Perşembe, Eylül 23, 2021
Ana Sayfa Makaleler Ayancık’ın kaderinde sel varmış

Ayancık’ın kaderinde sel varmış

11 Temmuz 2021 sabahı, geceden itibaren başlayan ve öğleye kadar aralıksız süren sağanak yağış, Ayancık’ta büyük bir yıkıma sebebiyet veren sel felâketine dönüştü. Merkez yalı mahallesine geçiş sağlayan Fabrika köprüsü yıkıldı. Otogara yakın olan köprünün de bir ayağındaki çökme nedeniyle ulaşıma kapandı. İlk anda elektrik ve su kesintisi olunca fırınlar çalışmadı, dükkanlarda su ve mum kalmadı. Telefonların şarj problemi ortaya çıktı. Yağmur dindiğinde ortaya çıktığımızda öğrendik ki pazar yerinin yan tarafı yol ile birlikte yıkılmış, merkez camiine kadar gelen sel bodrum katları basmış, bazı araçlar sürüklenmiş. Yeni sanayi çarşısının çay tarafındaki dükkanlar yol ile birlikte yıkılmış. Hastaneyi su basmış, 56 kişi Sinop Devlet Hastanesine nakledilmiş. Çayiçi ve Cevizli mahallesindeki birçok evin bodrumuna çamurlu sular dolmuş. Şehirde tam bir karamsarlık ve çaresizlik havası hakim olmuştu. Hele akşam olup Ayancık zifiri karanlığa bürününce Bosna-Hersek’te kuşatma altında yaşayanlar aklıma geldi. Neyse ki ertesi gün Aliköyü’nde yıkılan yol yapılmış, yardım kuruluşları ve Devletin âfetlerde müdahalede bulunan bütün kurumları köprünün öte yakasında hazır olmuştu. Şehirde içme suyu biten halk köprübaşına yığılmış, araç geçişi mümkün olmayan köprüden tek sıra halinde karşıya geçerek, su dağıtan kamyonlardan birer koli su alma imkânı buluyordu. Bu arada Sinop Havaalanına konuşlandırılan yirmiye yakın helikopter, Ayancık semalarında devamlı uçuyor, havadan sel mağdurlarına yardım ve taşıma sağlıyordu. Türkiye’nin hemen her yerinden resmi ve gayrı resmi yardıma gelenleri gördük. Devletin bütün imkânlarını seferber etmesi bizi ziyadesiyle sevindirdi. Devletimizle ve yardım duygusu gelişmiş milletimizle gurur duyduk. Yardıma gelenleri saymaya kalksak sayamayız, eksik kalır. Onlar Allah katında deftere isimlerini yazdırmış gönlümüzün kahramanlarıdır. Allah hepsinden razı olsun. Ayancık olarak sele kapılarak hayatını kaybedenlere de çok üzüldük. 10 kişinin cenazesi bulundu, daha da kayıpların olduğu söyleniyor. Allah rahmet eylesin. Ateş düştüğü yeri yakar. Ne desek boş…

Bu arada selin üzerinden bir hafta geçtikten sonra, çayın üzerine geçici köprü kurulmuş, köy yolları ve Türkeli’nden Kastamonu’ya geçiş sağlanmış, tertemiz hale getirilen Ayancık Devlet hastanesi de poliklinik hizmeti vermeye başlamış oldu. Emeği geçenlerden Allah razı olsun.

Güzel şeyler de oldu bu arada, hayırla anacağımız:

* Köprübaşı camii müezzini Mustafa Şahin hoca anlattı. İkinci akşam, emniyet müdürü aramış. “Polis Özel Harekâttan 50 kişi var, kalacak yer yok, camiyi açabilir miyiz”, diye. “Camiyi açtım, bir koli içme suyu bıraktım. Üst katlarda yattılar gençler. Sabah ezanı okununca namazı kılıp çıktılar”, dedi.

* Mahalleden komşumuz Ridvan Çetinkaya kereste ticareti yapıyor. Yenisanayide iki deposu varmış, su basmış. Bir kısmı gitmiş, bir kısmı da kullanılmaz hale gelmiş. “Hepsinin faturası var, diyor, geldiler tespit yapıldı”. Sonra ilginç birşey anlattı. Bir üçüncü depo daha varmış. Onun etrafındaki herkesin dükkanını su basmış, onda birşey yokmuş. “Verilmiş sadakan varmış”, dedim. Anlattı. Bir hafta önce birisi gelmiş. 800 küsur borcu varmış, ödeyemediği için üzgün olduğunu söylemiş. Ridvan da o zaman “senin borcun falan yok” demiş göndermiş. Diyor ki; “Adam sevincinden ağlayarak gitti, belki de bundandır”. Allah’ın bir lütfu. Evet, sadaka belayı defeder…

* Özdemirler Petrol istasyonu sahibi İlyas Özdemir, Karayolları binasında depolanan yardım kolilerinin içinden çıkan bozuk paralar dolu bir poşeti resimle paylaşmış ve şöyle yazmış; “Çok paramız olur, ama bir kuruşunu paylaşmak nasip olmaz. Yardım kolilerinin içinden, belki bir çocuğun harçlığı 20 TL kadar para çıktı. Bu para bana göre çok varlıklının milyonundan daha değerli. Çok duygulandım. Allah paylaşmayı bilenlerin birini bin etsin.”

* TRT Haber televizyonunda yayınlanan Ayancık’taki selle ilgili verilen haber bölümünde Hakan Altaş isimli bir gencin anlattıkları da içimizi ısıttı. Babası Hasan’la da cami çıkışında konuştum, doğruladı ve “biz büyüklerimizden böyle gördük” dedi. Bu söyleşiyi belge olsun diye buraya ekliyorum:

“Adım Hakan, soyadım Altaş. 1989 doğumluyum, Ayancık’lıyım. Yaklaşık 1.5 yıldır burayı işletiyorum. Bu zor şartlarda insanlara burada hizmet vermeye çalışıyorum. O gece saat 1 civarında yağmurun başlamasıyla beraber bölgede yoğun bir sağanak yağış etkisine aldı. Sel sularının daha da artmasıyla köprünün yıkılma tehlikesi oluştu. Bu işlettiğim yerin arkasında 7 metrelik set suyla doldu. 7 metrenin de üstüne çıktı. Kafenin arkasına kadar gelmişti ve tomruklar mermi gibi geçiyordu. O süreç zarfında tabi, Pazarcık bölgesinde suyun Girmahal denilen mahalleye taşmasıyla beraber çayın suyunun ve seviyesinin aşağıya düştüğünü gördük. Çok şükür yâ Rabbim, den suyun ikiye bölünmesi, bir nevi kötü birşey ama iyiliğe de vesile olmuş oldu. Tehlikenin biraz kalkmasıyla beraber kendikendime şöyle bir söz verdim. Dükkânımı açtığım andan itibaren, buraya faaliyete gelen kurumlar, kuruluşlar, kim olursa olsun mekânımda ücretsiz olarak çay, su, dolabımdaki bütün ürünleri ücretsiz dağıtmayı düşündüm. Ne mutlu ki bana buraya gelen bütün insanlara ücretsiz bir şekilde hizmet verebiliyorum. Ama şöyle birşey var, şunu gördüm bir kere daha, insanın cebini parayla doldurmaktansa yüreğini insanlarla doldurması daha güzel birşeymiş. Fırsata çevirmek çok basit. Biz de çevirebilirdik ama, burda işte değerini kaybedersin. Düşünebiliyor musunuz, size yardıma gelmiş insanlar bir çay içecekler ve size para vermek zorundalar. Bu çok kötü birşey aslında. Ne mutlu ki bana, şu an işyerimde ücretsiz olarak insanlara hizmet verebiliyorum. İnsanlarla tebessüm saçabiliyoruz. İnsanların gönüllerini hoşnut edebiliyoruz.” (24.08.2021 -TRT Haber)

* Ayancık Kaymakamlığının sosyal medyada açıkladığı bilgiye göre;  “Ayancık’ın pazar esnafından Feride Öztürk ve Feride Gündüz, devletimizin kendilerine zararlarını telafi etmek için verdiği yardımı, afetten daha kötü etkilenenler için kullanılsın diye AFAD’a bağışladı. Anadolu irfanını ve ihsanını en güzel şekilde gösteren bu iki teyzemize şükranlarımızı sunarız.” denildi. -(31.08.2021 -T.C.Ayancık Kaymakamlığı)-

Bu iki kadın, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya gelerek kendilerine verilen paranın daha muhtaç olanlara verilmesini talep etmişler, Bakanımız da kendilerine teşekkür ederek bu durumu kendi sayfasında açıklamıştı. Allah, böyle fedâkar insanlardan razı olsun.

***

58 yıl önceden bir hatıra…

Bundan 58 yıl önce 1963 te Ayancık’ta yine büyük bir sel olmuştu. O zamanki unutamadığım selde olanları 1970 lerde hatıra defterine yazmıştım. Bu vesileyle bu günü ve geçmişi birlikte düşünmek için o hatırayı buraya ekliyorum:

“1963 te bir yaz günü öyle yağmur yağdı ki iri ve sağanak halinde… Sabah gün ağarmadan başlayan yağmur, durup dinlenmeden akşama kadar devam etti. Akşamleyin nahiyeden haber geldi. Yenikonak suların istilasına uğramış, büyük bir sel felaketi Ayancık’a doğru müthiş bir süratle ilerlemekte. Daha sonra da Yenice, Kazköy gibi birkaç dere boyu köylerinin suyun gazabına uğradığını öğrendik…

Belediye durmadan, dere kenarındaki, hasara uğrama tehlikesiyle karşılaşan vatandaşların dağın eteklerindeki evlere misafir olmalarını söylüyordu. Bizim ev de dağın eteğinde, sel tehlikesinden biraz yükseklikte kurulmuştu. Akşam namazından sonra kalabalık bir misafir kütlesi geldi. Hepsi de mahzun çaresizdiler. Karanlıkta başlarına gelecek felaketi düşünüyorlardı.

Akşam köprü başı biraz kalabalıklaştı. Birçok meraklı buraya gelmişti. Jandarma ve polis kuvvetleri de köprüye kimseyi yaklaştırmıyorlardı. Gece saat 10’a doğru gelirken sel köprünün üstünden taşmaya başladı. Yarım saat sonra da büyük bir gürültü oldu. Menderes’in başbakanlığında yaptırılan koca köprünün iki ayak arasındaki beton kütlesi kayarak on metre aşağıda oturdu. Böylelikle zaten yükselmiş olan derenin önü kesilmiş oldu ve bulanık çamurlu sular da şehre daldılar.

Gecenin bu saatinde kamyonlar büyük bir cesaretle can kurtarmak için öteye beriye sürüklenerek hareket edebiliyorlardı. Her tarafı bulanık su ve çamur kokan gecenin sessizliğini arada sırada sularla beraber giden tomrukların öteye beriye çarparak çıkardıkları sesler bozuyordu. İtfaiye erleri yangında olduğu kadar selde de halka yardım ettiler. O gece zor uyuduk.

Ertesi gün sular yavaş yavaş çekildi. Dere boyunda ağaç kökleri, çamurlu ve yarısı toprağa gömülmüş külüstür otobüs parçaları görünüyordu…

Bu selde biri uzak köylerden biri de Ayancık’ın içinden, iki kişi boğulmuştu. Bodrum katlarında yaşayanların evlerine giren su evin içerilerini çamurlamış, kullanılacak eşyaları, saat, makine, radyo gibi şeyleri çöplüklük yapmıştı. Zarar büyüktü.

Ayrıca hergün fabrikaya tonlarca tomruk taşıyan ve sıcak günlerde halkı mesire yerlerine götüren, 1926 da Belçikalılar tarafından Ayancık için özel yapılan küçük tren yolunun hatları yıkıldı. Yapılması için milyonlarca para istermiş. Babam dekovil hat ustabaşısıydı. İleri sürülen paranın yarısı da olsa ben yaparım yolları demiş. Ama lüzumsuz görmüşler, teşebbüse de girişmemişler. Benim en üzüldüğüm şey de bu oldu. Artık trenle gezmeğe gidemeyeceğiz. Vagonların raylardan sekerek çıkardıkları sesleri duyamayacağız. Şarıl şarıl akan şelâlelerin ve billur sularıyla yemyeşil olan derelerin üzerinden trenle sarsıntısızca, sakin ve neşeli geçemeyeceğiz artık.  (1973 – SeSiÖz)”

***

Hatıraları sosyal medyada yazdığımda tanıdıklarımızdan bir takım sözler geldi. Yazının bütünlüğü için buraya ekliyorum.

Erol Yalçınkaya yaşanan o andan bir not hatırlattı sağolsun: “Selden yüksek yerlere kaçanlar rahmetli Topal İsmail’i unuttuklarını anlıyorlar ve eyvah diyorlar. İsmail’i sel alıyor ve büyük mahalledeki lojmanların giriş merdivenlerine atıyor. O da kendini sağlama almak için üst kata çıkıyor. O ev rahmetli Kerim Aydın amca’nın lojmanı diye anlatılmıştı. İsmail de açık kapıdan giriyor ve uyuyor. Sel tehlikesi geçtikten sonra Gelenler İsmail’i uyur halde buluyorlar ve çok seviniyorlar yaşadığına. Ben de sel sonrası yıkık dökük tren köprülerini, tahrip olan köprüleri, yolları hatırlıyorum.”

*

Eski öğretmen ve siyasetçilerden Salim Vural bey de yazılanları takviye eden satırlar eklemiş: “Selim bey, ben de o zaman köprü başındaydım. Anlattıklarının doğruluğunu tasdik ediyorum. Tren hatlarının tamamını söküp atmak çok yüksek bir enerji ister. Ayancık’ın merkez nüfusu 2000 den fazla değildi. Millet çoğunlukla köylerde yaşıyor, ücret ödemeden Ayancık’a inip ihtiyaçlarını karşılıyordu. Tren hatlarının yıkılmasından sonra köylerin tadı kaçtı. Bu son selden sonra tren hatları yeniden yapılsın diyemiyorum. Güzergâhta bu sel ihtimali her zaman var. Felaketin büyümesinde kereste deposunun payı büyük. Fakat çay yatağı taş toprak ve molozlarla doldu. Bu heyelanı gösteriyor. Orman örtüsünün kaldırıldığı ya da zayıf olduğu yerlerde taş ve topraklar dere ve çay yatağını doldurdu. Sel dolmuş olan yatağına sığmayıp yayıldı. Eski köy hayatını ihya etmek mümkün değil. Köylerde yaşayan az sayıda insanımız evlerinin çevresinde bahçe yapmakla yetiniyor. Eski tarlaları bundan sonra kimse ekip dikmez. Yapılacak iş orman bakanlığının bu alanları derhal ağaçlandırması ve orman varlığımıza kazandırmasıdır. Bu yerlerin çoğu tapulu. Olsun. Şahısların tapulu ormanı olur. Kesim ormancıların kararına göre yapılır. Ayancık hinterlandı (arka bölgesi) ve fiziki yapısı itibari ile orman bölgesidir. Seli, taşı toprağı yerinde tutamazsak şehri korumak ve kurtarmak mümkün olmaz. Bu konudaki görüşlerinizi bekliyorum.”

“Salim bey hocam, yazdıklarım hem eskiye özlem, hem de bir hatıra… Biliyorum ki Ayancık’ın eski asude hayatı nasıl mümkün değilse, tren yollarını da çay boyundaki o uzak köylere yeniden eskisi gibi ulaştırmak mümkün değil. Kereste fabrikası da yok artık. Hele 90 km.yi bulan Ayancık çayının sık sık sele dönüşmesi insanın hevesini kırıyor. 1963 te tren yolları yıkılınca karayollarına önem verildi ve kamyonculuk kereste taşıma işinde gelir kaynağı oldu. Mamafih, nostaljik de olsa Yenikonak’a kadar tren yolu sağlam kalabilseydi, çok amaçlı olarak kullanma imkânı olabilirdi. Geçen günkü selde çay kenarına yerleşen tomruk deposundaki tomrukların selin şiddetini ve yıkımını arttırdığını düşünüyorum. Köprülerin de gelen ağaçlar yüzünden baraj oluşturarak taştığını ve ayrıca çay boyunun zikzaklarının iyi hesaplanmadığını düşünüyorum. Buna rağmen İkisu’ya kadar olan çay zemininin de temizlenmiş olması yapılması gerekenlerdendi. Devletimizin eskiye göre daha kapsamlı düşünerek proje oluşturacağına, iyileştirmeler yapacağına inanıyorum.”-SeSiÖz-

*

“Yaşanmış bir hayat hikayesi… İçinde nice anıları barındırıyor… İyi ki bizlerle paylaştınız hocam” –Muharrem Yolaçan

“Hocam harika bir hatıra olmuş, selamlar” –Yüksel Yılmaz

“Hocam müthiş bir yazı, resmen ânı yaşadım ,” –Hamit Öztürk

SeSiÖz
Selim Sinan Öztürk. Ayancık doğumlu. İHO ve AÖF Önlisans mezunu. Okulda duvar gazetesi çıkarırken bazan isim olarak sesiöz yazardı, Necip Fazıl'dan esinlenerek. Sonradan bunu kişisel olarak hazırladığı site ismi olarak benimsedi. Ayancık'tan iyiye güzele yönelik haberler ve yazılar yazmaktı maksadı. Yazmak bazan ihtiyaç gibi oluyor. Böylece birşeyler ortaya çıkıyor işte...

Most Popular

Recent Comments