1 Şubat 2012

1 Şubat 2012, Çarşamba – İZMİR

EN UZUN YİRMİ YIL

Bir filozof, ”En uzun yirmi yıl ilk yirmi yıldır” demişti. Gerçekten de çocukluk ve ergenlik döneminde zaman kaplumbağa hızıyla ilerler. Günler, aylar kadar uzun gelir. Saatler geçmek bilmez. Büyümek, bir yerlere ulaşmak, bir şeyleri başarmak isteyen, ama sabredemeyen insanlar için zaman durgun bir su gibi kıpırtısız görünür.

İkinci ve üçüncü yirmili yıllarda, yaşam mücadelesi içinde sorumluluklar ve görevlerle uğraşırken –özel,sıkıntılı ve beklemeli anlar hariç- zamanın farkına varılmaz. Sonra, üçüncü yirmi yılın bitiminde, zamanın nasıl geçtiği, nerelere gelindiği şaşkınlıkla izlenir. Artık zaman o kadar hızlı ilerlemektedir ki frenleri tutmayan ve tepelerden aşağıya doğru giden bir araç içindeymiş gibi bir panik yaşanır. Geriye dönüp bakıldığında, daha dünmüş gibi gelen günlerin nasıl bu kadar uzakta kaldığına şaşılır. Ne kadar başarılı, ne kadar mutlu ve huzurlu olsanız da, keşke şunu yapsaydım, şuraya gitseydim, o sözü söylemeseydim, ”Anı yaşa” diyen Jorge Luis Borges’in ünlü şiirinde anlattığı gibi daha çok gezseydim, hep sevdiğim işleri yapsaydım diye kederlenirsiniz.

Ancak, hayat devam etmektedir. Zaman sizin isteğinize göre yavaşlamayacak veya yön değiştirmeyecektir. Altmışdördüncü yaşıma yaklaştığım şu günlerde, hep yaptığım gibi, ayrıntıda kalan, küçük ama insanı mutlu eden alışkanlıklarımın peşinden gidiyorum. Sorumsuzca ve güvenli aile ortamında geçirdiğim çocukluk yıllarımı özlemle anımsıyor olsam da, yarın yapacağım işleri de planlıyorum. İzlediğim bir TV dizisinin yeni bölümünü beklemek, sevdiğim bir çizgi romanın yeni sayısını kitapçıdan gidip almak, facebook’ta yıllardır görmediğim arkadaşlarımla iletişimde olmak, hayallerimi zenginleştiren fotoğrafları arşivimde toplamak, bulmaca sözlüğüme durmadan çoğalan yeni kelimeleri eklemek, yeni vizyona giren ve merakla beklediğim bir filmi izlemek, sevdiğim ve bana keyif veren bu aktiviteleri dostlarımla paylaşmak, heyecanımı, umudumu ve sevgimi sürekli tazelemek.

Biliyorum, hayatımızın başlangıcını ve sonunu biz planlayamayız. Yarınımızda ne yaşayacağımızı da bilemeyiz. Ama, bugüne de gelemeyebilirdim. Burtu deresinde, İkisu derelerinde, Ayancık’ta denizde boğulma tehlikelerinden kurtulamayabilirdim. Herhangi bir kazayla veya siyasi kargaşa dönemlerinde bir kör kurşunla karşılaşabilirdim. Şimdi yaşıyorum. Normal yol ve hava koşullarında beşinci yirmi yılın sonunu da görmek istiyorum. Hayal mi kuruyorum? Olabilir. Babamın öldüğü yaşı geçtim, annemin öldüğü yaşa daha gelmedim. Ama ben, doğduğum yıl 105 yaşında ölen büyükbabam kadar yaşayabileceğim umudundayım. (Tabii ki akıl ve vücut sağlığımın yerinde olması koşuluyla).

Neden güldünüz? Umutsuz yaşanır mı?

SABAHATTİN ÖZTÜRK

SeSiÖz
Okulda duvar gazetesi çıkarırken bazan isim olarak sesiöz yazardım, Necip Fazıl'dan esinlenerek. Sonradan bunu site ismi olarak benimsedim. Ayancık'tan iyiye güzele yönelik haberler ve yazılar yazmaktı maksadım. Yazmak bazan ihtiyaç gibi oluyor. Böylece birşeyler ortaya çıkıyor işte...

Most Popular

Recent Comments