Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

A-2 (ANAFOR - AZVAY) - Sayfa 2

e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
A-2 (ANAFOR - AZVAY)
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Tüm Sayfalar
APALA: Halk dilinde abla.

APALAK:Kucaktaki tombul çocuk.

APALAŞLAR: Kuzey Amerika’da yaşamış Kızılderili bir halk.

APAMEİA: Afyon’un Dinar ilçesindeki antik kent.

APANDİS:Kör bağırsağın ince bir parmağa benzeyen son bölümü.

APANDİSİT:Apandis iltihabı.

APAR:Bir tatu (dövme) türü.

APAR:Bir tiyatro oyuncusunun seyircilerin duyacağı biçimde ama sanki diğer oyuncular duymuyormuş gibi konuşması veya düşünmesi.

APAR:Geçmişte işlenmiş,mahkemece ispatlanıp cezalandırılmış olan suç.

APARAT: Cihaz,aygıt.

APARKAT:Boksta bükük kolla aşağıdan yukarıya doğru atılan yumruk.

APARMAK : Almak,alıp götürmek.

APARTOTEL: Konaklayanların yeme içme gereksinimlerini kendilerinin karşılayabilmesi için odalarında her türlü gerecin bulunduğu otel.

APAŞ:Külhanbeyi.Kabadayı.Hayta. Büyük kent serserisi.

APATAM:Afrika yerlilerinin çalı çırpıdan yaptıkları çardağa benzeyen barınak.

APATİ: İradesizlikten ileri gelen sürekli cansızlık,kayıtsızlık, duyumsamazlık.

APATİK:Duygusuz, kayıtsız, uyuşuk.

APATİT:Doğada,kemik dokusunda bulunan,içinde flüor veya klor olan doğal kalsiyum fosfat.

APATURA:Daha çok ormanlarda yaşayan ve yanar dönerli mavi yada mor pırıltılar saçan beyaz benekli,kahverengi kelebek.

APAZ :Bir avuç dolusu.

APEKS:Uç, tepe, zirve.

APEL: Pay bedelinin taksitle ödenmesinin söz konusu olduğu durumlarda,ortaklık yönetim kurulu tarafından ortaklara yapılan çağrı.Sermaye şirketlerinde,ortakların ödenmemiş sermayeyi tamamlamaya davet edilmesi.

APEL:Briçte atılan bir kağıtla eşine oynamasını istediği kağıdı belirtmek.

APELLA:Eski Sparta’da halk meclisi.

APERİTİF:Yemekten önce,iştahı açmak için genellikle tuzlu çerezle alınan,çoğunlukla damıtık alkollü içki.

APERİTÖR:Büyük risk taşıyan sigorta işlerinin organizatörüne verilen ad.

APERTURA:Terzilikte yırtmaç anlamında kullanılan sözcük.

APIŞ:Butların iç tarafı,iki bacak arası.

APIŞLIK :

APİ :Kırmızı ve beyaz,sıkı ve tatlı küçük elma.

APİ: Himalaya dağlarında doruk.

APİA:Bir Pasifik ülkesi olan Batı Samoa’nın başkenti.

APİDOLOJİ:Arıları inceleyen bilim adı.

APİKO:Argo’da çok şık, güzel giyimli anlamında sözcük.

APİKO:Geminin zincirini toplayıp demirini kaldırmaya hazır bulunması

APİS: Kutsal Mısır öküzü.

APİTOKSİN:Arı zehri.

APLİK:Duvar lambası,duvar şamdanı.

APLİKASYON:Eldeki haritaya göre arazi üzerinde parseli kazıklarla belirtme,uygulama.

APLİKE:Düz yada desenli bir kumaştan kesilmiş motiflerin bir başka kumaşa işlenmiş durumu.

APNE: Solunumun kısa ya da uzun süreli durması.Uyku halindeyken nefes alamama.

APOKALİPS:Hıristiyan inancında kıyamete verilen ad.

APOKALİPTİK: Anlaşılmaz,kapalı,karanlık.(Söz ya da yazı).

APOKRİF:Doğruluğuna güvenilmez söz veya yazı.

APOLET:Omuzluk.Kimi giysilerin omuzlarına süs olarak takılan parça.

APOLLO: Yunan mitolojisinde güneş,müzik,şiir ve kehanet ile tarım ve kır yaşamı tanrısı.

APOLYONT: Bursa ilindeki Ulubat Gölüne verilen bir başka ad.

APONİ:Torbaya benzer, büyük gözlü balık ağı.

APOPLEKSİ :Aniden gelen şiddetli koma hali. Beyin kanaması.İnme.

APOR:Bir ticari ortaklığın kuruluşu sırasında başlangıç sermayesini oluşturmak üzere ortakların vermeyi yükümlendikleri değerlerin tümü./ Anonim şirketlerde kurucu ortakların veya sermaye artırımına katılanların şirket sermayesine yaptıkları her türlü katkı.

APORT :Avın ya da kendisine gösterilen şeyin üzerine atılıp getirmesi için köpeğe verilen komut.

APOSTERİORİ: Felsefede,münferit olaylardan genel bir ilkeye,sonuçtan sebebe götüren,deneye ya da gözleme dayalı olan. Deneyden çıkan ve deneye bağlı olan bilgi.

APOSTROF: Kesme işareti.

APOŞİ: Ağzı çember biçiminde,telden yapılma,torbaya benzer,büyük gözlü balık ağı.

APOTR:Bir inancı, bir görüşü yayan,kendini bir davaya , bir fikre ,bir öğretiye adayan kimse. Yardımcı,havari.

APPUŞ:Boğazköy’de bulunmuş Hititçe yazılı efsane.

APRA:Eski Türklerde yeraltındaki büyük denizde yaşadığına inanılan efsanevi yaratık.

APRAKSİ: Tıpta el,kol vs ile düzenli hareketleri yapma yetersizliği,işlev yitimi.

APRANTİ:Yarış atlarının beslenmesi ,bakımı ve idman konularında sorumlu olan, antrenman için gerektiğinde onlara binebilecek yetenekteki kişi, seyis.

APRE: Dokumacılıkta,boyacılıkta cila olarak kullanılan bir madde.

APRE:Kumaşın veya derinin cilalanması,perdahlanması. Derinin parlatılması.

APRINÇÖRTİGİN: Şiirleri bugüne kalmış,adı bilinen en eski Türk şairi.

APRİORİ:Deney ötesinde geçerliği olan bilgi. Önsel.

APRON: Uçakların yolcu indirip bindirdikleri pist.

APRON: Uçuşu olmayan uçakların bekleme alanları.

APSARAS: Hint mitolojisinde Tanrı İndra’nın cennetinde bulunan şarkıcı ve dansçı su perilerine verilen ad.

APSENT:Pelinle kokulandırılmış sert bir içki.

APSİS: Yönlü bir eksen üzerinde bir noktanın, başlangıç noktasına olan uzaklığının cebirsel değeri. Bir noktanın uzaydaki yerini bulmaya yarayan ana çizgilerden yatay olanı,koordinat.

APSU: Sümerlerde yer altı sularının tanrısı.

APSUT: Kağnı tekerleğine verilen ad.

APTERİKS:Yeni Zelanda’da yaşayan bir kuş. Uçamayan bir kuş,kivi.

APTERON:Yalnızca ön cephesinde sütun bulunan Antik Yunan ve Roma yapısı.

APUKURYA:Hıristiyanların büyük perhize girmek üzere bulundukları günler.

AR : Utanma duygusu.

AR: Argon elementinin simgesi.

AR: Yüz metrekare alana verilen ad.

ARA.: Güney Amerika’da yaşayan göz alıcı parlak renkleri olan,iri gövdeli bir papağan.

ARA: Roma mimarlığında,üzerinde kurban kesilen sunak.

ARABAN : Türk müziğinde bir makam adı.

ARABANA: Güney Anadolu’da zikir ayinlerinde kullanılan büyük tef.Dervişlerin çaldığı büyük tef.

ARABAŞI:Tavuğun göğüs etiyle hazırlanan ve pişmiş hamurla yenen bir tür çorba.

ARABE: Keçi ya da koyunun memesine geçirilen torba.

ARABESK: Arap müziğini andıran ve kötü yazgıyı konu edinen bir müzik türü.

ARABESK:Girişik bezeme(İslam kültürlerine özgü).

ARABİAFELİKS: Eski coğrafyacıların Yemen’e verdikleri ad.

ARABİKA:Güney Amerika’da üretilen kaliteli bir kahve cinsi.

ARABİS: Tuluat tiyatrolarında Kanto’da doğu giysileriyle yapılan dansın adı.

ARABİS:Gümüş sepet de denilen pembe yada beyaz çiçekli bir saksı bitkisi.

ARABİST:Arap dili ve edebiyatıyla uğraşan kimse.

ARABOZAN: Fesatçı,münafık.

ARAÇ: Kastamonu’nun bir ilçesi.

ARADA:Behçet Necatigil’in bir şiir kitabı.

ARAF:Cennet ile cehennem arası.

ARAFAT:Mekke’de hacıların arife günü toplandıkları tepe.

ARAFURA:Büyük Okyanus’un batısındaki sığ deniz.

ARAGONİT:Beyaz,yeşil,mavimsi gri renkte billurlaşmış (kristalleşmiş) bir tür kalsiyum karbonat.

ARAGOZ:Mısır’a özgü bir tür el kuklası.

ARAK:Pirinç ve şekerkamışından elde edilen bir tür rakı.

ARAK:Ter.

ARAKA: İri taneli bir bezelye cinsi.

ARAKA: Kesilmiş ekşi sütten yapılan bir tür rakı.

ARAKAN:Birmanya’da sıradağlar.

ARAKARİ:Güney Amerika’da yaşayan uzun kuyruklu bir tukan türü.

ARAKÇİN: Teri emmesi için fes,kavuk ya da külah altına giyilen ince bezden takke. Gelin başına giydirilen taç gibi gümüş başlığa da arakçın denir.

ARAKESİT:Çizgilerin,yüzeylerin,katı cisimlerin birbirine rastlayıp kesiştikleri yer.

ARAKIYE:Bir tür küçük zurna.

ARAKIYE:Dervişlerin başlarına giydikleri,yün veya tiftikten yapılmış,ince ve hafif bir çeşit takke.Beyaz,kurşuni veya açık kahverengidir.

ARAKİ:Bazı ülkelerde damıtık içkilere verilen ad.

ARAKNOFOBİ: Örümcek korkusu.

ARAL: Birbirine yakın adalar topluluğu.

ARALAMA: İki boşluk ya da iki pencere arasında kalan duvar parçası.

ARALTI :Ahırlarda iki hayvan yeri arasına bölmelik diye konulan kalın sırık.

ARALYA: Güzel koyu yeşil yaprakları olan bir süs bitkisi.

ARAM HAÇATURYAN:Piyano,keman konçertoları ve Stalin’e şiir adlı yapıtıyla dikkat çekmiş olan,en ünlü yapıtları arasında “Gayene” ve “Spartak” baleleri bulunan Ermeni Sovyet bestecisi.(1903-1978)..

ARAM:Çölde işaret olarak dikilen taşlar.

ARAMGAH: Dinlenilecek yer.

ARAMİ:Bir şeyin yokluğunu hissetme.

ARAMİDE:Dinlenmiş,rahatlamış,durgun.

ARAMİLER: Mezopotamya ve Suriye’de bir çok krallıklar kuran eski halk.

ARAN: Kuytu ve sıcak yer.

ARAN:Tütün hevengi,tütün dizmek,gölgede kurutmak ve işlemek için tütün yapraklarının asıldığı üstü kapalı sergi.

ARANA: Sivas’ın Kangal ilçesinde antik bir kent.

ARANAĞME:Şarkı,türkü,köçekçe gibi küçük güfteli bestelerde,güftenin iki kıtası arasına,başına,sonuna da gelebilen,sözsüz çalınan parça.

ARANÇ:Dava.

ARANDALAR:Avustralya’da yaşayan yerli bir halk.

ARANDAPAŞA: İkinci Abdülhamit döneminde Mızıkayı Hümayun’da görev almış ve bir çok müzisyenin yetişmesine katkıda bulunmuş ünlü İspanyol piyanist.

ARANGA: Bir tatlı su balığı.

ARANJMAN:Belirli sesler,çalgılar yada topluluklar için yazılmış bir yapıtı başka sesler,çalgılara yada topluluklara aktarma,düzenleme.

ARANJÖR:Düzenleyici.

ARANY: Macaristan’ın 1817-1882 yılları arasında yaşayan en büyük epik şairi.

ARAP SABUNU:Potasla yapılan bir sabun türü.

ARAP: Sabunu,atı ve saçı vardır.

ARAPACİS:Augustus adına kurulan ve Roma sanatının en önemli yapıtlarından biri olan sunak.

ARAPAHOLAR: Kuzey Amerika’da yaşayan Kızılderili bir halk.

ARAPATA: Semerkant yakınında 10. Yüzyılda yapılan en eski İslam türbesi.

ARAPAYMA:Güney Amerika’da yaşayan dünyanın boyu 4-5 metreye ulaşan en büyük tatlı su balıklarından biri.

ARAPKIZI:Kırmızı renkli ve mayhoş bir elma cinsi.

ARAPSAÇI:Ege bölgesinde körpe sapları sebze olarak kullanılan otsu bir bitki. Rezenenin sebze olarak kullanılan iplik biçimindeki yapraklı körpe saplarına denir.

ARAPSUN: Nevşehir’in ilçesi Gülşehir’in eski adı.

ARAR: Türkiye’nin ilk deniz araştırma gemisi.

ARAR:Dağ servisi.

ARARAT : Ağrı Dağı’nın eski adı.

ARAROT:Maranta adlı kamıştan elde edilen ve bebek maması yapılan un.

ARAS:Doğu Anadolu’dan doğarak Hazar’a dökülen bir ırmak.

ARASARİ:Güney Amerika’da yaşayan,tukan ailesinden,rengarenk tüylü bir kuş.

ARASAT:İslam inancına göre kıyamet günü bütün ölülerin dirilerek toplanacağı yerin adı.

ARASIL:Koşut, paralel.

ARASIRA: Bazı bazı,aralıklı.

ARASÖZ:Bir söylemde yer alan ek açıklama.

ARASTA:Eskiden çarşılarda aynı alışveriş bölgelerinde aynı işi yapan esnafın bir arada bulunduğu bölüm.Osmanlı mimarlığında bir eksen üzerinde dizilmiş dükkan sıralarından oluşan çarşı yapısı.

ARASTAK:Eskiden mimaride yapıları örten süslü çatı ve saçaklar.

ARAŞİT: Yer fıstığı.

ARAT:Şanlıurfa-Gaziantep karayolunda bir dağ geçidi.

ARATAV: Ağrı Dağına,11. Yüzyılda Anadolu’ya gelen Türklerin yüce dağ anlamında verdikleri ad.

ARATİ: Brahmanizm’de,bir tanrıyı ya da bir kişiyi onurlandırmaya yönelik tapınma hareketi.

ARAVAK: Güney Amerika yerlileri arasında en yaygın dil öbeği.

ARAVAKLAR: Güney Amerika’da yaşayan yerli bir halk.

ARAVUL:Bir yerin özelliklerini araştıran asker kıtası.

ARAYİŞ: Süs,bezek.

ARAZBAR:Türk Müziğinde bir makam.

ARAZBARBUSELİK.: Türk müziğinde bir makam.

ARBALET:Bir kundak üzerine oturtulan ve zemberekle geçirilen çelik kundaklı, tetikli yay. Ortaçağın en önemli atış silahı.

ARBEDE:Gürültü,kavga.

ARBİTRAJ: Fiyat farklarından yararlanmak amacıyla para,kıymetli maden,tahvil ve hisse senedi alıp satma işlemidir. Bir döviz,menkul değer,mal veya üretim faktörü gibi ekonomik varlığın aynı andaki fiyat farklılığından kar sağlamak üzere eş anlı olarak alınıp satılması şeklinde yapılan işlemler.

ARBORETUM:Değişik türlerden,çoğunlukla yabanıl ağaç,ağaççık ve çalıların deneysel yetiştirilmesine ayrılmış park yada alan.

ARBORİO: Bir pirinç çeşidi.

ARCA:Çam ağacı,tahta kutu ve sandık.

ARCA:İki çenetli ilkel yumuşakça.

ARCA:Temiz, namuslu anlamında yerel sözcük.

ARÇİN: Özellikle Sinop yöresinde yaygın olan bir tür erkek başlığı.

ARD:Değirmen taşına buğdayı akıtan oluk.

ARDA: Arazide dikilen işaret çubuğu.

ARDA:Maden üzerine kazıma yapmak ve çıkrıkta çevrilen şeyleri yontmak için kullanılan çelik kalem.Tespihçi kalemi.

ARDAK. :İçten çürümüş ağaç . Ağaçlarda mantarların oluşturduğu bir tür çürüme başlangıcı.

ARDALA: Kervanın en sonundaki deveye takılan büyük çan.

ARDAVİRAFNAME: Zerdüşt inancının en önemli dinsel metinlerinden biri.

ARDIL:Halef. Sonra gelen.

ARDİL: Yerfıstığı proteinlerinin değişik molekül düzenlemesiyle elde edilen yapay iplik ya da elyaf.

ARDİYE:Genellikle ticaret eşyasının saklandığı yer,depo.

ARDUVAZ (ARDUAZ):İnce yapraklar biçiminde ayrılabilen ve özellikle çatı örtüsü olarak kullanılan kayağan taşlara verilen ad.. Killerin başkalaşımı ile oluşmuş, yapraklar şeklinde ayrılabilen bir taş.Karataş.

ARE:Ödünç mal.

ARECAN:Topallık, aksayarak yürüme.

AREKA:Güneydoğu Asya’da yetişen ve zeytine benzer meyveleri olan,bu meyveler sakız gibi çiğnenen bir palmiye türü.

AREMREM:Kalabalık çok sayıda askere sahip ordu” anlamında eski bir sözcük.

ARENA: Siyasal çekişmelerin geçtiği yer.

ARENA:Boğa güreşi yapılan alan.

ARENGA: Asya’nın tropikal bölgelerinde yetişen kalın gövdeli bir palmiye.

ARENİT:Kum büyüklüğünde taneciklerden oluşan tortul kayaçların genel adı.

ARENOTOKİ:Yalnız erkek bireyler veren döllenmesiz üreme.

AREOMETRE:Sıvı ölçer.

ARES:Yunan mitolojisinde savaş tanrısı. (Roma mitolojisinde:Mars).

ARETAS:İstanbul’da Boğaz içine dökülen Göksu’nun antik adı.

ARF.: Güzel koku.

ARGAÇ:Dokuma tezgahında çözgüler arasından enine atılan iplik,atkı.

ARGALİ :Kuzeydoğu Asya’da yaşayan,büyük boynuzları olan bir yaban koyunu.

ARGAN: Fas’ta yetişen ve meyvesinden değerli bir yağ elde edilen dikenli bir ağaççık.

ARGIN:Gücü tükenmiş,yorgun,bitkin.

ARGO:Kullanılan ortak dilden ayrı olarak aynı meslek yada topluluktaki insanların kullandığı özel dil yada sözcük dağarcığı. Mecazen serserilerin,külhanbeylerinin kullandığı söz veya deyim. Kaba ve küfürlü söz ya da deyim

ARGO:Yunan mitolojisinde altın postu aramaya çıkan geminin adı.

ARGON:Havada yüzde bir oranında bulunan,rengi kokusu ve tadı olmayan bir element.

ARGONOMİ:Tanrıbilim.

ARGONOT:Kafadanbacaklılardan,salyangoz kabuğu biçiminde kabuğu olan ve ahtapota benzeyen bir hayvan.

ARGUN:Hatay yöresine özgü, yan yana tutturulmuş iki kamış düdükten yapılmış çifte kaval.

ARGUŞTEK: Hastalıktan ve kötü gözden korunmak için insan ya da hayvanlara tılsım olarak takılan nazarlık.

ARGÜMAN:Bir şeyi desteklemek ya da çürütmek için ileri sürülen neden, kanıt, dayanak.

ARHAT: Budizm de varoluşun gerçek doğasını kavrayarak Nirvana’ya ulaşmış yetkin kişi.

ARIK :Fide veya fidan dikilen yer.

ARIK:Sıska,zayıf,kuru.

ARIKİL: Porselen yapımında kullanılan kalitesiz beyaz kil.

ARIKOVANI:Yengeç takım yıldızı yörüngesinde bir yıldız kümesi.

ARIKUŞU:Sırtı sarı,karnı mavimsi yeşil renkte bir kuş.

ARILIK: Doğum,sünnet gibi olaylarda verilen bahşiş.

ARIN:Maden ocağında kazı yerini ilerleme yönünden sınırlayan yüzey. Kazı yerleri.

ARIŞ:Araba oku.

ARIŞ:Kolun dirsekten parmaklara kadar olan bölümü.

ARIT:Kastamonu-Bartın Küre dağları milli parkında,mağaralarıyla ünlü bir kanyon.

ARIZ :Yanak.

ARIZ:Sonradan ortaya çıkan.

ARIZİ:Gelip geçici.

ARİ:Hint İran dil grubuna verilen ad.

ARİ:Nazilerin politikasında Germen asıllı kimselere yakıştırılan ad.

ARİ:Yoksul,çıplak,saf,saf ırk.

ARİA (ARİYA):Sancağı, yelkeni veya sereni direkten aşağı alma.Yelken indirme.

ARİADNE:Sevgilisi Theseus’un Girit Labirentinden çıkabilmesi için ona ipliği veren Girit kralı Minos’un kızı.

ARİANE:Yer eksenli yörünge üzerine,deneme uyduları yerleştirmek amacıyla geliştirilmiş Avrupa uzay füzesi.

ARİDAS: Hindistan’da kaba ipekten yapılan bir cins tafta.

ARİEL: Kudüs’ün simgesel adı.

ARİEL: Uranüs gezegeninin bir uydusu.

ARİEL:Yahudi inancında kötü ruhlu meleklere verilen ad.Musevi metinlerinde,kimi zaman iyi,kimi zaman da kötü işler yapan göksel varlığın adı.

ARİF:Bilen.

ARİFAN. :Bilginler ,arifler,bilgi sahibi olanlar.

ARİFANE :Yiyeceği ortaklaşa sağlanan toplantı.

ARİFİYE: Yurdumuzda kurulmuş 21 Köy Enstitüsünden biri.(Sakarya).

ARİKA:Kımız rakısı.

ARİKİ:Paskalya adasında bulunan ve boyları yediyle yirmi metre arasında değişen, volkanik taşlardan yontulma, tanrılaştırılmış ,devasa baş heykellerine verilen ad.

ARİKULA: Eski Roma’da aşağı sınıf halkın ve balıkçıların giydiği bir çeşit palto.

ARİLER: Tarih öncesi dönemlerde Kuzey Hindistan’da ve İran’da yaşamış halk.

ARİN :Doğu Anadolu’da bir göl.

ARİNA:Temizlik işlerinde kullanılan bir tür toprak.

ARİS:Eski dilde gerdek.

ARİTMETİK:Matematiğin sayıları,bunların arasındaki bağıntıları ve işlemleri konu alan dalı.

ARİTMİ:Kalp atışlarındaki düzensizlik ve eşitsizlik.

ARİVA:Yelkenli gemilerde gabyaların direklere çıkması için verilen komut.

ARİVİST: Ne pahasına olursa olsun hedefine varmak,başarıya ulaşmak isteyen kimse.

ARİYERE: Zeka ve bunun sonucu olarak eğitim ve öğretim bakımından gelişmemiş kimse.

ARİYERE:Ticarette geciktirilmiş ödemeler için kullanılan sözcük.

ARİYET:Ödünç,iğreti.,emanet.

ARİZ: Ardıç ağacı.

ARİZ:Geniş,enli.

ARİZA:Yüksek bir makama sunulan mektup yada dilekçe.

ARİZAMİK:Derinliğine, iyice.Enine boyuna.

ARJANTİN: Büyük bira bardağı.

ARK:İki iletken arasında meydana gelen ve çok yüksek bir ısı açığa çıkaran, ışıklı elektrik boşalımı.

ARKAÇ : Ağıl,davar ağılı. Dağ sırtlarında davarların yatırıldığı düz, rüzgar almayan kuytu yer.

ARKAD:Mimarlıkta,sütun yada ayakların taşıdığı kemer sırasına verilen ad.

ARKAİK :Güzel sanatlarda klasik çağ öncesinden kalan. Eskil. Bir sanatın,bir üslubun oluşum aşamasını niteleyen sözcük. Kullanıldığı çağdan daha eski bir çağdan kalma bir biçimin,bir yapının özelliği.

ARKALIK:Ev içinde giyilen kolsuz,kalınca bir tür kısa hırka.

ARKALIK:Hamalların yük taşırken kullandıkları arka yastığı.Hamal semeri.

ARKAMAHMUZ:Suların rahat akmasını sağlamak için bir köprü ayağında yapılan profilli bölüm.

ARKAR(ARKAL): Evcil koyun ırklarından bazılarının atası sayılan yaban koyunu.

ARKEBÜZ:On beşinci asırda Fransa’da kullanılmaya başlanan,taşınabilir ateşli silah. Omuzda taşınan,uzun bir tabanca.Çok eski zamanlarda kullanılmış olan bu silaha Fransızlar el topu da derler.

ARKEGON:Yosunlarla eğrelti otlarının dişilik organı.

ARKEOLOG: Kazıbilimci.

ARKEOLOJİ: Eski zamanlardan kalma mimari yapıları,sanat eserlerini,anıtları,eski şehir kalıntılarını,ören yerlerini araştırma,bulma ve değerlendirme bilimi. Kazı bilimi.

ARKEOPTERİKS:Hem kuş hem sürüngen özellikleri gösteren bir hayvan fosili.

ARKETİP:Bir mimari öğenin henüz etkin biçimine ulaşmamış ilk örneği.

ARKİTEKT: Mimar.

ARKTİK:Kuzey kutbuyla ilgili, kuzey kutup yakınında olan.

ARKTİKA: Kuzey kutup bölgesi.

ARKUT:Bolu’nun Gerede ilçesinde kayak merkezi olan bir dağ.

ARKUTBEY: Amasya’nın Hamamözü ilçesinde bir kaplıca.

ARMA :Geminin yürümesine hizmet eden direk,seren,ip,halat ve yelken takımı.

ARMA: Bir devlet,hükümdar,aile ya da kente ait ayırt edici işaret.Ongun.

ARMADA:Donanma.

ARMADİLLO: Sırtında zırh benzeri kemerler bulunan bir tür tespih böceği.

ARMADORA:Gemide direklere takılı halatları bağlamak için küpeştenin iç tarafında bulunan delikli ve çubuklu levha.

ARMAGEDON:İncil’e göre mahşer gününde iyilik ve kötülük orduları arasında olacak savaş meydanı.

ARMAGNAC: Fransa’nın güney batısında tarihsel bir bölgenin ve burada üretilen ünlü bir konyağın adı.

ARMATÖR:Ticaret gemisi sahibi.

ARMATÜR:Bir aygıtın yada bir düzeneğin ana bölümünü oluşturan parçaların tümü.

ARMATÜR:Bir mıknatısın iki kutbu arasında kuvvet akımını toplu bir duruma getirmek için kutuplar arasına yerleştirilen demir parçası.

ARMO: Yelkenli gemilerde,üzerlerine flok yelkenlerinin çekildiği halatlar.

ARMOLA:İzmir’in Seferihisar ilçesine özgü bir tür tulum peyniri.

ARMONİ: Seslerin uyması,ahenk,uyum.Müzikte iki ya da daha fazla sesin aynı anda tınlaması.

ARMOZ:Gemilerde güverte ve borda kaplama tahtalarının yan yana gelmeleri sonucu aralarında oluşturdukları çizgi.

ARMUDİ: Marangozlukta kullanılan bir tür reçine.

ARMUDİYE: Küçük hamur parçalarının yağda kızartıldıktan sonra şerbete atılmasıyla yapılan bir tatlı.

ARMUDİYE:Üzerine besmele veya maşallah yazılı armut biçiminde altın nazarlık.

ARMUTLUK : Kader, alınyazısı.

ARNAVUT: Ciğeri,kaldırımı ve biberi vardır.

ARNAVUTBACASI:Tavan arasına ışık sağlayan ışık penceresi.

ARNİKA :Öküzgözü de denilen papatyaya benzer çiçek. Mastı çiçeği.

ARO: Dünyanın en değerli akvaryum balığı cinsi.

AROGAN: Büyüklük taslayan,şişinen,kendini bir şey sanan,küstah.

AROKARYA:Okyanusya’da ve Güney Amerika’da yetişen kozalaklı büyük ağaç.

AROMA:Bitkisel kökenli bir yiyecek ya da içeceğin damakta algılanan hoş kokusu.

AROMATERAPİ:Bitkisel özlü yağlarla yapılan tedavi şekli.

AROMATİK:Kokulandırılmış.

ARONYA:Trabzon çayı,avcı üzümü,likapa gibi adlar da verilen ve Doğu Karadeniz’de yetişen bir meyve ağacı.

AROZÖZ:Sulamaya ve yangın söndürmeye yarayan araç.

ARP(HARPA):Dik tutularak parmakla çalınan,eski çağlardan beri kullanılan üç köşeli ve telli,büyük çalgı.

ARPA: Osmanlılarda kullanılmış bir ağırlık ölçüsü.

ARPACIK: Ekilecek küçük soğan.

ARPACIK: Gözkapağının kenarında çıkan büyük çıban. İt dirseği.

ARPACIK:Bazı ateşli silahlarda namlunun ucunda bulunan küçük çıkıntı.

ARPAĞ:Eski Türklerde şamanın hastaları iyileştirmek için okuduğu dualara verilen ad.

ARPAĞAN:Halk dilinde yabani arpa. Yabani bir yulaf cinsi.

ARPALAMA:Atların ayaklarında görülen ve rahat yürümelerini önleyen hastalık. Toynaklı hayvanların ayak derisinde iltihaptan ileri gelen kanama.

ARPALIK: Karşılıksız yarar sağlanılan yer.

ARPALIK:Osmanlılarda saray ve yönetim görevlileriyle din adamlarına verilen ödenek.

ARPEJ:Bir akort oluşturan seslerin birbiri arkasından çalınması.

ARROYO :Yarı kurak ya da çöllük alanlarda rastlanan , yağışlar sırasında birdenbire dolup taşan kuru akarsu yatağı.

ARS:Gelincik.

ARSA: Üzerine bina yapılacak yer.

ARSATA:Bir madeni paranın yüzündeki bütün kabartma ve resimlerden daha yüksek bir çıkıntı oluşturan çevre pervazı.

ARSENİK: Maden filizlerinde çok yaygın bulunan,metal görünümünde basit element. Zırnık,sıçanotu gibi adlar da verilen zehirli bir element.

ARSIZ: Yüzsüz,yılışık.

ARŞ:Göklerin en yüksek katı.

ARŞE:Keman yayı.

ARŞEVEK:Başpiskopos.

ARŞIN :Türkiye’de 1931 yılına kadar kullanılan uzunluk ölçüsü.Yaklaşık orta parmağın ucundan dirseğe kadar kol boyu uzunluğu.Çarşı arşını 68 santim,mimar arşını 75,8 santim uzunluğundadır.

ARŞİDÜK: Avusturya Hanedanına özgü unvan.

ARŞİPEL:Ege denizinin ilk çağlarda “eski deniz” “adalar denizi” anlamındaki adı.



Son Güncelleme: Salı, 04 Şubat 2014 22:34