Perşembe, Mayıs 13, 2021
Ana Sayfa Makaleler Günlerin getirdiği

Günlerin getirdiği

Ayancık’lı bir eski öğütmen, “iyi ki doğdun Deniz Gezmiş” diye methiyeler düzmüş. Vaktiyle banka soygunu, adam kaçırma, cinayet gibi suçlardan mahkum olan birini örnek birisi gibi göstermeye kalkışan kişilerle Milli Eğitim bünyesinde nasıl bir milli eğitim yapılabilir ki.

Bu satırı yazdığımda Akşam gazetesinde Hüseyin Besli’nin “bu öğretmenlerle asla” diye başlayan yazısı gözüme ilişti. Onun dediği gibi işte. Böyle tipleri öğrencilerin önüne örnek diye koyarsan alacağın karşılık “rüzgâr eken fırtına biçer” olur…

***

Genç din görevlilerimizin görev heyecanını görünce kendi gençliğimin yıllarını hatırladım. Böyle genç bir imam kardeşimizin namazın sonundaki yaptığı duada “ve devleten daima” ibaresini değiştirerek “ve islami devleten daima” demesi dikkatimi çekti. Bildiğim kadarıyla oradaki “devlet” kelimesi, yönetim şekli olan devlet değil, varlık içinde ikramlara nail olmak demektir. İslami devlet dediğin zaman iş değişiyor. Hangi islami devlet? Bugün ismi İslamla anılan birkaç devletin İslami olup olmadığı tartışılır. İnsan, peşinde namaz kıldığı kişinin, Peygamber temsilcisi olarak mükemmel olmasını arzuluyor. Bizim de gençlik heyecanıyla yapmış olduğumuz hatalar olmuştur mutlaka. Ama hatırlatma bâbında bazı şeyleri söylemek gerekiyor. Acaba ben mi yanılıyorum diye sözlüğe baktım. D.Mehmet Doğan’ın “Büyük Türkçe Sözlüğü”nde “devlet” kelimesinin karşılığında şu manalara geldiği belirtiliyor.

1- Belli bir ülkede, bir hükümete ve ortak kanunlara bağlı şekilde yaşayan bir topluluğun meydana getirdiği siyasi teşkilat,

2- Talih, baht, kut, saadet, mutluluk

3- Büyük rütbe, mevki

4- Nimet

5- Zengin ve varlıklı olma.

Yine “devletle” kelimesi kullanılarak iyi temennilerde bulunduğumuz zaman, onun da manası: “Güle güle, saadetle, mutlulukla” demektir.

Bundan başka Mevlid’de de Süleyman Çelebi’nin diliyle söylediğimiz mısralardaki “devlet” kelimesi de yukarıdaki açıkladığımız gibi.

“Ümmetin olduğumuz devlet yeter, Hizmetin kıldığımız ızzet yeter.

Ermedi evvel gelen bu devlete, Kimse layık olmadı bu rif’ate.”

***

12 Eylül öncesi Milli Selamet Partisinin Kastamonu’daki toplantısına Türkeli’den bir minübüs dolusu gitmiştik. Korkut Özal, Hüseyin Abbas vb. milletvekilleri de gelmişti. Orada Korkut Özal’ın bir sözünü hiç unutmuyorum.  “Bu memleketin düzelmesi için insanların düzelmesi gerekir. Nasıl düzelir? Şu televizyonu bize verin, bak nasıl düzeliyor görürsünüz” demişti. Televizyonun insanın eğitimi, yetiştirilmesi ve yönlendirilmesi için ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışmıştı.

Yine sinemanın politikaları etkilediğine bir örnek. Bir zamanlar soydaşlarımıza yönelik Bulgar zulmünü anlatan “Belene” filminden sonra oradaki yönetimin yumuşayarak politika değiştirdiğini, Rahmetli Turgut Özal’ın hükümeti zamanında görmüştük. Yani televizyonun ıslah etme aracı olması yanında bu gibi durumlarda da işe yaradığını müşahade ettik.

Günümüzde sinema ve televizyonun ne kadar etkili olduğu daha da anlaşılmıştır sanırım. İslam adına çekilen “Çağrı” filminin nasıl olumlu bir hava estirdiği mâlum. Belki aynı ayarda bir filmin yapılamamış olması ve üstelik bu filmi yapan yönetmen Mustafa Akkad’ın Ürdün’de elkaide örgütü tarafından bombayla öldürülmesi de acı bir kayıp.

Türkiye’de son yıllarda televizyonda “Diriliş Ertuğrul” dizisi başarılı bir şekilde sürdürüldü. Bilhassa gençlerde tarih şuurunun oluşmasına katkısı olduğunu düşünüyorum. Bununla beraber aile mefhumunu yerlebir eden dizilerin de bir kısım insanları etkilediğini, çarpık ilişkilerin normalmiş gibi algılanmaya başladığını da görüyor, okuyoruz. Güzel ve temiz bir aile ilişkisini ve sevgiyi işleyen dizilerin de nasıl tutulduğunu, takdir edildiğini gördük.

İnsan, örnek alınması gereken kişileri gerçek hayatta değil de filmlerde de olsa, yani gerçekmiş gibi gördüğünde etkileniyor haliyle. Dikkatli olunmazsa filmlerdeki olumsuz rolmodeller insanın içindeki firavunu azdırmaya başlar. Mevlana’nın bir sözü var. “Firavun ve Musa’yı sen dışarda değil içinde ara. Önemli olan içindeki Musa’nın Firavuna karşı galip gelebilmesidir” der.

***

Emekli 104 amiral, tutmuşlar 4 nisanda geceyarısı bildiri yayınlamışlar. Çok geniş bir kesimden tepki yağdı bildiriye karşı. Darbeden medet uman muhalefetin haricinde herkesin tepkisini çekti bu bildiri. Bu hareket, fikrini belirtmek değildir, aba altından sopa göstermek demektir görüşü hakim oldu. Şonra da soruşturma açılınca, “ne dedik ki” demeye başladılar.

Yeni Şafak gazetesinden Ergun Yıldırım’ın 07.04.2021 günlü yazısı bu kafadaki kişilerin sosyolojisini ortaya koyması bakımından dikkate değerdi. Özetle şöyle yazmış: “Niyazi Berkes, sol Kemalist bir sosyolojinin sözcüsü. 28 şubatta onun laiklik söylemi baz alınarak RP’nin kapatılma iddianamesi hazırlandı. Berkes’in sosyolojisi, siyasal analizleri ve savunduğu ideoloji ile aslında Türkiye’de belli bir siyasal bilinci anlatıyor. Türk siyasetinde sol ve CHP ile özdeşleşen bu siyasal bilinç, 1960’larda yayınlanan YÖN dergisinde akademik, entellektüel ve popüler boyutları ile inşa ediliyor. Bir grup emekli generallerin bildirisinde de bu siyasal bilinç son haliyle devam ediyor. Sol Kemalizm ile birleşen bu siyasal bilinçle ilericiler ve gericiler diye iki sınıf var. Türk toplumunun temel sınıf çelişkisi burada yaşanır. Gerici ideoloji ile İslamcılar, liberaller ve Turancılar aynı sınıfta konumlanır. Devrime ve ilerlemeye karşı olan sınıflardır. Ordu ve CHP ise ilerici sınıftır. Devrimcidir. Türkiyeyi batı uygarlığına taşır. Berkes, batı uygarlığının herşeyi ile kurtuluşumuzun yolu olduğu, buna karşın İslam uygarlığının teneke uygarlığı olduğunu söyler. Bu kavram, geçmişe, dine, İslama ve tarihe bakışın ifadesidir.” (Ergün Yıldırım, 07.04.2021 YeniŞafak, ‘Devrim Siyaseti’ yazısından)

Şimdi de yeni bir algı oluşturmak için 128 milyar hikâyesi ortaya attılar. Türkiye’yi eski Türkiye sanıyorlar. Halbuki İlhan Kesici, Mansur Yavaş gibi muhaliflerden bile itiraz geldi, bugünkü sistemde hiçbirşey gizli değildir, buhar falan olmaz diye… Hulki Cevizoğlu da bir tv kanalında 128 milyar yalanının nasıl ve nereden ortaya çıktığını açıkladı, yurt dışındaki bir eski siyasiyi işaret etti.

Sol takımın hükümeti devirmekle kafayı bozduğu her dönemde böyle yalanlar yumurtlayarak algılar oluşturmaya çalıştığını biliyoruz. Vaktiyle ayakkabı kutusu diye birşey ortaya attılar, tesbih çeker gibi sürekli bunu tekrarladılar. Bir zamanlar bir mağarada alçıdan yapılmış ve boyanmış sahte altınlar bulunmuştu ki bunun 15 temmuzda Tayyip altınlarla kaçacak diye yalan uydurmak için yapılmış bir sahtekârlık olduğu söylendi. Kendi evleri saray yavrusu gibi olduğu halde, Türkiye’nin şerefi izzeti demek olan yönetim merkezini saray saray diye yaftalayarak saltanat algısı oluşturmak istediler. Bir nevi Türkiye düşmanlığı üzerinde birleştiler. Biz eski Türkiye’de millî serveti hortumlayarak devleti ve milleti zarara sokanları gördüğümüz yaşadığımız için, bugünkü algı oluşturma çamurlarının ne maksatla saçıldığını iyi biliyoruz. Onun için vatandaşta da bunun bir karşılığı olmuyor.

– Selim Sinan Öztürk – 24.04.2021 – Günlerin Getirdiği –

SeSiÖz
Selim Sinan Öztürk. Ayancık doğumlu. İHO ve AÖF Önlisans mezunu. Okulda duvar gazetesi çıkarırken bazan isim olarak sesiöz yazardı, Necip Fazıl'dan esinlenerek. Sonradan bunu kişisel olarak hazırladığı site ismi olarak benimsedi. Ayancık'tan iyiye güzele yönelik haberler ve yazılar yazmaktı maksadı. Yazmak bazan ihtiyaç gibi oluyor. Böylece birşeyler ortaya çıkıyor işte...

Most Popular

Recent Comments