Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa

İ - (İ-İZZETİNEFİS) - Sayfa 2

e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
İ - (İ-İZZETİNEFİS)
Sayfa 2
Sayfa 3
Tüm Sayfalar

İLİ:Asya’da bir ırmak.

İLİCE : Altın ve gümüş eritilen kabın içine konulan çerçeve.

İLİÇ:Erzincan’ın bir ilçesi.

İLİG:Eski Türklerde (Selçuklularda) hükümdarlara ve hükümdar ailesi mensuplarına verilen unvan.

İLİK: Bazı kemiklerde bulunan ve kasların tutunmasına yarayan, çizgi durumundaki pürtüklü çıkıntı. Kemiklerin iç boşluklarını dolduran yağlı madde. Kemik içi.

İLİK: Düğme deliği.

İLİK:Gördek,acıbalık gibi adlar da verilen bir balık.

İLİKLİ: İçe giyilen pamuklu hırka.

İLİKMEN:İdare lambası . Pişmiş topraktan yapılan bir kandil türü.

İLİME: Çalılar arasındaki dar yol,keçi yolu.

İLİMEK:Yaramak, fayda vermek, içe sinmek.

İLİNEK:Bir nesneye zorunlu olarak bağlı olmayan ve onun özünde bulunmayan nitelik.

İLİNEK:Felsefede araz.

İLİNTİ: İç sıkıntısı.

İLİNTİ: İki şey arasındaki bağ.

İLİNTİ: Seyrek ve eğreti dikiş.

İLİON :Truva antik kentinin tarihteki adlarından biri.

İLİSTİR: Delikli bakır süzgeç,metal kalbur, kevgir.

İLİŞİ:Kastamonu’nun Abana ilçesinde bir iskele.

İLİT:Halk dilinde ormandan açılmış tarlaya verilen ad.

İLKA:Atma,bırakma,ayartma.

İLKAH:Eski dilde dölleme,döllenme.

İLKE: Adana yöresine özgü bir tür kebap.

İLKE: Prensip.

İLKEREN:Sofralık bir üzüm cinsi.

İLKTEŞRİN:Ekim ayı.

İLLET: Hastalık veya hastalık derecesinde alışkanlık.

İLLİ:Nedensel.

İLLİYET:Bir neticeyi meydana getiren fiil ve davranışla o netice arasındaki bağlantı. Nedensellik.

İLLUMİNATİ: İspanya’da 16. Ve 17. Yüzyıllarda ortaya çıkan mistik bir hareketin yandaşlarına verilen ad.

İLLUSİON (İLLÜZYON): Algı yanılması.Dışarıdan gelen görsel uyarıların olduklarından farklı algılanması durumu.Göz yanılsaması.

İLLÜSTRASYON:Kitap içindeki bir yazıyı açıklayan ya da süsleyen resim.

İLMEK: Düğüm.

İLMEN: Rusya’da bir göl.

İLMİHAL:Din kurallarını öğretmek için yazılmış kitap.

İLMİK (İLMEK):Çözülmesi kolay eğreti düğüm.

İLMİYE:Osmanlı devletinde din,yargı ve öğretim işleriyle uğraşan devlet görevlileri sınıfı ve bunların mesleği.

İLMÜHABER:Birinin yer,hal,medeni durumu vs gösteren resmi belge,hal kağıdı.

İLOMBA: Tropikal Afrika’da yetişen bir ağaç.

İLONGO: Filipinlerde konuşulan bir dil.

İLOS:Yunan mitolojisine göre Truva kentinin kurucusu olan kral.

İLS: Uçaklardaki aletli iniş sisteminin kısa yazılışı.

İLSAK:Eski dilde bitiştirme,birleştirme,iki şeyi birbirine ekleme.

İLTEBER: Tarihte Uygur beylerine verilen unvan.

İLTİ: Çok gezen kimse.

İLTİBAS: Birbirine çok benzeyen iki şeyin karışması.

İLTİCA: Güvenilir bir yere sığınma.

İLTİHAK:Katılma,karışma.

İLTİMAS: Birine herhangi bir konuda öncelik ve ayrıcalık tanıma.Kayırmak,haksız yardım.

İLTİZAM :Osmanlı devletinde kamu gelirlerini kiralamaya dayanan vergi toplama sistemi. Kesenek.

İLTİZAM: Borçlanma,borç altına girme.

İLYE: İnsanların ve bazı hayvanların kaba etlerini oluşturan yumuşak bölge.

İLZAM:Cevap veremez duruma getirme,susturma.

İM:Parola, işaret, alamet.Anlamlı iz.Herhangi bir şeyi belirleyici durum ya da davranış.Anlam yükletilen şey.

İMAD: Eski dilde direk,sütun.

İMAGO:Eşeylik kazanmış böceğin son biçimi.

İMAJ:Bir kimsenin kendisine ilişkin olarak başkalarında yaratmak istediği yada bıraktığı izlenim,imge,görüntü,benzetme.

İMALE:Aruz ölçüsünde kısa okunması gereken bir heceyi,kalıba uydurmak için uzatma.

İMALİYE:Bir işin yapılması için ödenen ücret,yapılan bir işin bedeli.

İMAMAN:Tarikat inancında en yüksek makama ulaşan kutbun sağında ve solunda oturan iki imama verilen ad.

İMAME:Din adamlarının simgesi sayılan başlık.

İMAME:Tespihlerin baş tarafına geçirilen uzunca parça.

İMAMECİ:Eskiden tütün içmeye yarayan ağızlık uçlarını yapan kimse.

İMAMET: Birkaç Müslüman bir arada toplu namaz kılmak istediklerinde içlerinden birinin öne geçerek namaz kılanlara önderlik etmesi.

İMAMEVİ:Halk dilinde kadınlara özgü cezaevi. Kadın hapishanesi.

İMAMIN KAYIĞI: Argo’da tabut.

İMAN :Kutsal inanç.

İMANA: Hint mimarlığında,piramit biçimindeki üst yapısıyla ayırt edilen özel tapınak türü.

İMANİYE: Dinsel inancın akla değil duyguya bağlı olduğunu öne süren öğreti.

İMANLI:Yağlı süt ya da yağlı yoğurt için kullanılan bir sözcük.

İMANSIZ: Yağı alınmış süt,yoğurt ya da peynire verilen ad.

İMAR:Yeryüzünün genel kullanılış biçimlerini,yapı yoğunluğunu,yerleşme alanlarının gelişme ve büyüklüklerini,ulaşım sistemlerini,yapı adalarını,bunların yoğunluk ve düzenini,yolları,meydanları ve yeşil alanları belirleme işi.

İMARET:Yoksullara yiyecek dağıtan hayır kurumu.

İMATE:Öldürme,yok etme.

İMBAT:Ege kıyılarında,özellikle İzmir kentinde etkili yerel deniz meltemi. Yazın gündüz denizden karaya doğru esen mevsim rüzgarı.

İMBİK:Damıtma işinde kullanılan araç. Damıtıcı.

İMBİSAT :Yayılma,genişleme.

İMÇERKET:Siirt yöresine özgü bir tür hamur tatlısı.

İMDADİYE:Osmanlı devletinde,sefer zamanlarında savaş harcamalarını karşılamak ve barışta da bütçe açığını kapatmak üzere halktan toplanan bir çeşit katma vergi.

İMECE:Köydeki işlerin elbirliğiyle bitirilmesi.

İMER: Çok zengin kimse.

İMERA: Gümüşhane’nin 17 km kuzeydoğusunda yer alan ünlü manastır.

İMERLER:Gürcü soylu bir halk.

İMGE: Özellikle şiirde söylenmek isteneni benzerlik ve anıştırma (çağrıştırma) ile çarpıcı anlatma.

İMGE:Duyu organlarının dıştan algıladığı bir nesnenin bilince yansıyan hayali.

İMGELEM: Hayal gücü. İnsanın istediği şeyleri gözünde canlandırabilme yetisinin ürünlerini kapsayan evren.

İMHA : Yok etme.

İMİ KUŞAĞI:Elazığ ilinde,tunç çağına ait buluntularıyla ünlü bir höyük.

İMİTASYON:Taklit nesne.

İMİTATÖR: Taklitçi.

İMLA:Yazım.

İMLEÇ: Bir olguyu çizerek ya da işaretleyerek gösteren aygıt,kaydedici.

İMLEMEK:Dolayısıyla anlatmak,ima etmek.

İMMACOLATA: Katolik inancında Meryem Ana’nın Günahsız Gebeliği anlamındaki kutsal gün.

İMMUNGLOBULİN: Vücutta bulunan bağışıklık proteini.

İMMÜNOLOJİ:Vücudun mikroorganizmalara ve öbür yabancı maddelere karşı gösterdiği bağışıklığı inceleyen bilim dalı.

İMOLAMİN:Koroner damarları genişletici ilaç.

İMPAKA:Güney Afrika’da yaşayan bir yaban kedisi.

İMPALA : Afrika’da yaşayan ve çok hızlı koşabilen bir antilop.

İMPERİUM: Eski Roma’da,askeri ve yargısal erki de içeren en yüksek yürütme yetkisi.

İMRAHOR: Bir kayısı türü.Ege bölgesinde yetişen sofralık bir kayısı türü.

İMRAHOR:Padişah ahırlarına ve onlarla ilgili gereçlere bakmakla görevli kimse.Osmanlı devletinde has ahırın en büyük yöneticisi.

İMREN:Görülen bir şeyi ya da nesneyi edinme isteği; gıpta.

İMROZ:Gökçe adanın eski adı.

İMSAK:Oruca başlama zamanı.

İMSAKİYE:Oruç saatlerini gösteren cetvel.

İMTİNA: Kaçınma,sakınma.

İMTİSAL:Benzemeye çalışma,.Alınan buyruğa bütünüyle uyma.

İMTİYAZ: Ayrıcalık,öncelik.

İMTİZAÇ: Birbirini tutma,uyum sağlama.

İMURGENLER: Moritanya’nın sahil kesimlerinde yaşayan bir halk.

İMZA: Bir yazının altına onaylamak anlamında konulan işaret.

İN: İndiyum’un simgesi.

İN:İnsan.

İN:Vahşi hayvan barınağı,kovuk.

İNA: Sualtı Arkeoloji Enstitüsü’nün kısa yazılışı.

İNABE:Tanrı yoluna girme. / Tövbekar olma.

İNADİYE:Eski dilde şüphecilik (Felsefede kuşkuculuk öğretisinin eski adı).

İNAK :Gözü kapalı inanılan düşünce, doğma,nas.

İNAK:Eski Türk devletlerinde hükümdarın gizli ve önemli emirlerini ulaştırmakla görevli haberci.

İNAL: Kendisine inanılan,sır verilen kimse.

İNALTI MAĞARASI:Ayancık ilçesinin 35 km güneyinde bulunan Türkiye’nin en büyük 10 mağarasından biri.

İNALTI: Denizli’nin Sarayköy ilçesinde bir kaplıca.

İNAM: Yeniçerilerin aylıklarına yapılan zam.

İNAMBU:Bir tür Amerikan kekliği.

İNANCA :Güvence,teminat.

İNANÇ: İtikat,inanılan şey.

İNANİYE: Fas kentinde Meriniler döneminden kalma ünlü medrese.

İNANİYE: Felsefedeki kuşkuculuk öğretisinin eski adı.

İNANİZASYON: Beslenme yetersizliğine bağlı yarı açlık.

İNANMAK: Bir şeyi doğru olarak benimsemek.

İNANNA:Sümer mitolojisinde aşk ve savaş tanrıçası.

İNARİ:Finlandiya’da göl.

İNARİ:Japon Şinto dininde güneş tanrıçası. Japonların pirinç tanrısı.

İNAS:Kadınlar, kızlar anlamında eski sözcük.

İNAT:Ayak direme.

İNAYET: İyilik, lütuf, ihsan.

İNBALIĞI:Kadife balığı,yeşil sazan gibi adlar da verilen tatlı su balığı.

İNCEBURUN: Yurdumuzun kuzeydeki en uç noktası olan (Sinop) burun.

İNCEGÖL: Bolu ilindeki Yedigölleri oluşturan gölcüklerden biri.

İNCESAZ:Türk müziğinde fasıl topluluğuna verilen ad.

İNCESU:Çorum ilinde bir kanyon.

İNCİK:Bacağın diz kapağından topuğa kadar olan bölümü.

İNCİTATUS :Roma imparatoru Caligula’nın konsül yaptığı iddia edilen atının adı.

İNÇ :Bir İngiliz uzunluk ölçüsü birimi(2,54 cm). Parmak,pus gibi adlar da verilir.

İND:Hindistan plakası.

İNDEKS: Fihrist,katalog.

İNDİ: Kendince. Herkes tarafından kabul edilebilecek bir temele bağlanamayıp yalnız bir kişinin kendi kanısına dayanan.Kişisel görüş.

İNDİFA:Yanardağ püskürmesi.

İNDİGENİSMO:Sömürge döneminin kalıntısı olan yarı feodal sistemin altında ezilen kızılderili yığınların davasını savunmak amacıyla 1920’li yıllara doğru Latin Amerika’da özellikle And ülkelerinde ortaya çıkan siyasal-toplumsal hareket. Kızılderili halkın ülkelerinde toplumsal ve siyasal yaşamda belirleyici bir konuma gelmesini savunan hareket.

İNDİGO:Bitkilerden özütlenen, doğal mavi boyar madde. Koyu mavi renk.

İNDİS:Bir harf üzerine konulan işaret.

İNDİVİDÜALİZM:Bireycilik. Ferdiyetçilik.

İNDRA:Hint mitolojisinde fırtına ve yağmur tanrısı. Hindistan’da Veda tanrılarının en büyüğüne verilen ad.

İNDRİ: Madagaskar’da yaşayan bir cins maymun.

İNE: Afrika’da yetişen ve meyveleri ok zehiri olarak kullanılan tırmanıcı bir bitki.

İNEB:Eski dilde üzüm.

İNEBOLUKÜTÜĞÜ:Karadeniz kıyılarında kereste taşımakta kullanılan bir tür küçük yelkenli tekne.

İNECİK: Halk dilinde balık yavrusuna verilen ad.

İNEÇ:Jeolojide,katmanlı kayaçların içeri doğru çukur,alçak bölümü Jeolojide tekne.

İNEGA:Ankara’nın Haymana ilçesinde öküz ini de denilen bir mağara.

İNEVİ:Konya’nın Cihanbeyli ilçesinin eski adı.

İNEZE:Cılız, zayıf.Lafı uzatarak anlatan kimse.

İNEZİT:Doğal hidratlı manganez ve kalsiyum silikat.

İNFAK:Nafaka verme,yoksulları besleme.

İNFAL: Eski dilde ganimetten pay verme anlamında sözcük.

İNFANT: Bebek.(0-1 yaş).

İNFİAL:İçerleme,kırılma,gücenme.

İNFİNİTEZİMAL: Sonsuz küçük nicelikleri inceleyen matematik dili.

İNFİRAK:Ayrılma.Yolların,düşüncelerin farklılaşması.

İNFİSAH: Kokuşma,bozulma,dağılma.Yürürlükten kalkma.

İNFİSAL: Azledilme.

İNFOLYO: İki yaprak ya da dört sayfa oluşturacak biçimde bir kez katlanmış baskı kağıdı.

İNFRASTRÜKTÜR (ENFRASTRÜKTÜR) : Altyapı.

İNGİN: Nezle.

İNGİN:Çevresine göre alçakta bulunan.

İNGRES: Yeni klasikçiliğin önderlerinden biri olan ünlü Fransız ressam.

İNGUŞETYA:Rusya’da özerk bir cumhuriyet.

İNHA:Bir göreve atama için üst makamlara yazılan önerme yazısı.

İNHİBE ETMEK: Engellemek,önlemek,bastırmak.

İNHİRAF: Sapma.

İNHİTAT:Çökme,gerileme,alçalma.

İNİ: Küçük erkek kardeş,kayınbirader.

İNİKAS:Yansıma,piyasada etki,yankılanma.

İNİKAT:Toplanma, birleşim.

İNİSİYAL:Bir adın yada sözcüğün baş harfi. Paragraf başındaki büyük harf. İlk satırın ilk harfinin büyük puntoda ve süslü yazılarla dizilmesi işlemi.

İNİSİYATİF:Öncecilik.

İNİTAF:Bir tarafa dönme, meyletme.

İNKALAR: Güney Amerika’da And dağlarında ,12-16 asırlar arasında büyük bir uygarlık kuran eski bir halk.

İNKILAP:Toplum düzenini ve yapısını daha iyi duruma getirmek için yapılan köklü değişiklik,iyileştirme,devrim,reform.

İNKITA:Arası kesilme,ara verme.

İNKIYAT: Baş eğme.

İNKİSAR: Gücenme,gönlü kırılma, parçalanma.

İNKİŞAF: Gelişme.

İNKUM:Bartın ilinin Karadeniz kıyısında turistik bir kumsal.

İNLET:Bir koy yada lagünün dar girişi.

İNLİMURAT:Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinde bir yer altı kenti.

İNLİTARLA: Bursa’nın Nilüfer ilçesinde bir mağara.

İNMAR: Sibirya halklarının yaratıcı tanrısı.

İNN:Avusturya’da bir ırmak.Orta Avrupa’da Tuna’nın kolu olan bir ırmak.

İNNET: Erkeğin güçsüzlük nedeniyle karısıyla cinsel ilişkide bulunamaması.

İNORGANİK: Canlıların dışında,yer kabuğunu oluşturan,bütün kimyasal maddeleri inceleyen kimya dalı. Hücrelerin cansız bölümleri.

İNÖNÜ: Balıkesir’in Havran ilçesinde bir mağara.

İNÖNÜ: Isparta’nın Eğirdir ilçesinde bir mağara.

İNRO: Japonya’da kullanılan ilaç kutusu.

İNS: Eski dilde insan.

İNSAF: Merhamete,vicdana ya da mantığa dayanan adalet.

İNSEKTARYUM :Bilimsel amaçlarla böcek inceleme,saklama ve koruma yeri.

İNSERT: Dergideki broşür.

İNSİCAM:Edebiyatta,sözün düzgün ve tutarlı,birbirine bağlanarak söylenmesi.

İNSİYAK: İçgüdü.

İNSİYAKİ:İçgüdüsel.

İNSOMNİA: Uykusuzluk.

İNSULA: Eski Roma’da kent nüfusunun çoğunluğunun yaşadığı konutlara bölünmüş kira evi.

İNSUYUMAĞARASI:Burdur’un yakınında turistik önemi olan bir mağara.

İNSÜLİN: Kandaki glikoz seviyelerini düzenleyen,pankreasta hücre kümelerinden meydana gelen bir hormon.

İNŞA: Divan edebiyatında düzyazıya verilen ad.

İNŞALLAH: Allah dilerse anlamında bir sözcük.

İNŞAT:Bir şiiri topluluk önünde yüksek sesle ve gerektiği biçimde okuma.

İNŞİRAH: Gönül açıklığı,ferahlık.

İNTA: Rusya’daki Komi Özerk Cumhuriyeti’nde bir kent.

İNTAÇ:Bir işi sonuçlandırma,sona erdirme,bitirme.

İNTAK:Edebiyatta,kişileştirilen varlıklara,hayali yaratıklara söz söyletme sanatı,dillendirme,konuşturma.

İNTAN:Mikroptan ileri gelen hastalık.

İNTANİ:Mikropla oluşan, mikroplu.

İNTANİYE:Mikrobik hastalıklarla ilgili bilim dalı.

İNTEGRAL:Matematikte,türevi bilinmeyen fonksiyon. Parçalardan oluşmuş bütün.

İNTERFERON:Hücrelerin virüslere karşı oluşturdukları özel savunma maddesi.

İNTERNET:Pek çok bilgisayar ağını birbirine bağlayan ve kendine özgü bir adresleme sistemi ile iletişim protokolüne dayalı ağ;dünya ölçeğinde ağ.Uluslararası genel bilgi iletişim ağı.

İNTİ:İnkaların atası olduğuna inanılan güneş tanrısı.

İNTİ:Peru’nun para birimi.

İNTİBAH: Gafletten uyanma.

İNTİFA:Yararlanma,faydalanma.

İNTİFADA:Filistin Direniş Hareketi.

İNTİHA: Son,sona erme.

İNTİHAB: Uyanma.

İNTİHAL:Çalıntı;kaynak gösterilmeden başkasının yapıtından alınan parça; başkasına ait bir telifi,bir güzel sanat eserini kendisine mal etmek,başkalarının yazılarından bölümler,şiirlerinden dizeler alıp kendininmiş gibi göstermek.

İNTİHAP: Seçim.

İNTİKAL: Anlama,kavrama.

İNTİSAP: Birine bağlanma,bir topluluğa girme.

İNTİŞAR: Yayım.Yayılma.

İNTİZAM: Düzgünlük,tutarlık,bağdaşım.

İNTİZAR: Bekleme.

İNTKOR: Artvin ilinde bir yayla.

İNTRANET:İç internet.Bir kuruluşa özgü, bilişim ağı.

İNUİT:Eskimoların kendilerine verdiği ad.

İNZİBAT: Bir yerin disiplinini,güvenliğini sağlama.

İNZİVA: Toplumdan kaçıp hiçbir şeyle ilgilenmeyerek tek başına yaşamak.

İO :İstanbul Boğazına adını veren tanrıça.

İO: Jüpiter’in uydusu olan uzayın en kızgın kayası.

İO:Eski Japonya’da soylular sınıfı

İOKASTE:Eski Yunan mitolojisinde,Oidipus’un annesi ve karısı.

İON:Yunan mimarlığının üç biçeminden biri.

İOS: Ege Denizinde Yunanistan’a ait bir ada.

İP : Alfred Hitchcook’un bir filmi.

İP: Üzerine un bile serilir.

İPANEMA :Rio de Janeiro kentinin ünlü bir plajı.

İPE:Yeşil abanoz da denilen ve mobilyacılıkta kullanılan bir tahta.

İPEK:İpek böceği kozaları çözülerek çıkarılan ve dokumacılıkta kullanılan çok ince,esnek ve parlak tel.

İPEKA : Altın kökü. Güney Amerika’da yetişen kusturucu bir bitki.

İPEKAĞACI:Ekvatoral bölgelerde yetişen bir mobilya ağacı.

İPERİT:Kokusu hardala benzeyen zehirli bir savaş gazı.

İPHAM: Etkisini artırmak için anlamın bilerek kapalı bırakılması.

İPİ :Uluslar arası Basın Enstitüsünü simgeleyen harfler.

İPİL: Parlak ,ışıklı.

İPİLTİ:Hafif esinti.

İPKA:Yerinde bırakma,değiştirmeme.Sınıfta bırakma.

İPLİKÇİ:Konya kentinde,Anadolu Selçuklu döneminden kalma bir cami ve medrese.

İPNOTİZMA:Sözle,bakışla,telkin yoluyla sağlanan bir tür uyku.

İPNOZ: Sözle,bakışla telkin yapılarak sağlanan bir çeşit yapay uyku durumu.

İPON: Judoda elde edilen kesin sonuç alıcı hareket.

İPOTEK: Bir alacağın güvence altına alınması için kurulan taşınmaz rehini.

İPOTETİK (HİPOTETİK) :Varsayıma dayanan.

İPOTEZ (HİPOTEZ): Varsayım.

İPTİDA:Başlangıç.

İPTİLA: Bir maddeye aşırı derece bağımlılık. Düşkünlük, tutku.

İPTİZAL:Bayağılaşma,ayağa düşme.

İR:İran’ın plaka imi.

İR:İridyum’un simgesi.

İRA:Bağış yapma

İRA:İrlanda Kurtuluş Ordusu.

İRADAT: Eski dilde buyruklar,istemler.

İRADE:Bir şeyi yapıp yapmamaya karar verme gücü.

İRADİ:İstençli.İradeye bağlı,istemli.

İRADİYE: Akıl ve bilmeye değil de istence üstünlük tanıyan ,iradenin akıldan daha üstün olduğunu ileri süren bilimdışı öğreti. İstenççilik, volontarizm.

İRAE:Eski dilde gösterme.

İRAKA:Eski dilde dökme,akıtma.

İRAP:Düzgün konuşma ya da gerçeği belirtme.

İRATEN: Kuzey Afrika’da yaşayan bir Berberi kabilesi.

İRATERAPİ: Radyoaktif iyotla tedavi yöntemi.

İRAVADİ:Güneydoğu Asya’da bir ırmak.

İRCA:Eski haline getirme. Geri çevirme.

İRDAF: Sözde mecaz ya da cinas kullanma.

İRDELEMEK: Bir konunun bütün yönlerini tek tek incelemek.

İRDELEMEK: Bir sözü sık sık tekrarlamak.

İRDEMEK:Beğenmemek,istememek,nefret etmek.

İRELMEK: Gelişmek,büyümek.

İREM :Ad kavmi hükümdarı Şeddad tarafından cennete benzetilerek yaptırılan efsanevi bahçe.

İREMİR:Van yakınlarında,İsa’dan önce üçüncü binyıldan kalma ünlü höyük.

İRENA :Endonezya’da yaşayan ve mavi peri kuşu da denilen ötücü kuş.

İREŞME :Zincir halkalı yada zincirden yapılmış gem.

İREZ: Tahıla karışan delice tohumu.

İRFAN: Bilme,anlama,sezme.

İRİ:Olağandan büyük

İRİBAŞ:Yumurtadan yeni çıkmış ve henüz ayakları oluşmamış yavru kurbağa.

İRİK: Öksüz ya da yetim çocuk.

İRİKARA:İri ve siyah taneli sofralık bir üzüm cinsi.

İRİKME: İrkilerek toparlanma.

İRİLEMEK:Birini istememek, hor görmek.

İRİLİK: Kuzuların altı günlük oluncaya kadar konuldukları özel ağıl.

İRİM:Halk dilinde dar sokak,dar yol,patika anlamında kullanılan sözcük.

İRİMÇİK: Bir tür lor peyniri.

İRİN: İltihap,cerahat.

İRİNTİ: Hayvanların beğenmeyerek yemedikleri iri saman.

İRİNTİ:Elek ve kalbur üzerinde kalan iri taneler.

İRİS: Gözün renkli kısmı.

İRİS: Süsen de denilen kokulu bir süs bitkisi. İri ve güzel çiçekli bir süs bitkisi.

İRİS:Yeşil ırmak’ın antik dönemlerdeki adı.


Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 11:49