Bulmacadaki kelimelere göre  hazırlanmış 

BULMACA SÖZLÜĞÜ  

 A B C Ç D E F G H I İ J K L M N

 O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z       [Ana Sayfa]

  Düzenleyen :

  Sabahattin ÖZTÜRK

 

YABA: Harman savurmakta kullanılan,çatal biçiminde,tahtadan tarım aracı.

YABAN:Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun bir romanı.

YAD :Yabancı.

YADA:Eski Türklerde yağmur yağdırıp yel estirdiğine inanılan büyü taşı.

YAFES: Nuh’un üç oğlundan biri olan Yahudi peygamberi.

YAFTA: Büyük haritaları,planları veya modelleri oluşturan ayrı parçalardan her biri.

YAFUR:Ceylan yavrusu.

YAĞCIBEDİR:Bergama yakınlarındaki bir kasabanın adı ile anılan,saf yünden dokunan kök boyalı halılara verilen ad. Balıkesir’in Sındırgı ve Bigadiç yörelerindeki dağ köylerinde geleneksel el tezgahlarında dokunan yün halılara verilen ad.

YAĞI:Düşman,hasım.

YAĞIMCUR:Ekmek,yağ,tahin ve pekmezle yapılan yiyecek.

YAĞIR: Atın omuzları arasında kalan bölge.

YAĞIR:Atların sırtında eyer vurulmasından dolayı açılan yara.

YAĞLIK:Büyük mendil.

YAĞMURCA: Dağ keçisi.  

YAĞMURCA:Bazı yörelerde alageyiğe verilen ad.

YAHNİ: Etli,sebzeli ve bol soğanlı bir yemek türü. Kavrulmuş soğan ve salça ile pişirilen,sade yada etli yemek.

YAHU: Hey bana bak anlamında bir ünlem.

YAHUDA:  İsa Peygamberi ele vermesiyle tanınan Yahudi.  

YAK: Tibet öküzü.Tibet’te,Asya’nın bazı yörelerinde yabani veya evcil olarak yaşayan,kılları uzun öküz türü.

YAKA:Kıyı,kenar.

YAKACIK : Bir kiraz cinsi.

YAKAMOZ:Denizde yaşayan,Latince adı Noctulica Milliaris olan,dokunulduğunda ateş böceği gibi ışık saçan plankton.(Milyonlarcası bir araya gelince geceleri bir balık veya bir kayık çarptığında ışık saçarlar). Gece denizde balıkların yada küreklerin kımıldanışıyla oluşan parıltı.

YAKARCA:Tatarcık böceğine verilen bir başka ad.

YAKARI : Tanrıdan bir şey dilemek amacıyla söylenen söz.

YAKIM : Göçebe ve yarı göçebe Türkmenler arasında, genellikle ölülerin ardından söylenen ağıt  ve bozlağa benzer türkü.  

YAKIM: Genellikle ölülerin ardından söylenen,ağıt niteliğindeki türkü.

YAKİN: Kesin,eksiksiz ve sağlam bilgi.

YAKİNEN: Kesin bir biçimde,kuşkusuz olarak.

YAKİTORİ:Japon mutfağına özgü,kümes hayvanı etinden yapılan şiş. Bekletilmiş kümes hayvanı etinden yapılan şiş.

YAKLAŞIM:Bir sorunu ele alış,ona bakış biçimi.

YAKMA  :Halk dilinde şarbon hastalığına verilen ad.  

YAKMAÇ:Brülör.

YAKUT:Pembe veya erguvan tonları ile karışık koyu kırmızı renkte,saydam, değerli bir taş.

YAKUTİYE:Erzurum’da ünlü bir medrese.

YAKUZA:  Japon mafyası.  

YAL  :Köpek ve ineklere yedirilmek üzere un ve kepekle hazırlanan yiyecek.  Hayvanın iştahını açmak için verilen az miktardaki yiyecek.

YALABIK :Alevin oynayarak parıldaması,parlama,parıltı. Parlak,parıltılı,ışıltılı.

YALADERMA:Boyu 50 cm’ye kadar olan bir deniz balığı.

YALAK :Halk dilinde boşboğaz,söz taşıyan.  

YALAK:Çeşme,musluk vs. çevreye sıçramasını veya akıp gitmesini önlemek için konulan delikli taş tekne. Hayvanların su içtikleri taş veya ağaçtan oyma kap.

YALAKA:Dalkavuk. Arsız,sırnaşık.

YALAMA:Fırça izlerini belli etmeden yapılan resim.

YALAMANDAPİKA:Endonezya’nın Cava ve Sumatra adalarıyla Güney Hindistan’da yaygın bir tür gölge oyunu.

YALAMUK :Çam   ağacının   çiğnenip   emilen   iç   bölümü   ve   bunu   almak   için   ağacın   gövdesine açılan yara , soymuk. 

YALAN :Tahsin Yücel’in bir romanı.

YALANDÜNYA: Mersin’in Gülnar ilçesinde bir mağara.

YALANKOZ:Mürver ağacına verilen bir başka ad.

YALAPŞAP:Baştan savma,üstünkörü.

YALAZAN: Yıldırım.

YALDIRAK:Parlak,cilalı.

YALE:ABD’de tanınmış bir üniversite.

YALGIN:Ilgın,pusarık,serap.

YALI:Su kıyısında yapılmış büyük,görkemli ev.

YALIÇAPKINI : Su  kıyılarında  yaşayan, sırtı  mavi  ve  yeşil, karnı  pas  rengi  bir  kuş. İskele kuşuna verilen ad. 

YALIM:Kılıç,bıçak gibi kesici araçların keskin yüzü.

YALIN:Şekersiz kahve.

YALINKAT: Basit,derinliği olmayan,üstünkörü.

YALIYAR:Yüksek kıyılarda dalga aşındırmasıyla oluşan ve aşınma sürdükçe karanın içine doğru gerileyen yer,Falez.

YALMAN:Sarp,dik.

YALPA:Rüzgar veya dalgaların etkisiyle geminin bir sancağa,bir iskeleye yatıp kalkması.

YALPAK:Sokulgan,cana yakın.

YALPİ:İki tepe arasındaki düzlük.

YALU:Asya’nın doğusunda bir ırmak.

YALVAÇ:Kendisine kitap gönderilmiş peygamber,resul.

YAM  :Posta beygiri.  

YAM:Tropikal   bölgelerde   yetişen   ve   nişastaca   zengin   yumru   kökleri  yiyecek olarak kullanılan bitki.

YAMAK:Bir işte yardımcı olarak çalışan erkek. Erkek yardımcı.

YAMAMOTO:Pearl Harbour’da 7 Aralık 1941’deki baskını planlamış,bindiği uçağın ABD’liler tarafından düşürülmesi sonucu ölmüş ünlü Japon amirali.

YAMANLAR: İzmir’in önemli bir mesire yeri olan dağ.

YAMANSAZ:Antalya’nın Lara bölgesinde,yaklaşık 150 kuş türünü barındıran bir göl.

YAMATO:Japonya’nın eski adı.

YAMBO:Suudi Arabistan’da,Medine’nin limanı olan kent.

YAMÇI:Bir yüzü uzun tüylü,kalın yünden dokunarak yapılmış yağmurluk.

YAMİ:Hint mitolojisine göre ilk dişi insan.

YAMUK:Yalnız iki kenarı koşut olan dörtgen.

YANAL : Alaca,iki renkli.

YANARDÖNER:Dünyada yalnızca Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde yetişen bir çiçek.

YANAŞMA:Genellikle bir çiftçinin yanında çalışan işçi.

YANCIK:Atın üstüne bağlanan valiz.

YANG:   Çin felsefesinde eril,gök,aydınlık,etkin ve delici olarak düşünülen ilke. 

YANGI:İltihap.

YANKİ :ABD halkından olan kimse.

YAPAĞI:İlkbaharda kırkılan koyun yünü.

YAPALAK:Bir baykuş türü.

YAPINCAK: Marmara bölgesinin her tarafında Çanakkale ve Gelibolu da yaygın olan beyaz üzüm. Seyrek taneli,kırmızı benekli bir üzüm cinsi

YAPOK:Tropikal Amerika’nın ırmak ve göllerinde yaşayan keseli bir hayvan.

YARA :Yarık, gedik.  

YARALIGÖZ:Batı Karadeniz Bölgesi’ndeki Küre Dağları’nın orta kesiminde yer alan bir dağ.

YARAN:Dostlar.

YARASA:Zoolojide (vespertilio) olarak tanımlanan,ön ayakları perdeli kanat biçiminde gelişmiş,vücudu yumuşak sık kıllarla kaplı iskeletleri hafif yapılı,uçabilen memeli hayvan.

YARDA: Yaklaşık olarak 91 cm gelen İngiliz uzunluk ölçüsü birimi.

YARDAK :Yardımcı.

YARDAKÇI:Kötü işlerde birine yardım eden kimse.

YAREN :Arkadaş. Sohbet toplantıları düzenleyen ve yöneten kişiye verilen ad.

YARIKKAYA: İskenderun’a özgü bir fırtınanın yerel adı.  

YARIMBURGAZ:İstanbul’da Türkiye’nin en eski tarih öncesi yerleşme yeri olması nedeniyle büyük önem taşıyan mağara.

YARKA:Büyük piliç.  

YARKURUL (KOMİSYON):Encümen.
YARLIK:
Hükümdar buyruğu. Ferman 
  

YARMA:İri taneli tahıl.

YARMA:Ortadan kolayca yarılan ve çekirdeğinden ayrılabilen meyve.

YARPUZ:Nane türünden,kısa saplı,az veya çok tüylü,güzel kokulu bir bitki türü.Yaban nanesi.

YASAN:Niyet.

YASAVUL :İlhanlılarda ordu müfettişlerine verilen ad Eski Türk devletlerinde yolları koruyup gözeten görevlilere verilen ad..  

YASEMİN: Uzun taneli ve kokulu bir pirinç türü.

YASEMİN:Zeytingillerden beyaz,kırmızı yada sarı renkli çiçekleri güzel kokulu olan bir ağaççık. Botanikte (Jasminum) olarak tanımlanan,zeytingillerden,beyaz kırmızı veya sarı renkli güzel kokulu çiçekleri olan,1-2 m boyunda,süs bitkisi olarak yetiştirilir.

YASMIK:Halk dilinde mercimek.

YASTAĞAÇ:Üstüne hamur açılan,yemek yenilen tahta.

YASTIK :Fide yetiştirmek için ince toprak ve gübreden hazırlanmış yüksekçe yer.

YAŞMAK:Eskiden kadınların ferace ile birlikte kullandıkları,gözleri açıkta bırakan ince yüz örtüsü. Başla birlikte yüzü,ağzı kapatan örtü. Peçe.

YAT:Kalkan ve zırh gibi koruma aracı.

YATAĞAN:Namlusu eğmeçli ve iki yanı da keskin,bir tür uzun savaş bıçağı.

YATIR:Belli bir yerde mezarı olan,doğa üstü gücü bulunduğuna ve insanlara yardım ettiğine inanılan ölü,evliya.

YATKI:Bir şeyde bükülmekten ötürü oluşan çizgi.

YATUK :Kanun, santur gibi yatırılarak çalınan sazların ortak adı.  

YAVANSU: Muğla’nın Dalaman ilçesinin Göcek beldesinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir koy.

YAVAŞA:Huysuz atları yola getirmek için dudaklarına takılan tahta kıskaç .

YAVE:Saçma sapan söz.

YAVEGU:Anlamsız ve saçma sapan konuşan.

YAVER:Emir subayı. Yardımcı.

YAVRUAĞZI:Kavuniçi ile pembe arası bir renk.

YAVŞAK :Bit yavrusu.  

YAVUZ:Kötü,fena ,güçlü,çetin.

YAYGI:Yere veya döşeme üzerine serilen örtü.

YAYIK:Tereyağı çıkartmak için sütün içinde dövüldüğü veya çalkalandığı kap.

YAYVAN:Eni boyundan ve derinliğinden çok olan,basık ve geniş.

YAZAĞZI:Halk dilinde ilkbahara verilen ad.

YAZANAK :Rapor.  

YAZI :Ova.  

YAZILIKANYON:Isparta’nın Sütçüler ilçesinde bitki örtüsünün çeşitliliği ve doğal güzelliğinden dolayı “tabiat parkı” kapsamına alınmış yöre.

YAZILIKAYA:Çorum’da,Hititler döneminde yapılmış açık hava tapınağı.

YAZILIM:Bir bilgisayara ne yapması gerektiğini bildiren komutlar.

YAZMA:Bohça,yemeni,baş örtüsü gibi şeyler yapmakta kullanılan,üstüne boya ve fırça ile veya tahta kalıplarla desen yapılmış bez.

YAZMA:Kabakulak hastalığı.

 

YAZMAN  :Katip.  

YB:İterbiyum’un simgesi.

YED:El.

YEDEK:Yularından çekilerek götürülen boş binek hayvanı.

YEDİEMİN (YEDDİEMİN) :Birden çok kişi arasında hukuki durumu çekişmeli olan bir malın,emanet olarak bırakıldığı kimse.

YEDİGİR: Büyükayı’yı oluşturan yedi yıldıza topluca verilen ad.

YEGAN:    Birler,tekler.

YEĞİN:Zorlu,katı,şiddetli.

YEĞNİ: Ağır olmayan,hafif.

YEHOVA:Yahudilerin tanrıya verdikleri ad.

YEKAVAZ:Bütün beyitleri arasında konu birliği bulunan gazele verilen ad.

YEKE :Kayıkta dümen kolu. Dümeni kullanmak için dümenin baş tarafına takılan kol.

YEKİNMEK:Davranmak,ayağa kalkmak.

YEKNESAK:Tek düze,monoton.

YEKTA:Tek,eşsiz,biricik.

YEKTE:Halk dilinde  etek anlamında kullanılan sözcük.

YEL:Romatizma ağrısı.

YELALİM:İvedilikle,koşa koşa,telaşla.

YELDİRME:Kadınların çarşaf yerine kullandıkları,başörtüsüyle birlikte giyilen hafif üstlük.

YELE:Balıklarda sırt yüzgeci.

YELEÇ  :Havadar. 

YELEK: Okun yay kirişine takılan bölümündeki tüy.

YELEKEN :Yüksek ve çevresi açık yer.

YELEME :Ciddi olmayan,ciddi işlerle uğraşmayan. Havai.

YELİNÜSTÜ: Eskişehir’in Günyüzü ilçesinde bir mağara.

YELKOVAN:Orta irilikte bir deniz kuşu.

YELLEME: Amasya,Tokat ve çevresinde oynanan türkülü,halay türü bir halk oyunu.

YELLİ:İşveli,fıkırdak.

YELVE: İspinozgillerden,tüyleri yeşilimsi,ağaçlık ve fundalıklarda yaşayan,güzel ötüşlü bir kuş,flurya(veya Flurcun).

YEM :Ağızotu.

YEM: Hayvan yiyeceği.

YEMENİ: Kadınların başlarına bağladıkları bir tür tülbent. Kalıpla basılıp elle boyanmış tülbent,yazma.

YEMENİ:Deriden ayağa göre kesilerek,taban ve parmak üstleri ile topuğa doğru uçları kıvrılıp,deri sırımlarla bağlanan ayakkabı.Çarık Bir tür hafif ve kaba ayakkabı.  

YEMLİHA:Yedi uyurlardan biri.

YENİ DÜNYA: Renkli ya da sırlı sırçadan yapılan ve süs olarak asılan top.

YENİÇERİ:Osmanlı imparatorluğunda piyade asker sınıfı.

YEOMAN:Ortaçağ İngiltere’sinde mültezim.

YEPELEK:İnce yapılı,zarif,narin. Nazenin.

YEPTİS:Gri veya sarı renkte,etçil bir sinek cinsi.Çulluk sineği.

YEREGEÇEN  :Havuç.

YEREL:Mahalli.

YEREVİ: Tek katlı ev,kulübe.

YERİNMEK: Pişman olmak.

YERKÖPRÜ:Konya’nın Hadım ilçesinde ünlü bir şelale ve mağara.

YERLEŞKE : Kampus.  Kent dışında kurulmuş bir üniversitenin alan ve yapıları.

YESAR: Eski dilde sol taraf.

YESARİ:  Solak.  

YESEMEK:Gaziantep’in İslahiye ilçesinde,Hitit dönemine ait ünlü açık hava atölyesi.

YEŞİLBAŞ:Ördekgillerden,tüyleri mavi,beyaz yada kahverengi bir yaban ördeği türü.

YEŞİM :  Açık yeşil ve pembe renkli, kolay işlenen, değerli bir taş. 

YEŞU:Dört büyük Yahudi peygamberinden biri. Hazreti Musa’nın kendisine varis tayin ettiği komutan.

YETİ :Himalayalar’da yaşadığına  inanılan “kar adam”a verilen ad. 

YETİ:Meleke.

YETİK: Bilgili,olgun.

YETKİN: Mükemmel.

YETKİNLİK:Olgunluk.

YEVM:Eski dilde gün.

YEZDAN: Tanrı.

YEZİDİ:Musul bölgesinde yaygın bulunan,Tanrının iyiliği,şeytanın kötülüğü temsil ettiğine,Tanrı ile Şeytan arasında sürekli bir tartışma olduğuna inanan bir İslam mezhebi.

YIKI:Yıkılmış bir kent ya da yapıdan geriye kalan taş, duvar vb. nin tümü; Ören, harabe.

YILANCIK:Kırmızı kabartılarla ortaya çıkan deri enfeksiyonu.

YILANKAVİ:Dolambaçlı,dolanarak giden.

YILDIRAK: Güney yarımkürede bulunan parlak bir yıldız.Süheyl.

YILIK:Çarpık,eğri ağız. Eğri,yamuk.

YILKI:Başıboş bırakılmış at veya eşek.

YIR :Halk dilinde şiir. Ezgi,türkü,nağme

YIRTLAZ:Arsız,edepsiz,küstah.

YISA:Birçok kişinin yaptığı işlerde gayret vermek için söylenen söz.

YİDİŞ:Yahudi Almancası da denilen ve Aşkenazi Yahudileri tarafından kullanılan dil. İbranice ve Aramca ile birlikte Yahudilerin üç temel yazı dilinden biri.

YİLBİK: Sara hastalığı.

YİNEKE:Bizans kiliselerinde kadınlara ayrılan bölüm.

YİNG:Çin düşüncesinde dişi ilke    

YİRİK:  Halk dilinde yanık, yırtık..  

YİRMİLER:Resimde simgecilik akımına duydukları ilgiyle bir araya gelen ve 1891;1893 arasında Belçika’da ortak sergi açan sanatçıların oluşturduğu grup.

YİSA:Denizcilikte,hep birlikte yapılan işlerde,çalışanları gayrete getirmek için kullanılan sözcük.

YİV :Ek çizgisi, bir vidada iki diş arasında kalan çukur bölüm. 

YİVAÇAR:Metal çubuk ve borulara diş açan alet,pafta.

YMİR :Eski İskandinav mitolojisinde evrenin yaradılışında oluşan ilk canlı.  

YOGA:Ruhsal yaşama ve bedene egemen olmayı sağlayan Hint felsefe sistemi.

YOGİ:Yoga felsefesini uygulayan derviş.

YOĞURTLAMA: Patlıcan,havuç,biber gibi sebzelerle ve yoğurtla yapılan bir yemek.

YOĞUŞMA:Su buharının soğuyarak sıvı hale dönüşmesi.

YOKOZUNA:Sumo güreşinin en büyük derecesi.

YOLAK:Keçiyolu,patika.

YOLANTA:Çaykovski’nin son yapıtı olan opera.

YOM:Uğur,iyi talih,iyi haber.

YOMA:Sabit manevralarda ve gemileri bağlamada kullanılan,üç veya dört kollu halat.

YOMUT:Türkmenistan’da dokunan değerli bir halıya verilen ad.

YONAK:Marangoz keseri.

YONCA:Başak durumundaki çiçekleri kırmızı veya mor renkli,hayvanlara  yem olarak yetiştirilen çayır bitkilerine verilen genel ad.

YONGA:Kesilen,yontulan veya rendelenen bir şeyden çıkan parça.

YONGA:Tütün yaprağı dizesi.

YONGAR:Üç telli bağlama.

YONT:Başıboş hayvan.

YONTKUŞU:Kuyruksallayan kuşuna verilen bir başka ad.

YORAM :Dokuzuncu İsrail kralı.

YORGA:Biniciyi sarsmayan at yürüyüşlerinden biri.

YORGALAMA:Ayak ve baldır kaslarının felcinden ileri gelen özel yürüyüş biçimi.

YORGO BACANOS: Rum asıllı Türk besteci.

YOROZ  :Giresun yakınlarında bir burun.  

YORTANLI:Bergama ilçesinde Allianoi antik kentini sular altında bırakacak olan baraj.

YORTU  :Hıristiyan bayramı. 

YOSUN:   Tallı bitkilerin,çoğu sularda yetişen ilkel yapıdaki örneklerine verilen genel ad.

YOVL:Grandi ve bocurum direkleriyle donatılmış iki direkli yelkenli tekne.

YOZ :Soysuz,dejenere.

YÖNETMELİK:Talimatname.

YÖNEY:Vektör.

YÖNEYLEM:Karmaşık sorunların çözümünde ve incelemesinde bilimsel ve özellikle matematiksel yöntemlerin uygulanması.

YÖNSEME: Psikolojide belli bir amaca ya da sonuca yönelen,etkinliğe dönüşmeyen etki gücü,temayül.

YÖRÜNGE:Bir gök cisminin hareket etmesi süresince aldığı yol.

YUAN  :Çin’in para birimi.  

YUBATMAK:Geciktirmek,bekletmek anlamında yerel sözcük.

YUFKA:Oklava ile açılan ince,yuvarlak hamur yaprağı.

YUĞ:Eski Türklerde ölüler için yapılan tören.

YUKA:Avize ağacı da denilen,süs bitkisi olarak kullanılan,odunsu gövdeli kılıç benzeri yaprakları olan bir ağaççık.

YUKAÇ: Yer katmanları kıvrımlarının tümsek bölümü,semer.

YUKİ:Orhan Boran’ın yarattığı radyo oyunu tipi.

YUKON:Kuzey Amerika’nın en büyük akarsularından biri.

YULAF:Hayvan yemi olarak yetiştirilen bir bitki.

YUMRU:Sap,kök yada dallarda bulunan yedek besin taşıyan şişkinlik.

YUMUŞ:İş,hizmet buyruğu.

YUNA:Hayvanın sırtına eyerin altına konulan belleme.

YUNAK  :Hamam. 

YUNDA:Kuyruksallayan da denilen bir kuş.

YUNT:Ege bölgesinde bir dağ.

YUNUS :Zoolojide (Delphinus) olarak tanımlanan,ılık ve sıcak denizlerde sürüler halinde yaşayan,boyları 3 m’ye kadar erişebilen memeli deniz hayvanı.

YUPPİE  (YUPİ):İş dünyasında başarılı ve hırslı genç insanlara yapılan bir yakıştırma.  

YURA:Dağ sırtı,dik yokuş.

YURAK: At arabalarında tekerlek parmağı.

YURDU :İğnenin deliği.

YUSUFİ :Padişah, sadrazam, vezirler ve yüksek dereceli devlet erkanının giydiği kavuk.  

YUVAK:Toprak damları sıkıştırmakta kullanılan silindir biçimli ağır taş.

YUVALAK: Etle birlikte pişen nohut içine,fındık büyüklüğünde hazırlanmış bulgurlu köftelerin karıştırılmasıyla yapılan bir tür çorba.

YUVARLAMA:Gaziantep yöresine özgü küçük köftelerle yapılan bir yemek.

YÜKSÜK:Dikiş dikerken,iğnenin batmasını önlemek için parmak ucuna takılan kesik koni biçiminde koruncak.

YÜLÜME:Bedendeki fazla kılları ustura ile alma;

YÜLÜMEK : Tıraş etme,kazıma.

YÜRE:Koyunun üstündeki tüy.

YÜRÜK:Çabuk yol alan,hızlı giden.

YÜZÜKLERİN  EFENDİSİ  :John Ronald Reuel Tolkien’in alegorik romanı.