Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa

K-1- (K-KEŞİŞLEME) - Sayfa 3

e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
K-1- (K-KEŞİŞLEME)
Sayfa 2
Sayfa 3
Tüm Sayfalar

KAVA:Bir çok ülkede kuruntu,stres ve uykusuzluk ilacı olarak kullanılan bir cins karabiber.

KAVACIK: İzmir’in Karabağlar ilçesinin bir köyünden adını alan kaliteli bir üzüm cinsi.

KAVAF:Özenmeden ve ucuz ayakkabı yapan veya satan kimse.

KAVAK :Söğütgillerden,sulak bölgelerde yetişen,boyu bazı türlerinde 30 veya 40 metreye değin çıkan,kerestesinden yararlanılan bir ağaç.

KAVAL: Üflemeli bir çalgı.Üstte 7,altta 1 perde deliği bulunan içi boş boru.

KAVAL:Saçma atan av tüfeği.

KAVALA:Deniz kenarında salaş ve dam gibi barınılacak yer.

KAVALAK:Öksürük otu,farfara otu gibi adlar da verilen sarı çiçekli,ekin tarlalarına zararlı,otsu bir bitki.

KAVALYE :Erkek dans eşi.

KAVANÇO: Argo’da bir işi birine yüklemeye verilen ad.

KAVANİN:Yasalar.

KAVARA:Balı alınmış petek.

KAVAS:Elçilik veya konsolosluklarda çalışan koruma memuru.

KAVASAKİ: Japonya’da bir liman kenti.

KAVASYA: Acıağaç da denilen ve sıcak bölgelerde yetişen bir ağaç.

KAVAT:Muhabbet tellalı.

KAVATA: Tek parça ağaçtan oyulmuş kap. Oyma ağaç,kap.

KAVATA:Bir tür sert ve fazla kızarmayan domates.

KAVAZ:Halk dilinde semavere verilen ad.

KAVELA :Ağaç gemilerin omurgalarında kullanılan kesik koni biçiminde ağaç çivi. Halatların dikişlerinde kullanılan demir veya ağaç kama,gemici kaması.

KAVELETA (KAVALETA):Eskiden gemi demirlerini kaldırmada kullanılan zincir donanımı.

KAVEZA:Hokkabaz yardakçılarının giydiği bir tür başlık.

KAVILCA: Dünyanın en eski buğday türlerinden biri.

KAVİ:Dayanıklı, sağlam.

KAVİL:Söz, sözleşme.

KAVİM:Aralarında dil,kültür ve töre ortaklığı bulunan insan topluluğu.

KAVİS :Yay,eğmeç.

KAVİTE:Boşluk.

KAVKI:.Bir hayvanı dıştan örten kemiksi ya da boynuzsu örtü,kabuk.Midye,salyangoz gibi hayvanların kireçten kabuğu.

KAVLAK:Kabuğu dökülmüş ağaç.

KAVLAKTEPE:Niğde ilinde bir yeraltı kenti.

KAVLAN: Karadeniz’de çınar ağacına verilen ad.

KAVRUN:Rize ilinde bir yayla.

KAVSARA:Hurma dalı ya da kamıştan yapılan iki yanı kulplu meyve sepeti.

KAVSARA:Küçük sebze bahçesi.

KAVUÇ: Halk dilinde fıtık çıkması veya fıtığı çıkmış kimse.

KAVUK: Başa giyilen ve yukarıya doğru daralan keçe başlık.Çevresine sarık sarılır. Yüksek rütbeli memurların giydiği kavuğa horasani,vezirlerin giydiğine kallavi,divan üyeleri ile bilginlerin giydiğine mücevveze denir.

KAVUNİÇİ:Pembeye çalan sarı renk.

KAVURGA:Buğday,mısır gibi tahılların kuruyemiş gibi yenilmek üzere kavrulmuş olanı. Mısırın ateşte patlamış hali.

KAVURMAÇ: Kavrulmuş buğday taneleri.

KAVUŞTAK :Nakarat. Türkülerde yinelenen dizelere verilen ad.

KAVUŞUM: Astronomi’de iki ya da daha çok gök cisminin görünürde rastlaşması ya da birbirinin önünden geçmesi.

KAVUT: Kavrulmuş ve dövülmüş tahıl ununa şeker ya da tatlı yemiş katılarak yapılan yiyecek.

KAVUT: Kuru , kepekli un.

KAVUZ:Buğdaygillerin başağında, başakçıkları yada çiçeği saran kabuk.

KAVVALİ:Pakistan’da müzik eşliğinde ve koro halinde söylenen şiirlerden oluşan tasavvuf musikisi türü.

KAY:Yaz yağmuru

KAYA: Büyük taş kütlesi.

KAYABAŞI:Kır ve köy hayatı ile ilgili bir koşma türü. Türk halk edebiyatında çoban türküsü.

KAYABOĞAZI:Sakarya ilinin taraklı ilçesinde bir kanyon ve mağara.

KAYAÇ: Jeolojide,gezegen kabuğunu oluşturan doğal yapı gereci mineral kütlesi.(Oluşum sürecine göre üçe ayrılır:Kor kayaçlar,tortul kayaçlar,başkalaşım kayaçları).

KAYAĞANTAŞI:Yaprak yaprak ayrılabildiği için evlerin damlarını örtmekte kullanılan, üzerine tebeşirle yazı yazılabilen ve taş tahta yapımında kullanılan yumuşak, mavimtırak bir taş , arduvaz.

KAYAHANİSİ:Lagos balığı.

KAYAK:Deriyle kaplı tek kişilik Eskimo kayığı.

KAYAKELERİ:Bukalemun.

KAYAKÖY: Fethiye ilçesinde,eski bir Rum yerleşimi olan turistik köy.

KAYALİFİ:Taş pamuğu,asbest.

KAYAN:Dağdan inen sel.

KAYAPOLAR: Brezilya’nın Amazon bölgesinde yaşayan ve bu bölgede yapılacak barajlara karşı direnişleriyle tanınan yerli halk.

KAYAR:Hayvanların eskiyen nallarının çivilerini değiştirme işlemi.

KAYARLAMAK: Sövmek,küfretmek.

KAYARLAMAK:Hayvanın eski nallarını yada çivilerini yenilemek,onarmak.

KAYARTO: Türk gölge oyununda kara derili halayık ya da cariye.

KAYARTO:Argo’da ahlaksız kimse.

KAYASA:Eyer kolanının tokaya geçen kayışı.Eyeri hayvana bağlamakta kullanılan kolan.

KAYASA:Yağmur sularının toprak üzerinde oluşturduğu sert tabaka.

KAYDIHAYAT: Ölünceye değin.Ömür boyu.

KAYEF:Muğla yöresinde balık komisyoncularına verilen ad.

KAYEN :Acı biber.

KAYGANA:Çırpılmış yumurtayla sade olarak yapılabilen veya içine peynir,kıyma vs katılarak tavada pişirilen bir yemek türü,omlet. Omletin arasına kavurma ya da peynir konularak yapılan yemek.

KAYGIN:Gebe deveye verilen ad.

KAYILAR:Oğuzların Bozok kolundan bir Türkmen boyu olarak Selçuklularla birlikte Anadolu’ya gelen ve Osmanlı hanedanının kökenini oluşturan konar göçer topluluk.

KAYIN: Eşlerden birine göre ötekinin erkek kardeşi.

KAYIN: Kayıngiller familyasından,ılıman bölge ormanlarında yetişen,uzunca kalın gövdeli,çok ince kabuklu,küçük oval yapraklı büyük ağaç.

KAYIR:Irmakların sürükleyip biriktirdiği kalın kum.

KAYIŞ: Argo’da hırsızlık anlamında sözcük.

KAYIŞDİLİ:Kaba ve küfürlü konuşma.

KAYIT: Pencere çerçevesi.

KAYITBAY: Mısır’da 1468-1496 yılları arasında hüküm süren Memluk sultanı.

KAYKAY: Marmara yöresinde,deniz yüzeyini kaplayan ve salya da denilen beyaz jelimsi tabakaya verilen ad.

KAYLAK:Tavşan yavrusu.

KAYLULE: Öğle uykusu,şekerleme.

KAYMAÇİNA:Arnavut mutfağına özgü,süt ve yumurta ile yapılan bir tatlı.

KAYMAN:Amerika’nın tatlı sularında yaşayan bir timsah türü.

KAYNAÇ: Volkan bölgelerinde,belli aralıklarla su ve buhar fışkırtan sıcak kaynak.

KAYNAK: Araştırma ve incelemede yararlanılan belge.

KAYNANAZIRILTISI:Bir sap çevresinde çevrilen,çevrildikçe takırtılı bir ses çıkartan çocuk oyuncağı.

KAYNARCA: Hastalara kaynatılarak içirilen pekmez,yağ ve baharat karışımı.

KAYRA:Yüksek tutulan yada sayılan birinden gelen iyilik,lütuf,ihsan.

KAYRAK:Yassı ve düz taş.

KAYRAN:Ormandaki çıplak alan.

KAYSEFE: Kayısı ya da erik kurusuyla yapılan bir tatlı.

KAYSER:Eskiden Roma,Bizans ve Alman İmparatorlarına verilen bir unvan.

KAYSUNİZADE:Asıl adı Bedrettin Mahmut olup Kanuni Sultan Süleyman’ın Başhekimliğini yapmış, onun son seferinde yanında bulunmuş ve ölümüne tanık olmuş Türk hekimi.

KAYŞA:Heyelan,toprak kayması.

KAYTAN: Elde veya tezgahta yuvarlak bir şekilde örülen eşya.

KAYTAN: Pamuk veya ipekten sicim. İpek sargılı ip,

KAYTAZ :Hatay yöresine özgü, kıyma ve soğanla yapılan bir çeşit börek.

KAYTAZ: Bazı kuşların başında bulunan tüyler,tepelik,hotoz.

KAYYUM(KAYYIM):Cami hademesi.Cami ve mescitlerde temizlikle görevli kimse.

KAYYUM(KAYYIM):Gerçek hak sahibinin haklarını kullanamaması gibi sebeplerin varlığı halinde onun yerine (kanuni temsilci olarak) bir malı yönetmek veya bir işi görmek üzere mahkemece atanan kimse. Mütevelli.

KAYYUM: Kendiliğinden var olan.Tanrının sıfatlarından.

KAZA: Kimsenin eli olmadan ansızın meydana gelen zararlı olgu.

KAZAĞI: Kazımakta ya da temizlemekte kullanılan demir araç.

KAZAK: Karısına söz geçiren erkek.

KAZAK: Rusya’da ve İran’da ayrı bir sınıf oluşturan atlı asker.

KAZAKABDAL: Özellikle eşeği saldım çayıra dizesiyle başlayan nefesiyle tanınmış 17. Yüzyıl halk şairi.

KAZAKİ:Orta Karadeniz yöresinde dokunan kalın ve dayanıklı bir tür kumaş.

KAZALA: Bir cins yaban ördeği.

KAZAMAT:Obüslerden,bombalardan korunmak için yerin altına kazılmış siper. Denizcilikte,güvertedeki topların önlerine yapılan koruyucu siper.

KAZAN: Rusya’daki Tatar Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti.

KAZANDİBİ: Dibi tutturularak hafif yanık kokusu verilmiş muhallebi.

KAZANKAYA:Yozgat’ın Aydıncık ilçesinde,bir çok kuş türünü barındıran ve İncesu da denilen kanyon.

KAZARATAR:Kazı makinesi.

KAZASKA: Bir Kafkas halk dansı.

KAZASKER:Osmanlı devletinin yargı sisteminde Şeyhülislamdan sonra gelen en yüksek görevliye verilen ad. İlmiye sınıfının yüksek derecesinde bulunan devlet görevlisi.

KAZAYAĞI :Açık turuncu renk.

KAZAYAĞI: Genç sürgünleri ıspanak gibi pişirilerek yenen ya da turşusu yapılan otsu bir bitki.

KAZAYAĞI:Çok kollu çengel.

KAZAZ:Ham ipeği iplik ve ibrişim durumuna getiren,satan kimse.

KAZAZİYE: Trabzon yöresine özgü altın ya da gümüş tellerin elde örülmesiyle yapılan kuyumculuk işine verilen ad.

KAZBOKU:Kirli sarı renk.

KAZEİN:Sütte bulunan protein.

KAZEVİ Saz ya da kamıştan örülmüş büyük sepet.

KAZGAL:Kaba ayakkabı.

KAZI: Kazak ve Özbeklerde at etinden yapılan sucuğa verilen ad.

KAZIK: Alışverişte aldatılma.

KAZIM:Kendini tutan,öfkesini yenen.

KAZİB: Yalan söyleyen,yalancı.

KAZİM:Yazı yazmada kullanılan beyaz deri.

KAZİYE:Önerme.

KAZMİR: Çözgü ve atkısı birkaç defa bükülmüş yün ipliğinden olan kumaşlar.

KAZNAKOVİ:Artvin yöresinde yaşayan ve Kafkas engereği de denilen yılan cinsi.

KAZULET:Halk dilinde kocaman.

KAZURAT: İnsan dışkısı.

KE:Arapça zarf yapan gibi anlamında benzetme öneki.

KEA: Yeni Zelanda’da yaşayan bir papağan.

KEBABE( KEBABİYE): Endonezya’da yetişen kuyruklu biber de denilen bir karabiber türünün kurutulmuş meyvelerine verilen ad.

KEBAD:Dilim dilim kesilerek tatlısı yapılan büyük ve yumuşak bir limon.

KEBAN: Fırat ırmağı üzerinde kurulu bir baraj ve hidroelektrik santralı.

KEBAP:Doğrudan doğruya ateşte veya kap içinde susuz olarak pişirilmiş et.

KEBE: Kaba kumaştan yapılan ceket ya da palto.

KEBE:Kısa kepenek.

KEBERE: Akdeniz yöresinde yetişen ve çiçek tomurcukları turşu yapımında kullanılan bir bitkiye verilen ad. Sürekli yeşil kalan çalı görünümünde bir bitki,gebre otu.

KEBİKEÇ:El yazması kitapların sonuna güveden koruyacağına inanılarak yazılan ve tılsımlı sayılan sözcük.

KEBİR:Büyük,ulu.

KEBİSE:Fazlası bulunan,ilavesi olan,artık.

KEBUTER:Güvercin.

KEBZE:Halk dilinde kürek kemiğine verilen ad.

KEÇ:Çift direkli ve yelkenli bir gemi.

KEÇE:Yapağı veya keçi kılının dokunmadan,yalnızca dövülmesiyle elde edilen kaba kumaş. Yere serilen halı,kilim gibi yünlü döşemelik.Keçi kılından sert dokuma.

KEÇEMEN:Halk dilinde bir cins yeşil kertenkeleye verilen ad.

KEÇİ:Geviş getirenlerden,eti-sütü-derisi ve kılı için yetiştirilen,memeli evcil bir hayvan.

KEÇİKIRAN:Van gölünün kuzey batısında Muradiye ovasında Urartu döneminden kalma kaleye verilen ad.

KEÇİKÖMÜRENİ:Yaprakları soğan yerine kullanılan bir tür yaban sarımsağı.

KEÇİMEMESİ:Sert kabuklu,iri taneli,uzunca beyaz yada kırmızımsı bir çeşit üzüm.

KEÇİSAĞAN:Geniş gagalı ,böcekçil, çobanaldatan da denilen bir kuş.

KEÇİVAN: Kars’ın Kağızman ilçesinde,ortaçağda yapılmış bir kale.

KEÇİYEMİŞİ :Yaban mersini.

KED: Bir işi gerçekleştirmeye çalışma.

KEDEME: Elbisede pli,kırma,fisto gibi süsler.

KEDİ :Köpek dişleri iyi gelişmiş,kasları çevik ve kuvvetli evcil veya yabani,küçük memeli hayvan.

KEDİBALI:Erik,kayısı gibi ağaçlardan sızan bir çeşit zamk.

KEDİBASTI:Bütün yüzeye tutkal sürmeyi gerektirmeyen işlerde,fırçayı aralıklı bastırarak tutkal sürme işi.

KEDİBATMAZ:Pekmezle yapılan bir tür tatlı.

KEDİDİLİ:Genellikle dondurmanın yanında yenilen bir tatlı bisküvi.

KEDİNANESİ:Yaban sümbülü adıyla da bilinen bir kır bitkisi. Nezle otu da denilen,ballıbabagiller familyasından kokulu bir bitki.

KEF: Van Gölü’nün kuzeybatı kıyısında,Bitlis’in Adilcevaz ilçesinde Urartu döneminden kalma ünlü kale.

KEF:Et haşlanırken su üzerinde biriken tortu,köpük.Halk dilinde tortuya verilen ad.

KEF:Yumurtadan yeni çıkmış civcivin ağzının kıyısında bulunan ve zamanla kaybolan sarı renk.

KEFAL :Orta büyüklükte,çok pullu,küt başlı,gümüş renkte,beyaz etli bir balık.

KEFALET: Garanti.

KEFARET:Bir günahı Tanrıya affettirmek amacıyla verilen sadaka ya da tutulan oruç.

KEFE:Terazi gözü.

KEFEKİ:Diş diplerinde ve kaplarda oluşan kireç tabakası.

KEFEKİ:Yapılarda kullanılan açık renkli,delikli,ateşe dayanıklı bir tür taş.

KEFEN: Gömülmeden önce ölünün sarıldığı beyaz bez.

KEFERE:Müslüman olmayanlar.Kafirler.

KEFİR:Özel bir maya mantarıyla keçi ve inek sütünün mayalanmasıyla hazırlanan ekşi içecek.

KEFİYE:Arapların başlarındaki serpuş.

KEFNE:Çuvaldızla iş yapanların,avuçlarını korumak için ellerine geçirdikleri demirli kayış.

KEĞE:Çam kozalağı ya da meyve toplamak için dalları eğmeye yarayan ucu çengelli sırık.

KEHEL:Tembel,gayretsiz.

KEHF:Mağara.

KEHKEŞAN:Samanyolu.Saman uğrusu.

KEHLE:Bit.

KEHRİBAR:Süs eşyası yapımında kullanılan ve bir yere sürtüldüğünde hafif cisimleri kendisine çeken,toprak altında kaldıktan sonra uçucu bileşenlerini yitirerek ve kimyasal değişime uğrayarak kararlı bir yapı kazanan,yarı saydam,sarıdan kırmızıya kadar renkleri olan fosil ağaç reçinesi .

KEHRİZLER: Yer altı sulama kanalları.

KEK :Yumurta,un ve şekerle,genellikle içine çekirdeksiz kuru üzüm veya kakao v.b. konularak yapılan,fırında pişirilen tatlı çörek.

KEK: Argo’da aptal,bön anlamında sözcük.

KEKA:Ne güzel,ne iyi. Yan gelip yatma.

KEKE (KEKEÇ):Halk dilinde kekeme.

KEKİK:Ballıbabagillerden,çiçeği bahar gibi kullanılan kokulu bir bitki.Zahter de denir.

KEKLİK:Güvercin büyüklüğünde eti için avlanan kırmızı gagalı bir kuş türü.

KEKLİK:İçel ve çevresinde yaygın bir türkü ve bu türkü eşliğinde oynanan kaşıklı, karşılama türü bir halk oyunu.

KEKLİKGÖZÜ: Kanavcı otu,horoz gülü gibi adlar da verilen otsu bitki.

KEKOVA: Antalya’da arkeoloji açısından zengin olan küçük ada. Türkiye’nin Akdeniz kıyısındaki en büyük adası.

KEKRE :Tadı acı ve ekşimtırak,buruk olan.

KEL:Halk dilinde dişi hindi.

KELA: Bazı yörelerde kertenkeleye verilen ad.

KELALAKA: Alakasız.(Mecazi).

KELAM:Söz.

KELAM:Tanrı’nın varlığını ve İslam dininin doğruluğunu konu edinen bilim. İslam’da,inanç ilkelerini us yoluyla açıklamayı ve savunmayı amaçlayan bilim.

KELAMIKADİM:Kuranı kerim.

KELAMIKİBAR:Eski dilde özdeyiş. Şiirsel sözleri,özlü ve sanatsal sözleri tanımlamak için kullanılan deyim.

KELAYNAK:Şanlıurfa’nın Birecik ilçesinde ve Fırat vadisini çeviren kayalarda yaşayan ve soyu tükenme tehlikesi gösteren, uzun gagalı bir kuş.

KELB: Eski dilde köpek.

KELDANİLER:Irak,İran ve Suriye’de yaşayan Hıristiyan bir topluluk.

KELE (KELEME): Sürülmemiş tarla. Bakımsız bağ, bahçe.

KELE:Bağa, tosun.

KELEBEĞİN RÜYASI: Genç şairler Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu’nun anlatıldığı Yılmaz Erdoğan filmi.

KELEBEK : Güreşte bir oyun.

KELEBEK:Pul kanatlılardan,vücudu kanatları ince pullarla ve türlü renklerle örtülü,dört kanatlı,çok sayıda türleri olan böceklere verilen genel ad.

KELEBEK:Vida,somun gibi nesnelerde kolayca çevrilmeye yarayan bölüm.

KELEK:Irmaklarda işleyen ve şişirilmiş tulumlar üzerine kurulan bir çeşit sal.

KELEKEN: Hindi.

KELEM :Lahana.

KELEMBE:Dinlendirilmek üzere terk ve tatil edilmiş yer,arazi. Sürülmeden bırakılmış tarla.

KELEP:Büyük yün iplik çilesi.

KELEPSER:Atın baş vurmasını engellemek için takılan kayış.

KELER:Sürüngen hayvanların genel adı.

KELEŞ :Çok yakışıklı,çok güzel,yiğit, cesur,bahadır.

KELEŞ: Saçı olmayan,kel,aptal.

KELETE: Değirmencinin öğüttüğü undan aldığı pay.

KELETE:Halk dilinde çuvala verilen ad.Koyun derisinden yapılan torba.

KELETER:İki kulplu ve küfe biçimindeki büyük sepete halk dilinde verilen ad.

KELEVE: Eğrilmiş iplik çilesi.

KELİK:Halk dilinde eski ayakkabıya verilen ad.

KELLE:Ekinlerde başak. Mısır koçanı.

KELLEN: Yurdumuzun akarsu ve göllerinde de yaşayan bir sazan balığı türü.

KELOĞLAN:Denizli’nin Acıpayam ilçesine bağlı Dodurgalar beldesinde,sarkıt ve dikitleriyle ünlü bir mağara.

KELOYİT:Deri üzerinde tümör görünümü alan kaba yara izi.

KELP:Köpek.

KELPEŞİR: Pişen süte ekmek doğrayıp kırmızıbiber eklenerek yapılan bir yemek.

KELT:Eski bir Avrupa kavmi.

KELTEPE:Marmara bölgesindeki samanlı dağlarının en yüksek tepesi.

KELVİN:Termodinamik sıcaklık temel birimi.

KEMAL:En yüksek değer.

KEMALETTİNTUĞCU :Öğrenim görmeyen, kendi kendini yetiştiren, çocuklara yönelik öyküler ve romanlarıyla tanınan yazarımız.

KEMAN: Telli ve yaylı müzik aleti.

KEMANE : Keman yayı.

KEMANE: Ağaç gemilerde talimarın üst ucundaki kıvrım.

KEMANE: Göğsü derili bir gövde ve bir saptan oluşan beş telli ve yaylı bir halk çalgısı.

KEMANE:Delgi veya küçük torna çevirmek için kullanılan ok yayı biçimindeki araç.

KEMANİ: Keman çalan müzisyen.

KEMANKEŞ:Eski dilde ok atıcı,okçu.

KEME:Büyük sıçan.

KEME:Domalan’da denilen ve patatese benzeyen bir tür mantar. Yer mantarı.

KEMENÇE:Yayla diz üzerinde çalınan,kemana benzeyen,3 telli küçük bir çalgı türü.

KEMENT:Hayvanları yakalamak için kullanılan,ucu ilmikli,kaygan uzun ip.

KEMERE:Gemi güvertesinin enine konmuş kirişlerinden her biri.Baş ve kıç arasındaki omurga.

KEMET:Patika, keçiyolu anlamında yerel sözcük.

KEMHA:İpekle dokunan yüzeyi hafif tüylü,kalınca kumaş. Brokar.

KEMİ: Eski Mısır’da palmiyeden yapılan bir cins şarap.

KEMİK:Argo’da tavla oyununda kullanılan zar.

KEMİRDEK:Kuyruk kemiğinin kıkırdaklı bölümü. Kuyruğun iskeleti.

KEMİYET:Bir şeyin sayılabilen,ölçülebilen veya azalıp çoğalabilen durumu, nicelik,miktar.

KEMOTERAPİ:Hastalıkların kimyasal maddelerle tedavisi.Kanserde ilaç tedavisi.

KEMRE: Başta olan kepek.

KEMRE:Gübre,tezek. Hayvan gübresi.

KEMTER: Daha aşağı,daha alçak,değersiz.

KEN:Halk dilinde ekilmeden bırakılmış tarlaya verilen ad.

KEN:Trabzon ilinde bir yayla.

KENA:Güney Amerika yerlilerinin kullandığı bir tür kaval.Peru ve Bolivya müziğine özgü bir tür kaval.

KENA:Parmakların sinirleri çekilip yumulmak.

KENAN :Adanmış ülke yada İsrail (Filistin) ülkesinin eski adı.

KENAN İMİRZALIOĞLU: Dünyanın best modeli seçildikten (1997) sonra Deliyürek dizisinde yıldızı parlayan,Ezel dizisinde zirveye çıkan,en son Uzun Hikaye filminde ve Karadayı dizisinde rol alan ünlü aktör.

KENANERİM: Özellikle Afrodisyas antik kentinde sürdürdüğü çalışmasıyla tanınan,1929-1990 yılları arasında yaşayan arkeologumuz.

KENBAĞ:Çankırı’da tabiat parkı kapsamına alınmış mesire alanı.

KENDO:Tahta kılıçlarla yapılan Japon dövüş sporu.

KENE:Koyun,köpek,at vs hayvanların veya insanların derisinde asalak olarak yaşayan,bulaşıcı hastalıklara neden olan böceklerin genel adı,sakırga.

KENEF: Halk dilinde hela.

KENEFİ:Çorum bezi de denilen ve geleneksel el tezgahlarında pamuk ipliğinden dokunan,çamaşır ve çarşaf yapımında kullanılan bir tür bez.

KENEGÖZ :Çok küçük gözlü kimse.

KENEOTU:Sütleğengillerden,tohumlarından yağ elde edilen bir bitki.

KENET:İki sert cismi birbirine bağlamaya yarayan,iki ucu sivri ve kıvrık metal parça.

KENEVİR:Kendirgillerden,sapındaki liflerden halat,çuval vs kaba örgüler yapılan,iki evcikli bir bitki. Saplarından lif ile kağıt ve yakacak hammaddesi,tohumlarından yağ ve dişi bitkilerin çiçekli veya meyveli dal uçlarından esrar elde edilebilir,mahalli olarak bazı yörelerde kendir,hint keneviri,çedene veya çetene olarak isimlendirilir.

KENGERLİDÜZ:Hatay’ın Dörtyol ilçesinde tabiatı koruma alanı kapsamına alınan bir orman bölgesi.

KENİŞ: Tahtalara delik,oyuk açmaya yarayan marangoz aracı.

KENİZEK:Küçük cariye,genç kadın köle.

KENOFOBİ:Boş alan korkusu.

KENT:Pokerde,sırayla birbirini izleyen değişik renkten beş karta verilen ad.

KENTAL:Yüz kiloluk bir ağırlık ölçüsü birimi.

KENTAUROS:Yunan mitolojisinde yarısı insan yarısı at olan yaratık.

KENTET:Müzikte beşli.

KEP:Sipersiz şapka.

KEPBASTI: Çift katlı dalyan ağı.

KEPÇE: Uzun veya kısa gönderli demir çember ve buna takılı ağdan bir torbası olan av aleti.

KEPÇE:Güreşte hasmın arkasından bacakları arasına el sokma oyunu.

KEPÇEL: Kepçe burun da denilen bir ördek cinsi.

KEPEK:Un elendikten sonra,elek üstünde kalan kabuk kırıntıları.

KEPEKLER:Balıkesir’in Susurluk ilçesinde bir kaplıca.

KEPEL: Kuru odun.

KEPENEK:Çobanların soğuktan korunmak için omuzlarına aldıkları dikişsiz,kolsuz,önü yırtmaçlı,uzun etekli keçeden yapılan üstlük .

KEPENEZ:Tatlı su kefali de denilen bir balık.

KEPENK:Dükkan vitrini,kapı,pencere gibi açıklıkları kapatmak için kullanılan tahta veya demir kanat.

KEPEZ :Yüksek tepe,dağ. Dağların oyuk ve kuytu yerleri.

KEPEZ:Gelin başlığı. Boncuk,para,tüy takılmış renkli tülbentlerle yapılan gelin başlığı.

KEPEZ:Koyunların başlarındaki kabarık yün.

KEPİ: Ayakkabı derisi,kösele.

KEPİR:Çorak,çamurlu,verimsiz toprak.

KEPİRTEPE: Yurdumuzda kurulmuş 21 Köy Enstitüsünden biri.(Edirne).

KEPKEPİ: Ayakkabıcılıkta kullanılan küçük çivi.

KER: Fazla yağmur nedeniyle tahıllarda görülen sürme hastalığı.

KER:Kulağı duymayan. Sağır.

KERAHET:İğrenme, tiksinme.

KERALA:Hindistan’da bir eyalet.

KERAMET:Olağanüstü durum.

KERAMOS:Muğla’nın Milas ilçesinde,seramik sözcüğüne de adını veren antik kent.

KERANEGİR:Toplum hayatından uzaklaşarak bir kenara çekilen.

KERANOFOBİ:Gök gürültüsü ve yıldırım çarpmasından duyulan aşırı korku.

KERASOS(KERASUS): Giresun kentinin, kiraza da adını veren antik dönemlerdeki adı.

KERATA: Çocuklara takılmak için söylenen bir söz.

KERATA:Ayakkabı çekeceği.

KERATA:Karısı tarafından aldatılan erkek.

KERATİN:Tırnak, boynuz, kıl gibi üst deri ürünü olan yapıları oluşturan proteinli madde.

KERAVİYE : Frenk kimyonu,hint kimyonu,kara kimyon da denilen ve meyveleri baharat olarak kullanılan otsu bir bitki,baharat.

KERBEROS: Eski Yunan mitolojisinde,ölüler ülkesinin bekçisi olan yüz başlı köpek.

KERÇ: Alay,kinayeli söz.

KERDEME:Tere bitkisine verilen bir başka ad.

KERDİGE:Arpa ile buğday karışımı ve bu karışımdan elde edilen un.

KERE: Ceylan yavrusu.

KEREBİÇ:Mersin ve Hatay yöresine özgü,cevizli bir hamur tatlısı.

KEREM: Soyluluk, ululuk,asalet.İhsan.

KEREMPE:Denize doğru uzanan taşlık burun.

KERENTİ: Tırpan.

KERES:Büyük ve derin karavana, kazan.

KEREVET : Teneşir.

KEREVET:Üzerine şilte serilerek yatmaya veya oturmaya yarayan,tahtadan yapılmış karyola,seki,sedir,peyke.

KEREVİT:Tatlı su ıstakozu.

KEREVİZ:Maydanozgillerden,kökleri ve yaprakları sebze olarak kullanılan bir bitki.

KERHEN:İstemeyerek,gönülsüz.

KERİM :Soylu.

KERİME :Kız evlat.

KERİZ: Argo’da sazlı sözlü eğlenceye verilen ad.

KERİZ: Pissu yolu,lağım.

KERK: Artvin yöresinde mısır ekmeğine verilen ad.

KERKEÇ: Kaleleri kuşatmak,top ve tüfekle dövmek için yapılan kule ve tabyalara verilen ad.

KERKENEZ:Kartalgillerden,leşle beslenen yırtıcı bir kuş,sarsak doğan.

KERKES: Akbaba.Zümrüdü Anka kuşunun Türk mitolojisindeki karşılığı.

KERKİ:Halk dilinde keser. Büyük balta.

KERM: Eski dilde üzüm bağı.

KERMES:Bir çalışmaya yardım sağlamak için,genellikle açık havada yapılan eğlentili toplantı.

KERMİKEREÇ:Rize ilinde bir göl.

KERNEK: Malatya ilinde bir şelale.

KERPE: Kocaeli’nin Karadeniz kıyısındaki turistik bir yöre ve liman.

KERPİÇ:Duvar örmekte kullanılmak için kalıplara dökülüp güneşte kurutulmuş saman ve balçık karışımı ilkel tuğla.

KERRAKE:Eskiden ince softan yapılan hafif ve dar bir üst giysisi türü.

KERRAT:Bir çok kez,çok defa.

KERTE: Gemi pusulasında kadranın ayrılmış olduğu on bir derece ve on beş dakika ölçüsünde bir açıya eşit olan otuz iki bölümden her biri.

KERTE:Derece,radde,durum. İşaret için yapılmış çentik veya iz.

KERTERİZ:Balıkçıların denizde sığlıkları belirtmek için kullandıkları işaretlerin her biri. Sandalın bodoslama demiri ve kıyıdaki iki sabit cismin üst üste getirilmesi ile saptanan yer bulma yöntemi. Balık tutarken genelde balığın bulunduğu belli bir yeri belirlemek için tespit edilen işaret noktaları. Herhangi bir maddenin bir tekneden olan yönünü mıknatıs veya cayro pusula ile tayin etmek veya ölçmek.

KERTİ:Bayat ekmek veya yemek,et.

KERTİK:Cisimlerin yüzeyindeki küçük oyuk ve çentik.

KERTME: Çentme.İşaretleme.

KERVAN:Uzak yerlere yolcu ve ticaret eşyası taşıyan yük hayvanı katarı.

KERVANKIRAN:Çoban yıldızı.

KERVANSARAY:Eskiden kervanların konaklaması için yapılmış olan büyük han.

KES :Genellikle yakmak için kullanılan iri saman.Dövülerek saman yapılan ot.

KES:Kapalı jimnastik ayakkabısı.

KESAFET:Çokluk,sıklık,yoğunluk.

KESAN:Eski dilde insanlar, kimseler.

KESBİ (KİSBİ):Sonradan elde edinilmiş,sonradan kazanılmış olan.

KESE: Para,saat,mühür,tütün gibi çeşitli eşyaların içinde korunduğu,örme ibrişimden, boncuktan,deriden ve kumaştan yapılma,ağzı büzmeli,küçük torba.

KESE:Banyo temizlik aracı.Yıkanırken kir çıkarmak için ele geçirilen,vücudu ovmaya yarayan,koyun yününden yapılan cep biçiminde bez.

KESE:Kısa,kestirme yol.

KESE:Ormanlara zararlı bir böcek.

KESEDAR (KİSEDAR) :Eskiden esnafların gelirlerini toplayıp saklayan,zenginlerin paralarını yöneten ve harcamalarını yapan kimse.

KESEK:Bel,çapa yada sabanın topraktan kaldırdığı iri parça.

KESELİLER:Kanguru gibi,dişilerin karnında yavrularını taşımaya yarayan kese bulunan hayvanlar takımı.

KESEN: Kış için kurutulan yağsız ve tuzsuz yoğurt.

KESENE:Toptan, götürü iş, yazılı anlaşma.

KESER:Tahta,ağaç yontmaya ve çivi çakmaya yarayan,kısa saplı,bir yanı keskin ağızlı çelikten yapılmış araç.

KESF:Eski dilde güneş yada ay tutulması.

KESİ: Kadeh.

KESİ:Bezden biçilmiş elbise,çamaşır.

KESİ:Bir atımlık barut.

KESİ:Uygur Türklerince 11. asra kadar Çin’de dokunan çok ince kalite ipek duvar halılarına verilen ad.

KESİF:Yoğun.

KESİK:Ekşimik.

KESKİ :Ağaç,taş,metal vs yontmaya yarayan bir ucu keskin çelikten yapılmış bir araç.

KESME:Yeşilimsi beyaz renkli çiçekler açan,hep yeşil yapraklı bir süs ağacı.

KESMEKAYA:Baskı altında kalarak sertleşmiş ,taş gibi olmuş toprak parçası.

KESMİK :Başakla karışık iri saman.

KESMİK:Kesilmiş sütün koyu bölümü.

KESON:Su altında kalan ya da gevşek zeminlerde temel atmayı sağlayan metal ya da betonarme kasa.

KESPETMEK: Edinmek.

KESRET:Eski dilde çok olma durumu, çokluk, bolluk. Kalabalık.

KESTANBOL:Çanakkale’nin Ezine ilçesinde bir kaplıca.

KESTANE:Kayıngillerden,ılıman iklimlerde yetişen,25-30 metre kadar boylanabilen, meyvesi pişirilip yenilen,kerestesi doğramacılıkta kullanılan bir orman ağacı.

KESTANECİK:Prostat.

KESTERE: Tüylü saplı,kırmızı ya da sarı çiçekli bir bitki.

KESTERE:Kitre de denilen ve geven adlı bitkiden çıkarılan bir tür zamk.

KESTİRİM: Tahmin.

KEŞ: Argo’da sersem,budala.

KEŞ: Uyuşturucu düşkünü.

KEŞ: Yağı alınmış sütten ya da yoğurttan yapılan peynir. Süzme yoğurttan yapılan,parmesana benzeyen ve makarnalarda kullanılan sert peynir. Kış için kurutulan yağsız,tuzsuz yoğurt.

KEŞAN:Karadeniz yöresine özgü,peştamal ya da başörtüsü yapımında kullanılan dokuma. Başa,bele bağlanan yöresel örtü.Trabzon dokuması.

KEŞEN: Çeltik bitkisinin ekilmesinden önce suyla dolu tarlanın karıştırılıp bulamaç haline getirilmesini sağlayan hayvan veya traktörle çekilen ağaçtan yapılmış tarak biçiminde dişli araç.(Çeltik su durulunca ekilir.)

KEŞEN:Zincirden yular yada ayak kösteği.

KEŞİDE:Çekme,çekiliş.

KEŞİK:Sıra,dizi,nöbet.

KEŞİŞ:Hıristiyanlarda,manastırda yaşayan,evlenmemiş papaz,rahip.

KEŞİŞLEME:Güneydoğudan esen yel,akça yel.

(K) Harfinin 2. kısmı için Tıklayın



Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 14:33