Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

A-1 (AABAM - ANAL) - Sayfa 2

e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
A-1 (AABAM - ANAL)
Sayfa 2
Sayfa 3
Tüm Sayfalar

AFERİST:Çıkarına göre hareket eden,vurguncu,dalavereci ., spekülatör kimse.

AFET: Doğal felaket.

AFGANİ:Afganistan’ın para birimi.

AFİ :Argo’ da gösteriş, çalım.

AFİF :İffetli,namuslu.

AFİFE:Namuslu,iffetli kadın.

AFİFEJALE: Tiyatro sahnesine ilk çıkan Müslüman Türk kadını.

AFİS :Gümüşbalığının küçüğü.

AFİŞE: Açığa çıkmış,duyulmuş.

AFİTAL :Bitkisiz.

AFİTAP (AFTAB).: Eski dilde güneş.

AFİYET: Hasta olmama durumu.Sağlık,esenlik.

AFONİ:Ses tellerinden ses çıkmaması durumu Ses yitimi.

AFORİZMA:Kısa ve özlü söz,vecize.Bir düşünceyi,bir ilkeyi kısa,özlü,çarpıcı ve kesin bir biçimde anlatan ve genellikle kimin söylediği bilinen özlü söz,özdeyiş.

AFOROZ :Hıristiyanlıkta kilise tarafından verilen cemaatten kovma dinden çıkarma cezası.

AFRA(AFRATAFRA):Çalım.

AFRİKANER:Güney Afrika Cumhuriyetinde doğmuş veya uzun süredir orada yaşayan ve Afrikaans dili konuşan beyaz ırktan kişiler.

AFRO:Kısaltılmadan kıvırcıklık verilmiş saçların baş çevresinde geniş bir yığın oluşturduğu saç biçimi.

AFRODİT: Yunan mitolojisinde aşk tanrıçası.

AFRODİZYAK: Tıp literatüründe cinsel gücü arttıran ilaç anlamına gelen kelime. Çikolata,mesir macunu veya kapsaikin (kırmızı biberin içindeki etken madde) gibi cinsel arzuyu uyandırmak ve artırmak için kullanılan gıda maddeleri.

AFSUN: Büyü,sihir,efsun.

AFŞİN: Anadolu’nun Türkleştirilmesinde büyük emeği olan,11. Yüzyılda yaşayan Selçuklu komutanı.

AFT : Ağzın içinde oluşan pamukçuk. Ağız mukozasında oluşan yüzeysel yara.

AFTABE:Güneş biçiminde yapılmış olan mücevher.

AFTOS: Argo’da sevgili,nikahsız karı,metres,kapatma.

AFUR: Ahırlardaki hayvan yemliği.

AG:Gümüş’ün simgesi.

AGA:Mert, kalender ve babacan kimse.

AGADİR: Fas’ta bir liman.Ayrıca,Fas dağlarında tahkim edilmiş ortak tahıl ambarlarına verilen ad.

AGAH :Bilgili, haberli, uyanık.

AGAMA : Kayakeleri” de denilen bir cins kertenkele.

AGAMEMNON: Mondros mütarekesinin 30 Ekim 1918 de imzalandığı İngiliz zırhlısı.

AGAMEMNON:Efsanevi Argos kralı.

AGAMEMNON:İzmir’deki Balçova kaplıcasının antik çağdaki adı.

AGAMİ:Borazan kuşu da denilen ve Güney Amerika’da yaşayan bataklık kuşu. AGAMİREK(AKAMİREK):On altıncı yüzyılda yaşayan ve yetkin bir renk ustası olarak tanınan İranlı minyatürcü.

AGANE :ABD’ye bağımlı devletlerden Guam’ın başkenti.

AGANİGİ: Argo’da aşk ilişkisi,sevişme anlamında kullanılan sözcük.

AGANTA:Denizcilikte,hareket halindeki bir halatın yada zincirin bir süre tutularak bırakılmaması için verilen komut.

AGAR :Şerefli kimse.

AGARAGAR:Jeloz’da denilen ve Eskimoların besin olarak kullandıkları yosun türü.Kırmızı alglerden elde edilen ve bakteri kültürlerine besi ortamı hazırlamak için kullanılan jelatinimsi madde.

AGARVALA: Hindistan’ın kuzey ve batısında tüccar,banker,toprak ve dükkan sahiplerini içine alan önemli bir kast.

AGAVE: Dipten süren,sivri ve etli yaprakları bazen üç metreye varan,sarı sabır görünümünde bir bitki. Anayurdu Amerika olan mızraksı ve etli yapraklı bir bitki.

AGEL:Arap erkek giyiminde,kefiyenin kaymaması için başa geçirilen ayarlı çember.Yün çember bağ.

AGGER:Roma yığma toprak inşaatı.

AGİK:Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansının kısa yazılışı.

AGİRA: Kızartmalık bir patates cinsi.

AGİTATO (ACİTATO):Bir parçanın canlı ve coşkulu çalınacağını anlatan müzik terimi.

AGLÜTİNASYON:Kümeleşim.

AGLÜTİNİN:Kendisine hastalığa karşı aşı yapılmış ya da hastalık geçirmiş canlının kanında bulunan ve o hastalığın mikroplarını birbirine yapıştırıp küme haline sokma özelliği olan madde.Serumda meydana gelen antikor.

AGNİ: Hint tanrısı.

AGNİ:Ateş anlamına gelen Sanskritçe sözcük.

AGNOSİ:Tanınan,bilinen varlıkları görme,işitme gibi duyu organları yoluyla ayırt edememe durumu,tanısızlık.Eşyaları tanıyamama.

AGNOSTİSİZM:İnsanın kendi deneyimleriyle elde ettiği olguların ötesinde hiçbir şeyi bilemeyeceğini öne süren öğreti,bilinemezcilik.

AGNOTOLOJİ: Bilgisizliğin kültürel üretimi.

AGONİ:Tıp dilinde can çekişmeye verilen ad.

AGONİLER: Nijerya’da yaşayan bir halk.

AGONUM:Su kıyılarında veya taşların altında yaşayan kınkanatlı böcek.

AGOPARAD: Göz alıcı renklerin egemen olduğu yapıtlarıyla tanınan ve 1913-1990 yılları arasında yaşayan ressamımız.

AGORA:Eski Yunan kentlerinde pazar yeri,antik kent meydanı.Yönetim,politika ve ticaret işlerini konuşmak için halkın toplandığı alan.Ticari,resmi,adli ve dini fonksiyonları olan etrafı portiko (tapınak girişi) ve dükkanlarla çevrili açık toplantı yeri.

AGORAFOBİ:Açık alanlardan ve kalabalık yerlerden aşırı derecede korkma. Özellikle yalnız başına dışarı çıkmak korkusu olarak nitelenen ruhsal çöküntü ve güçsüzlük yaratıcı,nispeten çok rastlanan bir bozukluk.

AGRA:Taç Mahal’in bulunduğu kent.

AGRAF:Kopça, kanca.

AGRAFİ:Yazma yitimi.Ellerde ve parmaklarda hiçbir sakatlık olmamasına rağmen ruhsal nedenlerle yazma yetisini yitirme.

AGRANDİSMAN:Büyültme.

AGRAP:Yurdumuzda yetişen ve palaz’da denilen bir fındık cinsi.

AGRARİZM: Tarımı ve kırsal kesimi kendilerine özgü ve birbirine bağlı iktisadi ve toplumsal bütünler olarak gören ve açıklayan ideoloji.

AGRAZ:İspanya ve Cezayir’e özgü badem,koruk,su ve şekerle yapılan serinletici içecek.

AGREGA:Benzer olmayan maddelerden oluşmuş bütün.

AGREGA:Betonun hammaddelerinden olan kum ve çakıl gibi doğal yapı malzemeleri.

AGREJE:Yabancı ülkelerde,doçent olmak için sınav vermiş kimse,doçent. Kimi ülkelerde profesör olmak için sınav veren kimse.

AGREMAN:Bir elçinin bir ülkeye atanmadan önce o ülkeden istenilen uygun görme yazısı.

AGRESİF:Saldırgan.

AGRİON: İnce ve silindirimsi gövdeli,parlak renkli küçük kız böceği

AGRONOMİ:Tarım bilim.

AGŞİYE:Eski dilde örtüler,zarlar anlamında sözcük.

AGUAFOBİ: Bireyin sudan korkması.

AGUŞ:Eski dilde kucak.

AGUTİ: Güney Amerika’nın nemli ormanlarında büyük sürüler halinde yaşayan kemirici bir hayvan.

AĞ: Network sözcüğünün Türkçesi.

AĞ:Pantolonun apış arasına gelen yeri.

AĞA:Kırkpınar güreşlerini düzenlemeyi üstlenen kişi.

AĞA:Kırsal kesimde büyük toprakları olan ve sözü geçer kimse.

AĞABANİ (AĞBANİ): Sarımtırak ipekle dokunan,üzeri ibrişim kıvrım dallarla süslenen kumaş çeşidi..

AĞAÇ ÇİLEĞİ : Ahududu.

AĞAÇERİLER:Tahtacılar da denilen konar göçer Türkmen topluluğu.

AĞAÇKAKAN:Serçegillerden bir kuş. Ağaç üzerinde yaşayan böcekçil bir kuş.

AĞALMATA:Eski Türklerde bazı heykellere verilen ad.

AĞAN :Akanyıldız.

AĞAR: Alnında beyaz beneği bulunan at.

AĞARAN: Rize ilinde bir şelale.

AĞARTI:Süt,yoğurt,peynir,ayran gibi yiyecekler ve içecekler.

AĞARTI:Uzaktan ancak seçilebilen,belli belirsiz bir aklık.

AĞDALI:Anlaşılması güç ifade.

AĞIAĞACI:Zakkum

AĞIL:Küçükbaş hayvan barınağı.Koyun ve keçi sürülerinin gecelediği yer.

AĞIM:Ayağın üstündeki tümsek yer.

AĞINMAK: Hayvanın yerde yuvarlanması.

AĞIRAYAK:Doğurması yakın olan hamile.

AĞIRSAK:Teker biçiminde ortası delik yassı nesne.

AĞIZ (AVUZ) :Yeni doğurmuş memelilerin koyu,yapışkan ilk sütü.

AĞLA:Hayvanların girmemesi için,tarla yada bahçe kenarına çalı çırpı ile yapılan çit.

AĞLAMSIK:Vara yoğa ağlayan,sulu gözlü.

AĞLASUN:Burdur’un bir ilçesi.

AĞLI: Kastamonu’nun bir ilçesi.

AĞMAK: Sarkmak.

AĞMAN:Eksiklik,kusur,ayıp.

AĞNAM: Koyun.

AĞNAM:Eskiden koyun ve keçi başına alınan sayım vergisine verilen ad.

AĞRIPAR:Osmanlı donanmasında kullanılan büyük bir tekne.

AĞU (AVU) : Yerel dilde zehir;çabuk yayılan kalın yapraklı orman gülü.

AĞYAR:Başkaları.

AHAB:Herman Melville’in “Moby Dick” romanındaki kaptanın adı.

AHADİS:Hadisler.

AHADİYET: Allah’ın birliği ve bölünmezliği.

AHALİ:İnsanların oluşturduğu topluluk,halk.(Kelimenin tekili,ehl.)

AHAR: Başkası.

AHAR:Eskiden hattatların kağıt cilalamak için kullandıkları nişasta ve yumurta akından yapılan özel bir karışım. Kağıt cilası. Hattat cilası.

AHASVERUS:Çarmıha giden İsa’ya kötü davrandığı için sonsuza dek yürümeye mahkum edilen efsanevi kişi.

AHD: Söz verme.

AHDİATİK:İncil’den önceki kutsal kitaplar.

AHDİCEDİT:İncil ve ekleri.İsa’dan sonraki kutsal kitaplar.

AHEN:Eski dilde demir.

AHESTE: Ağır,yavaş.

AHESTEBESTE: Yavaş yavaş,ağır ağır anlamında bir deyim.

AHFAT :Torunlar,soy.

AHFEŞ: Nurullah Ataç’ın,dil yanlışlarını işlediği yazılarında kullandığı takma ad.

AHGÜL: Arpa ve buğdayın başak kılçığı.

AHILGAN: Kovan içindeki delik ve çatlak yerleri kapatmak,petekleri sabitlemek için arıların kullandığı reçineli ve zamklı madde.

AHIR: Afyonkarahisar ilindeki bir dağın adı

AHIR:Büyükbaş hayvan barınağı.

AHIRKAPI: İstanbul’un en büyük deniz fenerinin bulunduğu semt.

AHİ: Fütüvvet şeyhi.

AHİ:Cömert,dost,arkadaş.

AHİLİK: Kökü eski Türk töresinde olan ve Anadolu’da 13. asırda yüksek bir gelişim gösteren esnaf, zanaatçı, çiftçilerden oluşan kurum. Anadolu Selçukluları döneminde Anadolu’da ortaya çıkan esnaf örgütü.

AHİMSA: Hint dinlerinin hiçbir canlı varlığa zarar vermemeye dayanan temel ahlak ilkesini belirten sözcük.Zora başvurmadan bir kötülüğe karşı koyma eylemi.

AHİREN: Son zamanlarda , son günlerde.

AHİT:Müridin tarikata girerken Şeyhe verdiği söz./Ant.

AHİZ :Alma yada kabul etme.

AHİZE: Almaç.

AHKAM:Hüküm kelimesinin çoğulu.Hükümler.Emirler.

AHKAR:Eski dilde hor görülen,aşağılanmış olan.

AHLAK :Başka insanların davranışlarını olumlu yada olumsuz biçimde yargılamakta kullanılan ölçütler bütünü.

AHLAT:Yaban armudu.

AHLATLIBEL:Ankara’nın 14 km güney batısında,barındırdığı arkeolojik değerlerin yanı sıra Cumhuriyet tarihinin ilk Türk kazısı olması bakımından da büyük önemi olan yöre.

AHMAK: Aptal,salak.

AHMED:Övgüye değer,hamd ve sena olunmuş.

AHMEDİ : İskendername,Cemşid ü Hurşid adlı mesnevileri ve Divan’ ı ile tanınmış XIV. Yüzyıl divan şairi.

AHMEDİ: Sultan 3. Ahmet devrinde,Bursa ve Üsküdar’da dokunan çatma türünde ipekli kumaş.

AHMEDİYE:Gümüşhane’nin Kelkit ilçesi ile Erzincan sınırında,içinde yüzen adası da olan bir göl.

AHMEDİYE:On sekizinci yüzyılda Hindistan’da ortaya çıkan ve Kadıyanilik de denilen dinsel hareket.

AHMER :Kızıl, kırmızı.

AHMETBİNBELLA:Fransa’ya karşı yürütülen Cezayir Kurtuluş Savaşı’nın en önemli önderi, Cezayir Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı ve seçimle gelen ilk cumhurbaşkanı olmuş, ülke ekonomisine sosyalist yön vermiş, 1965’de Bumedyen önderliğindeki bir askeri darba sonucunda devrilmiş ünlü Cezayirli devlet adamı.

AHNIT:Sakat,kötürüm,hasta. Akılsız,aptal.

AHO:Trabzon’un Sürmene ilçesine özgü, ekşi ve biberimsi bir tadı olan peynir cinsi.

AHRAR:Eski dilde özgürlük yanlısı olanlar.

AHRARİYE:Nakşibendi tarikatına bağlı bir kol.

AHRAZ:Sağır ve dilsiz.

AHREB: Aruz ölçüsünde rubai türünde kullanılan 12 kalıbın ortak adı.

AHRETLİK:Besleme kız.

AHSEN:Çok güzel,en güzel.

AHŞA :İnsanın yada hayvanın göğsü ve karnı içindeki organlar.

AHTER:Yıldız,talih.

AHTİCEDİT :İsa’dan sonraki kutsal kitaplar. İncil ve ekleri.

AHU:Güzel,ince,zarif kadın.Ceylan.

AHUDUDU:Gülgillerden bir bitki ve bu bitkinin duta benzeyen kokulu yemişi. Ağaççileği, frambuaz gibi adlar da verilen,böğürtlene benzer bir meyve.

AHUN:Yarık,delik.

AHUND:Şiilerde hoca,imam.

AHURAMAZDA:Zerdüşt dininde en yüce tanrı ,iyilik tanrısı.

AHVAL:Haller,olaylar,durum.

AHZÜKABZ:Kendine mal etme.

Aİ: Eski Filistin’de bir kent.

Aİ:Uluslar arası af örgütü.

AİD: Ortaçağ Avrupa’sına egemen sınıf içinde toplanan bir ödenti.

AİDA : Verdi’nin ünlü bir operası.

AİDAT: Ödenti.

AİDİ: Fas kökenli bir köpek ırkı.

AİKİDO:Bükme ve fırlatma tekniklerini kullanması ve saldırganın gücünü ve hamlelerini ona karşı kullanmayı amaçlaması bakımından Jiujitsu ve Judo dövüş tekniklerine benzeyen kendini savunma sistemi.Kelime anlamı ruhsal uyum yolu.

AİL :Ailesine bakan./Yoksul.

AİL: Eski dilde dengesi bozuk terazi.

AİM : Fransa’da bir ırmak.

AİN:Fransa’da bir idari bölge.

AİNOS:Edirne’nin Enez ilçesinin antik adı.

AİZANOİ:Kütahya’nın Çavdarhisar ilçesindeki ünlü antik kent.

AJ:Eski dilde dinlenme,istirahat.

AJAN:Gizli görevli.

AJANS:Haber toplama ve yayma işiyle uğraşan kuruluş.

AJİTASYON:Bir topluluğu siyasal alanda etkilemek ve coşturmak amacıyla yapılan yoğun çalışma. Kışkırtma,tahrik. Ruhsal gerginliğin dışa vurması.

AJİTE: Çok sert ve tutarsız hareketlerde bulunan akıl hastası.

AJİTE:Yerinde duramayan kimse,huzursuz.Yönlendirme.

AJUR :Ahşap,mermer yada taş levhaları kafes biçiminde oyarak bezeme.

AJUR: Delikli örgü,gözenek.

AJUR:Mendil,örtü,yatak çarşafı gibi şeylerin kenarına ,kumaş üzerine yapılan bir tür süsleme.

AJURNE: Satranç oynayan iki kişinin oyunu ertelemesi.

AJUSKO:Meksika’da bir yanardağ.

AJUSTE: Bedeni saran elbise. Pens ve büzgülerle bedene oturtulmuş elbise.

AK:Halk dilinde ayrana verilen ad.

AKA : Cömert,dost.

AKA:Büyük kardeş, ağabey.

AKAB: Arka,bir şeyin hemen arkası.

AKABE:Hastalığın yada bir durumun en zor ve korkulu anı.

AKABE:Sarp geçit.

AKAÇ :Bir yerde biriken sıvıları dışarıya akıtmakta kullanılan oluk veya boru. Dren. Kanal,ark,su yolu.

AKAÇLAMA: Bir toprakta biriken suların çeşitli yollarla boşaltılması.

AKADEMİ: Yüksek okul.

AKADEMİ:Üyeleri edebiyat,güzel sanatlar,bilim ve bunun gibi dallardan birinde etkinlik gösteren kültür kuruluşu. Bilginler,yazarlar,sanatçılar kurulu.

AKADEMİCİ:Kurallara bağlı resim ve heykel çalışması yapan kişi veya sanatçı.

AKADEMİZM:Edebiyat,müzik ve plastik sanatlarda kendiliğinden ve özgün yaratıcılığın tersine,geleneksel estetik kavramlara ve kurallara sıkı sıkıya bağlı kalma eğilimi. Resim ve heykel çalışmasında kurallara bağlılık.

AKAĞA :Saraylarda hizmet gören hadım ağalarının bir bölümüne verilen ad.

AKAĞAÇ:Gürgengillerin,kerestesinden yararlanılan beyaz kabuklu bir türü. Bir ağaç türü.

AKAİT:Bir dinin öğrenilmesi gereken inançlarının ve tapınma kurallarının tümü veya bunları toplayan kitap.

AKAJU: Açık ve koyu damarlı kızıl kestane rengi.

AKAJU:Maun da denilen bir ağaç.

AKAK : Akarsu yatağı., mecra.

AKAL: Değerce en düşük olan.

AKALA :Pamuk çeşidi.

AKALAN: Samsun ilinde arkeolojik bir buluntu yeri.

AKALAR:Zehirli bir örümcek cinsi.

AKALAZYA:Bir kasın,gerektiği anda yeterince gevşeyememesi.

AKALEM:Osmanlı imparatorluğunun yedi saltanat sancağından biri.

AKALİDAL:Hindistan’ın Sih dinine mensup olanların siyasal partisi.

AKALİSSOS: Antalya’nın Kumluca ilçesinde antik bir kent.

AKAM: Kırmızı boya ağacı.

AKAMAS:Truva savaşında rol oynamış kahramanın adı.

AKAMAT: Verimsiz,taşlı ve dikenli tarla.

AKAMPSİS:Yeşil abanozun öteki adı.

AKANA: Altay panteonunda deniz tanrıçası.Eski Türklerde deniz tanrıçası.

AKANAK:Halk dilinde dere yatağı.Irmak veya dere suyunun hızlı aktığı yer.

AKANTHOS (AKANT): Korent düzeni sütun başlıklarında ve Bizans oymalarında kullanılan motif. Mimarlık ve bezeme sanatlarında,sivri uçlu yapraklara sahip tipik bir Akdeniz bitkisi olan kengerden esinlenerek yapılan,stilize bir bezeme motifi.

AKAPKAP:Kafkas müziğine özgü,ele vurularak çalınan,çıngırak benzeri bir çalgı.

AKAR (AKARET) :Kira geliri getiren mülk.

AKAR: Kene ve uyuzböceği gibi,organik maddelere dadanan,çok küçük,örümceğimsi böceklerin ortak adı.

AKARAK: Çin’de yaşayan Uygur Türklerinin bir içkisi.

AKARAMBER:Asya ve Amerika’da yetişen,odunu ceviz ağacınınkine benzeyen,güzel kokulu özsuyu olan büyük bir ağaç.

AKARAY:Halk dilinde Mart ayına verilen ad.

AKARCA:Halk dilinde kemik veremi. Fistül.Akıntılı hastalık.

AKARCA:Küçük akarsu.

AKARFOBİ:Kurtçuk korkusu.

AKARLAR: Bir örümceğimsiler takımı.

AKAROFOBİ:Uyuz olmaktan duyulan korku.

AKARP:Meyve vermeyen bitki.

AKARSU: Çay,dere,ırmak gibi suların genel adı.

AKARSU: Genellikle sırma ya da gümüş çizgili bir kadın kumaşı.

AKARSU:Tek sıra elmastan ya da inciden gerdanlık.

AKAS: Pis kokulu olma.

AKASBEST:Amyant.

AKASMA :Bahçelerde süs çiçeği olarak yetiştirilen sarılıcı bir bitki.Bir tür asma,Meryem ana asması.

AKASYA: Salkımsöğüt. Baklagillerden,sıcak iklimlerde bir çok çeşitleri yetişen ve zamk,boya gibi maddelerinden yararlanılan bir ağaç.Salkım ağacı.

AKAŞ: Halk dilinde sütlaca verilen ad.

AKAŞİ: Japonya’da bir kent.

AKAT:Aşık ve bilye oyunlarında kullanılan, içi oyulup kurşun akıtılarak ağırlaştırılmış boyalı kemik. Kemik bilye.

AKATAFAZİ:Psikolojide sözsel anlatım bozukluğu.

AKATİZİ : Felç,inme. Oturur durumda kalamama,yerinde duramama hali..

AKAY:Eskiden İstanbul’da Galata Köprüsü ile Adalar arasında deniz taşımacılığını üstlenen işletme.

AKBABA: Yusuf Ziya Ortaç tarafından İstanbul’da yayımlanan,Türkiye’nin en uzun ömürlü mizah dergisi.

AKBALIK:Halk dilinde kefal.

AKBAŞ: Deniz kazı da denilen bir kuş.

AKBAŞ:Orta Anadolu’ya özgü çoban köpeği.

AKÇA (AKÇE):Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşundan 1820 yılına kadar kesilmesi (darpı ve basımı) sürdürülen gümüş sikke türü ve para birimi.

AKÇA: Hüsnüyusuf da denilen yerli bir armut cinsi.

AKÇADAĞ: Yurdumuzda kurulmuş 21 köy enstitüsünden biri.(Malatya).

AKÇAKALE:Gümüşhane’nin on km uzağında,sarkıt ve dikitleriyle tanınmış bir mağara.

AKÇAKATIK: Edirne iline özgü,süte peynir eklenerek yapılan bir tatlı.

AKÇAKATIK: Yağlı ve süzülmüş yoğurttan yapılan ve kışa saklanan bir tür peynir.

AKÇAKESME: Akdeniz Bölgesinde yetişen ve her mevsim yeşil yaprakları olan bir süs ağacı.

AKÇALI:Parayla ilgili,paraya bağlı,mali.

AKÇAYEL:Güneydoğudan esen yel.

AKDAĞ: Afyonkarahisar’ın Sandıklı ilçesinde 2000 yılında tabiat parkı kapsamına alınan dağ.

AKDAMAR:Van Gölündeki iki küçük adanı n adı.

AKDARI:Boza yapımında kullanılan darı türü. Buğdaygillerden bir bitki.

AKDİKEN:Hünnapgillerden,hekimlikte ve boyacılıkta kullanılan bir bitki cinsi,güvemeriği.

AKDOĞAN: Muş ilinde bir göl.

AKDUT: Beyaz renkli dut.

AKEFALİ :Bebeğin başsız olarak doğmasına tıpta verilen ad.

AKEKİN: Beyaz,iri taneli ve kırmızı başaklı bir buğday cinsi.

AKEMİ:İki elemanlı mermer yapıştırıcısı.

AKEN:İçinde tek tohum bulunan ve olgunlaştığında kendiliğinden açılmayan kuru meyve. Kapçık meyve.

AKERDEON :Kumaşlarda makine ile yapılmış kırma.

AKERE :Öküz yemliği

AKGEMRE:Isparta yöresinde yetişen ve iyi bir sofra şarabı veren üzüm cinsi.

AKGÖL: Ayancık ilçesinin güneyinde denizden 1200 metre yükseklikte ve üç dönümlük bir alanı kaplayan göl.

AKGÖL: Sakarya’nın Ferizli ilçesinde bir göl.

AKGÖL:Konya’nın Ereğli ilçesinde,150 dolayında kuş türünü barındıran ve tabiatı koruma alanı kapsamına alınan göl.

AKGÜNLÜK: Tütsü olarak yakılan bir tür sakız ağacı.

AKHAN: Denizli’nin kuzeydoğusunda,Selçuklular döneminden kalma ünlü kervansaray.

AKHENATON: Tek tanrılı firavun.

AKHİLLEUS:Deniz tanrıçası Thetis ile Zeus soyundan Pele-us’un oğlu;Phtia ülkesinin kralı.

AKHUNLAR:Eftalitler de denilen ve 5. yüzyılda güçlü bir devlet kuran eski Türk ulusu.

AKHYLS:Mitolojide karanlıklar tanrıçası.

AKI :Seyelan.

AKI: Eli açık, cömert, yiğit.

AKI: Işık kaynağının 1 saniyede çevresine yaydığı ışık enerjisi.

AKIM: Debi,akmak işi.

AKIN:Kazak ve Kırgızlarda saz şairlerine ,destan şairlerine verilen ad.

AKINDIRIK.: Reçine.Çam sakızı.

AKINKAYASI : Bir balık türü.

AKITMA:Birkaç dizi altın zincirden oluşan enli gerdanlık yada bilezik. Halk dilinde enli bilezik.

AKITMA:Kimi hayvanların özellikle atların alınlarında bulunan ve burunlarına doğru uzanan beyaz leke.

AKITMA:Un,süt,yağ,yumurta,şeker yada pekmezle yoğrularak cıvık bir duruma getirilen hamurun kızgın sac üzerinde pişirilmesiyle yapılan bir çeşit tatlı.

AKİ: Kabuğundaki zehirden ötürü bazen öldürücü de olabilen ve pişirilerek yenen tropikal bir meyve.

AKİBET: Son,sonuç,bitim.

AKİDE: Bir şeye inanarak bağlanış.İnanç haline getirilmiş ilke.

AKİF: İbadet eden.

AKİFER:Yer altı suyunu taşıyan geçirimli katman.

AKİK: Yüzük taşı, mühür gibi şeyleri yapmakta kullanılan yarı saydam, parlak ve değerli bir taş.Çok sert,renkli damarları bulunan,kalseduan kuars türünden değerli taş. Yeşil,kırmızı,turuncu,gök mavisi,beyaz renklerde çeşitleri vardır.Çok eskiden beri süs eşyası olarak kullanılmıştır.

AKİKA :Müslümanların bir çocuğun doğumundan yedi gün sonra Allah’a şükretmek amacıyla kestikleri kurban.

AKİKAZE: İkinci Dünya Savaşı yıllarının ünlü bir Japon destroyeri.

AKİLE :Eskiden kansere verilen ad. Eski dilde,yenirce denilen yaraya verilen ad.

AKİLE: Yiyen,yiyici kimseler.

AKİNAKES: Med,Pers ve İskit ordularında kullanılmış bir tür kısa kılıç ya da uzun hançer.

AKİNDA:Aydın ilinde antik bir kent.

AKİNEZİ:Parkinson hastalığının başlıca belirtisi olan,otomatik hareket yeteneğinin kaybolması.

AKİR: Kısır erkek.

AKİS :Yansıma,yankı,inikas.

AKİSE: Eski dilde ayna.

AKİTA :Japonya’da bir ırmak.

AKİTA:Japon kökenli bir köpek türü.

AKİTANYA:Fransa’nın güneybatısında planlama bölgesi.

AKİTU:Eski Mezopotamya halklarının en önemli bayramı.

AKİVADES :İzmir ve Ayvalık yöresinde çokça bulunan, kumun 5-6 cm altında yaşayan lezzetli bir midye türü.

AKKADLAR: Tarihin ilk imparatorluğunu kuran eski Mezopotamya halkı.

AKKAM: Osmanlı ordusunda yüksek rütbeli subayların çadırlarını kurup kaldıran görevli.

AKKANAT: Kuyruğu ve yelesi beyaz olan at.

AKKARINCA:Düz kanatlılardan,bitkilere çok zarar veren bir böcek cinsi,termit.

AKKASE: Kağıdın yazı yazılacak orta bölümüyle çevresini ayrı renklerde boyamaya ve bu tür tezhipli yazma kitaplara verilen ad.

AKKEFAL:Sazan balığı familyasından bir tatlı su balığı.

AKKENT: Denizli’nin Çal ilçesine bağlı bir belde.

AKKIZOTU: Şevketibostan da denilen ve yaprakları sebze olarak kullanılan otsu bir bitki.

AKKÖPÜK: Altay Türklerinin bir destanı.

AKKÖY:Kayseri’nin Yeşilhisar ilçesinde Hisarcık deresi üzerine kurulu baraj.

AKKULAK: Beyaz mantar.

AKKULUT: Yeşil renkli,iri taneli bir çeşit üzüm.

AKKUM: İzmir Seferihisar’da ve Sinop’ta bir plaj adı.

AKKUŞ: Atmaca.

AKKUŞ: Halk dilinde martıya verilen ad.

AKKUYRUK:Tadını artırmak için çay harmanına katılan beyaz bir çay türü.

AKLAM: Osmanlılarda resmi dairelerde yazı işleriyle uğraşılan bölüm.

AKLAMA: Temize çıkarma.

AKLAN:Bir dağ sırasının yamaçlarından her biri.

AKLAN:Sularını bir denize ya da göle gönderen bölge.

AKLEVREK: Bir balık türü.

AKLISELİM :Sağduyu.

AKLİYE: Akıl hastalıklarıyla ilgili hekimlik kolu.

AKLUOFOBİ: Karanlıktan aşırı derecede korkma.

AKMA: Reçine.Çam sakızı.

AKMA:Kars yöresine ait bir halk oyunu.

AKMAN :Temiz, iffetli.

AKMANTAR: Keçi mantarı.

AKMAZ: Durgun su,gölet.

AKMEİZM: Rusya’da 9. yüzyıl başlarında simgeciliğe tepki olarak ortaya çıkan edebiyat akımı.

AKMER: Soluk mavi ya da gri renk.

AKMOLA:Kazakistan’ın başkenti Astana’nın eski adı.

AKNE:Yüz,omuzlar,sırt ve göğüsteki yağ bezleriyle ilgili kronik bir deri hastalığı. Sivilce.

AKO:Afrika’da yetişen ve odunu marangozlukta kullanılan bir ağaç.

AKOMPANYE: Müzikte eşlik etme anlamında kullanılan terim.

AKONİN: Bağanotundan elde edilen bir alkaloit.

AKONİTİN:Boğanotundan çıkarılarak hekimlikte kullanılan zehirli bir madde.

AKONT:Ödenmesi gereken bir paranın,alacağa sayılarak bir bölümünün ödenmesi.

AKOR :Müzikte armoni kurallarına göre üst üste bindirilmiş sesler.Üç yada daha çok sesin bir arada tınlaması.

AKORİ:Gözbebeğinin doğuştan yokluğu.

AKORT:Bir çalgıyı doğru ses vermesi için ayarlama.

AKOS (AKOZ): Saban,pulluk ya da traktörün toprakta açtığı iz.

AKOVA :Sakarya ovasının diğer adı.

AKOVA: Gemide çapanın ucunun suya değecek kadar indirilmesi.

AKOZ: Saban,pulluk ya da traktörün toprakta açtığı iz.

AKOZ:Argo’da konuş,anlat,söyle anlamında sözcük.

AKOZLAMAK:Argo’da gizlice söylemek,haber vermek anlamında sözcük.

AKPARMAK:Dökülgen de denilen ve beyaz şarap yapımında kullanılan üzüm cinsi.

AKPAS:Lahana,turp,şalgam,karnabahar gibi bitkilerin kök dışındaki bütün bölgelerine yerleşebilen,özellikle semizotugillerde karşılaşılan yosunumsu mantar.

AKPINAR: Yurdumuzda kurulmuş 21 köy enstitüsünden biri.(Samsun).

AKR :İngiltere ve ABD’de kullanılan arazi ölçüsü birimi. Eskiden Fransa’da kullanılan 52 ar değerinde olan yer ölçüsü.

AKRA: Hatay ilinde bir dağ.

AKRABADİM: Basit ve bileşik ilaçların tanımlandığı kitap.

AKRAMA:Hindistan’da bir din büyüğünün çevresinde toplananların birlikte oturup eğitildikleri yer.

AKREDİTE: Güvenilir olma durumu.

AKREDİTİF: Kredi mektubu.

AKREP:Sıcak ve nemli yerlerde yaşayan kıvrık ve kalkık kuyruğunda zehirli bir iğnesi olan böcek.

AKRİLİK :Özellikle resim yapımında kullanılan ,yağlı ve suluboya karışımını andıran sentetik bir boya çesidi. Suda ezilmiş pigmentlerin lateks içinde dağılımı sonucunda elde edilen emülsiyon boya.

AKROBASİ: Cambazlık,cambazın işi.

AKROBAT:Cambaz.

AKROENAS: Afyonkarahisar’ın eski adlarından biri.

AKROFOBİ:Yüksek yerlerde ya da yükselen araçların (asansör, uçak) gibi durumlarda oluşan korku. Yükseklik korkusu.

AKROLİT:Antik Yunan’da gövdesi tahtadan,baş el ve ayakları mermerden yapılmış heykellere verilen genel ad.

AKROMATİK: Fizikte beyaz ışığı çözümlemeden geçiren,renksemez.

AKROMATİN :Hücre çekirdeği içindeki ince iplikçiklerden yapılmış,kromatin ile boyanmış olan kromozomları oluşturan bölüm.

AKROMATİZM:Her tür sanat yapıtında renk kullanılmaksızın malzemenin doğal renk ve dokusuyla bırakılması anlayışı.

AKROMATOPSİ:Renk körlüğü.

AKROMEGALİ:Büyüme hormonunun aşırı salgılanmasına bağlı olarak ellerde, ayaklarda ve başta aşırı büyüme gibi değişikliklerle belirgin hastalık.

AKRONİM:Sözcük gibi okunan kısaltma.Bazı kelimelerin baş harflerinden oluşturulan ve telaffuz edilebilen yeni bir kelime.(Aselsan,Tübitak,Nato gibi).

AKROPOL: Yüksek tepe üzerine kurulan kale.Yukarı şehir,iç kale.

AKROPOLİS: Eski Yunan kentlerinde önemli yapıların ve tapınakların bulunduğu iç kale. Antik Yunan kentlerinin en yüksek kesiminde yer alan özel bölge.

AKROSTİŞ:Her dizenin ilk harfi yukarıdan aşağıya doğru okununca ortaya bir söz çıkacak biçimde düzenlenmiş manzume. Tevşih.

AKS :Dingil.

AKSA:Çok uzak anlamında eski bir sözcük.

AKSAK: Türk müziğinde oldukça kıvrak bir usul.

AKSAKAL:Köy yada mahalle ihtiyar heyetindeki kişi.

AKSALUR: Nevşehir’in Ürgüp ilçesine bağlı bir belde.

AKSAN: Bir ülkenin,bir bölgenin insanlarına özgü söyleyiş özelliği.Şive.Vurgu.

AKSARKAN:Bir çeşit beyaz buğday.

AKSATA : Alışveriş.

AKSE : Hastalık nöbeti, kriz.

AKSEDİR:Yalancı servinin eş anlamlısı.

AKSELEROGRAF:İvme yazar.

AKSELEROMETRE:İvme ölçer.

AKSEPTANS :Yabancı ülkelerde okuyacak öğrenciler için gönderilen kabul belgesi.

AKSESUAR:Bir şeyi tamamlayan parça veya parçalar.

AKSİYOM :Temel önerme.

AKSİYON: Eylem,etkime.

AKSİYON: Ortaklıkta pay senedi.

AKSON:Bir siniri oluşturan uzun liflerin her biri.

AKSU: Katarakt hastalığına verilen bir başka ad.

AKSU:Yurdumuzda kurulmuş 21 köy enstitüsünden biri.(Antalya).

AKSUNA :Vurgun yiyen bir dalgıcın iyileşmesi için tekrar indirilmesi gereken aynı suyun derinliğine verilen ad.

AKSÜLAMEL:Tepki,reaksiyon.

AKSÜLÜMEN:Cıva ile klorun bileşimi olan çok zehirli beyaz bir toz..

AKSÜYEK:Eski Türklerde soylular sınıfı.

AKŞAMSEFASI (GECESEFASI) :Gece açan küçük kokulu çiçekleri olan bir bitki.

AKŞIN:Kıllarında ve gözlerinde,kimi zaman da derisinde doğuştan boya maddesi bulunmadığı için her yanı beyaz olan insan yada hayvan.

AKTA:Eski dilde beylik arazilere verilen ad.

AKTAR:Anadolu’da iğne,iplik,baharat,zarf,kağıt,tütün vs satan kimse veya dükkan. Baharat satıcısı. Baharat,ev ilaçları,gereçleri satan kimse yada dükkan.

AKTARIM: Transfer.

AKTI: Götürü bir iş için ödenen ücret.El emeği.

AKTİF: Etkin,faal.

AKTİNİT:Aktinyum,Toryum,Amerikyum,Protaktinyum,Tulyum,Plütonyum,Küriyum ve Berkelyum radyoaktif elementlerinin ortak adı.

AKTİNOLOJİ:Güneş ışınlarının hem insan hem de bütün canlılar üzerinde etkisini inceleyen bilim dalı.

AKTİNON : Aktinyumun kendiliğinden parçalanmasıyla elde edilen ve kütle numarası 219 olan radon izotopu.

AKTİVİTE: Etkinlik,canlılık.

AKTOPRAK:Toprak evleri sıvamak için kireç yerine kullanılan bir tür toprak.

AKTÖRE:İyi ahlak.

AKTÜALİTE:Güncellik.

AKTÜEL :Güncel.

AKTÜER: Bir sigorta sözleşmesinin sigorta şirketi için doğurabileceği zararı ya da riski hesaplayarak uygun sigorta primini saptayan kişi.

AKUALAND :Su bahçesi.

AKUBA:Küçük kiraz büyüklüğünde ve kırmızı renkte üzümsü meyveler veren,bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen,hep yeşil yapraklı bir tür çalı.

AKUÇİ: Güney Amerika’da yaşayan kemirici bir hayvan.

AKUET:İtalya ve Güney Fransa’ya özgü kokulu bir likör.

AKULALİ:Yazılı dili veya konuşma dilini kavrayamamakla ilişkili anlamsız konuşma durumu.

AKUMBE: Madagaskar’da yaşayan bir cins maymun.

AKUPUNKTUR: Vücudun bazı bölgelerine iğne batırılarak yapılan Çin asıllı tedavi yöntemi.

AKUR:Azgın,kızgın hayvan. Kuduz.

AKUR:Köstebek.

AKURİ: Dalıcı bir ördek cinsi.

AKURİ:Hint mutfağına özgü bir tür omlet.

AKUSTİK: Kapalı bir yerde seslerin dağılım biçimi. Sesin titreşim sıklığı,süresi ve duyulma gücü bakımından taşıdığı nitelik.Sesin üretimini, denetimini, aktarımını, kaydedilmesini ve etkilerini konu alan bilim dalı.Yankı bilimi.

AKUŞİ: Güney Amerika ormanlarında yaşayan kemirgen bir hayvan.

AKUT:Şiddetli belirtilerle başlayıp kısa sürede ağırlaşan hastalıklar için kullanılan sözcük.Kronik.

AKUZATİF:Gramerde yükleme durumu.

AKVA:Osmanlı devlet ileri gelenlerinin kullandığı bir bıçak türü.

AKVAREL:Saydam suluboya katmanlarıyla yapılmış resim.

AKVAVİT: Şnaps da denilen İskandinav ülkelerinin ulusal içkisi.

AKYA:Uskumrugillerden,genellikle Akdeniz’de yaşayan ufak pullu bir balık.

AKYAKA:Gökova körfezi kıyısında turistik bir belde.

AKYARLAR: Bodrum ilçesi yakınlarında turistik bir yöre.

AKYARMA:Gerede ve Kızılcahamam arasında E-5 karayolunun Köroğlu Dağlarını aştığı yüksek geçit.

AKYATAN:Çukurova’da zengin bir kuş yapısına sahip olan ve Türkiye’nin bir deltada oluşmuş en büyük gölü.

AKYEL:Halk dilinde lodos.

AKYEM:İzmarit,istavrit,uskumru gibi balıkların beyaz etinden yapılan ve oltada kullanılan yem.

AKYUVAR:Kan ve lenf gibi vücut sıvılarında bulunan çekirdekli,yuvarlak hücre,lökosit.

AKZİYE: Eski dilde hükümler anlamında sözcük.

AL :Alüminyumun simgesi.

AL: Hile, düzen.

AL: Serap.

AL:Arnavutluk’un plakası.

ALAADDİN:Dini yücelten.

ALABABULA:Birbirleriyle geçinemeyen,her biri ayrı havadan konuşan gemi tayfası.

ALABACAK :Dönek, uğursuz.

ALABACAK:Ayağı sekili at.

ALABALIK:Soğuk ve duru sularda yaşayan,eti turuncu ve lezzetli,250 gr olan 2 kg’a kadar gelen bir tatlı su balığı.

ALABANDA: Dümenin alabildiğine sağa,ya da sola döndürülmesi.(Alabanda iskele denilince dümen alabildiğine sola,alabanda sancak da ise sağa döndürülür.)

ALABANDA:Argo’da azarlama,paylama anlamında sözcük.

ALABANDA:Aydın’ın Çine ilçesinde antik bir kent.

ALABANDA:Deniz teknelerinin iç yanları. Yelkenlerin iç yanları

ALABASTRON:Eski Yunan ve Roma’da parfüm ve benzeri değerli sıvıların içine konulduğu küresel dipli, silindirik dar boyunlu,kulpsuz,uzun veya armut biçiminde koku şişeleri.İçine parfüm ya da merhem koymak için kullanılan ,pişmiş topraktan,mermerden veya camdan yapılan dar boyunlu,uzun,testiye benzer yassı kap.

ALABAŞ: Sürüyü idare eden erkek kıl keçisi.

ALABAŞ:Etli,yuvarlakça ve şişkin olan sap kısmı yenen lahana çeşidi. Turpgillerden şalgama benzeyen bir bitki.

ALABAY: Orta Asya kökenli bir bekçi köpeği.

ALABELEN:Antalya’nın Kaş ilçesinde bir mağara.

ALABEYİ: Osmanlılarda bir bölgede bütün tımarlı sipahilerin en büyük amiri.

ALABIK: İki yüzlü,arabozucu kimse.

ALABORA:Geminin devrilecek kadar yan yatması.

ALABORİNA:Bir çeşit gemici düğümü,ızbarço bağı.

ALABOYUN:Tahtalı da denilen iri bir güvercin cinsi.

ALABROS:Bir fırçanın kılları gibi dik duracak biçimde kısa kesilmiş olan saç biçimi.

ALACA :Karışık renkli,birkaç renkli pamuk iplikten el tezgahlarında dokunan bir kumaş türü. Beşparmak da denilir.

ALACA :Trabzon ilinde bir yayla.

ALACA: Ağaçta ilk olgunlaşan meyve.

ALACA: Dövülmüş buğday,mercimek ve nohutla yapılan bir tür çorba.

ALACA: Üzüme düşen ben.

ALACAHÖYÜK:Çorum ilinde,Hitit Uygarlığını aydınlatan ünlü höyük.

ALACALI: Karışık renkli olan.

ALACATANE:Uşak iline özgü,mercimek,bulgur,soğan ve salçayla yapılan bir tür yemek.

ALACATEK:İyice olgunlaşmamış ekin.

ALACIK :Dalla örtülü, çalı çırpıdan yapılmış kulübe,çardak.

ALAÇAKIR:Yarı olgunlaşmış sebze,meyve,özellikle domates ve karpuz için kullanılan sözcük.

ALAÇAM :Rengi kızıla yakın bir çam türü

ALAÇAM: Tokat yöresine özgü bir halk oyunu.

ALAÇATI:İzmir’in Çeşme ilçesine bağlı turistik bir belde.

ALAÇIK:Anadolu’da Yörüklerin kullandığı bir çadır türü. Keçeden yapılmış çadır.

ALAÇORA: Denizli iline özgü,kuru fasulye ve bulgurla yapılan bir yemek.

ALADA: Güllerin en bol açtığı zaman.

ALADANA:Peynir,soğan ve yufkayla yapılan bir çeşit yiyecek.

ALADARBIZ:Ne tamamıyla yaş nede kuru olan az tavlı toprak.

ALADI :Acele,tez anlamında kullanılan yerel bir sözcük.

ALADI:İpekböceklerinin koza yapmalarından bir hafta,on gün önce çok yaprak yeme devresi. İki yaşında ipek böceği.

ALADORLAK:Güney Anadolu’daki konar göçer Türkmenler arasında göç kervanını yöneten genç kıza verilen ad.

ALADURA:Batı Nijerya’da yaşayan Yorubalar arasında yaygın dinsel hareket.

ALAF :Hayvanların kışlık yemi.(saman,ot,mısır sapı gibi).Hayvan yiyeceği.

ALAGARSON :Kısa kesilmiş saç. Erkek saçı biçiminde kesilmiş kadın saçı.

ALAGEYİK: Ziya Gökalp’in manzum masalı.

ALAGORİNA: Bir tür gemici düğümü.

ALAGÖZ(ELAGÖZ): Sakarya Meydan Savaşında Başkumandanlık Karargahının kurulduğu Polatlı ilçesine bağlı köy.

ALAGÜN:Güneş bulut arkasında kaldığında oluşan gölgeli durum.

ALAİM :Eski dilde alametler, işaretler,belirtiler.

ALAİMİSEMA:Gökkuşağı ,eleğimsağma.

ALAİYE: Alanya’nın eski adı.

ALAK: Kuran’ın 96. Suresi.

ALAK:Bağ ya da bahçe kulübesi.

ALAK:Eski dilde kan pıhtısı.

ALAK:Eski dilde sülük.

ALAKA: İlgi,ilişki,sevgi,sevme.

ALAKABAK:Halk dilinde ağaçkakana verilen ad.

ALAKANAT:Büyük ve boz renkte yaban güvercini.

ALAKARGA:Halk dilinde saksağan. Kestane kargası da denilen iri gövdeli bir kuş.

ALAKART:Seçmeli yemek. Mönüden seçilerek,sipariş üzerine yapılan yemek servisi yöntemi. Yemekleri seçebilme özelliği.

ALAKIR :Antalya ilinde bir çay ve baraj.

ALAKİTAY: Halk dilinde bir çeşit basmaya verilen ad.

ALAKOK:Az pişirilmiş yumurta. Rafadan.

ALAKUR(ALATAV):Yarı yaş yarı kuru nemli toprak.

ALALAH:Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde Tel açana da denilen ünlü höyük.

ALALAMA:Kamuflaj.

ALALU:Huri-Hitit mitolojisinde,gökyüzünün ilk tanrısı.

ALAM :Eski dilde elemler,kederler,üzüntüler anlamında sözcük.

ALAM: İşaretler,izler,alametler.

ALAMAN: İzmir’in Selçuk ilçesinde bir dağ ve boğaz.

ALAMAN:Sivas’ın Şarkışla ilçesinde bir kaplıca.

ALAMANA :Büyük ve süslü balıkçı kayığı.Balık avlamak ya da yük taşımakta kullanılan büyük kayık.

ALAMATRA: Karadeniz’de imal edilen balıkçı teknesi.

ALAMECEK :Yurdumuzun bir çok yöresinde yayla ve dağlarda yaşayan kanatlarının üstü ve boynu kırmızı renkli küçük bir kuş.

ALAMİNÜT:Çarçabuk,anında,hemen,şipşak.

ALAMİT : Yün eğirmekte kullanılan çıkrığın adı.Pamuk ipliğini saran el çıkrığı.

ALAMOGORDO:Atom bombasının 16 Temmuz 1945 de ilk olarak denendiği ABD kenti.

ALAMUK: Yerel dilde yarı güneşli hava.Bunaltıcı sıcaklık.

ALAMUT:Haşhaşiliğin kurucusu Hasan Sabbah’ın karargahı olan İran’daki ünlü kale.

ALAN:Orman içinde düz ve ağaçsız yer,düzlük.

ALANGU: Hindistan kökenli bir bekçi köpeği cinsi.

ALANKOVA (ALANGOVA): Moğolların destansı tarihine göre Cengiz Han’ın yetiştiği soyun kutsal anası.

ALANLAR: Eski çağlarda Karadeniz’in kuzeydoğusundaki bozkırlarda yaşayan göçebe bir halk.Günümüzdeki Osetler’in atası sayılan eski bir kavim.

ALANO: İspanya kökenli bir av köpeği cinsi.

ALANTOPU:Tenis.

ALANTURİNG: Bilgisayar kuramına ve bilgisayarda yer alan süreçlerin mantıksal çözümlemesine önemli katkılarda bulunan İngiliz matematikçi ve mantıkçı.

ALANYA: Rusya’daki özerk cumhuriyetlerden biri.

ALANYUNT:Al renkli kısrak.

ALAOTRA: Madagaskar’da yaşayan ve soyu tükenmek üzere olan batağan cinsi bir ördek.

ALAOTRA: Madagaskar’ın en büyük gölü.

ALARA: Akdeniz bölgesinde bir akarsu.

ALARA: Alanya ilçesinde,Kilikya Ermeni Krallığı döneminde yapılmış bir kale.

ALARGA:Açıktan geç,yaklaşma anlamında denizcilik terimi. Bir gemiye veya kıyıya göre açık deniz tarafı.

ALARMAK:Kızarmak,olgunlaşmaya başlamak.

ALAS :Odun kömürü.

ALASİA:Kıbrıs adasının eski adı.

ALASKA: Amerika’nın yüzölçümü bakımından en büyük eyaleti.

ALASTOS: Anadolu’nun Pisidya bölgesinde antik bir kent.

ALASULU:Ham ile olgun arası.

ALAŞ: Orta Asya’da yaşamış eski bir Türk boyu.

ALAŞA:Eyere alıştırılmamış binek hayvanı. Azgın at.

ALAŞAHAN:Kazak Türklerinin soyundan geldiklerine inandıkları,efsanevi Türk hakanı ve kahramanı.

ALAŞORDA: Kazak Türklerinin 20. asır başlarında Rus egemenliğine karşı başlattığı ulusal hareket ve aynı adla kurulan ilk siyasal parti.

ALAT: Sarı ya da kırmızıya boyanmış yün iplik.

ALAT:Bez dokuma tezgahı.

ALATA : Akdeniz bölgesinde bir akarsu.

ALATAV:On birinci yüzyılda Anadolu’ya gelen Türklerin Ağrı dağına yüce dağ anlamında verdikleri ad.

ALATAVŞAN: Sarı renkli ve çilli bir üzüm cinsi.

ALATEN :Cüzamlı.

ALATİNİ:İkinci Abdülhamit’in Selanik’e sürgüne gönderildiği ve ikamet ettiği Selanik’teki köşkün adı.

ALATURA :Müzisyenlerin topladığı bahşiş. Çalgıcılara verilen bahşiş.

ALATURA: Kırmızı renkli bir üzüm cinsi.

ALATURKA :Eski Türk gelenek ,görenek,töre ve hayatına uygun,alafranga karşıtı. Türk usulü.

ALATYA:Ankara keçisinin, yünü kahverengi ya da siyah olan türü.

ALAVARA:Can Yücel’in bir şiir kitabı.

ALAVAZDA:Ekin biçilirken saptan dökülerek ertesi yıl kendiliğinden çıkan seyrek ekin.

ALAVERE:Bir şeyin elden ele geçmesi.

ALAVURA:Gelibolu yöresinde kadınların boydan boya örtündükleri bir tür çarşaf. Başa örtülen bir tür şal. Bir tür ferace.

ALAVURT: Halı göbeğinin ortasındaki düz dokunmuş koyu kısım.

ALAVURT: İnce uzun saplı bir çeşit su kabağından yapılan su içme kabı.

ALAVURT: Yarı tavlı,yarı kuru olan toprak.

ALAY: Osmanlılarda resmi ya da özel tören ve gösterilere verilen ad.

ALAYBOZAN: Halk dilinde varis hastalığına verilen ad.

ALAYBOZAN:Eskiden kullanılan,karabina da denilen bir çeşit fitilli tüfek.

ALAYCIKUŞ: Afrika’da yaşayan parıltılı, mavi ve yeşil tüylü bir kuş.

ALAYİŞ:Gösteriş,göz kamaştırma.


Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 11:30