BULMACA SÖZLÜĞÜ         A B C Ç D E F G H I İ J K L M N

  Düzenleyen :  

  Sabahattin ÖZTÜRK

        O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z        [Ana Sayfa]

Yaban arısı.:SARICA

Yaban armudu. : AHLAT

Yaban atlarına bakan kimse,yabani at çobanı.:HERGELECİ

Yaban gülü.: NESTEREN

Yaban havucu.:KARAKAVZA

Yaban kazı.  :  LÖKEŞE:   SAKARMEKE 

Yaban kedisi.:GAPAR.:OSELO

Yaban mersini. :  KEÇİ YEMİŞİ  .:LİKAPA

Yaban ördeği.:MEZGELDEK

Yaban pancarıyla yapılan ekşi bir yemek.:TIRŞIK

Yaban sümbülü adıyla da bilinen bir kır bitkisi.:KEDİNANESİ

Yaban tere’si. : HOROZCUK

Yabancı devlet elçiliklerine ait arabaların plakalarında kullanılan kısaltma.Kor diplomatik.:CD

Yabancı korkusu:.XENOFOBİ

Yabancı ülkelerde okuyacak öğrenciler için gönderilen kabul belgesi. : AKSEPTANS

Yabancı ülkelerde,doçent olmak için sınav vermiş kimse,doçent.:AGREJE

Yabancı ve uzak ülkelerle ilgili,bu ülkelerden getirilmiş : EGZOTİK

Yabancı yazıların,okunuşları dikkate alınmadan harf harf aktarılması,harf çevirisi.:TRANSLİTERASYON

Yabancı, gurbette yaşayan, garip.  :  ELGİN

Yabancı. :  YAD :ÇITAK

Yabancılara tanınan ayrıcalıklar.:KAPİTÜLASYON

Yabancıllık.:EGZOTİZM

Yabani dişi eşek. :ANE

Yabani elma. : ACUK 

Yabani ıspanak. : SİRKEN:PAZI

Yabani mercanköşk.: FARE KULAĞI

Yabani ve evcil türleri bulunan,çok uzun ve kıvrık boyunlu,geniş gagalı,geniş kanatlı bir su kuşu.:KUĞU

Yabani yonca, tirfil.  :   KORUNGA

Yabani yulaf cinsi.:ARPAĞAN

Yabani zeytin  :  DELİCE

Yadırganacak yönü olma,gariplik,tuhaflık.:GARABET

Yağ çözeltisi. :  MİSEL 

Yağ dokusunun,bulunduğu yerde büyümesiyle oluşan iyicil ur.:LİPOM

Yağ tavası.:DIĞAN

Yağ uru. :  LİPOM

Yağ,un ve et suyu katılarak hazırlanan özel sos.:VELUTE

Yağda kızartılarak üzerine şerbet dökülen bir hamur tatlısı.:LALANGA

Yağda kızartılarak,üzerine şeker yada şerbet dökülen bir hamur tatlısı.  :   LALANGA

Yağda pişirilmiş yumurta yemeği.:MIKLA

Yağda yada sac da pişirilen ve sulu hamurdan yapılan bir tür ekmek.:CIZLAMAÇ

Yağı alındıktan sonra zeytinin kalan posası. : PRİNA

Yağı alınmış sütten veya yoğurttan yapılan b ir peynir türü.:KEŞ

Yağı alınmış sütten yapılan bir cins peynir. : ÇEÇİL

Yağı alınmış sütten yapılan ve çökelek de denilen peynir. :  EKŞİMİK

Yağı çıkarılan,öğütülerek tahin elde edilen ve simit vs nin üzerine serpilen küçük sarımtırak tohum.:SUSAM

Yağı çıkartılmak üzere öğütülmeye hazır duruma getirilmiş, yani kabuklarından ayrılmış ve kurutulmuş Hindistan cevizi çekirdeği; kopra yağı. : KOPRA

Yağış nedeniyle oluşan ufak sel. : SELİNTİ

Yağlı boya resim yapmaya yarayan bez ve bu bez üzerine yapılmış tablo.:TUVAL

Yağlı boya resimde,astar ve onu izleyen saydam boya katları uygulamadan zemin üstüne doğrudan boyama tekniği.:ALLAPRİMA

Yağlı güreşte pehlivanların ayrıldığı beş dereceden ikincisi.:BAŞALTI

Yağlı güreşte, yarışmalardan önce cazgırın okuduğu dua. : SALAVAT

Yağlı süt ya da yağlı yoğurt için kullanılan bir sözcük. : İMANLI

Yağmur çisentisi. :   REŞ 

Yağmur damlası.:JİK

Yağmur kuşu.  :  KALİNİS

Yağmur sularının toprak üzerinde oluşturduğu sert tabaka.:KAYASA

Yağmur,soğuk gibi dış etkilere karşı başa geçirilen,giysiye dikili veya ayrı olarak kullanılan başlık.: KUKULETA

Yağmur.  :  BARAN

Yağmurla karışık kar yağışı.:SULUSEPKEN

Yağmurluk.:EMPERMEABL

Yağmurluk.:TRENÇKOT

Yağsız ve mayasız hamurdan yapılan ve külde pişirilen çörek.:KETE

Yahudi   baklası  ,  acı bakla    gibi    adlar da  verilen  ve  nohuta  benzer, meyveleri kaynatılarak yenen bir bitki. : TERMİYE

Yahudi Almancası. Yahudice karması dil. :   YİDİŞ 

Yahudi dinsel lideri.:HAHAM

Yahudi dinsel törenlerinde kullanılan yünlü veya ipekli şal. :   TALET 

Yahudi inancında çöl şeytanı. : AZAZEL

Yahudi inancında kötü ruhlu meleklere verilen ad. : ARİEL

Yahudi kadını.:BOLİÇE

Yahudi tapınağı. :   SİNAGOG  :  HAVRA 

Yahudilerde yazılı olarak konulmuş olan Tanrı kanunlarının yanında,ağızdan ağza geçen din buyruklarının İbrani felsefesinin ve efsane yazılarının bütünü .Yahudilerde Tevrat’ın gizli anlamlarını araştırma işi. : KABALA

Yahudilerde,elli yılda bir Tanrıya ve dinlenmeye ayrılan yıl. : JÜBİLE

Yahudilerin gönüllü olarak ya da zorla yerleştirildikleri kent dışındaki yer. : GETTO

Yahudilerin tanrıya verdikleri ad.:YEHOVA

Yahudilerin uyması gereken On Emir’in eski dildeki karşılığı.:EVAMİRİAŞERE

Yahudilerin üç yazı dilinden biri olan ve Yahudi Almancası da denilen dil.:YİDİŞ

Yahudilerin,Yahudi olmayan kişi ve kuruluşlara verdikleri ad.  :  GOY

Yahudiliğin simgesi olan yedi kollu şamdana verilen ad.:MENORA

Yahudilikte bir yiyeceğin dinsel amaçlara uygunluğu. : KAŞER

Yahudilikte çölde yaşadığına inanılan şeytan.:AZAZEL

Yahudilikte kullanılan kutsal büyük zarları ya da çubukları. : URİM

Yahudilikte sabah,öğle ve akşam dualarının ayakta okunan ana bölümü.:AMİDA

Yahudilikte,din bilginlerinin ve hahamların,sözlü şeriat derlemesi Mişna’yı konu alan yorum ve açıklamaları.:GEMARA

Yahya Kemal’in hece ölçüsüyle yazdığı tek şiiri. : OK

Yaka kürkü.:ZAĞARA

Yakacak odun için kullanılan bir metre küpe eşit oylum ölçüsü birimi. : STER

Yakadaki ince şerit.:BİYE

Yakalama,tutma,ele geçirme.:DERDEST

Yakanın göğse doğru inen devrik bölümü. :  KLAPA 

Yakarca. :   TATARCIK 

Yakarı. : DUA

Yakarma.:TAZARRU

Yakası erkek gömleğini andıran,uzun kollu,manşetli kadın bluzu. :ŞÖMİZYE

Yakası kürklü ve kolsuz kaput.:ŞİNEL

Yakasız,uzun kollu erkek gömleği.:MİNTAN

Yakıcı,yakan,yanıcı.:SUZAN

Yakın akraba olmayan hayvanlar arasında görülen benzerlik.:YÖNEŞME

Yakın akrabalar arasında zina. : ENSEST

Yakın arkadaşları tarafından Stalin’e verilen ad.:KOBA

Yakın doğuda ve özellikle Cezayir’de konuşulan Arapça,Fransızca,İtalyanca,İspanyolca karması dil.:SABİR

Yakın dost,arkadaş.:NEDİM

Yakın jeolojik döneme ait tortul çökellerden oluşan soluk sarı renkli toprak türü.:LÖS

Yakındoğu ülkelerinden olduğu halde Avrupalı gibi görünen Hıristiyanlara verilen ad.:LEVANTEN

Yakınlık anlamında eski bir sözcük: KURB

Yakınlık,ortak ilişkilerin bulunması hali.::KARABET

Yakışıklı genç erkek.:CİVAN

Yakışıklı ve uzun boylu erkek :  LEVENT

Yakışıksız ve saygısızca davranan.: DENSİZ

Yakışır,yerinde,uygun. : REVA

Yakıt olarak kullanılan petrol türevi. : FUELOİL

Yakıt. : MAHRUKAT

Yaklaşık   12.000  yıl  önce  Pasifik’e  gömüldüğüne  inanılan , insanlığın  ve  uygarlığın  anayurdu sayılan kıta. : MU

Yaklaşık 136-65 milyon yıl önce yaşayan, soyu tükenmiş uçan sürüngenlerin ortak adı.:PTEROZOR

Yaklaşık 3 cm genişliğinde yumuşak, kösele şerit.: VERDELA

Yaklaşık 4,5 litrelik bir ölçü birimi.:GALON

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun bir romanı. : YABAN

Yakup peygamberin ilk karısı ve İsrail’in 12 kabilesinden beşinin geleneksel anası.:LEA

Yakup Peygamberin karısı.:LEA

Yalan dolan.:KATAKULLİ

Yalan söyleme hastası.:MİTOMAN

Yalan, şaka anlamında yerel bir sözcük. : GAS

Yalan, uydurma anlamında argo sözcük. : GIR

Yalan,uydurma söz,palavra.:MARTAVAL

Yalan. : MAVAL

Yalan.:ENİSAM

Yalancı hurma da denilen bir tür palmiye.:FENİKS

Yalancı safran.:ASPUR

Yalancı servinin eş anlamlısı. : AKSEDİR

Yalancı,hileci.:KALTABAN

Yalanlama.: TEKZİP

Yalanlar   ve   hikayeler   uydurmaya   yol   açan   yapısal   eğilim.  Yalan   söyleme   hastalığı.:MİTOMANİ 

Yaldızla süslenmiş,altın suyuna batırılmış,yaldızlı.:MÜZEHHEP

Yaldızlama.:TEZHİP

Yaldızlı. :  DORE

Yalı çapkını,iskele kuşu. : EMİRCİK

Yalın durum. : NOMİNATİF

Yalınayak kimse.:DALTABAN

Yalıtılmış.:İZOLE

Yalıtım maddesiyle kaplı metal bir kılıf içine yerleştirilen,aralarında hava boşluğu bulunan çift çeperli cam şişeden oluşan,içine konan sıvının sıcaklığını uzun süre koruyan kap.:TERMOS

Yalıtkan.  :  İZOLATÖR

Yalıyar.:FALEZ

Yalman. : SARP

Yalnız akıl yoluyla öngörülen.:APRİOR

Yalnız atomlarının kitleleri yönünden farklı olan aynı kimyasal element.:İZOTOP

Yalnız baş harflerle yazılan kısa imza.:PARAF

Yalnız baş parmağı ayrı,diğer dört parmağı bir örülmüş yün eldiven.:KOLÇAK

Yalnız başına  ilerleyen ve öbür hastalıklı durumlara bağlı olmayan hastalık. : İDİOPATİ

Yalnız bir giysilik dokunmuş, üstün nitelikte kumaş parçası. :   KUPON

Yalnız erkek bireyler veren döllenmesiz üreme.: ARENOTOKİ

Yalnız güldürmeyi değil,daha çok düşündürmeyi ve yergiyi amaçlayan mizah.:KARAMİZAH

Yalnız iki geniş yüzü testereyle düzeltilmiş tahta.:BUL

Yalnız iki kenarı koşut olan dörtgen. : YAMUK

Yalnız pruva direği kabasorta,öbür direkleri sübye donanımlı olan,genellikle üç direkli yelkenli gemi.:NAVİ

Yalnız spor amacıyla yapılan at yarışı.:KONKURHİPİK

Yalnız tabanı bulunan,ayağa kordon ve kayışla bağlanan açık ayakkabı.:SANDALET

Yalnız,tek,sırf. :   SALT 

Yalnızca ahlak üzerine kurulu yönetim biçimi.:ETOKRASİ

Yalnızca büyüklüğü ile belirlenebilen fiziksel nicelik.:SKALER

Yalnızca kız çocuklarında görülen,anormal vücut hareketleri ve konuşma bozukluğuyla ortaya çıkan sendrom.:RETT

Yalnızca oksijenin bulunduğu ortamlarda gelişebilen bir mikroorganizma.:AEROSO

Yalnızca ön cephesinde sütun bulunan Antik Yunan ve Roma yapısı.:APTERON

Yalnızca Papua Yeni Gine’de görülen titreme hastalığı. : KURU

Yalnızlık korkusu.:EREMOFOBİ

Yalova ilinde bir şelale.:ÜVEZPINAR

Yaltakçı.:DALKAVUK

Yalvarma,dua. : NİYAZ

Yalvarma,merhamet dileme.:İSTİRHAM

Yama.:PİNE

Yaman  Adam ,   Sis,    Abel  Sanchez’in     yazarı,İspanyol   yazar .   : UNAMUNO

Yan etki. : KOMPLİKASYON

Yan gelip yatma.  :  KEKA

Yan tutularak çalınan,orkestrada yer alan bir üflemeli çalgı.: FLÜT

Yan yan giden.:ÇALIK

Yan yana konulmuş,tek derili iki küçük davuldan oluşan Latin Amerika kökenli bir ritim çalgısı.:BONGO

Yan yana tutturulmuş iki kamış düdükten yapılmış çifte kaval.: ARGUN

Yan yelkenleri direğe bağlamada kullanılan ip. : KARULA

Yan yol.:BANKET

Yan,taraf,cihet.:CANİP

Yan.:BÖĞÜR

Yanağın ağız boşluğu hizasına gelen bölümü.:AVURT

Yanağın alt kısmı.:ENEK

Yanak. : ARIZ .:İZAR

Yanaktaki çukurcuk.:GAMZE

Yanardağ ağzı. :  KRATER

Yanardağ kayalıkları arasında bulunan bir feldispat türü. :   TRAKİT 

Yanardağ kütlelerinde bulunan piroksen cinsinden mineral madde. : OJİT

Yanardağ püskürmeleriyle yığılmış bir dağda,suların aşındırarak açtığı derin boğaz biçimli vadiler.:BARANKO

Yanardağlardan fırlayan çok küçük katı parça.:LAPİLLİ

Yanardağların püskürttüğü kül, kum ve lav parçacıklarından oluşan gözenekli çökelti taşı. : TÜF

Yanarken güzel koktuğu için tütsü olarak kullanılan bir ağaç.:ÖD

Yandan görünüş. :   PROFİL 

Yandığında renkli ve parlak ışıklar saçan,şenlik gecelerinde yakılan havai fişek.: MAYTAP

Yangın bombalarının doldurulmasında kullanılan bir madde.: NAPALM

Yangın çıkarma hastalığı.:PİROMANİ

Yangın çıkarma saplantısı olan.: PİROMANİ

Yanıcı,renksiz,az kokulu,0.97 yoğunluğunda karbon ve hidrojen birleşimi.:ETİLEN

Yanıt veremez duruma getirme, susturma. : İLZAM

Yankı bilimi. :  AKUSTİK 

Yankı,yakın,yanık,kayın örneğinde olduğu gibi,bir sözcük içindeki seslerin yerini değiştirerek elde edilen yeni sözcüğe verilen ad.:ANAGRAM

Yankı. : EKO

Yankıca.:EKOLALİ

Yankısının çokluğundan sesin iyi anlaşılmadığı yer.:ÇİNİLEK

Yanları ve kapağının aynası sinek telinden yapılmış yemek dolabı.:TEL DOLAP

Yanlış kelime,yanlış söz. :  GALAT 

Yanmış kömür tanesi.:CEMRE

Yansıca.  :  EKOPRAKSİ

Yansıma,yankı,inikas. :AKİS

Yansıma.,piyasada etki. Yankılanma.:  İNİKAS

Yansıtıcı,yansıtaç.:REFLEKTÖR

Yapağı kırıntısı.:İSKARTO

Yapağı veya keçi kılının dokunmadan,yalnızca dövülmesiyle elde edilen kaba kumaş.:KEÇE

Yapağıdan elde edilerek eczacılıkta ve parfümeride kullanılan sarımtırak renkte bir yağ.:LANOLİN

Yapan,işleyen.:FAİL

Yapay dokuma ipliği.: ORLON

Yapay mağara.:GROTTO

Yapay reçine.(Formaldehit ile fenolün yoğunlaşması sonucu elde edilir.) : BAKALİT

Yapı çıtası.:BAĞDADİ

Yapı gereçlerinin yığılıp saklandığı veya işlendiği yer.:ŞANTİYE

Yapı işlerinde harcı karmaya yarayan alet,mikser.:KARMAÇ

Yapı işlerinde kullanılan ufak tefek gereçleri satan kimse.:NALBUR

Yapı işlerinde sürme çerçeve. :ŞASİ

Yapı vs yapımında kullanılacak çakılları,taşları elde etmek için,büyük kayaları kırıp ufalamaya yarayan makine.: KONKASÖR

Yapı. : STRÜKTÜR

Yapıcılıkta dolmaların kaymasını önlemek için bunların eteklerine moloz taşıyla örülen kaplama.:PERE

Yapıda gücü,esnekliği artırmak için metal ve çimentodan yararlanma yöntemi,demirli beton.:BETONARME

Yapıda kullanılan dört köşe veya yuvarlak,kalınca sırık.: MERTEK

Yapılabilirlik.:FİZİBİLİTE

Yapılacak işi bir girişimciden yada başka bir yükleniciden alan,genellikle götürü olarak,tek yada bir iki işçiyle çalışan ikinci yüklenici.:TAŞERON

Yapılan kötü bir davranış için özür dileme,gönül alma. :TARZİYE

Yapılarda ağaçların yada taşların birbirine bağlanmasında kullanılan,iki ucu dirsekli kenet.:KLAMO

Yapılarda dolgu gereci olarak kullanılan delikli tuğla. : ASMOLEN

Yapılarda gereç taşımak için kullanılan,dört kollu ve iki kişinin taşıdığı tahta araç.:TESKERE

Yapılarda kullanılan hafif,işlenmesi kolay,ateşe dayanıklı bir taş türü.:KEFEKİ

Yapılarda ve demiryollarında kullanılan demir kiriş. :PUTREL

Yapılarda yayvan kemer.:SEPET KULPU

Yapıları örten süslü çatı ve saçaklar.:ARASTAK

Yapıların duvar ve tavanlarına süslemeler yapan usta. : NAKKAŞ

Yapıların kaba ağaç ve tahta işlerini yapan kimse.:DÜLGER

Yapıların üst katlarından ana duvarların dışına,sokağa doğru çıkıntı yapmış balkon.:CUMBA

Yapılırken  iyice  yakılmadığı  için  duman  ve  koku  vererek  baş   ağrısı   yapan   odun   kömürü. :MARSIK

Yapılması zorunlu olan.:FARZ

Yapısal.: STRÜKTÜREL

Yapısalcılık.:STRÜKTÜRALİZM

Yapısı bakımından kanuna, çalınışı bakımından santura benzer Özbek çalgısı. : ÇANK

Yapısına girdiği sözcüğe “iki, çift” anlamı katan yabancı önek. : Dİ

Yapısına girdiği sözcüğe biçiminde,yolunda anlamı katan yabancı önek.:ALA

Yapısına girdiği sözcüğe, söyleyen-diyen anlamı katan Farsça sonek.:GU

Yapışık, ikiz meyve.: ÇATAK

Yapışkan çamur.:BALÇIK

Yapıştırma resim.:KOLAJ

Yapıtlarında naif sanatın üslubunu benimsemiş 1917 doğumlu ressamımız.:FAHİRAKSOY

Yapıtlarında pop motiflerini, bilim kurgu ve popüler kültürle gençlik kültürünün öbür öğelerini ustaca birleştirmiş, “Aç Sınıfın Laneti”, “Vahşi Batı”, “Si Bemol İntihar” gibi tiyatro yapıtlarıyla tanınmış ABD’li yazar. : SAM SHEPARD (Doğumu: 1943)

Yapma boyaların yapımında kullanılan bir madde.: ANİLİN

Yaprak hamuru(milföy) ile hazırlanan bir çeşit soslu börek.:VOLOVAN

Yaprak sapı. : ANAK   

Yaprak sigara.:SİGAR

Yaprak yaprak ayrılabildiği için evlerin damlarını örtmekte kullanılan, üzerine tebeşirle yazı yazılabilen ve taş tahta yapımında kullanılan yumuşak,mavimtrak bir taş,arduvaz.:KAYAĞANTAŞI

Yaprak.: VARAK

Yaprakları    yayvan   ve   dikenli  ,  güzel  ,  parlak   renkte  çiçekler  açan  bir  bitki , atlas  çiçeği  : KAKTÜS

Yaprakları almaşık,iri ve parlak yeşil renkte bir süs ağacı ve bu ağacın çiçeği.:MANOLYA

Yaprakları çay gibi haşlanarak içilen bir Güney Amerika bitkisi.: MATE

Yaprakları çok iri ve kalp biçiminde çiçekli bir süs bitkisi.:KATALPA

Yaprakları güzel kokulu bir süs bitkisi.:FESLEĞEN

Yaprakları salata gibi yenen  kokulu bir bitki. : ROKA

Yaprakları sebze olarak yenen bir bitki.:LABADA

Yaprakları sebze,çiçekleri ilaç olarak kullanılan otsu bir bitki.:EBEGÜMECİ

Yaprakları soğan yerine kullanılan bir tür yaban sarımsağı.:KEÇİKÖMÜRENİ

Yaprakları yayvan ve dikenli,güzel,parlak renkte çiçekler açan bir bitki,atlas çiçeği.:KAKTÜS

Yaprakları yaz kış yeşil kalan,beyaz çiçekli bir ağaç.:MERSİN

Yaprakların üzerinde oluşan bir tür küf.:BALSIRA

Yapraklarının güzelliği nedeniyle sera ve salonlarda yetiştirilen bir süs bitkisi.:DİFENBAHYA

Yaptığı işin verdiği ters sonuçtan üzüntü duyan kimse. : İLDEM

Yara izi. :   NEDBE 

Yara.:CERİHA

Yaradılış,huy,karakter,mizaç.:MEŞREP

Yaradılış,huy,karakter.: SECİYE

Yaradılış,tabiat.:NEJAT

Yaradılış.  :   HİLKAT:CİBİLLİYET:FITRAT

Yaralama.:CERH

Yaramak, fayda vermek, içe sinmek. : İLİMEK

Yaramaz,haylaz,haşarı.:ŞERGİL

Yararlanan. : MÜSTEFİT

Yararlanılan uygun koşul. : OLANAK

Yararlı,kazançlı.:NAFİ

Yararlı.:NAFİ

Yarasa,gece kuşu. :  VATVAT

Yaraşırlık. : LİYAKAT

Yaratan.: SANİ

Yaratandan başka bütün varlıklar.:MASİVA

Yaratıcı güç,bir düşünceyi ortaya koyma niteliği.:KARİHA

Yaratıcılığa dayanmayan,el melekesi ile yapılan iş.: RUTİN

Yaratık. : MAHLUK

Yaratılmış bütün canlılar.:ENAM

Yaratma, yoktan var etme. : İBDA

Yaratma,icat etme veya tasarlama yetisi.:İMGELEM

Yardakçılar:. AVENE

Yardım amacıyla toplanan para. : İANE

Yardım amaçlı, eğlenceli toplantı.  :  KERMES

Yardım etme,arkalama,destekleme,arka çıkma.:MUZAHERET

Yardım etme. : MUAVENET

Yardım isteme,güvenme.:İSTİHZAR

Yardım,yardımda bulunma.:NUSRET: İANE

Yardımcı,havari. : APOTR

Yardımcı. :  YARDAK :YAMAK:YAVER:EL ULAĞI : MUİN

Yardımsal.:SÜBVANSİYONEL

Yargıcı. :  FATALİST 

Yarı   kurak  ya  da  çöllük  alanlarda  rastlanan ,  yağışlar  sırasında  birdenbire  dolup  taşan  kuru  akarsu yatağı. :  ARROYO

Yarı kömürleşmiş bitki yakıtı. :   TURBA 

Yarı kuru toprak. : ALAKUR   

Yarı olgunlaşmış sebze,meyve,özellikle domates ve karpuz için kullanılan sözcük.:ALAÇAKIR

Yarı saydam bir çizim kağıdı.:AYDINGER

Yarı sentetik bir antibiyotik. : RİFAMİSİN

Yarı tatlı şarap.:DÖMİSEK

Yarı yaş,yarı kuru  nemli toprak. : ALATAV

Yarı yavaş anlamında müzik terimi,adagio ile andantino arası. : ANDANTE

Yarı, yarım. : NISIF

Yarık, çatlak. : ŞAK :ÇAK

Yarık, gedik. :   YARA

Yarık,delik.:AHUN

Yarık,yırtık.:YİRİK

Yarıldığında tohumların ortaya çıktığı kabuk.:ÇENET

Yarım baş ağrısı. : MİGREN

Yarım daire şeklinde dökülen,piştikten sonra üzerine şeker şurubu gezdirilen,rom yada likör ile kokulandırılan ve pasta kreması gibi şeylerle süslenen,mayalı hamurdan yapılmış pasta.:SAVARİN

Yarım gün. :   PARTTAYM 

Yarım ipekli,bürümcük türü bir kumaş.:HELALİ

Yarım kafiye : ASONANS

Yarım kilogramlık bir ağırlık ölçü birimi.: LİBRE

Yarım serenleri sağa,sola yada ortaya çevirmek için bunların ucuna bağlı bulunan donanım.:ABLİ

Yarım ton ince ses. : DİYEZ

Yarınını düşünmeden ve tolum kurallarına aldırış etmeden yaşayan,genellikle sanat ve edebiyat çevresinden varlıksız kişi. : BOHEM

Yarısı değerli taşlarla süslü olan bir tür saç. : MİYASE

Yarısı Türkiye’de yarısı Gürcistan’da olan ve Aktaş da denilen bir göl.:HAZAPİN

Yarış atlarının bakımıyla yükümlü ve antrenman için zaman zaman onlara binebilecek yetenekte seyis.:APRANTİ

Yarış öncesinde belirlenen yada tahmin edilen yarışmacı hakkında verilen gizli bilgi.:TÜYO

Yarış teknesi.: ŞARPİ

Yarışlar ve koşular için özel olarak düzenlenmiş yer. : PİST

Yarışlarda çıkış işaretini veren hakem.:STARTER

Yarışma çizelgesi.:FİKSTÜR

Yas havalarına uygulanan bir halk ezgisi. :  LELEMENDİ

Yasa,kural ve mantık ölçülerine dayanmayan.:KARAKUŞİ

Yasadışı bir işin yapıldığı yerde geleni haber verme işi. : ERKETE  

Yasaklama,engelleme. : MEN

Yasalar. : KAVANİN

Yasaların veya önermelerin kendi aralarında çelişikliği,çatışkı.:ANTİNOMİ

Yasalarla belirlenmemiş olan, halkın kendiliğinden uyduğu gelenek.: ÖRF

Yasama meclislerinin birleşimlerinden her biri. : OTURUM

Yasemin yaprağı. :  BERKİ SEMEN

Yasmık. : MERCİMEK

Yassı gümüş külçesi.  :  LAVAŞA

Yassı uçlu büyük iğne.:ÇUVALDIZ

Yassı ve büyük yemek tabağı. : PİYATA 

Yassı ve dar biçimli metal parça :LAMA

Yassı ve düz taş.:KAYRAK

Yassı,basık.:PAT

Yaş duvar sıvası üzerine kireç suyunda eritilmiş madeni boyalarla resim yapma yöntemi ve bu yöntemle yapılmış olan resim.:FRESK

Yaş yada kuru erikle yapılan bir tür sebze yahnisi.:ZÜLBİYE

Yaş, nemli. : RATIP

Yaşadığı yerin yerlisi olmayıp başka yerden gelmiş kimse.:MANAV

Yaşama işlevlerinin çok zayıfladığı,çok derin ve sürekli patolojik uyku durumu.:LETARJİ

Yaşama veya iş görme isteğini yitirmiş.:BEZGİN

Yaşamına ilişkin bilgiler, Herodotos’a ve Firdevsi’nin Şehnamesine dayanan, İranlıların efsanevi hükümdarı.  :  FERİDUN

Yaşamından umut kesilen,öleceği kesinlikle bilinen bir hastanın acısını bir an önce dindirmek amacıyla ve hastanın isteği üzerine doktorlar tarafından öldürülmesi. :   ÖTANAZİ

Yaşamış.:MUAMMER

Yaşanmamış geçmişe duyulan özlem.:RETRO

Yaşanmamış geçmişe duyulan özleme ya da yaşanmamış, geçmişi kişileştirmeye verilen ad.:RETRO

Yaşatkan sinir sistemini oluşturan iki sistemden biri. :   PARASEMPATİK

Yaşayabilmesi ve üreyebilmesi için serbest oksijenin bulunduğu ortamlara gereksinim duyan organizma.:AEROB

Yaşı küçük olduğu halde sözleri ve davranışları büyükmüş gibi olan çocuk.:EKE

Yaşıt, akran. : ÖĞÜR

Yaşlanma ile ilgili sağlık  konuları üzerinde duran tıp dalı.:GERİATRİ

Yaşlanmak. : FARIMAK

Yaşlanmayla birlikte işitmenin giderek azalması.:PRESBİKUZİ

Yaşlı Ermeni karısı.:DUDU

Yaşlı ve zayıf kimse.:TİRİT

Yaşmak.:BÜRGÜ

Yat limanı. : MARİNA

Yatağa girme fobisi. : KLİNOFOBİ

Yatağında veya havzasında bulunduğu hesaplanan,henüz işletilmemiş kömür,demir,petrol gibi ürünlerin durumu.:REZERV

Yatak, yorgan doldurmaya yarayan yün, pamuk, kıtık gibi şeyler. : İÇİRİK

Yatakta kadınların giydiği bir çeşit yün hırka.:LİZÖZ

Yatar koltuk.:PULMAN

Yatar koltuklu vagon yada otobüs.:PULMAN

Yatay güneş saati. :   BASİTE:BASİTA 

Yatay. :   UFKİ 

Yatırılmış sermayenin,bir kuruluşun veya bir yatırım konusunun gelir sağlayabilme olanağı,verimlilik.: RANTABİLİTE

Yatırım,mevduat.: PLASMAN

Yatıştırıcı. :MÜSEKKİN

Yatsı namazından sonra kılınan üç rekat namaz. :  VİTİR

Yavan,tatsız.:ZIRTLAK

Yavaş, ağır anlamında kullanılan müzik terimi. : ADAGİO

Yavaş, ağır. : BATİ 

Yavru yapmaya alışmış kümes hayvanları için kullanılan sözcük. : ANAÇ

Yavru.:BALA

Yavrularını sırtında taşıyan keseli bir hayvan.:SARİG

Yavşan otu da denilen mavi ve beyaz renkte çiçekler açan bir bitki. VERONİKA

Yavuz ve Kanuni devirlerinde yaşamış,Kanuni’nin ve Barbaros’un minyatürlerini yapmış bir nakkaş.:NİGARİ

Yay çizer. :  PERGEL 

Yay,eğmeç. :KAVİS

Yay.:ZEMBEREK

Yaya kaldırımı. :  TROTUAR 

Yaya kaldırımı.:REFÜJ

Yaya koşusu.:SEĞİRDİM

Yaydaki esnek bağ.:KİRİŞ

Yaygı, kilim. : SERGİ

Yaygı,örtü.:SAVAN

Yaygın    medya   kuruluşlarına   giremeyen   veya   girmek  istemeyenlerin  çıkardığı  dergilere  verilen  ad . : FANZİN

Yaygın olarak Güneydoğu Anadolu bölgesinde yetiştirilen bir koyun türü.:İVESİ

Yayıkta yağı alınmış ayran.:UYNUK

Yayılma,genişleme. : İMBİSAT

Yayılma. :   TAAMMÜM 

Yayım. :NEŞİR

Yayımcı.:EDİTÖR

Yayımlayan. : TABİ

Yayınbalığına verilen bir başka ad.:GELEBİCİN

Yayla çalınan bir Hindistan çalgısı.:SARANGİ

Yayla çiçeği.:AMBERİYE

Yayla diz üzerinde çalınan,kemana benzeyen,3 telli küçük bir çalgı türü.:KEMENÇE

Yayla evi  : KOM

Yayla veya bahçe kulübesi,/ küçük köy. :   TOL

Yayla. : PLATO

Yaylada yapılan ev,çiftlik.:BANI

Yaylı at arabası. : BRİK 

Yaylı bir çalgı.:REBAP

Yaylı bir pensle tutturulmuş küpe,iğne vs.: KLİPS

Yaylı çalgıların çalınış tekniğinde, yayın topuktan buruna doğru sürtülmesi. : ÇEKİŞ

Yaylı kerevet. : SOMYA 

Yaylı, dört tekerlekli ve üstü açık binek arabası. KALEŞ

Yayvan sepet. : SELE

Yayvan ve dolgun yüz. : ABLAK

Yayvan ve kenarları geniş,büyük bakır kap.:LENGER

Yaz aylarında giyilen bol ve geniş dikimli astarsız hafif ceket.: KANADİYEN

Yaz mevsimi.: TABİSTAN

Yaz yağmuru : KAY

Yazarı bilinmeyen,anonim. :   LAEDRİ

Yazgıcılık,kadercilik,fatalizm.:CEBRİYE

Yazı bilgisi.  :  GRAFOLOJİ

Yazı ile bildirme. : İŞAR

Yazı karakteri.:FONT

Yazı kurutmak için kullanılan,özel kumun konduğu üzeri delikli kap.:RIHDAN

Yazı ve müzikte alışma ve öğrenmek için yapılan çalışma,el çalışması.: MEŞK

Yazı veya konuşmada bir düşüncenin kesintisiz gelişimi,uzun ve tumturaklı konuşma.:TİRAD

Yazı veya resim başlığı.:ANTET

Yazı yada müzik dersi.:MEŞK

Yazı yazan,bir yazıyı kaleme alan kimse.:REDAKTÖR

Yazı yazmada kullanılan beyaz deri.:KAZİM

Yazı yazmak,resim yapmak için özel olarak hazırlanan deri,tirşe.:PARŞÖMEN

Yazı yazmaktan duyulan aşırı korku. : GRAFOFOBİ

Yazıcı uç adı verilen ve gölgesi düzlemsel bir yüzeye düşen basit bir çubuktan oluşmuş ilkel güneş saati.:GNOMON

Yazıda gereksiz söz kullanma.:HAŞİV

Yazıda ya da sözde bayağı sözcük ve deyim bulunmaması durumu. : ASALET

Yazılı belgeler aracılığıyla eski uygarlıkları inceleyen tarihsel bilim. : FİLOLOJİ

Yazılı dili veya konuşma dilini kavrayamamakla ilişkili anlamsız konuşma durumu.:AKULALİ

Yazılı izin belgesi ve özellikle dış ticarete ilişkin olarak devletçe verilen izin.:PERMİ

Yazılı kağıt. :  KETAL

Yazılı olan şey,kitap,mektup,teskere,pusula. : BETİK

Yazılım.:SOFTWARE

Yazılmış  bir  metin  üzerinde  gereken  düzeltmeleri  yaparak  yazıyı  yayıma  hazır  duruma  getirme. :REDAKSİYON

Yazılmış bir metin üzerinde gereken düzeltmeleri yaparak yazıyı yayına hazır duruma getirme,yazı yazma,kaleme alma.:REDAKSİYON

Yazılmış,yazılı. : MUHARRER

Yazım.:İMLA

Yazın güneş bulut arkasında kaldığında oluşan gölgeli durum. : ALAGÜN

Yazın karadan denize doğru esen mevsim rüzgarı.:MELTEM

Yazın,edebiyat. :  LİTERATÜR

Yazınsal.:EDEBİ

Yazıtbilim.:EPİGRAFİ

Yazıyı yada konuşmayı gereksiz ayrıntılarla uzatma.:HAŞİV

Yazlık bir armut türü. : MUSTABEY

Yazlık davar ağılı:  ÇALAMAR 

Yazlık keten ayakkabı.:ESPARİL

Yazma kitap ve levhalarda kullanılan sarımtırak renkte,pürüzsüz,ipek kağıt.:ABADİ

Yazma kitaplarda bulunan,ince bir sanatla işlenen,küçük renkli resimlere verilen ad.:MİNYATÜR

Yazma kitaplarda,sayfaların yaldız ve boya ile bezenmesi.:TEZHİP

Yazma kitapların cildine altın yaldızla yapılan ve güneşi andıran motif.:ŞEMSE

Yazma kitapların sayfa kenarlarını,cilt kapaklarını ve levha yazı çevresini altın yaldızla süsleme sanatı.:HALKARİ

Yazma yitimi.Ellerde ve parmaklarda hiçbir sakatlık olmamasına rağmen ruhsal nedenlerle yazma yetisini yitirme. : AGRAFİ

Yedek at.:PALAY

Yedek hayvanı.:CENİBE

Yedek olarak kullanılan ince halat.:PERMEÇE

Yedek teker.:STEPNE

Yedek.: REDİF

Yedekte ve önde gitmeyen hayvan.:BUKAK

Yedi Osmanlı saltanat sancağından birinin adı. : AKALEM   

Yedirip içirme. : İAŞE

Yediyüzonüç ve sekizyüzbir yılları arasında yaşayan,ilk Arap kadın şairi ve mutasavvıfı.:RABİA

Yelek.:DELME:JİLE

Yelin esişi.:ESİM

Yelken açma komutu. : AMORA 

Yelken bağı.:CAMADAN

Yelken devrinde muhabere ve irtibat hizmetlerinde kullanılan hızlı ve hafif gemi.  :   AVİZO

Yelken gemilerine mizana direği denilen kıç direkte eğik duran bayrak sereni. :   GİZ

Yelken indirme.(Fora karşıtı).  :  MAYNA

Yelken sporlarında kullanılan küçük bir tekne.:OPTİMİST

Yelken ve kürekle yürütülen ve genellikle Bodrum’da kullanılan dayanıklı ve zarif tekne türü.:TİRHANDİL

Yelken yarışlarında, yelkenin yüzeyini küçültme eylemi. : RİF

Yelkenin ucunda ip geçirmek üzere yapılmış göz.:MATA

Yelkenleri açılan deliklere ve halat ilmiklerine geçirilen metal halka. :   RADANSA 

Yelkenleri açtırmak için verilen komut.:FORA

Yelkenleri germe veya gevşetme işlemi : TİRAMOLA

Yelkenleri indirip kaldırmaya yarayan ip.:TARTI

Yelkenleri olmakla birlikte kürekle de yol alan eski zaman gemisi.:ÇEKTİRİ

Yelkenleri yerlerine çekmekte kullanılan halatların genel adı. : KANSALİSA

Yelkenlerin iç yanları. : ALABANDA 

Yelkenlerin indirilmesi için verilen komut.: AMORA

Yelkenli   gemilerde   yelken   açmak   için   kullanılan ,  yatay   bağlanmış ,  uçları   ince   göndere verilen ad. :  SEREN 

Yelkenli bir gemi türü.:CÖNK

Yelkenli bir tekne.  :  KEÇ

Yelkenli gemilerde ana direkler üzerine sürülmüş çubukları cundalarından kıç tarafına doğru meyilli tutan halatlardan her biri.:PATRİSA

Yelkenli gemilerde arka direk.: MİZANA

Yelkenli gemilerde deneyimli gemicilere verilen ad. : MARNEL

Yelkenli gemilerde gabyaların direklere çıkması için verilen komut. : ARİVA

Yelkenli gemilerde iki direk arasındaki istiralyalar üzerine açılan üçgen yelken.:VELENA

Yelkenli gemilerde kontra kapelesiyle direk şapkası arasında kalan uç bölüm.:ZİFOS

Yelkenli gemilerde mizana direğinde eğik duran bayrak sereni.:GİZ

Yelkenli gemilerde pruva direğinin en altta bulunan ana sereni ve bu serene bağlanan yelken.:TRİNKETA

Yelkenli gemilerde serenlerle donanımlarının bakımıyla görevli tayfa.: GABYAR

Yelkenli gemilerde,gabya çarmıklarını ana direğe bağlayan kısa çarmıklar. :RİLİ

Yelkenli gemilerde,kontra kapelesiyle direk şapkası arasında kalan uç bölüm.:ZİFOS

Yelkenli gemilerde,serenin aşınmaması için direğe vurulan tiriz.:LAMBASA

Yelkenli gemilerden oluşan ince donanmanın en küçük ve en hızlı gemisinin adı.:UÇURMA

Yelkenli savaş gemilerinde kürek çeken kimse.:PAYZEN

Yelkenli ve kürekli eski bir gemi türü.:ÇEKTİRİ

Yelkenli yük teknesi.  SALAPURYA 

Yellenme. :   ZARTA 

Yelve.  :  FLURYA

Yelyutan da denilen,kırlangıca benzer bir kuş. :   SAĞAN 

Yemeğe lezzet için konan baharat.:EFVAH

Yemeği yapılan tadı ekşi bir ot.:TİRŞİK

Yemeğin kokması.:AFEN

Yemeğin sulu kısmı.:ÇERVİŞ

Yemek altı. :   ORDÖVR 

Yemek bilgisi. :  GASTRONOMİ

Yemek hazırlarken malzemeyi sırasıyla un,yumurta ve galeta unundan geçirme yöntemi.:PANE

Yemek kahvesi.:BÜNN

Yemek karıştırmaya yarayan büyük kepçe.:KUDAL

Yemek listesi. :   MÖNÜ 

Yemek masası.:HAN

Yemek odası,salonu. : SALAMANJE

Yemek pişirmek için kullanılan ızgaralı,ayaklı taşınabilir ocak.:  MALTIZ 

Yemek pişirmeye yarayan tek kollu tencere.:DİVAN

Yemek ve içkiden anlayan, bunların tadına varabilen kimse : GURME

Yemek yapmakta mahir kadın.:KEYVENİ

Yemek yedirme.:İTAM

Yemek yemekten korkma. : SİTOFOBİ

Yemek. :  AŞ:TAAM

Yemeklere katılan baharatlar.:EBAZİR

Yemeklere,çorbalara ve salatalara mayhoş bir tat vermesi için katılan ve narın kaynatılması ile elde edilen bir çeşit pekmez.:NAR EKŞİSİ