Pazar, Haziran 13, 2021

29 Nisan 2008

29 Nisan 2008, Salı – İZMİR

Hikaye, gerçek veya tasarlanmış bir olayın sözlü veya yazılı olarak anlatılması şeklinde tanımlanıyor. Yani hikayecilik bir anlatı sanatıdır. Yaşadığımız ve tanık olduğumuz bir olay olabilir, duyduğumuz ve bize aktarılan bir olay olabilir, tasarladığımız yani uydurduğumuz bir olay olabilir. İnsan hayatında her şey bir hikaye konusudur. Kısaca, hikaye insanlar arasında bir iletişim aracıdır. Ressam iseniz renklerle hikayeyi anlatırken fırçanızı, kaleminizi veya boyanızı kullanırsınız. Müzisyen iseniz bunu notalarla anlatırsınız. Ailenize, arkadaşlarınıza yani diğer insanlara söyleyeceklerinizi sesleri ve sözleri kullanarak hikaye edersiniz. Dini konuşma yapacaksanız gene öykülerden yararlanacaksınız. Konu sinema ise öyküyü görüntülü olarak anlatacaksınız. Önceki Oscar töreninde sinemacılardan biri “Bizler hikaye anlatıcısıyız” diyordu.

Tüm güzel sanatların temeli hikaye anlatmaya dayanıyor. Resim, müzik, tiyatro, edebiyat (Hikaye-Şiir-Roman), sinema da hikayesini en iyi anlatanlar baş yapıt payesine ulaşıyorlar. Sinema tutkunu biri olarak, kitaplarda sayfalarca anlatılan betimlemeleri görsel olarak seyirciye sunabilen, eğlendirici ve akıcı bir dille anlatabilen filmleri tercih ediyorum.

Öykünün içinde yaşayabiliyorsam, olayı ve çevreyi gözlerimde canlandırabiliyorsam hikayeyi çok seviyorum. Halk hikayelerinden ve yaşlılardan dinlediğim masallardan sonra Sait Faik’in duygular üzerine kurulu hikayelerini, Orhan Kemal’in zorluklar içinde bile aşk ve mutluluk için uğraşanların anlatıldığı hikayelerini ve Sabahattin Ali’nin sert, çarpıcı, sarsıcı öykülerini çok sevdim. İlkokulu bitirdiğimde İnce Memet romanını okudum. Ortaokulda kış ara tatilinde arkadaşım Aydın Gürleyen’den (Fransızca öğretmenimiz olan ve Ayancık’ta veteriner olarak görev yapan Hasan Fehmi Gürleyen’in oğlu. İzmir’de bir sanatoryum’da doktor olarak çalışırken hastasından bulaşan hepatit nedeniyle vefat etmişti) on ciltlik Pardayanlar serisini alıp büyük bir heyecanla okumuştum. Romanları, büyük hacimli hikayeler olarak tanımlıyorum. Öyküler, şiirler denedim. Romana sıra gelmeden sinemayı tanıdım. Ve hiç birisiyle ilgisi olmayan bir mesleği seçince her biri bir hobi seviyesinde kaldı. Ama, hikayeleri seviyorum, güncemde günlük hikayelerimi yazmaya çalışıyorum. Belki bir gün gerçek bir hikaye yazabilirim.

SABAHATTİN ÖZTÜRK

SeSiÖz
Selim Sinan Öztürk. Ayancık doğumlu. İHO ve AÖF Önlisans mezunu. Okulda duvar gazetesi çıkarırken bazan isim olarak sesiöz yazardı, Necip Fazıl'dan esinlenerek. Sonradan bunu kişisel olarak hazırladığı site ismi olarak benimsedi. Ayancık'tan iyiye güzele yönelik haberler ve yazılar yazmaktı maksadı. Yazmak bazan ihtiyaç gibi oluyor. Böylece birşeyler ortaya çıkıyor işte...

Most Popular

Recent Comments