
KALBİMİZİ KAYDIRMA
İsmail Lütfi Çakan
Ümmü Seleme
radıyallahu anha validemizden nakledildiğine göre Peygamber sallellahu
aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle dua ederdi:
“Ey
kalpleri halden hale değiştiren (Allahım),
benim
kalbimi dinin üzere sabit kıl!”
Hz. Peygamberin en çok yaptığı bir dua
olarak hadisimiz, en temel meselede hem bilgi, hem de Allah Tealadan ne
isteneceğine dair misal vermektedir. Sehr b. Havseb (r.a.)’in rivayetinde:
- “Ya Resulellah, bu duayı ne çok
yapıyorsunuz?” sorusuna Peygamber Efendimiz:
-
“Kalbi Allah
Tealanın kudret ve tasarrufunda olmayan hiç kimse yoktur. O, dilerse
doğruda sabit kılar, isterse kaydırır” cevabını vermiştir.
Allah Teala’nin irade ve hükmüne karşı
çıkacak hiç bir varlık söz konusu olamaz. İman ise, insan kalbinin en
temel işi ve sahibinin bütün hareketlerini etkileyen gücüdür. Böyle olunca
kalbin hak din üzere sabit olması, mü’minin iman çizgisinde devamının
yegane şartı ve imkânıdır. Her türlü olumsuzluk kalpteki yanlış kabuller
ya da inkârın sonucudur. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de, kalp kaymasına
ya da yamukluğuna zeyg tabir edilmektedir. Haktan, gerçekten, dinden başka
yöne meyletmek, yönelmek, bozukluk anlamlarına gelen zeyg’in, insanı
sevkedeceği bazı tavırlara da işaret edilmektedir.
“Kalplerinde yamukluk bulunanlar, (manası kolay
anlaşılamayan) müteşabih ayetlerin peşine takılırlar...”
“Ümmü’l-kitab” niteliğindeki anlamı açık
muhkem ayetleri bırakıp anlaşılması, yorumu güç müteşabih ayetler üzerinde
ısrarla durmayı bile belli bir haktan yan çizme duygusunun göstergesi
sayan ve ilan eden Yüce Rabbimiz, iman çizgisinin nezaketini idrak
edenlerin kendisine “Rabbimiz, hidayete
erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma! Bize katından rahmet ihsan eyle.
Şüphesiz sen bol bol ihsan edersin!” diye yakardıklarını haber
vermekte, Müslümanları bu çok önemli konuda hem uyarmakta hem de
eğitmektedir. Hadisimiz ile bu âyet-i kerime arasındaki uyum ise, açıkça
görülmektedir.
Peygamberler için imansızlık söz konusu
olmamasına rağmen, daha açık bir ifade ile, onların imanları garantili
olmasına, hiç bir peygamberin imansız vefat etmemiş olmasına rağmen
sevgili Peygamberimizin en çok “ey kalpleri
halden hale dönüştüren, benim kalbimi dinin üzere sabit ve daim kıl”
duasını yapmış olması, konunun ciddiyetini biz ümmetine anlatmak
içindir. Ümmet-i Muhammed arasında ilk kez ortaya çıkan, dinden yan çizme
olayı (“ridde”) günlerinde Hz. Ebu Bekr’in, özellikle akşam namazlarında
“rabbimiz, hidayete erdirdikten sonra
kalplerimizi kaydırma” mealindeki ayeti okuduğuna dair rivayet de
halife’nin o günkü olaylara hangi noktadan baktığının ve nasıl
değerlendirdiğinin işaretidir.
Maddi Çıkar ve Yorum
Hz. Ebu Bekr’in şiddetle bastırdığı ridde
olaylarının zekat vermemek şeklinde başlamış olması, kalb yamukluğunda iki
şeyin etkisinin büyük olduğunu göstermektedir. Maddi çıkar (ekonomi) ve
yorum... Kalp kayması, yorum ve te’villerle başlamaktadır. Zaten âyette de
bu gerçeğe işaret edilmiştir. “Kalplerinde
yamukluk bulunanlar, manası açık olmayan, yorumu güç ayetlerin üzerine
düşerler...” Irtidad olayı da Hz. Peygamber’e verdikleri zekat’ı
halifelerine vermelerinin gerekmeyeceği, zira âyette sadece Hz.
Peygamberin duasının huzur ve bereket vesilesi olduğunun bildirildiği
şeklindeki bir yoruma dayandırılmıştır. Gerek âyetteki ilahi tesbit,
gerekse ridde olaylarındaki bu durum, kalb kaymasında yorumun yerini
belirlemiş bulunmaktadır. O halde bilir bilmez yorumlara karışmamak,
konuları mümkün olduğunca bütün nasslar çerçevesinde anlamaya çalışmak
gerekmektedir. Özellikle de ekonomik yönü bulunan meselelere ayrıca dikkat
etmek lazımdır. Günümüzde zekat ve faiz konusundaki keyfi durum ve
uygulamalar,Müslümanların en yoğun şekilde tehlike ile burun buruna
geldikleri noktaları oluşturmaktadır.
Din ve iman hayatının her şeyden önce bir
teslimiyet ve amelden ibaret olduğu hatırlanacak olursa, fedakarlıkta
bulunmadan, günün şartlarına göre bazı zararları göze almadan ciddi bir
adımın atılamayacağı kendiliğinden ortaya çıkar. Mesela şehidlik yüce bir
mertebedir, fakat bedeli halis bir niyetle can vermektir. O halde sahip
olduğu dini değerleri korumanın da elbette bir bedeli vardır. Bu bedeli
ödemekten kaçınmak için yollar aramaya kalkışmak kalp kaymasının
başlangıcıdır. Yüce kitabımız Musa (a.s.)’ın
kavminden bahsederken
“....onlar (hak) yoldan sapınca Allah da onların
kalplerini (hidayetten) kaydırdı. Zaten Allah, yoldan çıkan milleti
doğru yola eriştirmez...”
buyurmaktadır.
İslam tarihinde “gazvetu’l-usre”
(güçlükler savası) diye bilinen Tebuk Seferine
katılmakta mütereddid davranıp
kendilerine göre mazeretler ileri sürerek orduya iştirak etmeyenler yani
itaatsizlik edenler ve fakat sonunda ciddi pişmanlık duyanlar hakkında da, ayni ifade kullanılmakta ve
şöyle buyurulmaktadır: “And olsun ki Allah
sıkıntılı bir zamanda bir kısmının kalpleri kaymak üzere iken Peygambere
uyan muhacirlerle ensarın ve Peygamber’in tevbelerini kabul etti. Bu,
onlara karşı şefkatli ve merhametli olduğundandır.”
“Kalb kayması”,
sevgi-nefret, özenti, çıkar ve şöhret duyguları, daha çok kazanma
kaygıları gibi insanı yakından kuşatmış, onu uzun vadede kazanacaklarını
düşünmekten alıkoyan peşinci düşünceler sonucu ve hemen daima itaatsizlik
şeklinde görülür. Şu ayet, konuya ait temel prensibi ortaya koymaktadır:
Allah bir milleti doğru yola eriştirdikten sonra,
sakınacakları şeyleri onlara açıklamadıkça sapıklığa düşürmez. Allah her
şeyi bilir.” O halde her şey açık seçikken, itaatsizliğe gerekçeler
üreterek yamukluklara kılıf hazırlamaya kalkışmak, sonuçta kalb kayması
haline dönüşmektedir. Bundan kurtulabilmek için, sakınılacak konulara son
derece dikkat etmek sevgili Peygamberimizin örneklendirdiği gibi
“ey kalpleri halden hale değiştiren Allah’ım,
benim kalbimi dinin üzere sabit kıl”
niyazında bulunup yenilenmek her Müslüman için fevkalade önem
taşımaktadır.
“Kalbin Nasıl?”
Anne ve babasını
müşriklerin işkenceleri altında kaybeden büyük sahabi Ammar, müşriklerin
istedikleri sözleri söyleyerek tabi tutulduğu dayanılması güç
işkencelerden kurtulma yolunu seçmişti. Hz. Peygamber’e gelip durumu
anlattı ve “ben senden vazgeçirildim. Lat ve Uzza’nın, senin dininden
hayırlı olduğu bana söylettirildi” dedi. Hz. Peygamber ona sordu:
“- Bunları
söylerken kalbini nasıl buldun, kalbin nasıldı?”
Ammar (r.a.):
“- İmanla dopdolu dinime bağlılıkta
sapasağlamdı,” cevabını verdi. Bu cevap üzerine Hz. Peygamber:
“- O halde mesele yok. Sana yine aynı şeyi
söyletmek isterlerse, söyle kurtul!” buyurdu.
Allah Teâlâ da Ammar ve onun gibi kalbi
İslam imanı üzere sabit olduğu halde işkence ve ikrah altında farklı
davrananlar hakkında şu âyet-i kerimeyi
indirdi: “Kalbi imanla mutmain ve müsterih olduğu
halde cebir ve ikraha uğratılanlar hariç, kim imandan sonra Allah’ı
tanımaz, küfre kucak açarsa, işte Allah’ın azabı o gibilerin başınadır.
Onların hakkı en büyük bir azabtır”
Bütün bunlar ümmete, kalbi istikamet ve
tatminin, Müslümanlığın esası ve vazgeçilmez rüknü olduğunu öğretmektedir.
Çok karmaşık dünyamızda Müslümanlığımız ve tabii ahirette mutluluğumuz
buna bağlıdır. O halde duamız da hep aynı olmalıdır:
“Ey kalpleri halden hale, (renkten renge,
şekilden şekile) çeviren Allahım, benim kalbimi dinin üzere sabit kıl!”
(Hadislerle Gercekler2,
112)
|