 |
Kur'anı
anlamak mı, anlamamak mı?
Selim Sinan ÖZTÜRK
27.Mart.2011 |
Neymiş efendim, Kur'anı Kerimin
meallerinde, Hac sûresi ayet 27 de "Bütün insanlar
içinde haccı ilan et ki, gerek yaya olarak ve gerek uzak
yoldan gelen incelmiş develer üzerinde sana gelsinler."
diye yazıyormuş. Yaya olarak veya deve ile gelmek
emredildiğine göre, otobüs veya uçakla gidince hac kabul
olmazmış. Birileri de bu saçmalığı internette yem olarak
kullanıp ortalığa e-postayla yaymaya, bulanık suda kafa
karıştırmaya çalışıyor. Bana da bir yakınımdan gelen
e-postaların içinden çıkmıştı böyle bir yazı.
Dinimizi, Kur'anı Kerimi,
Peygamber efendimizi anlamayanlar ancak bu kadar
saçmalayabilirdi. Eğer herşey yazılmış olsaydı herhalde
21. asırda bir kendini bilmez çıkacak da deveyle hacca
gitmeyince kabul olmayacağını söyleyecek diye de
yazardı.
Bu tür düşünceler iyi
niyetli bir yaklaşım taşımıyor. Kur’anı Kerime
Müslümanca değil, düşmanca yaklaşan eski ve yeni
oryantalistler hep varolagelmiştir.
Ayetlerin öncesi ve
sonrasıyla, sûrelerin ve Kitab’ın bütünüyle, geçmiş ve
geleceğe yönelik mana kapsamıyla ele almayınca insan,
körün filin kuyruğunu eline alıp yılan sanması gibi
yanlışa düşer.
Hac sûresi 27. ayetteki "dâmir"
kelimesine genellikle “yorgun argın, yorgunluktan
incelmiş deve” anlamı verilmiştir. M.Esed, Arap dilinde
bu kelimenin deveyle sınırlı olmaksızın “çevik, sürat
yapmaya müsait hayvan” için kullanıldığına dikkat çeker
ve çıkarsama yoluyla “hızlı yol alan her türlü ulaşım
aracı” manası verilebileceğini belirtir.
(Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, 3.
Cilt, sayfa:27)
Nüzül sebepleriyle
birlikte o ayetlerin Rasûlullah Efendimizce nasıl
anlaşıldığının ve nasıl yorumlandığının bilinmesi,
Kur’anı bir bütün olarak kavrayabilmek için ilk adımda
gerekli olan bilgilerdir. Kur’anı Kerim meali okumayı,
Kitabullah’ı tanımak ve ondan feyz almak yönüyle
düşünebiliriz. Ama asl olan Kur’anın hayata yön veren,
hayatı düzenleyen bir kimliği olduğu bilinciyle
okunmasıdır.
Kur’anı Kerimin hiçbir
dile tam bir çevirisi yapılamayacağı için, onun
çevirilerine meal denmektedir. Yani meal Kur’an nazmının
eksiksiz bir aktarılışı değil, sonuç itibariyle
mütercimin, Kur’an nazmından anladığı şeydir. Yani
hiçbir meal ne kadar mükemmel olursa olsun, Kur’an
hükmünde değildir.
Kur’anı Kerim Allah’dan
gelen vahiydir. Bir mucizedir. Onda abes hiçbir şey
yoktur. Tıpkı kâinattaki her şeyin yerli yerinde
yaratılması gibi, hiçbirşey boşuna değildir.
Kur’anı Kerim edebi
sanatların şahikasıdır. Bir hayat kitabıdır. Kur’an âyetleri
durağan değil yaşayan ve her asra hitap eden ayetlerdir.
Sezai Karakoç'un dediği
gibi: “Kur'an, öyle bir merhemdir ki, sesi ayrı derde,
sözü ayrı derde, anlamı ayrı derde, te'vili ayrı derde,
hikmeti ayrı derde, hükmü ayrı derde, kıssası ayrı derde
çaredir. Kur'andır bütün dertlere çare olan. Kur'andan
mahrum, vahyden ırak insanlık ne yapsa eksiktir, bir
eksiklik duyacaktır.” (1968 –
B.Sabah “Sütun”-“Şifa” yazısından) |