Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa

P - (P-PYGMALİON) - Sayfa 3

e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
P - (P-PYGMALİON)
Sayfa 2
Sayfa 3
Tüm Sayfalar

 

PİSKOPOS:Katoliklerde,bir bölgenin din işlerine başkanlık eden,papazlığın en yüksek aşamasında olan din görevlisi.Katolik ve Doğu kiliselerinde en yüksek ruhani unvana sahip olan din adamı.

PİST:Yarışlar ve koşular için özel olarak düzenlenmiş yer.

PİSTOLE:Tabanca.

PİSTON :İtenek.

PİSUAR:Genel binalarda erkeklere ayrılmış tuvaletlere yerleştirilen ve işemeye yarayan gereç.

PİŞDAR: Öncü,önde giden kimse.

PİŞEGANİ:Anadolu Selçuklularında kapıkulu askerlerine üç ayda bir verilen ücret.

PİŞEKAR:Orta oyununda kavuklu ile karşılıklı konuşarak oyunu açan kimse.

PİŞİGAH :Ön.

PİŞKADEM:Tekkelerde ayini yöneten kimse.

PİŞMANİYE: Telleri ince ince ayrılabilen bir tür helva.

PİŞTOV:Bir tabanca türü.

PİŞVA: Önder,reis.

PİTA: Arnavut mutfağına özgü,kat kat açılmış yufkalar arasına çeşitli harçlar konarak hazırlanan bir tür börek..

PİTA: Kaşık Adası’nın eski adı.

PİTAHAYA:Güney Amerika’da yetişen bir kaktüsten elde edilen ve ejder meyvesi de denilen bir meyve.

PİTİ:Kars,Ağrı ve Iğdır illerine özgü,et ve nohutla yapılan bozbaş da denilen bir yemek.

PİTİYALİN: Nişastanın sindirilmesine yarayan ve tükürükte bulunan enzim.

PİTON :Boagillerden,Afrika ve Asya’da yaşayan,zehirsiz,çok güçlü ve büyük bir yılan.

PİTORESK:Durumu resim konusu olmaya değer görünüş.

PİVA:Oldukça hızlı tempolu bir İtalyan halk dansı.

PİVOT:Basketbolda hücum çizgisinin ortasında oynayan oyuncu, hücum oyuncusu.

PİYALE:İçki bardağı.

PİYALEPAŞA: Kanuni Sultan Süleyman döneminde 14 yıl boyunca kaptanıderyalık yapmış,gösterdiği üstün savaş başarılarının yanı sıra çeşitli kentlerde yaptırdığı camilerle de tanınmış Osmanlı denizcisi.

PİYAN: Dünyada yalnızca Akşehir Gölü çevresinde yetişen,1 metre kadar boylanabilen ve gösterişli sarı çiçekler açan bir bitki.

PİYANO: Telleri vurma ile ses veren klavyeli müzik aleti.

PİYASTOS:Argo’da yakalamak,tutmak anlamında sözcük.

PİYATA:Yassı ve büyük yemek tabağı.

PİYAZ:Argo’da bir çıkar sağlamak düşüncesiyle söylenen övücü söz.

PİYAZ:Zeytinyağı,soğan ve maydanozla yapılan bir tür fasulye salatası.

PİYORE:Diş etlerinin iltihaplanması.

PİZZERİA:Pizza ve İtalyan yemekleri veren lokanta.

PL: Polonya’nın plaka imi.

PLAFONİYE:Tavana yerleştirilen elektrik armatürü.

PLAJİYOKLAZ:Çoğunlukla açık renkli,camsı saydam ile yarı saydam arası gevrek kristaller halinde bulunan yaygın bir feldspat mineralleri dizisi üyelerinin ortak adı.

PLAN:Bir kentin, bir yapının ya da bir makinenin çeşitli bölümlerini gösteren çizim.

PLANÇETE:Harita çıkarmaya yarayan aygıt.

PLANET :Gezegen.

PLANKTON: Havuz,göl,akarsu,deniz,okyanus gibi sulara ait ekosistemlerin herhangi bir derinliğindeki su tabakalarında,su hareketiyle sürüklenen veya yavaş olarak yüzen,hayvan ve bitkilerden oluşan mikroskobik büyüklükteki organizmalar.

PLANÖR:Hava akımlarından yararlanarak uçan, motorsuz hava taşıtı.

PLANTASYON:Sanayide kullanılan kimi bitkilerin (kahve,kakao,kauçuk gibi) geniş ölçüde yetiştirildiği işletme.

PLANYA: Uzunluğu fazla olan yüzeylerin düzeltilmesinde kullanılan uzun rende,düzleme rendesi. Ağaç rendelemekte kullanılan,uzun marangoz rendesi.

PLASE :Futbolda topa kavis verilerek yapılan hafif vuruş.

PLASE:At yarışlarındaki müşterek bahislerde,8 atın katıldığı yarışlarda ilk 3,dört atın katıldığı yarışlarda ilk 2 dereceyi kazanacak atın bilinmesi biçiminde oynanan oyun.

PLASEBO (PLACEBO):Bir ilacın yerine,o ilaçla aynı koşullarda ve aynı biçimde verilen,kimyasal açıdan tıbbi ve farmakolojik etkisi olmayan zararsız madde.

PLASENTA: Memelilerde,annenin döl yatağı ile yavru arasındaki bağlantıyı sağlayan organ.

PLASMAN:Yatırım,mevduat.

PLASTER: İlaçlı yara bandı.Yara üzerine yapıştırılan özel bant.

PLASTİK: Organik ve sentetik olarak yapılan madde.

PLASTRON:Kılıç oyununda meşin göğüslük.

PLATFORM:Yüksekçe yer.

PLATİKA:Çaça da denilen bir balık. Sırtı zeytuni,kemikli bir tatlı su balığı. Kemikli balıklardan,15-25 cm uzunluğunda,sırtı zeytuni bir tatlı su balığı.

PLATİN: Rengi gümüşten esmerce,yumuşak,kolay işlenir,oksitlenmez,asitlere karşı dayanıklı,çok değerli,Pt simgesiyle gösterilen maden.

PLATO :Yayla.

PLATO:Sinemacılıkta dekorun kurulduğu yer.

PLATONİK:Her tür cinsellikten arınmış aşk için kullanılan sözcük.

PLAZA: Türlü iş yerlerinin bulunduğu büyük iş merkezi. Toplum için ayrılmış geniş alan.

PLAZMA: İyon ve elektronlardan oluşan elektrik yüklü gaz.

PLAZMA: Kanda alyuvarlarla akyuvarların içinde bulunduğu sıvı.

PLEB: Eski Roma’daki üç temel sınıftan birisi.

PLEBİSİT: Halkın türlü siyasi ve toplumsal sorunları karşısında olumlu veya olumsuz görüşünü belirlemek için başvurulan oylama,halk oylaması,referandum. Devletler hukukunda bir ulusun hangi devlete bağlanacağıyla ilgili oylama.

PLEBLER:Eski Roma’da ayrıcalıklı Particiler dışında kalan yurttaşlara verilen ad. Eski Roma’da ticaretle uğraşan zanaatkar sınıf.

PLEHANOV: Rusya’daki Marksist hareketin kurucusu ve uzun yıllar önde gelen sözcüsü olan Marksist kuramcı.

PLEİSTOSEN:Jeolojide buzul dönemi.

PLEVRA(PLEURAL):Göğüs boşluğunun iç yüzünü ve akciğerleri saran zar,göğüs zarı.

PLİ(PİLE): Kumaş,kağıt vs de bir bölümün öbürünün üzerine gelmesiyle oluşan kıvrım.Süs için yapılmış giysi kıvrımı.Bukle,kıvrım.Kumaşta süs kıvrımı.

PLİSE:Plili.

PLİYOSEN :Üçüncü jeolojik çağın en son dönemi.

PLONJON:Topu yakalamak amacıyla savunmadaki bir oyuncunun yatay olarak sıçraması.

PLUTOKRASİ:Bir yönetim biçimi,zengin erki.

PLÜRALİZM:Çoğulculuk.Çeşitli eğilimlerin ve düşüncelerin yönetimde etkisini kabul eden siyasal ve sendikal yöntem.

PM: İngilizcede öğleden sonra anlamında kısaltma.(Post Meridiem).

PM:Prometyum’un simgesi.

PNÖMOLOJİ:Akciğer ve bronş hastalıklarını inceleyen tıp dalı.

PNÖMONİ: Tıp dilinde zatürreeye verilen ad. Akciğer zarı iltihabı.

PO:Polonyum elementinin simgesi.

POBEDA: Kazakistan-Kırgızistan sınırında,dağcılık sporu için en riskli sayılan dağ.

PODYUM: Tapınak sütunlarının üzerine oturduğu sağlam taban.

PODYUM:Atletizm yarışmalarında derece alan atletlerin veya giysileri sergilemek için mankenlerin çıktıkları merdivenli, yüksekçe yer.Çıkmalık.

POEM : Şiir.

POETİKA: Şiir üzerine düşüncelerin ve teorilerin bütünü.

POĞAÇA(BOĞAÇA):İçine peynir,kıyma vs konarak hazırlanan bir tür tuzlu çörek.

POİNTE:Kadın dansçıların dans ayakkabılarının ucuna yerleştirilen ve ayağın yere en dar yüzeyiyle basmasına olanak veren,ustalık alıştırmaları yapmayı sağlayan destek.

POKER:Bir iskambil oyunu.

POKUT: Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde bir yayla.

POLAKCUR:Rize ilinde bir yayla.

POLAR:Kutup.

POLARİMETRE :Bir ışığın polarma oranını ölçmeye yarayan aygıt.

POLARİS:Amerikan yapısı, denizden karadan balistik stratejik güdümlü mermi tipi.

POLARİS:Kutup yıldızına verilen bir başka ad.

POLARİTE:Bir elektrik üretecinin kutuplarını birbirinden ayırt etmeyi sağlayan nitelik.

POLARİZASYON :Kutuplanma.

POLARMA: Kimyasal tepkimeler dolayısıyla bir pildeki gerilimin düşmesi.

POLAROİD:Çekim ve baskı işlemlerini çok çabuk ve otomatik olarak yapan, Amerikalı Edwin Land’ın 1947 de icat ettiği fotoğraf makinesi türü.

POLEMİK:Söz dalaşı.

POLEMOLOJİ: Savaşın toplumsal ve psikolojik bir olay olarak tüm alanlardaki neden ve sonuçlarıyla birlikte incelenmesi.

POLEN: Bitkilerin çiçeklerinden çıkan toz şeklindeki tohum. Çiçek tozu.

POLENTA: İtalyan mutfağına özgü,mısır unuyla yapılan koyu bulamaç.

POLİANDRİ:Çok kocalılık.

POLİFONİ: Müzikte çok seslilik anlamında kullanılan terim.

POLİFONİK:Çok sesli.

POLİGAMİ:Çok eşlilik.

POLİJİNİ:Çok karılılık.

POLİM: Argo’da gösteriş,fiyaka,yalan söz.

POLİNOM:Birden fazla terimi olan cebirsel ifade.

POLİP : Selenterelerden, toplu yada tek başına yaşayabilen basit yapılı hayvan.

POLİP: Bir mukozayla kaplı boşluklarda gelişen yumuşak ,kötücül ur.

POLİSAJ:Dokunmuş kumaşlardaki tarak izlerini yok etmek için bu kumaşları bir bıçaktan geçirme işlemi. Sanayide kimi metalleri ve yüzeylerini parlatma işlemi.

POLİTEİZM:Çok tanrıcılık.

POLİÜRETAN:Yoğunluğu çok düşük cam , vernik , kauçuk veya köpük görünüşünde lastiğe benzeyen madde.

POLKA: Bir çeşit Polonya dansı.

POLO:Atlara binilerek değneklerle oynanan bir çeşit top oyunu.Dörderli iki takım arasında at üzerinde oynanan bir top oyunu.

POLO:Çevgen.

POLYE: Karstik bölgelerdeki erime ovaları,Gölova.

POLYESTER: Cila işlerinde cam elyafı ile donatılmış olarak mobilya ve çeşitli yapı elemanları yapmakta kullanılan sentetik .Cila olarak kullanılan kimyasal bir madde.

POM:Bir topu raketle yada sopayla bir yere atmaya dayanan oyun.

POMAK:Balkanlarda yaşayan Slav kökenli Müslüman bir topluluk.

POMELO:Amerika’ya özgü,portakala benzer,pembe beyaz etli ve ekşi bir meyve.

POMONA:Roma mitolojisinde meyve ve bahçe tanrıçası.

POMPE:Orta Afrika’ya özgü,hintdarısından elde edilen bir tür bira.

PONÇUK: Genellikle deve hamudunun ya da at eğerinin iki tarafından sarkan , boncuklarla süslü,renkli yün ipliklerinden örülmüş püskül.

PONJE:Düz,ince ve sık dokunmuş bir tür ipekli dokuma.

PONPON: Yuvarlak püskül.

PONSETYA: Atatürk Çiçeği,Noel Yıldızı gibi adlar da verilen ve yeşil yaprakları sonbaharda kızaran süs çiçeği.

PONT:Bakara, rulet gibi bazı kumar oyunlarında kasaya karşı oynayan oyuncu.

PONTON: Batmış gemileri askıya almak işinde kullanılan büyük duba.

PONZA: Çok gözenekli ve hafif kaya,sünger taşı.

POOL:İki yada daha fazla işletmenin belirli bir süre ve belirli bir amaç için yapmış oldukları geçici ve gizli işbirliği. Bir tür tekel,tröst,kartel.

POPEYE:Temel Reis olarak tanıdığımız çizgi film kahramanının orijinal adı.

POPLİN:Pamuk,keten veya ipekten sık dokunmuş ince bir tür kumaş.

POPOCATEPETL:Meksika’da bir yanardağ.

POPUTÇİK:Sovyetler Birliğinde 1917 Devrimine karşı çıkmayan,ama devrimi propaganda yoluyla etkin biçimde desteklemeyen yazarlar için kullanılan sözcük.

POPÜLARİTE:Halk tarafından sevilme,tutulma.

POPÜLER:Halkın kültür düzeyi düşük kesiminin zevklerine uygun olan.

POPÜLİZM:Halkçılık.

POR:Çok taşlı, çakıllı toprak.

POR:Gözenek,küçük delik.

PORAK: Amerika’nın ormanlık alanlarında yaşayan çobanaldatan familyasından ötücü bir kuş.

PORO: Liberya,Sierra Leone gibi ülkelerde erkeklere özgü gizli dernek.

POROROCA: Amazon ırmağının ağzında oluşan ve altı metre yüksekliğe ulaşabilen dalga.

PORSELEN: Kaolinden yapılan ,genellikle beyaz ve ince hamurdan,üzeri renksiz ve saydam sırla kaplanmış,inceldikçe yarı saydamlaşan ve yüksek ateşte pişirilen camsı seramik.

PORSİYON: Bir kişi için hazırlanan yemek veya parça.

PORSUK :İğne yaprakları yaz kış yeşil olan bir orman ve süs bitkisi.

PORSUK:Sansargillerden,pis kokulu,memeli bir hayvan.

PORTAL:Büyük bir yapının zengin biçimde süslenmiş anıtsal giriş kapısı.

PORTAL:İnternette,aynı amaçlı web sitelerini tek bir adreste toplayan site.

PORTATİF:Kolay taşınabilen,katlanarak taşınabilir duruma getirilebilen,seyyar.

PORTE:Bir iş için gereken para tutarı.

PORTE:Notaların üzerinde yada arasında yazıldığı beş paralel çizgi.

PORTFOLYO:Görsel bir sunumu içeren özel dosya.

PORTFÖY: Bir özel kişi,bir işletme,bir yatırım ortaklığı ya da bir bankanın elinde bulunan menkul değerlerin tümü. Sahip olunan varlıkların aynı veya farklı özelliğe sahip birden fazla kıymete yatırılması sonucu oluşan toplam değer.

PORTFÖY:Para cüzdanı.

PORTİKO: Bir yapının,özellikle bir tapınağın,üstü kapalı,duvar ya da sütunlarla desteklenmiş giriş bölümü.Çatısı sütunlarla taşınan önü açık hol.

PORTLAND: Bir çimento türü.

PORTMONE:Bozuk para cüzdanı.

PORTOLAN:Ayrıntılı deniz haritası.

PORTOLANO:Deniz limanlarını ve derinliklerini, gelgitleri, bu limanlara giriş ya da çıkış biçimlerini açıklamalı bir şekilde gösteren kitap. Bu betimlemeyi resimleyen eski deniz haritası.

POS: Kredi kartı işleme makineleri için kullanılan kısaltma.

POSA:Suyu alınmış her türlü yiyecek maddesinin artığı.

POSAD: Rus kentlerinde kremlinin (içkale) dışında yer alan kenar mahallelere verilen ad.

POSEİDON: Mitolojide denizler tanrısı.

POST :Tarikatlarda şeyhlik makamı.

POST:Tüylü hayvan derisi.

POSTA: Geminin şeklini belirleyen,kaplama saç veya tahtaların bağlandığı ahşap veya çelik kısım.

POSTAL:Genellikle askerlerin giydiği konçlu ve kaba potin.

POSTER: Duvara asılmak için basılmış afiş ya da fotoğraf.

POSTİŞ:Kadınların genellikle başlarının arkasına taktıkları ek saç.

POSTİT:Pusulacık.

POSTNİŞİN: Postta oturan,tekkenin şeyhi olan kimse. Bir tekkenin şeyhi olan kimse.

POSTULAT: Bir bilimin kuruluşunda temel görevi görmekle birlikte,tanımlanamayan ilkel gerçek.

POŞ:Kimi yörelerde küçük derelerde balık avlamaya yarayan bir tür ağ.

POŞE:Yumurtayı kabuksuz olarak kaynar suyun içerisinde pişirmek.

POŞU:İpek pamuk karışımı ipliklerle dokunan bir çeşit yollu kumaştan dikilen ve omuza atılarak üçgen ucu arkaya sarkıtılan saçaklı bürümcek.Güneydoğu Anadolu’da başa da sarılır ve daha çok erkekler kullanır.

POT :Gaf.Yersiz söz ya da davranış.

POT:Irmakları geçmek için kullanılan sal.

POT:Kötü dikiş sebebiyle kumaşta oluşan büzülme veya kıvrım.

POT:Pokerde ortaya konulması zorunlu para.

POTA: İçinde maden eritilen kap.

POTAMOLOJİ: Akarsuları inceleyen bilim dalı.

POTAS: Potasyum hidratı,potasyum karbonatı gibi potasyum bileşiklerine verilen genel ad.

POTAS:Argo’da kötü giyimli kimseye verilen ad.

POTAŞE: Ağacın reçinesini çıkarmada,boyanmış eski mobilyaları temizlemede kullanılan beyaz toz.

POTEMKİN:Çarlık Rusya’sına karşı 1905 de ayaklanan ünlü savaş gemisi.

POTİN (FOTİN):Koncu ayak bileğini örtecek kadar uzun olan,bağcıklı ya da yan tarafı lastikli ayakkabı.

POTKAL:Kaza yada başka bir olayı karadakilere bildirmek için gemilerden denize salınan,içinde mektup olan şişe.

POTLAÇ:Kuzey Amerika yerlilerinin birbirlerine armağanlar verdikleri dinsel bayram.

POTOLOJİ: İçkiler hakkında yazılan kitap.

POTPURİ:Sevilen müzik yapıtlarından seçilmiş şarkı demeti.Karmaca.

POTRA: Osmanlılarda 100 kişiden az akıncı birliğinin sınır boylarında düzenledikleri akın.

POTUK (POTLAK): Deve yavrusu.

POTUK: Kırmalı ve geniş.

POTUR: Arka tarafından kırmaları çok,bacakları dar bir pantolon.

POTUROĞULLARI: Osmanlı devletinde Bosna’daki Müslümanlar arasından toplanan devşirmelere verilen ad.

POUND: Ağırlık ölçüsü.(453,60 gr).Aynı zamanda İngiliz para biriminin adı.

POY:Edirne yöresine özgü,dövülmüş susam ve cevize çeşitli baharatlar katılarak yapılan bir yiyecek. Tohumları kırmızı bibere benzeyen bir bitki,çemen otu.

POYRA:At arabalarında tekerleğin ortasında bulunan göbek. Tekerleğin ortasında,ağaç parmaklıkların sokulduğu çevresi delikli ağırşak.

POYRACIK: İzmir’in Kınık ilçesine bağlı bir belde.

POYRAZ: Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgar.

POZİSYON: Durum,konum.

POZİTİVİZM:Araştırmalarını olgulara,deneylere,gerçeklere dayayan fizik ötesi açıklamaları kuramsal olarak olanaksız ve yararsız gören Auguste Comte’un açtığı felsefe çığırı.

POZİTRON: Elektronun anti parçacığı.

POZOMETRE :Işık ölçer.

PÖÇ:Kuyruk sokumu kemiği.

PÖHRENK:Yer altında su yolu.Toprak ya da ağaçtan yapılmış su borusu.

PÖN: Roma ve Kartaca’yı karşı karşıya getiren üç savaşın ortak adı.

PÖNEK:Gübreyi dışarı atmak için ahırların duvarına açılan delik.

PÖRTLEK: Patlak.

PÖSKÜDEN:Ordu’nun Kumru ilçesinde bir şelale.

PÖSTEKİ:Koyun veya keçi postu. Yünlü koyun derisi.

PÖTİKARE:Küçük kareli kumaş.

PR:Praseodim’in simgesi.

PRADO:Madrid’de bulunan dünyanın en tanınmış müzelerinden biri.

PRAFA:Üç kişiyle oynanan bir iskambil oyunu.

PRAGMATİZM:Doğruluğu ve gerçekçiliği tek yanlı olarak yalnızca hareketlerin sonuçları ve başarıları ile değerlendirilen öğreti.

PRAKSİS:Marksist terminolojide, dünyayı değiştirmeyi amaçlayan etkinliklerin tümü.

PRALİN:Birkaç kez şeker ağdasına daldırılarak üzeri kaplanmış kavrulmuş badem yada fındık. Bademli kek.

PRANAYAMA:Yoganın solunumu kontrol altına almaya yarayan dördüncü aşaması.

PRANGA:Eskiden ağır cezalıların ayaklarına takılan kalın zincir.

PRAO:Boyutları farklı iki gövdeden oluşan tekne tipi.

PRATİK:Kolaylıkla uygulanabilir, kullanışlı.

PRATİKA:Sağlık servisince denetlenen bir gemiye verilen karaya giriş-çıkış izni belgesi.

PRAVADİ:Edirne ilinde bir dere.

PRE:Önce anlamı veren yabancı önek.

PREDİKAT:Yüklem.

PREHİSTORYA: Yazının bulunmasından önceki insan topluluklarının evrimini inceleyen bilim dalı.

PREKAST: Hazır parça halinde yerine konulmak üzere bir fabrikada önceden dökülerek kalıplanmış,kolon,kiriş,duvar parçası gibi beton.

PRELÜD:Daha uzun bir parçaya giriş olarak çalınan ve asıl parçaya yol göstericilik görevini yapan kısa beste. Ses yada çalgı ile ilgili bir kompozisyona girişi sağlayan yazılı yada doğaçtan olan müzik parçası.

PREMATURE:Vaktinden önce,erken doğmuş bebek.

PRENSİGOR: Borodin’in ünlü bir operası.

PREPARAT :Müstahzar.

PRES: Meyve ve sebzelerin suyunu ya da yağını çıkarmaya yarayan aygıt.

PRES:Cendere,mengene.

PRESBİKUZİ:Yaşlanmayla birlikte işitmenin giderek azalması.

PRESBİTLİK: Gözde uyum gücünün azalması yüzünden,yakındaki nesneleri net görememe durumu.

PRESTİJ:İtibar,saygınlık.

PRESTO:Müzikte çok çabuk bir tempo ile hızlı ve parlak biçimde seslendirilen müzik parçası.

PRETORİA:Güney Afrika Cumhuriyeti’nin yönetsel başkenti.

PREVANTORYUM:Verem mikrobunu kapmış ama henüz hastalığa yakalanmamış zayıf vücutlu kimselerin vereme yakalanmasını önlemek için bakıldıkları sağlık kurumu.

PREVEZE: Akdeniz’deki askeri üstünlüğün Osmanlılara geçmesini sağlayan 1538 de yapılan deniz savaşı.

PREZANTASYON: Sunum.

PRİM:Sigorta için verilen ücret.

PRİMADONNA:Operada baş kadın rolünü oynayan oyuncu.

PRİMAT:Bütün maymun türlerini içine alan memeliler takımı.

PRİMETİME: Altın saatler.Televizyonun en çok izlendiği saatler.

PRİMİTİF:İlkel,iptidai.

PRİNA:Yağı alındıktan sonra zeytinin kalan posası.

PRİNTER: Yazıcı.

PRİYAPİZM: Adını Lapseki kentinin koruyucu tanrısından alan,sürekli ereksiyon hastalığının tıp dilindeki adı.

PRİZ: Elektrik akımı almak için fişin sokulduğu yuva.

PROAKTİF:Önlemlerini önceden almasını bilen.

PRODÜKTÖR: Yapımcı,üretici.

PROFİL :Yandan görünüş.Dış uzanış,dış görünüş.

PROFİTEROL: Şuale hamuru ile yapılan,içine dondurma konup üzerine çikolata dökülerek etrafına şanti sıkılan Fransız tatlısı. Ekler’ e benzer bir tür pasta.

PROGRAM: İzlence.Belirli şartlara ve düzene göre yapılması öngörülen işlemlerin bütünü.

PROJE:Tasarlanmış şey,tasarı.

PROKTOSKOP:Doktorların düz bağırsak ile kalın bağırsağın alt bölümlerinin gözle incelenmesinde kullandıkları ışıklı tüp.

PROLETARYA :Emekçi topluluğu.

PROLOG:Bir eserde asıl konu olarak ele alınan olaylardan önce,geçmiş bir takım başka olguları anlatan ilk bölüm,öndeyiş.

PROMİL:Kandaki alkol oranını ölçmekte kullanılan birim.

PROPAN:Kolayca sıvılaşabilen gaz halindeki hidrokarbon.

PROSEDÜR:Bir amaca ulaşmak için tutulan yol ve yöntem.

PROSELİTİZM: Bir dini ya da inancı topluma yayma çabası.

PROSES:Süreç.

PROSPEKTÜS:Özellikle bir ilaç konusunda tanıtıcı bilgi veren basılı kağıt. Tanıtmalık.

PROSTAT: Erkeklerin idrar kesesinin altında yer alan salgı bezi.

PROSTELA:Önlük.

PROŞOG:Piyes,roman gibi eserlerin başına ana fikri belirtmek için konulan giriş bölümü.

PROTEKTORA: Uluslar arası ilişkilerde,bir devletin ötekini koruma ve denetimi altında olması.

PROTOKOL: Bir toplantı,oturum,soruşturma sonunda imzalanan belge.

PROTOKOL:Diplomatlar arasında yapılan anlaşma tutanağı.

PROTOKOL:Resmi törenlerde mevki sıralaması,selamlaşma,öncelik hakkı gibi konularda uyulması gereken kuralların tümü.

PROTOME:Süsleme motifi olarak kullanılan insan büstü ya da hayvan bedeninin ön kısmı.

PROTON:Elektrik yükü pozitif olan bir baryon türü.Eşdeğer bir negatif elektrik yükü taşıyan elektronla birlikte bir atomun çekirdeğini oluştururlar.

PROTONEMA:Yosun sporlarının çimlenmesinden oluşan iplik biçimindeki organ.

PROVA:Deneme.

PROVANÇALE:Zeytinyağında kızarmış sarımsak ve rendelenmiş domates ile yapılan garnitür.

PROVANİZM: Hukuku yozlaştırıcı söz ve eylemlere verilen ad.

PROZODİ: Bir müziğin sözlere ya da sözlerin müziğe uygulanması.

PRÖMİYER: İlk gösteri.Sahneye konulan oyunun ilk temsili.

PRUVA:Geminin veya sandalın ön tarafı,baş bölümü ötesindeki ufuk yönündeki alan..

PRUVADİREĞİ: Birden çok direkli teknede baş taraftaki ilk direk.

PS: Mektup dipnotu olarak kullanılan yabancı kısaltma.

PSA: Prostat kanseri taraması için yapılan kan testi.

PSİ: Yunan abecesinde bir harf.

PSİKANALİST:Ruh çözümleyici.

PSİKASTENİ:Saplantıların çoğunun kökünde bulunan akıl ve ruh zayıflığı.

PSİKİYATRİ:Ruh ve sinir hastalıklarıyla,kişide görülen önemli uyumsuzlukları önleme,teşhis ve tedavi etmeye uğraşan uzmanlık dalı.

PSİKOLOJİ:Ruhbilim.

PSİKOPAT:Ruh hastası.

PSİKOTERAPİ: Zihinsel bozukluklarda belirtileri gidermek,davranışları değiştirmek ve kişiliği geliştirmek için bir uzmanın yürüttüğü tedavi yöntemi.

PSİKOZ :Akıl hastalıklarının genel adı.Ruhsal bozukluk.

PSİŞİK:Ruhla ilgili olan,ruhsal.

PSOR: Organizmanın kendi ürettiği toksinlerle zehirlenmesi.

PŞI: Çerkez prensi.(Soylular ve tüm öteki Çerkezler,onun evinin önünden geçerken atından inmek zorundaydı).

PT: Platin.

PTAH:Eski Mısır dininde evreni ve her şeyi yaratan tanrı.

PTERİDOLOJİ: Eğrelti türü bitkileri inceleyen bitkibilim dalı.

PTEROZOR:Yaklaşık 136-65 milyon yıl önce yaşayan, soyu tükenmiş uçan sürüngenlerin ortak adı.

PTİYALİN :Tükürükte bulunan ve nişastanın sindirilmesine yarayan enzim.

PU: Çin Taoculuğunda,zihnin deneyimler ile etkilenmeden önceki durumunu ifade eden sözcük.

PU:Plutonyum’un simgesi.

PUAL: İpek ipliği.

PUAN:Kumaşlarda benek.

PUANTAJ :Bir şeyin denetlendiğini yada görüldüğünü belirtmek için işaretleme,işaret koyma.

PUANTER :Kısa tüylü bir av köpeği ırkı.

PUB: İngiliz birahanesi.

PUCA:Hinduizm’de tapınmaya verilen ad.

PUÇUKO:Artvin yöresine özgü,fasulye ve bulgurla yapılan bir yemek.

PUD: Rusya’da tahılları ölçmede kullanılan ağırlık birimi.

PUDİNG: Yapımında kullanılan malzemeye göre (un, süt, yumurta, meyve şekerlemesi, bisküvi vs) çeşitli görünümler altında sunulan çoğunlukla pişirilmiş ve kalıplaşmış tatlı.

PUDU : Peru ve Patagonya arasında yaşayan bir geyik türü.

PUF :Arkalıksız, alçak, yumuşak, ayakları gözükmeyen oturacak.

PUF: Üzerinde oturmaya yarayan kalın yastık.

PUF:Kabartılmış,yumuşak minder.

PUGAÇOV: Rusya’da,1773-1775 yıllarında,3. Petro olduğunu iddia ederek büyük bir köylü ayaklanması başlatan ünlü Kazak önder.

PUHU KUŞU:Zoolojide (Bubo bubo) olarak tanımlanan,baykuşgillerden,orman,dağ ve kayalıklarda yaşayan,uzunluğu 65 cm,sırtı koyu kahverengi bir kuş türü.

PUİ:Müzikte tempo işaretini değiştirmekte kullanılır.

PUJADİZM : Adını bir siyasetçiden Fransız faşizmi.

PUL:Eskiden kullanılan akçeden küçük metal para.

PULA: Botsvana’nın para birimi.

PULAT:Çelik.

PULLUK: Toprağı sürmek için kullanılan tarım aracı.

PULMAN:Yatar koltuklu vagon ya da otobüs,lüks yolcu vagonu.

PULSAR: Kendi ekseni etrafında hızla dönen ve güçlü radyo dalgalarıyla bir deniz feneri gibi uzayı tarayan nötron yıldızı.

PULUÇ: Eski dilde cinsel gücü olmayan erkek.

PULUR: Yurdumuzda kurulmuş 21 köy enstitüsünden biri.(Erzurum).

PULUR:Biçilmiş ama demet yapılmamış ot yada ekin yığını.

PUMA: Yenidünya aslanı.Dağ aslanı.

PUMBA:Kabartılmış,yumuşak duruma getirilmiş.

PUMPUM:Bartın iline özgü,mısır unuyla yapılan bir tür çorba.

PUNÇ:Çoğu zaman romdan ve çeşitli öğelerden yapılan bir içki.Alkol ve çeşitli meyve sularıyla hazırlanan bir içki.

PUNK: Doğu Anadolu’da yetişen ve otlu peynire katılan bir tür dağ nanesi.

PUNT:Bir şey için uygun durum,fırsat.

PUNTA: Bir tür kaynak makinesi.

PUNTO :Basımcılıkta harflerin büyüklük ve küçüklüklerine göre aldığı ad.

PUPA:Geminin arkası,kıç.

PUPAZZO:Bir tür İtalyan el kuklası.

PUR:İç Anadolu’nun bazı yörelerinde alçıtaşı ve jips içeren oluşuklara verilen ad.Kireçli ve taşlı toprak.

PURİM: Yahudilerin kutladığı bir bayram.

PURO: Yaprak tütünle yapılmış kalın ve uzun sigara.

PURUNCA: Doğu Karadeniz’de,inekleri süslemek için kullanılan küçük bez parçaları,boncuk ya da ipten yapılmış süs.

PURUZ:Osmanlı devletinde Rumeli’de tutulan tevdi defterlerine verilen ad.

PUS : Ağaçların kütük ve dallarındaki yosun.

PUS:Görüş uzaklığını çok azaltmayan bir tür hafif sis.

PUSARIK: Serap.

PUSAT:Silah,zırh gibi savaş aracı.

PUSET:Elle sürülen, küçük çocuk arabası. Bebek arabası.

PUSULA: Geminin üzerinde seyrettiği istikameti gösteren alet.

PUSULA: Küçük bir kağıda yazılmış kısa mektup,tezkere.

PUSVAL:Yemenicilerin kullandıkları ölçü.

PUŞİDE: Türbelerde mezar sandukaları üzerine örtülen işlemeli ve yazılı yeşil örtü.

PUŞUM: Himalayalarda yaşayan birçok memeli hayvan bedenini kışın kaplayan ve kumaş yapımında kullanılan çok ince kıl.

PUT:Üç dört tel ipekten bükülmüş iplik.

PUTA: Yelek bölümü iki karış uzunluğunda,enlice bir tür ok.

PUTREL:Yapılarda,demir yolarında taşıyıcı olarak kullanılan demir kiriş.

PUTTO:Güzel sanatlarda,çıplak çocuk yada küçük aşk tanrısı figürü.

PUYA :And dağlarında yetişen ve 60-70-yılda bir tek çiçeğini veren bitki.

PÜFTERİ: Avcı ıslığı.

PÜNEZ:Raptiye.

PÜR :Çam,ardıç,ladin ağaçlarının iğne gibi ince yaprakları.

PÜR: Dolu,çok.

PÜR: Saf,katışıksız.

PÜRÇEK:Şakaklardan sarkan saç.

PÜRE: Sebze, meyve ya da et ezmeleri,haşlaması.Sebze ya da eti ezerek ya da süzgeçten geçirerek elde edilen ezme.

PÜREN: Süpürge otu, funda.Hasalban.

PÜRİZM :Dilbilgisinde,günlük kullanışa uymayan sözcük ve deyimleri kullanmama yada eskiden kullanılan üsluba dönme isteği.

PÜS: Erik,kayısı,badem gibi ağaçlardan sızan zamk.

PÜSERAN:Eski dilde erkek evlatlar.

PÜSKÜL: Bir ucu saçaklı iplik demeti.

PÜŞÜRÜK:Artvin yöresine özgü,un ve mercimekle yapılan bir çorba.

PYGMALİON:Yunan mitolojisinde,yaptığı Galatea adlı heykeline aşık olup tanrıça Afrodit’e yalvararak heykeline hayat vermesini sağlamış ve onunla evlenmiş Kıbrıslı heykeltıraş.

 



Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 16:46