Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa

M - (M-MZABİLER)

e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
M - (M-MZABİLER)
Sayfa 2
Sayfa 3
Tüm Sayfalar

M:Romen rakamında bin.

MA : Eski dilde su.

MA:Anadolu halklarının en eski ana tanrıçası.

MA:Fas’ın plaka işareti.

MAADA:Başka,fazla,ondan başka,onun dışında,gayrı.

MAADAYKARA: Güney Sibirya’da yaşayan Altay Türklerinin destanı.

MAAMAFİH: Bununla birlikte.

MAAN: Ürdün’de bir kent.

MAAR:Düşük sıcaklıklı bir yanardağ patlaması sonucunda ortaya çıkan,huni biçimli küçük krater. Patlak çukur.

MAARİF:Öğretim ve eğitim sistemi.

MAAŞ: Aylık.

MABA: Meşin gibi sert ve hep yeşil yapraklı bir ağaç ya da ağaççık.

MABAİLER: Tayland’da yaşayan,kadınların boyunlarını uzatmak için bilezikler kullandığı bir halk.

MABEYİN(MABEYİNCİ): Osmanlı devletinde padişahın saray dışıyla ilişkisini düzenleyen,emirlerini ileten,ya da ona sunulacak dilekçeleri kabul eden görevli.

MABEYİN: İki kişi arasındaki soğukluk.

MABEYİN:Eski konaklarda harem ile selamlık arasındaki daire. Padişah sarayında harem dairesi ile dış daireleri arasındaki bölüm.

MABİRA: Doğu Karadeniz yöresinde,yerel destancılara verilen ad.

MABLAK:Aşure kazanını karıştırmak için kullanılan uzun saplı, yayvan uçlu kepçe.

MABUDE: Tanrıça.

MABUT: Tapınılan varlık.

MABUYA: Tropikal bölgelerde yaşayan bir kertenkele.

MACAR:Argo’da bit.

MACENTA:Erguvan kırmızısı.

MACİDETANIR: Uzun yılar Devlet Tiyatrosu’nda çalışmış ve birçok oyunda başrol oynamış, anılarını “Tiyatro’nun Cadısı” adlı kitapta toplamış kadın tiyatro sanatçımız.

MACİT:Şan ve şeref sahibi olan kimse.

MAÇA:Argo’da kıç anlamında kullanılan söz.

MAÇAHEL Artvin’in Borçka ilçesinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir vadi.

MAÇAKIZI: Dört kişiyle oynanan bir iskambil oyunu.

MAÇETE:Özellikle tropikal bölgelerde kullanılan bir cins büyük bıçak,pala.

MAÇİÇ: Brezilya kökenli olan,Avrupa’da 20. yüzyıl başlarında yaygınlaşan bir dans.

MAÇKA (ÇAKIRGÖL) : Trabzon ilinde bir yayla.

MAÇO: Kadın üzerinde tam bir egemenlik hakkına sahip olduğuna inanan erkek.

MAÇUNA:Gemilerde yada rıhtımlarda ağır yükleri kaldırmakta kullanılan araç. İslimle çalışan ağırlık kaldırma makası.

MAD: ABD’de yayımlanan dünyanın en ünlü mizah dergilerinden biri.

MADA:Beyşehir gölünde bir ada.

MADAM: Müslüman olmayan evli kadınlar için kullanılan sözcük.

MADAMA:Halk dilinde abla.

MADAMKALİTEA: Türk sinemasının ilk vamp oyuncusu olan aktris (Ayrıca beyaz perdede öpüşen ilk oyuncumuzdur).

MADARA:Kötü,sevimsiz.

MADER: Eski dilde anne.

MADERZAD: Doğuştan,anadan doğma.

MADIMAK :İç Anadolu’nun çeşitli yörelerinde, özellikle Tokat, Sivas ve çevresinde kadınlar tarafından oynan türkülü halay türü bir halk oyunu.

MADIMAK:İlkbaharda kırlarda yetişen,ufak yeşil yapraklı,ıspanak gibi yenebilen bir bitki.

MADİK :Miskete fiske vurarak oynanan zıpzıp oyunu.

MADLEN: Bir tür sert çikolata.

MADONNA:Hıristiyan sanatında,Meryem Ana ile çocuk İsa’yı gösteren heykel veya resim.

MADRA:Ege bölgesinde bir dağ.

MADRABA:At yarışları ve konkurhipiklerde,binicilerin kilosunu tamamlamak için eyer ya da eyer altındaki örtüye takılan kurşun levhalar.

MADRABAZ: Çıkar sağlamak için dürüst olmayan yollara sapan,düzenbaz,hileci.

MADRABAZ:Eskiden hayvan,balık,sebze,meyve gibi yiyecekleri yerinden alarak toptan satan kimse.

MADRAN:Aydın ilinde bir baraj.

MADRİGAL:İnsan sesleri için yazılmış bir oda müziği türü.

MADRİGAL:Konusu daha çok aşk olan kısa şiir.

MADU:Sayılmış.

MADUN:Ast.

MADYTOS:Çanakkale’nin eski adı.

MAESTRO: Orkestra şefi.

MAFİOSO:Mafya örgütünün üyelerine verilen ad.

MAFİŞ:Bir çeşit yumurtalı ve hafif hamur tatlısı.

MAG:Eriyen elektrotla, karbondioksit koruması altında uygulanan ark kaynağı.

MAGANDA : Argo’da kaba saba ve görgüsüz kimse.

MAGARSOS: Adana’nın Karataş ilçesinde antik bir kent.

MAGENDOVİD: Üst üste iki eşkenar üçgenden oluşan altı köşeli yıldız biçimindeki Yahudi simgesi.

MAGİRİTSA: Yunan mutfağına özgü sakatat çorbası.

MAGMA :Yerin içinde sıvı veya hamur kıvamında uçucu gazlarla doymuş olarak bulunan eriyik. Lav.

MAGNACARTA:On üçüncü asırda İngiltere’de despot kralların yetkilerini büyük oranda daraltan siyasal bir anlaşmaya ve belgeye verilen ad.

MAGNESİA: Manisa’nın antik dönemlerdeki adı.

MAGNET: Buzdolabı gibi metal eşya üzerine yapıştırılan,üzerinde resim ya da tazı bulunan,mıknatıslı küçük etiket.

MAGRİ: Yılanbalığıgillerden,Avrupa kıyılarında yaşayan,eti lezzetli büyük bir balık.

MAĞ:Başıyla kanat ve kuyruk uçları aynı renkte olan güvercin.

MAĞARA : Trabzon ilinde bir yayla.

MAĞAZA: Satımevi.

MAĞFİRET: Af,bağışlama.

MAĞLOVA:İstanbul’un Ali Bey Deresi üzerinde,Mimar Sinan’ın en önemli yapıtlarından biri sayılan su kemeri

MAĞRİP:Güneşin battığı yer, batı.

MAĞRUR: Kurumlu,gururlu.

MAH:Gökteki ay.

MAHABHARATA:Hindistan’ın iki büyük destanından biri.(Öbürü Ramayana).

MAHAL:Yer.

MAHAMAT:Eskiden avukata verilen ad.

MAHARANİ:Hindistan’da mihracenin eşine verilen ad.

MAHARET:Beceri.

MAHATMA: Hindistan’da,Gandi gibi önde gelen önemli ruhani kişilere verilen unvan.

MAHCUR: Kısıtlı.

MAHDUM:Erkek evlat,oğul.

MAHDUMKULU: Türkmen şair (18. Asır).

MAHDUT: Sınırlı.

MAHE: Seyşeller’i oluşturan adaların en büyüğü.

MAHFE: İçerisinde bir veya iki kişinin oturabileceği deve veya fil gibi hayvanların sırtına konan kafes.

MAHFEL:Subaylar için düzenlenmiş askeri gazino.

MAHFİ: Gizli,saklı,gizlenmiş.

MAHFİL:Toplantı yeri.

MAHFUZ :Saklanmış,korunan,saklı.

MAHİ:Eski dilde balık.

MAHİR:Becerikli,usta.

MAHİTAP :Mehtap.

MAHJONG: Dört kişi arasında domino benzeri taşlarla oynanan bir Çin oyunu.

MAHLAS: Şairlerin takma adı.

MAHLEP:Gülgillerden bir ağaç ve bu ağacın bahar olarak kullanılan nohut büyüklüğünde yemişi,kokulu kiraz.

MAHLUK :Yaratık.

MAHLUL:Eriyik.

MAHMUDİYE:Donizetti Paşa’nın bestelediği Osmanlı devletinin 1828-1839 yılları arasındaki resmi marşı.

MAHMURÇİÇEĞİ :Çiğdem.

MAHMUT:Övülen,övgüye layık.

MAHMUZ:Çizmenin,potinin arkasına takılan ve binek hayvanlarını dürtüp hızlandırmaya yarayan demir veya çelikten yapılmış parça.

MAHMUZ:Tavuk ayağındaki uzantı.

MAHNA:Halk dilinde bahane.

MAHPEYKER (MEHPEYKER):Ay yüzlü.

MAHRA:Üzüm taşımaya yarayan tahta kap.

MAHRAMA:Bazı bölgelerde kadınların sokağa çıkarken manto üstüne örtündükleri işlemeli geniş örtü.

MAHRECİAKLAM: Osmanlılar döneminde devlet görevlisi yetiştirmek için 1862 ‘de İstanbul’da açılan okul.

MAHREÇ:Çıkış yeri,çıkak.

MAHREK:Yörünge.

MAHREMİYET:Gizlilik.

MAHRUKAT: Odun,kömür gibi yakacak,yakıt.

MAHRUMÇALI: Antalya’nın Manavgat ilçesinde bir mağara.

MAHRUT :Koni .

MAHRUTİ:Konik.

MAHSUP: Hesaba geçirilmiş.

MAHSUP: Sayışma.

MAHSUR: Kuşatılmış,sarılmış.

MAHUR: Türk müziğinde bir makam adı.

MAHUT:Bilinen,adı geçen,sözü geçen.

MAHYA: Ramazan gecelerinde iki minare arasına ip gerip,üzerine kandil veya elektrik ampulleriyle yazılan yazı veya yapılan resim.

MAHZ: Katışıksız, saf. yalın.

MAİ:Mavi.

MAİDE: Kuranda bir sure.

MAİDE:Sofra.

MAİDEN: Hiç koşu kazanmamış atlara verilen isim.

MAİL: Elektronik posta adresi.

MAİLE:Sularını bir denize veya göle gönderen bölge.

MAİN:Eşkenar dörtgen.

MAİNATE:Güney Asya’da yaşayan ve sesleri iyi taklit ettikleri için kafeste beslenen bir tür sığırcık kuşu.

MAİŞET:Geçim.Geçinmek için gerekli şey.

MAİYET: Alt kademe. Üst görevlinin yanında bulunan kimseler.

MAJDANEK: Polonyanın Lublin kenti yakınında,yüz binlerce Yahudi’nin imha edildiği Nazi toplama kampı.

MAJİK:Bin dokuz yüz on dört’te İstanbul (Beyoğlu)’ da açılan sinema salonu.

MAJOLİKA:On beşinci yüzyıldan başlayarak İtalya’da üretilen kalay sırlı seramik.

MAJÖR :Büyük,önemli.

MAJÖR:Müzikte bir makam,bir akor ya da aralığın oluşma biçimi.

MAKABİL:Bir şeyin öncesi, geçmişi.

MAKADAM :Kırılmış taş döşenip silindir geçirilerek yapılan yol.

MAKAK: Güneydoğu Asya’da yaşayan kuyruklu bir maymun türü.

MAKALE :Bilim,fen konularıyla siyasal,ekonomik ve toplumsal konuları açıklayıcı ve yorumlayıcı niteliği olan gazete ve dergi yazısı.

MAKALU:Himalayalarda yer alan dünyanın beşinci en yüksek dağı.

MAKAM: Türk müziğinde bir dizinin işleniş biçimine verilen ad.

MAKAME:Arap edebiyatında,eğlendirici öyküler içeren bir tür.

MAKANİ:Başörtüler.

MAKAR:Karargah.

MAKARA: Üzerine iplik,tel gibi şeyler sarılan silindir.

MAKARA:Hint sanatında sıkça betimlenen,timsah,yunus ve fil karması efsanevi su canavarı.

MAKARENA: El kol hareketleriyle yapılan bir tür hızlı dans.

MAKARON: Fransa’ya özgü bir tür badem kurabiyesi.

MAKARON:Sigara makinesinde,içine kıyılmış tütün doldurularak sarılmış uzun ve şerit halinde sigara.

MAKARONİK:İki ayrı dilin komik bir etki yaratacak biçimde konuşturulmasıyla yazılan İtalyanca ve Latince sözcüklerin birbirine karıştırıldığı bir tür kaba güldürü şiirine verilen ad.

MAKAS:Kumaş ya da kağıt kesmeye yarayan araç.

MAKASTAR:Kumaş biçen,prova yapan,parçaları patrona göre ayarlayan,iş dağıtımını yapan usta.

MAKBER:Mezar,kabir.

MAKD: Yerinde konuşma ya da davranma.

MAKDEM: Osmanlılar döneminde kalyoncuların giydiği bir tür başlık.

MAKERERE: Uganda’nın başkenti Kampala’nın eski adı.

MAKES:Bir şeyin yansıdığı yer,köken.

MAKETA:Don yağı ile yağlanmış ve et kısmı temizlenmiş inek derisi.

MAKFERLAN:Omuzdan yarı bele kadar inen pelerini olan palto.

MAKILI: Arap abecesiyle yazılan bir kufi yazı türü.

MAKİ : Madagaskar adasında sık rastlanan,uzun kuyruklu,yumuşak tüylü bir memeli primat.

MAKİ: Akdeniz bölgesinin silisli topraklarında mantar meşesi ormanlarının çeşitli etkilerle gerilemesi sonucu ortaya çıkan,yaprak dökmeyen çalı ve baltalık topluluğu.

MAKİ: İkinci Dünya Savaşında Alman işgaline karşı direnenlerin toplandıkları ıssız yer.

MAKİMONO:Japon sanatında el rulosu üstüne yatay yapılan resim.

MAKİNETA:Ayakkabıcılıkta kenar düzeltmek için kullanılan metal alet.

MAKİR:Hile yapan,hileci.

MAKİRİYE:Osmanlı devletinde iskelelerden alınan bir tür vergi.

MAKLUBE: Hatay yöresine özgü,tavuk eti ve patlıcanla yapılan bir tür pirinç pilavı.

MAKO:Dik burun da denilen köpekbalığı cinsi.

MAKORE:Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu marangozlukta ve kaplamacılıkta kullanılan çok büyük ağaç.

MAKRAMA (MAHRAMA): Genel olarak yün ve ketenden Anadolu’da el tezgahlarında dokunan bir çeşit peşkir,havlu,büyükçe mendil.Bazı yörelerde kadınlar başlarına örter.

MAKRAME:İpten düğümlü saçaklarla oluşturulan bir el sanatı.

MAKROMELİ:Kol ve bacaklardan birinin yada bir kaçının aşırı derecede gelişip ucubeleşmesi.

MAKSAT:Amaç.

MAKSİM:Bentlerde toplanan suyun künklerle kente getirilerek toplandığı,üstü örtülü bir yapıdan meydana gelen su haznesi.

MAKSURE:Camilerde parmaklıklarla çevrilmiş yer.

MAKSUT: İstenen,niyet edilen,güdülen,amaçlanan.

MAKTA: Hattatlıkta,kamış kalemi yontmak ve ucunu açmak için kullanılan alet.

MAKTA: Orman kesim yeri.Arazi bölümü. Kesit.Kesim noktası.

MAKTA:Divan edebiyatında gazelin yada kasidenin son beytine verilen ad.

MAKTEL:Cinayet işlenen yer.

MAKTU:Götürü;belli miktarda.

MAKTU:Kesilmiş,kesik.

MAKTUL:Öldürülmüş.

MAKUL :Akla uygun.

MAKULA:Gözde ağ tabakada yer alan,sarı renkli küçük çukur.

MAKULE: Ulam,kategori.

MAKULE:Eski dilde takım,çeşit.

MAKUMBA:Brezilya’da oldukça yaygın olan ve Vudu dinine benzeyen bir inanç ve büyücülük anlayışı.

MAKUS:Ters çevrilmiş,baş aşağı getirilmiş.

MAKUS:Uğursuz,kötü.

MAKYAVELİZM (MAKYAVELCİLİK):Politikada amaca ulaşmak için ahlaka aykırı da olsa , her türlü aracı hoş gören anlayış.

MAL:Büyükbaş hayvan.

MALA: Harç alıp sürmeye yarayan,yassı demirden yapılmış,tahta saplı bir sıvacı aracı.

MALABADİ:Diyarbakır’da bir köprü.

MALABAR: Hindistan’ın güneybatısındaki kıyı bölgesi.

MALAFA:Önceden delinmiş parçaları tornalamaya özgü torna tezgahı bağlama aleti.

MALAGA: İspanya’da üretilen ünlü bir şarap.

MALAGA:İri taneli misket üzümü.

MALAK : Manda yavrusu.

MALAK: Buğday ya da mısır ununu kaynar suya dökerek yapılan ve pekmezle yenilen bir yiyecek.

MALAKANLAR: Kars yöresinde 1880-1960 yılları arasında yaşamış Rus asıllı bir halk.

MALAKARİ :Alçıdan kabartma süsler.Süslemecilik sanatında alçak kabartma tekniğinde, mala ile yapılan alçı süslemeye verilen ad.

MALAKİT:Bakır taşı.

MALAKKA (MALAY): Güneydoğu Asya’da Tayland, Birmanya, Malezya ve Singapur topraklarının yer aldığı üçgen şeklinde yarımada.

MALAKLI: Orta Anadolu’ya özgü iri bir çoban köpeği.

MALAKOLOJİ :Yumuşakça bilim.

MALAMA: Samanla karışık tahıl.

MALAMUT: Alaska kökenli,haski’ye benzer bir köpek cinsi.

MALARYA:Sıtma hastalığı.

MALAY: Mısır unuyla yapılan bir ekmek.

MALAYANİ:Boş ve yararsız, saçma. .

MALAZ: Hayvanlara yedirilen kuru ot.

MALAZ: Sulak yer.

MALAZ: Sürülmemiş,ot bürümüş toprak.

MALÇLAMA: Toprağı ve bitkileri korumak için toprağın üzerini samanla örtme işlemi.

MALDON :Oyunda kağıt dağıtırken yapılan yanlış.

MALE: Maldivler’in (Hint Okyanusu) başlıca adası ve başkentinin adı.

MALECEMA: Yelkenli savaş gemilerinde fırtınalı havalarda kıç direğe açılan küçük yelken.

MALEK:Sessiz sinemanın üç büyük komedyeninden biri olan “Gülmeyen Adam” Buster Keaton’ın Avrupa’da yaygın olarak bilinen adı.

MALGAÇA:İzmir’in Urla ilçesinde bir içmece.

MALGAMA: Cıvanın herhangi bir madenle yaptığı alaşım.

MALHATUN: Osman Gazi’nin ikinci eşi ve Orhan Gazi’nin annesi olan Osmanlı kadını.

MALHITA (MAHLITA):Kırmızı mercimekle yapılan çorba veya pilav.

MALİBU:Kahve,Hindistan cevizi,süt ve alkolden oluşan,İngiltere’de üretilen içki.

MALİHÜLYA:Karasevda,melankoli.

MALİK: Cehennem meleklerinin en büyüğü.

MALİKANE: Büyük ve zengin köşk.

MALİN: Tıp dilinde kötü huylu tümöre verilen ad

MALİSOR:Kuzey Arnavutluk’ta Osmanlılar döneminde yaşayan Katolik Arnavutlara verilen ad.

MALİYET:Bir şeyin fiyatı, bedel.

MALKIRAN :Sığır vebası.

MALKOÇ: Osmanlılarda akıncılar ocağının komutanı.

MALOPE:Akdeniz yöresinde yetişen ve çok güzel pembe çiçekler açan bir süs bitkisi.

MALT:Bira yapmak için çimlendirilip kurutularak hazırlanmış arpa veya başka taneler.

MALTA:Hapishanede volta atılan alan yada koridor.

MALTAERİĞİ: Yeni dünya.

MALTAHUMMASI :Akdeniz kıyılarında görülen,keçi sütüyle insana geçen ateşli bir hastalık.

MALTIZ:Yemek pişirmekte kullanılan ve içinde ızgarası bulunan ayaklı ve taşınır ocak.

MALUL: Bedence bir sakatlığı olan kimse.

MALUMATFURUŞ:Eski dilde bilgiçlik taslayan.

MAM: Çocukların oynadığı kaydırak oyunu.

MAM:Meksika-Guatemala sınırında konuşulan yerli bir dil.

MAMA:Bebek için hazırlanan yiyeceklerin genel adı.

MAMAHATUN :Ağabeyinin ölümü üzerine Saltuklular Beyliğinin başına geçen ve özellikle Erzincan’ın Tercan ilçesindeki kümbeti,köprüsü ve kervansarayıyla tanınan kadın hükümdar. Saltuklu emiresi.

MAMALİGA:Kaynar suda haşlanıp üzerine yağ gezdirilen mısır unu yemeği.

MAMASIN : Aksaray’da bir baraj.

MAMBO:Haiti ,Küba kökenli,rumba ve çaça’ya benzeyen bir dans müziği.

MAMELEK: Bir kimsenin alacak,mal ve borçlarının tümü.

MAMELEK: Mal varlığı.

MAMEY:Antil kayısısı da denilen bir meyve.

MAMOGRAMİ:Meme bezinin radyografiyle incelenmesi.

MAMULAT: El ya da makine ile yapılmış şeyler,ürünler.

MAMURE: Bayındır yer.

MAMUT:Filgillerden,dördüncü zamanda Avrupa ve Asya’da yaşamış olan,şimdi ancak fosili bulunan iri,kıllı bir hayvan.

MAMZANA:Edirne yöresine özgü,közlenmiş patlıcan ve sarımsaklı yoğurtla yapılan bir meze.

MAN:Dünyanın tek kuyruksuz kedi cinsinin adı.

MAN:İrlanda denizinde bir ada.

MANA:Animist dinlerde doğa üstü güç.

MANABO:Ekvator Ginesi’nin başkenti.

MANAGUA: Nikaragua’nın başkenti.

MANAL: İzmir’in Karaburun ilçesine bağlı Mordoğan beldesinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir koy.

MANALI:Gizli bir anlamı olan, bir şeyi ima eden.

MANAMA:Bahreyn’in başkenti.

MANAS:Kırgızların ünlü destanı.

MANAS:Tarım bitkilerine ve orman ağaçlarına büyük zarar veren bir böcek.

MANASİR: Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde bir mağara.

MANASTIR:Bazı rahip ve rahibelerin dünya ile ilgilerini keserek yaşadıkları yapı.

MANASTIRLIHAMDİ: İstanbul’un 16 Mart 1920’de İngilizler tarafından işgal edildiğini Ankara’ya bildiren ilk kişi olup Kurtuluş Savaşı sırasında Başkumandanlık Karargahı telgraf memurluğu görevine getirilen ve Nutuk’ta Atatürk tarafından takdirle anılan telgraf memuru.

MANAT:Azerbaycan’ın para birimi.

MANAV:Yaşadığı yerin yerlisi olmayıp başka yerden gelmiş kimse.

MANAZAN:Karaman’ın Taşkale beldesinde,dik bir kaya kütlesine kat kat odacıklar biçiminde oyulmuş mağaralara verilen ad.

MANCA:Kedi,köpek yiyeceği.

MANCANA: Sütleğengillerden,Antil Adalarında yetişen çok zehirli bir ağaç.

MANCANA:Gemilerde içme suyu konulan büyük ve yassı fıçı.

MANCINIK:İpekçi çıkrığı.

MANCINIK:Top yapımının bilinmediği çağlarda,kale kuşatmalarında,ağır taş gülle fırlatmakta kullanılan basit bir savaş aracı.

MANÇURYA: Çin’in kuzeydoğusunda tarihsel bir bölge.

MANDA:Birinci Dünya Savaşından sonra bazı azgelişmiş ülkeleri,kendi kendilerini yönetecek bir düzeye eriştirip bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Milletler Cemiyeti (Cemiyeti Akvam) adına yönetmek için bazı büyük devletlere verilen vekillik. Yönetimi yabancı bir devlete bırakılmış olan ülke ya da topraklar.

MANDA:Su sığırı.

MANDAGÖZ: Mercanbalığının bir türü.

MANDAL:Kapı vs şeyleri kapalı tutmaya yarayan,döner tahta veya metal parça.

MANDAL:Ut,kanun,keman gibi çalgıların tellerini geren düğme.

MANDAPOST:Posta havalesi.

MANDAR:Gemilerde kullanılan küçük makara.

MANDARİN:Avrupalıların Çin devlet memurlarına verdikleri ad.

MANDARİN:Parlak renkli tüyleri olan çok küçük bir kuş.Uzakdoğu’da yaşayan gösterişli bir ördek cinsi.

MANDEPSİ:Argo’da tuzak,oyun.

MANDIRA:Koyun,keçi gibi süt veren hayvanların barındırıldığı,süt ve süt ürünlerinin elde edildiği yer. Peynir,yoğurt ve tereyağı üretimi amacı ile yapılan ahır hayvancılığı.

MANDOLA:Lavta ailesinden,gövdesi armut biçiminde küçük telli çalgı.

MANDOLİN: Lavta ailesinden,gövdesi armut biçiminde ve düz,dört çift telli,kısa saplı bir çalgı türü.

MANDRİL: Afrika’da yaşayan bir maymun cinsi.

MANDUKA: Avcılıkta,çalı ve ağaççıklara vurularak kuşları kaldırmaya yarayan ince ve uzun sırık.

MANEJ:At eğitimi ve bu eğitimin yapıldığı yer.

MANES:Romalılarda tanrı olarak düşünülen ölü ruhlar.

MANET:Ünlü Fransız ressam.

MANGA:On kişilik asker birliği.

MANGAL:İçine kor konulan,sacdan,bakır veya pirinçten,üstü açık kap,korluk.

MANGIR: Osmanlılarda bakır ya da pirinçten kesilen sikkelere verilen ad.

MANGİZ:Argo’da para.

MANGO:Hint kirazı da denilen bir meyve.

MANGROV:Haliçlerde,tuzlu bataklıklarda ve çamurlu kıyılarda sık ormanlar oluşturan bazı ağaç ve çalı türlerine ve oluşturdukları ormanlara verilen ad.

MANGUR: Hayvanların boynuna takılan ve ip bağlamaya yarayan ağaç halka.

MANİ: Engel.

MANİ: Halk edebiyatına özgü genellikle dört dizeden oluşan şiir türü.

MANİDAR: Gizli ve ince bir anlam taşıyan. Anlamlı.

MANİFATURA:Fabrika yapımı her türlü kumaş ve bez gibi dokumalar.

MANİFESTO: Bildiri.

MANİFESTO:Bir gemideki malların gösterildiği , boşaltma işlerinin yapılacağı liman idaresine verilecek liste.

MANİFOLD:Otomobil motorunda silindirleri giriş ve çıkışlara bağlayan boru donanımı.

MANİKA:Gemilerde ambarlara ve makine bölümüne hava vermek için güverteye açılan baca.Güverteden hava akımını yakalayıp tekne içine yönlendiren,dik açıyla bükülmüş bir boruyu andıran,ağzı çanak gibi açık havalandırma düzeneği.

MANİKÜR:Elin ve özellikle tırnakların bakımı.

MANİLAKETENİ:Filipinlerde yetişen,dokuma maddesi elde edilen bir tür muz ağacı.

MANİPLE:Telgraf işaretlerini göndermek için,bir devredeki akımı kesmekte veya yeniden vermekte kullanılan araç.

MANİPURİ:Hindistan’da beş klasik dans üslubundan biri.

MANİPÜLATÖR :Bir telgraf aracı.

MANİTA:Argo’da hileyle,düzenle tanışır gibi bir hal takınarak para sızdırmak,hırsızlık.

MANİTA:Argo’da sevgili,flört.

MANİTU:Kuzey Amerika yerlilerinin inancında doğa üstü güç.

MANİVELA: Bir ucundan bağlı bulunduğu nokta etrafında dönen kol. Kaldıraç.

MANİYERİZM: Sanat ve edebiyat alanında doğallıktan ve yalınlıktan yoksunluk.

MANKAFA:Sakağı hastalığına tutulmuş at.

MANKALA:Delikli tahta üzerinde taşlarla oynanan bir oyun türü.

MANKURT: Kendi değerlerine yabancılaşmış kimse.

MANNA: Kudret helvası.

MANO:Kumar oynatanın oynayanlardan, kazançtan aldığı para, pay.

MANOLYA:Yaprakları almaşık,iri ve parlak yeşil renkte bir süs ağacı ve bu ağacın çiçeği.

MANOMETRE:Buharın yada herhangi bir gazın bulunduğu kabın iç yüzeylerine yaptığı basıncı ölçen alet.Kapalı bir yerdeki akışkanın basıncını ölçen aygıt.

MANONERA:ABD kentlerindeki İtalyan yerleşmelerinde 1890 dan 1920 ye değin Sicilya ve İtalya göçmeni gangsterlerin yönettiği haraç çetelerine verilen ad.

MANSIP (MANSUP): Yüksek memuriyet,makam. Atanan,atanmış.

MANSİYON: Bir yarışmada konulan ödüle yeterli nitelikte görülmekle birlikte,anılmaya değer bulunan kimseye veya esere verilen derece.

MANSUR:Yenen,kazanan.

MANŞ: Briçte roberi oluşturan iki bölümden her biri.

MANŞET :Gazetelerin birinci sayfa başlığı.

MANŞET:Bir gömleğin kol ağzına geçirilen,genellikle çift katlı kumaştan yapılan bölüm,kolluk.

MANŞON:Elleri soğuktan korumak için kullanılan astarlanmış kürk,el kürkü.

MANTA: Deniz şeytanı veya kulaklı folya da denilen vatoz balığı.

MANTALİTE:Düşünüş biçimi.Anlayış,zihniyet.

MANTAR:Küflüce de denilen bir bitki hastalığı.

MANTARLAR: Klorofilsiz ve çiçeksiz ilkel bitkiler sınıfı.

MANTI: Etli hamur yemeği.

MANTI:Denizcilikte gabya serenini kaldıran halat ve makara.

MANTIK: Doğru düşünme sanatı ve bilimi.

MANTIVAR:Anadolu ve Rumeli’de ilkbaharda,daha çok Hıdrellez’de genç kızların ve kadınların baktığı fal. Bir çömleğin içine konmuş manileri çekerek ve yorumlayarak bakılan bir fal.

MANTIVAR:Sarı ve güzel kokulu çiçekleri olan bir kır bitkisi.

MANTİKOS: Çanakkale’ye özgü, içine peynir,ıspanak gibi katıklar konarak hazırlanan bir tür poğaça.

MANTİN:Canfese benzeyen bir tür ipekli kumaş.

MANTİNOTA:Argo’da metres.

MANTOLAMA: Suyun neden olduğu olumsuzlukları gidermek için binalara uygulanan yalıtım.

MANTRA:Hinduizm ve Budizm’de mistik bir etkisi olduğuna inanılan kutsal sözcük ya da hece.

MANU:Hint mitolojisinde ilk insan.

MANUSA: Malatya ve Erzincan yöresinde el tezgahlarında dokunan,yollu ve nakışlı bir pamuklu kumaş.

MANUSMRİTİ :Manavadharmaşastra diye de adlandırılan Hindu yasalarının en önemli metnine verilen ad.

MANÜFAKTÜR: Kapitalizmin ilk sanayi girişimi dönemine özgü imalathanelere verilen ad.

MANYAK:Gülünç,garip,şaşırtıcı davranışları olan kimse.

MANYAS: Marmara Bölgesinde Kuş Cenneti olarak da bilinen göl.

MANYAT : Alamanadan küçük,üç çifte balıkçı kayığı.

MANYENET: Bir çeşit çok ince dantela.

MANYETO:Sürekli bir mıknatısın manyetik alanıyla indüklenen elektrik üreteci. İçinde mıknatıslı demir bulunan elektrik üreteci.

MANYOK: Tropikal bölgelerde yetişen ve yumruları besin olarak kullanılan bir bitki.

MANZANİLLA:İspanya kökenli olup 1984’ten beri yurdumuzda da yetiştirilen bir zeytin ağacı türü.

MANZANİTA: Funda familyasından,üzümsü meyveleri olan bir süs bitkisi.

MANZUME :Şiir,koşuk.

MAO: Perslerin ay tanrısı.

MAORİLER:Yeni Zelanda’nın yerli halkı.

MAPA:Denizcilikte kullanılan ucu halkalı cıvata.Bir makara veya palangayı oynar şekilde takmak için ihtiyaca göre teknenin muhtelif yerlerine yerleştirilen,sağlam bağlanmış,bağlandığı yüzeye dik duran sabit madeni halka.

MAPA:Gemi içini aydınlatmaya yarayan zeytinyağıyla yanan siperli fener.Gemi feneri.

MAPAM: Tibet’te,Hinduların en önemli hac merkezlerinden biri olan göl.

MAPPO: Japon Budacılığında,Buda yasasının yozlaştığı çağa verilen ad.

MAPUTO:Mozambik’in başkenti.

MAR :Eski dilde yılan.

MAR:Eski bir çalgı.

MARA:Güney Amerika’da yaşayan ve Patagonya tavşanı da denilen kemirgen bir hayvan.

MARABA:Başkasına ait toprağı işleyerek üründen pay alan kimse,ortakçı.

MARABU:Çoğunlukla akbabalarla birlikte yaşayan,her türlü leşi yediğinden yararlı bir temizlikçi kuş sayılan,Afrika’da yaşayan leşçil kuş.

MARABUT:Eskiden Kuzey Afrika’daki dervişlere verilen ad.

MARAKAS:Kurutulmuş kabağın içine küçük çakıl taşları doldurarak elde edilen ritim sazı. Latin Amerika ülkelerinde kullanılan vurmalı bir çalgı.

MARAL :Dişi geyik.

MARANGOZ: Ağaç işleriyle uğraşan ve ağaçtan çeşitli eşya yapan usta.

MARANTA: Antillerde ve bütün tropikal bölgelerde yetiştirilen,kökündeki yumrulardan ararot çıkarılan bir kamış çeşidi.

MARASKİNO: Bir tür kiraz likörü.

MARASPOLİ:Karaman’ın Ermenek ilçesinde,Türkiye’nin en uzun mağaralarından biri.

MARAŞANTİYE: Sivas ilinde,MÖ 1500’lü yıllara tarihlenen ve günümüzde Kayalı pınar denilen Hitit kenti.

MARAŞOTU:Yurdumuzda yetişen ve kurutulmuş yaprakları enfiye gibi buruna çekilen yada emilen bir ot.

MARATON :En uzun yol koşusu (42,195 m’lik).

MARAZ:Eski dilde hastalık.İllet,sıkıntı.

MARBAŞ:Osmanlılar döneminde kullanılan,on para değerinde sikke.

MARDA: Iskarta mal.

MARDUK:Babil’in en büyük tanrısı.Mezopotamya dininde Babil’in koruyucu tanrısı.Babil mitolojisinde yerin ve insanın yaratıcısı güneş tanrısı.

MAREKE:Savaş meydanı.

MARENGO: Napolyon’un,günümüzde Londra’daki bir müzede iskeleti sergilenen en sevdiği atı.

MARENOSTRUM:Can Yücel’in,Deniz Gezmiş’i anlattığı ünlü şiiri.

MARENTELLİ: Karadeniz bölgesinde yetişen bir zeytin cinsi.

MARGARİTA: Alkollü bir içecek.

MARİ:Türkmenistan’da bir kent.

MARİANA: Büyük Okyanus’un kuzeybatısında,dünyanın en derin çukuru.

MARİFET:Tasavvufta,kalbin sezgi yoluyla elde ettiği duyu üstü bilgi.

MARİHUANA: Kenevirden elde edilen uyuşturucu bir madde.

MARİMBA: Afrika müziğine özgü ucu topuzlu sopalarla vurularak çalınan bir tür ksilofon.

MARİN: Bir deniz ya da liman manzarasını betimleyen tablo.

MARİNA:Yat limanı.

MARİNAT: Et yemeklerine lezzet katmak veya yumuşamalarını sağlamak için taze ot ve baharatlardan hazırlanan sıvı.

MARİNE:İngiliz ve Amerikan deniz kuvvetlerinde deniz piyadesi.

MARİNE:Salamuraya yatırılmış yiyecekler için kullanılan sözcük.

MARİNERA:Şili,Arjantin ve Peru’ya özgü bir halk dansı.

MARJ: Sınır.

MARJ: Ticari bir işlemde zarar tehlikesine karşı ayrılan pay.

MARJ:Kağıt kenarındaki boşluk.

MARJİNAL: Ekonomi,k analizde en sondaki,sınırdaki şeyleri anlatmakta kullanılan terim.

MARJİNAL: Toplumun dışında yer alan kimseler için kullanılan sözcük.

MARK:Sıkılmış üzümün cibresinden yapılan sert bir Fransız içkisi.

MARKETİNG: Pazarlama.

MARKİ:Kimi Batı devletlerinde soyluluk sanı. Almanca toprak parçası anlamına gelen march sözcüğünden türemiştir.Marki eşine de Markiz adı verilir.

MARKİZ:İki kişilik,alçak,oldukça geniş koltuk.

MARKİZET : Bir çeşit ince, çoğu kez çiçekli pamuklu kumaş.

MARKOPAŞA: Sabahattin Ali tarafından ilk sayısı 25 Kasım 1946’da İstanbul’da çıkarılan, yazarları arasında Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin’in de bulunduğu haftalık mizah gazetesi.

MARKOS: Dört İncil yazarından biri olan Hıristiyan azizi.

MARLEY:Döşeme gereci plastik madde.

MARMARA: Ege bölgesinin ikinci büyük gölü.

MARMARAY: İstanbul’un iki yakasını deniz altından birleştiren tünel.

MARMELAT:Şeker karıştırılarak pişirilmiş meyve ezmesi.

MARMOSET: Güney Amerika’da yaşayan bir maymun cinsi.

MARN:Pekmez toprağı da denilen ve üzüm şırasının tortularını çökeltmekte kullanılan kille karışık kireçli toprak. Çok ince taneli kil minerallerinden ve kalsitin değişik oranlardaki karışımından oluşan tortul kayaç.

MARNEL: Denizcilerinki gibi geniş ve yatık yaka.

MARNEL: Eskiden gemilerdeki usta gemicilere verilen ad.

MAROKEN :Mobilya yapımında kullanılan bir tür yumuşak işlenmiş keçi derisi.

MARON:Kestane rengi.

MARON:Yunan mitolojisinde Dionysos’un oğlu ya da torunu ve İsmaros’da (Trakya) Apollon rahibi.

MARPUÇ:Nargileyi kolayca içmeyi sağlayan ve nargileye takılan hortum biçiminde uzun ve bükülgen boru,nargile ağızlığı.

MARRANO:İspanya tarihinde baskıdan kurtulmak amacıyla Hıristiyanlığı benimsemiş göründüğü halde gizlice Yahudiliğin gereklerini yerine getiren Yahudilere verilen küçültücü ad.

MARS: Roma mitolojisinde savaş tanrısı.

MARSALA:İtalya’da Sicilya Adasında üretilen ünlü şarap.

MARSAMA: Güzel kokulu yaprakları yemeklere konulan nane ve yaban kekiğinin ortak adı.

MARSIK :Yapılırken iyice yakılmadığı için duman ve koku vererek baş ağrısı yapan odun kömürü. Niteliksiz odun kömürü.

MARSIVAN: Eşek.

MARSIVAN: Sınır beyi.

MARŞANDİZ:Yük katarı.

MARTAVAL:Argo’da yalan,uydurma söz,palavra.

MARTİN EDEN:Jack London’ın tanınmış bir romanı.

MARTİN:Tek kurşun atan bir çeşit tüfek.

MARTİNİ:Portakal kabuğu,cin ve vermutla yapılan içki.

MARTİŞOR:Romanya’da baharın gelişini kutlamak için kadınların taşıdığı kırmızı beyaz ipliklerle yapılmış takıya verilen ad.

MARTOLOS: Osmanlı garnizonlarında hizmet eden Hıristiyan askerlere verilen ad. Eskiden Türk garnizonlarında hizmet eden garsonlar.Rumeli’de bulunan askeri teşkilat.

MARUF:Herkesçe bilinen,tanınan.

MARUNİLER:Lübnan ve Suriye’de oturan Katolik Süryani topluluğu.

MARUZ:Sunulan,verilen,arz edilen.

MARYA:Beş yaşından büyük veya damızlık dışı bırakılmış dişi koyun.

MARZİPAN: Almanya ve Avusturya’ya özgü bir tür badem ezmesi.

MAS :Emme,soğurma.

MASA: Küçük boyutlu yüksek bir yaylanın en yüksek düzlüğü.

MASAİLER:Doğu Afrika’da yaşayan göçebe bir halk.

MASAJ: Ovma,gevşetme.

MASALA:Geleneksel Hint mutfağında kullanılan çeşitli baharatların karışımına verilen ad.

MASAR: Osmanlılarda Yeniçerilerin ilk üç aylığına verilen ad.

MASARA:Oltaya yerleştirilen düzenek .

MASARİKA:Bağırsakları tutan karın içi zarı.

MASAT:Bıçak bilemeye yarayan çubuk biçiminde çelik araç.

MASDARİYYE :Osmanlı İmparatorluğu’nda yurt dışından getirildikten sonra dahil olduğu mahalde sarf ve istihlak olunan mal ve eşyadan alınan vergiye verilen ad.

MASERATÖR: Rafinerilerde tohumların,pancar yongalarının ve üzüm cibresinin bastırıldığı kazan.Biracılıkta ve damıtma evlerinde şıranın basınç altında pişirildiği ya da şekerlendirildiği kapalı kazan.

MASERU: Lesotho’nun başkenti.

MASİF:Kaplama yada doldurma olmayan.

MASİKO: Rengi kırmızı ile sarı arasında değişen,doğal kurşun oksit,çömlek cilası.

MASİVA:Dünya ve dünya ile ilgili her şey. Yaratandan başka bütün varlıklar.

MASİYET:İsyan,günah işleme.

MASK :Yüz kalıbı.Bir kimsenin,özellikle de yeni ölmüş bir kimsenin yüzünden çıkarılan ve gerektiğinde çoğaltılan kalıp.

MASKARA: Karnaval maskesi.

MASKARA:Kaş boyası.

MASKARAT: Kuzey Amerika’da yaşayan iri bir sıçan.

MASKARATA:Ayakkabının üst yüzünün ön tarafında dikişle ayrılan burun bölümü.

MASKARON: Bir kemerin kilit taşını ya da bir çeşme ağzını süsleyen baş ya da maske.

MASKAT:Umman’ın başkenti.

MASKE VE RUH: Halide Edip Adıvar’ın bir tiyatro eseri.

MASKOT:Uğurluk.

MASLAHAT: İş,husus,konu ,önemli iş,mesele.

MASLAHATGÜZAR:Bir büyükelçinin temsilci olarak bulunduğu ülke dışına çıkması durumunda veya o ülkeye gelmesinden önce ona vekalet eden diplomat.

MASLAK: Büyük yalak.

MASLAK:Bir kaynağın sağladığı suyu ölçmek ya da dağıtmak için düzenlenmiş tonozlu toplama odası.

MASLAK:Devamlı su akan boru.

MASLUKA:Şanlıurfa yöresine özgü,bulgur ve kıymayla yapılan bir tür köfte.

MASÖR:Erkek masajcı.

MASÖZ:Kadın masajcı.

MASRA:Güreş meydanı,karşılaşma yapılacak yer.

MASTABA:Cami,medrese, han, saray gibi yapılarda kapının yanlarında bulunan taş ya da ahşap seki.

MASTALYA: Tahta leğen.

MASTAR:Sıvacı ve duvarcıların cetvel gibi kullandıkları uzun,ensiz ve düz tahta.

MASTARA :Açı ölçme cetveli,iletki.

MASTAVE: Osmanlı mutfağına özgü bir tür cacık.

MASTI: Sırık,sepet çubuğu.

MASTİF: İri ve güçlü bir bekçi köpeği cinsi. Çoban köpeği.

MASTİKA: Sakız rakısı. Sakızla tatlandırılmış rakı.

MASTOR:Argo’da çok sarhoş.

MASTORİ :Geminin en geniş yeri.

MASUN:Korunan,korunmuş,saklanmış.

MASURA:Çeşme zıvanası.

MASURA:Karton,tahta veya plastikten yapılan,üzerine şerit,iplik vs sarılan koni veya silindir.

MAŞ:Bir cins börülce.

MAŞ:Tahıl,kepek ve kendir tohumu karışımından oluşan at yemi.

MAŞA: Başkasının isteklerine,amaçlarına alet olan kimse.

MAŞALA :Bağ ve bahçelerde sebze ya da meyve dikmek için ayrılmış toprak parçası,evlek.

MAŞALA: Bir dönümün üçte biri genişliğinde toprak parçası.

MAŞATLIK: Müslüman olmayanların,özellikle Yahudilerin mezarlığına verilen ad. Gayrı müslim mezarlığı.

MAŞER (MAHŞER): Kalabalık,yoğun insan topluluğu.

MAŞİYE: Parmak uçlarında yürüyen köpek,sırtlan,ayı gibi etobur hayvanlar.

MAŞİZM:Erkeğin toplumsal bakımdan kadına egemen olduğu ve bu nedenle efendilik ayrıcalıklarını hak ettiği düşüncesine dayanan ideoloji.

MAŞKUL: Trakya yöresine özgü,tavuk eti ve sirkeli sarımsakla yapılan bir yemek.

MAŞLAH: Tek parçalı ve kol yerine yarıkları olan bir kadın üst giysisi.Saf yün,ipek karışımı pamuklu kumaşlardan dikilen ve elbise üzerine giyilen bir çeşit uzun entari.

MAŞRABA (MAŞRAPA): Su tası.Bakır,gümüş,altın,ağaç,emaye ve seramikten yapılan, ağzı açık,kulplu,bardağa benzeyen su ve içki kabı.

MAŞRIK(MEŞRİK):Güneşin doğduğu yer,doğu.

MAT: Parlak olmayan,soluk.

MAT: Sivrisinekleri kovmaya yarayan tablet.

MATA:Halk dilinde mısıra verilen ad.

MATA:Yelkenin ucunda ip geçirmek üzere yapılmış göz.

MATADOR: Boğa güreşçisi.

MATAFORA:Sandalları asmaya yarayan ve gemilerin bordalarında bulunan dikmelere verilen ad.

MATAFYON:Yelkeni serene bağlamak için açılan delik.

MATALİ:Güneşin doğduğu yerler,doğu tarafları.

MATAMATA:Amerika’nın ekvator bölgesindeki tatlı sularda yaşayan bir kaplumbağa.

MATAR:Eski dilde yağmur.

MATARA:Yolculukta veya askerlikte kullanılan,boyuna veya bele asılı olarak taşınan,genellikle aba veya deri kaplı,metal su kabı. Belde taşınan su kabı.

MATATAN:Büyük boyda Hint davulu.

MATBAA: Basımevi.

MATE:Kahve kreması.

MATE:Yaprakları çay gibi haşlanarak içilen bir Güney Amerika bitkisi. Paraguay çayı.

MATEMATİK :Aritmetik,cebir,geometri gibi sayı ve ölçü temeline dayanarak niceliklerin özelliklerini inceleyen bilimlerin ortak adı.

MATERDOLOROSA:Güzel sanatlarda,Hazreti İsa çarmıha gerildiği sırada Meryem’in üzüntüsünü işleyen yapıtlara verilen ad.

MATERYAL:Gereç.

MATİKO: Güney Amerika’da yetişen ve yaprakları peklik verici ve kan dindirici nitelikler taşıyan bir ağaççık.

MATİNE:Herhangi bir eserin tanıtılması,okunması,yorumlanması veya bir sanatçıyı anma amacıyla düzenlenen toplantı.

MATİSSE: Fovizm akımının öncüsü olan ünlü Fransız ressam.

MATİZ :Denizcilikte iki halatı ek yeri kalınlaşmayacak biçimde birbirine ekleme işi.

MATİZ: Karagöz ve ortaoyununda sarhoş ve kabadayı tiplemelerinden biri.

MATKAP:Delgeç.

MATLA:Divan edebiyatında kaside veya gazelin ilk beyiti.

MATLA:Gök cisimlerinin doğması.

MATLUP: Alacak.

MATORRAL:Özellikle İspanya’da görülen cılız ve seyrek küçük ağaçlardan oluşan çalılık.

MATRAK: Dalga geçme,güldürme.

MATRAK:Eski dilde kalın sopa,değnek.

MATRAK:Osmanlı sarayında on dokuzuncu yüzyılda moda olmuş bir dans.

MATRAKA: Taşçılar ve heykelciler tarafından taş oyarken kalem,murç,çarpacak gibi sivri aletlerle vurmada kullanılan bir tür kısa ve ağır demir tokmak.

MATRAKÇINASUH: Matematik ve geometri alanındaki araştırmalarıyla tanınmış 16. Yüzyıl Osmanlı bilgini.

MATRAKOYUNU: Ellerindeki kalın değnek ya da tahta kılıç ve kalkan gibi kullanılan bir yastıkla oyuncuların yaptığı ritmik dövüş.Savaşı simgeleyen seyirlik bir oyun.

MATRİKS:İçinde bir çok biyolojik olayın meydana geldiği,akıcılığı az,cansız bir sıvı ortam.Mitekondrilerin içinde bulunan sıvı.

MATRİS: Gerçek ve karmaşık sayıların dikdörtgen biçiminde tablosu. Hesap ve kumanda işlerini gerçekleştirmeye yarayan elektronik devre. İstatistikte,bir elemanlar topluluğunun düzenlenmiş biçimi.

MATRİS:Baskı yoluyla teksir için kullanılan,girintili çıkıntılı metal veya mukavva kalıp,baskı kalıbı.

MATRİYOŞKA:Rusya’ya özgü,boyanmış tahtadan yapılan ve içine birbirinin eşi ve gittikçe küçülen bir dizi bebek yerleştirilen oyuncak bebek dizisi.

MATRUŞ:Eski dilde tıraş olmuş.

MATTA:İlk İncil’in yazarı sayılan, İsa’nın on iki havarisinden biri.

MATUF: Bir yöne çevrilmiş olan.

MATUH:Bunamış.


Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 14:42