Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Y - (YV)

e-Posta Yazdır PDF

Y: Itriyum elementinin simgesi.

YA:Çin edebiyatında,aydınların ya da mandarinlerin yazdığı şiirlere verilen ad.

YABA: Harman savurmakta kullanılan,çatal biçiminde,tahtadan tarım aracı.

YABAN:Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun bir romanı.

YABANABAD: Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinin eski adı.

YABGU: Eski Türk devletlerinde kağan ve hakandan önce hükümdar anlamında kullanılan unvan.

YABYUM: Hindistan,Nepal ve Tibet’e özgü Budacı sanat yapıtlarında erkek tanrının dişi eşiyle cinsel birleşme durumunda gösterildiği poz.

YAD :Yabancı.

YADA:Eski Türklerde yağmur yağdırıp yel estirdiğine inanılan büyü taşı.

YADİGAR: Bir kimseyi ya da bir olayı anımsatan nesne.

YAFA: Kalın kabuklu ve çekirdekli bir portakal türü.

YAFES: Nuh’un üç oğlundan biri olan Yahudi peygamberi.

YAFTA: Büyük haritaları,planları veya modelleri oluşturan ayrı parçalardan her biri.

YAFUR:Ceylan yavrusu.

YAĞCIBEDİR:Bergama yakınlarındaki bir kasabanın adı ile anılan,saf yünden dokunan kök boyalı halılara verilen ad. Balıkesir’in Sındırgı ve Bigadiç yörelerindeki dağ köylerinde geleneksel el tezgahlarında dokunan yün halılara verilen ad.Kırmızı ve mavi renkler daha çok kullanılmaktadır.

YAĞI:Düşman,hasım.

YAĞIMCUR:Ekmek,yağ,tahin ve pekmezle yapılan yiyecek.

YAĞIR: Atın omuzları arasında kalan bölge.

YAĞIR:Atların sırtında eyer vurulmasından dolayı açılan yara.

YAĞIZ: Esmer.

YAĞLIK:Büyük mendil çevre.

YAĞLIKARA: İftira.

YAĞLIKUŞ: Konya’nın Akşehir ilçesine özgü bir tür çörek.

YAĞMURCA:Bazı yörelerde alageyiğe verilen ad. Dağ keçisi.

YAĞRIN: Orta Asya’da yaşayan Türkler arasında yaygın olan ve hayvanın kürek kemiğini ateşe tuttuktan sonra üzerinde beliren şekilleri yorumlayarak bakılan fal.

YAHNİ: Kavrulmuş soğan ve salça ile pişirilen,sade ya da etli yemek. Etli,sebzeli ve bol soğanlı bir yemek türü.

YAHU: Hey bana bak anlamında bir ünlem.

YAHUDA: İsa Peygamberi ele vermesiyle tanınan Yahudi.

YAK: Tibet’te,Asya’nın bazı yörelerinde yabani veya evcil olarak yaşayan,kılları uzun öküz türü Tibet öküzü..

YAKA: Van Gölü’nde,Gadir de denilen küçük bir ada.

YAKA:Kıyı,kenar.

YAKACIK : Bir kiraz cinsi.

YAKAMOZ:Denizde yaşayan, dokunulduğunda ateş böceği gibi ışık saçan plankton.(Milyonlarcası bir araya gelince geceleri bir balık veya bir kayık çarptığında ışık saçarlar). Gece denizde balıkların ya da küreklerin kımıldanışıyla oluşan parıltı.

YAKANTOP: İki takım arasında yumuşak bir lastik topla oynanan çocuk oyunu.

YAKARCA:Tatarcık böceğine verilen bir başka ad.

YAKARI: Dua.Münacat.

YAKI: Kimi hastalıkları tedavi amacıyla bir bez üzerine yayılıp vücudun kimi yerlerine konan koyuca lapa ya da eczalı parça.

YAKIM : Göçebe ve yarı göçebe Türkmenler arasında, genellikle ölülerin ardından söylenen ağıt ve bozlağa benzer türkü.

YAKINDOĞU: Suriye,Mısır,Lübnan,İsrail ve Ürdün’ün oluşturduğu bütüne verilen ad.

YAKİLER:Meksika’da yaşayan bir halk.

YAKİMOLAR: Kuzey Amerika’da yaşayan Kızılderili bir halk.

YAKİN: Kesin,eksiksiz ve sağlam bilgi.

YAKİNEN: Kesin bir biçimde,kuşkusuz olarak.

YAKİTORİ:Japon mutfağına özgü,bekletilmiş kümes hayvanı etinden yapılan şiş.

YAKLAŞIK: Bir tahmin sonucu olan,kesinlik taşımayan.

YAKLAŞIM:Bir sorunu ele alış,ona bakış biçimi.

YAKMA :Halk dilinde şarbon hastalığına verilen ad.

YAKMAÇ:Brülör.

YAKUT:Pembe veya erguvan tonları ile karışık koyu kırmızı renkte,saydam, değerli bir taş.

YAKUTİYE:Erzurum’da İlhanlılar döneminden kalma ünlü bir medrese.

YAKUZA: Japon mafyasına verilen ad.

YAL:Atın yelesine Gaziantep yöresinde verilen ad.

YAL:Köpek ve ineklere yedirilmek üzere un ve kepekle hazırlanan hayvanın iştahını açmak için verilen az miktardaki yiyecek.

YALABIK :Alevin oynayarak parıldaması,parlama,parıltı. Parlak,parıltılı,ışıltılı.

YALADERMA:Boyu 50 cm kadar olan bir deniz balığı.

YALAK :Halk dilinde boşboğaz,söz taşıyan.

YALAK:Çeşme,musluk vs. çevreye sıçramasını veya akıp gitmesini önlemek için konulan delikli taş tekne. Hayvanların su içtikleri taş veya ağaçtan oyma kap.

YALAKA:Dalkavuk,arsız,sırnaşık.

YALAMA:Fırça izlerini belli etmeden yapılan resim.

YALAMANDAPİKA:Endonezya’nın Cava ve Sumatra adalarıyla Güney Hindistan’da yaygın bir tür gölge oyunu.

YALAMUK :Çam ağacının çiğnenip emilen bölümü ve bunu almak için ağacın gövdesine açılan yara , soymuk,çam ağacının reçineli kabuğu.

YALAN :Tahsin Yücel’in bir romanı.

YALANDÜNYA: Mersin’in Gülnar ilçesinde bir mağara.

YALANKOZ:Mürver ağacına verilen bir başka ad.

YALAPŞAP:Baştan savma,üstünkörü.

YALAZA:Alev.

YALAZAN: Yıldırım,şimşek.

YALDIRAK:Parlak,cilalı.

YALE:ABD’de tanınmış bir üniversite.

YALGIN:Ilgın,pusarık,serap.

YALI: Düz ve açık su kıyısı.

YALI: Sırlı küçük bal çömleği.

YALI:Su kıyısında yapılmış büyük,görkemli ev.

YALIÇAPKINI : Su kıyılarında yaşayan, sırtı mavi ve yeşil, karnı pas rengi bir kuş. İskele kuşuna verilen ad.

YALIM:Kılıç,bıçak gibi kesici araçların keskin yüzü.

YALIN:Şekersiz kahve. Sade.

YALINKAT: Basit,derinliği olmayan,üstünkörü.

YALITKAN: Elektrik akımını ya da ısı akışını engellemek amacıyla kullanılan maddelerin ortak adı.

YALIYAR:Yüksek kıyılarda dalga aşındırmasıyla oluşan ve aşınma sürdükçe karanın içine doğru gerileyen yer,falez.

YALMAN:Sarp,dik.

YALNIZÇAM: Kuzeydoğu Anadolu’da bir dağ sırası.

YALOS:Dalgaların sahile attığı ağaç parçalarına verilen ad.

YALPA:Rüzgar veya dalgaların etkisiyle geminin bir sancağa,bir iskeleye yatıp kalkması.

YALPAK:Sokulgan,cana yakın.

YALPİ:İki tepe arasındaki düzlük.

YALU:Asya’nın doğusunda bir ırmak.

YALVAÇ:Kendisine kitap gönderilmiş peygamber,resul.

YAM :Posta beygiri.

YAM:Tropikal bölgelerde yetişen ve nişastaca zengin yumru kökleri yiyecek olarak kullanılan bitki.

YAMA: Hint mitolojisinde ölüm tanrısı.

YAMAK: Sınır muhafızı olan yeniçeri askeri.

YAMAK:Bir işte yardımcı olarak çalışan erkek. Erkek yardımcı.

YAMALAK: Ege bölgesinde yetiştirilen bir zeytin cinsi.

YAMAMOTO:Pearl Harbour’da 7 Aralık 1941’deki baskını planlamış,bindiği uçağın ABD’liler tarafından düşürülmesi sonucu ölmüş ünlü Japon amirali.

YAMANLAR: İzmir’in önemli bir mesire yeri olan dağ.

YAMANSAZ:Antalya’nın Lara bölgesinde,147 kuş türünü barındıran bir göl.

YAMATO:Japonya’nın eski adı.

YAMBO:Suudi Arabistan’da,Medine’nin limanı olan kent.

YAMÇI:Bir yüzü uzun tüylü,kalın yünden dokunarak yapılmış yağmurluk.

YAMİ:Hint mitolojisine göre ilk dişi insan.

YAMUK:Yalnız iki kenarı koşut olan dörtgen.

YAMUSUKRO: Fildişi Sahil Cumhuriyeti’nin başkenti.

YAN:Alt,üst,ön,arka dışında kalan yer.

YANAL : Alaca,iki renkli.

YANARCA: Meşale.

YANARDAĞ: Antalya ilinde,yarıklarından sızan doğal gaz sürekli olarak yanan ve bu ateşin kimera adlı canavarın nefesi olduğuna inanılan yöre.

YANARDÖNER:Peygamber çiçeğinin dünyada yalnızca Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde yetişen bir türü.

YANARTAŞ: Antalya ilinde,yarıklarından sızan doğalgaz sürekli olarak yanan ve bu ateşin,ilkçağda Kimera adlı canavarın nefesi olduğuna inanılan yöre.

YANAŞMA:Genellikle bir çiftçinin yanında çalışan işçi.

YANAZ: Ters,huysuz,inatçı.

YANBAŞ: Güreşte bir oyun.

YANCIK:Atın üstüne bağlanan valiz.

YANDAŞ: Taraftar.

YANG: Çin felsefesinde eril,gök,aydınlık,etkin ve delici olarak düşünülen ilke.

YANGABOZ: Çarpık çurpuk yürüyen eğri büğrü kimse.

YANGI:İltihap.

YANKİ :ABD halkından olan kimse.

YANUÇ: Halk dilinde yengeç.

YAPAĞI:İlkbaharda kırkılan koyun yünü.

YAPALAK:Bir baykuş türü.

YAPINCAK: Marmara bölgesinin her tarafında Çanakkale ve Gelibolu da yaygın olan beyaz üzüm. Seyrek taneli,kırmızı benekli bir üzüm cinsi

YAPINTI: Hayal gücüyle yaratılmış şey.

YAPIŞKAN:Ege yöresinde salatası yapılan bir tür ot.

YAPOK:Tropikal Amerika’nın ırmak ve göllerinde yaşayan keseli bir hayvan.

YAR: Sevgili.Aşık olunan kişi.

YAR: Türk müziğinde bir birleşik makam.(Günümüzde örneği yok).

YAR: Uçurum. Yarık, gedik.Dik yamaç.

YARA : Deri örtüsünün yırtılması.

YARALIGÖZ:Batı Karadeniz Bölgesi’ndeki Küre Dağları’nın orta kesiminde yer alan bir dağ.

YARAN:Dostlar.

YARASA:Ön ayakları perdeli kanat biçiminde gelişmiş,vücudu yumuşak sık kıllarla kaplı iskeletleri hafif yapılı,uçabilen memeli hayvan.

YARATILIŞ (CREATİON): Tanrının evreni ve bütün canlıları bugün görünene şekliyle yarattığına inanış.

YARATILIŞÇILAR: Maddenin,canlıların ve dünyanın Tanrı tarafından yoktan var edildiğine inanan evrim karşıtları.

YARDA: Yaklaşık olarak 91 cm gelen İngiliz uzunluk ölçüsü birimi.

YARDAK :Yardımcı.

YARDAK: Karagöz oyununda şarkı,türkü ve semaileri söyleyen kişi.

YARDAKÇI:Kötü işlerde birine yardım eden kimse.

YARDANG:Rüzgar aşındırmasıyla üzerinde oluk,yiv ve çukurlar açılmış yumuşak kayaç yüzey alanı.

YARENBAŞI :Arkadaş. Sohbet toplantıları düzenleyen ve yöneten kişiye verilen ad.

YARICILIK: Ürünü toprak sahibiyle yarı yarıya bölüşmek.

YARIKKAYA: İskenderun’a özgü bir fırtınanın yerel adı.

YARIMBURGAZ:İstanbul’da Türkiye’nin en eski tarih öncesi yerleşme yeri olması nedeniyle büyük önem taşıyan mağara.

YARIMCA: Ankara’nın Beypazarı ilçesine özgü,peynirli ya da kıymalı sac böreği.

YARINTI: Sellerin oluşturduğu uzun ve derin hendek.

YARKA:Büyük piliç.

YARKURUL (KOMİSYON):Encümen.
YARLIK:
Hükümdar buyruğu. Ferman

YARMA:İri taneli tahıl.

YARMA:Ortadan kolayca yarılan ve çekirdeğinden ayrılabilen meyve.

YARMAÇA: Çekirdeksiz kayısı ya da zerdali kurusu.

YARMALAMAK: Bir şeyi uzunlamasına ikiye bölmek.

YARPUZ:Nane türünden,kısa saplı,az veya çok tüylü,güzel kokulu bir bitki türü. Yaban nanesi.Akdeniz bölgesinde yetişen ve halk hekimliğinde kullanılan kokulu çalı.

YASAN:Niyet.

YASAVUL :İlhanlılarda ordu müfettişlerine verilen ad .Eski Türk devletlerinde yolları koruyup gözeten görevlilere verilen ad.

YASEMİN: Uzun taneli ve kokulu bir pirinç türü.

YASEMİN: Zeytingillerden,beyaz kırmızı veya sarı renkli güzel kokulu çiçekleri olan,1-2 m boyunda,süs bitkisi.

YASMIK:Halk dilinde mercimek.

YASTAĞAÇ: Çapak balığına verilen bir başka ad.

YASTAĞAÇ:Üstünde hamur açılan,yemek yenilen dört ayaklı,yuvarlak yassı tahta.

YASTIK :Fide yetiştirmek için ince toprak ve gübreden hazırlanmış yüksekçe yer.

YAŞ:Yüksek Askeri Şura’nın kısaltması.

YAŞARKEMAL: Asıl adı Kemal Sadık Göğceli olan ünlü romancımız.

YAŞMAK:Eskiden kadınların ferace ile birlikte kullandıkları,gözleri açıkta bırakan ince yüz örtüsü. Başla birlikte yüzü,ağzı kapatan baş örtüsü,peçe.

YAT:Kalkan ve zırh gibi korunma aracı.

YATAĞAN:Namlusu eğmeçli ve iki yanı da keskin,bir tür uzun savaş bıçağı. Yeniçerilerin kullandığı,kabzasından ucuna doğru hafif bir kavis çizen kılıç.

YATAK: Makinelerde devingen bölümleri içine alan parça.

YATAK:Fideleri gömmek için toprakta açılan çukur.

YATI:Geceyi geçirmek için bir yere gitme.

YATIR:Belli bir yerde mezarı olan,doğa üstü gücü bulunduğuna ve insanlara yardım ettiğine inanılan ölü,evliya.

YATKI:Bir şeyde bükülmekten ötürü oluşan çizgi.

YATKIN: Birkaç yıl sürülmeden bırakılmış tarla.

YATUK :Kanun, santur gibi yatırılarak çalınan sazların ortak adı.

YAVANSU: Muğla’nın Dalaman ilçesinin Göcek beldesinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir koy.

YAVAŞA:Huysuz atları yola getirmek için dudaklarına takılan tahta kıskaç .

YAVE:Saçma sapan söz.

YAVEGU:Anlamsız ve saçma sapan konuşan.

YAVER:Emir subayı. Yardımcı.

YAVRUAĞZI:Kavuniçi ile pembe arası bir renk.

YAVŞAK :Bit yavrusu.

YAVŞAK: Geveze,yılışık kimse.

YAVŞAMAK: Sırnaşmak,yılışmak anlamında argo sözcük.

YAVUZ:Kötü,fena ,güçlü,çetin.

YAY: İki ucu arasına ip gerilmiş,ok atmaya yarayan,ağaç veya madeni alet.

YAY:Kayseri ilinde,önemli bir kuş alanı olan göl.

YAYA: Yeniçeri Ocağının kurulmasından önce Osmanlı ordusunun önemli bir bölümünü oluşturan ve piyadegan da denilen asker sınıfı.

YAYAMADU: Tropikal Amerika’da yetişen bir ağaç.

YAYGI:Yer,döşeme,yatak veya herhangi bir eşyanın üzerine serilen örtü.

YAYIK:Tereyağı çıkartmak için sütün içinde dövüldüğü veya çalkalandığı kap.

YAYIM: Kitap,dergi,gazete vs. basıp dağıtma.

YAYIN: Yayımlanan kitap,dergi,gazete vs.

YAYLA: Plato.

YAYLIM: Otlak.

YAYVAN:Eni boyundan ve derinliğinden çok olan,basık ve geniş.

YAZAĞZI:Halk dilinde ilkbahara verilen ad.

YAZANAK :Rapor.

YAZI :Ova.

YAZILIKANYON:Isparta’nın Sütçüler ilçesinde bitki örtüsünün çeşitliliği ve doğal güzelliğinden dolayı “tabiat parkı” kapsamına alınmış yöre.

YAZILIKAYA:Çorum’da,Hititler döneminde yapılmış açık hava tapınağı.

YAZILIM: Bir bilgisayarın komutları yerine getirmesi ve verileri işlemesi için gerekli olan bütün programlar. Bir bilgisayara ne yapması gerektiğini bildiren komutlar.

YAZIM: İmla.

YAZLAK: Bağ ya da bostan kulübesi.

YAZLIK: İlkbaharda ekilen,küçük taneli ve sert bir buğday cinsi.

YAZMA:Bohça,yemeni,baş örtüsü gibi şeyler yapmakta kullanılan,üstüne boya ve fırça ile veya tahta kalıplarla desen yapılmış bez.Başa örtülen beyaz çember.

YAZMA:Kabakulak hastalığı.

YAZMAN :Katip.

YB:İterbiyum’un simgesi.

YE: Yemen’in plaka işareti.

YECÜC: İslam inancına göre kıyametin kopacağını gösteren iki kavimden biri.(Diğeri:Mecüc).

YED:El.

YEDEK:Yularından çekilerek götürülen boş binek hayvanı.

YEDİEMİN (YEDDİEMİN) :Birden çok kişi arasında hukuki durumu çekişmeli olan bir malın,emanet olarak bırakıldığı kimse. Güvenilir kişi.

YEDİGİR: Büyükayı’yı oluşturan yedi yıldıza topluca verilen ad.

YEDİNCİSANAT: Sinema.

YEDİRME: Yağ,kireç,kendirden yapılan ve su borularını birbirine tutturmaya yarayan macun.

YEGAN: Birler,tekler.

YEĞİN:Zorlu,katı,şiddetli.

YEĞNİ: Ağır olmayan,hafif.

YEĞREK:Daha iyi,daha üstün sayılan.

YEHOVA:Yahudilerin tanrıya verdikleri ad.

YEKAVAZ:Bütün beyitleri arasında konu birliği bulunan gazele verilen ad.

YEKE :Kayıkta dümen kolu. Dümeni kullanmak için dümenin baş tarafına takılan kol.

YEKEÇALIĞI: Öküzlerde görülen bir hastalık.

YEKEN: Halk dilinde paraya verilen ad.

YEKİNMEK:Davranmak,ayağa kalkmak.

YEKNESAK:Tek düze,monoton.

YEKTA:Tek,eşsiz,biricik.

YEKTE:Halk dilinde etek anlamında kullanılan sözcük.

YEL:Romatizma ağrısı.

YELALİM:İvedilikle,koşa koşa,telaşla.

YELAN: Eski dilde pehlivanlar,yiğitler.

YELDA: Uzun ve kara şey.

YELDİRME:Kadınların çarşaf yerine kullandıkları,başörtüsüyle birlikte giyilen hafif üstlük.

YELE: At,aslan gibi hayvanların ensesinde bulunan uzun kıllar.

YELE:Balıklarda sırt yüzgeci.

YELEÇ :Havadar.

YELEK: Ceket altına giyilen kolsuz ve kısa giysi.

YELEK: Kuş kanadının büyük tüyü.

YELEK: Okun yay kirişine takılan bölümündeki tüy.

YELEKEN :Yüksek ve çevresi açık yer.

YELEME :Ciddi olmayan,ciddi işlerle uğraşmayan. Havai.

YELİNÜSTÜ: Eskişehir’in Günyüzü ilçesinde bir mağara.

YELKOVAN:Orta irilikte bir deniz kuşu.

YELLEME: Amasya,Tokat ve çevresinde oynanan türkülü,halay türü bir halk oyunu.

YELLİ:İşveli,fıkırdak.

YELLOZ: Ahlaksız,hafifmeşrep,şıllık.

YELMEK:Aceleyle,telaşla koşmak.

YELTEME: Tambura benzer eski bir Türk sazı.

YELTENME: Yapamayacağı bir işe girişme.

YELVE: İspinozgillerden,tüyleri yeşilimsi,ağaçlık ve fundalıklarda yaşayan,güzel ötüşlü bir kuş,flurya(veya Flurcun).

YEM :Ağızotu.

YEM: Hayvan yiyeceği.

YEMEĞİDEMLEMEK: Pişen yiyecekleri ateşten indirerek kapaklarını kapalı tutup kendi buharında dinlenmeye bırakmak.

YEMENİ: Kadınların başlarına bağladıkları çiçek desenli bir tür tülbent. Kalıpla basılıp elle boyanmış tülbent,yazma.Eskiden Yemen’de yapıldığı için Yemeni adını almıştır.

YEMENİ:Deriden ayağa göre kesilerek,taban ve parmak üstleri ile topuğa doğru uçları kıvrılıp,deri sırımlarla bağlanan ayakkabı.Çarık Bir tür hafif ve kaba ayakkabı.

YEMİŞEN: Gülgillerden,meyvesi elmaya benzeyen,dikenli bir bitki.

YEMLİHA:Yedi uyurlardan biri.

YEMLİK: Körpe yaprakları sebze olarak yenen otsu bir yabanıl bitki.

YEN:Elbisenin kolu.

YENİÇERİ:Osmanlı imparatorluğunda piyade asker sınıfı.

YENİDÜNYA: Malta eriği de denilen,sulu ve mayhoş bir meyve.

YENİDÜNYA: Renkli ya da sırlı sırçadan yapılan ve süs olarak asılan top.

YENİDÜNYA:Ortaoyununun başlıca dekoru olan küçük parmaklık.

YENİRCE: Kemik ve diş dokusunun harap olması durumu.

YENİSEY: Asya’nın en uzun ırmaklarından biri.

YEOMAN:Ortaçağ İngiltere’sinde mültezim.Soylu olmadığı halde bir soylu yanında çalışan kimse.

YEPELEK:İnce yapılı,zarif,narin. Nazenin.

YEPTİS:Gri veya sarı renkte,etçil bir sinek cinsi.Çulluk sineği.

YEREGEÇEN :Havuç.(Halk dilinde).

YEREL:Mahalli.

YEREVİ: Tek katlı ev,kulübe.

YERİNMEK: Pişman olmak.

YERKÖPRÜ:Konya’nın Hadım ilçesinde ünlü bir şelale ve mağara.

YERLEŞKE : Kampus. Kent dışında kurulmuş bir üniversitenin alan ve yapıları.

YESAR: Eski dilde sol ,sol taraf.

YESARİ: Solak.

YESEMEK:Gaziantep’in İslahiye ilçesinde,Hitit dönemine ait ünlü açık hava heykel atölyesi.

YEŞİLBAŞ:Ördekgillerden,tüyleri mavi,beyaz yada kahverengi ,yurdumuzun sulak alanlarında yaşayan bir yaban ördeği türü.

YEŞİLLER: Almanya parlamentosundaki çevreci parti.

YEŞİLORDU: Kurtuluş Savaşı’nın ilk dönemlerinde resmi makamların da dolaylı desteğiyle kurulan ve yaklaşımında sosyalist öğeler de içeren İslamcı örgüt.

YEŞİM : Açık yeşil ve pembe renkli, kolay işlenen, değerli bir taş.

YEŞU:Dört büyük Yahudi peygamberinden biri. Hazreti Musa’nın kendisine varis tayin ettiği komutan.

YETİ :Himalayalarda yaşadığına inanılan kar adama verilen ad.

YETİ:Meleke.

YETİK: Bilgili,olgun.

YETİM:Babası ölmüş ve henüz ergen olmamış çocuk.

YETİME: Benzersiz,eşsiz.

YETİNGEN: Kanaatkar.

YETİRMEK: Besleyip büyütmek,yetiştirmek.

YETİŞTİK ÇÜNKÜ BİZ: Mülkiyeliler Birliği için Can Dündar yönetiminde 2006 yılında hazırlanan belgesel.

YETKE:Otorite.

YETKİN: Gerekli olgunluğa erişmiş,kamil,mükemmel.

YETKİNLİK:Olgunluk.

YEVM:Eski dilde gün.

YEZDAN: Tanrı.

YEZİDİ:Musul bölgesinde yaygın bulunan,Tanrının iyiliği,şeytanın kötülüğü temsil ettiğine,Tanrı ile Şeytan arasında sürekli bir tartışma olduğuna inanan bir İslam mezhebi.

YEZİT: Nefret edilen kimseler için kullanılan bir söz.

YIKI:Yıkılmış bir kent ya da yapıdan geriye kalan taş, duvar . Ören, harabe.

YILANCIK:Kırmızı kabartılarla ortaya çıkan deri enfeksiyonu.

YILANKAVİ:Dolambaçlı,dolanarak giden.

YILDIRAK: Güney yarımkürede bulunan parlak bir yıldız.Süheyl.

YILDIZ: Kaybettiği ısıyı,çekirdeğinde ürettiği nükleer enerjiyle ikmal eden dev gaz topu.

YILDIZ:Kuzeyden esen rüzgar.

YILDIZELİ: Yurdumuzda kurulmuş 21 köy enstitüsünden biri.(Sivas).

YILDIZKARAYEL:Rıfat Ilgaz’ın bir romanı.

YILIK:Çarpık,eğri ağız.Eğri,yamuk,şaşı.

YILKI:Başıboş bırakılmış at veya eşek.

YIR :Halk dilinde şiir. Ezgi,türkü,nağme

YIRTLAZ:Arsız,edepsiz,küstah.

YISA (YİSA):Denizcilikte,hep birlikte yapılan işlerde,çalışanları gayrete getirmek için kullanılan sözcük.

Yİ: Konfüçyüs’ün ,hak bilirlik anlamına gelen yedi temel ilkesinden biri.

YİDİŞ:Almanya dışına sürülmüş Musevilerin 14. asırdan başlayarak kullanmış oldukları Almanca.

YİDİŞ:Yahudi Almancası da denilen ve Aşkenazi Yahudileri tarafından kullanılan dil. İbranice ve Aramca ile birlikte Yahudilerin üç temel yazı dilinden biri.

YİLBİK: Sara hastalığı.

YİNAS:Şarabın damıtılmasından geride kalan atık.

YİNEKE:Bizans kiliselerinde kadınlara ayrılan bölüm.

YİNG:Çin düşüncesinde dişi ilke

YİRİK: Halk dilinde yanık, yırtık.

YİRMİLER:Resimde simgecilik akımına duydukları ilgiyle bir araya gelen ve 1891;1893 arasında Belçika’da ortak sergi açan sanatçıların oluşturduğu grup.

YİSA: Denizcilikte,hep birlikte yapılan işlerde gayret vermek için kullanılan sözcük.

YİTİ:Çok acı ya da ekşi.

YİV :Ek çizgisi, bir vidada iki diş arasında kalan çukur bölüm.

YİVAÇAR:Metal çubuk ve borulara diş açan alet,pafta.

YİVALAR: Oğuzların Üçok kolundan bir boy.

YMİR :Eski İskandinav mitolojisinde evrenin yaradılışında oluşan ilk canlı.

YODEL:Tiz kafa sesleriyle pes göğüs seslerinin birbirini izlediği bir tür şarkı söyleme tarzı.

YOGA: Bedene egemen olma yoluyla ruhsal yaşama da egemen olunabileceğine inanan Hint felsefesi.

YOGİ:Yoga felsefesini uygulayan derviş.

YOĞUNLUK: Bir cismin kütlesinin hacmine oranı.(Havanın yoğunluğu düşük,demirin yüksek).

YOĞURTLAMA: Patlıcan,havuç,biber gibi sebzelerle ve yoğurtla yapılan bir yemek.

YOĞUŞMA:Su buharının soğuyarak sıvı hale dönüşmesi.

YOKOZUNA:Sumo güreşinin en büyük derecesi.

YOLAGELEN: Samsun yöresinde yemeği yapılan bir ot.

YOLAK:Keçiyolu,patika.

YOLANTA:Çaykovski’nin son yapıtı olan opera.

YOLE:Kürekle yürütülen dar ve hafif tekne.

YOM:Uğur,iyi talih,iyi haber.

YOMA: Birçok ipin örülmesiyle yapılan ve balıkçılıkta kullanılan kalın halat. Sabit manevralarda ve gemileri bağlamada kullanılan üç ya da dört kollu halat.

YOMUT:Türkmenistan’da dokunan değerli bir halıya verilen ad.

YON: İstanbul Boğazı’nda,Anadolu fenerinin bulunduğu burun.

YONAK:Marangoz keseri.

YONCA:Başak durumundaki çiçekleri kırmızı veya mor renkli,hayvanlara yem olarak yetiştirilen çayır bitkilerine verilen genel ad.

YONCALI: Kütahya ilinde bir kaplıca.

YONGA:Kesilen,yontulan veya rendelenen bir şeyden çıkan parça,odun parçası.

YONGA:Tütün yaprağı dizesi.

YONGAR:Üç telli bağlama.

YONT:Başıboş hayvan.

YONTKUŞU:Kuyruksallayan kuşuna verilen bir başka ad.

YONU: Yapılarda kullanılan,yontulması kolay iri taş.

YORAM :Dokuzuncu İsrail kralı.

YORDAM:Yatkınlık,alışkanlık.

YORGA: Biniciyi sarsmayan at yürüyüşlerinden biri.

YORGALAMA:Ayak ve baldır kaslarının felcinden ileri gelen özel yürüyüş biçimi.

YORGOBACANOS: Rum asıllı Türk besteci.

YOROS: İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasından Karadeniz’e açıldığı yerde Bizans döneminden kalma bir kale.Ceneviz kalesi.

YOROZ :Giresun yakınlarında bir burun.

YORTANLI:Bergama ilçesinde Allianoi antik kentini sular altında bırakacak olan baraj.

YORTU :Hıristiyan bayramı.

YOSMA: Güzel,alımlı,boylu poslu.

YOSUN: Tallı bitkilerin,çoğu sularda yetişen ilkel yapıdaki örneklerinin genel ad.

YOŞUK: Eskimiş,yıpranmış giysi.

YOVL:Grandi ve bocurum direkleriyle donatılmış iki direkli yelkenli tekne.

YOYO: Bir ara bütün dünyayı sarmış olan bir oyuncak.

YOZ :Soysuz,dejenere.

YOZ: Halk dilinde dişi deveye verilen ad.

YÖN:Cihet,taraf.

YÖNETMELİK:Talimatname.

YÖNEY:Vektör.

YÖNEYLEM:Karmaşık sorunların çözümünde ve incelemesinde bilimsel ve özellikle matematiksel yöntemlerin uygulanması.

YÖNSEME: Psikolojide belli bir amaca ya da sonuca yönelen,etkinliğe dönüşmeyen etki gücü,temayül.

YÖRE: Bir bölgenin yakın yerlerini kapsayan sınırlı bölümü.

YÖRE: Değirmenlerde,taşla kasnak arasında kalan ve hayvan yemi olarak kullanılan un.

YÖRÜK: Hayvancılıkla geçinen göçebe Türkmen boyu.

YÖRÜNGE:Bir gök cisminin hareket etmesi süresince aldığı yol.

YUAN :Çin’in para birimi.

YUBATMAK:Geciktirmek,bekletmek anlamında yerel sözcük.

YUFAKA: Karadeniz yöresine özgü,yufkalar arasına fındık konularak yapılan bir hamur tatlısı.

YUFKA:Oklava ile açılan ince,yuvarlak hamur yaprağı.

YUĞ:Eski Türklerde ölüler için yapılan tören.

YUHANNA: İsa’nın 12 havarisinden ve dört büyük İncil yazarından biri.

YUKA:Avize ağacı da denilen,süs bitkisi olarak kullanılan,odunsu gövdeli kılıç benzeri uzun yaprakları olan bir ağaççık.

YUKAÇ: Yer katmanları kıvrımlarının tümsek bölümü,semer.

YUKİ:Orhan Boran’ın yarattığı hayali kahraman,radyo oyunu tipi.

YUKON:Kuzey Amerika’nın en büyük akarsularından biri.

YULAF:Hayvan yemi olarak yetiştirilen bir bitki.

YULAR: Hayvanın tasmasına bağlanan ip.

YUMRU:Sap,kök yada dallarda bulunan yedek besin taşıyan şişkinlik.

YUMUŞ:İş,hizmet buyruğu.

YUNA:Hayvanın sırtına eyerin altına konulan kumaş parçası.

YUNAK :Hamam.

YUNDA:Kuyruksallayan da denilen bir kuş.

YUNT:Ege bölgesinde bir dağ.

YUNUS :Ilık ve sıcak denizlerde sürüler halinde yaşayan,boyları 3 m’ye kadar erişebilen memeli deniz hayvanı.

YUPPİE (YUPİ):İş dünyasında başarılı ve hırslı genç insanlara yapılan bir yakıştırma.Zengin ve genç işadamı.

YURA:Dağ sırtı,dik yokuş.

YURAK: At arabalarında tekerlek parmaklığı.

YURDU :İğnenin deliği.

YURİ GAGARİN: İlk insanlı uzay yolculuğunu 1961 de gerçekleştiren Sovyet kozmonot.

YURTSAMA: Nostalji.

YUSUFİ :Padişah, sadrazam, vezirler gibi devlet erkanının giydiği kavuk.

YUTKEVİÇ: Türkiye’nin Kalbi Ankara adlı belgeseli 1933 de yurdumuza gelerek çekmiş olan ünlü Rus sinema yönetmeni.

YUVAK:Toprak damları sıkıştırmakta kullanılan silindir biçimli ağır taş.

YUVALAÇA:İzmir’in Seferihisar ilçesine özgü kıyma ve pirinçle yapılan bir yemek.

YUVALAK: Çeltiği (pirinci) kabuğundan ayırmak amacıyla harmanlarda kömüşlere (camızlara) bağlanarak çeltik üzerinde gezdirilen hamur merdanesi şeklindeki büyük ahşap silindir.

YUVALAK: Etle birlikte pişen nohut içine,fındık büyüklüğünde hazırlanmış bulgurlu köftelerin karıştırılmasıyla yapılan bir tür çorba.

YUVARLAMA:Gaziantep yöresine özgü küçük köftelerle yapılan bir yemek. Bulgur ya da pirinç ve kıymayla yoğrulduktan sonra küçük parçalar halinde yuvarlanıp haşlanarak yapılan bir yemek.

YÜKLÜ: Hamile,gebe.

YÜKSÜK:Dikiş dikerken,iğnenin batmasını önlemek için parmak ucuna takılan kesik koni biçiminde koruncak.

YÜLGÜ:Tıraş için kullanılan bıçak.

YÜLÜME:Bedendeki fazla kılları ustura ile alma;

YÜLÜMEK : Tıraş etme,kazıma.

YÜN: Bazı memelilerden elde edilen kıl kökenli doğal elyaf.

YÜNÜM: Burdur yöresinde koyun boyama ve yıkama şenliği.

YÜRE:Koyunun üstündeki tüy.

YÜRÜK:Çabuk yol alan,hızlı giden.

YÜZÜKLERİNEFENDİSİ :John Ronald Reuel Tolkien’in alegorik romanı.

YV: Venezuela’nın plakası.

Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 14:59