Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa

Ö - (ÖBEK-ÖZYÖNETİM)

e-Posta Yazdır PDF

ÖBEK: Küme, grup.

ÖCCE: Hatay yöresine özgü,çırpılmış yumurta ve ince doğranmış soğan,sarımsak ve maydanozla yapılan bir tür mücver.

ÖCEŞ:İddia,bahis,lades.

ÖCÜ: Küçük çocukları korkutmak için uydurulmuş yaratık.

ÖD :Safra.Karaciğerin salgıladığı acı su.

ÖD:Sıcak ülkelerde yetişen,dini törenlerde yakılan ve yanarken güzel koku verdiği için tütsü olarak kullanılan,odunu ve kabuğu hoş kokulu bir ağaç.

ÖDEM:Bazı hastalıklarda yüzde,ellerde,ayaklarda görülen iltihapsız yangısız şiş.

ÖDENCE: Zarar karşılığı ödenen para;tazminat.

ÖDLEK: Korkak.

ÖGE:Eleman,unsur.

ÖĞE: Bir tümceyi oluşturan birimlerden her biri. Birleşik bir şeyi oluşturan yalınç şeylerden her biri.

ÖĞRENİM: Gerekli bilgi,beceri ve alışkanlıkların elde edilmesi amacıyla yapılan çalışma.

ÖĞRETİ:Bilimde bir düzenli görüşü oluşturan,ilke ve dogmaların bütünü,meslek,doktrin.

ÖĞRETİM: Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi.

ÖĞÜR :Yaşıt, akran.

ÖJENİZM:İnsan soyunun genetik yardımıyla geliştirilmesini amaçlayan bilim dalı.İnsan dölünü iyileştirme ve ırkları arıtma bilimi.

ÖKÇE:Ayakkabı altının topuğa rastlayan yüksek bölümü.

ÖKE: Dahi.

ÖKSE:Aynı adı taşıyan otun saplarından veya çobanpüskülü kabuklarından çıkarılan yapışkan macun. Aynı isimli macunla bulanarak kuş tutmakta kullanılan değnek. Kuş tuzağı.

ÖKSEME:Halk dilinde özleme,göreceği gelme,isteme.

ÖKTEM: Yürekli,güçlü,iradeli.

ÖKÜZ: Burulmuş erkek sığır.

ÖKÜZ:Bön, görgüsüz ve yeteneksiz kimse.

ÖKÜZGÖZÜ:Elazığ yöresinde yetiştirilen ve kaliteli bir kırmızı şarap veren üzüm cinsi.

ÖKÜZİNİ:Antalya ilinde arkeolojik bir mağara.

ÖKÜZKAKAN: Afrika’da yaşayan,sığırcığa benzer bir kuş.

ÖL (HÖL) :Toprağın nemi.

ÖLÇEK :Tahıl ölçmeye yarar kap.

ÖLÇER: Ateşi karıştırmaya yarayan demir kol.

ÖLÇÜT:Bir yargıya varmak veya değer vermek için başvurulan ilke,kriter.

ÖLET :Öldürücü hastalık salgını.

ÖLÜK:Canlılığı kalmamış,halsiz.

ÖMEÇ: Tereyağlı taze mısır ekmeği ezmesi.

ÖMERLİ :Afyon ilinde bir kaplıca.

ÖNALIM: Şufa.

ÖNDÜL: Samsun yöresinde büyükbaş hayvanların güçlerinin yarıştırıldığı ve hayvanseverlerin karşı çıktığı geleneksel şenlik.

ÖNEL:Ek süre,mehil. Vade.

ÖNERGE: Resmi bir toplantıda başkanlığa sunulan,bir sorun üzerinde öneriler içeren yazılı kağıt.

ÖNEZE: Duvarın yıkılmasını önlemek için konulan destek.

ÖNEZE:Avcının av beklemek için taş yığınlarından yaptığı pusu.

ÖNGÖRÜ: Bir işin nasıl bir yol izleyeceğini önceden anlayabilme.

ÖNİKLER:Hindistan’da hadım edilerek kadın kılığında dolaşan ve Hijralar da denilen erkeklere verilen ad.

ÖNODA: Gözde saydam tabaka ile iris arasında kalan boşluk.

ÖNOLOJİ:Şarapları inceleyen bilim dalı.

ÖNYARGI: Bir kimse veya bir şey hakkında önceden edinilmiş olumlu veya olumsuz yargı,peşin hüküm.

ÖR :Çit, perde.

ÖRCİN:İp merdiven.

ÖRDEK:Badi.

ÖRDEKBAŞI:Yeşille lacivert arası renk.

ÖRE :Danimarka, İsveç ve Norveç’in küçük para birimi.

ÖREK: Duvarcı ve dülgerlerin yaptığı her tür yapı. Halk dilinde duvar.

ÖREK:Başıboş gezen hayvan sürüsü.

ÖREKE: Doğumlarda kullanılan kısa ebe iskemlesi.

ÖREKE: Eğrilmekte olan yün,keten gibi şeylerin tutturulduğu,bir ucu çatal değnek.

ÖREKE: İstanbul Boğazı ağzında yer alan adaların adı.

ÖREKEÇ: Sac üzerinde pişirilen ekmeği çevirmeye yarayan tahta araç.

ÖREN: Muğla’nın Milas ilçesine bağlı turistik bir belde.

ÖREN:Eski yapı yada kent kalıntısı.

ÖRENCİK:Uşak’ın Eşme ilçesi yakınlarında bir kaplıca.

ÖRF:Yasalarla belirlenmemiş olan, halkın kendiliğinden uyduğu gelenek.

ÖRFİİDARE: Sıkıyönetim.

ÖRGE :Motif.

ÖRGÜ:Diyarbakır’a özgü bir peynir cinsi.

ÖRGÜT: Teşkilat,birlik.

ÖRK :Hayvanları çayıra bağlamaya yarayan kalın ip. Hayvan bağlanan ip veya zincir.

ÖRMECİ: Abant gölü yakınında bir yayla.

ÖRMESÜTUN:İstanbul’un Sultanahmet meydanındaki Bizans sütunu.

ÖRNEKLEM:Bir araştırmada bütünü anlamak için bütünden seçilen,araştırma tekniklerinin uygulanacağı grup.

ÖRS: Üzerine çivi çakılacak ayakkabı geçirilen kunduracı aracı.

ÖRS:Üzerinde maden dövülen,çelik yüzeyli,demir araç. (Demirci,kuyumcu, kunduracı,tenekeci ayrı örsler kullanırlar).

ÖRSELEMEK: Eskitmek,yıpratmak,hırpalamak,zedelemek.

ÖRTENEK:Hayvanların vücudunu örten deri,kıl,tüy,pul gibi dokuların bütünü.

ÖRÜ: Yama olarak yapılan örgü.

ÖRÜ:Halk dilinde otlak.

ÖRÜ:Tarlalarda sele karşı taştan yapılmış set.

ÖRÜK: Saç örgüsü.

ÖSTAKİ:Burun boşluğu ile orta kulağı birleştiren boru biçimindeki yola verilen ad.

ÖSTROJEN: Omurgalılarda,dişi üreme organlarının işlev görmesinden birinci derecede sorumlu olan hormonların ortak adı.

ÖŞKVANK:Erzurum’un Uzundere ilçesinde, ünlü bir Gürcü kilisesi.

ÖŞÜR:Eskiden,toprak ürünlerinden onda bir oranında alınan vergi.

ÖTANAZİ :Yaşamından umut kesilen,öleceği kesinlikle bilinen bir hastanın acısını bir an önce dindirmek amacıyla ve hastanın isteği üzerine doktorlar tarafından öldürülmesi.

ÖTELEME: Bir nesnenin bir yerden belirli bir doğrultuda ve yönde kayma hareketi.

ÖTLEĞİ: Bir tür kartal.

ÖTRE:Arap abecesinde yuvarlak ünlülerin (o-ö-u-ü) okunacağını gösteren işaret.

ÖTÜRÜK: Yerel dilde ishal,sürgün.

ÖVEÇ:İki veya üç yaşındaki erkek koyun,koç.

ÖVELEME: Ekmek kırıntılarıyla yapılan çorba.

ÖVELEMEÇ: Antalya -Mersin yöresine özgü,ufalanmış ekmek ve peynirle yapılan bir tür çorba.

ÖYKÜNMEK: Birine benzemeye çalışmak.

ÖZ:Sulak yer. Dere,çay.

ÖZDEK:Öz varlıkla, gerçekle ilgili.

ÖZDEMİR ASAF:Yalnızlık Paylaşılmaz diyen ünlü şairimiz.

ÖZE :Has, mahsus.Bir türde ya da bireyde bulunan,aynı cinsten başka hiçbir türde ya da bireyde rastlanılmayan.

ÖZEK :Bir şeyin, bir yerin merkezi.

ÖZEKDOKU:Bitkilerde çok çeşitli işlevleri üstlenmiş,ince çeperli canlı hücrelerden oluşan temel doku.

ÖZELGE: Bir konudaki görüşü ve yapılması gereken uygulamayı bildiren yazı.

ÖZELİK:Herhangi bir durumu gösterebilme yeteneği.Hassa.

ÖZELLİK: Bir şeyi,bir kimseyi başka bir kimseden,başka bir şeyden ayıran özel nitelik.Hususiyet.

ÖZEMEK :Yoğurt, pekmez gibi koyu şeyleri suyla inceltmek, sulandırmak. Birkaç şeyi birbirine karıştırıp iyice çırparak yoğunlaşmasını sağlamak.

ÖZENÇ:İmrenme.

ÖZERKABAŞ :Daha çok denizi ve denizle mücadele eden balıkçıları işlediği yapıtlarıyla tanınmış ,1936-1998 yılları arasında yaşamış ressamımız.

ÖZGE:Başka.

ÖZGECİL: Bencil sözcüğünün karşıtı.

ÖZGÜ NAMAL: Kurtlar Vadisi,Koyu Kırmızı,Merhamet dizilerinde;Mutluluk ve Beynelmilel filmlerinde izlediğimiz ünlü bir kadın oyuncu.

ÖZGÜVEN: Artvin’in Yusufeli ilçesinde Ciro da denilen bir şelale.

ÖZİ:Osmanlı devletinin Karadeniz’in kuzeyinde ,Rumeli’deki eyaletlerinden biri.

ÖZKONAK:Nevşehir’in Avanos ilçesine bağlı,yer altı kentiyle tanınmış bir belde.

ÖZÜMLEMEK: İnsanların edindikleri bilgileri kendi öz malı durumuna getirmesi.

ÖZÜT:Bir doku örneğinin parçalanmış hali. Bitkisel ya da hayvansal maddelerin etkili özü.Hülasa,ekstre.

ÖZYÖNETİM:Öğretim kuruluşlarında,öğrencilerin yönetmeliklere ve okul kurallarına göre söz ve karar sahibi olmaları ilkesine dayanan yönetim.

Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 14:46