Pazar, Temmuz 25, 2021
Ana Sayfa Makaleler Direnmek, ama nefis ve şeytana karşı…

Direnmek, ama nefis ve şeytana karşı…

Direnmek, ama nefis ve şeytana karşı…

Selim Sinan ÖZTÜRK

27.Haziran.2013

Türkiye’nin gündemine oturan ve İstanbul-Taksim’de iki üç ağacın kesilmesi bahane edilerek “diren gezi parkı” diye sosyal medyada yaygınlaştırılıp hükümet karşıtı bir kalkışmaya dönüşen olayları ibretle seyrettik. Gezi parkı eylemleriyle patlak veren olaylar, sisler dağılmaya başlayınca artık anlaşıldı ki bir yerlerde planlanmış ve fırsat kollanmış…

Diyorlar ki polis orantısız güç kullanmış… Polisin zaman zaman aşırıya kaçması, her ülkede olan ama önlenemeyen durumlardandır. İyi polis, kötü polis imajı her yerde olabilir. Suç işleyen de karşılığını görür. Eden bulur demişler… Ama onlar da bu memleketin insanı. Sokaklarımızda güven içinde dolaşıyor, evlerimizde rahat uyuyabiliyorsak bu, emniyet güçlerimiz sayesindedir.

İki duble rakısını içerken samimi muhabbetler eden, zeytinyağlısını, kavun-peynirini yiyen, kıkırdayan, gülümseyen ve kimseye zararı olmayan insanlara kimsenin bir dediği yok. Olsa olsa denilecek şey, Allah kurtarsın olur. Ama yolun kenarına masa kurup içen, gelen geçeni rahatsız eden, sonra da nara atarak sağa sola küfreden kişiye karşı biraz hizaya gel ikazı yapılmışsa bunun neresi yanlış.

Estetiğe, sanata hizmet eden, başarıları dünyaca tescillenmiş sanat adamlarını her zaman herkes takdir eder. Ama sanat anlayışı, bakış açısı kişiden kişiye değişir. Sanatını takdir etmek, onun başkasının inancına hakaret etmesini mazur gösteremez.

Bu topraklar için bilim insanı, aydın insan yetiştiren üniversite hocalarına da, kendilerini en iyi yetişmek için çabalayan öğrencilere de kimsenin diyeceği olamaz. Ama üniversitede kendi gibi düşünmeyen öğrencileri dışlayan, fişleyen öğretim görevlilerini de birilerinin uyarması gerekmez mi? Öğrenci masumiyetinin ardında, Che Guevara kılıklı, Deniz Gezmiş hayranı olmaya yönlendirilen, anarşi ortamı oluşturmakla bayram yaptığını zanneden, yakan yıkan öfke kumkumalarına dur demek kabahat mi?..

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde geçmişte ihtilal veya darbe sabıkası olan bir ülkeyiz. Fırsat buldukça yılanın başını çıkarması gibi ortaya çıkan, zorla birşeyleri dayatan, hoşgörüden mahrum bir takım asker ve yazarların Ergenekon davasında mahkemelerinin sürmesi, onların suçlu olduğunu da masum olduğunu da ortaya koymaz. Ama artık bir daha zorla, baskıyla, kan dökerek iktidara gelme alışkanlığının tamamen yok olması lazım değil midir…

Hadiselere kara gözlüklerle bakarak olur ki Tayyip’i sevmeyebilirsiniz. İstemiyorsan değiştirmek için meşru yollar, demokratik mekanizmalar vardır. Ama zorbalığa, çapulculuğa, talana, darbeye hayır.. Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimse suç işliyor demektir.

Eskiden anarşik olayları çıkaranların gazetelerde haberleri, bildirileri yayınlanır, kimileri de bunları macera romanı havasıyla yazar, bir nevi reklâmını yapardı. Sol-komünist görüşlere sahip çatışmacı gençlerin her devirde yaptığı, böyle sansasyonel olaylar çıkarıp herkesin dikkatini çekmek… Çatışma ortamı çıkınca da kimin neye hizmet ettiğini bilmeden memleket kurtarıyorum sanan gençlerin arkasında ellerini oğuşturan fırsatçıları kimse fark etmemişti. Şimdi devir değişti. Gazetelerden daha tesirli, televizyonlar canlı yayın yaparak anarşik olayların reklamını yapıyor.

Son yıllarda, film ve romanlarla 68 kuşağındaki anarşi çıkaran gençliğe özendirilerek yetişen şimdiki bazı gençler, nostalji yaşadığını sanan ihtiyarlarının pohpohlamasıyla aynı şeyleri yaşamaya gözü kapalı koşuyorlar. Yalnız unuttukları birşey var. O günlerde olaylara karışanlar ya idam edildi, ya öldü veya hapislerde çürüdüler. Hayat bir kere yaşanır. Kof bir ideoloji uğruna bunca vurup kırmalar değer mi yani…

Ayancık’ta da yürüyüş olmazsa eksik olurdu zaten…! Öğretmenlerin maaşını mı kestiler, veya öğrencilerin bursunu mu kestiler. Hürriyetinizi mi aldılar… Ne oldu da hükümet istifa diye yollara düştünüz, anlaşılır gibi değil…

– Türk lirasından altı sıfır atıldı.

– Hastaneler birleşti.

– Otoyollar şimdiye kadar olmadığı kadar mesafe aldı.

– 5-6 aydır terör nedeniyle tabut gelmiyor.

– 50 yıldır bu ülkede borç ödediğimiz İMF artık yok.

– Dünyadaki krizlere rağmen ekonomi yıkılmadı.

– Dış devletler karşısında başı dik, onurlu bir dış politika üretildi.

Buna rağmen istifa mı?. 68’den sonra 80’e gelen dönemi çok iyi biliyoruz. Allah bu millete o yılları tekrar yaşatmasın..

Merdivenbaşında bir solcu komşum vardı. Komşu olduğu için arkadaş gibi yakın görüyordum kendime… Görüşü ne olursa olsun, insani ilişkilerde kibarca ve insanca davranmaya çalışırdım. Hiçbir zaman da ona karşı kırıcı olmadım. Ama birgün ondan işittiğim bir söz, soğuk duş etkisi yaptı adeta. Merdivenbaşında bu kişi, aralarında genç bir subay olan iki-üç kişiyle konuşuyordu. Ben yanlarından geçip merdivenleri tırmanmaya başlarken arkamdan konuştuğunu işittim.. “Bunlar var ya, bunlar bizi kör testereyle keserler valla…!” Şaşırdım. Geri dönüp müdahale edecek kadar da kızmadım. Güldüm sadece…

Böyle dolduruşa gelmiş kötü zanlarıyla Müslümanları değerlendiren çok kişi var Türkiye’de.. Bunlar yıllarca korkularını, vehimlerini gerçekmiş gibi pompalayan gazetelerin etkisiyle evhamlı tipler haline gelmişler… Anlı şanlı yazarlardan bile bu tür zihin yapısına sahip olanlar var yazık ki.

İnsan fikrini söyleyebilir, karşı görüşte de olabilir, ona kimsenin bir diyeceği olmaz. Ama hakaret etmek âcizliktir. Birine bir şey demeye gelmiyor. Anlamak yerine hemen tersleniveriyorsun. “Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir” demiş Necip Fazıl. Şeytanın üflediği kişilerin yaptığı da, bulaştıkları pislikleri önüne gelene savurması oluyor herhalde…

Nefsin baskıları, şeytanın üflemeleri insanoğlunu bir ömür boyu takip eder durur. Direneceksen asıl buna diren ki hem bu dünyada hem de öbür dünyada huzur bulasın, huzurda olasın.

SeSiÖz
Selim Sinan Öztürk. Ayancık doğumlu. İHO ve AÖF Önlisans mezunu. Okulda duvar gazetesi çıkarırken bazan isim olarak sesiöz yazardı, Necip Fazıl'dan esinlenerek. Sonradan bunu kişisel olarak hazırladığı site ismi olarak benimsedi. Ayancık'tan iyiye güzele yönelik haberler ve yazılar yazmaktı maksadı. Yazmak bazan ihtiyaç gibi oluyor. Böylece birşeyler ortaya çıkıyor işte...

Most Popular

Recent Comments