Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa

K-2 - (KEŞİŞOTU-KZA)

e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
K-2 - (KEŞİŞOTU-KZA)
Sayfa 2
Sayfa 3
Tüm Sayfalar

(K) Harfinin başlangıç kısmı için Tıklayın

 

KEŞİŞOTU: Karabaş da denilen ıtırlı bir bitki.

KEŞK:Siirt yöresine özgü, kurut da denilen kurutulmuş yoğurt.

KEŞKEK:İyice dövülmüş ve uzun süre birlikte kaynatılmış et ve buğdayla yapılan bir tür yemek

KEŞKÜL: Dervişlerin omuzlarına astıkları Hindistan cevizi kabuğundan ya da abanozdan yapılmış kayık biçiminde kap,dilenci çanağı.

KEŞKÜL:Üstüne dövülmüş fıstık ve Hindistan cevizi dökülen bir süt tatlısı türü.

KEŞLEMEK: Argo’da aldırış etmemek,ciddiye almamak anlamında sözcük.

KEŞO: Diyarbakır yöresine özgü bir halk oyunu

KEŞTİ: Eski dilde gemi.

KET:Engel.

KET:Nişasta.

KETAL:Çirişli bir çeşit parlak bez.

KETAL:Yazılı kağıt.

KETANİYE:Osmanlılar döneminde Aydın yöresinde yapılan bir tatlı.

KETÇAP:Temel maddesi baharat katılmış domates olan bir tür sos.

KETE:Yağsız ve mayasız hamurdan yapılan ve külde pişirilen çörek.

KETEBE: Eskiden hattatların kendilerinden yazı dersi alanlara verdikleri icazetname.

KETEBE:Eskiden yazı levhalarına ya da yazma kitaplarına konulan hattat imzası. Bir hattatın yazdığı yazıya adını koyması.

KETEBE:Katipler,yazıcılar.

KETEĞEN: Civanperçemi bitkisinin,yurdumuzda yetişen bir türü.

KETEN:Çiçekleri mavi renkte ve beş taç yapraklı,lifleri dokumacılıkta kullanılan bir bitki.

KETENCİK:Deniz yosununun ince bir cinsi.

KETENPERE :Argo’da hile, tuzak,dolap ,dolandırıcılık anlamında sözcük.

KETEZ:Araba yada kağnı tekerleğinin çevresindeki demir çembere halk arasında verilen ad.

KETHÜDA:Osmanlılarda zengin kimselerin ve devlet büyüklerinin buyruğunda çalışan,onların bir takım işlerini gören kimse,kahya.

KETİBE: Eski Türk ve Müslüman ordularında,düşman üzerine akın ya da çapula giden süvari birliğine verilen ad.

KETİF: Kürek kemiği.(Eski dil).

KETM: Sır tutma,söylememe.

KETON:Karbonil grubuna iki alkol kökünün bağlanmasıyla türeyen bileşik.

KETUM:Sır saklayan,ağzı sıkı.

KETZALİ :Guatemala’nın para birimi.

KEVAK:Kemer altı,çardak.

KEVAŞE:Argo’da fahişe anlamında kullanılan sözcük.

KEVDERE:Yurdumuzun yüksek kesimlerinde yaşayan ve ur keklik de denilen bir kuş.

KEVEL:Kuzu yada koyun postundan yapılmış kürk.

KEVEN:Dikenli bir çalı.

KEVGİR:Uzun saplı,yayvan,derin kaplardan yiyecekleri süzerek almaya yarayan delikli kepçe.Süzgeç.

KEVİR:Kuzey Afrika’da su altında kalabilen ve sebha da denilen tuzlu çöküntü.

KEVKEP:Tek ve belirli bir yıldız.

KEVSER:Cennette bulunduğuna inanılan kutsal su,ırmak,havuz veya çeşme.

KEY :Mercan resifleri üzerinde oluşan,çoğunlukla kumlu,küçük düz ada. Kum adacığı.

KEYFALAN:Ordu’nun Mesudiye ilçesinde bir yayla.

KEYFİYET: Nitelik.

KEYVENİ:İyi yemek pişiren kişiye verilen ad.

KEZALİK:Hakeza

KEZİN: Bir yaşına girmiş dişi keçi.

KEZZAP:Nitrik asidin halk arasındaki adı.

KFİR: İsrail yapımı bir savaş uçağı tipi.

KHALKEDON İstanbul’un Kadıköy semtinin bulunduğu kesimde Megaralılar tarafından kurulan kent.

KIBEL: Yön,taraf.

KIBLE: Güney,güneyden esen rüzgar..

KIÇ: Teknenin geri tarafı.

KIĞ (KIĞI) :Koyun, keçi , deve pisliği veya buna benzer insan dışkısı..

KIKIRDAK:Kemik kadar sert olmayan,dayanıklı,esnek,bükülgen,damarsız bağ dokusu.

KIKIRLIK:Kılkuyruk da denilen ve yurdumuzun sulak alanlarında da yaşayan bir ördek cinsi.

KIL: Görünümünden ve davranışlarından hoşlanılmayan kimseler için kullanılan argo sözcük.

KIL:Keçi tüyü.

KILAĞ:Yer ve gök dürbünlerinde nişan almaya yarayan yuvarlak delikli disk.

KILAPTAN :Pirinç,bakır,kalay gibi madenlerden çekilerek gümüş ve altın yaldız vurulmuş ince metal sırmalı pamuk ipliği.Pamuk ipliğine sırma katılarak eğrilmiş iplik.

KILAVUZ: Rehber.

KILCAN: At kuyruğu kılından yapılmış kuş tuzağı.

KILGI: Kuram ya da tasarım durumundaki bir düşünceyi uygulama alanına geçirme.

KILIÇLI: Kastamonu’nun Cide ilçesinde,sarkıt ve dikitleriyle tanınmış bir mağara.

KILIR: Meyve sapları kürdan olarak kullanılan otsu bir bitki. Maydanozgillerden özel kokulu bir bitki.

KILKIYAK:Kazakistan’a özgü,kabak kemaneye benzer telli çalgı.

KILKUYRUK: Halk dilinde ince uzun boylu,mızmız.

KILKUYRUK: Kıkırlık da denilen bir ördek cinsi.

KIM:Bazı bitkilerin sapında oluşan yaprak biti.

KIMIL :Sapı,çiçek,yaprak ve başakları emerek yada yiyerek ekin hastalığına yol açan,vücudu kalkana benzeyen zararlı bir böcek.

KIMIZ:Kısrak sütünün mayalanmasıyla yapılan az alkollü,ekşi bir Türk içkisi.

KINA:Aynı adı taşıyan ağacın kurutulmuş yapraklarından elde edilen,saç ve elleri boyamakta kullanılan toz.

KINAKINA:Hindistan ve Endonezya’da yetişen,kabuğundan kına çıkarılan bir ağaç.

KINDILÇEŞME:Antalya ilindeki Beydağları Milli Parkında,doğal güzelliğiyle tanınmış bir kamp ve piknik alanı.

KINDIRA: Sulak yerlerde yetişen bir tür çayır otu.

KINDIRAÇ: Oluk ve yiv açmaya yarayan araç.

KINNAP: Kenevirden yapılmış kalınca ip.

KIPTİ :Çingene. Eskiden Mısır halkından olan kimse.

KIR: Yerleşim alanları dışında kalan yerler.

KIRA: Sedye,yük taşımaya yarayan dört kollu tahta araç.

KIRAÇ:Verimsiz veya susuz,bitek olmayan toprak.

KIRALKIZI: Diyarbakır ilinde bir baraj.

KIRAN:Birbirine paralel olarak uzanan iki akarsu arasında kalmış dağ sırtı.Tepe,bayır.

KIRANTA:Argo’da orta yaşlı erkek.

KIRANTAŞ: Kader, alınyazısı.

KIRAT (KARAT): Kıymetli taşlarda ağırlık ölçüsü.(0,2004 gr). Elmas,zümrüt gibi değerli metallerin ağırlıklarının tartısında kullanılan iki desigramlık ölçü birimi

KIRAY: Ürün vermeyen arazi.

KIRAY:Delikanlı,genç anlamında yerel sözcük.

KIRBA:Çocuklarda karın şişmesiyle beliren bir hastalık.

KIRBA:Sakaların içinde su taşıdıkları ağzı dar,altı geniş,deriden yapılmış kap,su kabı,matara.

KIRBAÇ:Tek parça deri veya uzun esnek bir değneğin ucuna sırım bağlanarak yapılmış vurma aracı.

KIRÇ:Kışın sisli havalarda ,ağaç dallarını,toprak yıkıntılarını kaplayan buz tabakası.

KIRÇIL:Kır renkli.

KIRDENİZ:İzmir ilindeki Gediz Deltasında 205 kuş türünü barındıran bir lagün.

KIRGIBAYIR:Çok sayıda kıvrımlı ve derin sel yataklarıyla kesilmiş ve aşındırılmış,iç içe geçmiş keskin tepelerden oluşan arazi.

KIRIK: Melez, kırma.

KIRIKHAVA:Türk halk müziğinde,ritimsiz uzun havaların karşıtı olarak ritimli ezgilere verilen ad.

KIRIMÇAKLAR: Kırım’da yaşayan Musevi Türk topluluğu.

KIRIMTARTAR:Şarap tortusu.

KIRKAMBAR:Bir çok konuda bilgisi olan kimse.

KIRKAMBAR:İçinde değişik türden şeyler bulunan kap veya yer.

KIRKAYAK: Kasık biti.

KIRKBAYIR: Geviş getiren hayvanların dört gözlü olan midelerinin üçüncü gözü.

KIRKBEŞLİK: Bir tür tabanca.

KIRKBİRBUÇUK : İlhan Selçuk ve Turhan Selçuk tarafından 1952’de çıkarılan siyasi mizah dergisinin adı.

KIRKMERAK:Her şeyi anlamak isteyen,çok meraklı.

KIRLAĞAN: Ölümcül hastalık salgını.

KIRLANGIÇ: Kuzey yarıkürede yaşayan,uçarken yakaladığı böceklerle beslenen göçmen kuş.

KIRLANGIÇ:Küçük bir kavuna benzeyen,sarı yada yeşil kabuğu olan,hoş kokulu bir meyve.

KIRLANGIÇBALIĞI: Sıcak ve ılık denizlerin kıyısında yaşayan,iki kemikli balık türünün ortak adı.

KIRLANGIÇDÖNÜMÜ: Ekim ayının ilk günleri.

KIRLANGIÇFIRTINASI: Genellikle 6-8 Nisan tarihleri arasında meydana gelen bir fırtına.

KIRLANGIÇKUYRUĞU:Hayvanın kulağını delerek yapılan işaret.

KIRLENT :Çiçek ya da yaprak işlemeli süs.

KIRLENT: İşlemeli ya da işlemesiz olarak yatak üzerine konulan küçük yastık.

KIRMA:Kırılmış veya dökülmüş tahıl.

KIRMITLI: Osmaniye ilinde,birçok kuş türünü barındıran ve 2007 de kuş cenneti ilan edilen sulak alan.

KIRNAK: Kız ya da kadın hizmetçi.Çalımlı ve süslü kimse.

KIRO :Argo’ da kaba saba ve görgüsüz kimseye verilen ad.

KIRŞA: Donmuş kar.

KIRTIPİL:Argo’da perişan, dağınık, değersiz, bayağı.

KISIK: Bir vadinin dik yamaçlı ve dar kesimi.

KISIR: Haşlanmış bulgur,soğan,maydanoz ve baharatla yapılan bir yiyecek.

KISKA:Arpacık soğanı.

KISKI:Türlü maksatlarla iki şeyin arasına sokuşturulan,kıstırılan parça,kama,takoz.

KISRAK:Dişi at.

KISSA:Ders alınması gereken kısa hikaye.

KISTAK:Bir yarımadayı karaya bağlayan,iki yanı su,dar kara parçası,berzah.

KISTI:İnci,boncuk,deniz kabuğu gibi malzemeyi ipe dizip kelep haline getirdikten sonra birbirine dolaşarak yapılan ve Anadolu’da kadınların boyunlarına taktıkları kısa gerdanlık.

KISTIRMA:İçine peynir yada kıyma konularak sac üzerinde pişirilen bir tür börek.

KISTIRMA:Karnıyarık yemeği.

KIŞIR:Kabuk.

KIŞLA: Askerin barındığı yer.

KITA:Hat sanatında küçük boydaki yazılı levhalara verilen ad.

KITA:Şiirde iki ya da daha çok dizeden oluşan birim.

KITAL:Vuruşma, savaş.

KITASAHANLIĞI: Kıyılara yakın deniz bölgeleri.

KITIK :Minder,yastık gibi şeyleri doldurmak için kullanılan ve bazen de sıvanın içine katılan keten ve kendir lifleri.

KITIPİYOZ (KITIPİYOS ) : Argo’ da değersiz, bayağı, kötü .

KITIR:Argoda uydurma söz,yalan.

KITLAMA: Kesmeşekeri ağızda küçük küçük ısırarak içilen çaya verilen ad.

KITMİR:Ashabı Kehf’de yedi uyuyanların Efsane köpeğinin adı.

KIV: Sürek avında hayvanları ininden çıkarmak için avcıların yaptığı gürültü.

KIVAÇA:Malavi’nin para birimi.

KIVAM :Koyuluk,tav.

KIVAMEDDİN:Celayirliler döneminde Bağdat’ta,Timurlular döneminde Herat’ta çalışmış,kitap ciltlerindeki oyma deri sanatının önde gelen temsilcilerinden biri olmuş,15. Yüzyıl sanatçısı.

KIVANÇ:Övünç,iftihar.

KIVIRCIK:Daha çok Marmara bölgesinde yetiştirilen,beyaz tüylü ve ince kuyruklu koyun cinsi.

KIVRAK:Anadolu’nun kimi yörelerinde kadınların giydiği,mantoya benzer bir üstlük.

KIYA:Cinayet.

KIYAM :Ayakta durma,ayağa kalkma,namazda ayakta durma.

KIYAM: Dirilip ayağa kalkma,bir işe girişme,teşebbüs etme,başkaldırma,ayaklanma.

KIYAS:Bir tutma,denk sayma.

KIYASIMUKASSİM: İkilem.

KIYASİ:Uygulama ve benzetme ile elde edilen.

KIYAT:Birmanya (Myanmar) para birimi.

KIYEM:Eski dilde kıymetler,değerler.

KIYGIN: Haksızlığa uğramış olan,mağdur.

KIYIKIŞLACIK:Güllük körfezi kıyısında, Milas ilçesine bağlı turistik bir köy.

KIYMIK: Küçük ağaç parçası.

KIYTIRIK: Değersiz,önemsiz,bayağı,işe yaramaz.

KIYYE:Eskiden 1283 gram ya da 400 dirhem ağırlığındaki ölçü birimi; okka.

KIZAK: Denize indirme ve denizden çekme sırasında üzerine geminin yerleştirildiği sürme tahta.

KIZAK: Kar veya buz üzerinde kaydırılan tekerleksiz taşıt.

KIZALAK:Gelincik çiçeği.

KIZALİ:Nihat Behram’ın bir romanı.

KIZAN:Delikanlı,silahlı köy delikanlısı. Erkek çocuk. Acemi zeybek.

KIZILAYAK:Anadolu’da köy seyirlik oyunlarını düzenleyen kişiye verilen ad.

KIZILÇULLU: Yurdumuzda kurulmuş 21 Köy Enstitüsünden biri.(İzmir).

KIZILELMA:Zonguldak ilinde,Türkiye’nin en uzun mağaralarından biri.

KIZILERİK:Genellikle 29 Temmuzda meydana gelen bir fırtına.

KIZILISI: Temmuzun çok sıcak olan ikinci yarısı.

KIZILİNLER:Eskişehir’e 15 km uzaklıkta bir kaplıca.

KIZILKURUŞ: Osmanlı devletinde,Avrupa devletlerinin altın paralarına verilen ad.

KIZILŞAP: Açık eflatun renk.

KIZILYEL: Güneyden esen yel.

KIZKUŞU: Yurdumuzda da yaşayan siyah sorguçlu bir kuş.

KIZLARSİVRİSİ:Batı Torosların ve dolayısıyla Beydağlarının en yüksek noktası.

KIZMEMESİ: Bir tür şeftali.

KIZŞAHI: Anadolu’nun bazı yörelerinde düğünden bir gün önce törenle kız evine götürülen armağan.

KIZTAŞI:İstanbul’un Fatih semtinde ünlü bir Bizans anıtı.

Kİ:İlgi eki.

KİBAR: Büyükler,ulular.

KİBAR: İnce,terbiyeli.

KİBE:Mardin yöresine özgü,pirinç ve kuzu etiyle yapılan işkembe dolması.

KİBELE (KYBELE):Anadolu halklarının en büyük ana tanrıçası .Antik Anadolu’da bereket tanrıçasının adı.

KİBO: Kilimanjaro Dağının en yüksek tepesi.

KİBUTZ:İsrail’de ortak çalışma esaslarına göre oluşturulmuş tarımsal topluluk.

KİÇ (KİTCH) :Yoz beğeni,zevksizlik.

KİÇE: Guatemala’da konuşulan bir Kızılderili dili.

KİEV:Ukrayna’nın başkenti.

KİEVSKİ:Üzeri ekmek kırıntılarıyla bulanmış ince tavuk etini kızartarak yapılan bir yiyecek.

KİF:Kuzey Afrika’da hintkeneviri yapraklarından elde edilen ve tütüne karıştırılarak esrar gibi içilen sarhoşluk verici toz.

KİFAF: Bir insanın yaşamasına yetecek kadar azık.

KİFAYET:Yeterlilik.Bir işi yapabilecek yetenekte olma.

KİFOZ: Tıp dilinde kamburluk anlamında kullanılan terim.

KİGALİ:Ruanda’nın başkenti.

KİHALET:Göze çekilen sürmeyi yapma ya da sürme çekme sanatı.

KİK:Dar, uzun ve hafif bir yarış kayığı. Futa.

KİKİRİK: Yer fıstığı.

KİKİRİK:Uzun boylu, zayıf, ince kimse.

KİKLA:Lapinagillerden,güzel renkli,50 cm uzunluğunda ,sıcak ve ılık denizlerin sığ kesimlerinde yaşayan eti lezzetli bir balık.

KİL:Islandığı zaman kolayca biçimlendirilebilen yumuşak ve yağlı toprak.

KİLDEN:Bakır,çinko,tunç yada topraktan yapılmış tek kulplu su kabı.

KİLE: Eski bir tahıl ağırlık ölçüsü. .(17,6 kg).İstanbul kilesi:37 litre.

KİLER:Erzak odası.

KİLERMENİ: Eskiden eczacılıkta kullanılan kırmızı renkli kil.

KİLİ: Tarla sınırı.

KİLİÇE:Mardin yöresine özgü,hayat çöreği de denilen çeşitli baharatlarla hazırlanan bir tür kalın pide. Mardin’de yaşayan Süryanilere özgü bir tür paskalya çöreği.

KİLİKYA:Anadolu’nun güneyindeki (Çukurova yöresinde) antik bölge.

KİLİM :Döşeme , divan gibi yerlere serilen , genellikle desenli , havsız , kalın , kıl veya yün dokuma,düğümsüz düz yaygı.

KİLİSLİRİFATBİLGE:Kitabı Dede Korkut,Divanü Lügat-it Türk,İbni Mühenna Lügatı gibi yapıtların çevirileri,araştırmaları ve yayımları ile tanınmış yazar ve dilcimiz.

KİLİSTRA:Konya’nın Meram ilçesinde,ikinci Kapadokya olarak da adlandırılan,tüf kayalara oyulmuş antik kent.

KİLİT:Atların alnından alt çenesine uzanan beyazlık.

KİLİTAÇMA:Eskişehir yöresinde hıdrellez manilerine verilen ad.

KİLİTTAŞI:Bir kemerin ya da tonozun tepe noktasına yerleştirilen taş.

KİLİZ: Saz, kamış, hasır otu.

KİLİZMAN:Sazlık, kamışlık.

KİLK: Kamış kalem.

KİLOHERTZ:Bir saniyede 1000 titreşimi olan elektromanyetik dalga boyu ölçüsü birimi.

KİLS:Kireç,sönmemiş kireç.

KİLT:İskoç erkeklerinin giydiği kısa eteklik.

KİM: Bir soru sözü.

KİMÇİ:Kore mutfağına özgü,Çin lahanası ve turpla yapılan bir çeşit turşu.

KİMERA:Değişik genetik kökenli çeşitli hücrelerden oluşan organizma.

KİMESNE :Eski dilde kimse.

KİMİGAYO:Japonya ulusal marşına verilen ad.

KİMİŞKE: Eskiden Türkistan’ın Kaşgar yöresinde yapılan bir tür nakışlı keçe.

KİMLİK: Bir insanın kişiliği ya da bir grubun niteliğini belirleyen ayırt edici özellikler.

KİMO:Laos’ta görülen ve frengiye benzeyen bulaşıcı bir hastalık.

KİMOFOBİ:Dalgalardan aşırı derecede korkma.

KİMONO:Geniş kollu sabahlık.

KİMPİTEY:Japonların 1910’dan sonra işgal ettikleri ülkelerde güvenliği sağlamakla görevlendirdikleri özel jandarma örgütü.

KİMSECİK: Yaşar Kemal’in Yağmurcuk Kuşu, Kale Kapısı ve Kanın Sesi adlı yapıtlarından oluşan roman üçlüsü.

KİMÜS:Yemeklerin mide özsuyuyla karıştıktan sonra aldığı durum.

KİMYON:Maydanozgillerden ıtırlı bir bitki.

KİMYONİ:Kahverengiye çalan yeşil renkte olan.

KİN: Çin müziğine özgü yedi telli bir çalgı.

KİNA:Papua Yeni Gine’nin para birimi.

KİNAYE:Düşünüleni dolaylı olarak anlatan söz. Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlama gelecek biçimde kullanma sanatı.

KİNEMATİK:Cisimlerin hareketlerini yörünge,hız ve ivme gibi konular bakımından inceleyen mekanik kolu.

KİNESİO: Sporcuların sakatlıklardan korunmak için vücutlarının çeşitli yerlerine yapıştırdıkları bir tür bant.

KİNET:Hatay’ın Dörtyol ilçesinde,altı uygarlığı barındıran ünlü höyük.

KİNETİK: Bir cismin hareketi nedeniyle kazandığı enerji. Kimyasal tepkimelerin hızlarını inceleyen bilim dalı. Devinim bilim.

KİNETOFOBİ: Hareket etmekten duyulan korku.

KİNEZİ:Kas faaliyeti.

KİNG:Bir deste (52’lik) kağıtla oynanan bir iskambil oyunu. Kozlu oynanan bir iskambil oyunu.

KİNİN:Sulfata,sıtma ilacı.Kınakınadan elde edilen ve sıtmanın tedavisinde kullanılan beyaz alkaloit.

KİNİŞ :Marangozlukta tahta üzerine boydan boya açılan, kesiti kare veya dikdörtgen biçiminde kanal.

KİNİZM:Yunan düşünürleri Antishenes ile Diogenes’in oluşturdukları,insanın gerçek erdeme ve mutluluğa,bütün gereksinimlerinden sıyrılarak ve hiçbir değere bağlı kalmayarak ulaşılabileceğini öne süren Sokratesçi öğreti.

KİNKAJU:Amerika’nın kimi bölgelerinde ormanlık alanlarda yaşayan,yumuşak kahverengimsi postu olan bir memeli hayvan.

KİNOFOBİ:Köpek korkusu.

KİNŞASA:Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin başkenti.

KİNZA: Hititler ve Mısırlılar arasında yapılan savaşa sahne olan tarihi Kadeş kentinin bir başka adı.

KİOS:Bursa’nın Gemlik ilçesinin antik dönemdeki adı.

KİOSK: Satıcı barakası.

KİP: Kalıp.

KİP:Eski Türklerde at, köpek, keçi gibi evcil hayvanların mumyalarına verilen ad.

KİP:Felsefede değişebilen,geçici nitelik.

KİP:Laos’un para birimi.

KİP:Uygun, tıpatıp gelen.

KİPE: Grekoromen güreşte bir oyun.

KİPE:Hızla bükülen kalçanın sert ve birden gerilişiyle,vücudun yatıştan ayak üstü duruşa veya asılmadan dayanmaya geçmesi .

KİPEKİ:Eskiden Türkistan’da kullanılmış bir para.

KİPPA:Dindar Yahudilerin başlarını örttükleri takke.

KİPU:İnkalar tarafından kullanılan ve iplerin üstüne atılmış her düğümün rengine göre bir anlamı olan düğüm-yazı.

KİR: Biriken pislik.

KİRAM: Soylular,aristokrasi.Şerefli kimseler.

KİRAR:Yenileme.

KİRAZ:Gülgillerden bir meyve ağacı.

KİRAZLI : Trabzon ilinde bir yayla.

KİRAZLI: Uludağ’da bir yayla.

KİRDE: Genellikle mısır unundan yapılan bir tür pide.

KİREBOLU:Arıların kovan deliğini kapatmak için kullandıkları sarı ve yumuşak madde,balmumu.

KİREÇ:Mermer,tebeşir,alçı taşı gibi bir çok taşın temel maddesini oluşturan kalsiyum oksit.

KİREN:Anadolu’nun türlü bölgelerinde kızılcık ağacına ve meyvesine verilen ad.

KİRENK: Doğu Anadolu’da yetişen ve otlu peynire konulan bir ot.

KİRİBATİ :Büyük Okyanus da bir ülke.

KİRİK: Ördek yavrusu. Yurdumuzun sularında yaşayan ördeğe benzer bir kuş.

KİRİL:Bugün kullanılan Rus alfabesini (Kiril Alfabesi) bulan Ortodoks papaz.

KİRİN:Bir Japon birası.

KİRİNCİ:Üç ile yedi yaş arasında olan erkek deve.

KİRİŞ: Döşemeden gelen yükleri düşey taşıyıcılara aktaran,eğilmeye dayalı strüktür öğesi. Kirişler genel olarak ahşap,çelik,betonarme,ön gerilmeli beton olurlar.Hafif alaşımlarla da kirişler yapılmaktadır.

KİRİŞ:Bazı telli çalgılarda kullanılan hayvan bağırsağından tel.Çalgı teli.

KİRİŞ:Bir eğrinin iki noktasını birleştiren doğru parçası.

KİRİŞ:Ok atılan yayın iki ucu arasındaki esnek bağ.

KİRİZMA: Toprağı derince kazarak altını üstüne getirme.

KİRKİT:Dokumacılıkta atkı ipliğini sıkıştırmak için kullanılan,demirden yada ağaçtan yapılmış dişli araç.

KİRKİTLE: Antalya yöresine özgü daha çok pekmezle yapılan ve çivirdik de denilen bir tatlı.

KİRLİHANIMPEYNİRİ: Çayır peyniri de denilen yumuşak ve tuzsuz bir peynir cinsi.

KİRMAN (KİRMEN) :Elde yün,tiftik,kıl eğirmeye ve sarmaya,bükmeye yarayan,ipliğin yumak halinde elde edilmesini sağlayan tahtadan yapılmış araç,ağaç çatmalı iğ.

KİRMAN: Hindistan’da Sih dini mensuplarının taşıdıkları iki yanı keskin hançer.

KİRMAN:Hisar,kale.

KİRMANİ: Bir tür eğri kılınç.

KİRMASTİ: Marmara bölgesinin güneyinde bir akarsu.

KİRMASTİ:Bursa ili Mustafakemalpaşa ilçesinin eski adı.

KİRMASTORYA: Mustafakemalpaşa ilçesine eski adını veren kadın.

KİRMİR: Sakarya ırmağının önemli bir kolu olan Ankara’da bir çay.

KİRNAS: Kimi Anadolu evlerinin üst katlarında dışa doğru çıkıntılı inşa edilmiş hela.

KİRNO: Doğu Karadeniz yöresinde yetişen beyaz bir zambak.

KİRPAS:Pamuk ya da keten ipliğinden dokunan bir tür kaba kumaş.

KİRPİ:Refik Halit Karay’ın mizah yazılarında kullandığı takma ad.

KİRPİ:Uzunluğu 25-30 cm olan,sırtı dikenlerle kaplı memeli hayvan.

KİRPİK: Göz kapağının kenarındaki kıllar.

KİRŞ:Kiraz rakısı. Vişne veya kirazdan yapılan,pastacılıkta kullanılan su rengindeki alkol veya içki.

KİRTİL:Büyük kabuklu deniz hayvanlarını avlamakta kullanılan, ince daldan örülmüş kapan. Deniz avcılığında kullanılan ince daldan örülü sepet.

KİRU :Tibet antilobu.

KİRVE:Sünnet olan çocuğun elini kolunu tutan ve çocuk üzerinde babaya yakın bir hak taşıyan kimse.

KİSAENG:Kore’de,çayhanelerde yada zengin evlerinde şiir okumak,şarkı söylemek ve dans etmek üzere yetiştirilmiş genç kız.

KİSARNA: Trabzon’da çıkan tanınmış bir maden suyu.

KİSB:Kazanma, edinme, iş.

KİSE: Eski dilde kese.

KİSPET: Yağlı güreşte pehlivanların giydikleri,belden baldıra kadar uzanan dar paçalı meşin pantolon.

KİSRA:İran’da Sasani hükümdarlarına verilen ad.

KİST:İçi kaloit veya yağ gibi sıvı veya yarı sıvı bir madde ile dolu patolojik torba.

KİSVE:Hacıların Kabe’de giydikleri beyaz üstlük.

KİŞ:Fırında pişirilen bir cins tuzlu turta.

KİŞİNEV: Moldova’nın başkenti.

KİŞMİŞ:Küçük taneli bir tür çekirdeksiz siyah üzüm.

KİŞNİŞ: Maydanozgillerden,yumuşak ve tüysüz meyvesi kurutulup öğütülerek baharat olarak,taze yaprakları salatalarda çeşni olarak kullanılan bitki. kara kimyon.

KİT:Kısık sesli küçük keman.

KİT:Macun.

KİTABE: Cami,mescit,medrese,kale,türbe,kervansaray,han,hamam gibi bir mimari yapının kapısı üzerine veya uygun bir yerine yerleştirilen üzeri kabartma yazılı taş levha.Bir kimse veya bir olayın anısını yaşatmak için bir şey üzerine kazılan yazı,yazıt.

KİTABET : Kompozisyon. Yazmanlık,katiplik.

KİTABİYE: Ağaçların iç kısmından elde edilen ve kağıt yapımında kullanılan madde.

KİTAKSİ:Argo’da,şuna bak,hale bak anlamında bir sözcük.

KİTEL (KİTELLEBEN)(KİTELFUM): Siirt’e özgü yoğurtlu bulgur köftesi. Siirt köftesi.

KİTHARA:Telleri gerilerek yada tellerine vurularak çalınan,sapsız bir çalgı türü.

KİTİ: Doğu Karadeniz yöresinde kuzuya verilen ad.

KİTİN: Böceklerin ve birçok omurgasız hayvanın dış iskeletini oluşturan boynuzsu organik madde. Kimi mantarlarda ve likenlerde de görülen, dayanıklı ve esnek organik bir madde. Selülozun bir türevi.

KİTO: Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde bir yayla.

KİTON:Bütün denizlerde yaşayan bir yumuşakça cinsi.

KİTRE:Gevenden çıkarılan bir tür zamk.

KİVA: ABD’de yaşayan Pueblo yerlilerine özgü yer altı tören ve toplantı odası.

KİVANO:Sert kabuklu ve c vitaminince zengin bir meyve.

KİVİ:Kahverengi ve tüylü kabuğu olan C vitaminince zengin bir meyve.

KİVİ:Kanatları küt olduğu için uçamayan,bacakları güçlü,Yeni Zelanda’da yaşayan bir kuş.Apteriks.

KİYAN: Yıldız.

KİYANUS:Doğada serbest olarak bulunmayan ama birçok cismin bileşimine giren, karbon ve azottan oluşmuş bir gaz.

KİZİP: Yalan.

KİZİR:Eskiden köy muhtarının yardımcısı, köy kahyası,köy bekçisi.

KLAKET: Sinemacılıkta,çekimin başlaması için işaret vermeye yarayan üstünde filmle ilgili çeşitli bilgiler bulunan ve menteşeli iki tahtadan oluşan düzenek.

KLAKET:Dansçının ayakkabılarına takılan metal plakaların vurmalı bir çalgı gibi kullanıldığı dans üslubu.

KLAKÖR:Tiyatrolarda oyunu alkışlamak için parayla tutulan kimse.

KLAKSON:Korna.Otomobillerde ya da gemilerde kullanılan sesli uyarıcı.

KLAMO:Bir yapıda ağaçların yada taşların birbirine tutturulmasında kullanılan iki ucu dirsekli kenet.

KLAN: Bir çok geleneksel toplumda yer alan temel akraba topluluğu.

KLAPA :Yakanın göğse doğru inen devrik bölümü.

KLAPE:Bir pompada,bir körükte,bir motorda,bazı müzik araçlarında bir akışkanın geçmesini sağlamak yada engellemek üzere bir eksen etrafında yaptığı açval hareketle açılıp kapanan bir kapak.

KLARA: Adolf Hitler’in annesinin adı.

KLARNET: Boru biçiminde olan ve üzeri delikli,nefesli müzik aleti.

KLAROS: İzmir’in Menderes ilçesindeki antik bir kent.

KLASİSİZM:Eski Yunan ve Roma sanatından,edebiyatından kaynaklanan 17. yüzyılda Fransa’da yayılan bir sanat ve edebiyat akımı.

KLASÖR:Sıralaç.

KLAVSEN:Klavyeli ve telli bir çalgı.

KLAZOMENAİ:İzmir’in ilçesi Urla’nın eski adı.


 

KLE :Güreşte bir oyun.

KLE: Toplanmayı gösteren nota işareti.

KLEMANTİN:Turunç ile mandalinanın çaprazlanmasıyla elde edilmiş çok lezzetli bir mandalina cinsi.

KLEON:Çok yetenekli bir hatip olan Atinalı siyaset adamı.

KLEPS:Bilardoda , oyunculardan birinin topunun öteki toplardan birine değdikten sonra geri dönmesini sağlayacak şekilde yapılan vuruş.

KLEPTOMANİ:Hırsızlık yapma şeklinde beliren hastalık.Dayanılmaz bir ruhsal itkiyle,kişinin çalma zorunluluğu duymasıyla beliren hastalık.

KLERİKALİZM:Dinin ve din kuramlarının toplum hayatının çeşitli kesimlerindeki yerini güçlendirmeyi amaçlayan toplumsal,ekonomik akım.

KLEZMER:Doğu Avrupa kökenli Yahudilerin geleneksel düğün müziği.

KLİK :Hizip.

KLİMAKOFOBİ:Merdiven çıkmaktan duyulan korku.

KLİMATİZM: Dinlenmek ve sağlık kazanmak için gidilen orman,dağ,göl kıyısı gibi yerleri kapsayan turizm etkinliği.

KLİMATOLOJİ: İklimbilim.

KLİNE: Antik çağda dinlenmek veya yemek için üzerine uzanılan uzun kanape biçimindeki mobilya.Taş yatak.

KLİNKER:Çimento yapımında fırından ezilmeden çıkarılan pişirme ürünü.

KLİNOFOBİ:Yatağa girme fobisi.

KLİNOMETRE :Eğim ölçer.

KLİP:Görüntüleme.Bir müzik parçasını kısa ve çarpıcı görüntülerle sunan film.

KLİPS:Yaylı bir pensle tutturulmuş küpe,iğne gibi takılara verilen ad.

KLİRİNG:Dış ticarette,iki ülke arasında yapılan alışverişlerin karşılıklı olarak malla ödenmesi,takas.

KLİŞE:Baskıda kullanılmak amacıyla,üzerine kabartma resim,şekil,yazı çıkarılmış metal levha. Basmakalıp söz.

KLON:Tek bir hücre veya organizmadan eşeysiz üreme yoluyla türetilmiş,genetik yapıları birbirinin tıpatıp aynı hücre veya organizmalar topluluğu.

KLOR: Halojenler ailesinin ikinci en hafif üyesi olan kimyasal element.

KLOROFİL:Güneş ışığını soğurarak bitkilerde karbon özümlemesini sağlayan ve bitkilere yeşil renklerini veren pigment.

KLOROZ:Kanda alyuvar sayısının azalmasından ileri gelen,genellikle genç kızlarda görülen kansızlık.

KLOSTROFOBİ:Dar ve kapalı yerlerden duyulan kaygı veya korku,kapalı yer korkusu.

KLOŞ : Alt tarafı çan biçiminde genişleyen etekler için kullanılan sözcük.

KLOZ: Sigortaların kapsadığı maddeler,poliçeye ekli özel şartlar.

KLOZET: Alafranga tuvalet.

KLÜZ:İki çöküntü alanını birbirine bağlayan,boğaz biçiminde dar vadi.Bir kıvrımı keserek iki yandaki çukurlukları birleştiren,dar ve boğaz biçimindeki kısık.

KN: Grönland’ın plaka imi.

KNEMİS:Antik çağda Yunan askerlerinin taktığı baldır zırhı.

KNESSET:İsrail parlamentosuna verilen ad.

KNEZ:Kimi Slav uluslarında prens,kral anlamında kullanılan sözcük.

KNİDOS:Datça yarımadasındaki ünlü antik kent.

KNOSOS: Girit adasının kuzey kıyısında antik bir kent ve burada bulunan ünlü saray.

KNOSSOS: Milas ovasında bir dağ.

KNOT:Deniz mili.Denizcilikte,1 saatte 1 deniz miline eşit hız ölçüsü.

KO:Japonya’daki dört çiçek düzenleme okulundan biri.

KOA:Hawai’de yetişen bir tür kereste.

KOAH: Bronşlarda tıkanmaya neden olan bir akciğer hastalığının kısa yazılışı.

KOALA:Avustralya’da yaşayan keseli ağaççıl memeli hayvan. Keseli ayı denilen Amerika etçil memelisi.

KOAN:Zen Budacılığında rahip adaylarının meditasyon eğitiminde kullanılan kısa ve çelişkili önerme yada soru.

KOATİ:Tropikal Amerika’da yaşayan,rakuna benzer memeli bir hayvan.

KOAY: Güneydoğu Asya’da yetişen ve meşeye benzeyen bir ağaç.

KOB: Afrika’da yaşayan bir antilop

KOBA:Yakın arkadaşları tarafından Stalin’e verilen ad.

KOBAK: Artvin yöresinin bir oyunu.

KOBALT:Boyacılıkta kullanılan,nikel ve demire benzeyen,gümüşi renkte bir element.

KOBAR:Çulara da denilen ve yurdumuzun denizlerinde de yaşayan bir balık.

KOBAY :Bilimsel araştırmalarda kullanılan bir deney hayvanı,Hint Domuzu.

KOBİEN: Kars ilinde bir mağara.

KOBRA : Afrika ve Asya’nın sıcak bölgelerinde yaşayan çok zehirli bir yılan türü.

KOBRA: Adını üyelerinin doğum yeri olan üç kuzey Avrupa başkentinden alan dışavurumcu ressamlar grubu.

KOCABAŞ:Flurcun da denilen bir kuş. Sıcak bölgelerde yaşayan bir cins çaylak.

KOCABAŞ:Pancara verilen bir başka ad.

KOCABAŞI: Köy ihtiyar heyetinin başı.

KOCAGÖZ:İri yapılı,sarımsı ya da yeşilimsi renkte bir kıyı kuşu.

KOCAİN: Antalya’nın Akseki ilçesinde bir mağara.

KOCAKORU:Konya’nın Seydişehir ilçesinde, tabiat parkı kapsamına alınan orman.

KOCALAK:Sıcak bölgelerde yaşayan bir tür büyük çaylak.

KOCASAK:Koca arayan kız.

KOÇ:Damızlık erkek koyun.

KOÇAK:Yürekli erkek,yiğit,kabadayı.

KOÇAN: Lahana,marul,mısır gibi sebzelerde yaprakların çıktığı sert gövde.

KOÇAŞ: Halk dilinde yağmur bulutuna verilen ad.

KOÇAŞ:Arabacı.

KOÇAYI:Halk dilinde Kasım ayına verilen ad.

KOÇBAŞI: İri bir nohut cinsi.

KOÇGİRİ: Ankara hükümetine karşı 1921’de Sivas,Erzincan ve Tunceli yöresinde ayaklanma başlatan aşiretin adı.

KOÇİBEY: Devlet örgütündeki bozuklukları ve bunların düzeltilebilmesi için alınması gereken önlemleri açıkladığı risaleleriyle tanınmış Osmanlı devlet adamı.

KOÇKATIMI: Genellikle 21 Kasım’da meydana gelen bir fırtına.

KOÇKAYASI: Giresun’un Dereli ilçesinde,tabiat parkı kapsamına alınmış bir yayla.

KOÇU:Direkler üzerine yüksekte kurulmuş zahire (tahıl) ambarı.

KOÇU:Eskiden kullanılan iki atla çekilen bir çeşit gezinti arabası.

KOD:Şifre.

KODA(CODA): Bir bestenin bitiş bölümü. Bir konunun sonunda yer alan bağımsız parça.

KODAMAN :İleri gelen, servet ve mevki sahibi kimseler için alay yollu kullanılan sözcük.

KODEİN : Afyondan çıkarılan,öksürüğü kesmek için hekimlikte kullanılan bir madde.

KODEKS:İlaçların formüllerini gösteren resmi kitap.

KODRERO: Yahudi mutfağına özgü,kuzu etiyle yapılan bir yemek.

KODUK:Yeni doğmuş inek,deve ya da köpek yavrusu.

KOERİ: Ülkemizin deprem bilgi bankası.Deprem monitörü.

KOF: Kuruyarak ya da çürüyerek içi boşalmış olan.

KOFA:Hasırotu,saz,kamış.

KOFA:Yılanbalığına benzer bir balık.

KOFANA:Lüfer balığının irisi.

KOFÇAZ:Kırklareli’nin bir ilçesi.

KOFRA:Bina girişlerinde elektrik şebeke hattını sigorta sistemi ile düzenleyen kutu.Şebeke akımından bina akımını ayıran sigorta.

KOFUL:Bitki hücreleri yaşlandıkça plazmalarında oluşan ve içi hücre suyu ile dolu bulunan boşluk. Hücre sitoplazmasında oluşan cansız yapı,boşluk.

KOHAT:Pakistan’da bir kent.

KOHEZYON:Moleküller arasındaki çekim kuvveti.

KOİ:Çok değerli bir akvaryum balığı.

KOJAN :Altay Türklerinde şarkı,türkü anlamında kullanılan sözcük.

KOJENERASYON:Elektrik ve ısı enerjisinin birlikte üretildiği teknoloji.

KOKA:Judoda rakibi en az on saniye yerde hareketsiz olarak tutarak kazanılan teknik üstünlük.

KOKALİNGA: Nohut büyüklüğünde hamur taneleri ve sarımsaklı yoğurtla yapılan bir yemek.

KOKARAĞAÇ:Aylandız da denilen ve gölge ağacı olarak dikilen kötü kokulu bir ağaç.

KOKARCA:Etoburlardan,kendini korumak için düşmanına pis bir sıvı fışkırtan bir hayvan.

KOKARKÖY: Ankara’nın Haymana ilçesinde bir kaplıca.

KOKART:Asker şapkalarına takılan ve rengi uluslara göre değişen işaret. Belli bir topluluğa özgü olan işaret.

KOKER:Küçük boylu, uzun ve ipeksi tüylü, sarkık kulaklı bir köpek cinsi.

KOKET:Çok süslü giyinen ve modaya düşkün olan kadın. Yosma.

KOKOLYA:İpek kozası.

KOKONA:Süsüne düşkün yaşlı kadın.

KOKONİÇA: Osmanlı döneminde Eflak ve Boğdan eyaletlerinin voyvodalıklarına atanan Fener Rum beylerinin kız çocuklarına verilen unvan.

KOKONOS:Yeniçeriler arasında saygı duyulan kimselere verilen ad.

KOKOREÇ:Şişe sarılarak korda kızartılan,kekikli kuzu bağırsağı.

KOKOROZ: Mısır.

KOKOROZ:Argo’ da çirkin kimseye verilen ad.

KOKOZ:Argo’da parası olmayan,züğürt cebi delik.

KOKPİT :Uçaklarda pilot kabini,pilot köşkü.

KOKULYA:Genellikle 20 Mayısta meydana gelen bir fırtına.

KOKURDAN: Dışarıya akıntısı olmayan kuyu gibi çukur çöküntü.

KOLA :Kağıt yada bez yapıştırmakta kullanılan,kaynatılmış nişasta bulamacı.

KOLAĞASI:Osmanlı ordusunda yüzbaşı ile binbaşı arasında yer alan rütbe.

KOLAJ:Bir resmin yapısına uygun olarak yapıştırılan çeşitli kağıtlar, fotoğraflar ya da kumaş gibi gereçlerle yapılan düzenleme. Yapıştırma resim. Kumaş,tahta gibi malzemelerle yapılan,kağıt ya da kartona yapıştırılan resim ya da kompozisyon. Çeşitli malzemelerin sanatsal amaçla bir araya getirildiği ürünlere verilen ad.

KOLAKAS:Güney Anadolu’da yetişen,patatese ve yer elmasına benzer yumruları yiyecek olarak kullanılan otsu bir bitki.

KOLAN: Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde bir kaplıca.

KOLAN: Yünden ya da ipekten yapılmış,üzeri işli ince kuşak.

KOLAN:Semer veya eyer bağlamak için hayvanın göğsünden aşırılarak sıkılan yassı kemer.

KOLASTARI: Ege yöresinde tomruk biçmeye yarayan ve iki kişi tarafından kullanılan bıçkı aletine verilen ad.

KOLBASA: Rusya’ya özgü bir tür sucuk.

KOLBASTI:Trabzon yöresine özgü bir halk oyunu.

KOLÇAK: Kolların kirlenmesini önlemek üzere bilekten dirseğe kadar kola geçirilen ve kumaştan dikilen kolluk.

KOLÇAK:Bir koltukta kol dayama yeri,dirseklik.

KOLÇAK:Yalnız baş parmağı ayrı,diğer dört parmağı bir örülmüş yün eldiven.

KOLEBYAKA:Rus mutfağına özgü bir çeşit balıklı börek.

KOLEDOK:Safrayı bağırsağa veren kanalın adı.

KOLEKSİYON:Derlem.

KOLERA:Şiddetli ishal ve kusmalarla kendini gösteren,çok bulaşıcı,salgın ve öldürücü bir hastalık.

KOLETE: Doğu Karadeniz yöresine özgü bir peynir.

KOLİ:İskoç çoban köpeği de denilen uzun tüylü bir köpek cinsi.

KOLİBRİ:Amerika’da yaşayan ve geriye doğru uçma özelliği olan bir kuş türü.

KOLİN: İnsan organizmasında az miktarda bulunan aminoalkol.

KOLİT:Kalın bağırsak iltihabı.Kalın bağırsakta ve karın boşluğunda duyulan güçlü sancı.

KOLİVA: Rumlara özgü,haşlanmış buğdayla yapılan ve mezarlıkta dağıtılan,aşureye benzer bir tatlı.

KOLİVA:Karadeniz yöresinde haşlanmış mısıra verilen ad.

KOLO:Sırbistan’a özgü bir halk dansı.

KOLOÇİTHA:Ayvalık yöresine özgü,bir tür kabak böreği.

KOLOFAN: Çamsakızının damıtılmasıyla elde edilen reçine.

KOLOKYUM:Bilimsel bir sorunu incelemek yada siyasi,ekonomik,diplomatik sorunları tartışmak için yapılan akademik toplantı. Konferans serisi. Doçentlik sınavı.

KOLOMBİR: Yelkenli gemilerde ana direk ile çubukları arasında kalan bölüme verilen ad.

KOLON: Uzunluğu doğrultusuna paralel kuvvetlerin etkisi altındaki çubuk. Kolonlar, kiriş ya da dönmelerden gelen etkileri öteki kolonlara veya temellere aktaran genellikle düşey taşıyıcı öğelerdir.

KOLONİ : Sömürge.

KOLONİ:Zoolojide,birlik durumda yaşayan aynı türden organizmaların oluşturduğu topluluğa verilen ad.

KOLONYAL: Sıcağı geçirmeyen,içi mantarlı bir tür şapka.

KOLONYALİST:Sömürgeci.

KOLOPHON: İzmir’in Menderes ilçesindeki antik bir kent.

KOLORATUR:Şarkıyı güzelleştirmek amacıyla yapılan süslemelere ve bu süslemeleri icra edebilen sanatçıya verilen ad.

KOLORDU:Değişik sayıda tümen ve savaş destek birliklerinden kurulu büyük askeri birlik.

KOLORİDYE:Kolyoz balığının küçüğü.

KOLPO: Bilardo oyununda vuruş,çarpma.

KOLPO: Bir amaca ulaşmak için olağandışı davranma,rol yapma,hile,tuzak.

KOLPO:Argo’da uygun zaman,fırsat anlamında sözcük.

KOLT:Amerikalıların icat ettiği otomatik tabanca.

KOLYE: Gerdanlık.

KOLYOS: Yürek biçiminde yaprakları olan ve süs bitkisi olarak yetiştirilen otsu bir bitki.

KOLYOZ: Akdeniz ve Karadeniz’de yaşayan bir balık.

KOLZA:Turpgillerden,yağlı tohumlu,tohumlarından elde edilen yağ yapay kauçuk yapımında kullanılan mevsimlik bitki.

KOM: Küçük yayla evi.Doğu Anadolu’nun bazı bölümlerinde yaygın olan geçici kırsal yerleşme tipi. Küçük yerleşim yeri,köy,çiftlik.

KOM:Ağıl,davar ağılı.Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da küçükbaş hayvanların kışı içinde geçirdikleri dam.

KOMA:Eski Yunan’da eşit olmayan iki ses arasında kulakla seçilen en küçük aralık. Müzikte,bir tam seslik aralığın bir kesrini oluşturan çok küçük aralık.

KOMANA:Tokat ilinde antik bir kent.

KOMANDATURA:Fermuar değiştirmek,etek boyu kısaltmak gibi giysi tadilatı yapan terzi.

KOMAR:Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yetişen,kara ağu da denilen ve yaprakları halk hekimliğinde kullanılan ormangülü. Doğu Karadeniz dağlarında,fundalıklarda yetişen,2-3 m boyunda,kışın yaprak dökmeyen,çok iri ve mor çiçekler açan bir ağaççık.

KOMBİNA: Birkaç sanayi kurumunun tek yönetimde birleşmesi.

KOMBİNASYON: Birlikte kullanım.

KOMBİNE: Bir araya gelen ya da getirilen. Birleşik.

KOMERSİYALİZM: Merkantilizm terimiyle anlamdaş olan ve ticaret temeline dayanan ekonomi politikası.

KOMET:Kuyruklu yıldız.

KOMET:Ressam Gürkan Coşkun’un bilinen adı.Figüre getirdiği özgün yorumuyla tanınmış ressamımız.

KOMİKİŞEHİR:Tuluat tiyatrosunda,ustalığını kanıtlamış güldürü sanatçılarına verilen san.

KOMİS:Eski dilde gömlek.

KOMİSYON: Encümen.

KOMMAGENE:Nemrut dağı üzerindeki dev heykelleri gerçekleştiren ve kuzey Suriye ile Güneydoğu Anadolu’da hüküm süren eski krallık.

KOMODİN: Karyolanın yanına konulan,üstü masa biçiminde çekmeceli küçük dolap.

KOMODOR: Amiral yetkisiyle görevli deniz subayı.

KOMODOR:Bir kuruluşa bağlı yolcu gemilerinin en eski kaptanı.

KOMOFTİ:Trabzon ve Rize yöresinde Lazca konuşan halka verilen ad.

KOMONDOR: İri yapılı Macar çoban köpeği soyu.

KOMOS:Eski Yunan da Dionysos şerefine düzenlenen ve komedinin doğmasına neden olan şenliklere verilen ad.

KOMOS:Eski Yunan sanatında,ayakta duran genç erkek heykellerine verilen ad.

KOMPAS: Küçük uzunlukları, çapları ve kalınlıkları ölçmeye yarayan bir araç.

KOMPETAN:Uzman.

KOMPLEKS:Karmaşık.

KOMPLİKASYON :Yan etki.Hastalıkla birlikte ortaya çıkan rahatsızlıklar.

KOMPLİMAN:Gönül okşayıcı söz,ilgi gösterici söz.

KOMPOZİSYON: Beste.

KOMPOZİSYON: Bileşim.

KOMPOZİTÖR :Besteci.

KOMPRESÖR:Yol yapımında , dökülen çakılları bastırıp sıkıştırmak için kullanılan ağır silindirli araç.

KOMUNKO: Kore müziğine özgü telli bir çalgı.

KOMÜNİKASYON:İletişim.

KOMÜTATÖR:Bir elektrik akımının yönünü değiştirmeye yarayan araç.

KONAK :Kundak çocuklarının başlarında oluşan kepek tabakası.

KONAK: Bir asalağın,içinde ya da üzerinde yaşadığı organizma.

KONAK:Büyük ve görkemli ev.

KONAKALTI: Antalya’da bir mağara.

KONALGA:Göçebe ve yolcuların yolculuk yada göç sırasında konakladıkları yer.

KONÇ:Ayağa giyilen şeylerde ayak bileğinden baldıra doğru olan bölüm.

KONÇERTO: Müzikte orkestra ile birlikte bir solo çalgı için bestelenmiş çalgısal yapıt. Bir çalgının teknik özelliklerini ön plana çıkartmak amacıyla yazılmış, orkestra eşliğinde seslendirilen,sadece bir çalgı tarafından çalınmak üzere bestelenmiş sonat formundaki müzik eseri.

KONÇİNA:İskambilde ikiliden altılıya kadar olan kağıtlara verilen ad.Oyunda puan kazandırmayan kağıtlar.(Örneğin bezikte,ikiliden dokuzluya kadar olan kağıtlar konçinadır).

KONDANSATÖR: Yalıtkan bir ortamla ayrılmış ve elektriksel sığasıyla ayırt edilen iki iletkenli ya da iki armatürlü sistem.

KONDANSÖR: Bir buharı yoğuşturmaya yarayan aygıt.Yoğuşturucu.

KONDİSYON: Sporcunun kuvvet,dayanıklılık,beceri gibi fiziksel ve ruhsal yönden durumu.

KONDOM :Kaput,prezervatif.

KONDOR: Uçan kuşların en irisi olan bir tür akbaba.

KONDÜKTÖR:Yolcu trenlerinde biletleri denetleyen ve vagon içlerine bakan görevli.

KONDÜVİT:Tiyatroda sahneye çıkma sırası gelen kişileri uyarmakla görevli kimse.

KONFEDERASYON: Devletler Birliği.

KONFEKSİYON :Hazır giyim eşyası.

KONFETİ:Düğün,balo vs eğlencelerde,spor karşılaşmalarında serpilen,küçük yuvarlak pul biçiminde kesilmiş renkli kağıt parçaları.

KONFİGÜRASYON:Kimyada bir molekül içindeki atomların uzamdaki dağılım yada yerleşim düzeni,uzamsal biçimlenme.

KONFÜZYON: Şaşkın,nerede olduğunu bilmeyen,zaman algısı kaybolmuş bir insanın durumu.

KONGAZ:Halk dilinde salyangoz.

KONGLOMERA: Çakıl taşı.

KONGLOMERA:Bir firmanın çok çeşitli mallar üreten kuruluşlarla birleşerek ya da bunların denetimini ele geçirerek büyümesi ve genişlemesi.

KONGRE: Bir kuruluşun temel sorunları konuşmak üzere belli sürelerle yaptığı genel toplantı.Kurultay.

KONJONKTÜR:Geçerli durum.

KONKASÖR:Yapı vs yapımında kullanılacak çakılları,taşları elde etmek için,büyük kayaları kırıp ufalamaya yarayan makine.

KONKAV: İçbükey,obruk.

KONKORDATO:Batık durumunda alacaklıların,alacaklarının belli bir plana göre almaları için aralarında yaptıkları sözleşme,iflas anlaşması.

KONKRE:Somut,müşahhas.

KONKURHİPİK:Yalnız spor amacıyla yapılan at yarışı.

KONSA:Kuşların taşlık, katı gibi adlar da verilen midesi.

KONSANTRASYON :Yoğunlaşma,dikkat toplama.

KONSENSUS:Mutabakat;karşılıklı rıza.

KONSEPT:Kavram;bir şey hakkında kabul edilen genel fikir. Düzen, anlayış, görüş, tarz,kavram.

KONSEPTUALİZM:Kavramcılık.

KONSER: Dinleti.

KONSOL: Üzerine ayna,vazo,heykel,saksı,saat gibi eşyalar konabilen,duvara dayalı,çekmeceli yüksek dolap..

KONSOLİDASYON: Kısa vadeli devlet borcunun yerini uzun vadeli bir borcun alması, tahkim.

KONSOLİDE: Vadesi uzatılan borç.

KONSOLİT: Bir tür iskambil oyunu.

KONSOME:Süzülmüş et veya tavuk suyu.

KONSORSİYUM:Büyük projelerin gerçekleştirilebilmesi için birden fazla şirketin bir araya gelmesi.

KONSTRÜKSİYON: Yapma,yapım.

KONSÜL: Eski Roma’da en yüksek iki devlet görevlisine verilen ad.

KONT :Batı toplumunda dördüncü derecede bir soyluluk. Eski Norveç dilinde kabile başkanı anlamına gelen jarl sözcüğünden türemiştir.Eşine,Latince arkadaş,yoldaş anlamına gelen comics sözcüğünden türeyen Kontes adı verilir.

KONTAK: Karşıt elektrik taşıyan iki maddenin birbirine dokunması,temas.

KONTEYNER:Yükleri yada gereçleri havadan yada yerden taşımaya yarayan aktarma aygıtı.

KONTOŞ:Osmanlı devletinde büyük makamdaki kimselerin giydiği bir tür üstlük.

KONTRALTO:Kadın seslerinin en kalını ve sesi böyle olan sanatçı.

KONTRBAS:Keman türünden,en kalın sesli yaylı çalgı.

KONTRENDİKASYON: Kullanılmaması gerekli durum.

KONTRFİLE:Kesim hayvanlarında,belkemiğindeki dikensi çıkıntının iki yanında bulunan et dilimi.

KONTUAR: Bir memleketin yabancı bir memleketteki ticaret acentesi.

KONTUR:Nesneyi belirgin gösteren çevre çizgisi.

KONUR: Esmer,açık kestane rengi.

KONUŞONUNLA: Pedro Almodovar’ın bir filmi.

KONVANSİYON:Bir anayasa yapmak veya bir anayasayı değiştirmek için toplanan olağanüstü ve geçici meclis.

KONVEKSİYON :Isı yayımı. İletim.

KONVEKTÖR: Isı yayar.

KONVOY:Aynı yere giden taşıt ya da yolcu topluluğu.

KOOKABURRA: Kanguru ve koala ile birlikte Avustralya’nın en ünlü hayvanı olan ve kahkahaya benzer ötüşüyle tanınan kuş.

KOOPERASYON : İşbirliği.

KOORDİNASYON:Eşgüdüm . Uyum.

KOORDİNAT:Bir yüzey üzerinde veya uzayda bir noktanın yerini bulmaya yarayan ana çizgilerden yatay olanı.

KOORDİNATÖR :Eşgüdümcü.

KOP : İnsan ve hayvan vücudunda çıkan kabarcık, şiş.

KOP: Karadeniz bölgesinin Doğu Karadeniz bölümünde,Trabzon-Erzurum karayolunda bir dağ geçidi.

KOPAL:Erguvangillerden tropik bölgelerde yetişen çeşitli ağaçlardan elde edilen ve cila yapmakta kullanılan bir tür reçine.

KOPANAKİ :Bir tür işleme. El ile bir çeşit dantel örmek için kullanılan silindir biçimli araç.Mekik oyasına benzer bir tür dantel.

KOPANİSTA: Girit usulü bakla ezme.

KOPANİSTİ:İzmir yöresine özgü,keçi sütünden yapılan bir peynir.

KOPARAN:Kolları geriye sarkık cepken biçiminde,beyaz keçeden yapılmış kaytanla işlemeli bir çeşit ceket.

KOPÇA: Kısa bacaklı kimse.

KOPÇA:Giyeceklerin karşılıklı iki yanını birleştirmekte kullanılan,bir halka ve çengelden oluşan araç,agraf,düğme.

KOPEK(KAPİK):Ruble’nin yüzde bir değerinde Rus para birimi.

KOPERNİKYUM: Nükleer füzyonun bir ürünü olan 112. Element.

KOPİL:Arsız sokak çocuğu, piç,küçük çocuk.

KOPİLUWAK:Endonezya’da yaşayan bir hayvanın dışkısından elde edilen,dünyanın en değerli kahvesi.

KOPOFOBİ: Yorulup bitkin düşmekten duyulan aşırı korku.

KOPOY:Orta boylu,düşük kulaklı,tüyleri kısa bir tür av köpeği.

KOPRA:Yağı çıkartılmak üzere öğütülmeye hazır duruma getirilmiş, yani kabuklarından ayrılmış ve kurutulmuş,yağca zengin Hindistan cevizi çekirdeği; kopra yağı.

KOPRAFOBİ:Dışkı görmekten duyulan aşırı korku.

KOPSİYA:Kılçığı temizlenmiş hamsi balığıyla yapılan bir meze.

KOPUK: Serseri,bağlantısı olmayan.

KOPURCUK:Salatası ve yemeği yapılan bir ot.

KOPUZ: Ozanların çaldığı telli bir Türk sazı.

KOR : Ateş.

KOR: Yapılarda aynı boyda taşlardan yan yana dizilerek yapılan sıra.

KORA: Senegal ve Mali’ye özgü,21 telli ve büyük gövdeli bir çalgı.

KORA:Başlıca belirtisi kısa,çabuk,değişken güçte irade dışı hareketler olan bir hastalık.

KORAL:Dini ezgi veya kaynağı dini olan orkestra parçası. Kilise müziği

KORAM: Kişiler arasında gözetilen saygı sırası.

KORAMAZ: Kayseri’nin Ağırnas beldesinde bir vadi.

KORAMAZ:Halk dilinde dikenli bitki topluluğuna verilen ad.

KORAVA: Meyve ezmesi,marmelat.

KORAYARİŞ: Başta kösele olmak üzere bronz,alçı,tahta gibi çeşitli malzemeler kullanarak gerçekleştirdiği soyut anlayıştaki yapıtlarıyla tanınmış heykelcimiz.

KORBEY:Borsalarda acentelerin yüksek sesle arz ve talepte bulundukları yuvarlak alan.

KORÇAK: Anadolu’nun bir çok yöresinde kukla oyununa verilen ad.

KORD:Halı ve jakar dokuma sanayinde çözgü ipliği.

KORDA: Göçebe ve ilkel yaşayan yağmacı sataşkan topluluk.

KORDA: Kaba ambalaj bezi.

KORDİPLOMATİK:Bir yerde bulunan elçi ve elçilik görevlilerinin topluluğu,elçiler topluluğu.

KORDON: Rıhtım.İzmir’in denize paralel olarak uzanan ünlü caddesi.

KORE: Vücuttaki çeşitli kas gruplarının ani,istenç dışı,düzensiz ve amaçsız hareketlerle kasılmasıyla ortaya çıkan nörolojik hastalık.

KORE:Antik Yunan sanatında, ayakta duran bir genç kızı betimleyen heykel.

KORELASYON :Bağlılaşım. Bağıntı. Ulaşım.

KORENT:Mora yarımadasını Yunanistan’dan ayıran boğaz.

KOREOGRAFİ:Bir baleyi oluşturan adım,figür ve anlatımların bütünü. Dans düzenleme sanatı.

KORFBOL:Dört kız ve dört erkek oyuncudan oluşan sekizer kişilik iki takım arasında oynanan ve basketbol ile hentbolun karışımı olan spor dalı.

KORİDA:Boğa güreşi.

KORİDOR :Geçenek,dehliz.

KORİFA:Asya’da ve Malezya takımadalarında yetişen yelpaze yapraklı büyük boylu palmiye.

KORİMAKO: Yeni Zelanda’da yaşayan ve zil kuşu da denilen bir kuş.

KORİNDON:Sertliği elmastan sonra gelen,cam parlaklığında,saydam ve türlü renklerde mineral.

KORİNT(KORENT):Antik çağda Yunan mimarisindeki üç biçimden biri.

KORİPAPARONİ: Kapadokya yöresine özgü yufka,tavuk eti,ceviz üzerine kırmızı biberli tereyağı gezdirilerek yapılan bir tür mantı.

KORKOTA:Doğu Karadeniz yöresine özgü,iri öğütülmüş mısır unuyla yapılan bir yemek.

KORKUTATA: Dede Korkut’a verilen bir başka ad.

KORKUYORUMANNE: Reha Erdem’in bir filmi.

KORLUK:Mangal.

KORN: Almanya’ya özgü, tahıl tanelerinden yapılan geleneksel olarak birayla birlikte içilen damıtık bir içki.

KORNİŞ:Sarp kayalık çıkıntı.Yapı cephesinde üst kenarı sınırlayan profilli bir çıkıntı.Perdeleri asmaya yarayan araç.

KORNİŞON :Kabuğunun üzeri pürtüklü,lezzetli bir tür küçük turşuluk hıyar.

KORNO:Üflemeli bir çalgı.

KORO: Çok sesli bir müzik parçasını söyleyen,genellikle soprano,alto tenor ve bas seslerden kurulmuş şarkıcılar topluluğu.

KORONER:Kalp kasına oksijence zengin kan taşıyan iki damarın ortak adı.

KORONERARTERHASTALIĞI: Damar sertliği nedeni ile kalp damarlarının daralması.

KOROSOL: Amerika’nın tropikal bölgelerinde yetişen,anonagiller familyasından iri ve lezzetli bir meyve.

KOROZYON: Paslanma.

KORPORATİZM: Lonca örgütlerine dayanan ekonomi ve devlet anlayışı.

KORREPETİTÖR:Opera ve bale yapıtlarında,solist sanatçıların partilerini piyano eşliğiyle öğretip çalıştıran uzman müzikçi.

KORSE:Güzellik ya da sağlık amacıyla kullanılan esnek iç giysisi.

KORSİKA :Akdeniz’in dördüncü büyük adası.

KORTE: Flört, aşıktaşlık.

KORTEJ: Bir devlet büyüğünün yanında bulunan kimseler.

KORTEJO: İspanyol Yahudisi Sefaradların yoksul olanlarının Ege Bölgesinde yaşadıkları aile evlerine verilen ad.(Yahudi dilindeki adı Judeo.).

KORTİZON:Böbreküstü bezinin salgıladığı bir hormon.

KORU :Küçük ve bakımlı orman.

KORUGAN :Ağaç gövdeleriyle yapılmış ve çevresinde kazılı çukuru bulunan korunmaya elverişli,kale biçiminde ev.

KORUK:Ham üzüm. Henüz olgunlaşmamış ekşi üzüm.

KORUN :Çek kronu ile Slovak kronunun kendi dillerindeki adı. Kuron.

KORUN:Üst derinin en dış tabakası.

KORUNCAK:İçinde bir şey saklanan kap ya da yer.

KORUNCAK:Koza.

KORUNGA (KORUGAN):Pembe çiçekli,hayvan yemi olarak kullanılan bir bitki türü. Yabani yonca, tirfil.

KORZA:Gemicilikte denizin içinde iki zincirin birbirine dolaşmasına verilen ad.

KOS:İstanköy adasının eski adı.

KOSA:Uzun saplı bir orak türü.

KOSİNÜS: Tümler açının sinüsü.

KOSTAK:Zarif,kibar,çalımlı,güzel giyinmiş,yakışıklı.

KOSTANİÇE: Osmanlı süvarilerince kullanılan orta boyda mızrak.

KOSTER:Küçük tonajlı yük gemisi.

KOSTİK:Hayvansal ve bitkisel dokuları yakarak aşındıran maddeler için kullanılan sözcük.

KOŞA: Halk dilinde hep beraber.

KOŞA:Çift,eş,ikiz.

KOŞAM:İki avuç dolusu.

KOŞMA:Sazla okunmak için hece ölçüsüyle yazılmış,konuları sevgi ve doğa olayları olan bir halk şiiri.

KOŞNİL:Kırmız böceği.

KOŞO:Japon mitolojisinde zanaatkar sınıfı .

KOŞUM: Araba ya da binek hayvanının kayış takımı.

KOT(KOD): Bir bilgiyi gösteren simgeler dizgesi. Projelerde boyutları göstermek için ölçü çizgileri üzerine yazılan rakam,ölçü rakamı

KOT: Giysi yapılan bir tür pamuklu kumaş.

KOT:Bir noktanın,esas olarak alınan yatay düzlemden yüksekliği ve bu yüksekliği gösteren rakam. Temel ile zemin arasındaki yükseklik. İki noktanın yüzeyleri arasındaki düzey farkı.

KOTA: Kuruluşlarda veya derneklerde bir gruba tanınan kontenjan sayısı.

KOTA: Manda yavrusu.

KOTA:İthal edilecek malların miktarını ve çeşitlerini gösterir liste.Belli bir toplumsal,ekonomik topluluğa tanınan kontenjan.

KOTAN(KUTAN):Büyük saban,büyük pulluk anlamında sözcük.

KOTARAN: İçki dağıtan erkek ya da kadın.

KOTAS: Kadınların süs olarak kullandıkları bir çeşit başlık.

KOTAS: Yak denilen sığır türünden elde edilen ve atları süslemede kullanılan tüy.

KOTASYON: Bir şirkete ait menkul kıymetlerin borsa listesine alınması.

KOTLET :Pirzola.

KOTLETPANE:Galeta ununa bulanarak yağda kızartılmış pirzola.

KOTO:Eşikleri (köprü) kaydırılabilen ipekten 13 telli Japon çalgısı.

KOTON:Pamuktan yapılmış olan (kumaş vs).

KOTONPERLE: Bir cins pamuk iplik.

KOTRA:Çoğunlukla bir direkli,randası olan,ince gövdeli hafif bir tür spor yelkenli tekne.

KOV: Çekiştirme,gıybet. Yerme.

KOV: Gümüşhane ilinde bir kale.

KOVADA:Isparta ilinde,doğal değerlerin korunması amacıyla ulusal park kapsamına alınan göl.

KOVALIK:Halk dilinde sazlık yer.

KOVAN:Fişeğin kapsül,barut ve kurşun taşıyan bölümü.

KOVANTAŞI:Kırklareli’nin Vize ilçesinde bir mağara.

KOVARYANS:Olasılık kuramında iki rastgele değişkenin kendi ortalamalarıyla olan farklarının çarpımının beklenen değeriyle tamamlanan fonksiyonu.

KOVİT:Kayabalığının bir türü.

KOVUK: Çukur,mağara.

KOY: Küçük körfez.Denizin,gölün küçük girintiler biçiminde karaya doğru sokulduğu bölümü.

KOYAK:İki dağ arasındaki çukur,vadi.

KOYAR:İki akarsuyun birleştiği yer.

KOYGUN:Dokunaklı,etkili,içli.

KOYUN :Geviş getirenlerden,eti sütü yapağısı ve derisi için yetiştirilen evcil hayvan.

KOYUNGÖBEDİ:Antalya’nın Akseki ilçesinde bir mağara.

KOYUNTU:Sıkıntı,üzüntü.

KOYUŞ:İğ yapımcılarının tıraş ve parlatma işinde kullandıkları oluk gibi bir araç.

KOZ:Ceviz.

KOZA:İçinde tohum veya krizalit bulunan koruncak,kozalak.

KOZAK: Halk dilinde olgunlaşmamış ham meyve.

KOZAK: İzmir’in Bergama ilçesinde bir yayla.

KOZALAK:Kozalaklıların genellikle dibi yuvarlak,tepesi koni biçiminde ve odunsu dokulu meyvesi. Olmamış,kuru,ham meyve.

KOZAN:Halk dilinde ekini biçilip kaldırılmış tarlaya verilen ad.

KOZANAK: Yaprak tomurcuğu.

KOZMA TOGO: Portreleriyle tanınmış karikatür sanatçımız (1895-1964 yılları arasında yaşadı).

KOZMETİK:Cildi veya saçları güzelleştirmeye,diri tutmaya yarayan her türlü kokulu madde.

KOZMİK :Evrenle ilgili.

KOZMOGRAFYA:Gök biliminin,matematik ve fiziğin yalnız temel kavramlarından yararlanarak en belli başlı olayları ele alan dalı.

KOZMOLOJİ:Evrenbilimi.

KOZMOPOLİT:Çeşitli uluslardan kimseleri barındıran,içinde bulunduran.

KOZMOS:Evren.Evrendeki düzen.

KÖBETE:Tatar mutfağına özgü,kuşbaşı et ve pirinçle hazırlanan bir tür börek.

KÖÇEK:Kadın kılığına girip çengi gibi oynayan erkeklere verilen ad.

KÖÇEKÇE:Çoğu karcığar veya ağırlama makamında,kıvrak ve şen halk oyun havası.

KÖFTER: Nişastayla kaynatılan üzüm şırasını tepsilere döküp kurutarak yapılan bir tür pestil.

KÖHNE: Çok eski.

KÖK:Sazı kurmaya yarayan burgu,kulak.

KÖKBOYA: Çeşitli bitkilerin kök,gövde,yaprak,çiçek ve meyvelerinden elde edilen ve halı,kilim,kumaş dokumacılığında kullanılan solmayan,ısıdan ve nemden etkilenmeyen,yıkanınca rengi çıkmayan boyalar.

KÖKEN:Kavun,karpuz,kabak gibi bitkilerin toprak üstünde yayılan dalları.

KÖKERE:Üç dönümlük boş tarla.

KÖKHÜCRE: Kendi kendini tekrarlayarak canlı bir organizmayı meydana getiren biyolojik temel yapı.

KÖKNAR:Çamgillerden,yüksek bölgelerde yetişen,iğne yaprakları kısa,yassı olan,reçineli ve kozalaklı bir orman ağacı.

KÖLEMEN:Tarihte kölelerden kurulu bir asker sınıfı.

KÖLEŞ:Eskişehir yöresine özgü,kelek ve hıyarla yapılan bir tür salata.

KÖLÜKAŞI:Güneydoğu Anadolu’ya özgü,çekilmiş mercimek,bulgur ve soğanla yapılan bir yemek.

KÖMBE:İki sac arasında yada külde pişirilen mayasız ekmek.

KÖME :Cevizli sucuk.

KÖMEÇ: Kuru ağaç parçası.

KÖMEÇ: Papatya ve ayçiçeğinde olduğu gibi,sapın ucu üzerinde çiçeklerin yan yana toplanması biçimindeki çiçek durumu.

KÖMÜREN:Dağlarda yetişen,rengi hafif yeşil bir çeşit yaban soğanı. Yabani sarımsak.

KÖMÜŞ: Halk dilinde mandaya verilen ad.Camız.

KÖNİ (KÖNÜ): Hak ve hukuka uygun olan,adil.

KÖPRÜÇAY: Akdeniz Bölgesinde,yurdumuzun en önemli rafting alanlarından biri olan akarsu.

KÖPRÜLÜKANYON:Antalya’nın Manavgat ilçesinde, doğal ve tarihsel değerleri bakımından ulusal park kapsamına alınmış bir yöre.

KÖRE: Karınca yuvası.

KÖRE: Mısır bitkisi ve tanesi.

KÖREMEZ:Çiğ sütle yoğurt karıştırılarak,pişirmeden yapılan bir yiyecek.Koyun ya da keçiden sağılarak içilen çiğ süt.

KÖREŞE:Yerdeki karın yüzünde buz tutmuş olan tabaka.

KÖRİ:Hint mutfağının geleneksel baharatlarıyla hazırlanan karışım.

KÖRİSTAN: Anadolu’nun bir çok yöresinde,kaya mezarlarının ya da mağara şeklindeki odaların bulunduğu yerlere verilen ad.

KÖRLİNG :Ağır bir kaydırağı buz üzerinde kaydırma temeline dayanan olimpik bir kış sporu.

KÖROĞLU: Ankara-Afyonkarahisar karayolunda bir dağ geçidi.

KÖROĞLU: Kocanın karısına verdiği ad.

KÖRPE: Taze,yeni.

KÖRTİKTEPE: Ilısu barajının sular altında kalacak olan ve on iki bin yıl öncesine tarihlenen bir höyük.

KÖRÜK: Çeşitli yerlerde ateşi canlandırmak için,daha çok demirci ve kalaycıların kullandıkları deriden yapılan alet.

KÖRÜKİNİ:Konya’nın Derebucak ilçesinde bir mağara.

KÖS (KUS):Büyük savaş davulu. Savaşlarda,geçit törenlerinde at,deve,katır veya araba üzerinde taşınan ve işaret vermek için kullanılan,yere konabilen tek yüzlü büyük davul.Mehter müziğinde kullanılan köslerin gövdeleri bakırdan konik biçimde yapılarak üzerine deri çekilmiştir.

KÖS:Bingöl ilinde bir kaplıca.

KÖS:Çankırı’nın Çerkeş ilçesinde bir kaplıca.

KÖSEĞİ:Ateş karıştırmaya yarayan odun veya demir.

KÖSELE:Ayakkabı tabanı,bavul,çanta yapımında kullanılan,büyükbaş hayvanların ham derilerinin atölyelerde işlenmesi ile elde edilen sert ve doğal renkte deri.

KÖSEMDEDE: Balıkesir’in Dursunbey ilçesinde bir kaplıca.

KÖSEMEN (KÖSEM):Sürünün önünde giderek ona kılavuzluk eden koç ya da teke. Dövüşken iri koç ya da teke.

KÖSNÜ:Erkek ve dişinin birbirlerine karşı duydukları istek,şehvet.

KÖSNÜL:Erotik, şehevi

KÖSTEK: Olta takımının bedenine bağlı ucunda iğnesi bulunan misina.

KÖSTEK:Hayvanın kaçmasını önlemek için iki ayağına bağlanan kısa ip yada zincir.

KÖSTEK:Saat,kılıç,anahtar vs ucuna takılan zincir.

KÖŞEBENT: Bir yere fotoğraf yapıştırmaya yarayan üçgen.

KÖŞEBENT:Birleşen iki keresteyi tutturmaya yarayan,dik açı biçiminde bükülmüş demir,L demiri.

KÖŞEK: Deve yavrusu.

KÖŞEKBÜKÜ:Mersin’in Anamur ilçesinde,sarkıt ve dikitleriyle tanınmış mağara.

KÖŞK :Bahçe içinde yapılmış süslü ev,kasır.

KÖŞKER: Dülger.

KÖŞKER:Yemenici,ayakkabı tamircisi.

KÖY: Nüfusu 2.000 den az olan yerleşim yeri.

KÖZ:İçinde ateş kırıntıları olan kül. Küçük kor parçası.

KÖZLEMEK: Izgara veya kömür ateşinde sebzelerin kabuklarıyla pişirilmesi.

KP: Kuzey Kore’nin plakası.

KPSS: Kamu Personeli Seçme Sınavı.

KR:Kripton elementinin simgesi.

KRA: Malakka (veya malay) yarımadasında bir kıstak.

KRAAL: Afrika’da çitle çevrili bir hayvan barınağı ile çevresindeki evlerden oluşan yerleşme biçimi.

KRAÇA: İstavrit balığının küçüğü.

KRAFT:Dayanıklı ambalaj kağıdı.

KRAK:Bir işletmenin ani batışı.

KRAKATOA: Endonezya’da,tarihin en büyük püskürmesine (1883) sahne olan etkin yanardağ.

KRAKELE: Sıcak parçanın ansızın su içine daldırılmasıyla elde edilen çatlak cam türü.

KRAKER:Bir tür tuzlu bisküvi. Şekersiz bisküvi.

KRAKİNG:Petrolün arıtılmasında,ağır hidrokarbon moleküllerinin,ısı ve basınç etkisiyle ve bazen katalizör eşliğinde daha hafif moleküllere ayrılması işlemi.

KRAKUS: Polonya’da 1831 isyanındaki şövalyelere verilen ad.

KRAMO: Yapılarda ahşap ya da taşların birbirine bağlanmasında kullanılan iki ucu dirsekli kenet.

KRAMP:Bir ya da birkaç kasın ağrılı ve geçici olarak kasılması.

KRAMPON:Futbol ayakkabılarının altındaki,çimende rahat etmeyi sağlayan,deri yada sentetik kabara.

KRANİYOLOJİ:Kafatasının içgüdü ve yeteneklerle olan ilgisini inceleyen bilim dalı.

KRANK:Bir motorda bilyelerin almaşık devinimini dairesel devinime çeviren mil,dingil.

KRAPET:Elli iki kağıtlık iki deste ile ve iki kişi arasında oynanan bir iskambil oyunu.

KRATER:Yanardağ ağzı.

KRAVAT : Güreşte bir oyun.

KRAVAT:Boyunbağı.

KRAVL:Dizleri bükmeksizin bacakları hızla hareket ettirerek kulaçla yüzme.

KREMA: Sıvı kaymak;sütün yüzünde toplanan yağlı katman.

KREMATORYUM:Ölülerin yakıldığı yer.

KREMLİN:Eski Rus kentlerinin tahkim edilmiş orta mahallesine verilen ad.

KREMŞANTİ: Tatlı ve pastalarda kullanılan sıvı kremaya şeker ve vanilya koyup çırparak elde edilen kremaya verilen ad.

KREN:Vinç.

KRENİK:Topraklarda bulunan ve suda çözünen organik bileşik.

KREOL: Bir topluluğunun anadili olarak yerleşmiş karma dil.

KREOL: Zenci köle ticareti nedeniyle 16. ve 19. yüzyıllar arasında ortaya çıkan,bugünde bu kölelerin soyundan gelenlerin konuştuğu dil.

KREP: İpliği büküm ameliyesine tabi tutulduktan sonra düz armür ile dokunan ince yün kumaşlar. Çok bükümlü iplikle dokunmuş bir çeşit ince ipek kumaş.

KREP: Un,yumurta,süt ya da su karışımından yapılan ve tavada ya da sac üstünde pişirilen ince gözleme. Yumurta,süt ve un ile hazırlanan tatlı veya tuzlu hamur.

KREPE: Her saç tutamını fırça ya da tarakla tersinden kabartıp üst kısmını düzleştirerek saçların hacmini artırma,kabarık gösterme.

KREPİS: Eski Yunanlıların ulusal ayakkabısı.

KREPLİN: Çok ince bir tür ipekli kumaş.

KREPON:Kıvrımları olan renkli yün,pamuk yada ipek kumaş.(Buna benzer süslemede kullanılan el işi kağıtlarına da krepon kağıdı denir.)

KREŞENDO:Seslerin gittikçe en yüksek bir noktaya doğru kuvvetleneceğini anlatan müzik terimi.Soliste,belli bir pasaj ya da cümlenin volümünü yavaş yavaş artırması yönünde verilen müzikal direktif.

KRETASE :Jeolojide, genellikle alt bölümü killi ve kumlu, üst bölümü tebeşir olan ikinci çağın son dönemi.

KRETEK:Endonezya’da yapılan ve karanfille kokulandırılan bir sigara türü.

KRETENİZM: Tiroit bezinin kana yeterince salgı vermemesi sonucu oluşan,fiziksel,ruhsal ve duygusal gelişimin duraklamasıyla beliren hastalık.

KRETER:Özel veya kamu kuruluşlarında belli bir makama,kişiye yardımcı olmak amacıyla haberleşmeyi sağlayan,yazışma yapabilen görevli.

KRETON:Bir tür keten patiska veya basma.

KRİK:Kuzey Amerika’da yaşayan Kızılderili bir halk.

KRİKET:On birer kişilik iki takım arasında,küçük ve ağır bir topu,ucu kıvrılmış sopalarla vurarak karşı kaleye sokmak amacıyla çim sahada oynanan bir oyun türü.

KRİKO :Ağır bir yükün yerden yükseltilmesini sağlayan alet.

KRİLL:Orta sulardaki küçük kabukluların yoğun hayvan planktonlarıyla oluşturduğu popülasyon.

KRİMİNAL:Suç ve cezayla ilgili.

KRİMİNOLOJİ:Toplumsal bir olgu olarak suçu ve suçluluğu inceleyen bilim.

KRİNOLİN:Çelik lamalarla yapılmış bir çerçeve üzerinde dikilen bol ve geniş kadın etekliği.

KRİPPEL:Ankara Ulus meydanındaki ve Samsun’daki Atatürk anıtları ile Afyon’daki zafer anıtını gerçekleştiren ünlü Avusturyalı heykeltıraş.

KRİPTA: Yer altı dehlizi.

KRİPTO:Bir örgüte gizli olarak bağlı olan ,siyasal inancını gizleyen kimse. Gizli belge.

KRİPTOLOJİ:Gizli yazılar,şifreli belgeler bilimi yada incelemesi.

KRİSTAL:Billur.Yapısında silis ve kurşun oksit bulunan cam.

KRİSTALOİT:Billura benzeyen,billuru andıran,billursu bitki özleri.

KRİŞNA (KİRİŞNA):Hinduizm’in en kutsal ve en sevilen tanrılarından biri.

KRİTER:Kıstas,ölçüt.


KRİTERYUM: Kent merkezinde trafiğe kapalı bir yolda yapılan bisiklet yarışı.

 

KRİTİSİZM:İnsan bilgisinin sınırı üzerine felsefe bilinci ve bu bilincin uyanık tutulması,eleştiricilik. Kant’ın dogmatizmin ve kuşkuculuğun karşısına koyduğu felsefe yöntemi.

KRİYOFOBİ: Soğuktan duyulan korku.

KRİYOPATİ:Soğuktan ileri gelen bir çeşit hastalık.

KRİYOSKOPİ:Tuzlu eriyiklerin donma yasalarını inceleyen fizik kolu.

KRİZALİT:Kelebek olmadan önce bir böceğin,koza veya kozasız olarak geçirdiği başkalaşma durumu. Kozadaki kurtçuk.

KRİZANTEM:Kasımpatına verilen bir başka ad.

KROKAN:Bir tür gevrek kurabiye.

KROKET:Galeta ununa ve yumurtaya bulanarak kızartılmış köfte.

KROKET:Tahtadan topları,tokmaklar yardımıyla bazı kurallara uyarak ve belli bir yolu izleyerek küçük kemerlerin altından geçirmeye dayanan oyun.

KROKİ: Bir konu ya da nesnenin başlıca özelliklerini yansıtacak biçimde hazırlanmış taslağı.

KROKODİL:İşlenmiş timsah derisi.

KROM:Havada oksitlenmeyen bir element.

KROMATİK: Müzikte yarım tonlardan oluşan ses dizisi.

KROMATİK:Renkser.

KROMATİN: Hücre çekirdeğinde küçük tanecikler,düzensiz kitleler ya da ağ biçiminde bulunan,soya çekim olaylarını sağlayan,bazı boyalarla hemen boyanabilen madde.

KROMLEK:Arkeolojide, bir çember oluşturacak şekilde dizilmiş taşlar topluluğuna verilen ad.

KROMOSFER :Renk yuvarı, renk küre.

KROMOZOM:Canlılarda bütün hücrelerde bulunan , kromatin ipliklerinin parçalara ayrılmasıyla oluşan, kalıtsal bilgiyi yapısındaki genlerle taşıyan ipliksi mikroskobik yapı.

KRON:Danimarka’nın para birimi.

KRONA: İsveç’in para birimi.

KRONA:İzlanda’nın para birimi.

KRONİK: Olayların birbiri ardına sırayla yazıldığı tarih.

KRONİK:Müzmin,süreğen,devamlı olan.

KRONOLOJİ:Tarihi olayların zaman bakımından sırası. Zaman bilimi.

KRONOMENTROFOBİ: Saatlerden korkma.

KRONOMETRE :Süre ölçer.

KROPİ:Bir halatın geçirildiği delikten ya da makara dilinden çıkmaması için kullanılan bağ türü. Halatta kaymayı önleyen bir düğüm biçimi.

KROŞE: Boksta vurulan bir yumruk çeşidi.

KROŞE: Boru ve parçalarını,geçtikleri yerlere tutturmak için kullanılan araç.

KRU:Liberya ve Fildişi kıyısında yaşayan bir halk.

KRUBERA:Gürcistan’da bulunan dünyanın en derin mağarası.

KRUPİYE:Kumar oyununu yöneten,kumar ebesi.

KRUTON:Değişik şekillerde kesilmiş,yağda veya fırında kızartılmış ekmek.

KRUVAZE:Çift düğmeli ceket,manto veya elbise. Ön parçaları birbiri üzerine gelecek biçimde yapılmış, etek, ceket, yelek gibi giysiler için kullanılan sözcük.

KRUVAZÖR:Deniz yollarını gözetmek,deniz ve hava filolarına kılavuzluk etmek amacıyla topla silahlandırılmış hızlı bir savaş gemisi.

KS: Kilosaykılı simgeleyen harfler.

KS:Kırgızistan’ın plaka işareti.

KSENOFOBİ:Yabancılardan korkma.

KSENON:Havada on milyonda bir oranında bulunan bir asal gaz.

KSİ: Yunan abecesinde bir harf.

KSİLOFON: Değişik sayıda akortlu tahta yada metal çubukların gam sırasıyla dizilmesinden oluşan,iki değnekle vurularak çalınan bir vurmalı çalgı.

KSUR: Tunus’ta yerli halk tarafından kutlanan en önemli festival.

KŞATRİYA: Hindistan’da soylular ve savaşçılar kastı.

KU:Hawai inanışında savaş tanrısı.

KU:Kurçatovyum’un simgesi.

KUA:Madagaskar’da yaşayan bir cins guguk kuşu.

KUAKERLER (QUAKERLER):Dostlar Derneği de denilen bir mezhebin üyelerine verilen ad.

KUALALUMPUR:Malezya’nın başkenti.

KUALİ (KUARUBA):Tropikal Güney Amerika’da yetişen ve odunu doğramacılıkta kullanılan bir ağaç.

KUANTUM KURAMI: Nesnelerin tek bir belirli geçmişi olmadığını söyleyen kuram.

KUANTUM: Bir şeyin bölünebileceği en ufak parça.(Örneğin fotonlar elektromanyetik alanın kuantumlarıdır).

KUANZA: Angola’nın para birimi.

KUARK: Fizikte,çeşitli türlerden üçlüler biçiminde var olan ve hadronları oluşturan temel kuvantonlara verilen genel ad. Nötron,proton ve bozonları oluşturan,maddenin bölünemeyen en küçük birimi.Maddeyi oluşturan temel bileşenler arasında olduğu kabul edilen atomaltı parçacıklarının ortak adı.Proton ve nötronlar üçer kuarktan oluşur.

KUARK: Güçlü kuvvetin etkilediği parçalı elektrik yüküne sahip temel parçacık.Proton ve nötronlar üçer kuarktan oluşur.

KUARTET:Dört kişilik müzik topluluğu veya bu topluluğun çaldığı,söylediği parçalar. Dörtlü.

KUASAR (KUAZAR)(KUVAZAR): Enerjisinin çoğunu,merkezlerindeki dev kara deliklerin çekim gücüne kapılan büyük miktarlarda maddenin milyonlarca dereceye kadar ısınıp şiddetli ışınım yaymasıyla elde edilen galaksiler.Tayfı kırmızıya doğru şiddetli bir kayma gösteren,yıldız görünümlü ve ışınım gücü çok yüksek gök cismi.

KUBADABAD:Konya’nın Beyşehir ilçesinde, Anadolu Selçuklu döneminden kalma ünlü saray.

KUBAN: Saka kuşu.

KUBAT:Kaba,biçimsiz.

KUBBEALTI:Osmanlı vezirlerinin,sadrazam ve hükümet üyelerinin devlet işlerini görüşmek için toplandıkları Topkapı sarayındaki alan,divanhane.

KUBBETÜSSAHRA:Kudüs’te,İslam’ın bazı kutsal emanetlerinin saklandığı mescit ve ziyaret yeri.

KUBERA: Hindu mitolojisinde zenginlik tanrısı.

KUBUR:Ayak yolu deliğinden lağıma inen boru.

KUDAS:İsa Peygamberin havarileriyle birlikte yediği son yemeği anmak için, Hıristiyanların kilisede bir kap içinde ekmek ve şarabı kutsayarak yaptıkları dinsel tören.

KUDDUS:Hiçbir eksiği olmayan.

KUDDUSİ:Kutsal kimse.

KUDEMA:Eskiler,eski insanlar.

KUDRET: Güç.

KUDRETNARI: Süs bitkisi olarak yetiştirilen ve meyveleri halk hekimliğinde kullanılan otsu bir bitki.

KUDU: Afrika’da yaşayan iki antilop türünün ortak adı.

KUDUMİYE:Padişah ve devlet ileri gelenlerinin seferden dönmeleri dolayısıyla yazılan şiire verilen ad.

KUDÜM:Mehter takımlarında ve tekkelerde Mevlevi müziğinde kullanılmış olan,metal kaseli,küçük iki davuldan oluşan usul vurma aracı.

KUFE:Fırat ırmağında kullanılan içi ve dışı ziftle kaplı yuvarlak bir sepetten oluşan bir tür sandal.

KUFE:İslamlığın erken dönemlerinde Irak’ta kurulan iki büyük kentten biri.

KUFİ: Ahkam-ı sitte adı verilen altı tür yazının (Muhakkak,Reyhani,Sülüs,Nesih, Tevki, Rika) ortaya çıkmasından önce kullanılan Arap yazısının düz ve köşeli çizgilerle yazılan eski bir biçimi.Kûfe şehrinde geliştiği için kufi adını almıştır.

KUGE:Japonya’da imparatorluk sarayı soylularına verilen ad.

KUĞU:Yabani ve evcil türleri bulunan,çok uzun ve kıvrık boyunlu,geniş gagalı,geniş kanatlı bir su kuşu.

KUH:Eski dilde dağ.

KUHİ NUH: Ağrı Dağı’nın Farsça adı.

KUHİ NUR:Hintçe Işık Dağı anlamında ad. İlk kez Hindistan’da 1304’ de Malva racasına ait olduğu sırada sözü edilen çok büyük elmas. Bugün İngiltere tacının mücevherlerinden biri olan ünlü elmas.

KUHİSTAN:Dağlık bölge.

KUKA :Bir çocuk oyunu.

KUKA: Osmanlı donanmasında kullanılmış yelkenli bir savaş gemisi.

KUKA: Tespih,ağızlık gibi eşyaları yapmakta kullanılan Hindistan cevizi ağacı kökü.

KUKA: Yeniçerilerin giydiği miğfer biçiminde ve sorguçlu bir tür başlık.

KUKA:Dantel ya da nakış ipliği yumağı.

KUKAL :Asya ve Afrika’da yaşayan kısa kanatlı ve uzun kuyruklu bir kuş türü. Tropikal bölgelerde bulunan asalak olmayan guguk kuşu.

KUKAR:Meyve ya da fındık toplamak için kullanılan ucu eğri sırık.

KUKARİNA: Doğu Karadeniz yöresinde su tavuğuna verilen ad.

KUKARMA:Trabzon ve Rize yöresinde karabatak denilen deniz kuşuna verilen ad.

KUKİ: Ufak ve yassı bir tatlı çörek.

KUKRİ:Nepal ve Tibet’te silah olarak kullanılan ağır pala.

KUKUÇ:Şeftali,kayısı gibi meyvelerin çekirdeklerinin sert kabuğu.

KUKULETA:Yağmur,soğuk gibi dış etkilere karşı başa geçirilen,giysiye dikili veya ayrı olarak kullanılan başlık.

KUKULYA (KOKULYA):İpekböceği kozası.

KUKUMAV :Baykuşgillerden,Avrupa,Asya ve Kuzey Afrika’da yaşayan bir kuş.

KULA:Al ile kır arası bir at donu.

KULAÇ: Balıkçıların uzunluk birimi olarak kullandıkları deyim.Gerilerek açılmış iki kolun parmak uçları arasındaki uzunluk.(Yaklaşık 1,66 m olarak kabul edilir.).

KULAK:Çarlık Rusya’sında zengin köylülere verilen ad.

KULAK:Telli çalgılarda teli germeye yarayan burgu.

KULAKAŞI: Üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek yenilen bir hamur yemeği.

KULAKMEMESİKIVAMI: Hamurların ne çok sert,ne de akıcı olacak kıvamda yoğrulması.

KULİNDAĞI : Trabzon ilinde bir yayla.

KULİS:Tiyatro’da sahnenin gerisinde ve yanlarında bulunan bölüm.

KULLAP:Eskiden kullanılan ve iplik üzerine sırma sarmaya yarar dolap.

KULLUKÇU(KULLUK): İstanbul’un güvenliğini sağlamakla görevli yeniçerilere (karakollara) verilen ad.

KULOĞLU: Ölen yeniçerilerin babaları gibi ocakta askerlik yapan çocuklarına verilen ad.

KULP:Kapların halka biçiminde olan tutulacak yeri,tutamak.

KULTRUN:Şili’ye özgü,içine küçük taşlar yada tohumlar konulan,35-45 cm çapında,küçük konik davul.

KULUN: Atın veya eşeğin yeni doğmuş yavrusuna 6. aya kadar verilen ad.

KULUNÇ:Şiddetli omuz,sırt ağrısı.

KULVAR:Koşucu veya yüzücünün koştuğu,yüzdüğü yarış şeridi.

KUM: İran’da Şiiliğin merkezi olan kent.

KUM:Armut,ayva gibi bazı meyvelerin etli bölümlerindeki sert tanecikler.

KUMA:Arap edebiyatında bir şiir türü.

KUMA:Aynı erkekle evli olan kadınların birbirine göre adı.

KUMALAK:Orta Asya’da yaşayan bazı Türk boyları arasında özellikle Kırgızlar,Kazaklar ve Özbeklerde yaygın bir fal türü.

KUMANDARYA:Kıbrıs’ta üretilen bir tür tatlı ve koyu sofra şarabı.

KUMANLAR: Moğollardan kaçarak (13. Asır) Macaristan’a sığınan göçebe Türk kabilesi.Kıpçaklar da denir.

KUMARİ:Nepal’de tanrıça olarak seçilen kız çocuğuna verilen ad.

KUMARİN: Parfüm yapımında ve eczacılıkta kullanılan organik bileşik.

KUMAŞ: Makinede dokunmuş her türlü dokuma.

KUMATO: Akdeniz domatesi de denilen,kahverengi ile bordo arası bir renge sahip olan,sulu bir domates cinsi.

KUMBURNU:Fethiye ilçesindeki Ölüdeniz lagününün önünü kapatan kıyı.

KUMİTE:Karatede yumruk ve tekme atma gibi dövüş tekniklerinin uygulandığı yarışma.

KUMKUMA:Kötü,olumsuz bir özelliği kendinde fazlasıyla toplayan kimse,olay,olgu veya yer.

KUMKUMA:Küçük testi,çömlek.

KUMKUVAT:Asya’nın doğusunda yetişen ve portakala benzer meyvesi olan bir ağaç.

KUMLA: Kum yığını. Kumluk yer. Kumsal,plaj.

KUMPAS: İçine matbaa harflerinin dizildiği yuva.

KUMPAS: Tuzak kurma,dalavere düzenleme.

KUMPİR: Kaynamış ve kabuğu soyulmadan özel fırında pişirilmiş iri patates.Halk dilinde patatese verilen ad.

KUMRAL:Koyu sarı veya açık kestane rengi.

KUMRU:Güvercinler takımından, küçük,boz veya gri renkli bir kuş türü. Hakuran.

KUMRU:İzmir yöresine özgü,bir tür susamlı sandviç.

KUMUÇ:Sivrisineğe benzer çok küçük bir sinek türü.

KUMUL:Çöllerde veya deniz kıyılarında rüzgarların yığdığı kum tepesi.

KUN:Japoncanın okunuşunda kullanılan iki karakterden biri.

KUNA:Hırvatistan’ın para birimi.

KUNALAR: Panama’da yaşayan Kızılderili bir halk.

KUNDA:Bir çeşit büyük ve zehirli örümcek.

KUNDAK:Yeni doğmuş çocuğu ilk aylarda sıkıca sarmalamaya yarayan geniş bez.

KUNDALİNİ: Yoga inancında,her insanın içinde bulunduğuna inanılan kozmik enerji.

KUNDU:Antalya ilinde,saray benzeri otelleriyle ünlü turistik bir köy.

KUNDUN:Martin Scorsese’in,14. Dalay Lama’nın yaşamını konu alan filmi.

KUNDURU:Sert ve sarı renkli bir buğday cinsi.

KUNDUZ:Kemirgenlerden,su kıyılarında yaşayan,yuvalar ve su setleri kuran,postu değerli bir hayvan.

KUNT :Ağır,kalın,dayanıklı ve sağlam.

KUNTA:Bir cins büyük ve zehirli örümcek.

KUNTRA:Bozcaada’da yetişen ve karasakız da denilen şaraplık siyah üzüm cinsi.

KUNUT:Eski dilde ibadet.Yatsı namazından sonra kılınan ve vitir denilen üç rekatlık namaz.

KUP:Giysi kesimi, kesimle verilen biçim.

KUPA: Altın,gümüş,bronz veya kristalden yapılmış,yarışma ödülü olarak verilen ayaklı kap.

KUPA:İskambil kağıtlarının dört grubundan benekleri kırmızı,kalp biçiminde olanı.

KUPA:Kapalı ve dört tekerlekli bir at arabası.

KUPAJ:Farklı üzüm çeşitlerinden yapılan şarapların birbirleriyle harmanlanması.

KUPES (KUPEZ):İzmaritgillerden,ılıman denizlerde yaşayan bir balık. Lopa da denilen bir balık.

KUPLE:Bir şarkıyı meydana getiren ve bir nakaratla sona eren bölümlerden her biri.

KUPOL:Dökme demiri eritmede kullanılan fırın.

KUPON:Yalnız bir giysilik dokunmuş, üstün nitelikte kumaş parçası.

KUPÜR:Kesik.Gazete,dergi gibi şeylerden kesilmiş yazı.

KUR:Ulusal bir parayla yabancı bir para birimi arasındaki değişim oranı.

KURA:Aras’ın kolu olan ve Hazar Denizine dökülen bir ırmak.

KURADA : İşe yaramaz,yıpranmış,bozulmuş,eskimiş eşya.

KURAM:Nazariye. Teori.

KURANDER : Açık kapı ve pencereler arasında oluşan hava cereyanı.

KURASO: Acı portakal kabuğundan yapılmış bir içki.

KURAŞ:Özbek güreşi, yada ayakta judo’da denilen spor dalı.

KURAT:Doğu Anadolu’da üretilen otlu peynire katılan kokulu bir ot.

KURB :Yakınlık anlamında eski bir sözcük

KURBAĞACIK:Küçük İngiliz anahtarı.

KURBİYET: Yakınlık.

KURDEŞEN: Ciltte çeşitli nedenlerle oluşan kaşıntılı döküntüler.

KURENA:Padişaha yakın olan görevliler, mabeyinciler.

KURGAN: Tepe biçiminde mezar,höyük.

KURGAZ:Cılız,zayıf,sıska.

KURGU: İş alanına geçmeyip yalnız bilmek ve açıklamak amacını güden düşünce.

KURİDETE: Şalgam,kabak,havuç,salatalık,turp gibi çiğ sebzelerle yapılan bir tür salata.

KURLAĞAN:Etyaran da denilen ve daha çok parmaklarda oluşan dolama.

KURMAY: Harp akademilerine girerek eğitimlerini başarıyla bitirmiş subay.

KURNA:Hamam ve banyolarda musluk altında bulunan,içinde su biriktirilen, yuvarlak, mermer,taş veya plastik tekne.

KURON:Korumak için diş üzerine dişçi tarafından geçirilen metal kaplama.

KUROS:Eski Yunan sanatında,ayakta duran genç ve çıplak erkek heykeli.

KUROT:Orta Asya’da,Hunlar dönemine ait buluntularıyla ünlü kurgan.

KURRA: Kuranı usulüne uygun olarak okuyan hafız.

KURRAVONG: Avustralya’da yaşayan bir kuş.

KURS: Kısa süreli eğitim etkinliği.

KURS:Yuvarlak ve yassı biçimli nesne,ağırsak.

KURSAK: Kuşların yemek borusu üzerinde bulunan,yiyeceklerin toplandığı torba biçiminde organ. Kuşların midesi.

KURŞUNİ:Koyu kül rengi.

KURŞUNLU: Manisa’nın Salihli ilçesinde bir kaplıca.

KURŞUNLU:Antalya ilinde,doğal güzelliğinden dolayı tabiat parkı kapsamına alınan şelale.

KURTAJ: Aracı kuruluşların müşterilerinden aldıkları komisyon.

KURTİK:Muş kentine 30 km uzaklıkta kayak merkezi olan bir dağ.

KURTİTE:Simsarın eş anlamlısı.

KURTKAPANI: Güreşte bir oyun.

KURTPENÇESİ:Sap ve kökünde bol tanen bulunan çok yıllık bir bitki.

KURTULUŞ: Nazi işgali altındaki Yunanistan’a yiyecek yardımı götürürken 21 Şubat 1942’de Marmara Adası yakınlarında batan Türk gemisi.

KURU: Ankara’nın Beypazarı ilçesine özgü bir tür peksimet.

KURU:Merkez sinir sisteminde dejenerasyon ve ölüme neden olan kronik enfeksiyon hastalığı. Yalnızca Papua Yeni Gine’de görülen titreme hastalığı.

KURUGÖL: Kader, alınyazısı.

KURUKAFA: Alacakaranlıkta uçuşan,kalın bedenli bir kelebek.

KURULTAY:Kongre.

KURULUŞ: Topluma hizmet amacı ve göreviyle kurulan her şey.

KURUM: Müessese,tesis.

KURUNTU: Evham,vesvese.

KURUPİYE :Bir kumarhanede yada oyun oynanan bir yerde oyunu yöneten kimse.

KURUT:Kurutulmuş süt ürünü.

KUSKUN:Hayvanın kuyruğu altından geçirilerek eyere bağlanan kayış.

KUSKUS:Avustralya ve Yeni Gine’de yaşayan keseli bir hayvan.

KUSKUS:Un,süt,yumurta ile yapılan,ufak ve yuvarlak taneler biçiminde kurutulan hamur.

KUSMER: Trabzon ilinde bir yayla.

KUSTERE:Bir çeşit uzun rende.

KUŞ PALAZI:Difteri.

KUŞAK: Bele bağlanan giysi.

KUŞAK: Sağlamlığını artırmak için bir şeyin çevresine geçirilen ağaç veya maden bağ.Genel olarak,iki dikme arasındaki yatay ahşap parça.

KUŞANE: Yayvan ,saplı küçük tencere.

KUŞBURNU: Tüylü ve çekirdekli meyvesi olan dikenli bir ağaççık.

KUŞDİLİ: Biberiye,hasalban gibi adlar da verilen,yaprakları güzel kokulu bir bitki.

KUŞE:Parlak, kaymak kağıt.

KUŞET:Gemi ya da tren yatağı.

KUŞGÖMÜ: En makbul pastırma türlerinden biri. Pastırmanın fileto bölümü.

KUŞKONMAZ: Körpe sürgünleri sebze olarak kullanılan bir bitki. Uzun saplı,ince ve küçük yapraklı bir süs bitkisi.

KUŞLUK: Günün sabahla öğle arasındaki bölümü.

KUŞMAR: Kuş tuzağı.

KUŞYAKASI: Bartın’ın Amasra ilçesinde bir mağara.

KUT: Uğur,baht,talih,mutluluk.

KUTADGUBİLİG:Yusuf Has Hacib’in 1069/70’de tamamlayarak Kaşgar’da Karahanlı Hakanı Ebu Ali Hasan bin Süleyman Arslan’a sunduğu manzum didaktik yapıt.

KUTADGUBİLİK: Yusuf Has Hacib’in Karahanlı Türkçesiyle yazılmış,devlet yönetimi ile ilgili manzum yapıt.

KUTAN:Pelikan. Saka kuşu.

KUTNU: Batı ve Orta Anadolu’da yaygın olarak yetişen,yaprakları sık tüylü bir adaçayı türü.

KUTNU:Pamuk yada ipekle karışık pamuktan dokunmuş kalın,ensiz kumaş çeşidi.

KUTUR:Çap.

KUVA:Eski dilde kuvvetler,güçler.

KUVANTUM:Fizikte enerji, yük,açısal momentum yada başka fiziksel niteliklere ilişkin doğal kesikli (ayrık) birim yada paket.

KUVÖZ:Yeni doğmuş zayıf ve dayanıksız bebeklerin,bulaşıcı hastalıklardan korunması amacıyla yerleştirildikleri kapalı aygıt.

KUY: Eski dilde köy.

KUYLUÇ:Geniş ve derin ağızlı mağara.

KUYMAK:Mısır unu,tereyağı,peynirle yapılan ve mıhlama da denilen bir yemek.

KUYRUKSÜREN: Afrika’da gruplar halinde yaşayan ve firavun faresi de denilen , boyu 30 cm kadar olan memeli bir hayvan.

KUYUCAK:Adana’nın Pozantı ilçesinde bir mağara.

KUYUCUK:Kars’ın Akyaka ilçesinde,yüzlerce kuş türünü barındıran bir göl.

KUYUM: Değerli metal ve taşlardan yapılan süs eşyası.

KUZ:Gölgede kalan taraf.

KUZAH:Bulutlarla ilgili işlere baktığına inanılan melek.

KUZAT:Kadılar.

KUZEN:Erkek yeğen.Teyze,dayı,hala yada amcanın erkek çocuğu.

KUZGUNİ: Kapkara.

KUZİN: Kız yeğen. Teyze,dayı,hala yada amcanın kız çocuğu.

KUZİNE:Hem ısıtmaya,hem de üzerinde yemek pişirmeye yarayan büyük mutfak sobası. Gemilerde yemek pişirilen yer,mutfak.

KUZUGÖBEĞİ:Sulak çayırlarda yetişen şapkası kalın ve etli,yenen bir mantar çeşidi.

KUZUKULAĞI:Sulak yerlerde yetişen,yaprakları salata olarak kullanılan bir bitki.Acıkulak da denir.

KUZUKULAK:Isparta ilinde,Türkiye’nin en derin mağaralarından biri.

KUZULUK:Sakarya’nın Akyazı ilçesinde bir kaplıca.

KUZYAKA:Kuzeye dönük,bu nedenle çok az güneş gören ve hep serin olan dağ yamacı.

KÜBERA: Büyükler.

KÜBİK: Bingöl ilinde bir mağara.

KÜBİK: Küp biçiminde olan.

KÜBİZM:Nesneleri geometrik biçimlerde gösteren bir sanat akımı.

KÜBRA: En büyük.

KÜCÜ:Halı ve kilim tezgahlarında kalınca ipliklerden yapılmış tarak şeklinde çerçeve.

KÜÇÜKKUYU: Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı turistik bir belde.

KÜF: Peynir mantarı.

KÜF:Pas.

KÜFE:Genellikle söğüt veya başka ağaç dallarından örülen,yük taşımaya yarayan,kaba ve dayanıklı büyük sepet.

KÜFFAR:Kafirler.

KÜFLÜCE: Mantar.

KÜĞ:Ezgiyle okunan şiir,türkü.

KÜHEYLAN:Soylu Arap atı.

KÜHRAN:Nankörlük.

KÜLAH:Erkeklerin giydiği,genellikle keçeden,ucu sivri veya yüksek başlık.

KÜLBASTI:Közde veya ızgarada pişirilen kemiksiz et.

KÜLCÜLER: Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde bir kaplıca.

KÜLEK:Bal,yoğurt,süt,yağ gibi şeyler koymaya yarayan yuvarlak tahta kova. Ormanlık bölgelerde kullanılır.Gerdel de denir.

KÜLFE:Osmanlı yönetimindeki Mısır’da kul taifesi için halktan toplanan vergi.

KÜLHAN:Hamamları ısıtan,hamamın altında bulunan kapalı ve geniş ocak,cehennemlik.

KÜLHANBEYİ:Kendilerine özgü giyinişleri ve konuşma biçimleri olan,argo kullanan,başıboş,haylaz delikanlı,kabadayı,hayta,apaş.

KÜLLİ:Tümü kapsayan, tümel.

KÜLLİYAT:Bir yazarın bütün eserlerini içeren dizi.

KÜLLİYE: Bir caminin etrafında,cami ile birlikte inşa edilmiş medrese, imaret, okul,sebil ve kütüphane gibi çeşitli yapıların tümü.

KÜLLİYEN: Tümden.

KÜLLÜOBA: Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde,Batı Anadolu’nun ilk kenti sayılan buluntu yeri.

KÜLTEPE: Kayseri ilindeki ünlü höyük.

KÜLTİGİN: Kardeşi Bilge Kağan’ın tahta çıkmasına yardım eden ve onun komutanlığını yapan Göktürk prensi.

KÜLTİVATÖR:Toprağı alt üst etmekte kullanılan tarım aracı.

KÜLTÜR: Verili bir grubun ayırt edici değerleri,normları ve maddi malları.

KÜLÜNK:Taşları,kayaları parçalamakta kullanılan sivri kazma.

KÜLÜSTÜR :Yıpranmış,eski görünüşlü,işe yaramaz.

KÜM:Küme,yığın.

KÜM:Yeni doğan kuzuları soğuktan korumak için yapılan küçük ağıl.

KÜMBET: Çatısı kubbe biçiminde olan yapı.

KÜMÜLÜS:Üst bölümleri bembeyaz ve küme durumunda,tabanı da çoğu kez yatay ve esmer bulut,küme bulut.

KÜN: Birkaç yıl yerinde kalarak iyice yanmış ve kül gibi olmuş hayvan gübresi.

KÜNC: Köşe,bucak.

KÜNCÜ: Susam taneleri.

KÜNDE:Güreşçinin,hasmını altına alıp bir elini önden ötekini arkadan geçirerek ellerini kilitlemesi.

KÜNDEKARİ:Geometrik biçimlerde kesilmiş küçük ahşap parçaların büyük bir yüzey oluşturmak üzere birbirleriyle geçmeli olarak birleştirilmesi ile yapılan bezeme tekniği.Minber,kürsü,dolap,kapı ve pencere kanatları gibi ahşap eşyada kullanılan işçilik.

KÜNE: İpek böceğine verilen dut yaprakları.

KÜNEFE:Sıcak yenilen bir çeşit peynirli tel kadayıf.

KÜNEFİ: Sofralık bir üzüm cinsi.

KÜNER(KÜNAR): Çam fıstığı.

KÜNGÜRE:Kubbenin tepesi.

KÜNH:Öz, kök, içyüz.

KÜNK: Pişmiş toprak ya da çimentodan yapılmış kalın su borusu.

KÜNTÜRE: Akarsuların toprağı yememesi için ırmak kenarlarına ağaç dalları ve taşlar yardımıyla kurulan barikat,şet.

KÜNYE:Bir kimsenin kimlik bilgilerini gösteren kayıt.

KÜP: Geniş karınlı ve dibi dar pişmiş topraktan yapılan kap.

KÜPE ÇİÇEĞİ : Bir süs bitkisi.

KÜPEŞTE: Korkulukların üzerine,elin kayması için yerleştirilen ve boydan boya devam eden profilli ahşap,maden veya plastik kısım.

KÜPEŞTE:Gemilerde güverte hizasında ıskarmoz bağlarına tutturulan dikmelerin dış yüzlerine kaplanan kaplamaların oluşturduğu siper,borda kaplamalarının en üstü,güverteden yukarıda kalan bölüm,korkuluk,parapet.

KÜR: İyi bakım ve ilaç tedavisi.

KÜRAR:Güney Amerika yerlilerinin oklarına sürdükleri çok güçlü bitkisel zehir.

KÜRASO :Acı portakal kabuğundan yapılan bir çeşit likör .

KÜRATÖR: Genellikle uluslar arası bir serginin yapımcılığını üstlenen kişi.

KÜRDİL-İ-HİCAZKAR : Türk müziğinde bir makam adı.

KÜRE: Batı Karadeniz Bölgesinde,bir bölümü ulusal park kapsamına alınan dağ sırası.

KÜRE: Madenci ocağı. Maden fırını.

KÜREVYE:Eski dilde yuvar.

KÜRİYUM:Radyoaktif bir element.

KÜRK MANTOLU MADONNA:Sabahattin Ali’nin bir romanı.

KÜRSÜ:Güneydoğu Anadolu’da tahtadan yapılan ve rahle de denilen alçak oturak.

KÜRTAJ:İstenmeyen gebeliklerin sonlandırılması için dölyatağı iç zarının kazınması işlemi.

KÜRTÜN: Yük hayvanlarına vurulan semer.

KÜRÜN: Çeşme yalağı.

KÜSKÜ:Kapı sürgüsü.

KÜSKÜ:Taşa veya duvara delik açmak için kullanılan uzun,ağır ve bir ucu sivri demir.

KÜSPE:Hayvan yemi,yakacak ve gübre olarak kullanılan,yağı veya suyu çıkarılmış her türlü yağlı tohum ve bitki artığı. Suyu alınmış meyve artığı.

KÜSTAH: Arsız,saygısız,sıkılması olmayan.

KÜSTERE:Bileği çarkı.

KÜSTERE:Bir çeşit uzun rende.

KÜSTÜMOTU:Baklagillerden,dokunulduğunda yaprakları pörsüyen bir bitki.

KÜSUF:Güneş tutulması.

KÜŞAT: Bir tür tavla oyunu.

KÜŞAT:Açma,açılış.

KÜŞAYİŞ :Açılma,açıklık.

KÜŞNE: Burçak bitkisine halk dilinde verilen ad.

KÜŞNEME: Gaziantep yöresine özgü,koyunun en değerli etiyle yapılan kebap. Kasaplık hayvanların omurga kemiğinin iç tarafından elle çekilip çıkarılan,en ideal kebaplık et.

KÜT: Belden aşağısı tutmayan kişi.

KÜT: Ucu sivri veya keskin olmayan.

KÜTDİKEN: Yerli bir limon cinsi.

KÜTİKÜL: Yaprakların her iki yüzünde bulunan ve suyu sızdırmadığı için bitkinin kurumasına engel olan ince zar.

KÜTLE: Bir cismin içindeki madde miktarı.Kütle,enerjinin en yoğun halidir.

KÜTLÜ: Çekirdekli pamuk.

KÜTÜK: Kalın kereste,kesilmiş ağaç kökü.

KÜV:Şarabın dinlendirilmesi,mayalanması ve saklanması için kullanılan genellikle ağaçtan yapılmış büyük kap.

KÜVET:İçinde yıkanılan tekne.

KÜZE:Su testisi.

KVA: Nijer-Kongo ailesinden bir dil öbeği.

KVAÇA:Zambiya ve Malavi’nin para birimi.

KVAS:Rusya’ya özgü bir içki.

KYAT :Myanmar’ın (Birmanya) para birimi.

KYOKA :Sözcük oyunları ve çeşitli imalar içeren,otuzbir hecelik Japon şiiri.

KYUDO:Geleneksel Japon okçuluğuna verilen ad.

KZ (KZA):Kazakistan’ın plaka kodu.

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 16:43