06 Şubat 1968

06 Şubat 1968, Salı – AYANCIK

Kurtuluş İlkokuluna başladığım zaman çelimsiz cılız bir çocuktum. Eski mahalle mektebine gidenlerin elif cüzlerini koydukları cinsten bir bez çantayı boynuma takar, İkisu’dan sabah trenine binerek erkenden gelirdim. Hava soğuksa bir kahvede, sıcaksa okulun önünde vakti beklerdim. (İkinci sınıfta tahta bir çanta yaptırdılar bana. Ama, arkadaşlarımla kimin çantası sağlam diye denemek için tokuşturunca benim çantam parçalandığı için yeniden bez çantaya dönmüştüm). Okula başlamadan okuma yazmayı öğrendiğim için birinci sınıfta örnek bir talebeydim. Benden sonra kardeşim Alaattin’i de okutan öğretmenimiz Fatma Baran, ikinci sene ayrılıp İnönü İlkokuluna geçtiği halde her zaman beni çalışkan biri olarak tanır.

Sinemayı ilk kez o yıl tanıdım ve sevdim. Önce eğitici-öğretici filmlere toptan götürmeleriyle başlayan heves sonraları bir tutku halini almıştı. Okul dergilerinin arka yüzlerinde çizgi seriler vardı. Oradan çizgi romanlara da merak sardım. Okuldan ve evden yasaklandıkça, diğer öğrenciler gibi ben de çizgi romanları okumaya doyamıyordum. Ceylan, Bill Kidd, Pekos Bill ve sonra Tom Miks, Çelik Bilek, Kinova, Teks Viller fırtınası bütün Türkiye’yi kaplamıştı. Aklımızda hep kovboyların yaşantısı vardı, öylesine bir Amerikan hayranlığı doğmuştu. Dergilerdeki resimli maceralar bize yeterli gelmiyordu. Ülkemizden önce tüm eyaletleri, efsaneleriyle Amerika’yı tanıyorduk. Hatta Amerikalı olmaya özeniyor, Amerika’ya, Teksas’a gitme hayalleri kuruyorduk.

İkinci sınıfta Nebahat Hanım, üçüncü sınıfta Zeki Bey okutmuştu. Sonra kasabadan ev aldık ve dördüncü sınıfta İsmet İnönü İlkokuluna geçtim. Orada Belma Özbatur, beşinci sınıfta da Hasan Bozalp öğretmenimdi. Amerikan yardımı olarak gelen süt tozu ve hap halindeki yağlarla okulda beslenmeye başladık. Tadını hiç beğenmediğimiz halde mecburen içtik. Sınıfımızın duvarları Nato levhalarıyla doluydu. ”Türkiye Nato sayesinde daha kuvvetli, Nato, Türkiye sayesinde daha kuvvetli” deniyordu. Bizim için Nato, sadece Amerika ile olan ittifakımızdı. Bağımsız Türkiye’miz Amerikan himayesine girmiş öksüz çocuk gibiydi. Beyinlerimizde Amerikan silahşorlarının serüvenleri, midemizde Amerikan sütü, kıçımızda Amerikan bezinden don vardı. Kültür emperyalizmi ile ekonomik emperyalizm Amerika’dan Anadolu’ya uzanıvermişti. En yakın komşularımızı, hatta kendi ulusal değerlerimizi öğrenmeden Amerika’yı tanımıştık. Bir Amerikan hayranlığıdır gidiyordu. İbrahim Minnetoğlu’nun deyimiyle “Amma da Amerikendik ha.”

SABAHATTİN ÖZTÜRK

Önceki İçerik18 Şubat 1968
Sonraki İçerik02 Ocak 1968
SeSiÖz
Ayancık doğumlu. İHO ve AÖF Önlisans mezunu. Okulda duvar gazetesi çıkarırken bazan isim olarak sesiöz yazardım, Necip Fazıl'dan esinlenerek. Sonradan bunu site ismi olarak benimsedim. Ayancık'tan iyiye güzele yönelik haberler ve yazılar yazmaktı maksadım. Yazmak bazan ihtiyaç gibi oluyor. Böylece birşeyler ortaya çıkıyor işte...

Most Popular

Recent Comments