKEBABI:İçine pişirilmiş kuş başı et ve sebze konularak hazırlanan bir tür börek.

TALAT: Yüz,çehre.

TALATUR: Kıbrıs’ta cacığa verilen ad.

TALAZ: Dalga,kasırga.

TALAZAN: Tokat ilinde,Danişmentliler döneminden kalma ünlü tarihi köprü.

TALER:Almanya dışına sürülmüş Musevilerin 14. asırdan başlayarak kullanmış oldukları Almanca. Almanya ve Avusturya’da kullanılmış eski gümüş para. 

TALET:  Yahudi dinsel törenlerinde kullanılan yünlü veya ipekli şal.  

TALİ: İkinci derecede.

TALİA:Eski dilde öncü.

TALİD:Sözü kolay anlaşılmaz, karışık ve kapanık duruma getirme.

TALİK :Asma,yukarı kaldırma.  

TALİK: Erteleme.

TALİK:Arap abecesiyle yazılan bir yazı türü.

TALİKA :Boşanmış kadın.

TALİKA:Dört tekerlekli,üstü kapalı,yaylı bir tür at arabası.

TALİMAR:Baş bodoslamasından omurgaya kadar uzanan,cıvadra donanımına desteklik etmek amacıyla konulan ekleme.

TALİMATNAME:Yönetmelik.

TALİMİ:Öğretici,didaktik.

TALK:Özellikle süt çocuklarının pişik gibi deri hastalıkları için kullanılan bir tür pudra.

TALK-SHOW  :Çene yarıştırma. 

TALON: Hisse senedinin kuponlarından oluşan kısmına verilen isim.

TALTİF:İyilik ederek gönül alma.

TALUS:  Aşık kemiği

TALVEG:Bir akarsu yatağının en derin yerlerini birleştiren çizgiye verilen ad.

TAM OYMA:Yüksek kabartma gibi bir zemine bağlı veya alçak kabartma gibi yassılaştırılmış olmayan,üç boyutta da gelişmiş olan heykelcilik yapıtı.

TAMAH : Açgözlülük.

TAMAHKAR :Aç gözlü.

TAMALE: Meksika yemeği,acılı.

TAMAMİ :Eski dilde integral.

TAMANİT: Doğal kalsiyum ve demir fosfat.

TAMARİN: Amerika’nın tropikal ormanlarında yaşayan bir maymun cinsi.

TAMBO: Kısa bir sopanın kullanılmasın dayanan Japon savaşma sanatı.

TAMBUR: Yay veya mızrapla çalınan,uzun saplı,telli bir çalgı türü.

TAMBURA:   Türk Halk Müziğinde kullanılan cura, bulgari,çöğür, bağlama gibi telli ve çalgıçla çalınan çalgıların genel adı.

TAMBUREN:Fransa’nın  Provence bölgesine özgü,iki derili,uzun ve dar gövdeli,tek değnekle çalınan bir davul.

TAME:Böcek ısırmasıyla oluşan yumru.

TAMENG:Güneydoğu Asya’da,Assam’dan Vietnam’a kadar,bataklıklarda sürüler halinde yaşayan geyik.

TAMİK :Derinleştirme.

TAMİM :Genelge.

TAMPİKO:Meksika’da yabani olarak yetişen bir ageve otunun yapraklarından elde edilen bitkisel lif.

TAMTAM  :Çin gongu.  

TAMU  :Eski dilde cehennem. 

TAMZARA :Doğu Anadolu’da toplu olarak oynanan bir halk oyunu.

TANANARİVE:  Madagaskar’ın başkenti.

TANATOFOBİ: Sebepsiz ölüm korkusu.

TANATOLOJİ:Ölümün ve ölme olayının psikososyal boyutlarıyla tanımlanması ya da incelenmesi.

TANDANS.:Eğilim,yönelim.

TANDEM:Arka arkaya oturmuş,iki kişi tarafından sürülen bisiklet. İki kişilik bisiklet.

TANDIR:   Kuyuda pişen et.

TANDIR: Yere çukur kazılarak yapılan bir tür fırın.

TANDIRNAME: Yararsız sayılan masalları,gerçekdışı bilgilerin,boş inançların yazılı bulunduğu ileri sürülen ama gerçekte var olmayan halk kitabı.

TANEN:Bir çok bitkisel maddede bulunan,deri tabaklamada,hekimlikte kullanılan,tadı buruk madde.

TANILAMA:Teşhis.

TANİN:Tınlama.

TANİNİ: Türk müziğinde dokuz koma değerindeki tam aralık.

TANJANT:Başka bir çizgiye,eğriye veya yüzeye dokunan,fakat onu kesmeyen çizgi,eğri veya yüzey.

TANKER:Sıvı maddeleri taşıyan gemi yada kamyon.

TANNANLIK: Rezonans.

TANREK: Madagaskar’da yaşayan,kirpiye benzer bir hayvan.

TANRIKUT:Hun hükümdarlarının unvanı.

TANSIK:Mucize.

TANTAL :Afrika’nın tropikal bölgelerinde yaşayan  iri bir leylek cinsi.

TANTALOS: Yunan mitolojisinde,tanrıların kendisine uyguladığı işkenceyle tanınan ve mezarının Bayraklıda(İzmir) olduğuna inanılan efsanevi Lidya kralı.

TANTRA:Hinduizm,Budizm ve Caynacılığın bazı mezheplerinde Batıni (içrek) uygulamaları konu alan çok sayıda metnin ortak adı.

TANTUNİ:Kuşbaşından daha küçük et parçalarının soğan,biber,maydanoz,domates vs ile bir sac üzerinde pişirilmesi sonunda hazırlanan Mersin yöresine özgü kebap türü.

TANZİFAT : Belediyece yaptırılan temizlik işleri.

TANZİM: Düzenleme.

TANZİMAT:Sultan Abdülhamit zamanında 1839’da Gülhane Hattı Hümayunu adıyla anılan bir fermanla ilan edilen yönetimi iyileştirme tasarısı ve bu iyileştirmenin yapıldığı dönem.

TAO:Eski Çin felsefesinde,evrenin birliğini sağlayan düzen ilkesi.

TAPA:Top mermisinin ucuna vidalanan ve mermi atıldıktan sonra patlamasını sağlayan ayarlı kapak.

TAPAMOL:Beyinde üçüncü karıncığın iki yanında yer alan ve beynin öbür bölümleriyle ilişkili çekirdeklerden oluşan boz madde kitlesi.

TAPAN  :Tarlaya atılan tohumu örtmek için gezdirilen ağaçtan yapılmış araçsürgü.

TAPAS:İspanya’ya özgü, içkilerle birlikte servis yapılan küçük meze tabağı.

TAPAŞ  :Yoğrularak yuvarlanmış topak edilmiş bulgur.

TAPINCAK:İlkel toplumlarda tapınılan cansız nesne, fetiş.

TAPİ:Pokerde kağıtlar dağıtılmadan önce oyunculardan birinin yere sürdükten sonra önünde fişi yada parası kalmadığını belirtmek için söylediği söz. Paralı oyunlarda kar ve zarar olmadığını belirtmek için kullanılan sözcük.

TAPİR:Zoolojide (Tapirus) olarak tanımlanan,Asya ve Afrika’nın tropikal bölgelerinde yaşayan,2 m uzunluğunda,kısa hortumlu bir hayvan türü. Karınca yiyen hayvan. 

TAPKUR:Beygir haşasını tutan küçük kolan.

TAPLAMA: Adıyaman yöresine özgü,kuşbaşı et ve bulgurla yapılan bir yemek.

TAPMACA: Halk dilinde bilmece,bulmaca anlamında kullanılan sözcük.

TAPON:Niteliği düşük,eski,elde kalmış.

TAPŞIRMA:Halk edebiyatında mahlas anlamında kullanılan sözcük.

TAPUĞ:Gülşeni tarikatında ilahiye verilen ad.

TAPYOKA :Manyok kökünden çıkarılan nişasta.

TAR:Asya’da yaşayan yabanıl bir keçi.

TAR:Doğu Anadolu ile Azerbaycan’da çalınan bir çalgı türü.

TARA (TAHRA) :Bağ budamaya yarayan eğri bıçak. Küçük odun baltası,nacak.

TARA :Japonya’da Buda tapınaklarına verilen ad. Budistlerin  en büyük tanrısı.

TARA: Süpürge sapı.

TARAB: Sevinç, şenlik.

TARABA:Tahta perde. Tahtaların yan yana getirilmesinden meydana gelen her türlü kaba kaplama.

TARAK:İnsanda ayağın yüksek olan üst bölümü.

TARAK:Kabukları yuvarlak ve yelpaze biçiminde bir deniz yumuşakçası.

TARAKÇIN:Çavuşkuşu,ibibik gibi adlar da verilen bir kuş.

TARAKDİŞ:Yurdumuzun sulak alanlarında da yaşayan bir ördek cinsi.

TARAKLI :Yol yol nakışlı.

TARAKOTU: Dikenli bir bitki.

TARAKS :Böceklerde baş ile karın arasında kalan beden bölümü.

TARAMA  :Balık yumurtası ile yapılan meze. 

TARANGA:Bir tür tatlı su balığı.

TARANTULA:Zehiriyle ünlü olmasına karşın insanlar için tehlikeli olmayan bir örümcek türü.

TARASSUT:Gözleme.

TARASUN  :Darıdan   yapılan   şarabın   kımızla   karıştırılmasıyla   elde   edilen   eski   Türk  içkisine verilen ad. 

TARAŞ:Tarla,bağ,bahçe gibi yerlerden kaldırılan ürünlerden arta kalanlar.

TARATOR:Ekmek içi, ceviz, zeytinyağı, sarımsak ve sirke ile yapılan bir tür meze  Midye tava sosu.

TARAVET:Eski dilde körpelik,tazelik.

TARAY:Güneydoğu Asya’nın bataklık ormanlarında yaşayan bir kedi cinsi.

TARAZ: İpek gibi düz ve parlak bir kumaşın üzerinde bulunan tel tel iplik.

TARÇIN:Defnegillerden bir ağaç ve bu ağacın içinde kokulu bir yağ bulunması dolayısıyla bahar gibi kullanılan kabuğu.

TARD :Kovma.

TARDİYE:Divan edebiyatında beşer dizelik bentlerden oluşan şiir türü.

TARET: Topu düşman ateşinden koruyan zırhlı bölme.

TARH:Bahçelerde çiçek dikmek için ayrılmış olan yer.

TARHAN:Eski Türklerde demirci ve zenaatçı ustalarına,esnaf temsilcilerine verilen ad.

TARHAN:Soylu ve seçkin kimse.

TARHANA:Çorba yapmaya yarayan mayalanmış yoğurtlu hamurun kurutulup ufalanmışı.

TARHUN : Birleşikgillerden hekimlikte kullanılan ıtırlı bir bitki.  

TARİK: Yol.

TARİKAT:Aynı dinin içinde bir takım yorum ve uygulama farklılıklarına dayanan,bazı ilkelerde birbirinden ayrılan,Tanrı’ya ulaşma ve onu tanıma yollarından her biri.

TARİZ : Taşlama, iğneli söz.  

TARLAKOZ:İki çift kürekli balıkçı kayığı. Bir tür küçük manyat ağı.

TARLATAN:Bazı giyeceklere sertlik vermek için kullanılan bir tür kumaş.

TARO:Tropikal bölgelerde yetişen ve yumruları besin olarak kullanılan bir bitki.

TAROGATO:Rumen ve özellikle Macar halk müziklerinde yaygın olarak kullanılan tek kamışlı nefesli çalgı.

TAROT:İskambilin atası sayılan desteye ve bu desteyle bakılan falcılık yöntemine verilen ad. Özel kağıtlarla bakılan bir fal türü.

TARPAN  :Atgillerden soyu tükenmiş olan küçük, çevik bir yaban atı.  

TARRAKA:Eski dilde gürültü,patırtı.

TARSİN: Sağlamlaştırma.  

TART:Çıkarma,uzaklaştırma,kovma.

TART:Kalıpta pişen bir tür meyveli pasta.  

TARTAN: Yünlü kumaş dokumasında bazen ipek de katılarak oluşturulan ve Türkçe de genellikle ekose olarak bilinen,birbirini kesen kareli desen.

TARTARİK:Yapısında iki alkol ve iki asit bulunan madde.

TARTI:Yelkenleri indirip kaldırmaya yarayan ip.

TARTURA:Çıkrıkçı çarkı.

TARZİYE:Yapılan kötü bir davranış için özür dileme,gönül alma.

TAS: Eski bir Türk sazı.

TASADDUK: Sadaka verme.

TASALLUT: Musallat olma,saldırma,sarkıntılık.

TASANNU:Bir şeyi olduğundan daha değerli gösterme,yapmacık.

TASAR  :Plan. 

TASAR: Bir iş,bir düşünce sırasını,düzeyini gösteren resim,yazı,plan. Layiha.

TASHİH: Düzeltme.

TASIM:Doğru olarak kabul edilen iki yargıdan üçüncü bir yargı çıkarma temeline dayanan bir uslamlama yolu Çıkarım..

TASİR:Sıkıp suyunu çıkarma.

TASMA  :Hayvan boyunduruğu.  

TASMİM:Eski dilde tasarlama.

TASNİF: Bölümleme,sınıflama.

TASRİH: Açık söyleme,belirtme.

TAŞ:Birine dokunsun diye söylenen söz.

TAŞÇEVİREN:Deniz kıyılarında yaşayan bir kuş.

TAŞDELEN:İstanbul’un tanınmış bir içme suyu.

TAŞDÖŞEK:Beton bloklarla ya da küçük moloz taşlarla yapılan temel.

TAŞELİ :Akdeniz Bölgesinde,Cennet-Cehennem obruklarının ve Narlıkuyu mağarasının da yer aldığı platonun adı.

TAŞERON:Götürü iş yapan.

TAŞIL: Geçmiş yer bilimi zamanlarına ilişkin hayvan veya bitkilerin,yer kabuğu kayaçları içindeki kalıntıları veya izleri,fosil.

TAŞISIRAN: Tatlı sularda yaşayan bir balık.

TAŞİKARDİ:Tıp dilinde kalp atışının hızlanmasına verilen ad.

TAŞİZM:Lekecilik’de denilen soyut resim anlayışı.

TAŞKIZIL:Kaya ardıcı da denilen göçmen bir kuş.

TAŞKÖPRÜ: Trabzon ilinde bir yayla.   

TAŞLIK: Kuş vs hayvanların sindirim kanalları üzerinde bulunan kaslı,öğütücü mide.

TAŞTHANE:Osmanlı saraylarında padişaha ait bazı eşyanın saklandığı yere verilen ad.

TAŞTIR:Gazelin beyitlerinde iki dize arasına aynı vezinde birbiriyle uyaklı dizeler ekleyerek bentlerden oluşan yeni bir şiir (musammat) meydana getirme.

TAT:Kekeme yada dilsiz kimse.

TAT:Türklerin egemen olduğu yerlerde yaşayan Arap ve İranlılara verilen ad.

TATAMİ :Judo, karate gibi sporlarda minder olarak kullanılan ve pirinç saplarının örülmesiyle yapılan kalın halı./Japon hasırı. 

TATAR:Posta sürücüsü.

TATAR:Yoğurtlu kızartma,yoğurtlama.

TATARAĞASI:Mecazen beceriksiz,başarısız,dikkate alınmayan.

TATARCIK: Sıcak ülkelerde yaşayan,türlü hastalıklara yol açan küçük bir sinek. Yakarca.  

TATARİ :Az pişmiş et. 

TATARİ: Posta hizmeti görmeye alıştırılmış güvercin.

TATAVA:Argo’da söz kalabalığı,kuru gürültü anlamındaki sözcük.

TATİLNAME :Eskiden bir gazetenin geçici olarak kapatıldığını bildiren resmi yazı.

TATLARİN: Nevşehir ilinde bir yeraltı şehri.

TATLICA:Sinop’un Erfelek ilçesinde,birbirine yakın 28 şelalenin ortak adı.

TATO:Argo’da hamama verilen ad.

TATU:  Eskiden Karagöz oynatılan kahvelere verilen ad.  

TATU:Amerika’ya özgü bir hayvan.

TATULA:Patlıcangillerden,kasların kasılmasını giderdiği için hekimlikte kullanılan bir bitki. Çiçekleri beyaz yada mor renkte,meyveleri dikenli bir bitki.

TATYAN :Geceleyin söylenen ağır ve feryatlı türkülerde uygulanan bir halk ezgisi.

TAU: Sinir hücrelerinde bulunan protein.

TAUN :Veba hastalığı.

TAVA  :Tuzlalarda deniz suyu çekilen bölüm. 

TAVA :Fide yetiştirmek için ayrılmış toprak.

TAVA:Kireç karıştırılan tekne.

TAVANFİYAT:Hisse senetlerinin bir seans içinde işlem görebileceği en yüksek fiyat.

TAVAŞİ:Osmanlılarda saraylarda hizmet eden hadımların genel adı,hadım ağası.

TAVERNA  :Çalgılı meyhane.  

TAVHANE:İçinde bitki yetiştirilen sobalı camlık,limonluk,sera.

TAVİÇE:Osmanlılarda akıncıların amiri durumundaki çeribaşılara verilen ad.

TAVLA:At ahırı.

TAVLI: Semiz,şişman.

TAVSAMAK: Gücünü,hızını kaybetmek,yavaşlamak,gevşemek.

TAVSİF: Nitelendirme,niteliklerini söyleme.

TAVSİF: Nitelendirme,niteliklerini söyleme.

TAVŞAN: Koşu yarışlarında, rekor kırılabilmesi için önde koşarak tempoyu artıran atlete verilen ad.

TAVŞAN: Tahta oymacısı.

TAVŞANKANI: Parlak ve koyu kırmızı renk.

TAVUK:Zoolojide (Gallus) olarak tanımlanan,sülüngillerden,eti ve yumurtası için üretilen kümes hayvanı.

TAVUKKARASI  :Az aydınlık yerlerde görememe biçiminde beliren göz hastalığı. 

TAVULGA:Kabuğu kırmızı ya da erguvani renkte olan ve sepicilikte kullanılan bir söğüt türü.

TAVUSKUŞU: Sülüngillerden,erkeğinin tüyleri uzun,kuyruğu parlak,güzel renkli,acı ve tiz sesli bir kuş türü.

TAVZİF: Görevlendirme.

TAVZİH: Açıklama,aydınlatma.

TAY:Hayvanın bir yanındaki yük.

TAYA:  Dadı. 

TAYDAŞ : Akran.   

TAYDAŞ: Yaş,meslek,toplumsal durum vs bakımından birbirine eşit olanlardan her biri,öğür,akran.

TAYF:Birleşik bir ışık demetinin bir biçmeden (prizma) geçtikten sonra ayrıldığı basit renklerden oluşmuş görüntü.

TAYFA:Gemide türlü işlerde çalıştırılan işçi.

TAYFBİN:Güneşin yedi rengini ayrıştıran spektroskop.

TAYFUN:Çin denizinde ve Hint denizinde görülen güçlü tropikal siklon.

TAYFUR SÖKMEN:Hatay devletinin ilk ve tek cumhurbaşkanı olan Türk devlet adamı.

TAYGA:Sibirya’daki sık ormanlara verilen ad.

TAYGELDİ:İkinci kez evlenen kadının beraberinde götürdüğü çocuklar.

TAYIN: Asker azığı.

TAYKO:İki sopayla çalınan,fıçı biçiminde Japon davulu.

TAYLORİZM:İşçi emeğinden mümkün olduğu kadar  fazla yararlanmayı hedef alan bir üretim yöntemi.

TAYR:Arapça kuş.

TAYT:Bacakları sımsıkı saran bir tür pantolon.

TAYYAR: Uçucu.

TAYYARE: Uçak.

TAYYİP: İyi,güzel,hoş.

TAZ  :Rusya’da kıyı ırmağı.  

TAZAMMUN  : Kapsama, içerme, içine alma.  

TAZARRU:Yakarma.

TAZI:Zoolojide (canis familiaris grajus hibernicus) olarak tanımlanan,genellikle tavşan avında kullanılan,uzun bacaklı,çekik karınlı,çok çevik bir köpek cinsi.

TAZİP: Azaba sokma,üzme.

TAZİYE:Başsağlığı dileme.

TAZİYE:Murathan Mungan’ın ödüllü bir tiyatro eseri.

TB:Terbiyum’un simgesi.

TE :  Tellür’ün simgesi.

TE:Mühendis cetveli.

TEADÜL:Birbirine denk olma,denklik.

TEALİ :Yükselme, yücelme.

TEAMÜL: Bir yerde öteden beri olagelen davranış.

TEATİ: Karşılıklı alıp verme.

TEB:Eski dilde sıcaklık,hararet.

TEB:Eski Mısır’ın en parlak dönemindeki başkenti. 

TEBAA  :Uyruk. 

TEBAH:Bozuk,çürük,yıkılmış.

TEBARÜZ: Belirme,görünme.

TEBCİL: Yüceltme,ululama.

TEBE:Eski dilde tabi olanlar.

TEBELLEŞ:Dadanma.

TEBER:Eskiden kimi dervişlerin silah olarak taşıdıkları sapı uzun,keskin ayça biçiminde küçük ve hafif balta. Eski dilde balta.

TEBER:Meşin kesmek için kullanılan araç.

TEBERRU: Bağış.

TEBLİĞ:Bildiri.

TEBRİYE :Aklama,temize çıkarma.

TEBŞİR: Müjdeleme,muştulama.

TECAHÜL:Bilmez gibi görünme,görmezlikten gelme.

TECANÜS: Bir bütünü oluşturan öğeler arasında uyum bulunması durumu.

TECEDDÜT: Yenileşme,yenilik.

TECELLİ  : Kader, alınyazısı. 

TECELLİ: Belirme,görünme,ortaya çıkma,meydana çıkma.

TECESSÜM: Cisimlenme,boyut kazanma,görünmeye başlama,belirme.

TECESSÜS: Belli etmeden,kendisini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye çalışma.

TECHNOFOBİ:Teknoloji korkusu.

TECİL:  Erteleme.  

TECİM:Eski dilde ticaret.

TECRİT: Ayırma,ayrı bir yerde tutma,yalıtım.

TECVİT: Kelimelerin söylenişinde,seslerin çıkışlarına,uzunluk ve kısalıklarına göre okunması.

TECZİYE:Cezalandırma.

TEÇHİZAT:Silah dışındaki savaş gereçleri,donatı. Donanım.

TEDAİ: Çağrışım.

TEDAVÜL: Sürüm.Geçerlilik.

TEDHİŞ: Korku salma,yıldırma,terör.

TEDİP: Uslandırma,yola getirme,terbiye etme.

TEDİYE: Ödeme.

TEDRİCEN: Azar azar,giderek,gittikçe.

TEDRİS:Ders verme,öğretme,öğretim.

TEDRİSAT:Öğretim.

TEDVİR: Asıl görevlisi olmadığı halde diğer kişi  tarafından  o işi yapma. Çevirme, döndürme.

TEESSÜF: Acınma,yerinme.

TEESSÜR:Üzülme,üzüntü.

TEESSÜS: Kurulma,ortaya çıkma.

TEF:Etiyopya’da yetişen,ekşimsi ve hoş bir çeşit ekmeğin yapımında kullanılan tahıl.

TEF:Zilli bir kasnağa geçirilmiş kursak zarından oluşan çalgı.

TEFAZÜL:Erdem ve meziyette birbiriyle yarışma.

TEFE:Dokuma tezgahında tarağı tutan ağaç veya metal parça.

TEFEKKÜR: Düşünme,düşünüş.

TEFERRUAT: Ayrıntılar.

TEFERRÜÇ: Açılma,rahatlama.

TEFESSÜH: Çürüme,bozulma,kokuşma.

TEFEÜL:Şiir kitapları açılarak bakılan eski bir falcılık yöntemi.

TEFİL:Eski dilde fal açma,fal baktırma.

TEFRİK: Ayırma.

TEFRİKA:Eski dilde yazı dizisi.

TEFRİŞ:Bir yeri gerekli eşya ile döşeme.

TEFSİR: Yorum.

TEFTİŞ:Denetleme,denetim.

TEGANNİ:Şarkı söyleme.

TEGUCİGALPA: Honduras’ın başkenti.

TEĞET:Matematikte,bir eğrinin yanından geçen ve ona ancak bir noktada değen doğru.

TEHAŞİ: Çekinme,korkma.

TEHECCÜD: Gece namazı.

TEHİ :Boş. 

TEHİR: Sonraya bırakma.

TEHYİÇ: Coşturma,heyecanlandırma.

TEHZİP: Düzeltme,ıslah etme.

TEİZM:Tanrıcılık.

TEKABÜL:Karşılık olma, karşılama.

TEKAPU:Dalkavukluk.

TEKÇİ:Monist.

TEKE ZORTLATMASI:İç Ege yöresinde oynanan bir halk oyunu.

TEKE: Antalya ve Fethiye körfezleri arasında yer alan yarımadanın adı.

TEKE:Bir cins karides.

TEKEBBÜR: Kibirlenme,büyüklenme,kurum,çalım.

TEKEDİKENİ:Patlıcangiller familyasından yüksek çalı biçiminde dikenli bitki.

TEKEFFÜL: Kefil olma.

TEKELİ:Orta Karadeniz bölgesinde bir dağ.

TEKELLÜF:Zahmet veren bir iş görme,güçlüğe katlanma.

TEKESAKALI.:Bileşikgillerden,kökleri sebze olarak kullanılan otsu bir bitki

TEKEVVÜN: Oluş,oluşma,var olma,doğuş.

TEKFUR: Bizans imparatorluğu zamanında vali düzeyinde olan yöneticilerle Anadolu ve Rumeli’deki Hıristiyan beylerine verilen ad.

TEKİLA:Meksika’ya özgü sert bir içki.

TEKİN ARAL:Bir karikatürcümüz.(1941-1999 yılları arasında yaşadı).

TEKİN: Uğurlu.

TEKİN:Eski Türklerde bir babanın taşınmaz mallarının mirasçısı olan en küçük oğul.

TEKİR: Postu siyah çizgili ve benekli, kül renginde kedi.

TEKİR:Zoolojide (Mugil surmulletus) olarak tanımlanan,barbunyaya benzeyen bir balık.

TEKİROVA:Antalya’nın Kemer ilçense bağlı turistik bir yöre.

TEKİT:Önceden yazılmış ve gerekli süre içinde cevaplandırılmamış bir yazıyı yineleme. Üsteleme,kuvvetleştirme,sağlamlaştırma.

TEKKE:Derviş denilen tasavvuf ehlinin toplandığı,zikrettiği,kendilerine tekerrür etmiş töreyi yerine getirdikleri yapı ve müştemilatın adı.Aslı,tekye’dir.Farsçada dayanmak,dayanılan yer anlamına gelir.

TEKKE:Tarikattan olanların barındıkları,ibadet ve tören yaptıkları yer,dergah.Dinsel işlevin dışında  eğitim,öğretim ve sanat kurumu niteliği taşıyordu.

TEKKOZ:Hatay’ın Dörtyol ilçesinde,tabiatı koruma alanı kapsamına alınan bir orman bölgesi.

TEKNOKRASİ:Sanayi,ekonomi ve devlet yönetiminin politikacılar değil,uzmanlar,teknisyenler ve uygulayımcılar tarafından yönetilmesine dayanan sistem.

TEKTONİK  :Parçalanıp   dağılmış   yer   katmanlarının   birbirleriyle   olan  ilgilerini  araştıran  yerbilim  dalı.

TEKVİN: Oluşturma,var etme,yaratış,yaratma. Eski Ahit’in ilk kitabı.

TEKZİP:Yalanlama.

TEL DOLAP:Yanları ve kapağının aynası sinek telinden yapılmış yemek dolabı.

TELA:Kumaşla astar arasına konularak giysinin dik durmasını sağlayan kolalı bez.

TELAFFUZ: Söyleyiş,söyleniş.

TELAFİ:Yerine koyma.

TELAKİ:Buluşma,kavuşma.

TELAKKİ:Anlayış,görüş.

TELAMAN: Akhalar döneminde kılıç ve kalkanın asıldığı,altın yada gümüş işlemeli deri omuz kayışı.

TELATİN :Bir tür sağlam ve yumuşak dana veya öküz derisi.

TELCİK:Botanikte çok ince bazı organlara özellikle köklerin ince ayrıntılarındaki ince iplikçiklere verilen ad.

TELEF:Boş yere harcama,yıpratma.

TELEFOTO:Fotoğraf,yazı,resim gibi görüntülerin elektrik akımıyla iletilmesi yolu.

TELEK:Kuşların gövde,kanat ve kuyruğunda bulunan,uçma,örtü ve kuyruk telekleri olarak üçe ayrılan çeşitli renklerde kalın eksenli tüy.

TELEKE: Kanat teleklerinin uzun ve serti.

TELEKİNEZİ:Parapsikolojide,zihnin madde üzerinde yoğunlaşarak maddede hareket yada değişime yol açması. Ruh biliminde nesnelerin dokunulmaksızın hareket edişi.Uza devim.  

TELEKOMÜNİKASYON:Haber,yazı,resim,sembol veya her çeşit bilginin tel,radyo,optik ve başka elektromanyetik sistemlerle iletilmesi,bunların yayımı veya alınması,uz iletişim.

TELEKS  :Uz yazım. 

TELEM:Pulluğun toprakta bıraktığı iz.

TELEME:  Bir tür yağsız ve tuzsuz peynir.

TELEME: Samsun yöresine özgü,süt ve kuru incirle yapılan,dondurmaya benzer bir tatlı.

TELEMETRE:İki nokta arasındaki uzaklığı ölçmeye yarayan gereç.

TELEOBJEKTİF:Uzaktaki cisimlerin çok yakın görüntülerinin elde edilmesini sağlayan,çok uzun odaklı mercek türü.

TELEOLOJİ:Felsefede,olayların ve ilişkilerin bir amaca yada sona yönelik olduğu görüşü,erekbilim.

TELEPATİ  :Uzaduyum.  

TELESİMEK :Çok yorulmak. 

TELESİNE:Bir sinema filmini televizyonda göstermeye yarayan cihaz.

TELETE: Bir tarikata giriş,kabul töreni.

TELETE:Zeugma’da şarap tanrısı Dionysos’un yanında resmedilen kadın.

TELİF:Bir eser üzerindeki hak.

TELİN:Lanetleme.

TELİS  :Bitkisel tellerden yapılmış kaba örgülü büyük çuval.  

TELKARİ: Tel haline getirilmiş altın ya da gümüşü işleyerek yapılan kuyumculuk işleri. Gümüş veya altın tellerden yapılmış motiflerle süsleme.

TELLAK:Hamamda insanları keseleyip yıkayan erkek.

TELMİH:Anlatılmak istenen şeyi söz arasında imalı olarak belli etme,açıkça söylememe. Bir mısrada yada beyitte bilinen bir olayı,bir atasözünü yada fıkrayı hatırlatma sanatı.

TELŞEHRİYE:İnce tel biçiminde, hamurun kurutulup kesilmesiyle elde edilen ve genellikle çorbası yapılan bir yiyecek türü.

TELVE:Fincanın dibine çöken kahve tortusu.

TELVİS:Kirletme, pisletme.

TEM: Kuzey Avrupa ülkeleri ile Ortadoğu’yu birbirine bağlayan otoyolun simgesi.

TEMADİ:Sürme,sürüp gitme,uzama.

TEMAŞA:Hoşlanarak bakma.

TEMAŞAHANE:Eskiden tiyatroya verilen bir ad.

TEMATİK:Bir tema etrafında oluşan. Konusal.

TEMAYÜL:Bir tarafa meyletme,eğilme.

TEMAYÜZ: Başkalarına göre üstün duruma gelme,sivrilme,seçkinleşme.

TEMBUL:Hindistan’da yetişen tırmanıcı bir biber ağacı.

TEMCİT: Recep,Şaban ve Ramazan ayları süresince sabah ezanından sonra minarelerden okunan ve Allah’ın ululuğunu belirten dua.

TEMDİT: Uzatma.

TEMEK: Ahırlarda gübreyi dışarı atmak yada ahıra saman almak için kullanılan kapaklı yada kapaksız delik,pencere.

TEMELLÜK: Kendine mal etme.

TEMERRÜT: Gecikme.Karşı durma.

TEMETTÜ:Kazanç.

TEMİLAV: Doğu ve İç Anadolu’da yaygın bar türü bir halk oyunu.

TEMİR:Vali olarak atama.

TEMKİN:Bir işin sonunu düşünerek ölçülü,tedbirli davranma.

TEMLİK: Devretme.Mülk olarak verme. Bir malın sahipliğini başkasına devretmek.

TEMPERA:Suyla karışabilen pigmentlerle yapılan resim.

TEMRE:Temriye de denilen deri hastalığının halk arasındaki adı.

TEMREN:Ok,kargı gibi şeylerin ucundaki sivri demir.

TEMRİN:Tekrarlatarak alıştırma.

TENAKUS:Azalma,eksilme.

TENAKUZ: Çelişme,çelişki. Anlam aykırılığı.

TENASÜH: Ruh göçü.

TENASÜP: Oran,orantı,uyma,yakışma.

TENASÜP:Birbiriyle ilgili sözcük ve kavramların dizelerde toplanması sanatı.

TENDER  :Bir buharlı lokomotifin hemen arkasına yerleştirilen ve lokomotifin beslenmesi için gerekli yakıt ve suyu taşıyan araç. 

TENDON:Kasları vücuttaki öbür organ ve dokulara bağlayan yapı,kiriş.

TENEBBÜH: Uyanma,uyarım.

TENEKAR: Mukavva yapımında ,kabı kurtlanmaktan korumak için kolaya katılan bir madde.

TENEKE:Yumuşak çelikten yapılmış üzeri kalay kaplı ince sac.

TENEŞİR  :Üzerinde ölü yıkanan kerevet, salacak.  

TENEVVÜR:Aydınlanma.

TENEZZÜL: Alçalma,alçakgönüllülük gösterme.

TENG:Eski dilde zor.

TENGE  :Kazakistan’ın para birimi. 

TENİS :Alan topu.

TENKİS: Azaltma,eksiltme.

TENKİYE:Anüsten su vermek yoluyla kalın bağırsağın içini temizleme.Lavman.

TENNURE:Mevlevi dervişlerinin giydiği kolsuz,yakasız,yırtmaçlı,beli kırmalı,uzun ve geniş giysi. Beyaz etekli bir giysi olan Tennure,insan sevgisini ve barışı temsil eder.Üzerine giyilen siyah pelerin ise maddi dünyanın nimetlerini sembolize etmektedir.

TENOR:En tiz erkek sesi.

TENSIKAT: Bir işyerinde kadro düzenlemeleri,işten çıkarma.

TENSİP: Uygun görme,yaraştırma. Uygun bulma.

TENŞİT:Şenlendirme.

TENTE:Genellikle güneşten korunmak için bir yerin üzerine gerilen bez,naylon v.s.’den yapılmış örtü. Gölgelik.

TENTENE:Dantel.

TENVİR (TENVİRAT):  Aydınlatma, ışıklandırma. 

TENYA:Bir bağırsak asalağı,şerit.

TENZİH: Kusur kondurmama.

TENZİL: İndirme,azaltma,çıkartma,aşağı düşürme,aşağılatma.

TENZİLAT: Fiyat indirimi,iskonto.

TEOLOJİ:İlahiyat.Tanrı bilimi.  

TEOREM:Kanıtlanabilir bilimsel önerme.

TEORİ: Kuram,nazariye.

TEOS  :  İzmir’in Seferihisar ilçesindeki ünlü antik kent.

TEOSOFİ:Kökeni ilk çağa dayanmakla birlikte özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda Batı’da dinsel düşünceyi etkilemiş olan mistik eğilimli dini felsefe.

TEPELİK:Anadolu’da köylü kadınların kullandıkları, altın ve gümüş paralarla,bazı değerli taşlarla süslü başlık.

TEPHİR: Buğulama,buğuya tutma,etüvden geçirme.

TEPİR:Tahılı saman ve kavuzlardan ayırmaya yarayan,kıldan yada kamıştan yapılmış elek.

TERAN: Deve yavrusu.

TERANE :Ezgi,makam.

TERAPİ:Sağaltım,tedavi.

TERATOLOJİ:Ucubeleri inceleyen bilim.

TERAZİ:İp cambazlarının dengeyi sağlamak için kullandıkları uzun sırık..

TERBİ: Küçük bitkilere verilen ortak ad.

TERCÜMEİHAL: Özgeçmiş.

TERE :Botanikte (Lepidium) olarak tanımlanan ,turpgillerden,yaprakları salata olarak yenen baharlı bitki.

TEREBENTİN (TEREMENTİ): Kozalaklılardan ve bazı ağaçlardan ya da kendi kendine y da ağacın çizilmesiyle akan,yağlı boya,yağlı vernik üretiminde ve inceltilmesinde kullanılan,ince,renksiz,kokulu reçine.

TEREK: Evlerde yada dükkanlarda yüksekçe yerde yapılan raf.

TEREKE: Ölen bir kimseden kalan her şey,bırakıt,miras,kalıt.

TEREKEMELER:Kars ve Ardahan yöresinde yaşayan Türkmen kökenli bir halk.

TERENCE YOUNG  :Doktor No, Rusya’dan Sevgilerle, Yıldırım Harekatı gibi James Bond filmleriyle  tanınan İngiliz sinema yönetmeni.

TERENNÜM: Güzel ve alçak sesle şarkı söyleme.

TERGAL:Sentetik polyester lifleri veya ipliği.

TERHİN :Rehin verme.

TERİLEN :Tergal adı da verilen,sentetik iplikle dokunmuş kumaş türü.

TERİM:Bir bilim,sanat,meslek dalıyla veya bir konu ile ilgili özel ve belirli bir kavramı karşılayan kelime.

TERİYAKİ:Tavuk,et yada balığı ızgarada pişirerek yapılan bir Japon yemeği.

TERİYE  :Cesareti ve gücü ile tanınan dayanıklı bir köpek cinsi.  

TERK  :Tarikat ehlinin başlığında bulunan kabarık dilimler.

TERKİ:Eyerin arka bölümü.

TERKİBİBENT: Divan edebiyatında uyakları başka başka olan birkaç bentten oluşan ve her bendin sonunda kafiyeleri aynı birer beyti bulunan manzume biçimi.

 

TERKİN: Silme.Kayıt silme.

TERKİP :Bileşim, bileştirme.

TERLİK:Beyaz patiskadan dikilen yada yünden örülen takke.

TERLİK:Genellikle ev içinde giyilen hafif ayakkabı.

TERLİKSİ:Kirli ve durgun sularda yaşayan,yassı gövdeli,bir gözeli hayvan.

TERMALİZM:Şifalı sulardan yararlanma etkinliği.

TERME:Bir tür yaban turpu.

TERMİK:Isının üretilmesini,iletilmesini ve kullanılmasını inceleyen fizik dalı.  

TERMİNOLOJİ:Bir sanat kolunda,bilim dallarında yada teknik alanlarda özel olarak kullanılan terimlerin tümü.

TERMİT:Ak karınca, divik gibi adlar da verilen bir böcek.

TERMİYE: Acıbakla,Yahudi baklası gibi adlar da verilen ve nohuda benzer meyveleri kaynatıldıktan sonra yenen bitki.

TERMOFOR: Kauçuktan veya türlü maddelerden yapılan,içi sıcak su veya kimyasal bir madde ile doldurularak sürekli ısı sağlayan kap.

TERMONİ:Doğu Karadeniz yöresine özgü,pekmezle yapılan aşuremsi bir tatlı.

TERMOPLAST:Sıcakta biçim verilmeye elverişli,soğukta oldukça sert olan,kalıplandıktan sonra biçim değiştirmeyen yapı malzemesi.

TERMOS:Yalıtım maddesiyle kaplı metal bir kılıf içine yerleştirilen,aralarında hava boşluğu bulunan çift çeperli cam şişeden oluşan,içine konan sıvının sıcaklığını uzun süre koruyan kap.

TERÖR:Yıldırma, korkutma.

TERRAKOTTA: Sırsız seramik.Sarıdan kızıl kahveye kadar değişik renklerde,tuğla ve kiremitten çok daha düzgün,ince dokulu pişmiş toprak(Kalıplı kornişler,vazolar,heykelcikler ve duvar blokları yapımında kullanılır).

TERS:Hayvan pisliği.

TERSA:İskambilde üçlüye verilen ad.

TERSAKAN  :Yeşil ırmağın bir kolu. 

TERSAKAN:Tuz gölünün batısında bir göl.

TERSANE:Gemi yapılan yer.

TERSANELİ:Osmanlı İmparatorluğunda deniz subay ve erlerine verilen ad.

TERSO:Argo’da elverişsiz iş ya da durum.

TERTİP  :Beraber asker olanlar. 

TERZARİMA:Üçer dizelik bentlerden oluşan bir İtalyan şiir türü.

TERZİ:Patron kullanan işçi.

TERZİALANI:Çanakkale’nin Çan ilçesinde bir kaplıca.

TESANÜT: Dayanışma.

TESCİL: Resmi kayda geçirme.

TESELLÜM: Teslim alma. Verilen bir şeyi alma.

TESELSÜL: Zincirleme.

TESETTÜR:Kadınların kapalı giyinmesi. Örtünme,saklanma.

TESEYYÜP: Kayıtsızlık,tembellik,ihmalcilik.

TESHİLAT :Kolaylıklar.

TESİR : Etkime.

TESİT:Kutlama.

TESKERE:Yapılarda gereç taşımak için kullanılan,dört kollu ve iki kişinin taşıdığı tahta araç.

TESLİM:Klasik Türk Müziğinde,çalgı yapıtlarında her haneden sonra çalınan nakarat bölümü.

TESLİS: Üçe çıkartma,üçleme.

TESTİ:Kulplu,geniş gövdeli,dar boğazlı,emzikli veya emziksiz olabilen toprak kap.

TESVİYE:Düz duruma getirme,düzleme.

TESVİYE:Hükümet tarafından bir yere gönderilen erlere verilen ve bilet yerine geçen kağıt.

TEŞBİH:Benzetme.

TEŞCİ: Cesaret verme,yüreklendirme.

TEŞERRÜF: Şeref duyma.

TEŞİ:Bir tür iplik bükme aracı.

TEŞMİL: Kapsama, içerme, içine alma.  

TEŞNE: Susamış.

TEŞNE:Mecazen çok istekli.

TEŞRİNİSANİ:Eskiden Kasım ayına verilen ad.

TEŞRÜBE:Kilis yöresine özgü,kemikli et,patlıcan ve nohutla yapılan bir yemek.

TEŞT:Çamaşır leğeni.

TEŞYİ:Uğurlama.

TET:Vietnam takviminde yılbaşı.

TETA: Yunan abecesinde bir harf.

TETABU: Aralıksız birbiri ardına gelme.

TETANOS:İnsan ve hayvan vücuduna açık yaralardan giren,genellikle toprakta,gübrede yaşayan bir basilin yol açtığı kasların sürekli ağrılı kasılmasıyla kendini gösteren ateşli ve tehlikeli bir hastalık.

TETARİ :İribaş.

TETEBBU: Bir şeyi inceleme.onunla ilgili bilgi edinme,araştırma.

TETERİ:Derileri yumuşak hale getirmek için içine batırıldığı tanenli bitki suyu.

TETİLE:Derlerin sepilenmesinde yada hayvan yaralarının iyileştirilmesinde kullanılan meşe kabuğu tozu.

TETİR :Cevizin yeşil kabuğu veya yaprağı. Ceviz kabuğu lekesi

TETİS:  Satürn’ün bir uydusu.

TETRA:Bir akvaryum balığı.

TETRALOJİ:Eski Yunan tragedya yazarlarının yarışmalar için hazırladıkları üç tragedya ve bir dramdan oluşan dörtlü yapıt.

TEVALİ:Arası kesilmeksizin sürme.

TEVARÜS: Bir kimseden miras kalması,mirasa konma.

TEVATÜR:  Söylenti.  

TEVATÜR: Yaygın söylenti.

TEVCİH: Yöneltme.

TEVDİ: Verme.Bırakma.

TEVECCÜH: Yakınlık duyma,hoşlanma,sevme,güler yüz gösterme.

TEVEK:Asma,kavun,karpuz gibi bitkilerin sürgünü veya dalı.

TEVEKKEL:Her şeyi oluruna bırakan.

TEVELLÜT:İnsanın doğumu,doğma.

TEVEM:Eski dilde ikiz anlamında sözcük.

TEVESSÜL: Başlama,girişme.

TEVFİKAN: Uygun olarak.Uyarınca.

TEVHİT: Birleştirme.

TEVİL: Bir sözü yada davranışı görünür anlamından başka bir anlamda kabul etme,çevri.

TEVRAT: Yahudi dininin kutsal kitabı.

TEVRİYE:Birden çok anlamı olan bir sözcüğün yakın anlamının değil de uzak anlamının kullanılması sanatı.

TEVSİ: Genişletme.

TEVSİK :Belgeleme.

TEVZİ:Dağıtma,üleştirme.

TEYAKKUZ  :Uyanıklık.  

TEYEL :  Seyrek ve eğreti dikiş.

TEYİT: Doğrulama.

TEZAHÜR:Belirme,ortaya çıkma.

TEZAT :Karşıtlık.

TEZEK  :Kurumuş sığır gübresi.  

TEZENE:Telli çalgıları seslendirmede kullanılan ve kiraz ağacı kabuğundan yapılan mızrap.

TEZGAH :Uzun masa.

TEZHİP:Süsleme,bezeme. Yaldızlama. Yazma kitaplarda,sayfaların yaldız ve boya ile bezenmesi.

TEZKİYE: Temize çıkarma,aklama.

TEZVİR: Yalan söyleme.

TEZYİF: Değersiz gösterme,küçültme.

TEZYİN:  Bezeme, süsleme.

TH:Toryum’un simgesi.

THOR:Eski İskandinav mitolojisinde,göksel güçler tanrısı.

TIFIL (TIFL): Küçük çocuk.

TIGALA (TİGALA):Hekimlikte kullanılan,sütleğengillerden bir bitkinin verdiği zamk ve özsu. Sığla yağı’da denilen ve günlük ağacından elde edilen balsam.

TIĞ:Dantel veya tün örmekte kullanılan ucu çengelli kısa şiş.

TIH:Çöl.

TIKIM : Ağzın alabileceği büyüklükte yiyecek parçası, lokma.

TIKIZ:Dolgun,kalın,yağlı,tıknaz. Çok sıkıştırılmaktan yada çok sıkı doldurulmaktan katılaşmış olan.

TIKNAZ  :Şişmanca, kısa boylu, yapılı.

TILA:Eskiden hattatların aharlı kağıtların üzerine sürdükleri eriyik.

TINAZ:Savrulmak için hazırlanan dövülmüş ekin yığını. Saman yığını. 

TINGIL:Küçük sepet.

TINI:Türlü müzik araçlarının verdiği sesleri birbirinden ayırt etmeyi sağlayan ses özelliği. Bir cismin titreşiminden çıkan ses.

TIP:Hekimlik.

TIRABZAN:Merdiven parmaklığı,merdiven korkuluğu.

TIRAKA: Hamağı yatılabilir konuma getirmek için baş ve ayak ucuna konulan ağaç.

TIRAKA:Argo’da gösteriş,kabadayılık korku anlamında sözcük.

TIRIS:Atın kısa adımlarla hızlı yürüyüşü.

TIRKAZ :Kapı mandalı.Sürgü.

TIRKI:Kapının,pencerenin dışarıdan açılmasını engellemeye yarayan ve çengele benzeyen küçük aygıt.

TIRMAŞIK:Yurdumuzun orman alanlarında da yaşayan bir kuş.

TIRNAK:Bir çeşit yüksekçe komodin.

TIRNAK:Gemi demirinin ucundaki yassı parça.

Tİ :Boru sesi.

TİAMAT:Eski Mezopotamya halklarının deniz tanrıçası.

TİARA:Eski Doğu’da ve Bizans’ta hükümdarlık simgesi olan tören başlığı. Eskiden papaların kullandığı tören başlığı. Papalığın simgesi olan üç katlı haç.

TİBA:Vietnam’a özgü armut biçiminde ve ipek telli bir tür lavta.

TİBET:Dünyamızın damı.

TİC  :Eski dilde taçlar.  

TİCANİLİK  :Kuzey Afrika’da kurulmuş bir tarikat.  

TİCARET ODASI: Tüccarlar arasında dayanışmayı sağlamak,ortak sorunlarla uğraşmak,yabancı tüccarlarla ilişki kurmak,ortak çıkarları korumak için kanun ile kurulan kurum.

TİFLİS:Gürcistan’ın başkenti.  

TİFO:Kirli sularda bu sularla sulanmış sebzelerde bulunan Eberth basilinin sebep olduğu ortalama üç hafta süren ateşli ve tehlikeli bir bağırsak hastalığı.

TİFTİK:Aynı adlı keçiden elde edilen ince ve yumuşak yün.

TİFÜS: Ateşli ve tehlikeli bir hastalık.

TİG:Divan edebiyatında sevgilinin kaşı, kirpiği, bakışı için kullanılan benzetme. 

TİG:Eski dilde kılıç. 

TİGİN:Eski Türklerde kullanılan bir unvan.

TİH:  Eski dilde çöl. 

TİH:Sina yarımadasının ortasında yer alan çöl.

TİK AĞACI:Kaplamada kerestesinden yararlanılan bir sıcak iklim ağacı.

TİKAL:Guatemala’daki en büyük Maya kenti ve tören merkezi.

TİKE :Çoban düdüğü. 

TİKE:Bir bütünü  oluşturan  parçalardan  her  biri.  Et,  ekmek,  peynir  vb   lokması, dilimi. Dilim, lokma. Küçük küçük doğranmış et parçası.

TİKEL:Cüzi, kısmi.

TİKFİNİK: Edirne yöresine özgü bir tür kabak yemeği.

TİKİ:Argo’da marka kaygısı olan modayı takip eden züppe kimselere verilen ad.

TİKİ:Okyanusya halklarının yiğitlik ve bereket tanrısı.

TİKO:Argo’da peşin paraya verilen ad.

TİKTAALİK:Evrim kuramına göre karaya çıkan ilk canlı olan ve 2006’da fosilleri bulunan hayvan.

TİL:Buzul kökenli blok kil.

TİLA:Eskiden hattatların aharlı kağıtların üzerine sürdükleri bir eriyik.

TİLAKA:Brahma tarikatından olanların vücutlarına ve alınlarına renkli toz,kül,beyaz tebeşirle yaptıkları işaretlere verilen ad. Hint kadınlarının alınlarına taktığı süs.

TİLAVET :Kuranı düzgün , usulünce ve yüksek sesle okumak.

TİLİ:Bilgi,malumat.

TİLKİŞEN:Kuşkonmaz,acı ot gibi adlar da verilen ve Ege yöresinde körpe sürgünleri sebze olarak kullanılan otsu bitki.

TİLMİZ: Eski dilde öğrenci.

TİLT:Metal bilyelerin savrulması ilkesine dayanan,elektrikli bir oyun makinesi.

TİM:Belirli bir hizmeti başarabilecek en küçük askeri birlik.

TİMBAL:Üstü deri ile kaplı,bakırdan yapılan ve küre biçiminde bir tür davul.

TİMİN: Yirmi ya da yirmi dört kiloluk tahıl ölçeği.

TİMOKRASİ:Siyasal hakların yalnız varlıklı sınıfa tanındığı toplum düzeni.

TİMOR:Batı Endonezya’ya ait, doğusu ise bağımsız bir devlet olan ada.

TİMPANİ: Bakırdan yapılan küre biçiminde davul.

TİMSAL  :   Simge,sembol.  

TİMUR: Demir.

TİMÜS: Özden de denilen ve göğüs kemiğinin arkasında bulunan salgı bezi.

TİN :Ruh.

TİNAMU:Tropikal Afrika’da yaşayan tavuğa benzer bir kuş. Uçabildikleri halde genellikle yürümeyi ve koşmayı yeğleyen 46 kuş türünün ortak adı.

TİNİ:Hatay ilinde incirden yapılan rakıya verilen ad.

TİNKA (TİLKA) :Turna balığı büyüklüğünde eti lezzetli bir balık.

TİNTORETTO:Maniyerizm akımının ve geç dönem Rönesans sanatçılarının en önemli temsilcilerinden biri olan ünlü Venedikli ressam.

TİPİTAKA:Budacılığın güney okullarına ait kutsal metinler bütünü.

TİPİTİ:Güney Amerika yerlilerinin manyok bitkisinin zehrini almak için kullandıkları araç.

TİPO (TİPOGRAFİ):Kabartma biçimlerle ilgili baskı yöntemi.

TİPOLOJİ:İnsan tiplerini belirleme ve ayırt etme yöntemi.

TİR: Divan edebiyatında sevgilinin kirpiği için kullanılan mazmun.

TİR:Eski dilde ok..  

TİRAD:Yazı veya konuşmada bir düşüncenin kesintisiz gelişimi,uzun ve tumturaklı konuşma.

TİRAJ:Gazete ve dergini baskı sayısı.

TİRAJE DİKMEN:Özellikle manzara resimleri ve portreleriyle tanınmış kadın ressamımız.

TİRAJE:Eski dilde gökkuşağı.

TİRAMİSU:İtalyan mutfağına özgü bir cins pasta. 

TİRAMOL :Makaraları birbirine kavuşan bir palangayı açıp uzatmak işi. 

TİRAMOLA:Geminin rüzgar üstüne yada altına dönmesi için yelkenlerin kimini gevşetme,kimini germe işlemi.

TİRAT :Uzun  ve  tumturaklı  konuşma . Bir  tiyatro  oyununda  oyuncuların  bir  defada  söylediği parça.

TİRBUŞON :Genellikle mantardan yapılan tıpaları çekmeye yarayan burgu.

TİRE:Dikişte kullanılan pamuk ipliği.

TİRE:Kısa çizgi.

TİREK :Küçük ok.

TİRENDAZ :Eski dilde zarif giyinen kimse. Hamarat,elinden her iş gelen.

TİRENDAZ:Ok atan,okçu.

TİRHANDİL: Eskiden sünger avcılığında kullanılan başı ve kıçı sivri gelen ahşap tekneler. Yelken ve kürekle yürütülen bir tür gemi. Yelken ve kürekle yürütülen ve genellikle Bodrum’da kullanılan dayanıklı ve zarif tekne türü.

TİRİLTİRİL:Titrer gibi dalgalanan ince kumaş.

TİRİLYE :Bursa’nın Mudanya ilçesine bağlı,tamamıyla sit alanı olan Zeytinbağı bucağının eski adı.

TİRİLYE:İnce kabuklu ve yağ oranı yüksek,sofralık bir zeytin cinsi.

TİRİM:Bir geminin baş ve kıç taraflarında çektiği sular arasındaki fark.

TİRİŞİN:Van-Hakkari sınırında, kaya resimleriyle ünlü bir yayla.

TİRİT :Kızartılmış ekmeği et suyuyla haşlayarak yapılan yemek.  

TİRİT:Yaşlı ve zayıf kimse.

TİRİZ:Dar ve ensiz tahta.

TİRKEŞ: Ok atan,okçu.

TİRLE :Meme başı üzerine yerleştirilip sütün alınmasına yarayan araç.  

TİRLİN: Türlü kalınlıklarda mürekkeple çizgi çizmeye yarayan gereç.

TİRMA:Trabzon yöresine özgü bir tür un çorbası.

TİRNELE:Üç yada daha çok sayıda halat telinden elle örülerek yapılmış kısa ip.

TİRNİK:Burnunun ucunda şark çıbanı (Halep çıbanı) izi olan kimse.

TİROİT:Gırtlağın ön ve alt bölümlerinde bulunan,salgısını kana veren,çok damarlı önemli bir bez.

TİROTOMİ:Tiroit kıkırdağı dikine kesilerek gırtlağın açılması.

TİRPİTİL:Ufak bahçe çapası.

TİRSİ :Alosa’da denilen balık. Hamsigillerden yumurtalarını tatlı sulara bırakan bir balık.

TİRŞE:  Eskiden üzerine yazı yazmak için hazırlanan deri,parşömen. 

TİRŞE:Yeşil ile mavi arası bir renk.

TİRŞİK:Yemeği yapılan tadı ekşi bir ot.

TİRYAK:Bitkisel,hayvani yada madeni maddelerin karışımından yapılan macun,panzehir.

TİŞÖRT:Genellikle kısa kollu,pamuklu spor gömlek.

TİTAN  : Satürn’ün en büyük uydusu.

TİTAN:Parlak beyaz renkli basit bir element.

TİTANİK  :Bin dokuz yüz on iki yılında batan transatlantik. 

TİTİCACA ( TİTİKAKA):Güney Amerika’nın ikinci büyük gölü.

TİTR:Ad,unvan,etiket.

TİTREM:Sesin yükselip alçalması; ton.

TİTREYENGÖL:Manavgat Çayı’nın Akdeniz’e dökülürken oluşturduğu, doğal güzelliğiyle tanınmış göl.

TİVOLİ:İtalya’da bir kent.

TİYNET:Yaradılış,huy,maya.

TİZE: Denizcilikte halatı germe.

TJ:Çin’in plakası.

TJ:Tacikistan’ın internet harfleri.

TLOS:Muğla’nın Fethiye ilçesinde antik bir kent.

TM:Tulyumun simgesi.

TM:Türkmenistan’ın plaka imi.

TN:Tunus’un plakası.

TO  :Japonya’da kullanılmış eski bir hacim ölçüsü birimi.  

TOBALAR:Arjantin, Bolivya ve Paraguay’da yaşayan Kızılderili bir halk.

TOBOGGAN:Bir kavşağı aşmaya olanak veren,viyadük biçiminde kısa karayolu.

TOGA: Eski Romalıların ulusal giysisi olan geniş ve uzun harmani.  

TOHMA:Fırat ırmağının bir kolu.

TOK:Jokeylerin giydiği kenarsız başlık.

TOKA:İçki içerken birinin şerefine,sağlığına kadeh tokuşturulması.

TOKAÇ:  Çamaşır yıkamada kullanılan yassı tokmak.  

TOKAK:Biralık bir arpa cinsi.

TOKALOĞLU:Yurdumuza özgü bir kayısı türü (Tekel’in kayısı likörü bundan yapılır).

TOKAT:Hayvan ağılı.

TOKAY: Ünlü Macar şarabı.

TOKLU:Bir yıllık kuzu.

TOKMAK: Ağaçtan yapılmış iri çekiç.

TOKMAKBAŞ:Azman kaya da denilen bir balık. Kayabalığına verilen bir ad.

TOKMAR: Mersin’in Silifke ilçesinde bir kale.

TOKSİFOBİ: Zehirlenme korkusu.

TOKSİKOMAN:Uyuşturucu madde kullanma alışkanlığı olan kimse. Dıştan   sağlanan   her   türlü   maddeye   karşı    fiziksel ve ruhsal  bir  bağımlılık  duyan  kimse.

TOKSİN:Canlı organizmalarda görülen zehir.

TOKUR:Halk dilinde büyük bilyeye verilen ad.

TOL :Yayla veya bahçe kulübesi,/ küçük köy.  

TOLA: Tüyü kırkılmış deriler.

TOLERANS  :Hoşgörü. 

TOLGA :Savaşçıların başlarına giydikleri zırhlı başlık.

TOLÜEN:Maden kömürü katranında benzinle birlikte bulunan,eritici ve leke çıkarıcı olarak kullanılan,yanabilir sıvı hidrokarbür.

TOM:Olgun Hindistan cevizinden yapılan bir tür tespih.

TOMAK:  Ağaçtan yapılmış top.

TOMAK:Bir tür kalın ve ağır çizme.

TOMAKA:Kadın baş süslemelerinde kullanılan, çene altından ve yanakların üzerinden yukarı doğru geçirilerek baş örtüsüne kancalanan, genellikle gümüşten yapılmış takı.

TOMAR: Topun içini silmekte kullanılan ucu fırçalı çubuk.

TOMARA (TOMARİS) :Anadolu’nun Lidya bölgesinde kent. 

TOMARA:Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yetişen, salatası, yemeği ve turşusu yapılan, pazıya benzer bir bitki.

TOMARA:Gümüşhane’nin Şiran ilçesinde bir şelale.

TOMAS:Serto,dorak gibi adlar da verilen bir cins tulum peyniri.

TOMBAK :Kuyumculukta kullanılan yüzde sekseni bakır, yüzde yirmi çinkodan oluşan sarı renkli alaşım. Bileşiminde % 80-83 bakır,% 17-20 çinko bulunan,mücevhercilikte genellikle şerit ya da tel biçiminde bulunan pirinç.

TOMBAZ : Irmaklarda işleyen bir çeşit altı düz tekne.

TOMBOLO:Bir adayı anakaraya bağlayan kıyı dili yada kıyı oku. Kıyı dili.

TOMEKAN:Halk dilinde semizotuna verilen ad.

TOMOGRAFİ:Bir organ yada organizma kesitinin röntgen filmini çekme yöntemi.

TOMRUK:Kesilmiş ağacın silindir biçimindeki gövdesi.

TON: 1000kg.

TON:İnsan ya da çalgı sesinin yükseklik ya da alçaklık derecesi.

TONADİLLA:Doğu Timor’un başkenti.

TONAJ: Bir ticaret gemisinin iç hacminin hesaplanmasıyla elde edilen, 2.83 m3 ya da 10 İngiliz ayak küpü bir ton hesabı ile,hacim tonu olarak belirtilen taşıma kapasitesi.

TONALİTE:Belirli bir tonda yazılmış müzik parçasının niteliği.

TONET:Buharla ısıtıldıktan sonra bükülerek biçim verilen ahşap çubuklarla yapılan mobilya.

TONGA:Argo’da hile,düzen,tuzak.

TONGA:Kurumuş tütün yaprakları destesi.

TONİK :Acı portakal esansı ve kınakına özütü içeren soda tipi.

TONİLATO:Gemilerin alabileceği yükü belirtmekte kullanılan bir tona eşit birim.

TONİTROFOBİ: Gök gürlemesinden aşırı korkma.

TONMAYSTER:Radyo ve televizyonda ses sorumlusu,ses yönetmeni.

TONOMETRE: Göz içi basıncını ölçmeye yarayan aygıt.

TONOZ  :Bir mekanı örten kemerli yapı. Tuğla yada harçla örülmüş,alttan obruk,yarım silindir biçiminde tavan örtüsü .Biçimi alttan içbükey olmak üzere taş yada tuğla ve harçla örülmüş yarım silindir biçiminde tavan

TOOLBAR:Bilgisayarda araç çubuğu.

TOPAK:Ağaçtan yapılmış top.

TOPAK:Yufka açmak için avuç içinde yuvarlak bir biçim verilen hamur parçası.

TOPALAK: Samsun yöresine özgü,bulgur köftesi,barbunya fasulyesi ve didilmiş tavukla yapılan çorba. Kıyma ve bulgurla yapılan sulu köfte.

TOPALAK:Hünnapgillerden,yapraklarından yeşil boya çıkarılan bir bitki.

TOPAN:Aydın iline özgü bir zeytin cinsi.

TOPAN:Kefal balığına verilen bir başka ad.

TOPATAN:Güzel kokulu,sarı renkte,uzunca bir kavun türü.

TOPAZ: Alüminyum silikatı ve flüorinden oluşan, kahverengi yada soluk sarı renkte değerli süs taşı.

TOPİK:Nohut,tahin,patates ve kuru soğanla yapılan bir tür meze.

TOPKARIN: Boz bakkal da denilen ardıç kuşu.

TOPOGRAFYA:Bir kara parçasının doğal engebe ve özelliklerini kağıt üzerinde çizgilerle gösterme işi.

TOPOLOJİ:Geometrik cisimlerin nitelikleriyle ilgili özelliklerini ve bağıl konumlarını,biçim ve büyüklüklerinden ayrı olarak alıp inceleyen geometri dalı.

TOPONİMİ:Belli bir coğrafi bölgedeki yer adlarını,bunların kökenlerini,bölgede konuşulmakta olan dille yada ortadan kalkmış dillerle bağlantılarını inceleyen dilbilim dalı.

TOPUR:Kestanenin dikenli olan dış kabuğu.

TOPUR:Kök sökmekte kullanılan bir tür büyük balta.

TOR  : Acemi.

TOR :Sık gözlü ağ.

TOR:Bir dairenin kendi düzleminde bulunan fakat merkezinden geçmeyen bir doğru çevresinde dönmesiyle oluşan cisim.

TOR:Burularak esneklik sınırı yükseltilmiş özel beton çeliği.

TOR:Geleneksel Anadolu evlerinde,odada en saygın kişilere ayrılan baş köse.

TORA: Tevrat’ın Hazreti Musa’ya vahy edildiğine inanılan ilk beş kitabından oluşan birinci bölümü.

TORAK  :Kömürleştirilecek  ağaç  veya  pişirilecek  tuğlalarla  dolu  olan  ve  dışı  çamur  ile  sıvanan kümbet. 

TORAKS : Göğüs, bağır.

TORAMAN:Tombul, iri yapılı.

TORBEŞLER:Makedonya ve Kosova’da yaşayan etnik bir topluluk.

TORBİL :Gobene’de denilen bir balık.  

TOREADOR:Boğa güreşçisi,matador.

TORERO : Boğa güreşçisi.  

TORF:Göl kenarlarından çıkarılan ve çiçekçilikte kullanılan değerli bir toprak.

TORİK:Zoolojide (Palemye sarda) olarak tanımlanan,iri palamut balığına verilen ad.

TORİL: Arenada güreşten önce boğaların kapatıldıkları yer.

TORK  :  Bir kuvvetin uygulandığı kütleyi bir eksen etrafında döndürme eğilimi.

TORK:Meşrubat kapaklarının kapanma sıkılığı.

TORLAK:Bektaşilikte tarikata yeni girmiş acemi dervişlere verilen ad. Genç, toy.  

TORLUK:Lido da denilen ve bir lagünü denizden ayıran kıyı kordonu.

TORNA: Ağaç yada metal eşyaya yuvarlak bir biçim vermek için kullanılan çarklı tezgah.

TORNADA:Hızla dönen  rüzgarların oluşturduğu şiddetli siklon fırtınası.  Batı Afrika kıyılarında esen çok kuvvetli fırtına.

TORNADO:İki kişilik ve yelkenli bir yarış teknesi.

TORNET:Bilyeli tekerlekler ve küçük bir sandıktan oluşan basit taşıma aracı.

TORNİSTAN:Gemi için, pervaneyi ters yönde çevirme.

TORS:Gövde heykeli.

TORTİLLA:Meksika’da mısır unundan yapılan mayasız yassı ekmek.

TORTU: Çökelti.

TORTUM:Erzurum ilinde,Türkiye’nin en yüksekten dökülen şelalesi ve bir göl.

TORY:İngiltere’de XIX. yüzyıl başına kadar monarşi ve Anglikan geleneğini savunan parti.

TOSBAĞA: Kaplumbağa.

TOST:Özel makinede kızartılmış ekmek dilimi.

TOSUN :Bir ile üç yaş arasında bulunan burulmuş erkek sığır.  

TOTAL :Bütünsel.  

TOTALİTER:Demokratik hak ve özgürlüklerin tam anlamıyla baskı altında tutulduğu, terör ve zulme dayanan devlet yönetimleri için kullanılan söz.

TOTALİZER:Bütüncül.

TOTEM:İlkel toplumlarda topluluğun ondan türediği sanılan ve kutsal sayılan hayvan,ağaç,rüzgar gibi herhangi bir doğal nesne. Ongun.

TOTOLOJİ: Klasik mantıkta tutarsız olmadıkça reddedilemeyecek kadar açık ifade.

TOTOLOJİ:Top yuvarlaktır örneğinde olduğu gibi,aynı düşünceyi değişik terimlerle tekrarlamaya dayanan üslup kusuru yada oyunu.

TOY: Kızıl tüylü bir kuş.

TOY:Yemekli eğlence.

TOYAKA :Bükerek germek için iki kat edilmiş bir ipin ucuna geçirilen tahta parçası.

TOYGA:Anadolu’nun bir çok yöresinde yoğurtlu bulgur yada pirinç çorbasına verilen ad.

TOYGAR: Tarla kuşu.

TOYNAK:At,eşek gibi hayvanların tırnağı.

TOZAK:Gizli düzen.

TOZAK:Toz fırtınası.

TOZAN:Çok ince toz tanesi.

TOZKOPARAN:Çok rüzgarlı yer.

TÖDÜRGE:Sivas ilinde bir göl.

TÖHMET:Birine yüklenen henüz aydınlanmamış suç. Suçlama.

TÖMBEKİ:Özellikle İran’da yetişen ve nargile ile içilen bir tütün türü.

TÖMER:Türkçe öğretim Merkezinin kısa yazılışı.

TÖNGÜL:İzmir’in Ödemiş ve Tire ilçelerine özgü  bir tür pide.

TÖPİ: Eski Türklerde başa giyilen bir çeşit kisve.

TÖR:Evde ya da odada saygıdeğer kişilerin oturduğu baş köşe.

TÖRE:Bir toplulukta benimsenmiş,yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin,kuralların,gelenek ve göreneklerinin,alışkanlıkların bütünü. Bir toplumdaki ahlakla ilgili davranış biçimleri.

TÖRPÜ:Bir şeyin yüzündeki pürüzleri gidermek,düzgünleştirmek için kullanılan kısa,ince,pürtüklü iğne.

TÖVBE:Günahtan dönme.

TÖZ  :Kök, asıl, cevher. Değişenlerin özünde değişmeden kaldığı varsayılan idealist kavram.

TRABLUS:Libya’nın başkenti.

TRABZAN  :Merdiven parmaklığı.  

TRAFİK:Seyrüsefer.

TRAJEDİ:Konusunu efsanelerden veya tarihi olaylardan alan,acıklı sonuçlarla bağlanan bir tür tiyatro eseri,ağlatı..

TRAK:Bandırma açıklarında 1944 yılında batan Türk yolcu gemisi.

TRAK:Tropikal Asya kökenli bir pelesenk çeşidi.

TRAKE:Soluk borusu.

TRAKİT : Yanardağ kayalıkları arasında bulunan bir feldispat türü.  

TRAKONYA (TRAKUNYA): Yüzgeçleri dikenli ve zehirli,eti sevilen bir balık. Levrekgillerden eti sevilen bir balık, çarpan balığı.

TRAM :Bir mimarlık yada şehircilik planını oluşturan ızgara,ağ.

TRAM:Fotomekanik işlemlerde duyarlı tabaka önüne yerleştirilen kareli veya ağımsı saydam bir malzemeden oluşan elek. Fotoğraf klişesi üzerindeki noktaların sıklığını,seyrekliğini belirleyen ölçü.

TRAMBOLİN:Somyaya benzer bir jimnastik aracı ve bu araç üzerinde zıplayarak yapılan spor.

TRAMPA:Para aracılığı olmaksızın,bir nesnenin dolaysız olarak başka bir nesne ile değiştirilmesi.

TRANÇA:İzmaritgillerden kemikli bir balık.

TRANSANDANTAL :  Deney üstü. 

TRANSATLANTİK:Atlantik Okyanusunu aşarak Avrupa ile Amerika arasında çalışan gemi.

TRANSFORMASYON:Biçim değişimi,dönüşüm.

TRANSFORMİZM  :Dönüşümcülük. 

TRANSFÜZYON  :Kan aktarımı.  

TRANSİLVANYA:Romanya’da tarihi ve coğrafi bir bölge.

TRANSİSTOR:Germanyum ve silisyum elementlerinin iletkenliklerinden yararlanmayı sağlayarak elektronik tüplerin elektrik titreşimlerini genişletmekte kullanılan alet.

TRANSKRİPSİYON:Bir dildeki kelimelerin başka bir dilin alfabesi ile veya belirli işaretlerle yazılması,yazı çevrimi.

TRANSLİTERASYON:Yabancı yazıların,okunuşları dikkate alınmadan harf harf aktarılması,harf çevirisi.

TRANSPLANTASYON:Organ aktarımı.

TRANSVESTİZM: Genellikle cinsel haz alma amacıyla karşı cinsin kılığına girme.

TRANŞ:İnek veya dana budunun orta bölümü.

TRANŞÖR:Bir lokantada etlerin kesilmesiyle görevli metrdotel,

TRAP: Tiyatro sahnesinde yerde bulunan kapak.

TRAP:Havaya fırlatılan bir plakanın vurulması ilkesine dayanan atıcılık dalı.

TRAP:Hendek,tuzak.

TRAPEZ:Uçlarına bir çubuk bağlanmış iki düşey ipten oluşan bir jimnastik aracı.

TRAPEZUS: Trabzon kentinin antik dönemlerdeki adı.

TRAPİST:Ömür boyu konuşmama ilkesine dayalı bir Hıristiyan tarikatının üyelerine verilen ad.

TRAPP:Büyük merdiven basamakları şeklinde volkan kayası.

TRATA :Çekilerek balık avlamaya yarayan,genellikle daire şeklinde el ağı.  Torbalı balık ağı.

TRAVERS:  Üzerine    rayların    yerleştirildiği   ,  yere    enine    konulmuş   demir   veya   ağaç   parçalarının   her   biri. 

TRAVERTEN:Irmak ve kaynarca sularının buharlaşması sonucunda oluşan,çoğunlukla beyaz yada gri renkli katmanlı bir kayaç,pamuktaşı. Pamukkale örneğinde olduğu gibi,kimi kaynak sularının yığdığı kalker tortu.

TRAVMA :Organizmada darbeyle oluşan bozukluk.

TRAVMATOFOBİ: Travmaya maruz kalmaktan aşırı korkma.

TRE:Bir maddedeki kükürt oranını tespit etmek için kullanılan alet.

TREAZ:İçinde deniz kabuğu kalıntıları olan kum.

TREBLİNKA:Polonya’da,binlerce Yahudi’nin öldürüldüğü ünlü Nazi toplama ve imha kampı.

TREFON:Embriyonlardan çıkarılan ve kullanılması hayvansal doku kültüründe kesinlikle gerekli olan besleyici madde.

TREKKİNG:Yüksek    rakımlı    ülkelerde    turizm    ve    dağcılık    etkinlikleri   arasında   yer   alan   yürüyüş   gezileri .  Dağ yürüyüşü.  

TREMA:Kimi sesli harflerin üstüne konan yan yana iki nokta.

TREMOFOBİ:Titreme korkusu.

TREMOLİT :İçinde   magnezyum , kalsiyum , demir   ve   alüminyum   bulunan amfibol grubundan doğal silikat.

TRENÇKOT:İçi astarlı,kemerli,su geçirmez pardösü,yağmurluk.

TREND:İstatistikte uzun süreli eğilim,yönelim.

TREPAK:Ukrayna’ya özgü bir halk dansı.

TREPAN:Cerrahide kemikleri delmeye yarayan alet.

TRETMAN:Senaryo özeti.

TRETUVAR: Yaya kaldırımı.

TREVİ:Roma’yı tekrar görebilmek için içine para atılması adet olan ünlü çeşme.

TREYLER:Traktör veya kamyonlara,daha çok yük taşımalarını sağlamak için takılan araba.

TRİBOLOJİ  :Birbirine sürtünen cisimlerin karşılıklı etkileşimini inceleyen bilim dalı.  

TRİGONOMETRİ:Üçgenleri hesaplamayı konu edinen matematik kolu.

TRİKE:Üç tekerlekli Alman motosikleti.

TRİKO:Örülerek dokunan bir cins yün kumaş.

TRİKOPATOFOBİ: Saç hastalıklarından korkma.

TRİKOSEFAL:Kırbaç kurdu.  

TRİKOTAJ:Örme işleri.

TRİL:İki yanaşık notayı hızlı ve almaşık bir biçimde yineleyerek ortaya konan vokal yada enstrümental ses.

TRİLOJİ:Üçleme.

TRİMARAN:Sert bir armatürle birleştirilmiş,uzun ve birbirine koşut üç gövdeden oluşan ve özellikle açık deniz yelken yarışlarında kullanılan tekne. İki yerine üç gövdeli katamaran türü.

TRİNKETA:Yelkenli gemilerde pruva direğinin en altta bulunan ana sereni ve bu serene bağlanan yelken.

TRİO  :Müzikte üçlü.  

TRİP:Uyuşturucu maddenin etkisinde olma,keyif hali.

TRİPOLİS: Denizli’nin Buldan ilçesinde antik bir kent.

TRİPTİK:Otomobiller için verilen geçici gümrük belgesi.

TRİREM :Üst   üste   üç   ayrı   güvertedeki   kürekçilerin   kol   kuvveti   ile   yürüttükleri   antik   savaş gemisi.

TRİŞİN:   İnsanların ince bağırsağında yaşayan bir solucan türü.

TRİŞİN: Domuzlar,insanlar ve bir çok memelinin ince bağırsağında asalak olarak yaşayan ipsi bir solucan türü.

TRİŞÖR:Oyunda,özellikle pokerde hile yapan kimse,üçkağıtçı.

TRİTON: Yunan mitolojisinde belden aşağısı balık,belden yukarısı insan biçiminde ikincil deniz tanrısı. Yunan mitolojisinde Yunan kökenli olmayan deniz tanrısı.

TRİYAS:İkinci çağın yaklaşık 45 milyon yıllık dönemi.

TRİYO: Üç kişilik müzik topluluğu.

TRİYOLE: Kafiye şeması “ab aaa bbb” şeklinde olan 10 mısralı bir nazım biçimi.

TROCADERO: Bandırma vapurunun ilk adı.

TROÇKİ:Kızıl ordunun kurucusu olan Sovyet lider.

TROK:Ekonomide değiş tokuş,takas anlamında kullanılan terim. Değiş,mal değişi,trampa.

TROL    :Teknelerle suyun dibinde sürüklenerek çekilen, geniş ağızlı balık ağı.

TROLL:İskandinav folklorunda,bazen büyü de yapabilen kötü ruhlu dev canavar.

TROMB :ABD’de,Batı Afrika’da ve dünyanın benzer başka ülkelerinde zaman zaman beliren,dönercesine yükselen dar çerçeveli hava hareketi.

TROMBOLİN: Üzerinde atlayarak ve sıçrayarak çeşitli hareketler  yapılan, çelik yaylar üzerine gerilmiş bez ve bu bez üzerinde yapılan spor.  

TROMBON: Sürgü kolunun hareketiyle değişik yükseklikte seslerin elde edildiği nefesli çalgı.

TROMBUS :Kan pıhtısı.

TROMP:Binanın bir bölümünü tutmaya yarayan köşe kubbesi.

TRONA:Cam üretiminde ve sanayide kullanılan soda külü.

TROPİKA:Dönence.

TROPOSFER :   Atmosferin 11 km kalınlığında olan ilk katmanı.

TROTİNET:Bir ayakla üzerine binilip,öbür ayakla yeri teperek yol alınan bir çocuk oyuncağı.

TROTUAR  :Yaya kaldırımı. 

TROY:Değerli madenler için kullanılan İngiliz ağırlık sistemi.

TROYKA  :Bir devletin yada bir şirketin yönetimini birlikte yürüten üç kişilik topluluk. 

TROYKA:Rusya’da üç atla çekilen kızak veya araba.

TRÖST:Aynı alanda iş yapan çeşitli ortaklıkların hisse senetlerinin bir denetim teşkilatına teslim edilmesi ve yönetimin bir teşkilatı yöneten gruba aktarılmasıyla oluşan,tekelci sermayedarlığa dayanan ortaklıklar birliği.

TRUBADUR:On birinci yüzyılın sonundan on üçüncü yüzyılın sonuna değin Fransa,İtalya ve İspanya’nın bazı yörelerinde halk dilini kullanarak ürün veren şair-müzisyenlere verilen ad.

TRUD:  Sovyetler Birliği döneminde para yerine kullanılmak üzere 1921 ve 1922’de kabul edilen emek hesap birimi.  

TRUP:Aynı tiyatroda çalışan oyuncular topluluğu.

TRUVAKAR :Uzunca kadın ceketi.  

TRUVAKAR KOL:Dirsekle bilek arasında biten,bileğe kadar uzamayan kısa kol veya boyu.

TRÜF :Genellikle kahveyle birlikte yenilen bir tür çikolata.

TRÜF:Yeraltında yetişen değerli bir mantar cinsi.

TRÜK:Sinema ve tiyatroda teknik ustalıkla yapılan gösteri.

TSAMPA:Tibet köylülerinin temel besinini oluşturan arpa unu.

TSANTSA: Güney Amerika’da yaşayan Jibarolar’da (Jivarolar da denir) ,özel işlemlerle portakal kadar küçültülen düşman kafasına verilen ad.

TSUNAMİ:Deniz tabanında oluşan depremin yarattığı büyük dalga. Deprem dalgası.

TSUZUMİ:Gövdesinin ortası kum saati biçiminde boğumlu,iki yüzlü Japon davullarının genel adı.

TUAK:Endonezya’ya özgü,palmiyeden elde edilen bir içki.

TUAL:Yağlı boya resim yapmaya yarayan bez.

TUAREGLER:Cezayir,Libya ve Mali’nin bazı bölgelerinin de içinde olduğu geniş bir alanda yaşayan ve Berberi dillerinden birini konuşan halk.

TUBA  :Kökü yukarıda dalları aşağıda olduğuna inanılan cennet ağacı.   

TUBA:Romalılardan kalma bakırdan yapılmış bir nefesli saz.

TUBELESS :İçsiz.

TUDE: Küme, yığın.    

TUFA:Argo’da silahla yapılan hırsızlık.vurgun,kazanç.

TUFEYL: Küçük çocuk.

TUFEYLİ :Asalak.

TUGAY: Alayla tümen arasında bir askeri birlik.

TUĞ: Bazı kuşların tepelerinde bulunan uzunca tüy,sorguç.

TUĞ:Padişahların ve vezirlerin başlarına taktıkları başlıkların ön tarafında bulunan tüy veya püskül biçimindeki süs.

TUĞLA: Duvar örmekte kullanmak için kalıplara dökülüp güneşte kurutulduktan sonra özel ocaklarda pişirilen balçık.

TUĞRA: Osmanlı padişahlarının imza yerine kullandıkları sembolleşmiş işaret.

TUĞRİK: Moğolistan’ın para birimi.

TUĞYAN: Akarsu taşması,kabarması.

TUHAFİYE: Çorap,mendil,eldiven gibi giyime ve kurdele,dantel gibi giysi süsüne yarayan şeyler. İncik boncuk işleri.  

TUHFE: Armağan,hediye.

TUJ:Kars, Ardahan ve Iğdır yörelerinde yetiştirilen beyaz yünlü koyun cinsi.

TUKAN:Tropikal Amerika’da yaşayan kimi hafif gagalı kuşların ortak adı.

TUL:Eski dilde boylam. Uzunluk.

TULANİ:Uzunluğuna,uzunlamasına olan,boyuna.

TULKU:Tibet Budizm’de,ölen bilge bir kişinin ruhunun girdiğine inanılan çocuklara verilen ad.

TULU:Güneşin doğması.  

TULUAT: Yazılı metni olmayan,kararlaştırılmış taslağı, yerine zamanına göre oyuncular tarafından,sahnede yakıştırılan sözlerle tamamlanan oyun,doğaçlama tiyatro.

TULUK:  İçine pekmez, peynir, yağ vs konulan yada yayık olarak kullanılan deri tulum.  

TULUM: Bazı yiyecek ve içecekler için koruyucu kap olarak kullanılan,önü yarılmadan bütün olarak yüzülmüş hayvan derisi.

TULUM:Üflemeli bir çalgı,gayda.

TULUMBA: Sıvıları alçak yerlerden çekmeye veya yüksek yerlere çıkartmaya yarayan bir araç.

TULUMİNİ: Konya’nın Beyşehir ilçesinde bir mağara.

TULUNTAŞ: Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde,sarkıt ve dikitleriyle ünlü mağara.

TULUP :Atılmış, eğrilmeye hazırlanmış, top biçiminde yün veya pamuk . 

TULUYHAN:Cengiz Han’ın oğullarından biri.

TUMAN: Don,şalvar.

TUMAN:Halk dilinde don,şalvar. İç donu.

TUMBADIZ:Kısa ve şişman kimse.

TUMŞUK:Papağan,kartal gibi kuşların kemerli gagası.

TUMTURAK: Gerekli olmadığı halde kulağa hoş gelen,gösterişli kelimeler kullanma.

TUMTURAKLI :Bir anlam   bildirmeyen , anlama bir şey katmayan ama kulağa hoş gelen söz ve anlatımı ifade eder.

TUN:Gizli yer,köşe bucak.

TUNÇ: Bakır,çinko ve kalay alaşımı,bronz.

TUNER:Bir elektrofonun veya başka elektro-akustik sistemin yükseltici ve hoparlörleriyle birlikte kullanılmak üzere tasarlanmış güç yükseltici olmayan radyo alıcısı.

TUNG :Çin’de yetişen ve meyvelerinden kurutucu bir yağ elde edilen ağaç.  

TURA:Halat gibi örülmüş iplik çilesi.

TURA:Metal paranın resimli yanı.

TURAB:Toprak.

TURABDİN:Mardin’in Midyat ilçesinde Süryani mimarisi açısından zengin bir bölge.

TURAÇ: Bıldırcına benzer bir kuş. Sülüngillerden soyu azalmış bir kuş türü.

TURAN:Türklerin Orta Asya’daki en eski yurtlarına verilen isim.

TURANDOT:Carlo Gossi’nin bir komedyası.

TURBA  :Yarı kömürleşmiş bitki yakıtı.  

TURFA:Az bulunan,eski,nadir.

TURFANDA: Mevsimin başında ilk yetişen meyve sebze.

TURGAY:Tarlakuşu,toygar.

TURHAN BAYTOP:Türkiye’nin tıbbi ve zehirli bitkileri,Türkiye’de bitkiler ile tedavi,Türkçe bitki adları sözlüğü gibi yapıtlarıyla tanınmış eczacımız.

TURHAN: Soylu ve seçkin kimse.

TURİNG:Gezinti,seyahat.

TURKUAZ:Yeşile çalan mavi renk.

TURNA:Göçebe bir kuş.

TURNAGEÇİDİ:Baharda esen bir fırtına.

TURNAGÖZÜ:Berrak ve parlak sarı. Açık sarı renk.

TURNAKIRI:Kırmızımtırak  gri renk.

TURNALAR:Bingöl’ün Solhan ilçesinde,içinde yüzen iki adacığı da bulunan bir göl.

TURNUSOL:Bir takım bitkilerden elde edilen mavi boya maddesi.

TURTA:Bir pasta çeşidi.

TURUNCU: Kızıl sarı renk,turunç rengi.

TURUNÇ:Marmaris ilçesinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir  koy.

TUŞ:Haldun Taner’in bir öykü kitabı.

TUŞE :Eski dilde nevale,azık.  

TUŞE:Klavyeli çalgıları çalma biçimi.

TUŞPA:Urartu devletinin başkenti olan Van’ın o dönemdeki adı.

TUTAK :Ağrı’nın bir ilçesi.

TUTARIK (TUTARAK)(TUTARGA) : Sara hastalığı.Ruh hastalığı nöbeti.

TUTİ:Eski dilde papağan.

TUTKAL:Deri ve kıkırdak gibi hayvansal maddelerden elde edilen,katılaşıp sertleşme özelliğiyle tahta,kağıt vb yapıştırmaya yarayan bir madde.

TUTMAÇ:Dört köşe kesilmiş küçük hamur parçalarından yapılan yoğurtlu çorba.

TUTTİ:Bir orkestradaki tüm çalgılarla çalınan bölüm.

TUTTURGAÇ:Ataş.

TUTU :İpotek, rehin.  

TUTULUM:Bir yıl boyunca Güneş’in gökküresi üzerinde çizdiği çemberin sınırladığı daire.

TUTYA:Çinko.

TUVAL:Ressamların kullandığı gerdirilmiş keten,kenevir veya pamuklu kaba kumaş üzerine yapılan resim. Yağlı boya resim yapmaya yarayan bez ve bu bez üzerine yapılmış tablo.

TUVALU:Büyük Okyanusta bir ülke.

TUYUĞ:Divan edebiyatında,dört dizeden oluşan bir şiir türü. Mani biçiminde aruzla yazılmış manzume.

TUZ RUHU: Hidroklorik asit.

TUZ: Bir asitteki hidrojenin yerini bir bazın almasıyla oluşan bileşim.

TUZLAMA: Suda haşlanmış kestane.

TUZLAMA: Taneleri büyük parçalar halinde doğranmış işkembe çorbası.

TÜF :Yanardağların püskürttüğü kül, kum ve lav parçacıklarından oluşan gözenekli ve hafif çökelti taşı.

TÜFE :Tüketici fiyat endeksinin kısaltması.

TÜKENMEZ:Peynirli bir çorba.

TÜL:Çok ince gözenekli pamuk,ipek veya sentetik dokumadan yapılmış perde.

TÜLAREMİ:Avcı hastalığı,tavşan vebası gibi adlar da verilen ve kenelerle bulaşan bir hastalık.

TÜLBENT:Pamuktan ince ve seyrek dokunmuş hafif ve yumuşak bezden yapılmış baş örtüsü.

TÜLİNTEPE: Elazığ ilinde,MÖ beş bin yıla tarihlenen bir höyük.

TÜLÜ:Karaman’da Yörükler tarafından dokunan bir cins halı.

TÜLÜ:Kimi yörelerde uzun tüylü,süslü,güreşçi erkek deveye verilen ad.

TÜMEN:Tugayla kolordu arasında yer alan birlik.

TÜMEVARIM:Felsefede tekil olandan genel olana giden,tek tek olgulardan genel önermelere varan yöntem,endüksiyon.

TÜMÜLÜS:Bir mezar odasının üstüne taş ve toprak yığılarak oluşturulan yapay tepecik.

TÜMÜR:Bağırsakların iç yüzeylerinde bulunan pürtüklerin adı  

TÜN:Gece.

TÜNGÜR: Şamanların ayin sırasında ruhları çağırmak için çaldıkları davul.

TÜNİK:Pantolon ya da etek üzerine giyilen bir kadın giysisi.

TÜRAB: Toprak,toz.

TÜRBE: Genellikle ünlü bir kimse için yaptırılan ve içinde o kimsenin mezarı bulunan yapı.

TÜRBEDAR: Türbe bekçisi.

TÜRBÜLANS:Burgaçlar oluşturarak akan bir akışkanın devinimi.

TÜRE:Hak ve hukuka uygunluk,adalet.

TÜREV: Bir madde üzerinde yapılan kimyasal işlemler sonucu elde edilen bir başka madde.

TÜRKAN: Türkler.

TÜRKBÜKÜ:Bodrum yakınlarında turistik bir belde.

TÜRKELİ: Sinop’un bir ilçesi.

TÜRKELİ:Avşa adasına verilen ad.

TÜRKGÖZÜ: Türkiye ile Gürcistan arasındaki sınır kapısı.

TÜRKMANİ:Azerilerde özel bir ezgiyle okunan halk türkülerine verilen ad.

TÜRKYEMEZ: Bir armut cinsi.

TÜTÜ:Balerinlerin giydiği eteklik.

TÜVAN: Güç,takat.

TÜVANA:Eski dilde dinç, güçlü, kuvvetli.

TÜVEYÇ: Eski dilde taç yaprak.

TÜVİT: Çeşitli kalınlıkta ve kaba yüzeyli kumaşların ortak adı.

TÜYO:Yarış öncesinde belirlenen yada tahmin edilen yarışmacı hakkında verilen gizli bilgi.

TÜZE:Hukuk.

TÜZEL:Hükümle ilgili,hükmi.

TÜZÜK:Statü.