Perşembe, Ağustos 5, 2021
Ana Sayfa Makaleler Gündoğdu’dan hatıralara bakış

Gündoğdu’dan hatıralara bakış

Gündoğdu köyü, Türkeli’ye 4-5 km. mesafede denize nâzır şirin bir köy. Mayıs 1978 ile Aralık 1980 arası orada görev yaptım. Köy kalabalıktı. Yetişkinler de çocuklar da vardı köyde. 1979 da yazları namaz sûrelerini ve Kur’anı öğrenmeye camiye gelen çocukların resmini çekmiştim. Gençlik heyecanı işte. Camiye gelen cemaatı da çekseymişim iyi olacakmış ama o zaman bunu akıl etmemişiz. Vaktiyle çektiğim resimlerin asıl sahibi olan çocuklar bu resimleri görse kimbilir ne kadar sevinirler diye düşünüyordum ki bir sosyal medya platformunda Gündoğdu köyü sayfasını gördüm. Bu fırsatı değerlendirelim diyerek resimleri oraya ekledik. Tahmin ettiğim gibi şimdi 45-50 yaşlarına gelmiş o çocukların nasıl da çocuklar gibi sevindiğini gördüm. Mutlu oldum. Allah hepsine sağlık ve huzur içinde uzun ömür versin.

Hatırladığım kişileri düşünüyorum da kimler gelmiş, geçmiş. Mahmut hoca vardı, köydeki ehli tarik kişilerle toplaşırlardı. Berber Haşim, oğlu Satı, Muhtar İsmet abi vardı. Allah rahmet eylesin, İsmet abi kendi otobüsüyle gittiği Hac yolunda Medine yakınlarında meydana gelen kazada vefat etmiş ve cennetül Bâki mezarlığına defnedilerek Peygamberimize komşu olmuştu. Kadir âbi, oğlu Recep ve Hüseyin, topal Kâzım, Saadettin dayı, oğlu Mehmet, Satı hoca, oğlu Şaban vardı. Şaban Gümüş’le 1998 de hacda beraberdik. Ötede kül Hüseyin, Ahmet abi, kayınpederi Ahmet kâhya, Osman’cık, Mustafa’elli, kambur Hasan, Yusuf dayı, Haydar abi, Geriş’te Kâzım. Köyün Geriş mahallesinde sadece birkaç hane Çerkez vardı. Bir de eğitmeni hatırlıyorum… Eğitmenin ismini unuttum, evinden Türkeli’ye kadar gıdım gıdım yürürdü. Arabaya binmezdi. Bacaklarının ağrıdığını söyler, yürümezsem hepten tutulurum, bana iyi geliyor derdi.

Yusuf dayı merhum, yani Yusuf Özçelik, eskilerden yaşanmış hikâyeler anlatırdı. İlgimi çeken bir hatırasını daha önce yazmıştım. Onu diğer hatıralarla bütünlük olsun diye bu vesileyle tekrar buraya ekliyorum.

“Türkeli Gündoğdu köyünden 70’lik Yusuf Özçelik anlatmıştı: (21.06.1980)

Bi tarihte Çatalzeytin’de Toma gâvur vardı. Topal Kâzım’ın dedesi Koca Mustafa oraya giderken, beraber fes almaya gittik. 110 kuruşa bir fes, 25 kuruşa da püskül aldık o Toma gâvurdan… Mustafa emce ona sordu; “haberlerden ne var?” diye… “Canım, Mustafa” dedi “haberler çok iyi. Bizimkiler (Yunan) Ankara’ya yaklaştı. Bugün yarın Ankara’yı ele geçirirler.” dedi. Neyse oradan köye geldik.

Köyde bizim evin üzeri yapılıyordu o zaman. Bu kambur Hasan’ın babası olan benim amcamla onlara bakıyorduk. Amcam; “Yani usta, dedi, haberlerden ne haber var?” O da öyle dedi. “Canım, haberler iyi. Bizimkiler iki güne kadar Ankara’yı alırlar.” “Eyvah öyleyse bizi mahvederler” dedi amcam. “Korkma çavuş, dedi, ben seni korurum, sana dokundurtmam” dedi Yani usta. O zaman, “Ben ne olucam” dedim. Bana bakıp, “Sana karışmam” dedi… Ama bir haber geldi, Yunan denize dökülmüş… Ondan sonra o gâvurların hepsi gemilere doldurulup sürüldü…”

Yusuf dayı bir başka zaman da şöyle bir şey anlatmıştı.

Eskiden köylerde vergisini ödeyemeyenleri Ayancık Sinop yolunda çalıştırırlarmış. O yol, şimdiki gibi iş makinalarıyla değil, kazma kürekle açıldığı için, yol inşaatında bu şekilde insanları çalıştırırlarmış. Yusuf dayıgil de o yolda çalışmışlar gençliklerinde. Daha sonraki yıllarda arabayla Sinop’a giderken arabaları Hatip köyü Sakarabaşı taraflarında bozulmuş. Araba yapılana kadar inip hava alalım demişler. Orada Yusuf dayının aklına gelmiş, ‘yahu biz vaktiyle bu yolda çalışırken şu bahçenin kirazlarından yemiştik. Sahibiyle bir konuşalım, demişler. Ev sahibine seslenmişler. “Emce biz vaktiyle bu yolda çalışmıştık. O zaman buradan kirazlardan almış yemiştik, hakkını helal et” demişler. Adam gürcülerdenmiş galiba, önce sert çıkmış. “Beni göremeseydiniz ne yapacaktınız?” demiş. Sonra da, “evlat, ananızın ak sütü gibi helal olsun. Ama bir daha sahibine söylemeden böyle birşey yemeyin,” diye nasihat etmiş.

Bu vesileyle yâdettigimiz Yusuf dayıya ve köyden âhirete irtihal edenlere Allah’tan rahmet dilerim.

***

Gündoğdu köyüne ait 40 yıl önceki resimden haberdar olanlardan Gülcan kızımız telefonumu bulmuş, geçen bir akşam aradı. Allah razı olsun, çok sevindik. O zamanlar 5-6 yaşlarında, camiye yakın evi olan Kâzım dayı ile Emine yengenin yanına çocukları olmadığı için evlatlık olarak verilmiş bir küçük kızdı. Şimdi, kendisine ana babalık yapanlar vefat etmiş, öz annesiyle beraber yaşıyormuş. Anladığım kadarıyla, kendi ayakları üzerinde durmasını beceren aklı başında biri olarak gördüm. Rabbimden hayırlı bir ömür dilerim.

Kâzım dayıyı konuşmuşken ondan da bahsedeyim. Nâmı diğer Topal Kâzım. Camiye en yakın onun eviydi. Başında kasketi, palabıyıkları ve aksak ayağıyla hatırlıyorum. Birgün Ayancık’tan Türkeli’ye dostları ziyarete gidiyordum. Minübüse binmiştik. Yanımda biraz yaşlıca, hafif sakallı ve takkeli biri vardı. Bana laf attı, “nerelisin” diye.

“Armutluyazı köyündenim”, dedim.

“Yahu, dedi, bizim köyde bir hoca vardı Armutluyazı’dandı galiba…”

Şöyle baktım. Tanıyamadım. Beni tanıyan biri mi acaba diye düşündüm.

“Sen beni tanıyor musun”, dedim.

“Yoo tanımıyorum,” dedi.

“Yahu ben Selim hocayım, tanıyamadın mı?”

“Yok valla tanıyamadım.”

“Senin ismin neydi?”

“Kâzım,” dedi.

O zaman baktım, benzettim, hatırladım.

“Yahu, Kâzım dayı, ben de seni tanıyamadım, eski haline göre değişmişsin,” dedim.

Karşılıklı sevindik, görüştüğümüze. Helaldı’ya gidiyormuş. Gülcan kızımızla görüştüğümde, daha sonra onun vefat ettiğini söylemişti. Allah rahmet eylesin, taksiratlarını mağfiret eylesin.

***

Yine böyle bir yolculuk esnasında Gündoğdu köyünden Mürvet kardeşimizin eşiyle tesadüfen karşılaşmıştım. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Sinop’a geliyordu. Biz de Ayancık’tan bir otobüsle mitinge gitmiştik. Toplantı bitip dağıldığında vakit akşamüzeri olmuştu. Arabaların dönüş için kalkacağı yere geldiğimizde baktık ki bizim otobüs yok, çekmiş gitmiş. Herkes başının çaresine bakmaya başladı. Birer ikişer diğer arabalara sığınmaya başladılar. Ben de Türkeli otobüsünü görünce ona bindim, ayakta da olsa gideriz diye. Nasıl olsa Ayancık’tan geçiyor. Neyse, yaşımıza hürmet eden gençlerden birisi yer verdi de bir yere oturdum. Yanına oturduğum kişi sorgu meleği gibi, “Senin araban yok muydu? Nereye gidiyorsun? Nerelisin?” diye sormaya başladı. Ben de zaten canım sıkkın, kısa kısa cevap vererek geçiştiriyordum. Neyse, “ben, dedim, Ayancık’lıyım, ama Türkeli Gündoğdu köyünde yani Kirtoz’da 2,5 sene görev yaptım. Böyle deyince yanına oturduğum kişi, “ben de Gündoğdu’dan evliyim” dedi.

“Kimin damadısın?”dedim.

“Halit’in damadıyım, Yusuf dayının oğlu Halit’in” deyince, sohbet koyulaştı. Meğer Mürvet kızımızın eşiymiş.. Konuşup dururken hemen eşini aradı, “bak yanımda kim var, sizin köyde hocalık yapmış, Selim hoca,” deyince karşıdan isim ve soyadımla beni sormuş. “Mâşallah, unutmamış,” demiştim. Hoşuna gitti, hanımını methetti, çok akıllıdır diye. Türkeli’nde oturuyorlarmış. Güzel bir tesâdüf veya tevâkuf.. Ben de hiç unutmadım Gündoğdu köyünü. Gençliğimizin güzel yıllarıydı. Hepsini hayırla anıyorum.

***

Gündoğdu’dan Ahmet âbiyi de konuşmasak olmaz. Ahmet Albayrak (merhum), ben o köye geldiğimde Almanya’dan yeni dönüş yapmıştı. Ayancık’taki Hacı Hüseyin Ünal’la beraberlermiş Almanya’dayken. Hacı Hüseyin, Gemişko’ların damadı olduğu için ondan duyduğu Gemiş ve Cemişh hikâyesini anlatırdı. Gemiş, bir Çerkez sülâlesi, cemişh ise kaşığa verilen ad. Bir mecliste ziyafette kaşığı olmayanlar cemişh cemişh diye seslendikleri için orada bulunan ve Çerkez olmayan birisi, söyleyiş benzerliğinden dolayı Gemiş zannetmiş, “yahu bu Gemiş’in ne kadar forsu varmış, herkes onu anıyor” demiş. Bunu fıkra gibi anlatırdı.

Birgün camide yatsı namazını kıldırırken her zaman okuduğum âyetlerde yanılmıştım. Bir an durakladım. Başka ayetlere geçmeyi düşünürken arkamdan Ahmet âbinin âyeti hatırlatan sesini duydum. Neyse, namazı kıldık, tamamladık. Dışarı çıktığımızda; “Ahmet âbi, dedim. Mâşallah senin de epeyi ezberin var galiba”. “Yok yâ, dedi, namazlarda sen okudukça aklımda kalmış orası” dedi. İşte cemaate devam etmenin faydası…

Ahmet âbiyle ben köyden ayrıldıktan sonra da zaman zaman görüştüm. Son zamanlarda biraz rahatsızdı. Bir vesileyle ziyaret eip görüşmüştüm. Gelininin âbisi Ragıp Turan’ı birgün Ayancık’ta gördüğümde; “Bak, benim haberim olmaz ama senin haberin olur. Ahmet âbiye Emr-i Hak vâki olursa bana mutlaka haber ver. Son vazifemizi yerine getirelim” demiştim. Sağolsun, vefatında haber verdi. Biz de Recep kardeşimle birlikte cenazeye katılma imkânı bulduk. Allah rahmet eylesin, Rabbim durağını cennet eylesin.

(Selim Sinan Öztürk – 10.02.2021)

SeSiÖz
Selim Sinan Öztürk. Ayancık doğumlu. İHO ve AÖF Önlisans mezunu. Okulda duvar gazetesi çıkarırken bazan isim olarak sesiöz yazardı, Necip Fazıl'dan esinlenerek. Sonradan bunu kişisel olarak hazırladığı site ismi olarak benimsedi. Ayancık'tan iyiye güzele yönelik haberler ve yazılar yazmaktı maksadı. Yazmak bazan ihtiyaç gibi oluyor. Böylece birşeyler ortaya çıkıyor işte...

Most Popular

Recent Comments