Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa

N - (N-NZ)

e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
N - (N-NZ)
Sayfa 2
Tüm Sayfalar

N: Azot’un simgesi.

NA: Sodyum’un simgesi.

NAADAM:Moğolistan’da yüzyıllardır düzenlenen geleneksel festival.

NAB:Eski dilde azı dişi.

NAB:Eski dilde saf,arı,katıksız berrak,duru anlamında sözcük.

NABAB: On sekizinci yüzyılda Doğu Hindistan’dan kazandığı büyük servetle İngiltere’ye dönen kişilere verilen ad.

NABAB:Hindistan’da Timur hükümdarlarının sarayında vali yada yüksek memur.

NABATİLER:Arabistan’ın kuzey batısında yaşamış eski bir Arap kabilesi.

NABEKAR :Haylaz, serseri,başıboş,işe yaramaz,kötü.

NABİ:Haber veren,haberci.

NABİGA: Eski dilde şanı şöhreti büyük adam.

NABİGA: Soyunda şair yokken,hiçbir eğitim görmeden kendi kendine şair olan kimse. Cahiliye devri Arap şairi.

NABİLER:Fransa’da 19. yüzyılda ortaya çıkan art izlenimci sanatçılar grubu.

NABİNA :Eski dilde doğuştan kör.

NABİT :Topraktan çıkıp büyüyen.

NABOLAND: Çanakkale Boğazında Dumlupınar deniz altısına çarparak, 4 Nisan 1953’de batmasına neden olan İsveç yük gemisi.

NABU:Eski Mezopotamya halklarının (Babil’de) yazı ve bilgelik tanrısı.

NABUCCO: Hazar Denizi’nin petrol ve doğal gazını Bakü-Tiflis-Erzurum boru hattıyla Avrupa’ya ulaştırmayı hedefleyen projenin adı.

NABUNE:Uzayda ekseni etrafında yavaşça dönen, kızgın, gaz ve tozlardan oluşmuş gök varlığı.

NACAK:Kısa saplı odun baltası.

NACIR: Uzun tüylü erkek deveyle boz dişi devenin çiftleşmesinden doğan deve.

NACİ :Cennetlik.

NACİR: Ağaçlarda yaprak saplarının dibindeki filiz.

NAÇAR: Çaresiz,zorda kalmış.

NAÇE :Yumuşak yer.

NAÇİZ: Değersiz,önemsiz.

NADAN:Kaba,görgüsüz.nobran. Bilgisiz,cahil.

NADAS: Tarlanın bir yıl dinlendirilmesi. Tarlayı sürerek dinlenmeye bırakma.

NADİ:Meclis,toplantı.

NADİALİ: Bektaşi ve Alevilerin özel törenlerinde okudukları dua.

NADİM:Pişman.

NAF :Dizi, sıra.

NAFE: Kürk hayvanlarının göbek kısmından alınan parçalarla yapılan kürk.

NAFE:Ceylanın göbeğindeki bir keseden çıkarılan güzel koku.

NAFİ:Yararlı,kazançlı.

NAFİA :Bayındırlık işleri.

NAFİLE: Boşuna.

NAFİZ:Eski dilde sözü geçen, etkili olan,içe işleyen.

NAFTA:Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nın simgesi.

NAFTA:Petrolden damıtılan bir ürün. Bir çeşit mineral yağ.

NAFTALİN:Kumaşları güvelerden korumakta ve tıpta kullanılan özel kokulu katı bir hidrokarbon. Maden kömürü katranının kuru kuruya damıtılmasından elde edilen antiseptik bir hidrokarbon.

NAGA:Afrika’da bir ağaç.

NAGA:Hinduizm ve Budizm mitolojisinde,yarı insan yarı yılan biçiminde tanrısal varlık.

NAGAH :Zamansız,uygun zamanda olmayan.

NAGANA:Orta Afrika’da büyükbaş hayvanlarda görülen uyku hastalığı.

NAGANT:Bir tür toplu tabanca.

NAGAUTA: Geleneksel Japon müziği.

NAGAYKA: Mahmuz takmayan Kazakların kullandıkları deri kamçı.

NAGEHAN:Ansızın,birdenbire,ani olarak.

NAGİÇO: Artvin yöresinde koyun kuyruğu kavurmasına verilen ad.

NAGİNATA: Uzakdoğu kökenli bir dövüş sporu.

NAGOR:Kızıl sarı tüylü ve öne doğru kıvrık boynuzlu bir antilop.

NAGPUR:Hindistan’da bir kent.

NAĞME: Ezgi.

NAH: Kafkaslarda konuşulan bir dil grubu.

NAHHAT: Tahta oymacısı.

NAHIL(NAHL):Gelin ya da sünnet alayının önünde taşınan, üzeri çeşitli süslerle bezeli balmumundan yapılmış ağaç.

NAHIR:Halk dilinde sığır sürüsü.

NAHİ :Eski dilde yasaklayan, engel olan.

NAHİD: Venüs gezegeni.

NAHİDE: Yeniyetme kız.

NAHİF:Zayıf,cılız,çelimsiz.

NAHİFİ: Özellikle Mevlana’nın Mesnevi adlı yapıtının çevirisiyle tanınmış 17. yüzyıl divan şairi.

NAHİT:Mardin ve Şanlıurfa’da binaların yapımında kullanılan yöresel ve değerli bir taş.

NAHİYE: Bucak.

NAHOŞ: Hoş olmayan,çirkin.

NAHT: Taş,ağaç gibi maddeleri oyma.

NAHV (NAHİV) :Eski dilde cümle bilgisi,söz dizimi,sentaks.

NAHVET: Kendini beğenme,böbürlenme,kibir.

NAİ :Şom ağızlı, kara haberci. Birinin ölümünü haber veren.

NAİ:Susamış.

NAİB: Vekil,birinin yerine geçici bir süre ile geçmek.

NAİL: Erişmiş.

NAİLÇAKIRHAN: Toplu şiirlerini içeren “Daha çok onlar yaşamalıydı” adlı kitabının yanı sıra 1983 Ağa Han Mimarlık Ödülünü kazanmasıyla da tanınan,98 yaşında ölen şair ve mimarımız.

NAİM :Yumuşak.

NAİM: Mutluluk ve refah içinde yaşayış. Bollukta yaşayış.

NAİM: Tanrının lütfu,cömertliği.

NAİM:Kuran’da adı geçen sekiz cennetten dördüncüsünün adı.

NAİMA:Onyedinci yüzyılda yaşamış ünlü Osmanlı tarihçisi.

NAİN:İran’da en ince düğümlü halılara verilen ad.

NAİP :Kral vekili. Tahtta hükümdar olmadığı zaman devleti yöneten kimse.

NAİRA:Nijerya’nın para birimi.

NAİROBİ:Kenya’nın başkenti.

NAK :Eski dilde sıcak suda haşlama. Suyu emme,ıslanma anlamında sözcük.

NAK:Toz bulutu.

NAKA :Değerli tespih taşı.(Deniz filinin dişinden yapılan).

NAKA: Dişi deve.

NAKAM: Leyla vü Mecnun adlı mesnevisiyle tanınan,19. Asırda yaşayan,Kafkasya kökenli Türk şair.

NAKAMİ:Mahrumluk.

NAKARAT: Yinelenen dize.Tekrarlanan şarkı sözü.

NAKAVT: Boks maçında 10 saniye içinde kendisine gelemeyen boksörün yenik sayılması.

NAKBA: İsrail’in kuruluş gününe,Filistinlilerin felaket günü anlamında verdikleri ad.

NAKESANE: Eski dilde alçakçasına.

NAKFA:Eritre’nin para birimi.

NAKIL:Güney Anadolu’da yabani olarak yetişen,kırmızı çiçekli kısa boylu otsu bir bitki.

NAKIS: Eksik,noksan.

NAKISA : Eksiklik, kusur.
NAKIŞ:
Genellikle kumaş üzerine renkli iplikler veya sırma ve sim kullanarak elle,makineyle yapılan işleme,el işi.

NAKIŞ: Beste ve semailerin dört yerine iki haneli olanlarına verilen ad.

NAKIŞ:Minyatür.

NAKİ: Temiz,pak.

NAKİB (NAKİP): Bir tekkede şeyhe yardım eden,vekillik yapan en yaşlı derviş ya da dede. Ahilikte esnaf,sanatkar ve tüccarlar arasında seçilen şeyh temsilcisi.

NAKİB: Başkan vekili.

NAKİBÜLEŞRAF: Peygamber soyundan olanların işlerine bakmak üzere aralarından atanan görevli.

NAKKAR :Ağaç,taş ve madenleri oyarak şekil veren usta.

NAKKARE :Mehter müziğinde yer alan ve iki değnekle vurularak çalınan davul,kudüme benzer küçük davul, bir tür kös.

NAKKARHANE:Mehter takımına ve bunun bulunduğu yere tarihte verilen ad.

NAKKAŞ :Bezekçi. Yapıların duvar ve tavanlarına süslemeler yapan usta. Ressam.

NAKŞETMEK :Süslemek,bezemek,nakış yapmak.

NAKŞİBENDİLİK:Şeyh Muhammed Bahaüddin Nakşibend’in kurduğu,gizli ibadete dayanan bir tarikat.

NAKŞİDİLSULTAN:Asıl adı Aimé de Rivery olup tutsak olarak getirildiği İstanbul’da saraya satılmış ve I. Abdülhamit’in haremine girmiş, oğlu II. Mahmut’un tahta çıkışı üzerine valide sultan olmuş ünlü Osmanlı kadını.

NAKUS: Kilise çanı.

NAKZ: Bir sözleşmeyi yok sayma. Bozma,kırma,çözme.

NAL :Şeker kamışı.

NAL: Sabanın ucundaki demir bölüm.

NAL:Kamış düdük.

NALAN:İnleyen,feryat eden.

NALBANT:Hayvanları nallayan kimse.

NALBUR:Çivi,kilit,menteşe gibi yapı işlerinde kullanılan şeyleri satan kimse,hırdavatçı.

NALÇA:Çabuk aşınmalarını önlemek için ayakkabıların ökçesine çakılan küçük demir parçası.

NALÇIN:Nalbantların kullandığı küçük çekiç.

NALDÖKEN :Çakıllı ve bozuk yol.

NALDÖKEN:Bulgaristan’da yaşayan Türkmen kökenli bir halk.

NALE: İnleme,inilti.

NALIN:Hamam gibi zemini ıslak yerlerde giyilen yüksekçe tahta takunya. Şimşir, abanoz,gürgen gibi sert ağaçlardan tek parça oyulmuştur.Tablası yassı,tabanı ve ökçesi yüksektir.Ayak parmaklarını kavrayan meşin bir tasması vardır.

NALPARA: Derinin buruşukluğunu açmak için saraçların deri üstünde sürttükleri ağzı kürek biçiminde araç.

NAMALAR:Namibia’da yaşayan bir halk.

NAMATUNA:Kimi ilkel kabilelerde,kadını gebe bırakmak için atalarının attığına inanılan kutsal taşa verilen ad.

NAMAZGAH:Eskiden kervan yolları üzerinde açıkta namaz kılmak için yapılmış yer.

NAMAZLAĞI:Üstünde namaz kılınan kilim,post gibi şeylerden yapılmış seccade.

NAMDAR:Ünlü.

NAMENÜVİS: Osmanlı padişahlarının yabancı ülke hükümdarlarına göndereceği mektupları yazan görevli ve bu görevlinin unvanı.

NAMIK: Yazıcı,yazar.

NAMİ:Namlı,ünlü.

NAMİB:Afrika’nın güneybatısındaki kurak sahil.

NAMİYE:Eski dilde güç, iktidar elde etme anlamında sözcük.

NAMLI :Samanından ayrılmamış arpa, buğday yığınları.

NAMLU:Kasatura, bıçak gibi kesici silahların uzun ve keskin demir bölümü.

NAMNEZ:Hastanın veya yakınlarının,onun daha önce geçirmiş olduğu hastalık ve sağlık durumları hakkında hekime verdiği bilgilerin tümü.

NAMRUN :Tarsus yakınlarında dinlence yeri olarak kullanılan ünlü yayla. Mersin’in Çamlıyayla ilçesinin eski adı.

NAMURAT:Türk müziğinde 18. yüzyıldan önce kullanılmış bir makam.

NAMUSİYE: Cibinlik.

NAMÜTENAHİ:Sonsuz,ucu bucağı olmayan.

NAMZED: Aday.

NAN :Eski dilde ekmek.

NAN:Hindistan’ın kuzeyinde,yumuşak buğdaydan yapılarak fırında pişirilen kalın kurabiye.

NANAK :Sih dininin kurucusu.

NANAY:Argo’da yok, kalmadı anlamında sözcük.

NANDİ: Hindu mitolojisinde tanrı Şiva’nın bindiği boğanın adı.

NANDİLER :Batı Kenya’da yaşayan bir halk.

NANDU: Güney Amerika’da yaşayan devekuşuna benzer bir kuş.

NANE:Ballıbabagillerden,yaprakları sapsız,çiçekleri beyaz veya menekşe renginde,ıtırlı,çok yıllık ve otsu bir kültür bitkisi.

NANEMOLLA:Sık sık hastalanan,sağlıksız kimse.Vücutça ve ruhça dayanıksız olanlar için kullanılan bir alay sözü.

NANERUHU:Nane yapraklarından elde edilen esans.

NANHAR:Savaşta ölen yeniçerilerin erkek çocuklarına verilen ad.

NANKİN: İlk önce Çin’de dokunarak buradan bütün dünyaya yayılan,dayanıklı,sık dokulu pamuklu bez.

NANNAR:Sümer mitolojisinde ay tanrısı.

NANO:Fizik biliminde 1 metrenin milyarda biri anlamına gelen ölçü birimi.(Yunanca ‘da cüce anlamına geliyor.).

NANOTEKNOLOJİ:Maddenin yapısına atomik düzeyde müdahale ederek yeni maddeler ve ürünler geliştirmeyi amaçlayan bilim dalı.

NANSEN:Kuzey Kutbu’na yaptığı keşif seferleriyle tanınmış Norveçli kaşif.

NANSUK :Bir cins ince, sık dokunmuş patiska.

NAOS: Yunan kiliselerinde dua edenlere ayrılan bölüm.Eski Yunan tapınaklarında tanrı heykelinin bulunduğu iç bölüm.

NAPA:Çanta,eldiven ve giysi yapımında kullanılan yumuşak deri.

NAPALM:Yangın bombalarının doldurulmasında kullanılan bir madde.

NAPİER: Yeni Zelanda da bir liman kenti.

NAPOLİTEN:Napoli balıkçılarının söylediği halk türküleri. On sekizinci yüzyılda Avrupa’ya egemen olan İtalyan opera tarzının adı.

NAPOLYON: At arabası ve faytonda sürücünün oturduğu yer.

NAPOLYON: İri taneli bir kiraz cinsi.

NAR EKŞİSİ: Narın kaynatılması ile elde edilen bir çeşit pekmez.Yemeklere,çorbalara ve salatalara mayhoş bir tat vermesi için katılır.

NAR: Ateş.

NAR: Niğde’nin Çiftlik ilçesinde bir vadinin adı.

NAR:Yaprakları karşılıklı,çiçekleri büyük,koyu kırmızı renkte,küçük bir ağaç.

NARA:Çanakkale Boğazı’nda pek çok deniz kazasının meydana geldiği bir burun.

NARACI: Yangın yerine giden tulumbacılara yol açmak için bağırmakla görevlendirilmiş tulumbacı.

NARALDIM: Açık gri renk.

NARCIL:Hindistan cevizi kozalağı. Büyük Hindistan cevizi.

NARÇİÇEĞİ: Parlak kırmızı renk.

NARDANAŞI: Diyarbakır yöresine özgü,bir tür bulgurlu köfte.

NARDENK : Nar, erik, kızılcık gibi yemişlerden yapılan pekmez.

NARDİN :Maydanozgillerden,çayırlarda yetişen ve hayvanlara yem olarak verilen,başakçıkları tek çiçekli küçük bir bitki.Bir tür sümbül. Rezene .

NARE:Doğu Anadolu bölgesine özgü bir halk oyunu.

NAREKE:Gölge oyununda (karagöz) göstermeliğin kaldırılması sırasında çalınan tiz sesli kamış düdük.

NARENCİYE: Turunç,limon,mandalina,greyfurt ve portakal gibi ürünlerin tümüne verilen ad.Turunçgiller.

NAREV:Polonya’da bir ırmak.

NARGİLE:Tömbeki denilen bir cins tütünün dumanının sudan geçirilerek marpuç denen bir hortumla içilmesini(çekilmesini) sağlayan araç.

NARH: Zorunlu ihtiyaç maddelerine resmi makamlarca konulan fiyat sınırı.Tüketiciyi korumak amacıyla,özellikle temel ihtiyaç maddeleri için resmi makamlarca belirlenen ve her yerde geçerli olan fiyat.

NARIBEYZA:Akkor.

NARİ:Toplam yöntemiyle tek parça bakır kap yapımında kullanılan bir tür bakırcı çekici.

NARİNCE :Tokat’ta yetişen ve kaliteli bir şarap elde edilen beyaz üzüm çeşidi. Yeşilırmak kıyılarında Amasya,Tokat,Turhal dolayında taşlı ve kumlu arazide yetişen beyaz üzüm.

NARİTA: Japonya’da bir kent.

NARKOLEPSİ :Uyku hastalığı.

NARKOMANİ: Uyuşturucu ilaçlara hastalık derecesindeki düşkünlük.

NARKOTİK:Uyuşturucu.

NARKOZ:İlaçla yapay olarak sağlanan ve vücutta bir veya birkaç görevin azalmasına yol açan uyku durumu.

NARLIDERE: İzmir’in bir ilçesi.

NARLIGÖL:Niğde ilinde bir krater gölü ve kaplıca.

NARLIKUYU:Mersin’in Silifke ilçesinde turistik bir mağara.

NARODNİKLER: Rusya’da 19. yüzyılda, kitlelerin köylüler arasında yürütülecek siyasal propaganda çalışmalarıyla harekete geçirilebileceğini savunan sosyalist hareketin üyelerine verilen ad.

NARPIZ: Yaban nanesi.

NARSEİN: Afyondan elde edilen bir alkoloit.

NARSİSİZM:Kişinin kendi bedensel ve ruhsal benliğine karşı duyduğu aşırı hayranlık. İnsanın kendi benliğini sevmesi.

NARSİSLİK: Özseverlik.

NART :Çerkezlerin ulusal destanı.

NAS :Dogma,gözü kapalı inanılan.

NAS :Kesinlikle uyulması gereken Kuran ve Hadis hükümleri.Kuranda bir sure.

NASA: ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin simgesi.

NASAD:Osmanlılar döneminde Tuna ırmağında kullanılan hafif bir savaş gemisi.

NASAİLER: Kenya ve Tanzanya’da yaşayan bir halk.

NASARA: Müslüman egemenliği altındaki Doğu Hıristiyanlarına verilen ad.

NASB: Tayin.

NASBETMEK: Atamak,tayin etmek.

NASERE :Ayarı bozuk (para).

NASFET :İnsaf, haklılık. Hak ve adalete uygunluk.

NASIRA :İsa Peygamberin doğum ve gizli yaşam yeri olduğu sanılan bugünkü İsrail kenti.

NASİHAT: Öğüt.

NASİYE :Eski dilde alın.

NASLAŞ:Kırık pirinç,şeker ve suyla yapılan bir tatlı.

NASR :Eski dilde yardım.

NASRANİ : Müslüman egemenliği altındaki Doğu Hıristiyanlarına verilen ad. Hıristiyan,İsevi.

NASRETTİN HOCA: Eşeğe ters binen,göle yoğurt mayası çalan halk mizahının bilge kişisi.

NASUKİ: Hint mitolojisinde tanrısal yılan.

NAŞ :Argo’ da git defol anlamında sözcük.

NAŞA:Kütahya’nın Simav ilçesinde bir kaplıca.

NAŞİ :Ötürü, dolayı.

NAŞİ: Bir armut cinsi.

NAŞİD: Şiir okuyan,şiir yazan kimse.

NAŞİR: Yayıncı.

NAT :Meşinden yapılan döşek, sofra örtüsü. Hasır ya da meşin sofra.

NAT: Myanmar (Birmanya) halk dininde yaygın olarak tapınılan bir grup ruha verilen ad. Güneydoğu Asya ülkelerinde tapınılan kutsal ruh.

NATAKA:Hint edebiyatında bir çeşit epik drama.

NATAL :Brezilya’da bir kent.

NATAL: Güney Afrika Cumhuriyeti’nin bir eyaleti.

NATIKA :Düşünüp söyleme yeteneği. Güzel konuşma yeteneği.

NATIR : Kadınlar hamamında hizmet eden ve müşterileri yıkayan kadın. Kadın keseleyici.

NATİVİTAS: İsa’nın doğumuna ve Noel yortusuna verilen ad.İsa,Meryem ve Vaftizci Yahya’nın doğum yıldönümüne Hıristiyanlıkta verilen ad.

NATİVİZM:Doğuştan fikirlerin var olduğunu ileri süren görüş. Doğuştancılık.

NATO: Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı.

NATRON:Hidratlı doğal sodyum karbonat.

NATUK: Düzgün,güzel ve kolaylıkla söz söyleyen.

NATURA:Bir kimsenin benliği,kendi manevi varlığı,iç,nefis,derun. İnsanın yaratılış özelliği.

NATÜRALİZM:Doğalcılık. Gerçeğin doğaya uygun biçimde yansıtılmasını amaçlayan sanat akımı.

NATÜRMORT:Konusu çiçek,meyve gibi şeyler yada cansız varlıklar olan resim.

NATÜVAN: Güçsüz,kuvvetsiz,zayıf.

NAUPAKTOS: İnebahtı’nın Yunanca adı.

NAURE:Su dolabı.

NAURU : Polinezya’da, Marshall adalarının güneyinde bulunan bir atol üzerinde kurulmuş olan devlet. Pasifik Okyanusu’nda bir ada devleti.

NAUTİLUS: Jules Verne’in Denizler Altında 20.000 fersah adlı romanında anlatılan hayali denizaltı.

NAUTİLUS:Dünyanın ilk nükleer denizaltısının adı. Biri dünyanın nükleer enerjiyle çalışan ilk teknesi olmak üzere üç denizaltı ile bilimkurgu edebiyatının ünlü bir denizaltısı olan dördüncü bir denizaltının ortak adı.

NAVAHARİ (NAVAJA) : Namlusu ince, sivri ve hafifçe eğik uzun keskin İspanyol bıçağı.

NAVAHOLAR :ABD’de,New Mexico’nun kuzeybatı kesiminde,Arizona’da ve Utah’ın güneydoğu kesiminde yaşayan ve sayıları 100 bin dolayında olan ABD’deki en kalabalık Kızılderili topluluğu.

NAVAJO: Slovenya’da turistik bir göl.

NAVAR :Hava alanlarında bulunan ve çevredeki uçuşları denetlemeye yarayan sistem. Bir hava taşıtının belirli bir noktadan uzaklığını ve yön açısından belirlemeyi ve çevredeki hava taşıtlarına kimi komutları iletmeyi sağlayan radar eşgüdümlü hava trafik denetleme sistemi.

NAVARİN:Osmanlı donanmasının 1827’de yenilgisiyle sonuçlanan deniz savaşı.

NAVARİN:Türklerin egemenliğinde 252 yıl yaşamış,1828 de Fransız egemenliğine geçmiş Venedik şehri.

NAVÇAĞAN:Çiçekleri katmerli ve mor renkte olan bir tatula türü.

NAVE:Ortaçağda açık denizlerde kullanılan yelkenli bir gemi

NAVEL :Bir cins portakal.

NAVİ : Yalnız pruva direği kabasorta,öbür direkleri sübye donanımlı olan,genellikle Akdeniz’de kullanılan üç direkli yelkenli gemi.Orta çağda açık denizlerde kullanılan yelkenli bir gemi.

NAVİSFER:Gök küreyi gösteren alet.

NAVLUN:Deniz taşımacılığında yük ve yolcu için ödenen ücret.

NAY :Eski dilde kamış.

NAY: Bakırcılıkta kullanım amacına göre değişik biçimlerde olan ve buna göre adlar alan bir grup örsün genel adı.

NAYAB: Benzeri olmayan,az bulunur,eşsiz.

NAYAK: Hindistan’da Yicayanagar imparatorluğu döneminde kent valilerine verilen ad.

NAYİ:Ney çalan,neyzen.

NAYİHA:Eskiden ücret karşılığı ölünün arkasından ağlayan kadın.

NAYİLER: Milli Edebiyat döneminde (1911-1923),Rubab dergisi etrafında toplanan şairlerin meydana getirdiği topluluk.

NAYLON: Sahte,düzmece.

NAYLON:Temel maddesi poliamit reçinesi olan,birçok giyim ve ev eşyası yapımına yarayan sert, dayanıklı ve esnek madde.

NAZAL:Genizsi,genzel.

NAZAN: Nazlı.

NAZAR: Göz değmesi.

NAZENİN: Eski dilde ince,narin,zarif kadın.Cilveli,nazlı,şımarık.

NAZENİN: Türk müziğinde 19. asırdan önce kullanılmış bir makam.

NAZENİN:Bir Bektaşi tarikatının adı.

NAZIM :Düzenleyen.

NAZİF: Temiz,zarif.

NAZİFE: Temiz,şık giyinen kadın.

NAZİK: Doğu Anadolu’da bir göl.

NAZİL:İnen,inmiş.

NAZİP:Su çekme.

NAZİRE: Başka bir davranışa,söze karşılık olarak yapılan davranış,söylenen söz.

NAZİRE:Başka bir manzume örnek alınarak aynı ölçü ve aynı uyakla yazılan manzume.

NAZKATUN:Yoğurt, sarımsak, nane ve pekmezle yapılan patlıcan salatası.

NAZLAŞ:Dövülmüş kırık pirincin şekerli suda haşlanmasıyla yapılan bir tatlı.

NAZMİZİYAGÜRAN:Özellikle İstanbul’u konu alan izlenimci çizgideki resimleriyle tanınan ressamımız.

NAZRAN: İnguş Cumhuriyeti’nin başkenti.

NB: Nyobyum elementinin simgesi.

NBA: ABD Profesyonel Basketbol Ligi.

ND:Neodim elementinin simgesi.

NDEBELELER:Güney Afrika ve Zimbabve’de yaşayan bir halk.

NE:Neon simgesi.

NEANDERTAL:Son buzul çağı başlangıcında Avrupa ve Ortadoğu’da yaşayan ve bugünkü insanın uzun bir evrim sonucu ortaya çıktığını kanıtlayan ilk insan fosiline verilen ad. (Homosapiens’ten önce yaşamış insan türü).

NEAPOLİS: Bursa’nın Yenişehir ilçesinin antik adı.

NEBAHAT:Şan,şeref,asalet.

NEBATİLER: Arabistan yarımadasının kuzeybatısında yaşamış eski bir Arap kabilesi.

NEBBAŞ: Gömülen ölülerin mezarlarını açarak kefenlerini çalan kimse.

NEBERD:Savaş,mücadele.

NEBEVİ: Hazreti Muhammed’le ilgili olan.

NEBİ :Kitap getirmemiş peygamber.

NEBİL: Güzel huylu,zeki.

NEBİLER:İzmir’in Dikili ilçesinde bir kaplıca.

NEBİZ: Kuru üzüm,arpa ya da hurmadan yapılan şıra.

NEBULA :Roma mimarlığında,dalgaları andıran sürekli bezeme.

NEBULA: Bulutsu. Uzayda bir toz ve gaz bulutu.

NEBZE:Bir parça,çok az,zerre kadar.

NECABET: Soyluluk.

NECASET: Pislik,dışkı,murdarlık.

NECAŞİ:Habeşistan hükümdarlarına Hazreti Muhammed tarafından verilen san.

NECAT: Tehlikeli bir durumdan kurtulma.

NECDET: Yiğitlik,kahramanlık.

NECEFE :Cami,türbe gibi yerlerde tavana asılan büyük kandil.

NECEFTAŞI:Parlak ve saydam bir çeşit kuvars billuru.Irak’ta Necef’te çıkarıldığı için bu adı almıştır.Süslemede,özellikle mühür ve tespihlerde kullanılır.

NECİL: Soylu,asil.

NECİP:Soylu,soyu temiz.

NECİPCELAL:Fenerbahçe marşının da bestecisi olan Antel soyadlı tango bestecisi.

NECİS: Pis,kirli.

NECM: Yıldız.

NECMİRIZAAYÇA:Güncel yaşamla ilgili çelişkileri ince bir mizah duygusuyla yansıttığı yapıtlarıyla tanınan,1941-2001 yılları arasında yaşayan karikatür sanatçımız.

NEDA:Hediye verme,cömert davranma.

NEDAMET:Pişmanlık.

NEDBE :Yara izi.Bir yara iyileştikten sonra yerinde kalan iz.

NEDEM: Kıyamet günü.

NEDİM:Eskiden büyük makamdaki kişileri hoş sözlerle, fıkra ve öykülerle eğlendiren kimse.

NEDİM:Yakın dost,arkadaş.

NEDİME:Kadın arkadaş;zengin bir kadının yardımcısı olan,onun ,işlerini yapan kadın.

NEDİMGÜNSÜR: Özgün bir figüratif anlatımın egemen olduğu toplumsal içerikli yapıtlarıyla tanınan,1924-1994 yılları arasında yaşayan ressamımız.

NEDRET:Azlık,seyreklik.

NEEM:Hindistan kökenli, hep yeşil yapraklı ağaç.Tropikal bölgelerde yetişen ve tohumlarından sabunculukta kullanılan yağ elde edilen bir ağaç.

NEF: Altından ve gümüşten yapılan gemiye benzer ayaklı kutsal kap.

NEF: Bazilika ve kiliselerde ana kapıdan koroya değin uzanan birbirlerinden sütun dizileriyle ayrılmış uzunlamasına mekanlardan her biri.

NEF: Kral sofralarında kullanılan ve yiyeceklerin zehirli olup olmadığını anlamaya yarayan kap.

NEF:Çıkar,fayda.

NEF:Mezopotamya’da kullanılan eski bir hacim ölçüsü.

NEF:Mimarlıkta sahın anlamında kullanılan sözcük.

NEF:Ortaçağda Okyanusta kullanılmış yelkenli büyük gemi.

NEFEL: Bir yarışma ya da rekabet sonucunda kazanılan ödül.

NEFERİYE:Küçük salkımlı bir üzüm cinsi.

NEFES:Bektaşi ve Alevi şairlerinin tarikat konularını dile getirdikleri şiir türü.

NEFHA:Esinti,rüzgarın bir kere esmesi.

NEFİ :Divan edebiyatının en büyük hiciv şairi.

NEFİR :Geyik,öküz,koç boynuzlarından yapılan ve üflendiği zaman ses çıkaran boru. Daha çok mehter müziğinde kullanılan,madeni üflemeli bir çalgı.

NEFİSE(NEFİS): Pek hoş,çok hoşa giden,çok beğenilen,istek uyandıran.

NEFİY: Eski dilde sürme,sürgüne gönderme.

NEFRİN:Beddua,ilenç.

NEFRİT:Böbrek iltihabı.

NEFROLOJİ:Böbrekleri ve hastalıklarını inceleyen hekimlik dalı.

NEFSANİYET:Düşmanlık duygusu,kin besleme.

NEFT:Çoğunlukla boyacılıkta kullanılan,petrol türevlerinden bir çeşit mineral yağ.

NEFTİ:Siyaha yakın koyu yeşil.

NEFZ:Hastalık anında gelen titreme.

NEGATİF: Aranılan sonucu ya da veriyi içermeyen,olumsuz.

NEGRİTOLAR: Malezya takımadalarında yaşayan ve küçük beden yapılarıyla ayırt edilen halklara verilen ad.

NEHAR: Eski dilde gündüz.

NEHARİ:Gündüzlü.

NEHARTÜBLEK: Yalın çizgileri ve hoşgörüye dayanan mizah anlayışıyla tanınan, 1924-1995 yılları arasında yaşamış bir karikatüristimiz.

NEHİY:Bir işin yapılmasını yasak etme.

NEHRİ: Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde tarihi bir köprü.

NEHRU: Bağımsız Hindistan’ın ilk başbakanı olan siyaset ve devlet adamı.

NEJAT:Yaradılış,tabiat.

NEJATDEVRİM:Soyut dışa vurumcu yapıtlarıyla tanınan,1923-1995 yılları arasında yaşayan ressamımız.

NEJİME:Japon çiçek düzenlemesinde, küçük çiçek demetlerinden özellikle de kır çiçeklerinden yapılan güzel ve gösterişli aranjmana verilen ad.

NEK:On iki hayvanlı eski Türk takviminde timsah yılına verilen ad.

NEKAHET: Hastalık sonrası iyileşme dönemi.

NEKAL:Eski dilde şiddetli ceza,ibret.

NEKES : Cimri,pinti,hasis.

NEKİR:İslam inancına göre ölüleri mezarında sorguya çeken iki melekten biri (Diğeri Münkir).

NEKRE:Hoşa giden fıkra; nükte. Eskiden dilbilgisinde düz tümleç. Güldürücü öyküler, fıkralar anlatıp hoş ve şaşırtıcı sözler söyleyerek halkı eğlendiren kimse. Nükteci.

NEKROFİLİ :Ölmüş kimselerle cinsel ilişki kurma biçiminde kendini gösteren cinsel sapıklık.

NEKROPOL : Arkeolojide antik kentlerin mezarlarına verilen ad.Kentin dışında yer alan mezarlık alanı.

NEKROZ:Doku ölümü.

NEKTAR: Yunan mitolojisinde,içenleri ölümsüzlüğe kavuşturan tanrı içkisi.

NEKTAR:Bazı çiçeklerin içinde bulunan,arıların bal yapmak için emdikleri tatlı sıvı,balözü.

NEKTARİN: Derimsi kabuklu,tüysüz meyveleriyle ayırt edilen bir şeftali çeşidi,tüysüz şeftali. Şeftali ağacına erik aşılanarak elde edilen şeftali tadında tüysüz meyve.

NELİK :Bir varlığın doğası.

NEMA:Büyüme, gelişme,bir şeyin getirisi.

NEMÇE:Osmanlıların Avusturya’ya verdikleri ad.

NEMEK :Eski dilde tuz.

NEMESİS :Yunan mitolojisinde intikam tanrıçası.

NEMF:Böceklerin kurtçuk durumundan yetişkin duruma geçerken arada aldıkları özel biçim.

NEMFOMANİ:Kadında cinsel isteğin aşırı derecede artması.

NEMİME :Dedikodu etme.

NEML: Kuran’da bir sure.

NEMMAL :Dedikoducu.

NEMRUT: Acımasız,yüzü gülmez.

NEMRUT: Adıyaman ilinde,üzerinde Kommagene krallığı dönemine ait dev anıtlar bulunan ve ulusal park kapsamına alınan dağ.

NEMRUT: Doğu Anadoluda bulunan bir dağ ve bu dağda bulunan Türkiyenin en büyük krater gölü.

NEMSE (NEMÇE) :Osmanlılar döneminde Avusturya’ya verilen ad.

NEN :Nesne, şey.

NENE: Büyük anne,nine.

NENE: Hawaii kazı da denilen bir kuş.

NENEHATUN:Doksan üç harbinde Erzurum’da Ruslara karşı kahramanlığıyla tanınmış Türk kadını. Osmanlı-Rus savaşında Aziziye tabyalarındaki yararlılıklarıyla ün kazanmış Türk kadın kahraman.(1877-1978)

NENETSLER:Rusya’nın kuzeyinde yaşayan ve samoyedler de denilen etnik bir topluluk.

NENG:Eski dilde şöhret, ün.

NENGO: Çin tarihindeki çağları örnek alan ve 645 de başlayan Japon çağlarının genel adı.

NEODİM: Gümüşsü beyaz renkte bir element.

NEOFOBİ: Yeniliklerden ve yeni şeylerden aşırı derecede korkma.

NEOJEN:Jeolojide Pliyosen ve Miyosen devirlerini kapsayan sistem.

NEOLİTİK: Cilalı taş devrine verilen bir başka ad. Taş devrinin son çağı ile ilgili.

NEOLOJİ :Bir dilde yeni sözcükler kullanma.

NEOLOJİZM:Türetme,bileşim,aktarma yada başka yollardan dile yeni sokulan sözcük. Bir dilde var olan sözcüklere benzetilerek yapılmış yeni sözcük.

NEOMİSİN: Deri,göz ve kulak burun boğaz enfeksiyonlarında kullanılan bir antibiyotik.

NEON:Sıvı duruma getirilmiş havadan elde edilerek ışık araçlarında kullanılan, havada pek az olarak bulunan,asal gazlar sınıfından bir element.

NEOPLAZMA :Tıpta yeniden oluşan doku. Ur.

NEOPOLİS: Kuşadası’nın antik dönemlerdeki adı.

NEOTAMA: Şekerden yedi bin kat daha tatlandırıcı olan,beyaz kristal görünümlü bir madde.

NEOTENİN: Gençlik hormonu.

NEOTOMA: Kuzey Amerika’da yaşayan iri bir kemirgen hayvan,bir fare türü.

NEP:Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin ilk yıllarında uygulanan Yeni Ekonomi Politikasını simgeleyen harfler. Lenin’in yeni ekonomi politikası.

NEPOTİZM:Devlet yönetiminde akrabalara ve özellikle yeğenlere yapılan iltimas.

NEPÜRŞEN: Artvin yöresine özgü,asma yaprağı ve etle yapılan bir yemek.

NER :Eski dilde er, erkek.

NERA: İtalya’da bir ırmak.


Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 14:43