Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa

K-2 - (KEŞİŞOTU-KZA) - Sayfa 3

e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
K-2 - (KEŞİŞOTU-KZA)
Sayfa 2
Sayfa 3
Tüm Sayfalar

KRİTERYUM: Kent merkezinde trafiğe kapalı bir yolda yapılan bisiklet yarışı.

 

KRİTİSİZM:İnsan bilgisinin sınırı üzerine felsefe bilinci ve bu bilincin uyanık tutulması,eleştiricilik. Kant’ın dogmatizmin ve kuşkuculuğun karşısına koyduğu felsefe yöntemi.

KRİYOFOBİ: Soğuktan duyulan korku.

KRİYOPATİ:Soğuktan ileri gelen bir çeşit hastalık.

KRİYOSKOPİ:Tuzlu eriyiklerin donma yasalarını inceleyen fizik kolu.

KRİZALİT:Kelebek olmadan önce bir böceğin,koza veya kozasız olarak geçirdiği başkalaşma durumu. Kozadaki kurtçuk.

KRİZANTEM:Kasımpatına verilen bir başka ad.

KROKAN:Bir tür gevrek kurabiye.

KROKET:Galeta ununa ve yumurtaya bulanarak kızartılmış köfte.

KROKET:Tahtadan topları,tokmaklar yardımıyla bazı kurallara uyarak ve belli bir yolu izleyerek küçük kemerlerin altından geçirmeye dayanan oyun.

KROKİ: Bir konu ya da nesnenin başlıca özelliklerini yansıtacak biçimde hazırlanmış taslağı.

KROKODİL:İşlenmiş timsah derisi.

KROM:Havada oksitlenmeyen bir element.

KROMATİK: Müzikte yarım tonlardan oluşan ses dizisi.

KROMATİK:Renkser.

KROMATİN: Hücre çekirdeğinde küçük tanecikler,düzensiz kitleler ya da ağ biçiminde bulunan,soya çekim olaylarını sağlayan,bazı boyalarla hemen boyanabilen madde.

KROMLEK:Arkeolojide, bir çember oluşturacak şekilde dizilmiş taşlar topluluğuna verilen ad.

KROMOSFER :Renk yuvarı, renk küre.

KROMOZOM:Canlılarda bütün hücrelerde bulunan , kromatin ipliklerinin parçalara ayrılmasıyla oluşan, kalıtsal bilgiyi yapısındaki genlerle taşıyan ipliksi mikroskobik yapı.

KRON:Danimarka’nın para birimi.

KRONA: İsveç’in para birimi.

KRONA:İzlanda’nın para birimi.

KRONİK: Olayların birbiri ardına sırayla yazıldığı tarih.

KRONİK:Müzmin,süreğen,devamlı olan.

KRONOLOJİ:Tarihi olayların zaman bakımından sırası. Zaman bilimi.

KRONOMENTROFOBİ: Saatlerden korkma.

KRONOMETRE :Süre ölçer.

KROPİ:Bir halatın geçirildiği delikten ya da makara dilinden çıkmaması için kullanılan bağ türü. Halatta kaymayı önleyen bir düğüm biçimi.

KROŞE: Boksta vurulan bir yumruk çeşidi.

KROŞE: Boru ve parçalarını,geçtikleri yerlere tutturmak için kullanılan araç.

KRU:Liberya ve Fildişi kıyısında yaşayan bir halk.

KRUBERA:Gürcistan’da bulunan dünyanın en derin mağarası.

KRUPİYE:Kumar oyununu yöneten,kumar ebesi.

KRUTON:Değişik şekillerde kesilmiş,yağda veya fırında kızartılmış ekmek.

KRUVAZE:Çift düğmeli ceket,manto veya elbise. Ön parçaları birbiri üzerine gelecek biçimde yapılmış, etek, ceket, yelek gibi giysiler için kullanılan sözcük.

KRUVAZÖR:Deniz yollarını gözetmek,deniz ve hava filolarına kılavuzluk etmek amacıyla topla silahlandırılmış hızlı bir savaş gemisi.

KS: Kilosaykılı simgeleyen harfler.

KS:Kırgızistan’ın plaka işareti.

KSENOFOBİ:Yabancılardan korkma.

KSENON:Havada on milyonda bir oranında bulunan bir asal gaz.

KSİ: Yunan abecesinde bir harf.

KSİLOFON: Değişik sayıda akortlu tahta yada metal çubukların gam sırasıyla dizilmesinden oluşan,iki değnekle vurularak çalınan bir vurmalı çalgı.

KSUR: Tunus’ta yerli halk tarafından kutlanan en önemli festival.

KŞATRİYA: Hindistan’da soylular ve savaşçılar kastı.

KU:Hawai inanışında savaş tanrısı.

KU:Kurçatovyum’un simgesi.

KUA:Madagaskar’da yaşayan bir cins guguk kuşu.

KUAKERLER (QUAKERLER):Dostlar Derneği de denilen bir mezhebin üyelerine verilen ad.

KUALALUMPUR:Malezya’nın başkenti.

KUALİ (KUARUBA):Tropikal Güney Amerika’da yetişen ve odunu doğramacılıkta kullanılan bir ağaç.

KUANTUM KURAMI: Nesnelerin tek bir belirli geçmişi olmadığını söyleyen kuram.

KUANTUM: Bir şeyin bölünebileceği en ufak parça.(Örneğin fotonlar elektromanyetik alanın kuantumlarıdır).

KUANZA: Angola’nın para birimi.

KUARK: Fizikte,çeşitli türlerden üçlüler biçiminde var olan ve hadronları oluşturan temel kuvantonlara verilen genel ad. Nötron,proton ve bozonları oluşturan,maddenin bölünemeyen en küçük birimi.Maddeyi oluşturan temel bileşenler arasında olduğu kabul edilen atomaltı parçacıklarının ortak adı.Proton ve nötronlar üçer kuarktan oluşur.

KUARK: Güçlü kuvvetin etkilediği parçalı elektrik yüküne sahip temel parçacık.Proton ve nötronlar üçer kuarktan oluşur.

KUARTET:Dört kişilik müzik topluluğu veya bu topluluğun çaldığı,söylediği parçalar. Dörtlü.

KUASAR (KUAZAR)(KUVAZAR): Enerjisinin çoğunu,merkezlerindeki dev kara deliklerin çekim gücüne kapılan büyük miktarlarda maddenin milyonlarca dereceye kadar ısınıp şiddetli ışınım yaymasıyla elde edilen galaksiler.Tayfı kırmızıya doğru şiddetli bir kayma gösteren,yıldız görünümlü ve ışınım gücü çok yüksek gök cismi.

KUBADABAD:Konya’nın Beyşehir ilçesinde, Anadolu Selçuklu döneminden kalma ünlü saray.

KUBAN: Saka kuşu.

KUBAT:Kaba,biçimsiz.

KUBBEALTI:Osmanlı vezirlerinin,sadrazam ve hükümet üyelerinin devlet işlerini görüşmek için toplandıkları Topkapı sarayındaki alan,divanhane.

KUBBETÜSSAHRA:Kudüs’te,İslam’ın bazı kutsal emanetlerinin saklandığı mescit ve ziyaret yeri.

KUBERA: Hindu mitolojisinde zenginlik tanrısı.

KUBUR:Ayak yolu deliğinden lağıma inen boru.

KUDAS:İsa Peygamberin havarileriyle birlikte yediği son yemeği anmak için, Hıristiyanların kilisede bir kap içinde ekmek ve şarabı kutsayarak yaptıkları dinsel tören.

KUDDUS:Hiçbir eksiği olmayan.

KUDDUSİ:Kutsal kimse.

KUDEMA:Eskiler,eski insanlar.

KUDRET: Güç.

KUDRETNARI: Süs bitkisi olarak yetiştirilen ve meyveleri halk hekimliğinde kullanılan otsu bir bitki.

KUDU: Afrika’da yaşayan iki antilop türünün ortak adı.

KUDUMİYE:Padişah ve devlet ileri gelenlerinin seferden dönmeleri dolayısıyla yazılan şiire verilen ad.

KUDÜM:Mehter takımlarında ve tekkelerde Mevlevi müziğinde kullanılmış olan,metal kaseli,küçük iki davuldan oluşan usul vurma aracı.

KUFE:Fırat ırmağında kullanılan içi ve dışı ziftle kaplı yuvarlak bir sepetten oluşan bir tür sandal.

KUFE:İslamlığın erken dönemlerinde Irak’ta kurulan iki büyük kentten biri.

KUFİ: Ahkam-ı sitte adı verilen altı tür yazının (Muhakkak,Reyhani,Sülüs,Nesih, Tevki, Rika) ortaya çıkmasından önce kullanılan Arap yazısının düz ve köşeli çizgilerle yazılan eski bir biçimi.Kûfe şehrinde geliştiği için kufi adını almıştır.

KUGE:Japonya’da imparatorluk sarayı soylularına verilen ad.

KUĞU:Yabani ve evcil türleri bulunan,çok uzun ve kıvrık boyunlu,geniş gagalı,geniş kanatlı bir su kuşu.

KUH:Eski dilde dağ.

KUHİ NUH: Ağrı Dağı’nın Farsça adı.

KUHİ NUR:Hintçe Işık Dağı anlamında ad. İlk kez Hindistan’da 1304’ de Malva racasına ait olduğu sırada sözü edilen çok büyük elmas. Bugün İngiltere tacının mücevherlerinden biri olan ünlü elmas.

KUHİSTAN:Dağlık bölge.

KUKA :Bir çocuk oyunu.

KUKA: Osmanlı donanmasında kullanılmış yelkenli bir savaş gemisi.

KUKA: Tespih,ağızlık gibi eşyaları yapmakta kullanılan Hindistan cevizi ağacı kökü.

KUKA: Yeniçerilerin giydiği miğfer biçiminde ve sorguçlu bir tür başlık.

KUKA:Dantel ya da nakış ipliği yumağı.

KUKAL :Asya ve Afrika’da yaşayan kısa kanatlı ve uzun kuyruklu bir kuş türü. Tropikal bölgelerde bulunan asalak olmayan guguk kuşu.

KUKAR:Meyve ya da fındık toplamak için kullanılan ucu eğri sırık.

KUKARİNA: Doğu Karadeniz yöresinde su tavuğuna verilen ad.

KUKARMA:Trabzon ve Rize yöresinde karabatak denilen deniz kuşuna verilen ad.

KUKİ: Ufak ve yassı bir tatlı çörek.

KUKRİ:Nepal ve Tibet’te silah olarak kullanılan ağır pala.

KUKUÇ:Şeftali,kayısı gibi meyvelerin çekirdeklerinin sert kabuğu.

KUKULETA:Yağmur,soğuk gibi dış etkilere karşı başa geçirilen,giysiye dikili veya ayrı olarak kullanılan başlık.

KUKULYA (KOKULYA):İpekböceği kozası.

KUKUMAV :Baykuşgillerden,Avrupa,Asya ve Kuzey Afrika’da yaşayan bir kuş.

KULA:Al ile kır arası bir at donu.

KULAÇ: Balıkçıların uzunluk birimi olarak kullandıkları deyim.Gerilerek açılmış iki kolun parmak uçları arasındaki uzunluk.(Yaklaşık 1,66 m olarak kabul edilir.).

KULAK:Çarlık Rusya’sında zengin köylülere verilen ad.

KULAK:Telli çalgılarda teli germeye yarayan burgu.

KULAKAŞI: Üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek yenilen bir hamur yemeği.

KULAKMEMESİKIVAMI: Hamurların ne çok sert,ne de akıcı olacak kıvamda yoğrulması.

KULİNDAĞI : Trabzon ilinde bir yayla.

KULİS:Tiyatro’da sahnenin gerisinde ve yanlarında bulunan bölüm.

KULLAP:Eskiden kullanılan ve iplik üzerine sırma sarmaya yarar dolap.

KULLUKÇU(KULLUK): İstanbul’un güvenliğini sağlamakla görevli yeniçerilere (karakollara) verilen ad.

KULOĞLU: Ölen yeniçerilerin babaları gibi ocakta askerlik yapan çocuklarına verilen ad.

KULP:Kapların halka biçiminde olan tutulacak yeri,tutamak.

KULTRUN:Şili’ye özgü,içine küçük taşlar yada tohumlar konulan,35-45 cm çapında,küçük konik davul.

KULUN: Atın veya eşeğin yeni doğmuş yavrusuna 6. aya kadar verilen ad.

KULUNÇ:Şiddetli omuz,sırt ağrısı.

KULVAR:Koşucu veya yüzücünün koştuğu,yüzdüğü yarış şeridi.

KUM: İran’da Şiiliğin merkezi olan kent.

KUM:Armut,ayva gibi bazı meyvelerin etli bölümlerindeki sert tanecikler.

KUMA:Arap edebiyatında bir şiir türü.

KUMA:Aynı erkekle evli olan kadınların birbirine göre adı.

KUMALAK:Orta Asya’da yaşayan bazı Türk boyları arasında özellikle Kırgızlar,Kazaklar ve Özbeklerde yaygın bir fal türü.

KUMANDARYA:Kıbrıs’ta üretilen bir tür tatlı ve koyu sofra şarabı.

KUMANLAR: Moğollardan kaçarak (13. Asır) Macaristan’a sığınan göçebe Türk kabilesi.Kıpçaklar da denir.

KUMARİ:Nepal’de tanrıça olarak seçilen kız çocuğuna verilen ad.

KUMARİN: Parfüm yapımında ve eczacılıkta kullanılan organik bileşik.

KUMAŞ: Makinede dokunmuş her türlü dokuma.

KUMATO: Akdeniz domatesi de denilen,kahverengi ile bordo arası bir renge sahip olan,sulu bir domates cinsi.

KUMBURNU:Fethiye ilçesindeki Ölüdeniz lagününün önünü kapatan kıyı.

KUMİTE:Karatede yumruk ve tekme atma gibi dövüş tekniklerinin uygulandığı yarışma.

KUMKUMA:Kötü,olumsuz bir özelliği kendinde fazlasıyla toplayan kimse,olay,olgu veya yer.

KUMKUMA:Küçük testi,çömlek.

KUMKUVAT:Asya’nın doğusunda yetişen ve portakala benzer meyvesi olan bir ağaç.

KUMLA: Kum yığını. Kumluk yer. Kumsal,plaj.

KUMPAS: İçine matbaa harflerinin dizildiği yuva.

KUMPAS: Tuzak kurma,dalavere düzenleme.

KUMPİR: Kaynamış ve kabuğu soyulmadan özel fırında pişirilmiş iri patates.Halk dilinde patatese verilen ad.

KUMRAL:Koyu sarı veya açık kestane rengi.

KUMRU:Güvercinler takımından, küçük,boz veya gri renkli bir kuş türü. Hakuran.

KUMRU:İzmir yöresine özgü,bir tür susamlı sandviç.

KUMUÇ:Sivrisineğe benzer çok küçük bir sinek türü.

KUMUL:Çöllerde veya deniz kıyılarında rüzgarların yığdığı kum tepesi.

KUN:Japoncanın okunuşunda kullanılan iki karakterden biri.

KUNA:Hırvatistan’ın para birimi.

KUNALAR: Panama’da yaşayan Kızılderili bir halk.

KUNDA:Bir çeşit büyük ve zehirli örümcek.

KUNDAK:Yeni doğmuş çocuğu ilk aylarda sıkıca sarmalamaya yarayan geniş bez.

KUNDALİNİ: Yoga inancında,her insanın içinde bulunduğuna inanılan kozmik enerji.

KUNDU:Antalya ilinde,saray benzeri otelleriyle ünlü turistik bir köy.

KUNDUN:Martin Scorsese’in,14. Dalay Lama’nın yaşamını konu alan filmi.

KUNDURU:Sert ve sarı renkli bir buğday cinsi.

KUNDUZ:Kemirgenlerden,su kıyılarında yaşayan,yuvalar ve su setleri kuran,postu değerli bir hayvan.

KUNT :Ağır,kalın,dayanıklı ve sağlam.

KUNTA:Bir cins büyük ve zehirli örümcek.

KUNTRA:Bozcaada’da yetişen ve karasakız da denilen şaraplık siyah üzüm cinsi.

KUNUT:Eski dilde ibadet.Yatsı namazından sonra kılınan ve vitir denilen üç rekatlık namaz.

KUP:Giysi kesimi, kesimle verilen biçim.

KUPA: Altın,gümüş,bronz veya kristalden yapılmış,yarışma ödülü olarak verilen ayaklı kap.

KUPA:İskambil kağıtlarının dört grubundan benekleri kırmızı,kalp biçiminde olanı.

KUPA:Kapalı ve dört tekerlekli bir at arabası.

KUPAJ:Farklı üzüm çeşitlerinden yapılan şarapların birbirleriyle harmanlanması.

KUPES (KUPEZ):İzmaritgillerden,ılıman denizlerde yaşayan bir balık. Lopa da denilen bir balık.

KUPLE:Bir şarkıyı meydana getiren ve bir nakaratla sona eren bölümlerden her biri.

KUPOL:Dökme demiri eritmede kullanılan fırın.

KUPON:Yalnız bir giysilik dokunmuş, üstün nitelikte kumaş parçası.

KUPÜR:Kesik.Gazete,dergi gibi şeylerden kesilmiş yazı.

KUR:Ulusal bir parayla yabancı bir para birimi arasındaki değişim oranı.

KURA:Aras’ın kolu olan ve Hazar Denizine dökülen bir ırmak.

KURADA : İşe yaramaz,yıpranmış,bozulmuş,eskimiş eşya.

KURAM:Nazariye. Teori.

KURANDER : Açık kapı ve pencereler arasında oluşan hava cereyanı.

KURASO: Acı portakal kabuğundan yapılmış bir içki.

KURAŞ:Özbek güreşi, yada ayakta judo’da denilen spor dalı.

KURAT:Doğu Anadolu’da üretilen otlu peynire katılan kokulu bir ot.

KURB :Yakınlık anlamında eski bir sözcük

KURBAĞACIK:Küçük İngiliz anahtarı.

KURBİYET: Yakınlık.

KURDEŞEN: Ciltte çeşitli nedenlerle oluşan kaşıntılı döküntüler.

KURENA:Padişaha yakın olan görevliler, mabeyinciler.

KURGAN: Tepe biçiminde mezar,höyük.

KURGAZ:Cılız,zayıf,sıska.

KURGU: İş alanına geçmeyip yalnız bilmek ve açıklamak amacını güden düşünce.

KURİDETE: Şalgam,kabak,havuç,salatalık,turp gibi çiğ sebzelerle yapılan bir tür salata.

KURLAĞAN:Etyaran da denilen ve daha çok parmaklarda oluşan dolama.

KURMAY: Harp akademilerine girerek eğitimlerini başarıyla bitirmiş subay.

KURNA:Hamam ve banyolarda musluk altında bulunan,içinde su biriktirilen, yuvarlak, mermer,taş veya plastik tekne.

KURON:Korumak için diş üzerine dişçi tarafından geçirilen metal kaplama.

KUROS:Eski Yunan sanatında,ayakta duran genç ve çıplak erkek heykeli.

KUROT:Orta Asya’da,Hunlar dönemine ait buluntularıyla ünlü kurgan.

KURRA: Kuranı usulüne uygun olarak okuyan hafız.

KURRAVONG: Avustralya’da yaşayan bir kuş.

KURS: Kısa süreli eğitim etkinliği.

KURS:Yuvarlak ve yassı biçimli nesne,ağırsak.

KURSAK: Kuşların yemek borusu üzerinde bulunan,yiyeceklerin toplandığı torba biçiminde organ. Kuşların midesi.

KURŞUNİ:Koyu kül rengi.

KURŞUNLU: Manisa’nın Salihli ilçesinde bir kaplıca.

KURŞUNLU:Antalya ilinde,doğal güzelliğinden dolayı tabiat parkı kapsamına alınan şelale.

KURTAJ: Aracı kuruluşların müşterilerinden aldıkları komisyon.

KURTİK:Muş kentine 30 km uzaklıkta kayak merkezi olan bir dağ.

KURTİTE:Simsarın eş anlamlısı.

KURTKAPANI: Güreşte bir oyun.

KURTPENÇESİ:Sap ve kökünde bol tanen bulunan çok yıllık bir bitki.

KURTULUŞ: Nazi işgali altındaki Yunanistan’a yiyecek yardımı götürürken 21 Şubat 1942’de Marmara Adası yakınlarında batan Türk gemisi.

KURU: Ankara’nın Beypazarı ilçesine özgü bir tür peksimet.

KURU:Merkez sinir sisteminde dejenerasyon ve ölüme neden olan kronik enfeksiyon hastalığı. Yalnızca Papua Yeni Gine’de görülen titreme hastalığı.

KURUGÖL: Kader, alınyazısı.

KURUKAFA: Alacakaranlıkta uçuşan,kalın bedenli bir kelebek.

KURULTAY:Kongre.

KURULUŞ: Topluma hizmet amacı ve göreviyle kurulan her şey.

KURUM: Müessese,tesis.

KURUNTU: Evham,vesvese.

KURUPİYE :Bir kumarhanede yada oyun oynanan bir yerde oyunu yöneten kimse.

KURUT:Kurutulmuş süt ürünü.

KUSKUN:Hayvanın kuyruğu altından geçirilerek eyere bağlanan kayış.

KUSKUS:Avustralya ve Yeni Gine’de yaşayan keseli bir hayvan.

KUSKUS:Un,süt,yumurta ile yapılan,ufak ve yuvarlak taneler biçiminde kurutulan hamur.

KUSMER: Trabzon ilinde bir yayla.

KUSTERE:Bir çeşit uzun rende.

KUŞ PALAZI:Difteri.

KUŞAK: Bele bağlanan giysi.

KUŞAK: Sağlamlığını artırmak için bir şeyin çevresine geçirilen ağaç veya maden bağ.Genel olarak,iki dikme arasındaki yatay ahşap parça.

KUŞANE: Yayvan ,saplı küçük tencere.

KUŞBURNU: Tüylü ve çekirdekli meyvesi olan dikenli bir ağaççık.

KUŞDİLİ: Biberiye,hasalban gibi adlar da verilen,yaprakları güzel kokulu bir bitki.

KUŞE:Parlak, kaymak kağıt.

KUŞET:Gemi ya da tren yatağı.

KUŞGÖMÜ: En makbul pastırma türlerinden biri. Pastırmanın fileto bölümü.

KUŞKONMAZ: Körpe sürgünleri sebze olarak kullanılan bir bitki. Uzun saplı,ince ve küçük yapraklı bir süs bitkisi.

KUŞLUK: Günün sabahla öğle arasındaki bölümü.

KUŞMAR: Kuş tuzağı.

KUŞYAKASI: Bartın’ın Amasra ilçesinde bir mağara.

KUT: Uğur,baht,talih,mutluluk.

KUTADGUBİLİG:Yusuf Has Hacib’in 1069/70’de tamamlayarak Kaşgar’da Karahanlı Hakanı Ebu Ali Hasan bin Süleyman Arslan’a sunduğu manzum didaktik yapıt.

KUTADGUBİLİK: Yusuf Has Hacib’in Karahanlı Türkçesiyle yazılmış,devlet yönetimi ile ilgili manzum yapıt.

KUTAN:Pelikan. Saka kuşu.

KUTNU: Batı ve Orta Anadolu’da yaygın olarak yetişen,yaprakları sık tüylü bir adaçayı türü.

KUTNU:Pamuk yada ipekle karışık pamuktan dokunmuş kalın,ensiz kumaş çeşidi.

KUTUR:Çap.

KUVA:Eski dilde kuvvetler,güçler.

KUVANTUM:Fizikte enerji, yük,açısal momentum yada başka fiziksel niteliklere ilişkin doğal kesikli (ayrık) birim yada paket.

KUVÖZ:Yeni doğmuş zayıf ve dayanıksız bebeklerin,bulaşıcı hastalıklardan korunması amacıyla yerleştirildikleri kapalı aygıt.

KUY: Eski dilde köy.

KUYLUÇ:Geniş ve derin ağızlı mağara.

KUYMAK:Mısır unu,tereyağı,peynirle yapılan ve mıhlama da denilen bir yemek.

KUYRUKSÜREN: Afrika’da gruplar halinde yaşayan ve firavun faresi de denilen , boyu 30 cm kadar olan memeli bir hayvan.

KUYUCAK:Adana’nın Pozantı ilçesinde bir mağara.

KUYUCUK:Kars’ın Akyaka ilçesinde,yüzlerce kuş türünü barındıran bir göl.

KUYUM: Değerli metal ve taşlardan yapılan süs eşyası.

KUZ:Gölgede kalan taraf.

KUZAH:Bulutlarla ilgili işlere baktığına inanılan melek.

KUZAT:Kadılar.

KUZEN:Erkek yeğen.Teyze,dayı,hala yada amcanın erkek çocuğu.

KUZGUNİ: Kapkara.

KUZİN: Kız yeğen. Teyze,dayı,hala yada amcanın kız çocuğu.

KUZİNE:Hem ısıtmaya,hem de üzerinde yemek pişirmeye yarayan büyük mutfak sobası. Gemilerde yemek pişirilen yer,mutfak.

KUZUGÖBEĞİ:Sulak çayırlarda yetişen şapkası kalın ve etli,yenen bir mantar çeşidi.

KUZUKULAĞI:Sulak yerlerde yetişen,yaprakları salata olarak kullanılan bir bitki.Acıkulak da denir.

KUZUKULAK:Isparta ilinde,Türkiye’nin en derin mağaralarından biri.

KUZULUK:Sakarya’nın Akyazı ilçesinde bir kaplıca.

KUZYAKA:Kuzeye dönük,bu nedenle çok az güneş gören ve hep serin olan dağ yamacı.

KÜBERA: Büyükler.

KÜBİK: Bingöl ilinde bir mağara.

KÜBİK: Küp biçiminde olan.

KÜBİZM:Nesneleri geometrik biçimlerde gösteren bir sanat akımı.

KÜBRA: En büyük.

KÜCÜ:Halı ve kilim tezgahlarında kalınca ipliklerden yapılmış tarak şeklinde çerçeve.

KÜÇÜKKUYU: Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı turistik bir belde.

KÜF: Peynir mantarı.

KÜF:Pas.

KÜFE:Genellikle söğüt veya başka ağaç dallarından örülen,yük taşımaya yarayan,kaba ve dayanıklı büyük sepet.

KÜFFAR:Kafirler.

KÜFLÜCE: Mantar.

KÜĞ:Ezgiyle okunan şiir,türkü.

KÜHEYLAN:Soylu Arap atı.

KÜHRAN:Nankörlük.

KÜLAH:Erkeklerin giydiği,genellikle keçeden,ucu sivri veya yüksek başlık.

KÜLBASTI:Közde veya ızgarada pişirilen kemiksiz et.

KÜLCÜLER: Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde bir kaplıca.

KÜLEK:Bal,yoğurt,süt,yağ gibi şeyler koymaya yarayan yuvarlak tahta kova. Ormanlık bölgelerde kullanılır.Gerdel de denir.

KÜLFE:Osmanlı yönetimindeki Mısır’da kul taifesi için halktan toplanan vergi.

KÜLHAN:Hamamları ısıtan,hamamın altında bulunan kapalı ve geniş ocak,cehennemlik.

KÜLHANBEYİ:Kendilerine özgü giyinişleri ve konuşma biçimleri olan,argo kullanan,başıboş,haylaz delikanlı,kabadayı,hayta,apaş.

KÜLLİ:Tümü kapsayan, tümel.

KÜLLİYAT:Bir yazarın bütün eserlerini içeren dizi.

KÜLLİYE: Bir caminin etrafında,cami ile birlikte inşa edilmiş medrese, imaret, okul,sebil ve kütüphane gibi çeşitli yapıların tümü.

KÜLLİYEN: Tümden.

KÜLLÜOBA: Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde,Batı Anadolu’nun ilk kenti sayılan buluntu yeri.

KÜLTEPE: Kayseri ilindeki ünlü höyük.

KÜLTİGİN: Kardeşi Bilge Kağan’ın tahta çıkmasına yardım eden ve onun komutanlığını yapan Göktürk prensi.

KÜLTİVATÖR:Toprağı alt üst etmekte kullanılan tarım aracı.

KÜLTÜR: Verili bir grubun ayırt edici değerleri,normları ve maddi malları.

KÜLÜNK:Taşları,kayaları parçalamakta kullanılan sivri kazma.

KÜLÜSTÜR :Yıpranmış,eski görünüşlü,işe yaramaz.

KÜM:Küme,yığın.

KÜM:Yeni doğan kuzuları soğuktan korumak için yapılan küçük ağıl.

KÜMBET: Çatısı kubbe biçiminde olan yapı.

KÜMÜLÜS:Üst bölümleri bembeyaz ve küme durumunda,tabanı da çoğu kez yatay ve esmer bulut,küme bulut.

KÜN: Birkaç yıl yerinde kalarak iyice yanmış ve kül gibi olmuş hayvan gübresi.

KÜNC: Köşe,bucak.

KÜNCÜ: Susam taneleri.

KÜNDE:Güreşçinin,hasmını altına alıp bir elini önden ötekini arkadan geçirerek ellerini kilitlemesi.

KÜNDEKARİ:Geometrik biçimlerde kesilmiş küçük ahşap parçaların büyük bir yüzey oluşturmak üzere birbirleriyle geçmeli olarak birleştirilmesi ile yapılan bezeme tekniği.Minber,kürsü,dolap,kapı ve pencere kanatları gibi ahşap eşyada kullanılan işçilik.

KÜNE: İpek böceğine verilen dut yaprakları.

KÜNEFE:Sıcak yenilen bir çeşit peynirli tel kadayıf.

KÜNEFİ: Sofralık bir üzüm cinsi.

KÜNER(KÜNAR): Çam fıstığı.

KÜNGÜRE:Kubbenin tepesi.

KÜNH:Öz, kök, içyüz.

KÜNK: Pişmiş toprak ya da çimentodan yapılmış kalın su borusu.

KÜNTÜRE: Akarsuların toprağı yememesi için ırmak kenarlarına ağaç dalları ve taşlar yardımıyla kurulan barikat,şet.

KÜNYE:Bir kimsenin kimlik bilgilerini gösteren kayıt.

KÜP: Geniş karınlı ve dibi dar pişmiş topraktan yapılan kap.

KÜPE ÇİÇEĞİ : Bir süs bitkisi.

KÜPEŞTE: Korkulukların üzerine,elin kayması için yerleştirilen ve boydan boya devam eden profilli ahşap,maden veya plastik kısım.

KÜPEŞTE:Gemilerde güverte hizasında ıskarmoz bağlarına tutturulan dikmelerin dış yüzlerine kaplanan kaplamaların oluşturduğu siper,borda kaplamalarının en üstü,güverteden yukarıda kalan bölüm,korkuluk,parapet.

KÜR: İyi bakım ve ilaç tedavisi.

KÜRAR:Güney Amerika yerlilerinin oklarına sürdükleri çok güçlü bitkisel zehir.

KÜRASO :Acı portakal kabuğundan yapılan bir çeşit likör .

KÜRATÖR: Genellikle uluslar arası bir serginin yapımcılığını üstlenen kişi.

KÜRDİL-İ-HİCAZKAR : Türk müziğinde bir makam adı.

KÜRE: Batı Karadeniz Bölgesinde,bir bölümü ulusal park kapsamına alınan dağ sırası.

KÜRE: Madenci ocağı. Maden fırını.

KÜREVYE:Eski dilde yuvar.

KÜRİYUM:Radyoaktif bir element.

KÜRK MANTOLU MADONNA:Sabahattin Ali’nin bir romanı.

KÜRSÜ:Güneydoğu Anadolu’da tahtadan yapılan ve rahle de denilen alçak oturak.

KÜRTAJ:İstenmeyen gebeliklerin sonlandırılması için dölyatağı iç zarının kazınması işlemi.

KÜRTÜN: Yük hayvanlarına vurulan semer.

KÜRÜN: Çeşme yalağı.

KÜSKÜ:Kapı sürgüsü.

KÜSKÜ:Taşa veya duvara delik açmak için kullanılan uzun,ağır ve bir ucu sivri demir.

KÜSPE:Hayvan yemi,yakacak ve gübre olarak kullanılan,yağı veya suyu çıkarılmış her türlü yağlı tohum ve bitki artığı. Suyu alınmış meyve artığı.

KÜSTAH: Arsız,saygısız,sıkılması olmayan.

KÜSTERE:Bileği çarkı.

KÜSTERE:Bir çeşit uzun rende.

KÜSTÜMOTU:Baklagillerden,dokunulduğunda yaprakları pörsüyen bir bitki.

KÜSUF:Güneş tutulması.

KÜŞAT: Bir tür tavla oyunu.

KÜŞAT:Açma,açılış.

KÜŞAYİŞ :Açılma,açıklık.

KÜŞNE: Burçak bitkisine halk dilinde verilen ad.

KÜŞNEME: Gaziantep yöresine özgü,koyunun en değerli etiyle yapılan kebap. Kasaplık hayvanların omurga kemiğinin iç tarafından elle çekilip çıkarılan,en ideal kebaplık et.

KÜT: Belden aşağısı tutmayan kişi.

KÜT: Ucu sivri veya keskin olmayan.

KÜTDİKEN: Yerli bir limon cinsi.

KÜTİKÜL: Yaprakların her iki yüzünde bulunan ve suyu sızdırmadığı için bitkinin kurumasına engel olan ince zar.

KÜTLE: Bir cismin içindeki madde miktarı.Kütle,enerjinin en yoğun halidir.

KÜTLÜ: Çekirdekli pamuk.

KÜTÜK: Kalın kereste,kesilmiş ağaç kökü.

KÜV:Şarabın dinlendirilmesi,mayalanması ve saklanması için kullanılan genellikle ağaçtan yapılmış büyük kap.

KÜVET:İçinde yıkanılan tekne.

KÜZE:Su testisi.

KVA: Nijer-Kongo ailesinden bir dil öbeği.

KVAÇA:Zambiya ve Malavi’nin para birimi.

KVAS:Rusya’ya özgü bir içki.

KYAT :Myanmar’ın (Birmanya) para birimi.

KYOKA :Sözcük oyunları ve çeşitli imalar içeren,otuzbir hecelik Japon şiiri.

KYUDO:Geleneksel Japon okçuluğuna verilen ad.

KZ (KZA):Kazakistan’ın plaka kodu.

 



Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 16:43