Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa

K-2 - (KEŞİŞOTU-KZA) - Sayfa 2

e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
K-2 - (KEŞİŞOTU-KZA)
Sayfa 2
Sayfa 3
Tüm Sayfalar

 

KLE :Güreşte bir oyun.

KLE: Toplanmayı gösteren nota işareti.

KLEMANTİN:Turunç ile mandalinanın çaprazlanmasıyla elde edilmiş çok lezzetli bir mandalina cinsi.

KLEON:Çok yetenekli bir hatip olan Atinalı siyaset adamı.

KLEPS:Bilardoda , oyunculardan birinin topunun öteki toplardan birine değdikten sonra geri dönmesini sağlayacak şekilde yapılan vuruş.

KLEPTOMANİ:Hırsızlık yapma şeklinde beliren hastalık.Dayanılmaz bir ruhsal itkiyle,kişinin çalma zorunluluğu duymasıyla beliren hastalık.

KLERİKALİZM:Dinin ve din kuramlarının toplum hayatının çeşitli kesimlerindeki yerini güçlendirmeyi amaçlayan toplumsal,ekonomik akım.

KLEZMER:Doğu Avrupa kökenli Yahudilerin geleneksel düğün müziği.

KLİK :Hizip.

KLİMAKOFOBİ:Merdiven çıkmaktan duyulan korku.

KLİMATİZM: Dinlenmek ve sağlık kazanmak için gidilen orman,dağ,göl kıyısı gibi yerleri kapsayan turizm etkinliği.

KLİMATOLOJİ: İklimbilim.

KLİNE: Antik çağda dinlenmek veya yemek için üzerine uzanılan uzun kanape biçimindeki mobilya.Taş yatak.

KLİNKER:Çimento yapımında fırından ezilmeden çıkarılan pişirme ürünü.

KLİNOFOBİ:Yatağa girme fobisi.

KLİNOMETRE :Eğim ölçer.

KLİP:Görüntüleme.Bir müzik parçasını kısa ve çarpıcı görüntülerle sunan film.

KLİPS:Yaylı bir pensle tutturulmuş küpe,iğne gibi takılara verilen ad.

KLİRİNG:Dış ticarette,iki ülke arasında yapılan alışverişlerin karşılıklı olarak malla ödenmesi,takas.

KLİŞE:Baskıda kullanılmak amacıyla,üzerine kabartma resim,şekil,yazı çıkarılmış metal levha. Basmakalıp söz.

KLON:Tek bir hücre veya organizmadan eşeysiz üreme yoluyla türetilmiş,genetik yapıları birbirinin tıpatıp aynı hücre veya organizmalar topluluğu.

KLOR: Halojenler ailesinin ikinci en hafif üyesi olan kimyasal element.

KLOROFİL:Güneş ışığını soğurarak bitkilerde karbon özümlemesini sağlayan ve bitkilere yeşil renklerini veren pigment.

KLOROZ:Kanda alyuvar sayısının azalmasından ileri gelen,genellikle genç kızlarda görülen kansızlık.

KLOSTROFOBİ:Dar ve kapalı yerlerden duyulan kaygı veya korku,kapalı yer korkusu.

KLOŞ : Alt tarafı çan biçiminde genişleyen etekler için kullanılan sözcük.

KLOZ: Sigortaların kapsadığı maddeler,poliçeye ekli özel şartlar.

KLOZET: Alafranga tuvalet.

KLÜZ:İki çöküntü alanını birbirine bağlayan,boğaz biçiminde dar vadi.Bir kıvrımı keserek iki yandaki çukurlukları birleştiren,dar ve boğaz biçimindeki kısık.

KN: Grönland’ın plaka imi.

KNEMİS:Antik çağda Yunan askerlerinin taktığı baldır zırhı.

KNESSET:İsrail parlamentosuna verilen ad.

KNEZ:Kimi Slav uluslarında prens,kral anlamında kullanılan sözcük.

KNİDOS:Datça yarımadasındaki ünlü antik kent.

KNOSOS: Girit adasının kuzey kıyısında antik bir kent ve burada bulunan ünlü saray.

KNOSSOS: Milas ovasında bir dağ.

KNOT:Deniz mili.Denizcilikte,1 saatte 1 deniz miline eşit hız ölçüsü.

KO:Japonya’daki dört çiçek düzenleme okulundan biri.

KOA:Hawai’de yetişen bir tür kereste.

KOAH: Bronşlarda tıkanmaya neden olan bir akciğer hastalığının kısa yazılışı.

KOALA:Avustralya’da yaşayan keseli ağaççıl memeli hayvan. Keseli ayı denilen Amerika etçil memelisi.

KOAN:Zen Budacılığında rahip adaylarının meditasyon eğitiminde kullanılan kısa ve çelişkili önerme yada soru.

KOATİ:Tropikal Amerika’da yaşayan,rakuna benzer memeli bir hayvan.

KOAY: Güneydoğu Asya’da yetişen ve meşeye benzeyen bir ağaç.

KOB: Afrika’da yaşayan bir antilop

KOBA:Yakın arkadaşları tarafından Stalin’e verilen ad.

KOBAK: Artvin yöresinin bir oyunu.

KOBALT:Boyacılıkta kullanılan,nikel ve demire benzeyen,gümüşi renkte bir element.

KOBAR:Çulara da denilen ve yurdumuzun denizlerinde de yaşayan bir balık.

KOBAY :Bilimsel araştırmalarda kullanılan bir deney hayvanı,Hint Domuzu.

KOBİEN: Kars ilinde bir mağara.

KOBRA : Afrika ve Asya’nın sıcak bölgelerinde yaşayan çok zehirli bir yılan türü.

KOBRA: Adını üyelerinin doğum yeri olan üç kuzey Avrupa başkentinden alan dışavurumcu ressamlar grubu.

KOCABAŞ:Flurcun da denilen bir kuş. Sıcak bölgelerde yaşayan bir cins çaylak.

KOCABAŞ:Pancara verilen bir başka ad.

KOCABAŞI: Köy ihtiyar heyetinin başı.

KOCAGÖZ:İri yapılı,sarımsı ya da yeşilimsi renkte bir kıyı kuşu.

KOCAİN: Antalya’nın Akseki ilçesinde bir mağara.

KOCAKORU:Konya’nın Seydişehir ilçesinde, tabiat parkı kapsamına alınan orman.

KOCALAK:Sıcak bölgelerde yaşayan bir tür büyük çaylak.

KOCASAK:Koca arayan kız.

KOÇ:Damızlık erkek koyun.

KOÇAK:Yürekli erkek,yiğit,kabadayı.

KOÇAN: Lahana,marul,mısır gibi sebzelerde yaprakların çıktığı sert gövde.

KOÇAŞ: Halk dilinde yağmur bulutuna verilen ad.

KOÇAŞ:Arabacı.

KOÇAYI:Halk dilinde Kasım ayına verilen ad.

KOÇBAŞI: İri bir nohut cinsi.

KOÇGİRİ: Ankara hükümetine karşı 1921’de Sivas,Erzincan ve Tunceli yöresinde ayaklanma başlatan aşiretin adı.

KOÇİBEY: Devlet örgütündeki bozuklukları ve bunların düzeltilebilmesi için alınması gereken önlemleri açıkladığı risaleleriyle tanınmış Osmanlı devlet adamı.

KOÇKATIMI: Genellikle 21 Kasım’da meydana gelen bir fırtına.

KOÇKAYASI: Giresun’un Dereli ilçesinde,tabiat parkı kapsamına alınmış bir yayla.

KOÇU:Direkler üzerine yüksekte kurulmuş zahire (tahıl) ambarı.

KOÇU:Eskiden kullanılan iki atla çekilen bir çeşit gezinti arabası.

KOD:Şifre.

KODA(CODA): Bir bestenin bitiş bölümü. Bir konunun sonunda yer alan bağımsız parça.

KODAMAN :İleri gelen, servet ve mevki sahibi kimseler için alay yollu kullanılan sözcük.

KODEİN : Afyondan çıkarılan,öksürüğü kesmek için hekimlikte kullanılan bir madde.

KODEKS:İlaçların formüllerini gösteren resmi kitap.

KODRERO: Yahudi mutfağına özgü,kuzu etiyle yapılan bir yemek.

KODUK:Yeni doğmuş inek,deve ya da köpek yavrusu.

KOERİ: Ülkemizin deprem bilgi bankası.Deprem monitörü.

KOF: Kuruyarak ya da çürüyerek içi boşalmış olan.

KOFA:Hasırotu,saz,kamış.

KOFA:Yılanbalığına benzer bir balık.

KOFANA:Lüfer balığının irisi.

KOFÇAZ:Kırklareli’nin bir ilçesi.

KOFRA:Bina girişlerinde elektrik şebeke hattını sigorta sistemi ile düzenleyen kutu.Şebeke akımından bina akımını ayıran sigorta.

KOFUL:Bitki hücreleri yaşlandıkça plazmalarında oluşan ve içi hücre suyu ile dolu bulunan boşluk. Hücre sitoplazmasında oluşan cansız yapı,boşluk.

KOHAT:Pakistan’da bir kent.

KOHEZYON:Moleküller arasındaki çekim kuvveti.

KOİ:Çok değerli bir akvaryum balığı.

KOJAN :Altay Türklerinde şarkı,türkü anlamında kullanılan sözcük.

KOJENERASYON:Elektrik ve ısı enerjisinin birlikte üretildiği teknoloji.

KOKA:Judoda rakibi en az on saniye yerde hareketsiz olarak tutarak kazanılan teknik üstünlük.

KOKALİNGA: Nohut büyüklüğünde hamur taneleri ve sarımsaklı yoğurtla yapılan bir yemek.

KOKARAĞAÇ:Aylandız da denilen ve gölge ağacı olarak dikilen kötü kokulu bir ağaç.

KOKARCA:Etoburlardan,kendini korumak için düşmanına pis bir sıvı fışkırtan bir hayvan.

KOKARKÖY: Ankara’nın Haymana ilçesinde bir kaplıca.

KOKART:Asker şapkalarına takılan ve rengi uluslara göre değişen işaret. Belli bir topluluğa özgü olan işaret.

KOKER:Küçük boylu, uzun ve ipeksi tüylü, sarkık kulaklı bir köpek cinsi.

KOKET:Çok süslü giyinen ve modaya düşkün olan kadın. Yosma.

KOKOLYA:İpek kozası.

KOKONA:Süsüne düşkün yaşlı kadın.

KOKONİÇA: Osmanlı döneminde Eflak ve Boğdan eyaletlerinin voyvodalıklarına atanan Fener Rum beylerinin kız çocuklarına verilen unvan.

KOKONOS:Yeniçeriler arasında saygı duyulan kimselere verilen ad.

KOKOREÇ:Şişe sarılarak korda kızartılan,kekikli kuzu bağırsağı.

KOKOROZ: Mısır.

KOKOROZ:Argo’ da çirkin kimseye verilen ad.

KOKOZ:Argo’da parası olmayan,züğürt cebi delik.

KOKPİT :Uçaklarda pilot kabini,pilot köşkü.

KOKULYA:Genellikle 20 Mayısta meydana gelen bir fırtına.

KOKURDAN: Dışarıya akıntısı olmayan kuyu gibi çukur çöküntü.

KOLA :Kağıt yada bez yapıştırmakta kullanılan,kaynatılmış nişasta bulamacı.

KOLAĞASI:Osmanlı ordusunda yüzbaşı ile binbaşı arasında yer alan rütbe.

KOLAJ:Bir resmin yapısına uygun olarak yapıştırılan çeşitli kağıtlar, fotoğraflar ya da kumaş gibi gereçlerle yapılan düzenleme. Yapıştırma resim. Kumaş,tahta gibi malzemelerle yapılan,kağıt ya da kartona yapıştırılan resim ya da kompozisyon. Çeşitli malzemelerin sanatsal amaçla bir araya getirildiği ürünlere verilen ad.

KOLAKAS:Güney Anadolu’da yetişen,patatese ve yer elmasına benzer yumruları yiyecek olarak kullanılan otsu bir bitki.

KOLAN: Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde bir kaplıca.

KOLAN: Yünden ya da ipekten yapılmış,üzeri işli ince kuşak.

KOLAN:Semer veya eyer bağlamak için hayvanın göğsünden aşırılarak sıkılan yassı kemer.

KOLASTARI: Ege yöresinde tomruk biçmeye yarayan ve iki kişi tarafından kullanılan bıçkı aletine verilen ad.

KOLBASA: Rusya’ya özgü bir tür sucuk.

KOLBASTI:Trabzon yöresine özgü bir halk oyunu.

KOLÇAK: Kolların kirlenmesini önlemek üzere bilekten dirseğe kadar kola geçirilen ve kumaştan dikilen kolluk.

KOLÇAK:Bir koltukta kol dayama yeri,dirseklik.

KOLÇAK:Yalnız baş parmağı ayrı,diğer dört parmağı bir örülmüş yün eldiven.

KOLEBYAKA:Rus mutfağına özgü bir çeşit balıklı börek.

KOLEDOK:Safrayı bağırsağa veren kanalın adı.

KOLEKSİYON:Derlem.

KOLERA:Şiddetli ishal ve kusmalarla kendini gösteren,çok bulaşıcı,salgın ve öldürücü bir hastalık.

KOLETE: Doğu Karadeniz yöresine özgü bir peynir.

KOLİ:İskoç çoban köpeği de denilen uzun tüylü bir köpek cinsi.

KOLİBRİ:Amerika’da yaşayan ve geriye doğru uçma özelliği olan bir kuş türü.

KOLİN: İnsan organizmasında az miktarda bulunan aminoalkol.

KOLİT:Kalın bağırsak iltihabı.Kalın bağırsakta ve karın boşluğunda duyulan güçlü sancı.

KOLİVA: Rumlara özgü,haşlanmış buğdayla yapılan ve mezarlıkta dağıtılan,aşureye benzer bir tatlı.

KOLİVA:Karadeniz yöresinde haşlanmış mısıra verilen ad.

KOLO:Sırbistan’a özgü bir halk dansı.

KOLOÇİTHA:Ayvalık yöresine özgü,bir tür kabak böreği.

KOLOFAN: Çamsakızının damıtılmasıyla elde edilen reçine.

KOLOKYUM:Bilimsel bir sorunu incelemek yada siyasi,ekonomik,diplomatik sorunları tartışmak için yapılan akademik toplantı. Konferans serisi. Doçentlik sınavı.

KOLOMBİR: Yelkenli gemilerde ana direk ile çubukları arasında kalan bölüme verilen ad.

KOLON: Uzunluğu doğrultusuna paralel kuvvetlerin etkisi altındaki çubuk. Kolonlar, kiriş ya da dönmelerden gelen etkileri öteki kolonlara veya temellere aktaran genellikle düşey taşıyıcı öğelerdir.

KOLONİ : Sömürge.

KOLONİ:Zoolojide,birlik durumda yaşayan aynı türden organizmaların oluşturduğu topluluğa verilen ad.

KOLONYAL: Sıcağı geçirmeyen,içi mantarlı bir tür şapka.

KOLONYALİST:Sömürgeci.

KOLOPHON: İzmir’in Menderes ilçesindeki antik bir kent.

KOLORATUR:Şarkıyı güzelleştirmek amacıyla yapılan süslemelere ve bu süslemeleri icra edebilen sanatçıya verilen ad.

KOLORDU:Değişik sayıda tümen ve savaş destek birliklerinden kurulu büyük askeri birlik.

KOLORİDYE:Kolyoz balığının küçüğü.

KOLPO: Bilardo oyununda vuruş,çarpma.

KOLPO: Bir amaca ulaşmak için olağandışı davranma,rol yapma,hile,tuzak.

KOLPO:Argo’da uygun zaman,fırsat anlamında sözcük.

KOLT:Amerikalıların icat ettiği otomatik tabanca.

KOLYE: Gerdanlık.

KOLYOS: Yürek biçiminde yaprakları olan ve süs bitkisi olarak yetiştirilen otsu bir bitki.

KOLYOZ: Akdeniz ve Karadeniz’de yaşayan bir balık.

KOLZA:Turpgillerden,yağlı tohumlu,tohumlarından elde edilen yağ yapay kauçuk yapımında kullanılan mevsimlik bitki.

KOM: Küçük yayla evi.Doğu Anadolu’nun bazı bölümlerinde yaygın olan geçici kırsal yerleşme tipi. Küçük yerleşim yeri,köy,çiftlik.

KOM:Ağıl,davar ağılı.Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da küçükbaş hayvanların kışı içinde geçirdikleri dam.

KOMA:Eski Yunan’da eşit olmayan iki ses arasında kulakla seçilen en küçük aralık. Müzikte,bir tam seslik aralığın bir kesrini oluşturan çok küçük aralık.

KOMANA:Tokat ilinde antik bir kent.

KOMANDATURA:Fermuar değiştirmek,etek boyu kısaltmak gibi giysi tadilatı yapan terzi.

KOMAR:Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yetişen,kara ağu da denilen ve yaprakları halk hekimliğinde kullanılan ormangülü. Doğu Karadeniz dağlarında,fundalıklarda yetişen,2-3 m boyunda,kışın yaprak dökmeyen,çok iri ve mor çiçekler açan bir ağaççık.

KOMBİNA: Birkaç sanayi kurumunun tek yönetimde birleşmesi.

KOMBİNASYON: Birlikte kullanım.

KOMBİNE: Bir araya gelen ya da getirilen. Birleşik.

KOMERSİYALİZM: Merkantilizm terimiyle anlamdaş olan ve ticaret temeline dayanan ekonomi politikası.

KOMET:Kuyruklu yıldız.

KOMET:Ressam Gürkan Coşkun’un bilinen adı.Figüre getirdiği özgün yorumuyla tanınmış ressamımız.

KOMİKİŞEHİR:Tuluat tiyatrosunda,ustalığını kanıtlamış güldürü sanatçılarına verilen san.

KOMİS:Eski dilde gömlek.

KOMİSYON: Encümen.

KOMMAGENE:Nemrut dağı üzerindeki dev heykelleri gerçekleştiren ve kuzey Suriye ile Güneydoğu Anadolu’da hüküm süren eski krallık.

KOMODİN: Karyolanın yanına konulan,üstü masa biçiminde çekmeceli küçük dolap.

KOMODOR: Amiral yetkisiyle görevli deniz subayı.

KOMODOR:Bir kuruluşa bağlı yolcu gemilerinin en eski kaptanı.

KOMOFTİ:Trabzon ve Rize yöresinde Lazca konuşan halka verilen ad.

KOMONDOR: İri yapılı Macar çoban köpeği soyu.

KOMOS:Eski Yunan da Dionysos şerefine düzenlenen ve komedinin doğmasına neden olan şenliklere verilen ad.

KOMOS:Eski Yunan sanatında,ayakta duran genç erkek heykellerine verilen ad.

KOMPAS: Küçük uzunlukları, çapları ve kalınlıkları ölçmeye yarayan bir araç.

KOMPETAN:Uzman.

KOMPLEKS:Karmaşık.

KOMPLİKASYON :Yan etki.Hastalıkla birlikte ortaya çıkan rahatsızlıklar.

KOMPLİMAN:Gönül okşayıcı söz,ilgi gösterici söz.

KOMPOZİSYON: Beste.

KOMPOZİSYON: Bileşim.

KOMPOZİTÖR :Besteci.

KOMPRESÖR:Yol yapımında , dökülen çakılları bastırıp sıkıştırmak için kullanılan ağır silindirli araç.

KOMUNKO: Kore müziğine özgü telli bir çalgı.

KOMÜNİKASYON:İletişim.

KOMÜTATÖR:Bir elektrik akımının yönünü değiştirmeye yarayan araç.

KONAK :Kundak çocuklarının başlarında oluşan kepek tabakası.

KONAK: Bir asalağın,içinde ya da üzerinde yaşadığı organizma.

KONAK:Büyük ve görkemli ev.

KONAKALTI: Antalya’da bir mağara.

KONALGA:Göçebe ve yolcuların yolculuk yada göç sırasında konakladıkları yer.

KONÇ:Ayağa giyilen şeylerde ayak bileğinden baldıra doğru olan bölüm.

KONÇERTO: Müzikte orkestra ile birlikte bir solo çalgı için bestelenmiş çalgısal yapıt. Bir çalgının teknik özelliklerini ön plana çıkartmak amacıyla yazılmış, orkestra eşliğinde seslendirilen,sadece bir çalgı tarafından çalınmak üzere bestelenmiş sonat formundaki müzik eseri.

KONÇİNA:İskambilde ikiliden altılıya kadar olan kağıtlara verilen ad.Oyunda puan kazandırmayan kağıtlar.(Örneğin bezikte,ikiliden dokuzluya kadar olan kağıtlar konçinadır).

KONDANSATÖR: Yalıtkan bir ortamla ayrılmış ve elektriksel sığasıyla ayırt edilen iki iletkenli ya da iki armatürlü sistem.

KONDANSÖR: Bir buharı yoğuşturmaya yarayan aygıt.Yoğuşturucu.

KONDİSYON: Sporcunun kuvvet,dayanıklılık,beceri gibi fiziksel ve ruhsal yönden durumu.

KONDOM :Kaput,prezervatif.

KONDOR: Uçan kuşların en irisi olan bir tür akbaba.

KONDÜKTÖR:Yolcu trenlerinde biletleri denetleyen ve vagon içlerine bakan görevli.

KONDÜVİT:Tiyatroda sahneye çıkma sırası gelen kişileri uyarmakla görevli kimse.

KONFEDERASYON: Devletler Birliği.

KONFEKSİYON :Hazır giyim eşyası.

KONFETİ:Düğün,balo vs eğlencelerde,spor karşılaşmalarında serpilen,küçük yuvarlak pul biçiminde kesilmiş renkli kağıt parçaları.

KONFİGÜRASYON:Kimyada bir molekül içindeki atomların uzamdaki dağılım yada yerleşim düzeni,uzamsal biçimlenme.

KONFÜZYON: Şaşkın,nerede olduğunu bilmeyen,zaman algısı kaybolmuş bir insanın durumu.

KONGAZ:Halk dilinde salyangoz.

KONGLOMERA: Çakıl taşı.

KONGLOMERA:Bir firmanın çok çeşitli mallar üreten kuruluşlarla birleşerek ya da bunların denetimini ele geçirerek büyümesi ve genişlemesi.

KONGRE: Bir kuruluşun temel sorunları konuşmak üzere belli sürelerle yaptığı genel toplantı.Kurultay.

KONJONKTÜR:Geçerli durum.

KONKASÖR:Yapı vs yapımında kullanılacak çakılları,taşları elde etmek için,büyük kayaları kırıp ufalamaya yarayan makine.

KONKAV: İçbükey,obruk.

KONKORDATO:Batık durumunda alacaklıların,alacaklarının belli bir plana göre almaları için aralarında yaptıkları sözleşme,iflas anlaşması.

KONKRE:Somut,müşahhas.

KONKURHİPİK:Yalnız spor amacıyla yapılan at yarışı.

KONSA:Kuşların taşlık, katı gibi adlar da verilen midesi.

KONSANTRASYON :Yoğunlaşma,dikkat toplama.

KONSENSUS:Mutabakat;karşılıklı rıza.

KONSEPT:Kavram;bir şey hakkında kabul edilen genel fikir. Düzen, anlayış, görüş, tarz,kavram.

KONSEPTUALİZM:Kavramcılık.

KONSER: Dinleti.

KONSOL: Üzerine ayna,vazo,heykel,saksı,saat gibi eşyalar konabilen,duvara dayalı,çekmeceli yüksek dolap..

KONSOLİDASYON: Kısa vadeli devlet borcunun yerini uzun vadeli bir borcun alması, tahkim.

KONSOLİDE: Vadesi uzatılan borç.

KONSOLİT: Bir tür iskambil oyunu.

KONSOME:Süzülmüş et veya tavuk suyu.

KONSORSİYUM:Büyük projelerin gerçekleştirilebilmesi için birden fazla şirketin bir araya gelmesi.

KONSTRÜKSİYON: Yapma,yapım.

KONSÜL: Eski Roma’da en yüksek iki devlet görevlisine verilen ad.

KONT :Batı toplumunda dördüncü derecede bir soyluluk. Eski Norveç dilinde kabile başkanı anlamına gelen jarl sözcüğünden türemiştir.Eşine,Latince arkadaş,yoldaş anlamına gelen comics sözcüğünden türeyen Kontes adı verilir.

KONTAK: Karşıt elektrik taşıyan iki maddenin birbirine dokunması,temas.

KONTEYNER:Yükleri yada gereçleri havadan yada yerden taşımaya yarayan aktarma aygıtı.

KONTOŞ:Osmanlı devletinde büyük makamdaki kimselerin giydiği bir tür üstlük.

KONTRALTO:Kadın seslerinin en kalını ve sesi böyle olan sanatçı.

KONTRBAS:Keman türünden,en kalın sesli yaylı çalgı.

KONTRENDİKASYON: Kullanılmaması gerekli durum.

KONTRFİLE:Kesim hayvanlarında,belkemiğindeki dikensi çıkıntının iki yanında bulunan et dilimi.

KONTUAR: Bir memleketin yabancı bir memleketteki ticaret acentesi.

KONTUR:Nesneyi belirgin gösteren çevre çizgisi.

KONUR: Esmer,açık kestane rengi.

KONUŞONUNLA: Pedro Almodovar’ın bir filmi.

KONVANSİYON:Bir anayasa yapmak veya bir anayasayı değiştirmek için toplanan olağanüstü ve geçici meclis.

KONVEKSİYON :Isı yayımı. İletim.

KONVEKTÖR: Isı yayar.

KONVOY:Aynı yere giden taşıt ya da yolcu topluluğu.

KOOKABURRA: Kanguru ve koala ile birlikte Avustralya’nın en ünlü hayvanı olan ve kahkahaya benzer ötüşüyle tanınan kuş.

KOOPERASYON : İşbirliği.

KOORDİNASYON:Eşgüdüm . Uyum.

KOORDİNAT:Bir yüzey üzerinde veya uzayda bir noktanın yerini bulmaya yarayan ana çizgilerden yatay olanı.

KOORDİNATÖR :Eşgüdümcü.

KOP : İnsan ve hayvan vücudunda çıkan kabarcık, şiş.

KOP: Karadeniz bölgesinin Doğu Karadeniz bölümünde,Trabzon-Erzurum karayolunda bir dağ geçidi.

KOPAL:Erguvangillerden tropik bölgelerde yetişen çeşitli ağaçlardan elde edilen ve cila yapmakta kullanılan bir tür reçine.

KOPANAKİ :Bir tür işleme. El ile bir çeşit dantel örmek için kullanılan silindir biçimli araç.Mekik oyasına benzer bir tür dantel.

KOPANİSTA: Girit usulü bakla ezme.

KOPANİSTİ:İzmir yöresine özgü,keçi sütünden yapılan bir peynir.

KOPARAN:Kolları geriye sarkık cepken biçiminde,beyaz keçeden yapılmış kaytanla işlemeli bir çeşit ceket.

KOPÇA: Kısa bacaklı kimse.

KOPÇA:Giyeceklerin karşılıklı iki yanını birleştirmekte kullanılan,bir halka ve çengelden oluşan araç,agraf,düğme.

KOPEK(KAPİK):Ruble’nin yüzde bir değerinde Rus para birimi.

KOPERNİKYUM: Nükleer füzyonun bir ürünü olan 112. Element.

KOPİL:Arsız sokak çocuğu, piç,küçük çocuk.

KOPİLUWAK:Endonezya’da yaşayan bir hayvanın dışkısından elde edilen,dünyanın en değerli kahvesi.

KOPOFOBİ: Yorulup bitkin düşmekten duyulan aşırı korku.

KOPOY:Orta boylu,düşük kulaklı,tüyleri kısa bir tür av köpeği.

KOPRA:Yağı çıkartılmak üzere öğütülmeye hazır duruma getirilmiş, yani kabuklarından ayrılmış ve kurutulmuş,yağca zengin Hindistan cevizi çekirdeği; kopra yağı.

KOPRAFOBİ:Dışkı görmekten duyulan aşırı korku.

KOPSİYA:Kılçığı temizlenmiş hamsi balığıyla yapılan bir meze.

KOPUK: Serseri,bağlantısı olmayan.

KOPURCUK:Salatası ve yemeği yapılan bir ot.

KOPUZ: Ozanların çaldığı telli bir Türk sazı.

KOR : Ateş.

KOR: Yapılarda aynı boyda taşlardan yan yana dizilerek yapılan sıra.

KORA: Senegal ve Mali’ye özgü,21 telli ve büyük gövdeli bir çalgı.

KORA:Başlıca belirtisi kısa,çabuk,değişken güçte irade dışı hareketler olan bir hastalık.

KORAL:Dini ezgi veya kaynağı dini olan orkestra parçası. Kilise müziği

KORAM: Kişiler arasında gözetilen saygı sırası.

KORAMAZ: Kayseri’nin Ağırnas beldesinde bir vadi.

KORAMAZ:Halk dilinde dikenli bitki topluluğuna verilen ad.

KORAVA: Meyve ezmesi,marmelat.

KORAYARİŞ: Başta kösele olmak üzere bronz,alçı,tahta gibi çeşitli malzemeler kullanarak gerçekleştirdiği soyut anlayıştaki yapıtlarıyla tanınmış heykelcimiz.

KORBEY:Borsalarda acentelerin yüksek sesle arz ve talepte bulundukları yuvarlak alan.

KORÇAK: Anadolu’nun bir çok yöresinde kukla oyununa verilen ad.

KORD:Halı ve jakar dokuma sanayinde çözgü ipliği.

KORDA: Göçebe ve ilkel yaşayan yağmacı sataşkan topluluk.

KORDA: Kaba ambalaj bezi.

KORDİPLOMATİK:Bir yerde bulunan elçi ve elçilik görevlilerinin topluluğu,elçiler topluluğu.

KORDON: Rıhtım.İzmir’in denize paralel olarak uzanan ünlü caddesi.

KORE: Vücuttaki çeşitli kas gruplarının ani,istenç dışı,düzensiz ve amaçsız hareketlerle kasılmasıyla ortaya çıkan nörolojik hastalık.

KORE:Antik Yunan sanatında, ayakta duran bir genç kızı betimleyen heykel.

KORELASYON :Bağlılaşım. Bağıntı. Ulaşım.

KORENT:Mora yarımadasını Yunanistan’dan ayıran boğaz.

KOREOGRAFİ:Bir baleyi oluşturan adım,figür ve anlatımların bütünü. Dans düzenleme sanatı.

KORFBOL:Dört kız ve dört erkek oyuncudan oluşan sekizer kişilik iki takım arasında oynanan ve basketbol ile hentbolun karışımı olan spor dalı.

KORİDA:Boğa güreşi.

KORİDOR :Geçenek,dehliz.

KORİFA:Asya’da ve Malezya takımadalarında yetişen yelpaze yapraklı büyük boylu palmiye.

KORİMAKO: Yeni Zelanda’da yaşayan ve zil kuşu da denilen bir kuş.

KORİNDON:Sertliği elmastan sonra gelen,cam parlaklığında,saydam ve türlü renklerde mineral.

KORİNT(KORENT):Antik çağda Yunan mimarisindeki üç biçimden biri.

KORİPAPARONİ: Kapadokya yöresine özgü yufka,tavuk eti,ceviz üzerine kırmızı biberli tereyağı gezdirilerek yapılan bir tür mantı.

KORKOTA:Doğu Karadeniz yöresine özgü,iri öğütülmüş mısır unuyla yapılan bir yemek.

KORKUTATA: Dede Korkut’a verilen bir başka ad.

KORKUYORUMANNE: Reha Erdem’in bir filmi.

KORLUK:Mangal.

KORN: Almanya’ya özgü, tahıl tanelerinden yapılan geleneksel olarak birayla birlikte içilen damıtık bir içki.

KORNİŞ:Sarp kayalık çıkıntı.Yapı cephesinde üst kenarı sınırlayan profilli bir çıkıntı.Perdeleri asmaya yarayan araç.

KORNİŞON :Kabuğunun üzeri pürtüklü,lezzetli bir tür küçük turşuluk hıyar.

KORNO:Üflemeli bir çalgı.

KORO: Çok sesli bir müzik parçasını söyleyen,genellikle soprano,alto tenor ve bas seslerden kurulmuş şarkıcılar topluluğu.

KORONER:Kalp kasına oksijence zengin kan taşıyan iki damarın ortak adı.

KORONERARTERHASTALIĞI: Damar sertliği nedeni ile kalp damarlarının daralması.

KOROSOL: Amerika’nın tropikal bölgelerinde yetişen,anonagiller familyasından iri ve lezzetli bir meyve.

KOROZYON: Paslanma.

KORPORATİZM: Lonca örgütlerine dayanan ekonomi ve devlet anlayışı.

KORREPETİTÖR:Opera ve bale yapıtlarında,solist sanatçıların partilerini piyano eşliğiyle öğretip çalıştıran uzman müzikçi.

KORSE:Güzellik ya da sağlık amacıyla kullanılan esnek iç giysisi.

KORSİKA :Akdeniz’in dördüncü büyük adası.

KORTE: Flört, aşıktaşlık.

KORTEJ: Bir devlet büyüğünün yanında bulunan kimseler.

KORTEJO: İspanyol Yahudisi Sefaradların yoksul olanlarının Ege Bölgesinde yaşadıkları aile evlerine verilen ad.(Yahudi dilindeki adı Judeo.).

KORTİZON:Böbreküstü bezinin salgıladığı bir hormon.

KORU :Küçük ve bakımlı orman.

KORUGAN :Ağaç gövdeleriyle yapılmış ve çevresinde kazılı çukuru bulunan korunmaya elverişli,kale biçiminde ev.

KORUK:Ham üzüm. Henüz olgunlaşmamış ekşi üzüm.

KORUN :Çek kronu ile Slovak kronunun kendi dillerindeki adı. Kuron.

KORUN:Üst derinin en dış tabakası.

KORUNCAK:İçinde bir şey saklanan kap ya da yer.

KORUNCAK:Koza.

KORUNGA (KORUGAN):Pembe çiçekli,hayvan yemi olarak kullanılan bir bitki türü. Yabani yonca, tirfil.

KORZA:Gemicilikte denizin içinde iki zincirin birbirine dolaşmasına verilen ad.

KOS:İstanköy adasının eski adı.

KOSA:Uzun saplı bir orak türü.

KOSİNÜS: Tümler açının sinüsü.

KOSTAK:Zarif,kibar,çalımlı,güzel giyinmiş,yakışıklı.

KOSTANİÇE: Osmanlı süvarilerince kullanılan orta boyda mızrak.

KOSTER:Küçük tonajlı yük gemisi.

KOSTİK:Hayvansal ve bitkisel dokuları yakarak aşındıran maddeler için kullanılan sözcük.

KOŞA: Halk dilinde hep beraber.

KOŞA:Çift,eş,ikiz.

KOŞAM:İki avuç dolusu.

KOŞMA:Sazla okunmak için hece ölçüsüyle yazılmış,konuları sevgi ve doğa olayları olan bir halk şiiri.

KOŞNİL:Kırmız böceği.

KOŞO:Japon mitolojisinde zanaatkar sınıfı .

KOŞUM: Araba ya da binek hayvanının kayış takımı.

KOT(KOD): Bir bilgiyi gösteren simgeler dizgesi. Projelerde boyutları göstermek için ölçü çizgileri üzerine yazılan rakam,ölçü rakamı

KOT: Giysi yapılan bir tür pamuklu kumaş.

KOT:Bir noktanın,esas olarak alınan yatay düzlemden yüksekliği ve bu yüksekliği gösteren rakam. Temel ile zemin arasındaki yükseklik. İki noktanın yüzeyleri arasındaki düzey farkı.

KOTA: Kuruluşlarda veya derneklerde bir gruba tanınan kontenjan sayısı.

KOTA: Manda yavrusu.

KOTA:İthal edilecek malların miktarını ve çeşitlerini gösterir liste.Belli bir toplumsal,ekonomik topluluğa tanınan kontenjan.

KOTAN(KUTAN):Büyük saban,büyük pulluk anlamında sözcük.

KOTARAN: İçki dağıtan erkek ya da kadın.

KOTAS: Kadınların süs olarak kullandıkları bir çeşit başlık.

KOTAS: Yak denilen sığır türünden elde edilen ve atları süslemede kullanılan tüy.

KOTASYON: Bir şirkete ait menkul kıymetlerin borsa listesine alınması.

KOTLET :Pirzola.

KOTLETPANE:Galeta ununa bulanarak yağda kızartılmış pirzola.

KOTO:Eşikleri (köprü) kaydırılabilen ipekten 13 telli Japon çalgısı.

KOTON:Pamuktan yapılmış olan (kumaş vs).

KOTONPERLE: Bir cins pamuk iplik.

KOTRA:Çoğunlukla bir direkli,randası olan,ince gövdeli hafif bir tür spor yelkenli tekne.

KOV: Çekiştirme,gıybet. Yerme.

KOV: Gümüşhane ilinde bir kale.

KOVADA:Isparta ilinde,doğal değerlerin korunması amacıyla ulusal park kapsamına alınan göl.

KOVALIK:Halk dilinde sazlık yer.

KOVAN:Fişeğin kapsül,barut ve kurşun taşıyan bölümü.

KOVANTAŞI:Kırklareli’nin Vize ilçesinde bir mağara.

KOVARYANS:Olasılık kuramında iki rastgele değişkenin kendi ortalamalarıyla olan farklarının çarpımının beklenen değeriyle tamamlanan fonksiyonu.

KOVİT:Kayabalığının bir türü.

KOVUK: Çukur,mağara.

KOY: Küçük körfez.Denizin,gölün küçük girintiler biçiminde karaya doğru sokulduğu bölümü.

KOYAK:İki dağ arasındaki çukur,vadi.

KOYAR:İki akarsuyun birleştiği yer.

KOYGUN:Dokunaklı,etkili,içli.

KOYUN :Geviş getirenlerden,eti sütü yapağısı ve derisi için yetiştirilen evcil hayvan.

KOYUNGÖBEDİ:Antalya’nın Akseki ilçesinde bir mağara.

KOYUNTU:Sıkıntı,üzüntü.

KOYUŞ:İğ yapımcılarının tıraş ve parlatma işinde kullandıkları oluk gibi bir araç.

KOZ:Ceviz.

KOZA:İçinde tohum veya krizalit bulunan koruncak,kozalak.

KOZAK: Halk dilinde olgunlaşmamış ham meyve.

KOZAK: İzmir’in Bergama ilçesinde bir yayla.

KOZALAK:Kozalaklıların genellikle dibi yuvarlak,tepesi koni biçiminde ve odunsu dokulu meyvesi. Olmamış,kuru,ham meyve.

KOZAN:Halk dilinde ekini biçilip kaldırılmış tarlaya verilen ad.

KOZANAK: Yaprak tomurcuğu.

KOZMA TOGO: Portreleriyle tanınmış karikatür sanatçımız (1895-1964 yılları arasında yaşadı).

KOZMETİK:Cildi veya saçları güzelleştirmeye,diri tutmaya yarayan her türlü kokulu madde.

KOZMİK :Evrenle ilgili.

KOZMOGRAFYA:Gök biliminin,matematik ve fiziğin yalnız temel kavramlarından yararlanarak en belli başlı olayları ele alan dalı.

KOZMOLOJİ:Evrenbilimi.

KOZMOPOLİT:Çeşitli uluslardan kimseleri barındıran,içinde bulunduran.

KOZMOS:Evren.Evrendeki düzen.

KÖBETE:Tatar mutfağına özgü,kuşbaşı et ve pirinçle hazırlanan bir tür börek.

KÖÇEK:Kadın kılığına girip çengi gibi oynayan erkeklere verilen ad.

KÖÇEKÇE:Çoğu karcığar veya ağırlama makamında,kıvrak ve şen halk oyun havası.

KÖFTER: Nişastayla kaynatılan üzüm şırasını tepsilere döküp kurutarak yapılan bir tür pestil.

KÖHNE: Çok eski.

KÖK:Sazı kurmaya yarayan burgu,kulak.

KÖKBOYA: Çeşitli bitkilerin kök,gövde,yaprak,çiçek ve meyvelerinden elde edilen ve halı,kilim,kumaş dokumacılığında kullanılan solmayan,ısıdan ve nemden etkilenmeyen,yıkanınca rengi çıkmayan boyalar.

KÖKEN:Kavun,karpuz,kabak gibi bitkilerin toprak üstünde yayılan dalları.

KÖKERE:Üç dönümlük boş tarla.

KÖKHÜCRE: Kendi kendini tekrarlayarak canlı bir organizmayı meydana getiren biyolojik temel yapı.

KÖKNAR:Çamgillerden,yüksek bölgelerde yetişen,iğne yaprakları kısa,yassı olan,reçineli ve kozalaklı bir orman ağacı.

KÖLEMEN:Tarihte kölelerden kurulu bir asker sınıfı.

KÖLEŞ:Eskişehir yöresine özgü,kelek ve hıyarla yapılan bir tür salata.

KÖLÜKAŞI:Güneydoğu Anadolu’ya özgü,çekilmiş mercimek,bulgur ve soğanla yapılan bir yemek.

KÖMBE:İki sac arasında yada külde pişirilen mayasız ekmek.

KÖME :Cevizli sucuk.

KÖMEÇ: Kuru ağaç parçası.

KÖMEÇ: Papatya ve ayçiçeğinde olduğu gibi,sapın ucu üzerinde çiçeklerin yan yana toplanması biçimindeki çiçek durumu.

KÖMÜREN:Dağlarda yetişen,rengi hafif yeşil bir çeşit yaban soğanı. Yabani sarımsak.

KÖMÜŞ: Halk dilinde mandaya verilen ad.Camız.

KÖNİ (KÖNÜ): Hak ve hukuka uygun olan,adil.

KÖPRÜÇAY: Akdeniz Bölgesinde,yurdumuzun en önemli rafting alanlarından biri olan akarsu.

KÖPRÜLÜKANYON:Antalya’nın Manavgat ilçesinde, doğal ve tarihsel değerleri bakımından ulusal park kapsamına alınmış bir yöre.

KÖRE: Karınca yuvası.

KÖRE: Mısır bitkisi ve tanesi.

KÖREMEZ:Çiğ sütle yoğurt karıştırılarak,pişirmeden yapılan bir yiyecek.Koyun ya da keçiden sağılarak içilen çiğ süt.

KÖREŞE:Yerdeki karın yüzünde buz tutmuş olan tabaka.

KÖRİ:Hint mutfağının geleneksel baharatlarıyla hazırlanan karışım.

KÖRİSTAN: Anadolu’nun bir çok yöresinde,kaya mezarlarının ya da mağara şeklindeki odaların bulunduğu yerlere verilen ad.

KÖRLİNG :Ağır bir kaydırağı buz üzerinde kaydırma temeline dayanan olimpik bir kış sporu.

KÖROĞLU: Ankara-Afyonkarahisar karayolunda bir dağ geçidi.

KÖROĞLU: Kocanın karısına verdiği ad.

KÖRPE: Taze,yeni.

KÖRTİKTEPE: Ilısu barajının sular altında kalacak olan ve on iki bin yıl öncesine tarihlenen bir höyük.

KÖRÜK: Çeşitli yerlerde ateşi canlandırmak için,daha çok demirci ve kalaycıların kullandıkları deriden yapılan alet.

KÖRÜKİNİ:Konya’nın Derebucak ilçesinde bir mağara.

KÖS (KUS):Büyük savaş davulu. Savaşlarda,geçit törenlerinde at,deve,katır veya araba üzerinde taşınan ve işaret vermek için kullanılan,yere konabilen tek yüzlü büyük davul.Mehter müziğinde kullanılan köslerin gövdeleri bakırdan konik biçimde yapılarak üzerine deri çekilmiştir.

KÖS:Bingöl ilinde bir kaplıca.

KÖS:Çankırı’nın Çerkeş ilçesinde bir kaplıca.

KÖSEĞİ:Ateş karıştırmaya yarayan odun veya demir.

KÖSELE:Ayakkabı tabanı,bavul,çanta yapımında kullanılan,büyükbaş hayvanların ham derilerinin atölyelerde işlenmesi ile elde edilen sert ve doğal renkte deri.

KÖSEMDEDE: Balıkesir’in Dursunbey ilçesinde bir kaplıca.

KÖSEMEN (KÖSEM):Sürünün önünde giderek ona kılavuzluk eden koç ya da teke. Dövüşken iri koç ya da teke.

KÖSNÜ:Erkek ve dişinin birbirlerine karşı duydukları istek,şehvet.

KÖSNÜL:Erotik, şehevi

KÖSTEK: Olta takımının bedenine bağlı ucunda iğnesi bulunan misina.

KÖSTEK:Hayvanın kaçmasını önlemek için iki ayağına bağlanan kısa ip yada zincir.

KÖSTEK:Saat,kılıç,anahtar vs ucuna takılan zincir.

KÖŞEBENT: Bir yere fotoğraf yapıştırmaya yarayan üçgen.

KÖŞEBENT:Birleşen iki keresteyi tutturmaya yarayan,dik açı biçiminde bükülmüş demir,L demiri.

KÖŞEK: Deve yavrusu.

KÖŞEKBÜKÜ:Mersin’in Anamur ilçesinde,sarkıt ve dikitleriyle tanınmış mağara.

KÖŞK :Bahçe içinde yapılmış süslü ev,kasır.

KÖŞKER: Dülger.

KÖŞKER:Yemenici,ayakkabı tamircisi.

KÖY: Nüfusu 2.000 den az olan yerleşim yeri.

KÖZ:İçinde ateş kırıntıları olan kül. Küçük kor parçası.

KÖZLEMEK: Izgara veya kömür ateşinde sebzelerin kabuklarıyla pişirilmesi.

KP: Kuzey Kore’nin plakası.

KPSS: Kamu Personeli Seçme Sınavı.

KR:Kripton elementinin simgesi.

KRA: Malakka (veya malay) yarımadasında bir kıstak.

KRAAL: Afrika’da çitle çevrili bir hayvan barınağı ile çevresindeki evlerden oluşan yerleşme biçimi.

KRAÇA: İstavrit balığının küçüğü.

KRAFT:Dayanıklı ambalaj kağıdı.

KRAK:Bir işletmenin ani batışı.

KRAKATOA: Endonezya’da,tarihin en büyük püskürmesine (1883) sahne olan etkin yanardağ.

KRAKELE: Sıcak parçanın ansızın su içine daldırılmasıyla elde edilen çatlak cam türü.

KRAKER:Bir tür tuzlu bisküvi. Şekersiz bisküvi.

KRAKİNG:Petrolün arıtılmasında,ağır hidrokarbon moleküllerinin,ısı ve basınç etkisiyle ve bazen katalizör eşliğinde daha hafif moleküllere ayrılması işlemi.

KRAKUS: Polonya’da 1831 isyanındaki şövalyelere verilen ad.

KRAMO: Yapılarda ahşap ya da taşların birbirine bağlanmasında kullanılan iki ucu dirsekli kenet.

KRAMP:Bir ya da birkaç kasın ağrılı ve geçici olarak kasılması.

KRAMPON:Futbol ayakkabılarının altındaki,çimende rahat etmeyi sağlayan,deri yada sentetik kabara.

KRANİYOLOJİ:Kafatasının içgüdü ve yeteneklerle olan ilgisini inceleyen bilim dalı.

KRANK:Bir motorda bilyelerin almaşık devinimini dairesel devinime çeviren mil,dingil.

KRAPET:Elli iki kağıtlık iki deste ile ve iki kişi arasında oynanan bir iskambil oyunu.

KRATER:Yanardağ ağzı.

KRAVAT : Güreşte bir oyun.

KRAVAT:Boyunbağı.

KRAVL:Dizleri bükmeksizin bacakları hızla hareket ettirerek kulaçla yüzme.

KREMA: Sıvı kaymak;sütün yüzünde toplanan yağlı katman.

KREMATORYUM:Ölülerin yakıldığı yer.

KREMLİN:Eski Rus kentlerinin tahkim edilmiş orta mahallesine verilen ad.

KREMŞANTİ: Tatlı ve pastalarda kullanılan sıvı kremaya şeker ve vanilya koyup çırparak elde edilen kremaya verilen ad.

KREN:Vinç.

KRENİK:Topraklarda bulunan ve suda çözünen organik bileşik.

KREOL: Bir topluluğunun anadili olarak yerleşmiş karma dil.

KREOL: Zenci köle ticareti nedeniyle 16. ve 19. yüzyıllar arasında ortaya çıkan,bugünde bu kölelerin soyundan gelenlerin konuştuğu dil.

KREP: İpliği büküm ameliyesine tabi tutulduktan sonra düz armür ile dokunan ince yün kumaşlar. Çok bükümlü iplikle dokunmuş bir çeşit ince ipek kumaş.

KREP: Un,yumurta,süt ya da su karışımından yapılan ve tavada ya da sac üstünde pişirilen ince gözleme. Yumurta,süt ve un ile hazırlanan tatlı veya tuzlu hamur.

KREPE: Her saç tutamını fırça ya da tarakla tersinden kabartıp üst kısmını düzleştirerek saçların hacmini artırma,kabarık gösterme.

KREPİS: Eski Yunanlıların ulusal ayakkabısı.

KREPLİN: Çok ince bir tür ipekli kumaş.

KREPON:Kıvrımları olan renkli yün,pamuk yada ipek kumaş.(Buna benzer süslemede kullanılan el işi kağıtlarına da krepon kağıdı denir.)

KREŞENDO:Seslerin gittikçe en yüksek bir noktaya doğru kuvvetleneceğini anlatan müzik terimi.Soliste,belli bir pasaj ya da cümlenin volümünü yavaş yavaş artırması yönünde verilen müzikal direktif.

KRETASE :Jeolojide, genellikle alt bölümü killi ve kumlu, üst bölümü tebeşir olan ikinci çağın son dönemi.

KRETEK:Endonezya’da yapılan ve karanfille kokulandırılan bir sigara türü.

KRETENİZM: Tiroit bezinin kana yeterince salgı vermemesi sonucu oluşan,fiziksel,ruhsal ve duygusal gelişimin duraklamasıyla beliren hastalık.

KRETER:Özel veya kamu kuruluşlarında belli bir makama,kişiye yardımcı olmak amacıyla haberleşmeyi sağlayan,yazışma yapabilen görevli.

KRETON:Bir tür keten patiska veya basma.

KRİK:Kuzey Amerika’da yaşayan Kızılderili bir halk.

KRİKET:On birer kişilik iki takım arasında,küçük ve ağır bir topu,ucu kıvrılmış sopalarla vurarak karşı kaleye sokmak amacıyla çim sahada oynanan bir oyun türü.

KRİKO :Ağır bir yükün yerden yükseltilmesini sağlayan alet.

KRİLL:Orta sulardaki küçük kabukluların yoğun hayvan planktonlarıyla oluşturduğu popülasyon.

KRİMİNAL:Suç ve cezayla ilgili.

KRİMİNOLOJİ:Toplumsal bir olgu olarak suçu ve suçluluğu inceleyen bilim.

KRİNOLİN:Çelik lamalarla yapılmış bir çerçeve üzerinde dikilen bol ve geniş kadın etekliği.

KRİPPEL:Ankara Ulus meydanındaki ve Samsun’daki Atatürk anıtları ile Afyon’daki zafer anıtını gerçekleştiren ünlü Avusturyalı heykeltıraş.

KRİPTA: Yer altı dehlizi.

KRİPTO:Bir örgüte gizli olarak bağlı olan ,siyasal inancını gizleyen kimse. Gizli belge.

KRİPTOLOJİ:Gizli yazılar,şifreli belgeler bilimi yada incelemesi.

KRİSTAL:Billur.Yapısında silis ve kurşun oksit bulunan cam.

KRİSTALOİT:Billura benzeyen,billuru andıran,billursu bitki özleri.

KRİŞNA (KİRİŞNA):Hinduizm’in en kutsal ve en sevilen tanrılarından biri.

KRİTER:Kıstas,ölçüt.



Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 16:43