Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa

M - (M-MZABİLER) - Sayfa 2

e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
M - (M-MZABİLER)
Sayfa 2
Sayfa 3
Tüm Sayfalar

MATÜRİDİLİK:Özellikle Türkler arasında yayılan Sünni bir İslam mezhebi.

MAUMAU:Kenya’daki yerli halkın beyaz azınlığa karşı ayaklanma hareketini yöneten ve 1960’ta ortadan kaldırılan gizli örgüt.

MAUN: Akaju da denilen bir ağaç. Tespihağacıgillerden,Hindistan ve Honduras’ta yetişen büyük bir orman ağacı ve bunun parlak kırmızımtrak renkte,sert ve iyi cila tutan kerestesi Güneş ışığında koyulaşır ve makbuldür.

MAUN: Kuran’da bir sure.

MAUNA: Gemilerde üzerine çanaklık oturtulan kalın ve sağlam ağaç.

MAUNAKEA:Hawai’de bir yanardağ.

MAUNALOA: Hawai’de bir yanardağ.

MAUSOLOS:Dünyanın Yedi harikasından biri sayılan Bodrum’daki anıtmezarıyla ünlü Karya kralı.

MAUTHAUSEN: Avusturya’da yaklaşık 130.000 kişinin öldürüldüğü Nazi toplama kampı.

MAVAL:Argo’da yalan,uydurma söz anlamında sözcük.

MAVERA:Görülen alemin ötesi.

MAVERAÜNNEHİR: Orta Asya’da tarihsel bir bölge.

MAVGA: Mersin ilinde,13 yüzyılda Anadolu Selçukluları döneminde yapılan bir kale.

MAVİÇAM: Himalaya çamı da denilen bir çam türü.

MAVİDİL: Koyunlarda görülen bulaşıcı bir hastalık.

MAVİKOHOS: Kuzey Amerika’da yetişen ve çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan şifalı bir bitki.

MAVİKÜF:Tütün yapraklarında gelişerek bitkinin ölümüne neden olan asalak mantar.

MAVİMELEK: Marlene Dietrich’i üne kavuşturan ilk sesli Alman filmi.

MAVİNOTA: Blues müziğine özel rengini veren ve doğal nota ile bemol arasında yer alan ses.

MAVNA:Gemilere ve yakın kıyılara yük taşıyan,güvertesiz büyük bir tekne türü.

MAVRİKO: Karadeniz’den Marmara’ya en son göç eden uskumrular.

MAVRİMİRA: Mondros mütarekesi sonrasında İstanbul’da Rumların kurduğu ayrılıkçı örgüt.

MAVROMOLOS:İstanbul’un Sarıyer ilçesinde bir orman alanı.

MAVRUKA: İki yanı delik,bir tarafına telle iğne bağlanmış,kurşundan yapay balık biçiminde av aleti.

MAVRUŞKİL: İşkine de denilen eti lezzetli bir balık.

MAVUÇ:Denizcilikte eski kalafat üstüpülerini çıkarmada kullanılan ucu kanca biçiminde kalafatçı aleti.

MAVZER: Atış hızı dakikada ortalama altı mermi olan bir tüfek tipi.

MAXPLANCK: Kuantum teorisini ortaya çıkaran Alman fizikçi.

MAY:Konya ilinde bir baraj.

MAYA: Dişi deve. Damızlık dişi hayvan.

MAYA: İçerdikleri enzimlerin katalizör niteliği etkisiyle şekerleri karbondioksit ve alkole dönüştüren bir hücreli bitki organizmaları.

MAYA:Türk Halk Müziğinde bir uzun hava türü.

MAYA:Yoğurttan elde edilen Bulgar içkisi.

MAYALANMA: Mikro organizmaların salgıladıkları enzimlerin etkisiyle bazı organik maddelerin dönüşüme uğraması.

MAYASIL:Tende kızartı,kaşınma,sulanma,kabuk bağlama vs doku bozukluklarıyla kendini gösteren ve bulaşıcı olmayan bir deri hastalığı,egzama.

MAYDOS:Eceabat’ın eski adı.

MAYE : Türk müziğinde bir makam adı.

MAYE:Bir şeyin özü,aslı.

MAYIS: Taze sığır gübresi.

MAYISSIKINTISI: Nuri Bilge Ceylan’ın bir filmi.

MAYNA:Denizcilikte yelken indirme (Fora karşıtı).Bir yükün indirilmesi.

MAYONEZ:Yumurta sarısı,zeytinyağı ve limonla yapılan bir tür koyu soğuk salça.

MAYOZ: Hücrelerdeki kromozom sayısını yarıya indiren bölünme.

MAYŞELEME: Bira üretimindeki dört aşama işleminden biri.

MAYŞOR : Çinko, bakır ve nikelden yapılan, gümüşü andırır bir alaşım. Alman gümüşü.

MAYTAP:Yandığında renkli ve parlak ışıklar saçan,şenlik gecelerinde yakılan havai fişek.

MAYURİ:Hint müziğine özgü,uzun saplı bir tür lavta.

MAZA: Eski Yunan’da arpa unuyla yapılan bir ekmek.

MAZAK: Kırlangıçbalığıgillerden,Atlantik Okyanusu,Akdeniz ve Marmara Denizinde yaşayan,kırmızı renkli,lezzetli bir balık.

MAZALLAH:Tanrı korusun.

MAZARRAT: Zarara uğrama.

MAZATEKLER: Meksika’da yaşayan Kızılderili bir halk.

MAZBATA:Kararname,tutanak.

MAZBUT: Sağlam,düzgün,derli toplu.Ele geçirilmiş,zapt edilmiş.Deftere yazılmış.

MAZET:Avda hiçbir şey öldüremeyen veya tutamayan avcı için kullanılan sözcük.

MAZGAL: Kale duvarlarına açılmış olan iç yanı geniş,dış yanı dar delik.

MAZHAR: Kimi İslam tarikatlarında büyük ve zilsiz tefe verilen ad.

MAZHAR:Bir şeyin ortaya çıktığı göründüğü yer veya kimse.

MAZHARİYET: Erişme,elde etme.

MAZI :Servigillerden,yaprakları almaşık ve küçük pullar biçiminde,gövdesi düz olan,dipten dallanan bir süs bitkisi.

MAZI:Bodrum ilçesinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir koy.

MAZI:Hayvansal ve bitkisel asalakların,bazı böceklerin bitkilerde oluşturdukları ur.

MAZI:Kağnı ve arabalarda iki tekerleği birbirine bağlayan ağaç dingil.

MAZİN:Suudi Arabistan’da yaşayan birçok Arap kabilesinin ortak adı.

MAZLUM:Sessiz,uslu,boynu bükük.

MAZMAZA:Aptes alma sırasında ağzı su ile çalkalama.

MAZMUN: Divan edebiyatında bazı kavramları dolaylı anlatmak için kullanılan, kalıplaşmış nükteli ve sanatlı söz.

MAZNUN:Eski dilde sanık.

MAZOŞİST :Öz ezer.

MAZRUF: Zarf içine konmuş kağıt.

MAZUR: Özürlü.

MAZURKA:Bir çeşit Leh dansı veya bu dansın müziği.

MBA:İşletme yönetimi yüksek lisansı.Lisans üstü yeterlik derecesi.

MBİRA :Bir dizi metal yada bambu dilden oluşan Afrika’ya özgü parmak piyanosu da denilen bir çalgı.

MBUTİLER: Kongo Demokratik Cumhuriyetinde yaşayan,dünyanın en kısa boylu halkı.

MD: Mendelevyum elementinin simgesi.

MD: Moldova’nın plaka imi.

MD: Tıp Doktoru (Medicine Doctor) unvanının kısaltması.

MDF:Orta yoğunlukta lif levha.(Mediul Density Fibre board).

ME :Kuzu sesi.

MEBADİ: Başlangıçlar.

MEBANİ:Bina kelimesinin çoğulu.

MEBDE:Başlangıç.

MEBNİ: Eski dilde yapılmış,kurulmuş,bina olunmuş.

MEBZUL:Bol,çok.

MECAZ:Bir sözcüğün gerçek anlamından başka bir anlamda kullanılması.

MECCANİ :Parasız,bedava.

MECELLE: Osmanlı devletinde 1868’de yürürlüğe giren medeni yasa. Fıkıh hükümleriyle bu konudaki türlü içtihadı bir araya getiren,Tanzimat’tan sonra hazırlanmış olan,yasa yerine kullanılan eser. Kitap.

MECİD:Çok büyük,ulu.

MECİDİT: Uranyum ve kalsiyum,hidratlı doğal sülfatı.

MECİDİYE: İstanbul’daki Ortaköy Camisinin bir başka adı.

MECİDİYE:Osmanlı Devletinde 1840 yılında basılmış 20 kuruş değerinde gümüş sikke.Sultan Abdülmecid’in fermanı ile çıkarılan altın ve gümüş sikkeler.

MECİT: Allah’ın,şan ve şeref sahibi,ulu anlamındaki sıfatlarından biri.

MECMUA :Dergi.

MECRUH: Yaralı.

MECUSİ: Mecus dininden olan kimse.Zerdüşti. Ateşe tapan.

MECZUP: Tanrı aşkıyla aklını yitirmiş olan kimse.

MEÇ:Saçın küçük tutamlar biçiminde değişik renklerde boyanmış durumu.

MEÇ:Süngü gibi batırılarak yaralamaya yarayan kısa,düz ve ensiz bir kılıç türü.

MEÇHUL: Bilinmeyen.

MEDAFİN:Eski dilde mezarlar,kabirler.

MEDAR: Bir şeyin etrafında döndüğü nokta,dönence. Yerküre üzerinde,güneş ışınlarının yılda 2 kez dik açı ile geldiği,sıcak kuşağın kuzey ve güney sınırlarını oluşturan ve Ekvator’un kuzey ve güneyinden geçtiği varsayılan iki çemberden her biri.Dönence. Dayanak, neden.

MEDCEZİR: Deniz suyunun alçalıp yükselmesi.

MEDDAH:Taklitler yaparak,hoş hikayeler anlatarak halkı eğlendiren sanatçı.

MEDET:Yardım,imdat.

MEDFUNE (MEFTUNE): Kuşbaşı et ve patlıcanla yapılan bir yemek.

MEDHAL:Girecek yer,kapı,girinti.

MEDİD:Uzun süreli.

MEDİHA:Övgü için yazılmış şiir.

MEDİKAL: Tıpla ilgili olan,tıbbi.

MEDİKOSOSYAL:Toplum hekimliği.

MEDİL: Kastamonu’nun Azdavay ilçesinde bir mağara.

MEDİOKRASİ:İkinci sınıf bir toplum olmayı kabullenen kişilerin egemen olduğu yönetim biçimi.

MEDİTASYON: Bilinç düzeyinde değişim sağlamak amacıyla bir cisme,kelimeye veya fikre yoğunlaşma.

MEDRESE: İslam ülkelerinde genellikle İslam dini kurallarına uygun bilgilerin okutulduğu yer.

MEDUSA: Mitolojide Gorgon denilen üç kız kardeşten biri.Saçları yılanlarla örgülü,korkunç yüzlü Medusa başı,kötülükleri uzaklaştıran nazarlık olarak taş ve madeni eserlerde yer almıştır.

MEDÜZ:Deniz anası.

MEDYA: İletişim araçları ve ortamı.

MEDYAN: İstatistikte,bir dağılımı ortalayan değere verilen ad.

MEDYUM (MEDYOM):Paranormal,yani normal üstü yetenekleri olan,bedensiz varlıklarla iletişim kurabilen kişiler.

MEDYUN:Verecekli,borçlu.

MEFAHİR: Övünülecek şeyler.

MEFHAR: Övünmeyi gerektiren şey.

MEFHARET:Övünme,iftihar etme.

MEFHUM:Bir nesnenin veya düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı,kavram.

MEFİSTO:Geothe’nin Faust’undaki entelektüel iblis.

MEFKÜRE: Ülkü,ideal.

MEFLUÇ: Felce uğramış,felçli,inmeli.

MEFRUŞ: Döşeli.

MEFRUŞAT:Ev,işyeri vs yerleri döşemek için gerekli döşeme eşyası.

MEFSEDET: Bozgunculuk,fesatlık.

MEFTUN:Tutkun.

MEGAHERTZ: Değeri 1 milyon hertz olan frekans birimi.

MEGALOMAN: Kendini büyük gören.

MEGALOMANİ:Büyüklük hastalığı.Kendini hep büyük ve önemli görme hali.

MEGALOP:Yengece benzer bir su canlısı.

MEGAPOL: Çok büyük kentler.Bir tür kentlerin kenti.

MEGARA: Eski Yunanistan’da felsefe ve mantık okulu.

MEGARON:Bütün eski Yunan mimarlığına örnek olan dar cepheli derinlemesine ince uzun ev planı.Önde bir oda,arkasında içinde ocağı bulunan bir salondan oluşan dar ve uzun ev.

MEGATON: Bir milyar ton. Nükleer bir bombanın veya merminin gücünü ölçmeye yarayan birim.

MEHABET: Büyüklerin ya da saygın kişilerin karşısında duyulan korkuyla karışık saygı.

MEHALİK:Korkulu yerler veya işler.

MEHARİ :Afrika’nın hızlı koşular için yetiştirilmiş evcil hecin devesi.

MEHASİN:Mehmet Rauf tarafından 1908’de İstanbul’da yayınlanan aylık kadın gazetesi.

MEHAZ: Bir eser yazılırken başvurulan kaynak. Bir şeyin alındığı yer.

MEHDİ: İslam inancında kıyamet gününden önce ortaya çıkarak insanları dine döndürüp mutluluğa kavuşturacağına inanılan kişi.

MEHDİ:Doğru yolda olan,hidayete ermiş olan.

MEHDİULYA:Padişah anneleri için kullanılan unvan.

MEHEL:Uygun,yerinde,denk.

MEHİB (MEHİP): Heybetli,azametli,korkunç.

MEHİL :Önel,vade . Ek süre.

MEHİR:Diyarbakır yöresine özgü,buğday ve yoğurtla yapılarak soğuk olarak yenen bir yemek.

MEHMET ASLANTUĞ:Antalya Altın Portakal Film Festivalinde 1992,1993 ve 1994 yıllarında en iyi erkek oyuncu seçilen,1961 yılında Kafkasya göçmeni bir ailenin oğlu olarak Samsun’da doğan,Yengeç Sepeti,Akrebin Yolculuğu,Aşkın İkinci Yarısı filmlerinde ve Sıcak Saatler,Bir İstanbul Masalı,Hanımın Çiftliği dizilerinde rol alan ünlü aktör.

MEHMET FERDA :Uğur Mumcu’nun Politika ve Çivi gazetelerinde yazdığı yazılarda kullandığı takma ad.

MEHMET RAŞİT ÖĞÜTÇÜ: Ünlü yazarımız Orhan Kemal’in gerçek adı.

MEHMET YEKTA MADRAN:Harmandalı ile Aydın zeybeğini düzenleyerek Türk folkloruna kazandıran İzmirli sanatçı.

MEHPARE:Ay parçası,çok güzel kimse.

MEHR (MEHİR): Müslüman bir erkeğin nikah esnasında eşine vermeyi kabullendiği mal veya para.

MEHTAP: Ay ışığı.

MEHTEK:Damlarda kiriş yerine kullanılan ağaç.

MEHVEŞ:Ay gibi,güzel.

MEİS: Kaş ilçesinin karşısındaki Yunan adası.

MEJORANERA: Panama’ya özgü,beş telli ve kısa saplı bir tür küçük gitar.

MEKANİK:Kuvvetlerin maddeler ve hareketler üzerine etkisini inceleyen fizik dalı.

MEKANİZE: Savaş ve taşıma malzemeleriyle donatılmış birlik.

MEKANİZMA: Düzenek.

MEKARİM: Cömertlikler.

MEKATRONİK: Mekanik,elektronik ve bilişim teknolojilerini tümleştiren ürünlerin,akıllı makinelerin ve robotların geliştirilmesini ve üretilmesini konu edinen mühendislik dalı.

MEKE :Ördeğe benzer bir su kuşu, av kuşu.

MEKE: Çorum’un Mecitözü ilçesinde bir kaplıca.

MEKE: Mısır bitkisi ve tanesi.

MEKE:Konya’nın Karapınar ilçesinde volkanik bir krater gölü.

MEKES: Eskiden sinek anlamında kullanılan bir sözcük.

MEKİK:El veya otomatik dokuma tezgahlarında atkı veya argaç denilen ve enine olan iplikleri,uzunlamasına olan arışların arasından geçirmeye yarayan masuralı araç.

MEKİK:Jimnastikte,yatış durumunda gövdeyi esnetme hareketi.

MEKİK:Oya yapmakta kullanılan,kemik,ağaç veya plastikten yapılmış,iki ucu sivri,arasından iplik geçecek bir yarığı bulunan küçük araç.

MEKİN: Vakarlı,temkinli,iktidar sahibi.

MEKKARE:Osmanlı ordusunda taşıma işlerinde kullanılan at,deve,katır gibi hayvanlar ve bu amaçla halktan ücret karşılığında kiralanan yük hayvanı.

MEKKAS:Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk yıllarında gümrük memurluğu mesleğine verilen ad.

MEKNİ: Gizli,saklı,gizlenmiş.

MEKR: Eski dilde hile, düzen,yanıltma.

MEKREMET:Kerem,cömertlik.

MEKRUH:İslam dininde,dince yasaklanmadığı halde yapılmaması istenen.

MEKS: Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Bey zamanında, bazı geçiş yerlerinde alınan gümrük vergisine verilen ad.

MEKSEFE:İçine elektrik enerjisi yığılan alet,kondansatör.

MEKUL: Yiyecek.

MELA : Eski dilde dolum, dolma, doluluk.

MELAHAT: Güzellik,yüz güzelliği.

MELAL: Usanç, can sıkıntısı.

MELAMİLİK:Her türlü gösteriş ve dünya kaygılarından uzak kalmayı öğütleyen Sünni tarikatı.Tasavvufun tekkeler çevresinde tarikatlar biçiminde kurumlaşmasına tepki olarak gelişen tasavvuf anlayışı.

MELAMİNİK: Mobilyacılıkta kullanılan,kağıtla kaplanmış bir tür yonga levha.

MELANET :Büyük kötülük.

MELANİN: Hayvanlarda ve insanda deri,saç,kıl,tüy,pul ve bazı iç zarlarda bulunan koyu renkli pigment.

MELANİN: Saç,kıl,tüy gibi deri türevlerinde bulunan koyu renkli pigment.

MELANKOLİ: Sürekli hüzün hali,karasevda,malihulya.Hüzün duyguları,ilgi ve insiyatif kaybı,haz alamama,özsaygının azalması,öz suçlamalara ve pişmanlıklara gark olma gibi belirtilerle kendini gösteren bu depresyon halidir.

MELANOFOBİ: Siyah renkten korkma.

MELANURYA: İzmaritgillerden,gümüş renkli,eti kılçıklı bir Akdeniz balığı.

MELAS:Şeker üretiminde,billurlaşan şeker alındıktan sonra kalan şekerli posa.

MELATONİN: Epifiz bezi tarafından salgılanan ve uyku çevrimini düzenleyen hormon.

MELAZ:Sığınak.

MELCE:Sığınak,barınak.

MELE:Çocuk oyunlarında kale olarak kullanılan çukur. Kale çukuru.

MELE:Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da molla anlamında kullanılan sözcük.

MELEFE:Halk dilinde yatak yorgan yüzü.

MELEK:Nurdan varlık.

MELEKE: İnsanda bulunan bir şey yapabilme yeteneği,yeti.

MELEKÜT: Melekler ve ruhlar alemi.

MELEME :Ağır kanlı,rahatına düşkün kimse.

MELEN: Batı Karadeniz Bölgesinde bir akarsu.

MELENGİÇ (MERLENGEÇ): Çitlembik ağacına verilen bir başka ad.

MELES: Beli çökük at.

MELES: Köpeklerde yaş.

MELESİR: Halk dilinde mürver ağacına verilen ad.

MELEŞ: İki kuzulu koyun.

MELİ:Avustralya tavuğu da denilen bir kuş.

MELİH (MELİHA):Güzel,şirin.

MELİHİ: Yalın ve pürüzsüz bir söyleyişin egemen olduğu şiirleriyle tanınmış 15inci yüzyıl divan şairi.

MELİK:Padişah,hükümdar,hakan.

MELİKE :Kral karısı. Kadın hükümdar.

MELİKŞAH: Ankara’nın Çubuk ilçesinde bir kaplıca.

MELİNİT:Aslı pikrik asit olan patlayıcı bir madde.

MELİSA :Oğul otu da denilen,likör yapımı ve hekimlikte yapraklarından yararlanılan güzel kokulu bir bitki..

MELLAH:Gemici,denizci.

MELOCAN:Ordu yöresine özgü,yaprakları ve ince dalları sebze olarak kullanılan dikenli bir ot.

MELODİ:Ezgi.

MELODİKA :Üflenen havanın dillere ulaşmasını sağlayan subapları açıp kapayan bir klavyeye sahip,serbest dilli,üflemeli oyuncak çalgı.

MELODRAM:Çağdaş tiyatroda,hareketli ve duygusal olaylara dayalı bir oyun türü.Gerçek yaşamda olmayacak bir olay örgüsü içeren aşırı duygusal oyun ya da film.

MELODYUM: Amerikan orgu da denilen klavyeli bir çalgı.

MELOFOBİ:Müzik korkusu.

MELOFON: Çoğunlukla yürüyüş bandolarında kullanılan bir tür bakır nefesli çalgı.

MELON:Yuvarlak ve bombeli bir tür şapka.

MELTEM:Yazın karadan denize doğru esen mevsim rüzgarı.

MELUN:Lanetli,tehlikeli,şeytan,yılan.

MELUNCANLAR :ABD’nin güneydoğu eyaletlerinde yaşayan ve Osmanlı denizcilerinin torunları olduklarına inanan bir halk.

MELÜL:Boynu bükük,üzgün,zavallı.

MEMALİK :Memleketler.Ülkeler.

MEMAT: Ölüm.

MEMATİ:Ölümcül.

MEMBA: Kaynak.

MEMDUH:Övülmüş.

MEME:Gemi çapasında kolların birleştiği şişkin yer.

MEMECİK: Yurdumuzda yetişen bir zeytin cinsi.

MEMEŞ:Sığırın ağzından akan salya.

MEMİŞHANE:Tuvalet anlamında kullanılan bir sözcük.

MEMLU:Dolu,doldurulmuş.

MEMLÜK:Köle,kölemen.

MEMNU: Yasak.

MEMO:Kemal Bilbaşar’ın bir romanı.

MEMORANDUM:Bir devletin başka bir devlete politik sorunlarla ilgili olarak yolladığı uyarı yazısı.

MEMUNİYE:Un,süt ve balla yapılan bir tatlı.

MEMUR: Devlet hizmetinde aylıkla çalışan kimse.

MEMURİN:Memurlar.

MEN :Yasaklama,engelleme.

MEN: Bazı ağaçlardan sızan koyu ve şekerli madde.

MEN: Eski Anadolu halklarının ay tanrısı.(Tapınağı Isparta’nın Yalvaç ilçesinde).

MENA: Ölüm haberi.

MENAFİ: Faydalar,yararlar.

MENAK: Menkıbeler,destanlar.

MENAM:Eski dilde uyunacak yer,yatak odası. Uyku.

MENAR: Deniz feneri kulesi.Yol işareti olarak konulan ışık.

MENAT: Müslümanlık öncesi Kabe’de bulunan üç puttan biri.

MENCİLİS(MENGİLİS) :Karabük ilinde,Safranbolu ilçesinde bulunan Türkiye’nin en uzun mağaralarından biri.

MENÇUNA: Artvin’in Arhavi ilçesinde bir şelale.

MENDEBUR(MENDABUR): Sümsük,sünepe,pis,iğrenç,kötü,kirli.

MENDEK:Karadeniz yöresinde yetişen ve çorbası yapılan,ısırgana benzer yabanıl ot.

MENDEL: Kalıtım teorisini geliştiren,genetik biliminin temellerini atan İskoçyalı botanikçi.

MENDERES:Bir akarsu yatağının az eğimli vadi tabanlarında ve ova düzlüklerinde çizdiği s harfine benzeyen kıvrım.

MENDİREK:Kıyılarda dalgakıranla yapılmış liman.

MENDUB: Dince yapılması işlenmesi uygun görülen.

MENEA:Bir kimsenin sürgüne gönderildiği yer,sürgün yeri.

MENEKSİLA: Eskiden Doğu Karadeniz yöresinde kullanılan bir kayık tipi.

MENELİK:Hazreti Süleyman ile Saba Melikesi Belkıs’ın efsanevi oğlu.

MENEMEN:Yumurta,soğan,yeşilbiber ve domatesle yapılan bir yemek türü.

MENEND:Benzer,eş.

MENENGİÇKAHVESİ:Kavrulmuş Antep fıstığı özünden yapılan ve hazmı kolaylaştırması için tüketilen bir tür kahve.

MENENJİT:Ateş,şiddetli baş ağrısı,kusma,ense katılaşması,sayıklama gibi belirtilerle ortaya çıkan beyin zarları iltihabı.

MENEVCER: Amasya yöresinde yemeği yapılan yabani kuşkonmaz bitkisi.

MENEVİŞ: Su yüzünde,maden ve ipekli kumaş gibi şeylerde görülen ince dalgalar.Hare. Bir yüzeyde renk dalgalanması sonucu görülen parlaklık.

MENEVİŞ:Terementi ağacının tohumu.

MENEVREK:Denizli, Isparta ve Burdur’un dağ köylerinde dokunan bir tür kaba kumaş.

MENFA: Bir kimsenin sürgüne gönderildiği yer,sürgün.

MENFEZ: Girecek veya geçecek yer,delik,ağız,açma.

MENFUR:Nefret edilen,iğrenç,tiksindirici.

MENGEL:Ayak bileğine takılan bilezik.

MENGENE: Bir sıkıştırma aleti.

MENGİ: Bir halk oyunumuz.

MENHUS: Uğursuz.

MENİSK :Bir yüzü içbükey,öbür yüzü dışbükey olan mercek.

MENİSK: Kimi eklemlerde kemik arasında bulunan kıkırdaksı levha.

MENİSKUS: Diz meniski travması.

MENKIBE :Din büyüklerinin ya da tarihe geçmiş ünlü kimselerin yaşamları ve olağanüstü işlerini,kerametlerini konu edinen kısa hikaye.

MENNAN: Çok ihsan eden,veren.

MENOPOZ:Kadınlarda doğurmanın sona ermesi,adetten kesilme.

MENORA:Museviliğin simgesi olan yedi kollu şamdana verilen ad.

MENSTRÜASYON: Adet kanaması,adet görme.

MENSUCAT:Dokuma,dokumalar,tekstil.

MENSUR: Düz yazı.

MENŞE:Başlangıç,bir şeyin çıktığı yer,köken,kaynak.

MENTA:Nane likörü.

MENTAL: Zihinsel.

MENTİRİ: Gaziantep yöresinde siklamen rengine verilen ad.

MENTOL:Nane esansından elde edilen,renksiz,keskin kokulu,bir tür alkol kristali.

MENUS :Alışılmış olan,alışkanlık haline gelen.

MENZİL: Konak yeri.

MENZİL:Bir merminin ulaşabildiği uzaklık,erim.

MEPUL: Yapılmış,işlenmiş.

MER: Erkek kişi anlamında eski bir sözcük.

MER:Rusya’nın Avrupa kesiminin doğusunda, geçmişte ortak dinsel şenlikler ve kurban adama törenleri düzenleyen Mari ve Udmurt topluluklarının oturduğu yöre.

MERA: Otlak.

MERAKİ:Eski dilde şüpheci, kuruntulu kimse için kullanılan sözcük.

MERAL OKAY:Asmalı Konak,Muhteşem Yüzyıl gibi dizilerin senaristi,oyuncu,söz yazarı.2012 yılında vefat etti.

MERAM:İstek, amaç.

MERAMET( MEREMET)(MEREMMED): Ağ tamiri.Üstünkörü bir biçimde,geçici olarak onarma.

MERANET: Bir madenin dövüldüğü zaman gösterdiği yayılma özelliği.

MERAPİ:Endonezya’da etkin bir yanardağ.

MERARE:Eski dilde öd kesesi.

MERARET: Acılık,tatsızlık.

MERATİP: Rütbeler,dereceler.

MERBUT: İlişik. Bağlı,bağlanmış,ekli,eklenmiş.

MERCALLI: Bir depremin yeğinliğini (şiddetini) ölçmekte kullanılan birim.

MERCAN: Sıcak denizlerin kayalıklarında yaşayan kalker iskeletli hayvan ve bu hayvandan elde edilerek boncuk,kolye,bilezik,küpe yapımında ve süslemede kullanılan kırmızı renkli süs taşı.

MERCAN:Eti beğenilen bir balık.

MERCANRESİFİ: Okyanusların sığ kesimlerinde,ölü mercanların kireç taşına dönüşen iskeletlerinin zaman içinde birikmesi sonucu oluşan ve dünyanın en zengin sualtı yaşamını barındıran kayalık ya da kumluk sırtlar.

MERCİMEK: Argo’da ham afyona verilen ad.

MERCİMEK:Yasmık.

MERDAN:Mert kimseler,yiğitler.

MERDEK: Halk dilinde domuz yavrusu.

MERDİVENKOVASI: Dönülerek çıkılan merdivenlerde ortada görülen boşluk.

MERDUT:Kovulmuş.

MERDÜMGİRİZ:İnsanların arasına karışmaktan hoşlanmayan,insanlardan kaçan kimse.

MERE:Köpeklerin boynuna takılan ve üzerinde çiviler bulunan demir tasma.

MEREK:Samanlık,odunluk,hayvan yemi deposu veya ahır.

MEREMET: Geçici olarak onarma. Eğreti onarım,üstünkörü.

MERENGE:Sambaya benzer,Haiti kökenli bir dans.

MERET : Uğursuz.

MERG: Taşlık yer,çıplak dağ tepesi.

MERGABÜTA: Hakkari ilinde kayak merkezi olan bir yayla.

MERGUP:Sevilen,rağbet gören.

MERHALE: Uzunluk ölçüsü.(45.480 m).

MERHUN:Rehin edilmiş mal.

MERİDYEN:Kutup noktalarından geçerek ekvatoru dik olarak kestiği ve dünyayı çevrelediği varsayılan daire,boylam.

MERİNALAR: Madagaskar’da yaşayan bir halk.

MERİNOS :Uzun,çok ince,beyaz ve bol tüylü yapağısından dokumacılıkta yararlanılan bir koyun cinsi.

MERİSTEM:Sünger doku.

MERİTOKRASİ:Liyakati olanların ve hak edenlerin işbaşında olduğu yönetim biçimi.

MERİYET:Yürürlük.

MERKANTİL: İşlerinde yalnızca kazanç elde etmek düşüncesiyle hareket eden kimse.

MERKANTİL:Satılmak üzere istiflenmiş kereste.

MERKAT: Mezar.

MERKEP: Eşek.

MERKEZEFENDİ:Mesir macununu bulan ve bunun dağıtımıyla ilgili törenler düzenleyen 16.yy Türk mutasavvıfı ve hekimi.

MERLANOS :Bir tür mezgit balığı.

MERMER:Genellikle beyaz renkli cilalanabilen billurlaşmış kireç taşı.Çeşitli renklerde,damarlı,değişime uğramış,billurlaşmış taşlar.

MERMERŞAHİ :Tülbent ile patiska arası ince pamuklu bir kumaş.

MERSA :Liman.

MERSEFE: Kars yöresinde çorba içmekte kullanılan büyük ve kulplu bardağın adı.

MERSEREM: Osmanlı mutfağına özgü,koyun etiyle yapılan bir yemek.

MERSERİZE :Kimyasal bir yöntemle parlaklık verilmiş pamuk ipliği.

MERSİN:Yaprakları yaz kış yeşil kalan,beyaz çiçekli bir ağaç.

MERSİYE:Sagu,ağıt,içli şiir.

MERSMUYE:Osmanlı mutfağına özgü elmalı ve köfteli bir tencere yemeği.

MERT: Kırklareli’nin İğneada beldesinde,göçmen kuşların uğrak yerlerinden biri olan göl.

MERT: Sözünün eri,güvenilir kişi.

MERTEBE: Aşama,derece,rütbe.

MERTEK :Direk. Üzerine çatı kaplaması yerleştirilen,ahşap veya metalden yapılmış,dört köşe veya yuvarlak,kalınca sırık.

MERV:Türkmenistan’da eski Orta Asya kenti.

MERVAL: Arjantin borsasının adı.

MERVE:Mekke’de bir tepenin adı.

MERYEMANA: Devedikeni,kengel gibi adlar da verilen otsu bir bitki.

MERYEMANA: Genellikle 15 Ekim’de meydana gelen fırtına.

MERYEMANAASMASI: Beyaz çiçek veren,bahçelerde süs çiçeği olarak yetiştirilen sarılıcı bir bitki,akasma.

MERYEMİYE: Eskiden adaçayına verilen ad.

MERZ: Eski dilde toprak,yer anlamında sözcük.

MES :Eski dilde değme,dokunma.

MESA:Düz tepeli, sarp yamaçlı dağ, masa dağ. Lav akıntısı kalıntılarının oluşturduğu yayla.

MESAB: İnsanların toplandığı yer.

MESAHA :Yüzölçümü.

MESAJ: İleti.Yazı veya sözle verilen,gönderilen bilgi.

MESALİS:Eskiden üç telli çalgılara verilen genel ad.

MESAME:Ciltte bulunan gözenek,delikçik.

MESARAŞ: Kader, alınyazısı.

MESCİT:Cuma ve bayram namazı kılınmayan minaresiz küçük cami.

MESÇERE :Ağaçlık,koru.

MESEL:Örnek alınacak söz.

MESEN: Sanatçıları ve bilim adamlarını koruyan,her yönden onlara destek olan varlıklı kimse.

MESERRET: Sevinç, şenlik.

MESERRET:İstanbul’da Cağaloğlu’nda bir zamanlar edebiyatçıların ve gazetecilerin uğrak yeri olan ünlü kahve.

MESH :Abdest alırken eli ıslatıp başa,meste sargı veya yaraya sürme,sıvazlama.

MESİH: Dinsel düşüncede,dünya tarihinin sonunda Tanrısal bir görevi yerine getirerek insanlığı kötülük ve günahlardan kurtaracak kişi.

MESİH:İsa Peygambere verilen adlardan biri.

MESİR: Manisa’da her yıl düzenlenen geleneksel şenliğe ve bu şenlikte dağıtılan macuna verilen ad.

MESKENET:Miskinlik,beceriksizlik,yoksulluk,fakirlik.

MESKUK:Damgalanmış , akçe haline getirilmiş madeni para.

MESKUN: Oturulan.

MESNEVİ:Divan edebiyatının en uzun nazım şekli.

MESRUR: Sevinçli,sevinmiş.

MEST:Üzerine ayakkabı giyilen,kısa konçlu,hafif ve yumuşak bir tür ayakkabı.

MESTAN :Sarhoşlar.

MESTİZO: Çeşitli ülkelerde melezler için kullanılan ad.

MESTURE:Örtülü,kapalı,gizli.

MESUDİYE: Çanakkale Boğazında bir İngiliz denizaltısı tarafından batırılan (1914) Osmanlı firkateyni.

MESULİYET: Sorumluluk.

MESURE:Gelenek olarak gelen ve beğenilen.

MEŞAKKAT:Güçlük,zorluk,sıkıntı.

MEŞAYİH:Şeyhler.

MEŞBU:Dolu,dolmuş.

MEŞE: Gürgengillerden,kerestesi dayanıklı bir orman ağacı.Sert olduğundan iyi cila tutar.(Ak meşe,tüylü meşe,mantar meşesi,kızıl meşe).

MEŞHER: Sergi.

MEŞHET: Şehit düşülen veya şehidin gömüldüğü yer.

MEŞHUT:Görülmüş,tanık olunmuş.

MEŞİHAT: Şeyhülislamlık makamı.

MEŞİME:Bir şeyin doğduğu yer.

MEŞİME:Etene,son,plasenta,döleşi.

MEŞİN :Sepilenmiş koyun derisi.

MEŞK:Yazı ve müzikte alışma ve öğrenmek için yapılan çalışma,el çalışması. El alıştırma,ders.

MEŞKUK:Şüpheli, kuşkulu. Kesin olmayan.

MEŞKURE: Teşekkür edilmeye değer olan.

MEŞREP:Yaradılış,huy,karakter,mizaç.

MEŞRUBAT:Arapça meşrub kelimesinden türemiş olup,içecekler anlamına gelen alkolsüz içeceklerin genel adı.

MEŞRUİYET: Belirli bir politik düzenin adil ve geçerli olduğu inancı.

MEŞRUT: Koşula bağlı,koşullu.

MEŞŞAİLER: İslam düşüncesinde Farabi ile başlayan Aristotelesçi felsefe geleneğinin temsilcilerine verilen ad.

MEŞUM: Uğursuz.

MEŞVERET:Bir konu hakkında birinin düşüncesini sorma,danışma.

MET:Çelik çomak oyununa ve bu oyunda kullanılan değneğe verilen ad.

MET:Eskişehir yöresine özgü,çubuk biçiminde bir helva.

METABOLİZMA:Canlı organizmada yada canlı hücrelerde hareketi,enerjiyi sağlamak için oluşan,biyolojik ve kimyasal değişimlerin bütünü.

METAFAZ:Biyolojide,mitozun ikinci evresi.

METAFİZİK :Doğa ötesi.

METAFOR:Bir sözcüğün alışılmış anlamı dışında kalan bir anlamda kullanılması. Eğretileme,istiare.

METAMORFOZ :Başkalaşım.

METAN :Bataklık gazı.

METASTAZ :Organizmanın herhangi bir noktasında bulunan bir hastalık olayının organizmanın başka bir yerine sıçraması.Küçük kanser hücre kümelerinin yerlerinden koparak uzak bölgelere gitmesi sonucunda kanserin vücudun her tarafına –lenf ve dolaşım sistemlerine- yayılması.

METATEZ :Lanet sözcüğünün nalet, kirpik sözcüğünün kiprik biçiminde telaffuzunda görüldüğü gibi bir sözcük içindeki seslerin yer değiştirmesi olayına verilen ad. Göçüşme, yer değiştirme.

METAZORİ: Zorla,zoraki.

METELİK :Eskiden on para değerindeki sikke.

METEOR: Yıldız kayması.

METEOR:Atmosfer içinde oluşan sıcaklık değişmeleri,rüzgar,yıldırım,yağmur,dolu gibi olaylara verilen genel ad.Uzaydan yerin atmosferine girerek buharlaşan taşsı gök cismi.

METEOROLOG: Hava tahmincisi.

METEOROLOJİ : İklimbilim.

METEREZ: Kaçkar dağlarında bir buz yalağı gölü.

METFUN:Gömülmüş olan,gömülü.

METHAL: Giriş yeri.

METİKAL: Mozambik’in para birimi.

METİS:Değişik türden hayvan veya bitkiden üremiş hayvan veya bitki,melez,kırma,azma.

METİYONİN:Yumurta,süt ve kazeinde bulunan ve organizmaya çok gerekli olan kükürtlü aminoasit.

METODOLOJİ :Yöntem bilim.

METONOMİ: Bir sözcüğün gerçek anlamının dışında kullanılması,mecaz.

METRDOTEL:Baş garson. Şef garson.

METRİS:Askerin çarpışma sırasında korunması için yapılan toprak siper.

METRO: Yer altı demiryolu hattı.

METRONOM:Bir müzik parçasının hangi hızla çalınması gerektiğini gösteren alet.

METROPOL:Büyükşehir,anakent.

METROPOLİS:İzmir’in Torbalı ilçesinde antik bir kent.

METROPOLİT:Ortodokslarda patrikten sonra gelen ve bir bölgenin din işlerinde başkanlık eden din adamı.

METRUK:Terk edilmiş,kullanılmayan.

METRUKAT: Ölen birinin bıraktığı şeyler.

METRUKE:Kocası tarafından bırakılmış veya boşanmış olan kadın.

MEVAD :Maddeler.

MEVAD: İşler,hususlar,kurallar.

MEVALİ: İslam ülkelerinde özgür bırakılmış kölelere verilen ad.

MEVALİ:Osmanlı devletinde görev yapan yüksek dereceli ilmiye mensuplarına verilen ad.

MEVAŞİ:Öküz,inek,koyun,keçi gibi süt ve et için veya yük ve binek için beslenen büyükbaş hayvanlar.(Kelimenin tekili,maşiye).

MEVAT:Cansız şeyler,sahipsiz,işlenmemiş toprak.

MEVC:Dalga.

MEVCUDAT:Varlıklar,yaratıklar.

MEVHİBE:Bağış,vergi,ihsan.

MEVHUM:Gerçekte var olmayıp var sanılan,var diye düşünülen,kuruntuya dayanan.

MEVİZE:Öğüt,nasihat. Vaaz.

MEVKUF :Tutuklanmış,tutuklu.

MEVKUTE:Belli zaman aralıkları ile çıkan yayın,süreli yayın,periyodik.

MEVLA :Tanrı, sahip, efendi, azat olmuş köle, terbiye eden.

MEVT : Ölüm.

MEVTA:Ölüler.

MEVUT: Vaat edilmiş,söz verilmiş.

MEVZU: Konu.

MEVZUAT: Uygulanması zorunlu olan hukuki ve idari usuller.

MEY:Doğu Anadolu’da kullanılan bir tür küçük zurna.

MEYA:Turfanda zamanı.

MEYAN :Orta, ara.

MEYANE: Çorba gibi yiyeceklere lezzet kazandırmak için un ,yağ ve su ile elde edilen karışım,çorba sosu.(Süt ile yapıldığında ise beşamel adını alır).

MEYDANCI:Hapishane koğuşlarında temizlik,çay,kantin alışverişi gibi işleri gören kimse.

MEYDANİ: Diyarbakır ve Gaziantep yöresinde dokunan,yarı ipekli bir kumaş türü.

MEYGEDE Meyhane.

MEYHANECİ OTU :Çoban düdüğü denilen keskin kokulu bir bitki.

MEYMENE: Orduda sağ kanat.

MEYMENET:Uğur,iyi nitelik,hayır,bereket.

MEYROKİ:Doğu Anadolu’ya özgü bir halk oyunu.(Bitlis).

MEYSERE: Orduda sol kanat.

MEYUS :Umutsuz, karamsar.

MEYVEHOŞ: Kuruyemiş.

MEZALİM:Zulümler,kıyımlar,haksızlıklar.

MEZAMİR: Eski dilde düdükler.

MEZAMİR: Makamla okunan Zebur surelerine verilen ad.

MEZARNA:Bir gemide,ambar ağızlarını yada güverte açıklarını çevreleyen,alçak ve düşey yapı öğesi.

MEZAT :Açık artırma ile satış.

MEZBAHA:Etleri yenen hayvanların kesildiği yer,çöplük.

MEZBELE:Çöp ve süprüntü dökülen yer,çöplük.

MEZE :Farsca’da tat, çeşni, tadılacak şey.

MEZEK: Alay,eğlenme.

MEZELLET :Alçalma,bayağılaşma.

MEZESTRE: Denizcilikte,herhangi bir cismi tam olarak yerine toka etmeyerek yarıda bırakma.

MEZGELDEK:Yurdumuzda da yaşayan bir tür yabani ördek.

MEZGİT:Avrupa ve Türkiye denizlerinde yaşayan,eti lezzetli bir balık,tavuk balığı.

MEZİT: İnegöl-Bozüyük karayolunda bir boğaz ve dere.

MEZKÜR: Anılan. Adı geçen,sözü geçen.

MEZODERM: Orta deri.

MEZOMER:Kimyada,bir tek formülle açıklanamayan bileşikler için kullanılan sözcük.

MEZON:Elektrondan ağır,protondan hafif bir atom cisimciği.Bir kuark ve bir karşı kuarktan oluşan temel parçacık.

MEZOPOTAMYA: Dicle ve Fırat ırmakları arasındaki tarihi bölge.

MEZRU: Ekili.

MEZUN :Yetkili.

MEZURA:Terzilikte ölçü almak için kullanılan,genellikle 1,5 m uzunluğunda şerit metre.

MEZZOSOPRANO: Soprano ile kontralto arasında kadın sesi ve sesi böyle olan sanatçı.

MG: Magnezyum elementinin simgesi.

MICIR: Kırma taş. Taş kırıntısı.

MIĞIRTEPE :Amanos dağlarının en yüksek tepesi.

MIH: Büyük çivi.

MIHALMİLER: Güneydoğu Anadolu’da,özellikle Mardin yöresinde yaşayan bir topluluk.

MIHLAMA: Değerli taşları maden üzerine yerleştirme sanatı.

MIHLAMA:Mısır unu,peynir ve tereyağıyla yapılan bir tür bulamaç. Soğanlı kıyma ya da pastırma üstüne yumurta kırılarak yapılan yemek. Yumurtalı soğan kavurması.

MIKLEB:Eski kitap ciltlerinde bir yanından alt kapağın dış kenarındaki sertaba bağlı,öbür yanı üçgen biçiminde olan parça.

MINTIKA :Bölge.

MIR:Halk dilinde bozulmuş turşuya verilen ad.

MIR:Halk dilinde değiş tokuş anlamında kullanılan sözcük.

MIRDANGA:Klasik Güney Hindistan müziğinde kullanılan iki yüzlü davul.

MIRIK:Cıvık çamur,bataklık,pislik.

MIRLAN: Süveyş Kanalının açılmasından sonra Akdeniz’e girerek güney kıyılarımıza yayılan bir balık.

MIRMIR: Lekeli mercan da denilen eti lezzetli bir balık.

MIRMIRIK: Tenekeden yapılan bir tür kepçe.

MIRRA: Güneydoğu Anadolu’ya özgü,gümgüm adlı cezvede kaynatılarak hazırlanan acı kahve.

MIRRA:Reçine sakızı.

MISIR:Buğdaygillerden,gövdesi kalın,yaprakları büyük,boyu yaklaşık 2 m olabilen,erkek çiçekleri tepede salkım durumunda,dişi çiçekleri yaprakla gövde arasında koçan biçiminde olan bir kültür bitkisi.

MISKAL:Her biri başka perdede bir sıra kamış boğumundan yapılmış düdük.Musikar.

MISKALA:Eskiden kullanılan ve metal parlatmaya yarar bir alet.

MITLAK:Eski dilde çok sık kadın boşayan erkek.

MIYMINTI: Her şeyi sorun eden huysuz,sorunlu kişi.Son derece yavaş iş gören.

MIZIKÇI: Oyunbozan.

MIZMIZ :Hiçbir şeyden memnun olmayan,çok nazlı.

MİA:Bağırsak.

MİBZER :Eker.

MİÇO (MUÇO):Gemilerde küçük yaşta tayfa yamağı. Gemici çırağı.

MİDAS:Bir çok efsaneye konu olmuş ünlü Frigya kralı.

MİDİLLİ: Birinci Dünya Savaşı başlarında Osmanlı donanmasına katılan ve Almanca adı Breslau olan kruvazör.

MİDİLLİ: Küçük boylu bir at cinsi.

MİFTAH:Eski dilde anahtar.

MİG:Bir savaş uçağı tipi.

MİGREN :Yarım baş ağrısı.

MİĞFER :Savaşlarda başa giyilen çelik zırh.

MİHALIÇ:Kelle peyniri de denilen İzmir ve Balıkesir yöresinde tam yağlı koyun sütünden üretilen peynir cinsi.

MİHANİKİ:Düşünmeden,yalnız kasların hareketiyle yapılan iş,hareket .Mekanik.

MİHBERE: Mürekkep hokkası.

MİHENGİR: Bir parça üzerine paralel çizgiler çizmek için kullanılan alet.

MİHENK: Altının ayarını anlamak için kullanılan taş,denek taşı.

MİHMAN:Konuk,misafir.

MİHMANDAR:Resmi konukları ağırlamak ve onlara kılavuzluk etmekle görevlendirilen kimse.

MİHNET:Sıkıntı,üzüntü.

MİHR :İslam hukukunda,kadının nikah ile kocasından hak ettiği mal.Şeriat gereği nikah sırasında kız ailesine ağırlık niteliğinde ödenen para.

MİHRACE:Hindistan’da racadan daha büyük hükümdarlara verilen unvan.

MİHRAK: Odak.

MİHRAP:Cami ve mescitlerde,namazgahlarda imamın cemaat önünde namaza durduğu ,kıble yönündeki duvarda bulunan ve imama ayrılmış olan oyuk veya girintili süslü bölüm.

MİHRİBAN:Seven,güler yüzlü,dost.

MİHRİMÜŞFİKHANIM:Bin dokuz yüz on dört’te İnas (Kız) Sanayii Nefise Mektebi’ni kuran ve okulun müdürlüğünü yapan, ilk kadın ressamımız.

MİHVER:Eksen.

MİK :Eski dilde çekirge.

MİKA: Yapraklar halinde ayrılabilen parlak bir mineral.

MİKADO :Japon imparatoruna verilen ad.

MİKADO:Küçük çubuklarla oynanan bir oyun.

MİKAP:Küp,kesme.

MİKAT:Mekke’ye giden yollarda hacıların ihrama girdikleri noktalar.

MİKELET: Artvin’in Şavşat ilçesinde bir kaplıca.

MİKERİNOS: Mısırdaki üç büyük piramitten biri.(Diğerleri:Keops ve Kefren).

MİKİ: Argo’da pornografik filme ya da dergiye verilen ad.

MİKİRLER:Hindistan’ın Assam eyaletinde yaşayan bir halk.

MİKİS TEODORAKİS: Giritli bir baba ile İzmir Urlalı bir annenin çocuğu olan ünlü Yunanlı besteci.

MİKOLOJİ :Mantar bilimi.

MİKOZ:Mantar asalaklarından oluşan hastalık. Patolojide mantar.

MİKROFOBİ: Mikroplardan korkma. Küçük şeylerden korkma.

MİKRON :Bir metrenin milyonda biri.

MİKRONEZYA:Pasifik adalarının etnik yapı ve coğrafya temelinde bölündüğü üç ada grubundan biri. Büyük Okyanus’ta,ekvator ile yengeç dönencesi arasında yer alan takımadaların tümü.

MİKSEFE: Otomobillerde kullanılan,içi elektrik enerjisiyle dolu aygıt.

MİKYAS : Ölçü,ölçek.

MİL :Selin getirdiği kumlu ve çamurlu toprak.Balçık.

MİL: Denizdeki uzunluk ölçüsü.(6080 feet:1852 metre)

MİL: İnce ve uzun metal çubuk.

MİL:Bir küre yada yuvarlağın üstünde döndüğü eksen.

MİL:Mısır’ın para birimi.

MİLAKA:Tahta kaşık

MİLANEZ:Özellikle ilik örmekte kullanılan ince ipek kordon.

MİLDİYU:En çok bağlarda görülen, asalak bir mantarın oluşturduğu bitki hastalığı.

MİLEL:Milletler,uluslar.

MİLENA : Franz Kafka’nın sevgilisi.

MİLET: Aydın’ın Söke ilçesinde ünlü bir antik kent.

MİLFÖY: Yaprak hamurundan yapılan bir pasta.

MİLİ:Bir ölçü biriminin önüne getirildiğinde bu birimi binle bölen önek.

MİLİBAR:Bir barın binde biri değerinde atmosfer basıncı ölçü birimi.

MİLLET: Ulus.

MİLO: Ünlü Venüs heykelinin bulunduğu Yunan adası.

MİLONGA: Tango benzeri ama ritmi daha fazla Arjantin halk dansı.

MİLORD: Arkada iki kişilik oturma yeri olan dört tekerlekli ve körüklü bir at arabası.

MİLPA:Orta Amerika’da ormandan açılmış arazide yapılan tarım.

MİM :Temeli taklide dayanan sözsüz oyun. Sadece jest ve mimikler kullanılarak gerçekleştirilen bir gösteri sanatı.

MİMESİS :Aristoteles’in şiir anlayışından alınan ve sanat yapıtını birtakım kurallara bağlı olmakla birlikte dünyanın bir taklidi olarak tanımlayan terim.

MİMİK: Duygu ve düşünceleri belirtecek biçimde yüzde beliren kımıldanışlar. Yüz,el ve kol hareketleriyle düşünceyi anlatma sanatı.

MİMODRAM:Sözsüz oyun biçiminde oynanan bir dram türü.

MİMOZA :Baklagillerden, sarı veya pembe, bazı türlerine beyaz veya menekşe renginde çiçekler açan,yaprakları akasya yaprağına benzeyen bir süs bitkisi.

MİN:Eski Mısır’da bereket ve hasat,üreme ve doğurganlık tanrısı.

MİNA: Mekke’nin kuzeyinde,şeytanın taşlandığı kutsal yer.

MİNA:Eski dilde cam,kristal.

MİNAKOP: Taş levreği.

MİNAM:Eski dilde çok bağışta bulunan.

MİNBER: Camilerde mihrapların sağına yerleştirilen,imam veya hatibin hutbe okuduğu merdivenli yüksek kürsü.

MİNCİ:Karadeniz yöresine özgü,yağı alınmış sütten elde edilen lor peyniri.

MİNDER: Oturmaya,yaslanmaya yarayan şilte.

MİNE: Cam hamuru ve çeşitli maden oksitleri ile maden üzerine renkli,yarı saydam cam kaplama (Emaye de denir).

MİNE: İnce ve parlak nakış.

MİNE: Saat kadranı.

MİNEOLA: Kırmızı kabuklu ve portakal büyüklüğünde bir mandalina türü.

MİNERAL:Normal sıcaklıkta doğada katı durumda bir takım maddelerle karışık veya birleşik olarak bulunan veya kimyasal yollarla elde edilen inorganik madde.

MİNERALOJİ:Maden bilimi.

MİNERVA: Roma mitolojisinde zeka ve bilgelik tanrıçası.

MİNESTRONE:Hamur yada pirinç ilavesiyle sebzelerden yapılan koyu bir İtalyan çorbası.

MİNHACİ:Ruhsati’nin oğlu olup kişisel acılarını dile getirdiği şiirleriyle tanınmış halk şairi.

MİNİMAL:Asgari,minimum.

MİNİMAL:Bin dokuz yüz altmış’larda New York’ta ortaya çıkan ve biçimindeki aşırı sadelikle ayırt edilen sanat akımına verilen ad.

MİNİSKÜL:Küçük harf.

MİNİVET: Asya’da yaşayan bir kuş.

MİNK:Sansargillerden,kürkü çok beğenilen bir memeli türü,vizon.

MİNKALE:İletki.

MİNKAR:Taş yontmaya yarayan alet,taşçı kalemi.

MİNNET: Yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu sayma.

MİNNOŞ:Küçük ve sevimli kimselere söylenen seslenme sözü.

MİNORKA: Yumurta verimi yüksek bir tavuk ırkı.

MİNOS :Girit’in efsanevi kralı.

MİNOTA: Eskiden gemilerde kullanılan 30 dakikalık kum saati.

MİNÖR:Daha küçük,daha az.

MİNÖR:Mantıkta ve felsefede küçük önerme.

MİNSK:Beyaz Rusya’nın (Belarus’un) başkenti.

MİNTAN :Yakasız,uzun kollu erkek gömleği.

MİNVAL:Biçim,tarz,yol.

MİNYATÜR:Yazma kitaplarda bulunan,ince bir sanatla işlenen,küçük renkli resimlere verilen ad. Bir şeyin küçük ölçekte kopyası veya benzeri.Kağıt,parşömen,tahta üzerine renkli boyalarla küçük boyutlu resim yapma sanatı.

MİNYON:İnce,küçük,sevimli,çıtı pıtı.

MİNZİ: Doğu Karadeniz yöresine özgü yağı alınmış sütten elde edilen çökelek peyniri.

MİR:Başkomutan.

MİR:Bey,reis,başkan.

MİR:Rus köylü topluluğuna verilen ad. Rusya’da köy işlerini yöneten meclis.

MİRA: Arazi üzerinde seçilmiş bir işaret noktasının düşeyini (şakul doğrultusunu) göstermek,yön belirtmek için uzaktan gözlenen,geometrik biçimli tahta lata,taksimatlı cetvel.

MİRAÇ :Göğe çıkma. Hazreti Muhammed’in göklere yükselerek Allah katına çıkması.

MİRALAY :Eskiden albay.

MİRAT: Eski dilde ayna.

MİRATİ:Bektaşi inançlarını dile getiren şiirleriyle ve muammalarıyla (bilmece şeklinde düzenlenmiş şiir) tanınmış 19. yüzyıl halk şairi.

MİRCAN:Genellikle 31 Ağustos’ta meydana gelen bir fırtına.

MİRE:İnce,parlak nakış.

MİREN: Küçük testi.

MİRİ :Devlet malı, beylik. Devlet hazinesi.

MİRİLU:Osmanlı devletinde uzun süren savaşlarda,gerektiğinde düzenli ordunun yanında hizmete alınan paralı asker.

MİRİMÇELEBİ: Ünlü Osmanlı matematik ve astronomi bilgini.(16. Asırda yaşamış).

MİRİMİRAN:Osmanlı devletinde 1843’ten sonra askeri ferik rütbesine karşılık olarak sivil yöneticilere verilen unvan. Osmanlı devletinde beylerbeyi,eyalet valisi anlamında kullanılan unvan.

MİRİVAN:İncir yada kayısı ve cevizle yapılan bir tür tatlı,kurabiye.

MİRKET: Firavun faresi,kuyruksüren gibi adlar da verilen ve Afrika’da gruplar halinde yaşayan memeli bir hayvan.

MİRLİVA:Eski dilde tuğgeneral.

MİRMEKOLOJİ:Karıncaları inceleyen bilim dalı.

MİRON :İstanbul’da şarap, zeytinyağı ve çeşitli esanslarla hazırlanarak dünyadaki bütün Hıristiyan Ortodoks kiliselerine gönderilen kutsal yağ.

MİRSAD: Gözlem yapılan yer.

MİRSAD: İstanbul’da 1891 de yayımlanan haftalık dergi.

MİRSAT:Eski dilde gemi demiri.

MİRYOKEFALON:Anadolu Selçukluları ile Bizanslılar arasında 1176 yılında yapılan ve Türklerin Anadolu’ya yerleşmelerini kesinleştiren savaş.

MİRZA:Kimi Türk topluluklarında ve İran’da kullanılan bir soyluluk sanı.

MİSAK: Antlaşma,sözleşme.

MİSAL: Örnek.

MİSEL:Özütleme sırasında bir çözücü içinde elde edilen yağ çözeltisi.

MİSİKA:Hindi.

MİSİS :Adana ilinde ünlü bir höyük.

MİSİSTİRA: Ucu sivri demirli kısa övendire.

MİSK: Asya,Afrika ve Avrupa’nın sıcak ülkelerinde yaşayan,uzun burunlu,ince uzun vücutlu,kediye benzer bir hayvan.

MİSK: Bir keçi türü.

MİSK:Asya’nın yüksek dağlarında yaşayan bir tür erkek ceylanın karın derisi altındaki bir bezden çıkarılan güzel kokulu madde.Güzel koku.

MİSKAL :Bir buçuk dirhem değerinde eski bir ağırlık ölçüsü birimi.

MİSKET :Ankara yöresine özgü bir halk oyunu.

MİSKET: İzmir yöresine özgü bir üzüm cinsi.

MİSKİN:Cüzam hastalığına tutulmuş olan kimse.

MİSKİNLERTEKKESİ:Eskiden cüzamlı hastaların konulduğu yere verilen ad.

MİSKİTOLAR: Orta Amerika’da yaşayan yerli, bir halk.

MİSMAR: Çivi,mıh.

MİSO: Japon mutfağına özgü,soya ezmesiyle yapılan bir çorba.

MİSOJİNİZM:Kadın düşmanlığı.

MİSSA :Şarkılı kilise duası için bestelenmiş müzik parçası.Katolik kilisesinde İsa’nın çarmıha gerilerek kurban edilmesini “son yemek’”in ekmeği ve şarabıyla anmayı amaçlayan temel dinsel tören.Ayin müziği.

MİSTİSİZM :Allah’a ve gerçeğe sezgi,gönül ve duygu yoluyla ulaşılabileceğine inanan din ve felsefe doktrini,gizemcilik.

MİSTRA:Hattatların kullandığı bir alet.

MİSTRAL: Yelkenli bir yarış teknesi.

MİSVAK : Kuzey Afrika,İran ve Hindistan’da yetişen dikensiz küçük bir ağaç. Müslümanlarca diş temizliğinde kullanılması sünnet olan bu ağacın dalı ucu dövülüp fırça durumuna getirilir ve diş temizliğinde kullanılırdı.

MİSYON:Bir kimse veya bir kurula verilen özel görev.

MİSYONER:Bir dini,özellikle Hıristiyanlığı yaymaya çalışan gönüllü.

MİŞERLER: Rusya’nın Orta ve Doğu Asya kesimlerinde yaşayan bir Türk boyu.

MİŞKO: Kars’ın Arpaçay ilçesinde bir göl.

MİŞMİŞ :Halk dilinde kayısı ve zerdaliye verilen ad.

MİŞMİŞİYE:Kayısı ve kuzu etiyle yapılan bir tür yahni.

MİŞNA: Tevrat sonrası dönemde sözlü Yahudi yasalarını bir araya getiren en eski ve bağlayıcı derleme.

MİT:Tarih öncesine dayanan efsane.

MİTA:Güney Amerika’da kanun yararına işler için Kızılderililerin tabi tutuldukları zorunlu çalışma,yerli halkın zorla çalıştırılması.

MİTANNİ:Mezopotamya’nın kuzey kesiminde MÖ 1500 yıllarında hüküm süren krallık.

MİTİL :Kapsız yorgan. Yorgan kılıfı.

MİTİN Eski dilde taşları parçalamakta kullanılan büyük çekiç.

MİTİNG: Toplantı.

MİTOMAN:Yalan söyleme hastası.

MİTOMANİ: Yalanlar ve hikayeler uydurmaya yol açan yapısal eğilim ,yalan söyleme hastalığı.

MİTOS :Tanrı,tanrıça,evrenin doğuşu ile ilgili düşsel,alegorik anlatımı olan halk öyküsü.

MİTOZ :Hücre bölünmesi yoluyla gerçekleşen hücre çoğalması. Karyokinez.

MİTRA:Papa,piskoposlar ve bazı din adamlarının giydiği tören başlığı.

MİTRAL:Kalpte sol kulakçık ile sol karıncık arasını kapayan kapak.

MİTRALYÖZ:Makineli tüfek.

MİVEL: Taşları kırmakta kullanılan sivri kazma.

MİYALJİ:Kas ağrısı.

MİYAN (MEYAN) :Bel, orta, ara, aralık.

MİYAR :Değerli madenlerde yasanın istediği ağırlık,saflık ve değer derecesi ölçüsü. Ayıraç. Ölçüt.

MİYASE:Yarısı değerli taşlarla süslü olan bir tür saç.

MİYOKART:Kalp kası.

MİYOKARTİNFARKTÜSÜ: Kalp krizi.

MİYOM :Kas yapılı ur.Kas dokularında görülen tümör.

MİYOSEN :Jeolojide,üçüncü çağın memeliler ve maymunların gelişmiş olduğu dönemi.

MİYOSTENİ:Özellikle kafatası sinirlerinin denetlediği kas gruplarında çabuk yorulma ve zayıflık,halsizlik gibi belirtilerle ortaya çıkan kronik hastalık.

MİYOTOMİ:Bir kasın tümünü veya bir parçasını kesme ameliyatı.

MİZA :Kumarda ortaya sürülen para.

MİZA :Halk dilinde erkek eşeğe verilen ad.

MİZAN :Terazi.

MİZANA:Üç yada daha çok direği bulunan yelkenli gemilerde arka direk.

MİZANPAJ:Gazete,dergi gibi yayınlarda sayfa düzeni.

MİZANPLİ :Kadın saç tuvaleti.

MİZANSEN:Bir şeyi,bir durumu olduğundan farklı göstermek amacıyla hazırlanan düzen.

MİZANSEN:Yönetmenin bir oyunu sahneye koyma çalışmalarının tümü.

MİZBER:Kamış kalem.

MİZİK: Sivrisinek.

MİZİTRA:Lor peynirine verilen bir başka ad.

MİZMAR: Türk müziğinde kullanılmış bir tür dilli kaval.

MİZOFOBİ: Kirlenme veya hastalık kapmaktan,pislikten aşırı derecede korkma.

MK: Makedonya’nın plaka imi.

ML: Marksist-Leninist anlamında kullanılan kısaltma.

MLAHSO: Diyarbakır’ın Lice ilçesinde konuşulmuş ve unutulmuş bir Süryani lehçesi.

MN :Manganezin simgesi.

MNE: Karadağ’ın plaka imi.

MNEMOFOBİ:Anılardan korkma.

MNEMOSİN: Sıcak bölge ormanlarında yetişen bir tür sarmaşık.

MNEMOSİN:Yunan mitolojisinde bellek tanrıçası.

MNEMOTEKNİ:Bir takım alıştırma ve çağrışımlardan yararlanarak belleği geliştirme yöntemi.

MO : Molibdenin simgesi.

MOA :Yeni Zelanda’da yaşadığı bilinen soyu tükenmiş bir kuş.

MOABİ: Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu marangozlukta kullanılan bir ağaç.

MOABİLER: Eskiden Ortadoğu’da yaşamış Bat Sami halkı.

MOAİ: Paskalya adasındaki devasa heykellere verilen ad.

MOAİ:Büyük Okyanus’ta yer alan Paskalya Adası’ndaki taştan yapılmış devasa insan heykellerine verilen ad.

MOBBİNG: Bir işyerinde bir kişinin,diğer çalışanlar tarafından taciz edilmesi. Toplu, sürü halinde hareket.

MOBESE: Güvenlik amacıyla çeşitli yerlere yerleştirilen kameralar için kullanılan sözcük.

MOBİL:Birbirine ekli parçalardan oluşan ve kendi kendine hareket eden soyut heykel.Gezgin.

MOBİLET: Küçük motosiklet.

MOBİLİZASYON:Bir organı normal yada patolojik bağlantılardan kurtarma manevrası.

MOBO:Genellikle polyester yada fiberglastan yapılan gazete satış kabini.

MOBOKRASİ: Kuru kalabalığın ya da çetelerin iktidar olduğu yönetim biçimi.

MOBSON: Truva savaşına katılan,zamanın ünlü kahinlerinden Kalkhas’ı sorularla yenen ve onun üzüntüden ölmesine neden olan ünlü kahin.

MOÇU: Kısa boylu ve şişman kimse.

MOD:İstatistikte bir grup veri içinde en sık görülen değere verilen ad.

MODA: Toplum yaşamına giren geçici yenilik.

MODANATURA: Bir inşaatta,yapısal öğelerin estetik değerini belirtmek için, bu öğeleri bezemeli olarak işleme.

MODEL: Benzer,örnek.

MODELAJ:Kil,balmumu gibi kolayca biçimlendirilebilen maddeleri yapılacak heykellere model hazırlamak üzere hacimli olarak biçimlendirme,taslak yapma.

MODEM: Bilgisayarların birbirleriyle konuşmasını sağlayan cihaz.

MODERATO:İcranın ılımlı,orta hızda bir tempoda olması gerektiğini belirten müzik terimi.

MODERATOR: Bir toplantıyı düzenleyen ve yöneten kişi.

MODERATOR:İnternette grup üyelerine gelen mesajları üyelere dağıtmadan önce süzerek ayıklayan mesaj yöneticisi.

MODİFİKASYON:Kalıtımla ilgili olmayan değişiklik.


Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 14:42