Perşembe, Ağustos 5, 2021

20 Şubat 1968

20 Şubat 1968, Salı – AYANCIK

Tereddütsüz Türk Sinemasının en büyük yönetmenlerinden biri olan Metin Erksan’ın, çoğu kez filmlerinin duygusal olmadığından, kuruluğundan yakınılır. Gerçekten Atıf Yılmaz Batıbeki, Duygu Sağıroğlu, Osman Fahir Seden ya da Ertem Eğilmez başarılı eserlerinde seyircinin ruhunu ustalıkla etkileyebiliyorlar. Fakat, bazılarına yavan görünen Erksan’ın gerçekçiliğidir. Aslında duygulu ve sinema estetiğinden anlayan sinema kültürüne sahip kişilerin yüreklerini sarsan birisidir. Dokuz Dağın Efesi, Gecelerin Ötesi, Yılanların Öcü, Susuz yaz istisnasız herkesi etkilemiştir. Metin Erksan, toplumsal gerçeklerle uğraşır hep. Örneğin son iki filminde –ki ikisinde de aşk tutkusu anlatılmaktadır- toplum ve birey ilişkilerini birbirinden ayırmaz. Ölmeyen Aşk’taki sertliğin, sadizme varan gururun öyküsü Sevmek Zamanı’nda yoktur. Duyabilen, sevebilen insanların yumuşak, tatlı, asil duyguları vardır. Seven insanları ayıran ekonomik koşullar da unutulmaz.

Bir resmin dostça bakışında teselli arayan, tanımadan bir kızın resmine, daha doğrusu resimdeki saf, temiz bakışlara aynı güzellikte duygularla bağlanan boyacı Halil, resmin sahibi çıka geldiğinde kendisini mutlu eden aşkın son bulmasından korkarak kızdan uzaklaşır. Halil’i resmine bakarken görüp tanıyan Meral, bu saf aşkın romantizminde gerçek sevgiyi bulur. Halil’in bütün itirazlarına rağmen resme olan tutkunun kendisinde toplanmasını ister. Halil bunu kabullenmez. ”Resmine bakarken rastlamasaydın, dışarıda benim yüzüme bile bakmazdın, beni hiçbir zaman sevmezdin” der. Meral’in ısrarları karşısında yavaş yavaş korkularından sıyrılan Halil Meral’e yaklaşır. Evlenmeye karar verirler. Büyük bir olgunluk gösteren Meral’in babası, geçim zorluklarından söz ederek onları gerçekle yüz yüze getirir. Kızın hiç alışmadığı bir hayata başlamasını istemez. Geçim sıkıntısının getirdiği bunalımın aşkı söndüreceğinden korkar. ”Ben sana aşık olarak kalmak istiyorum” der.

Sonra bir gün Meral gelinliğiyle birlikte vazgeçemediği Halil’e koşar. Bir sandal içinde Meral’in büyük fotoğrafı ve gelinlik takılmış mankenle birlikte görür. Halil yaklaşır, Meral’de sandala biner. Önce resmi sonra da mankeni suya atar. Halil ve Meral kucaklaşırlar. Hayatlarının en mutlu anında bir başka kıskanç aşığın kurşunlarıyla sandalın içine düşerler. Felaket ve saadetin kardeş oldukları hatırlanmış olur.

Evet! Seven insanların bütün içtenlikleriyle bağlandıkları duygular bundan daha iyi anlatılamazdı. Daha önce aşkı yaşamayanlar bu filmde hiçbir şey bulamazlar. Platonik, ruhsal aşkın öyküsünü usta sanatçılardan seyretmek ayrı bir zevk oluyor. Müşfik Kenter ve Sema Özcan’ın, Metin Erksan yönetiminde çevirdikleri “Sevmek Zamanı” filmini dün akşam Arif’le birlikte seyrederken oldukça keyifliydik. Bir genç yazar romanında “Aşk henüz ölmedi” diyor. Aşkın ruhtan tene geçtiği, şehvetin aşk sayıldığı bir çağda buna inanmak zor.

Kısaca, oyuncuların kasılarak, gururla yürümediği, aşkın kalabalık ve süslü cümlelerle geçiştirilmediği, şehvetin aşkın sınırlarını aşmadığı, kamera çalışmalarının ilkellikten sıyrılıp estetik güzelliğe ulaştığı, akıl almaz serüvenlerin bulunmadığı, gerçek yaşantıların dile getirildiği bir film seyrettik. Hem de her zaman hatırlayacağımız bir film.

SABAHATTİN ÖZTÜRK

SeSiÖz
Selim Sinan Öztürk. Ayancık doğumlu. İHO ve AÖF Önlisans mezunu. Okulda duvar gazetesi çıkarırken bazan isim olarak sesiöz yazardı, Necip Fazıl'dan esinlenerek. Sonradan bunu kişisel olarak hazırladığı site ismi olarak benimsedi. Ayancık'tan iyiye güzele yönelik haberler ve yazılar yazmaktı maksadı. Yazmak bazan ihtiyaç gibi oluyor. Böylece birşeyler ortaya çıkıyor işte...

Most Popular

Recent Comments