|
Fatma K. BARBAROSOĞLU 15 Şubat 2002 - Yenişafak Bir büyüğün hayat izleri "Rahmetle anılmak ne zaman yardıma gelse Dolmuş görürüm, gönlümü gül bahçeleriyle..." Ali Ulvi Kurucu 9 Şubat Cumartesi günü, kara toprağın kara bağrına emanet edeli henüz bir hafta olmamış olan Ali Ulvi Kurucu hoca için Yazarlar Birliği'nde bir anma toplantısı düzenlendi. Yeğeni Prof. Dr. Mustafa Fayda Bey merhumun ölümünü henüz kabullenememişken Yazalarlar Birliği'nin düzenlemiş olduğu anma toplantısından son derece etkilendiğini ifade etti. Kitaplardan hayat nadiren çıkıyor. Ama müstesna şahsiyetlerin hayatları bakması ve görmesini bilenler için ciltlerle ifade edilebilecek bir zenginlikte duruyor. Bendeniz Ali Ulvi Hoca'yı yakından tanıma bahtiyarlığına erişemedim. Ya tv aracılığıyla sesini kalbimde toplamaya çalıştım, ya da sevenlerinin kalbine nakşolmuş resmiyle yüz yüze geldim. Bildiğim bütün hadis-i şerifler hadisin manasını hayatlarında taşıyan insanlar aracılığı ile gönlüme yerleşmiştir. Eskiler defterlerine 40 hadis yazarlardı. Bu, hayatı sünnete uygun bir şekilde tanzim etme endişesinden varlık bulan bir anlayış idi. Kişilerin hayat rehberi olarak zihinlerinde tuttukları 40 hadis onların aynı zamanda mizaç ve meşreplerini, hayatlarındaki öncelikler sırasını izah eden bir hayat haritası olarak durur. Ali Ulvi Kurucu'dan öğrendiğim Hadisler müminlerin muhabbeti ve selamına dair oldu. Daha önce kimbilir kaç defa karşılaştığım fakat zihnimde yer etmemiş olan Hadis-i Şerifler Hocanın gönlünden süzülüp gelerek ulaştığı için anında hafızama kaydoldu.: "Bir mü'minin, diğer bir mü'min kardeşine takdim edeceği hediyelerin en kıymetlisi; Tatlı söz, güler yüz ve yüce ahlak manasına gelen hikmetli nasihatlardir." "Mümin olmadıkça cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe mümin olmazsınız." Ali Ulvi Hoca sohbet geleneğinin son halkalarından biriydi. Sevenleri şiirlerini okudu, hatıralarını hazırun ile paylaştı. Başlangıçta tesettürlü genç kızların varlığını görünce mutlu oldum. Ne güzel bu pırıl pırıl yüzler demek yaşayan sünnet olarak hayatını sürdürmüş olan bir zat-ı muhteremin hatırasına karşı vefa duygularıyla dolu olarak gelmişlerdi. Sevincim kısa sürdü. Gelen genç kızlar genellikle muhabir idi ve "vazife icabı" orada bulunuyorlardı. Mehmet Şevket Eygi Bey gençliğin hafızasızlığını Eşref Edib'i bile bilmemeleri üzerinden örneklendirdi. Prof. Dr. Mahmut Kaya Ali Ulvi hocanın henüz yirmi iki yaşında iken dönemin tanınmış siması Filozof Rıza Tevfik'e yazmış olduğu mektubu okuyarak; mektubun Rıza Tevfik'in terekesi içinden çıkmış olması karşısında heyecanlandığını ifade etti. Kendisine gönderilen mektupları saklayan zihniyet toplumsal hafızaya sahip olmanın ciddiyetini kavramış bir zihniyet idi. Yusuf Kaplan hafızanın ve hatırlamanın önemine işaret etti. Hatırladıklarımız ve unutmadıklarımızla zenginleşiyoruz. "Mümin müminin aynası." Kendimizi en iyi göreceğimiz aynalar menkıbevi bir hayat yaşamış büyüklerimizin hayat izlerinde saklı. |