Bulmacadaki kelimelere göre  hazırlanmış 

BULMACA SÖZLÜĞÜ  

 A B C Ç D E F G H I İ J K L M N

 O Ö P R S Ş T U Ü V Y      [Ana Sayfa]

  Düzenleyen :

  Sabahattin ÖZTÜRK

 

ZA  :Güney Afrika Cumhuriyetinin plakası.  

ZA:Cezayir’de bir ırmak.

ZA:Fas’ta bir ırmak.

ZABITA:Kanunlarla belediyeye verilmiş emir ve yasakları belediye sınırları içerisinde takip etmekle görevli kolluk kuvveti.

ZABİTAN:Subaylar.

ZAÇ:Kükürtle demir birleşimlerinden biri.

ZADE:Erkek evlat,oğul.

ZADEGAN:Eski dilde soylular,aristokrasi.

ZAFER:Biralık bir arpa cinsi.

ZAFERANİ:Safrana benzeyen,safran renginde.

ZAFRA:Küba’da şeker kamışı hasadı.

ZAĞ:Taş üzerinde bilenen bir kesici aracın keskin yüzüne yapışan ve aracın iyi kesebilmesi için yağlanmış yumuşak taşla kaldırılması gereken çok ince çelik parçaları,kılağı.

ZAĞANOS:Bir cins doğan kuşu.

ZAĞAR  :Bir av köpeği cinsi.  

ZAĞARA:Yaka kürkü.

ZAĞCI:Bileyici.

ZAHİR:Dış yüz,görünüş.

ZAHİRE : Gerektiği zaman kullanılmak için saklanan tahıl.  

ZAHİRİYE:Kuran ve hadislerin açık anlamlarından başka hiçbir yorum kabul etmeyen,kıyasa yer vermeyen Sünni mezhep.

ZAHİT:Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getiren kimse. Kaba sofu.   

ZAHM:Eski dilde yara.

ZAHR:Eski dilde arka,sırt.

ZAHTER  :Bir çeşit kekik.

ZAİ:Eski dilde,herkesçe bilinen şey anlamında sözcük.

ZAİDE:Mozart’ın Türk müziğinden esinlenerek bestelediği ilk operası.

ZAİRE:Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin eski adı.

ZAİT:Çoğaltan,artıran. Gereksiz,fazla.

ZAİT:Matematikte artı işareti.

ZAKİR:  Zikreden,anan. Tekkelerde ayinde ilahi okumakla görevli hanende. 

ZAKKUM  :Pembe, beyaz çiçek açan, kışın yaprak dökmeyen, zehirli bir ağaççık.  

ZAKUSKİ:Rus mutfağına özgü,yemekten önce sunulan meze tabağı.

ZALEME:Eski dilde zalimler, zulmedenler.

ZAMAK:Alüminyum,bakır ve magnezyum katılmış çinko alaşımlarının adı.

ZAMANTI :Seyhan ırmağının en uzun ve en önemli kolu.

ZAMBAK :Botanikte (Lilium candidum) olarak tanımlanan,90-100 cm yüksekliğinde,güzel ve iri çiçekli,çok yıllık bir süs bitkisi.

ZAMBO:Amerika sömürge bölgelerinde bir zenciyle bir Hintliden doğanlara verilen ad.

ZAMBUK:Basra Körfezi’nde ve Kızıldeniz’de kullanılan bir çeşit yelkenli  tekne.

ZAMENHOF:Esperanto dilini bulan Polonyalı doktor.

ZAMİR :İçyüz,iç.

ZAMK :Eriyiği yapıştırıcı olarak kullanılan akasya,kitre,sütleğen gibi bazı ağaçların kabuklarından sızarak donan,renksiz veya sarı kırmızımtırak renkte amorf madde.

ZAMPARA:Sürekli kadın peşinde koşan erkek,çapkın erkek.

ZAN:Sanı.

ZANAAT:Eski dilde el ustalığı.

ZANGOÇ:Kilisede çan çalan kimse.

ZANİ:Eski dilde zina işleyen.

ZANİYE:Zina eden kadın,fahişe.

ZANKA:İki atlı kızak.

ZAPOTE:Vatanı orta Amerika olan bir meyve ağacı.

ZAPTİYE:Osmanlı İmparatorluğunda toplum güvenliğini sağlamakla görevli askeri polis kuruluşu.

ZAPTURAPT:Sıkı düzen,disiplin.

ZAR:Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde görülen,gövdeye cin girmesiyle ortaya çıktığına inanılan ruhsal hastalık.

ZARANGELER:Eskiden İran’ın kuzeydoğusunda yaşamış bir halk.

ZARB:Hint müziğine özgü vurmalı bir çalgı.

ZARBEZEN:Osmanlı ordusunda kullanılmış küçük çaplı bir top.

ZARGANA :Zoolojide (Belone belone ) olarak tanımlanan,uskumrugillerden,40-60 cm boyunda, vücudu silindir biçiminde, gaga gibi ince, uzun, sivri ağızlı bir balık.

ZARİZARİ:Hüngür hüngür anlamında bir söz.

ZARP:  Güçlü, şiddetli etki.  

ZARTA  :Yellenme.  

ZARZUELA:İspanya kökenli müzikli kısa oyun.

ZATÜLCENP:Akciğer zarının iltihabı,satlıcan.

ZATÜRREE:Sancı,ateş ve öksürükle beliren, tehlikeli bir akciğer iltihabı.

ZAVA  :Bakırcı örsü.  

ZAVİL.: Türk müziğinde bir makam adı.   

ZAVİL:Soymuk.

ZAVİYE  :Bir tarikatın   müritlerinin   yolculukları   sırasında   konakladıkları ,  ibadet ve ayin yaptıkları tekkelere verilen ad. Küçük tekke.

ZAYİÇE:Eskiden yıldızların belli bir zamandaki yerlerini,durumlarını gösteren çizelge.

ZAZADİN:Anadolu Selçukluları döneminde Konya-Aksaray yolu üzerinde yapılan ünlü kervansaray.

ZEAMET:Anadolu Selçukluları ve Osmanlılarda belirli görev ve hizmet karşılığında kişilere verilen toprak,tımar. Osmanlı toprak düzeninde yıllık geliri yirmi bin ile yüz bin akçe arasında olan dirlik.

ZEBAN:Konuşulan dil,lisan.

ZEBANİ:Cehennem bekçisi.

ZEBELLAH (ZEBELLA):İri ve korkunç görünümlü insan. Çok iri yarı kimse.

ZEBERCET :Zümrüde benzer değerli bir taş . Sarı renkte ve cam parlaklığında, doğal demir ve magnezyum silikat..  

ZEBHİYE:Eskiden kasapların kestikleri hayvanlar için ödedikleri vergi.

ZEBU:Asya’nın tropikal bölgelerinde yaşayan Hindistan kökenli hörgüçlü evcil bir sığır türü.

ZEBUN:Güçsüz,zayıf,aciz.

ZECİR:Zorlama,bir işi zorla yaptırma.

ZECRİ:Zorlayıcı,zorlayan,yasaklayan.

ZEFİR:Genellikle gömlek yapmakta kullanılan,çizgili ve ince bir pamuklu kumaş.

ZEFİRAN:Özellikle diş hekimliğinde dezenfektan olarak kullanılan benzelyum klorüre verilen ad.

ZEHAP:Sanma,zannetme.

ZEHRA:Yüzü çok parlak olan.

ZEK:  Sovyetlerde Gulag kamplarındaki tutuklulara verilen ad.  

ZEKAVET:Çabuk anlama ve kavrama,zeyreklik.

ZEKER :Erkeklik organı.  

ZEKERİYA  SOFRASI : Kırk çeşit yiyecekli sofra.  

ZELEM:Kastamonu yöresine özgü bir tür lokma tatlısı.

ZELİL:Hor görülen,aşağılanan.

ZELOFOBİ  :Kıskançlık korkusu. 

ZELVE:Çift öküzünün boyunduruktan çıkmaması için kullanılan çubuk.

ZEM :Boyanmamış seramik rengi. 

ZEM:Kötüleme, yergi.

ZEMBEREK:Saatleri çalıştıran yay.

ZEMBİL  :Büyük hasır çanta. Hasırdan örülmüş saplı torba.  İçine konulan öte beriyi taşımak için kullanılan kap.

ZEMHERİ :Kışın en soğuk günleri .Karakış. 

ZEMZEM:Kabe yakınında bulunan kuyu ve bu kuyunun Müslümanlarca kutsal sayılan suyu.

ZEN :Budizm’in Buda’yla tek vücut olmayı amaçlayan bir kolu.

ZEN:Eski dilde kadın.

ZENANA  :Ev giysileri, sabahlık vb. yapımında kullanılan, ipekli ya da pamuklu, dökümlü kumaş.

ZENANE:Eski dilde kadınca,kadın gibi.

ZENANİR:Papazların bellerine bağladıkları kuşak.

ZENCEFİL:Bir baharat türü.

ZENER:Parapsikolji deneylerinde kullanılan,beş biçimi olan oyun kartları.

ZENİ :Eski dilde sıhhi.  

ZENNE: Orta oyununda kadın rolüne çıkan erkek.

ZENOBER:Cıva sülfür bileşimli bir mineral.

ZENON:Hareketin gerçekliğini,daha doğrusu uzayın nesnel gerçekliğini yadsıyan uçak ok, Akhilleus ve Kaplumbağa adlı paradokslarıyla tanınmış eski Yunan filozofu.

ZEPLİN:Çoğunlukla hidrojen veya helyumla şişirilmiş güdümlü balon.

ZER :Eski dilde altın. 

ZERAB:Eski dilde beyaz şaraba verilen ad.

ZERAVENT:Loğusa otu da denilen ve kökleri halk hekimliğinde kullanılan bir bitki,kabakulak otu.

ZERD  :Sararmış,solgun,sarı.  

ZERDALİ:Kayısı ağacının Akdeniz ülkelerinde yetiştirilen küçük meyveli bir türü.

ZERDE:Safranla renk ve koku verilen bir çeşit şekerli pirinç peltesi.

ZERDEÇAL:Hint safranı.

ZERDEVA:Ağaç sansarı.

ZERDÜŞT:İran’da Mecusi dinini kuran kimse.

ZERDÜŞTİ:Mecusi.

ZERİN:Güzün ekilen kılçıksız buğday cinsi.

ZERK:İçitim.

 

ZERKAR:Sırmayla işlenmiş,sırmalı.

ZERO:İkinci Dünya Savaşı yıllarında Japonlar tarafından kullanılan avcı uçağı tipi.

ZERRE  :Küçük nesne.  

ZERZEVAT:Sebze.

ZEST:Bazı yiyecekleri kokulandırmakta kullanılan portakal,limon yada ağaç kavunu kabuğu.

ZETETİK:Bir sorunun çözümünü bulmaya yönelik felsefe yöntemi.

ZETUT:Süsen bitkisinin,Cezayir’de yiyecek olarak kullanılan soğanına verilen ad.

ZEUGMA:Gaziantep’te,Nizip’in doğusunda Helenistik,Roma,Bizans dönemlerine ait bir antik kent kalıntısı.

ZEVAHİR:Bir şeyin dışarıdan görünüşü,dış yüz,görünüm.

ZEVAİD:Vakıflarda    hizmet   karşılığı   olmaksızın   bir   kimseye   herhangi   bir   nedenle   karşılıksız  verilen  şey. 

ZEVAL:Yok olma,yok edilme.

ZEVAT :Kişiler, zatlar. 

ZEVCE:Ayal.Erkeğin eşi.

ZEVEBAN:  Erime.  

ZEVRAK:Kayık.

ZEVZEK:Tatsız ve çok konuşan,geveze.

ZEYBEK:Efe.

ZEYD (ZEYT) :Kişi.  

ZEYİL :Eski  dilde bir yazıya eklenen parça.

ZEYİLNAME:Sigortada yapılan değişiklikleri gösteren ve poliçeye eklenen belge.

ZEYLEN:Ek olarak,altta.

ZEYTAN  :Zeytinyağı çıkaran kimse.  

ZEYTUNİ:Kahverengiye yakın yeşil renk.

ZIBIK:Kamış yada benzeri nesneden yapılmış düdük.

ZIBIN  :Bebeklere iç çamaşırı olarak giydirilen ince pamukludan kısa kollu giysi.  

ZIH: Sayfa çevresine çekilen çizgi.

ZIH:Giysilerin kol,yaka,etek kenarlarına dikilen şerit yada kaytan.

ZIH:Marangoz işlerinde ince kenar pervazı.

ZILAL :Gölgeler.  

ZILGIT:Korkutma,çıkışma,gözdağı verme,azarlama.

ZIMNİ:Kapalı olarak yapılan veya söylenen,dolayısıyla anlatılan,kapalı,gizli.

ZIPIR:Delişmen.

ZIPKA:Karadeniz kıyısı halkının giydiği dar paçalı potur.

ZIRTABOZ:Sözü dinlenmez.

ZIRTLAK:Yavan,tatsız.

ZIRVA:Saçma sapan,boş,anlamsız söz.

ZIVANA:İki ucu açık küçük boru.

ZIVANA:Kilidin dilinin yerleşmesi için açılan delik.  

ZIVARIK :Konya’nın Altınekin ilçesinin eski adı.

ZİBA:Süslü,güzel.

ZİBEK:Pırasa,soğan,sarımsak gibi bitkilerde tohum aşamasında tam ortadan çıkan ve tohumları taşıyan kol,dal.

ZİBİDİ  :Gülünç derecede dar ve kısa giyinmiş olan.   Yersiz ve zamansız davranışları olan kimse.

ZİBZİBİ:Bızbız’da denilen ve davula sol elle vurulan ince değnek.

ZİDA:Pas açıcı.

ZİFİR:Koyu karanlık.

ZİFİR:Tütün dumanının bıraktığı yağlı kir.

ZİFOS:  Yerden sıçrayan çamur.

ZİFT:Katran ve diğer organik maddelerin buharlaşmasından elde edilen,kolay kırılan,az ısı ile eriyen,katı siyah parlak madde.

ZİGA:Ihlara vadisinin girişinde bulunan kaplıca.

ZİGANA:   Gümüşhane ilinde,kayak merkezi olan bir dağ.

ZİGGURAT:Eski Mezopotamya’da,bir çok kattan meydana gelen kule biçiminde tapınak.

ZİGON:Üçlü yada dörtlü gruplar halinde birbirinin içine geçebilecek biçimde yapılmış sehpa takımı.

ZİHAF:Aruz ölçüsünde,uzun okunması gereken bir hecenin kalıba uydurmak için kısa okunması.

ZİKRAL:Bazı spor malzemelerinin yapımında kullanılan alüminyum alaşımlarının genel adı.

ZİLHİCCE:Kurban ayı.

ZİLİ (SİLİ):Kilime benzer, renkli ve motifli uzun yolluk.   Renkli motiflerin içlerinin doldurularak desen oluşturulması.

ZİLLET:Hor görülme,alçalma.

ZİLLİMAŞA:Edepsiz,şirret.

ZİMAM  :İdare, yönetim.  

ZİMAMDAR:Eski dilde yönetici,iş başında bulunan kimse.

ZİMAR:İslam hukukunda elden çıkmış ve yeniden ele geçmesi beklenmeyen mal.

ZİMBİLOK  :Siirt ve Diyarbakır yörelerinde düzenlenen “cigor” şenliği sırasında yapılması gelenekselleşmiş olan bumbar dolmasına verilen ad.  

ZİMMİ(ZİMNİ):Türk gölge oyununda Müslüman olmayan tiplemelere verilen ad.

ZİMMİ:İslam devleti tebaasında olan ve haraç veren Hıristiyanlar,Yahudiler.

ZİNAV:Tokat’ın Reşadiye ilçesinde bir göl.

ZİNCİRİYE:Mardin’de ünlü bir medrese.

ZİNDANDELEN :Palamut balığının iki kilodan büyük olanına verilen ad.  

ZİNFANDEL:Kaliforniya’da yetişen ve kaliteli bir şarap veren üzüm cinsi.

ZİNHAR:Asla,hiçbir zaman.

ZİNNUR:Nurlu, ışıklı.

ZİP:Sıkı kapanan bir fermuar türü.

ZİR:Alt,aşağı.

ZİR:Sazın en ince ses veren teli.

ZİRAM:Tarımda kullanılan bir mantar ilacı.

ZİRİTLA:Ordu ili yöresinde lokma tatlısına verilen ad.

ZİTHER:Bazı telli çalgıları tanımlamada kullanılan ortak ad.

ZİVER:Eski dilde süs. Süs,ziynet.

ZİVİRCİK:Ege ve Akdeniz bölgelerinde yetişen,tohumları çok zehirli küçük bir ağaççık.

ZİZİM:Cem Sultan’a Avrupalılarca verilen ad.

ZLOTİ  :Polonya para birimi.  

ZN:Çinko’nun simgesi.

ZOBU:Eskiden vezir konaklarındaki bir bölüm müstahdeme verilen ad.

ZODYAK:Gökküresinde üzerinde on iki burcun eşit olarak dağıldığı kuşak. Burçlar kuşağı.

ZOE:  Birçok onayaklı kabukluda orta sularda yaşayan larva biçimi. 

ZOKA:Büyük balıkları tutmakta kullanılan,küçük balık biçiminde,ucu iğneli kurşun parçası.

ZOKVAN : Japon imparatorlarının öldükten sonra memurlarına verdiği unvan ve görev.  

ZOLOTA:Osmanlı devletinde kullanılmış bir tür gümüş para.

ZOMA.(ZUMA) :Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da konar-göçerlerin kıl çadırlarından oluşan yayla yerleşmesi.

ZON:Briçte bir roberi oluşturan iki bölümden her biri.

ZON:Sepet örmede kullanılan yumuşak ağaç çubuk.

ZONA  :Deride, sinirler boyunca,özellikle gövde, bacak ve yüzde bir takım ağrılı fiskelerin dökülmesiyle beliren mikroplu bir hastalık  

ZONARO:İkinci Abdülhamit döneminde saray ressamlığı yapmış,Batı resim anlayışının Türkiye’de yaygınlaşmasına katkıda bulunmuş ünlü İtalyan ressam.

ZONTA:Görgüsüz, kaba saba kimse” anlamında argo sözcük.

ZOO :Hayvanlar veya  hayvan yaşamı ile ilgili Yunanca öntakı.     

ZOOFOBİ:Bazı hayvan hastalıklarından duyulan korku.

ZOOLOG  :Hayvan bilimci.  

ZOOTEKNİ:Evcil hayvanları üretme ve yetiştirme bilimi.

ZORALIM:İşlenen bir suç karşılığı olarak suçlunun malının bütünü veya bir bölümü üstündeki mülkiyetine son verilmesi ve bu mülkiyetin bir başka kuruluşa devredilmesi, müsadere.

ZORKUN:Osmaniye ilinde ünlü bir yayla.

ZR:Zirkonyum’un simgesi.

ZUHURİ:Orta oyununda taklitçi.

ZUK:Halk dilinde ,kuşun kursağında biriktirerek yavrusuna verdiği yeme verilen ad.

ZULMET:Eski dilde karanlık.

ZULUBYA  :  Balla hazırlanan bir hamur tatlısı.

ZULULAR:Bantu diliyle konuşan Güney Afrika zenci halkı.

ZUM :Optik kaydırma. 

ZUPA  :Hırvatistan ve Slovakya’da bir kont tarafından yönetilen toprağa verilen ad. 

ZUPAN: Ortaçağda Slav ülkelerinde,bugün Batı ülkelerindeki kontun karşılığı.

ZURNA: Keskin  bir   ses   çıkaran   ve   çoğu   zaman davulla veya dümbelekle birlikte çalınan nefesli çalgı. Üflemeli bir çalgı.

ZÜBDE: Özet,söz.

ZÜCCACİYE: Cam,porselen vs maddelerden yapılmış eşya.

ZÜHRE: Venüs gezegeni.   

ZÜHT: Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp,buyurduklarını yerine getirme,takva.

ZÜLAL: İçimi hoş ve tatlı su. Saf su.

ZÜLALİ: Posoflu lakabıyla da anılan ve doğayı, özlemlerini, toplumsal bozuklukları konu alan şiirleriyle tanınan halk şairimiz.

ZÜLBİYE: Konya yöresine özgü yemeklerden yaş ya da kuru erikten yapılan bir tür sebze yahnisi.

ZÜLÜF  : Şakaklardan sarkan saç lülesi. Sevgilinin saçı.

ZÜMRE: Topluluk,camia.