Cuma, Mayıs 7, 2021

05 Mayıs 2008

05 Mayıs 2008, Pazartesi – İZMİR

Onunla tanışmadan önce şiirlerini tanımıştım. Aynı dönemde öğrenciydik ama aynı ortamda bulunmamıştık. Şiirlerinde Arkadaş Z. Özger imzası vardı. Selanik göçmenlerinden işçi bir ailenin yedi çocuğundan birisi olarak 8 Ocak 1948’de Bursa’da doğmuştu. 1970 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine bağlı Basın Yayın Yüksek Okulunu bitirmişti. (Okul şimdi İletişim Fakültesi olarak aynı binada eğitim veriyor.) Kurtuluş Parkının karşısında bir arkadaşının çalıştığı yerde karşılaştık. Hafif sarışın ve ince yapılı, bakışları sıcak ve içtendi. Birlikte, Kurtuluştan Kızılay yönüne yürüdük, Meşrutiyet Caddesine yakın bir yerde yol kenarında oturduk, sanattan, şiirden, siyasetten konuştuk. Çok kibar, çok saygılı, çok mütevazı idi. Sesini hiç yükseltmeden sakin sakin anlatıyordu. TRT’de çalıştığını söylemişti. Ama işinin ayrıntılarını sormamıştım. Dergilerde rastladığım şiirlerini çok sevmiştim. Ben, az konuşan biri olduğum halde, konuşacak çok şey bulmuştuk. İki saate yakın sohbet etmiştik. Çok keyifliydi. Sonra, tekrar görüşebilmek temennisiyle ayrıldık. Ama bir daha görüşemedik. Benim öğrenciliğim devam ediyordu. Ölümünü çok sonra, şiir kitabı çıkınca öğrenecektim. Ölümündeki trajediyi de.

Bir gece evine giderken ayağı kayıp düşüyor, kimse görmüyor, baygın bir halde ertesi günü hastaneye kaldırılıyor. Üzerinden kimlik çıkmıyor, komadaki şairi, o günlerde özel nedenlerle hastaneden kaçan kişi sanıyorlar. 5 Mayıs 1973 sabahı vefat edince kayıtlardaki ismin ailesine haber veriliyor, ancak, aile oğullarının sağ olduğunu bildirince, Arkadaş’ın cansız bedeni morgda bekliyor. Arkadaşın yakınları, eve dönmediği günden beri soruşturdukları halde sonuç alamayınca hastaneleri dolaşmaya başlıyorlar. Önce başka isimle hastane kayıtlarına geçen, sonra kimsesiz olarak bekleyen, sahipsiz ölü işlemi görecek olan cansız bedeni buluyorlar.

Bundan 35 yıl önce bugün daha 25 yaşında iken hayata veda eden Arkadaş, 9 Mayıs 1973’de sade bir törenle Ankara Karşıyaka Mezarlığında defnedildi. Tüm şiirleri bir kitapta toplandı. Göründüğü gibi açık, sade ve duyarlı şiirler yazmıştı. Şiirlerinden yaptığım alıntılar, kısa yaşamına rağmen şiirdeki ustalığını gösteriyor.

“Yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta

Ben sevgiye hasretim. Sevgi uzakta.”

“Ağlamak acıların yontulmuş biçimidir,

Hüzünse bir çocuğun gökyüzünü sevmesidir.”

“Biz hepimiz önce küçük bir çocuktuk

Sonra büyüdük hepimiz çocuk olduk.”

“Aşkın ve dostluğun ayrımı yoktur çocuk

ikisini de doğuran şey aynıdır.

bir kuşa bakarken hüzünlendiren,

bir güle baktıkça yürek kanatan,

bir yüreği açmadan solduran,

bir kadınla yatarken çocuk gibi ağlatan,

uyuz bir kedi gördükçe kanı kudurtan,

suyu yüz derece sıcaklıkta dondurtan,

anneyi üreten, babayı coşturan, çocuğu güldüren,

seni İzmirlere çılgın gibi koşturan,

bir vagon penceresinden şaşkın baktıran,

bir mektubu ısrarla bekleten,

umudu dalında çürüten,

acıyı dayanılır kılan,

bir çıbanı irinle onduran,

aşka merhem sürdüren,

günahsız bir gök gördükçe öldüren

öldüren, öldüren…

Sevgi; tragedyanın kaynağı yaşamın kökeni insanı var kılan umut

ah nasıl ayrılır aşk ve dostluk birbirinden

can canı sever ötesi yok bunun çocuk.”

“Bir çiçek solmuşsa koklandığı içindir

rengini dünyaya bıraktığı içindir

bunu bildim, çünkü seni sevdim.”

“Umut bir kapının bir kapıya açılmasıdır.”

Bu yazıyı Arkadaş Zekai Özger’in ölümünden önce Şubat 1973 tarihinde “yansıma” dergisinde yayınlanan harika şiiri ile noktalıyorum. Ruhu şad olsun.

S E V D A D I R

Göğü kucaklayıp getirdim sana

kokla

açılırsın

Solmuşsun

benzin sararmış

yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün

öyle bükük bakma bana

Çam kolonyası getirdim sana

kentli dağlıların haklı sevdasını

bolu ormanlarından çarpan bir koku

aman kokusu, billâh kokusu

canlarım, canım benim

Üzme kendini bu kadar

sana umudu öğretemeyenlerin suçu mu var

bak yeryüzü ne kadar geniş

ne kadar dar

Dur

akıtma gönlüm yaşını

gözünden öpecek bir yer bırak

oy bana en yakın

bana en uzak

sevgili yar

Hasretine vur beni.

Giyecek çamaşır getirdim sana

adettir diye değil, sevdim diyedir

bağışla, eski biraz

bedenim uygundur diye bedenine

elimle yıkadım, ütüledim

elma ağacında kuruttum.

Günler sarmal bir yay gibi

bunu unutma

Bahar annemizin yemenisindeki solgun çiçektir

bunu unutma

seni ben her yerinden öperim

beni unutma

Kadere inansaydım

Sana inanırdım

Düşürmem sigaranın ucundaki külü ben

Öyle kırık bakma bana

Caddeler nasılda genişliyor

sana bunu söyleyecektim

Bileyli bir makas vardı yanımda

sana bunu söyleyecektim

Hadi kes büyüyen tırnaklarındaki kiri

sana bunu…

Oyy nasıl söyleyebilirim

deliren sevdamızın kısrak huyunu

Elimi tut

tuttururlar, o kadarına izin verirler

Kahreden bir ayrılığın çılgınlığı değil bu

Bir isyanın kelepçeleşmiş resmidir parmaklarımız

Sen içerde

Ben dışarda…

Oyy mahpusluk mahpusluk…

( ARKADAŞ ZEKAİ ÖZGER (1948 – 1973 ))

SABAHATTİN ÖZTÜRK

SeSiÖz
Selim Sinan Öztürk. Ayancık doğumlu. İHO ve AÖF Önlisans mezunu. Okulda duvar gazetesi çıkarırken bazan isim olarak sesiöz yazardı, Necip Fazıl'dan esinlenerek. Sonradan bunu kişisel olarak hazırladığı site ismi olarak benimsedi. Ayancık'tan iyiye güzele yönelik haberler ve yazılar yazmaktı maksadı. Yazmak bazan ihtiyaç gibi oluyor. Böylece birşeyler ortaya çıkıyor işte...

Most Popular

Recent Comments