|
Bulmacadaki kelimelere göre hazırlanmış |
|||
|
|
ZA :Güney Afrika Cumhuriyetinin plakası. ZA:Cezayir’de bir ırmak. ZA:Fas’ta bir ırmak. ZABITA:Kanunlarla belediyeye verilmiş emir ve yasakları belediye sınırları içerisinde takip etmekle görevli kolluk kuvveti. ZABİTAN:Subaylar. ZAÇ:Kükürtle demir birleşimlerinden biri. ZADE:Erkek evlat,oğul. ZADEGAN:Eski dilde soylular,aristokrasi. ZAFER:Biralık bir arpa cinsi. ZAFERANİ:Safrana benzeyen,safran renginde. ZAFRA:Küba’da şeker kamışı hasadı. ZAĞ:Taş üzerinde bilenen bir kesici aracın keskin yüzüne yapışan ve aracın iyi kesebilmesi için yağlanmış yumuşak taşla kaldırılması gereken çok ince çelik parçaları,kılağı. ZAĞANOS:Bir cins doğan kuşu. ZAĞAR :Bir av köpeği cinsi. ZAĞARA:Yaka kürkü. ZAĞCI:Bileyici. ZAHİR:Dış yüz,görünüş. ZAHİRE : Gerektiği zaman kullanılmak için saklanan tahıl. ZAHİRİYE:Kuran ve hadislerin açık anlamlarından başka hiçbir yorum kabul etmeyen,kıyasa yer vermeyen Sünni mezhep. ZAHİT:Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getiren kimse. Kaba sofu. ZAHM:Eski dilde yara. ZAHR:Eski dilde arka,sırt. ZAHTER :Bir çeşit kekik. ZAİ:Eski dilde,herkesçe bilinen şey anlamında sözcük. ZAİDE:Mozart’ın Türk müziğinden esinlenerek bestelediği ilk operası. ZAİRE:Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin eski adı. ZAİT:Çoğaltan,artıran. Gereksiz,fazla. ZAİT:Matematikte artı işareti. ZAKİR: Zikreden,anan. Tekkelerde ayinde ilahi okumakla görevli hanende. ZAKKUM :Pembe, beyaz çiçek açan, kışın yaprak dökmeyen, zehirli bir ağaççık. ZAKUSKİ:Rus mutfağına özgü,yemekten önce sunulan meze tabağı. ZALEME:Eski dilde zalimler, zulmedenler. ZAMAK:Alüminyum,bakır ve magnezyum katılmış çinko alaşımlarının adı. ZAMANTI :Seyhan ırmağının en uzun ve en önemli kolu. ZAMBAK :Botanikte (Lilium candidum) olarak tanımlanan,90-100 cm yüksekliğinde,güzel ve iri çiçekli,çok yıllık bir süs bitkisi. ZAMBO:Amerika sömürge bölgelerinde bir zenciyle bir Hintliden doğanlara verilen ad. ZAMBUK:Basra Körfezi’nde ve Kızıldeniz’de kullanılan bir çeşit yelkenli tekne. ZAMENHOF:Esperanto dilini bulan Polonyalı doktor. ZAMİR :İçyüz,iç. ZAMK :Eriyiği yapıştırıcı olarak kullanılan akasya,kitre,sütleğen gibi bazı ağaçların kabuklarından sızarak donan,renksiz veya sarı kırmızımtırak renkte amorf madde. ZAMPARA:Sürekli kadın peşinde koşan erkek,çapkın erkek. ZAN:Sanı. ZANAAT:Eski dilde el ustalığı. ZANGOÇ:Kilisede çan çalan kimse. ZANİ:Eski dilde zina işleyen. ZANİYE:Zina eden kadın,fahişe. ZANKA:İki atlı kızak. ZAPOTE:Vatanı orta Amerika olan bir meyve ağacı. ZAPTİYE:Osmanlı İmparatorluğunda toplum güvenliğini sağlamakla görevli askeri polis kuruluşu. ZAPTURAPT:Sıkı düzen,disiplin. ZAR:Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde görülen,gövdeye cin girmesiyle ortaya çıktığına inanılan ruhsal hastalık. ZARANGELER:Eskiden İran’ın kuzeydoğusunda yaşamış bir halk. ZARB:Hint müziğine özgü vurmalı bir çalgı. ZARBEZEN:Osmanlı ordusunda kullanılmış küçük çaplı bir top. ZARGANA :Zoolojide (Belone belone ) olarak tanımlanan,uskumrugillerden,40-60 cm boyunda, vücudu silindir biçiminde, gaga gibi ince, uzun, sivri ağızlı bir balık. ZARİZARİ:Hüngür hüngür anlamında bir söz. ZARP: Güçlü, şiddetli etki. ZARTA :Yellenme. ZARZUELA:İspanya kökenli müzikli kısa oyun. ZATÜLCENP:Akciğer zarının iltihabı,satlıcan. ZATÜRREE:Sancı,ateş ve öksürükle beliren, tehlikeli bir akciğer iltihabı. ZAVA :Bakırcı örsü. ZAVİL.: Türk müziğinde bir makam adı. ZAVİL:Soymuk. ZAVİYE :Bir tarikatın müritlerinin yolculukları sırasında konakladıkları , ibadet ve ayin yaptıkları tekkelere verilen ad. Küçük tekke. ZAYİÇE:Eskiden yıldızların belli bir zamandaki yerlerini,durumlarını gösteren çizelge. ZAZADİN:Anadolu Selçukluları döneminde Konya-Aksaray yolu üzerinde yapılan ünlü kervansaray. ZEAMET:Anadolu Selçukluları ve Osmanlılarda belirli görev ve hizmet karşılığında kişilere verilen toprak,tımar. Osmanlı toprak düzeninde yıllık geliri yirmi bin ile yüz bin akçe arasında olan dirlik. ZEBAN:Konuşulan dil,lisan. ZEBANİ:Cehennem bekçisi. ZEBELLAH (ZEBELLA):İri ve korkunç görünümlü insan. Çok iri yarı kimse. ZEBERCET :Zümrüde benzer değerli bir taş . Sarı renkte ve cam parlaklığında, doğal demir ve magnezyum silikat.. ZEBHİYE:Eskiden kasapların kestikleri hayvanlar için ödedikleri vergi. ZEBU:Asya’nın tropikal bölgelerinde yaşayan Hindistan kökenli hörgüçlü evcil bir sığır türü. ZEBUN:Güçsüz,zayıf,aciz. ZECİR:Zorlama,bir işi zorla yaptırma. ZECRİ:Zorlayıcı,zorlayan,yasaklayan. ZEFİR:Genellikle gömlek yapmakta kullanılan,çizgili ve ince bir pamuklu kumaş. ZEFİRAN:Özellikle diş hekimliğinde dezenfektan olarak kullanılan benzelyum klorüre verilen ad. ZEHAP:Sanma,zannetme. ZEHRA:Yüzü çok parlak olan. ZEK: Sovyetlerde Gulag kamplarındaki tutuklulara verilen ad. ZEKAVET:Çabuk anlama ve kavrama,zeyreklik. ZEKER :Erkeklik organı. ZEKERİYA SOFRASI : Kırk çeşit yiyecekli sofra. ZELEM:Kastamonu yöresine özgü bir tür lokma tatlısı. ZELİL:Hor görülen,aşağılanan. ZELOFOBİ :Kıskançlık korkusu. ZELVE:Çift öküzünün boyunduruktan çıkmaması için kullanılan çubuk. ZEM :Boyanmamış seramik rengi. ZEM:Kötüleme, yergi. ZEMBEREK:Saatleri çalıştıran yay. ZEMBİL :Büyük hasır çanta. Hasırdan örülmüş saplı torba. İçine konulan öte beriyi taşımak için kullanılan kap. ZEMHERİ :Kışın en soğuk günleri .Karakış. ZEMZEM:Kabe yakınında bulunan kuyu ve bu kuyunun Müslümanlarca kutsal sayılan suyu. ZEN :Budizm’in Buda’yla tek vücut olmayı amaçlayan bir kolu. ZEN:Eski dilde kadın. ZENANA :Ev giysileri, sabahlık vb. yapımında kullanılan, ipekli ya da pamuklu, dökümlü kumaş. ZENANE:Eski dilde kadınca,kadın gibi. ZENANİR:Papazların bellerine bağladıkları kuşak. ZENCEFİL:Bir baharat türü. ZENER:Parapsikolji deneylerinde kullanılan,beş biçimi olan oyun kartları. ZENİ :Eski dilde sıhhi. ZENNE: Orta oyununda kadın rolüne çıkan erkek. ZENOBER:Cıva sülfür bileşimli bir mineral. ZENON:Hareketin gerçekliğini,daha doğrusu uzayın nesnel gerçekliğini yadsıyan uçak ok, Akhilleus ve Kaplumbağa adlı paradokslarıyla tanınmış eski Yunan filozofu. ZEPLİN:Çoğunlukla hidrojen veya helyumla şişirilmiş güdümlü balon. ZER :Eski dilde altın. ZERAB:Eski dilde beyaz şaraba verilen ad. ZERAVENT:Loğusa otu da denilen ve kökleri halk hekimliğinde kullanılan bir bitki,kabakulak otu. ZERD :Sararmış,solgun,sarı. ZERDALİ:Kayısı ağacının Akdeniz ülkelerinde yetiştirilen küçük meyveli bir türü. ZERDE:Safranla renk ve koku verilen bir çeşit şekerli pirinç peltesi. ZERDEÇAL:Hint safranı. ZERDEVA:Ağaç sansarı. ZERDÜŞT:İran’da Mecusi dinini kuran kimse. ZERDÜŞTİ:Mecusi. ZERİN:Güzün ekilen kılçıksız buğday cinsi. ZERK:İçitim. |
ZERKAR:Sırmayla işlenmiş,sırmalı. ZERO:İkinci Dünya Savaşı yıllarında Japonlar tarafından kullanılan avcı uçağı tipi. ZERRE :Küçük nesne. ZERZEVAT:Sebze. ZEST:Bazı yiyecekleri kokulandırmakta kullanılan portakal,limon yada ağaç kavunu kabuğu. ZETETİK:Bir sorunun çözümünü bulmaya yönelik felsefe yöntemi. ZETUT:Süsen bitkisinin,Cezayir’de yiyecek olarak kullanılan soğanına verilen ad. ZEUGMA:Gaziantep’te,Nizip’in doğusunda Helenistik,Roma,Bizans dönemlerine ait bir antik kent kalıntısı. ZEVAHİR:Bir şeyin dışarıdan görünüşü,dış yüz,görünüm. ZEVAİD:Vakıflarda hizmet karşılığı olmaksızın bir kimseye herhangi bir nedenle karşılıksız verilen şey. ZEVAL:Yok olma,yok edilme. ZEVAT :Kişiler, zatlar. ZEVCE:Ayal.Erkeğin eşi. ZEVEBAN: Erime. ZEVRAK:Kayık. ZEVZEK:Tatsız ve çok konuşan,geveze. ZEYBEK:Efe. ZEYD (ZEYT) :Kişi. ZEYİL :Eski dilde bir yazıya eklenen parça. ZEYİLNAME:Sigortada yapılan değişiklikleri gösteren ve poliçeye eklenen belge. ZEYLEN:Ek olarak,altta. ZEYTAN :Zeytinyağı çıkaran kimse. ZEYTUNİ:Kahverengiye yakın yeşil renk. ZIBIK:Kamış yada benzeri nesneden yapılmış düdük. ZIBIN :Bebeklere iç çamaşırı olarak giydirilen ince pamukludan kısa kollu giysi. ZIH: Sayfa çevresine çekilen çizgi. ZIH:Giysilerin kol,yaka,etek kenarlarına dikilen şerit yada kaytan. ZIH:Marangoz işlerinde ince kenar pervazı. ZILAL :Gölgeler. ZILGIT:Korkutma,çıkışma,gözdağı verme,azarlama. ZIMNİ:Kapalı olarak yapılan veya söylenen,dolayısıyla anlatılan,kapalı,gizli. ZIPIR:Delişmen. ZIPKA:Karadeniz kıyısı halkının giydiği dar paçalı potur. ZIRTABOZ:Sözü dinlenmez. ZIRTLAK:Yavan,tatsız. ZIRVA:Saçma sapan,boş,anlamsız söz. ZIVANA:İki ucu açık küçük boru. ZIVANA:Kilidin dilinin yerleşmesi için açılan delik. ZIVARIK :Konya’nın Altınekin ilçesinin eski adı. ZİBA:Süslü,güzel. ZİBEK:Pırasa,soğan,sarımsak gibi bitkilerde tohum aşamasında tam ortadan çıkan ve tohumları taşıyan kol,dal. ZİBİDİ :Gülünç derecede dar ve kısa giyinmiş olan. Yersiz ve zamansız davranışları olan kimse. ZİBZİBİ:Bızbız’da denilen ve davula sol elle vurulan ince değnek. ZİDA:Pas açıcı. ZİFİR:Koyu karanlık. ZİFİR:Tütün dumanının bıraktığı yağlı kir. ZİFOS: Yerden sıçrayan çamur. ZİFT:Katran ve diğer organik maddelerin buharlaşmasından elde edilen,kolay kırılan,az ısı ile eriyen,katı siyah parlak madde. ZİGA:Ihlara vadisinin girişinde bulunan kaplıca. ZİGANA: Gümüşhane ilinde,kayak merkezi olan bir dağ. ZİGGURAT:Eski Mezopotamya’da,bir çok kattan meydana gelen kule biçiminde tapınak. ZİGON:Üçlü yada dörtlü gruplar halinde birbirinin içine geçebilecek biçimde yapılmış sehpa takımı. ZİHAF:Aruz ölçüsünde,uzun okunması gereken bir hecenin kalıba uydurmak için kısa okunması. ZİKRAL:Bazı spor malzemelerinin yapımında kullanılan alüminyum alaşımlarının genel adı. ZİLHİCCE:Kurban ayı. ZİLİ (SİLİ):Kilime benzer, renkli ve motifli uzun yolluk. Renkli motiflerin içlerinin doldurularak desen oluşturulması. ZİLLET:Hor görülme,alçalma. ZİLLİMAŞA:Edepsiz,şirret. ZİMAM :İdare, yönetim. ZİMAMDAR:Eski dilde yönetici,iş başında bulunan kimse. ZİMAR:İslam hukukunda elden çıkmış ve yeniden ele geçmesi beklenmeyen mal. ZİMBİLOK :Siirt ve Diyarbakır yörelerinde düzenlenen “cigor” şenliği sırasında yapılması gelenekselleşmiş olan bumbar dolmasına verilen ad. ZİMMİ(ZİMNİ):Türk gölge oyununda Müslüman olmayan tiplemelere verilen ad. ZİMMİ:İslam devleti tebaasında olan ve haraç veren Hıristiyanlar,Yahudiler. ZİNAV:Tokat’ın Reşadiye ilçesinde bir göl. ZİNCİRİYE:Mardin’de ünlü bir medrese. ZİNDANDELEN :Palamut balığının iki kilodan büyük olanına verilen ad. ZİNFANDEL:Kaliforniya’da yetişen ve kaliteli bir şarap veren üzüm cinsi. ZİNHAR:Asla,hiçbir zaman. ZİNNUR:Nurlu, ışıklı. ZİP:Sıkı kapanan bir fermuar türü. ZİR:Alt,aşağı. ZİR:Sazın en ince ses veren teli. ZİRAM:Tarımda kullanılan bir mantar ilacı. ZİRİTLA:Ordu ili yöresinde lokma tatlısına verilen ad. ZİTHER:Bazı telli çalgıları tanımlamada kullanılan ortak ad. ZİVER:Eski dilde süs. Süs,ziynet. ZİVİRCİK:Ege ve Akdeniz bölgelerinde yetişen,tohumları çok zehirli küçük bir ağaççık. ZİZİM:Cem Sultan’a Avrupalılarca verilen ad. ZLOTİ :Polonya para birimi. ZN:Çinko’nun simgesi. ZOBU:Eskiden vezir konaklarındaki bir bölüm müstahdeme verilen ad. ZODYAK:Gökküresinde üzerinde on iki burcun eşit olarak dağıldığı kuşak. Burçlar kuşağı. ZOE: Birçok onayaklı kabukluda orta sularda yaşayan larva biçimi. ZOKA:Büyük balıkları tutmakta kullanılan,küçük balık biçiminde,ucu iğneli kurşun parçası. ZOKVAN : Japon imparatorlarının öldükten sonra memurlarına verdiği unvan ve görev. ZOLOTA:Osmanlı devletinde kullanılmış bir tür gümüş para. ZOMA.(ZUMA) :Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da konar-göçerlerin kıl çadırlarından oluşan yayla yerleşmesi. ZON:Briçte bir roberi oluşturan iki bölümden her biri. ZON:Sepet örmede kullanılan yumuşak ağaç çubuk. ZONA :Deride, sinirler boyunca,özellikle gövde, bacak ve yüzde bir takım ağrılı fiskelerin dökülmesiyle beliren mikroplu bir hastalık ZONARO:İkinci Abdülhamit döneminde saray ressamlığı yapmış,Batı resim anlayışının Türkiye’de yaygınlaşmasına katkıda bulunmuş ünlü İtalyan ressam. ZONTA:Görgüsüz, kaba saba kimse” anlamında argo sözcük. ZOO :Hayvanlar veya hayvan yaşamı ile ilgili Yunanca öntakı. ZOOFOBİ:Bazı hayvan hastalıklarından duyulan korku. ZOOLOG :Hayvan bilimci. ZOOTEKNİ:Evcil hayvanları üretme ve yetiştirme bilimi. ZORALIM:İşlenen bir suç karşılığı olarak suçlunun malının bütünü veya bir bölümü üstündeki mülkiyetine son verilmesi ve bu mülkiyetin bir başka kuruluşa devredilmesi, müsadere. ZORKUN:Osmaniye ilinde ünlü bir yayla. ZR:Zirkonyum’un simgesi. ZUHURİ:Orta oyununda taklitçi. ZUK:Halk dilinde ,kuşun kursağında biriktirerek yavrusuna verdiği yeme verilen ad. ZULMET:Eski dilde karanlık. ZULUBYA : Balla hazırlanan bir hamur tatlısı. ZULULAR:Bantu diliyle konuşan Güney Afrika zenci halkı. ZUM :Optik kaydırma. ZUPA :Hırvatistan ve Slovakya’da bir kont tarafından yönetilen toprağa verilen ad. ZUPAN: Ortaçağda Slav ülkelerinde,bugün Batı ülkelerindeki kontun karşılığı. ZURNA: Keskin bir ses çıkaran ve çoğu zaman davulla veya dümbelekle birlikte çalınan nefesli çalgı. Üflemeli bir çalgı. ZÜBDE: Özet,söz. ZÜCCACİYE: Cam,porselen vs maddelerden yapılmış eşya. ZÜHRE: Venüs gezegeni. ZÜHT: Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp,buyurduklarını yerine getirme,takva. ZÜLAL: İçimi hoş ve tatlı su. Saf su. ZÜLALİ: Posoflu lakabıyla da anılan ve doğayı, özlemlerini, toplumsal bozuklukları konu alan şiirleriyle tanınan halk şairimiz. ZÜLBİYE: Konya yöresine özgü yemeklerden yaş ya da kuru erikten yapılan bir tür sebze yahnisi. ZÜLÜF : Şakaklardan sarkan saç lülesi. Sevgilinin saçı. ZÜMRE: Topluluk,camia. |