Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa

S - (S-SYR) - Sayfa 2

e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
S - (S-SYR)
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Tüm Sayfalar

SAPARTA:Bir batarya topun birden ateş etmesi.

SAPELLİ:Tropikal Afrika ormanlarında yetişen ve Fildişi kıyısında abudikro adı verilen çok büyük bir ağaç.

SAPISİLİK:Kişiliksiz,boş,serseri.

SAPLAM:İğneye takılan bir sap iplik.

SAPOT: Lezzetli meyvesi ve çiklet yapımında kullanılan sütlü salgısı için sıcak ülkelerde yetiştirilen bir ağaç.

SAPSAGO: İsviçre’ye özgü bir cins peynir.

SAR:Eski dilde öç,intikam.

SARA: Yilbik,tutarık gibi adlar da verilen sinir hastalığı.

SARABANDA:Ağır tempolu,gitar ve kastanyet eşliğinde oynanan bir İspanyol halk dansı.

SARAÇ: Deri,muşamba gibi gereçlerden bavul,çanta gibi şeyler yapan kimse. Koşum ve eyer takımları yapan ya da satan kimse.

SARAFAN:Rus köylü kadınların giydiği kollu veya kolsuz uzun elbise.

SARAHAT: Açıklık.

SARAHATEN :Açıkça,apaçık,açıktan açığa.

SARAK: Yapı yüzeylerinde yatay,enli,az çıkıntılı,süslü ya da düz silme,kuşak.

SARAKA:Argo’da alay,istihza.

SARANGİ: Yayla çalınan Hint müziğine özgü üç telli bir çalgı.

SARAT :Büyük delikli kalbur.

SARATOGA:NATO’nun 1992 deki bir tatbikatı sırasında Muavenet adlı Türk muhribini bombalayan ve beş askerimizin ölümüne neden olan ABD savaş gemisi.

SARAY:Tekirdağ’ın bir ilçesi.

SARAYDÜZÜ: Sinop’un bir ilçesi.

SARAYİ : Kaygusuz Abdal’ın kimi şiirlerinde kullandığı mahlası.

SARAZEN:Ortaçağda Batılıların Müslüman halklar için kullandığı ad.

SARBAN: Deve sürücüsü.

SARDANA: Katalonya’nın geleneksel dansı ve müziği.

SARDİNYA: Akdeniz’de,İtalya’ya ait bir ada.

SARDUN:Balıkçıların kullandığı bir tür halat.

SARDUNYA: Büyük,katmerli ve gösterişli çiçekler açan,yaprakları güzel kokulu bir süs bitkisi.

SARFBİLGİSİ: Dil bilgisi.Sözcüklerin yapısını ve çekim biçimlerini inceleyen dilbilgisi dalı.

SARGANA:Uzun ağızlı balık.

SARGOS:Baltabaş karagöz, Tahta balığı da denilen bir Akdeniz balığı.

SARIASMA: Parlak sarı tüyleri olan ötücü bir kuş.

SARIBALIK:Halk dilinde sazan.

SARICA :Halk dilinde yaban arısına verilen ad.Bal yapmayan arı.

SARICA:Osmanlılarda eyalet valilerinin buyruğundaki başıbozuk asker

SARIÇALI:Kabuğu ve kökü solucan düşürücü ilaç olarak kullanılan bir bitki,kadıntuzluğu,amberbaris.

SARIÇİÇEK: Artvin yöresinin bir oyunu.

SARIÇİÇEK: Ölmez otu da denilen ve beyaz,mor ya da firfiri renkte çiçekler açan otsu bir bitki.

SARIGERME: Muğla’nın Ortaca ilçesine bağlı turistik bir koy ve yöre.

SARIGÖZ: Yurdumuzun denizlerinde de yaşayan bir balık.

SARIHUMMA :Çoğunlukla sıcak ülkelerde görülen,bir cins sivrisinek aracılığı ile bulaşan,tene sarı bir renk veren,ateşli bir hastalık.

SARIK:Başa giyilen kavuk,sikke,külah,börk,fes ve başka serpuşlar üzerine sarılan tülbent,ağbani,şal gibi kumaş ve bezler.(Sarık sarılış biçimine göre burma,silme,dardağan,dolama,örfi,şekeraviz,kafesi gibi adlar alır).

SARIKANAT:Çinekoptan biraz büyük lüfer balığı.

SARIKIZ:Kaz dağında yaşadığına ve ermiş olduğuna inanılan efsane kişisi.

SARIKUM:Sinop ilinde,zengin bir kuş yapısına sahip olan ve tabiatı koruma alanı kapsamına alınan orman bölgesi.

SARIKUYRUK:Sıcak ve ılık denizlerin kıyı bölgelerinde yaşayan kemikli bir balık türü.

SARIPAPA: Sarı renkli,tatlı ve sulu bir şeftali cinsi.

SARISABIR:Zambakgillerden bir süs bitkisi.

SARIYAR:Sakarya Irmağı üzerinde kurulu bir baraj ve hidroelektrik santralı.

SARİ:Bulaşıcı,geçici.

SARİ:Hint kadınlarına özgü giysi ve bu giysinin yapıldığı kumaş.

SARİG:Amerika’da yaşayan ve yavrularını sırtında taşıyan keseli sıçan.

SARİN: Sinir gazı.

SARİNDA:Hindistan’da aşağı kast üyeleri arasında çalınan halk kemanı.

SARİSSA:Sivas ilinde ortaya çıkarılan en büyük Hitit kenti.

SARKA:Üstü sırma işlemeli kadife ya da çuhadan yapılan kadın ceketi.

SARKOM:Kemik,kıkırdak,kas,bağ doku gibi dokularda oluşan kötü huylu ur.

SARLİYE:Musul yöresinde yaygın olan,Müslümanlıktan yola çıkarak Hıristiyan öğeleri de içeren bir mezhep.

SARMAN:Sarı tüylü kedi.

SARMAUYAK:Dört dizeli bir kıtada abba biçimindeki uyak dizilişine verilen ad.

SARNIÇ: Su deposu.

SAROD:Hint müziğine özgü,lavta ailesinden bir çalgı.

SARONG : Endonezya, Malezya gibi ülkelerde hem erkek, hem kadın tarafından giyilen ve etek biçiminde sarınılan uzun kumaş parçası.

SAROS: Yurdumuzun batısında bir körfez.

SAROT:Bolu ilinde bir kaplıca.

SARP :Türkiye ile Gürcistan arasındaki sınır kapısı.

SARP :Yalman.

SARPA : İzmaritgillerden boyu 35 cm kadar olan bir Akdeniz balığı.

SARPIN: Tahıl kuyusu.

SARPIN: Ekmeği koymaya yarayan dört gözlü sandık.

SARPKİLİT :Uşak halısı ismi.

SARRAF:Mesleği değerli kağıt ve metal paraları birbiriyle değiştirmek,tahvil alışverişi yapmak olan kimse.

SARS:Gizemli zatürree de denilen akut solunum yetersizliği sendromunun kısa yazılışı.

SARSAK: Biçerdöverin arkasına yerleştirilen,salınımlı bir hareketle çalışarak döverden çıkan sap ve samanla karışık taneleri ayıklamaya yarayan elek.

SART:Batı Anadolu’da Lidya bölgesinde eskiçağ kenti.

SART:Orta Asya Türklerinin alışveriş yaptıkları İranlılara verdikleri ad.

SARUÇ: Basmaca da denilen ve kurutulmuş üzümün içine ceviz konularak yapılan bir yiyecek.

SARÜSOFON:Bakırdan,çift dilli nefesli üflemeli çalgı.

SARVAN:Deve sürücüsü.

SAS:Birleşik krallık ordusuna bağlı,ülke dışında görev yapan özel birliğin kısa yazılışı.

SAS:Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesindeki Su Altı Savunma komandolarını işaret eden kısaltma.

SASA:Batı Anadolu’da yaşamış,Efes,Tire,Birgi’ye egemen olmuş Türkmen Beyi.(Öl.1308).

SASEBO: Japonya’da bir kent.

SASI :Tatsız tuzsuz yiyecekler için kullanılan söz. Çürük yumurta gibi kokan.

SAŞİMİ:Suşi gibi çiğ balıkla yapılan bir Japon yemeği.

SAT:Doğu Anadolu’nun Irak sınırı yakınında yüksek bir dağ.

SATAK:Eskiden türlü eşya ve öteberinin satıldığı çarşı veya Pazar yerine verilen ad.

SATALA:Gümüşhane’nin Kelkit ilçesinde antik bir kent.

SATANİZM: Felsefe ve edebiyatta şeytanı ve kötülüğü yücelten anlayış.

SATANOFOBİ:Şeytan korkusu.

SATAVAT :Kahırlar.

SATAVE:Artvin’in Şavşat ilçesinde,geleneksel gevrek festivaliyle tanınmış bir yayla.

SATAY:Malezya ve Endonezya’da odun kömüründe pişirilen çok baharatlı et şiş.

SATEN: Bir tarafı gayet parlak ve diğer tarafı mat olan kumaş. Atlas gibi parlak,pamuklu kumaş,atlas.

SATER:Çok aromalı yaprakları baharat olarak kullanılan otsu bir bitki.

SATIBEY: Osmanlı devletinde eğitim sisteminin çağdaşlaşması için çalışmış,daha sonra Arap milliyetçiliğini benimseyerek etkinliklerini bu doğrultuda sürdürmüş Arap eğitimci ve düşünür.

SATIÇIRPAN: Ankara’nın Kazan köyü (şimdi ilçe) muhtarı iken Atatürk’ün takdirini kazanarak milletvekili seçilmesi sağlanmış Türkiye’nin ilk kadın milletvekili.

SATIH: Yüzey.

SATİ :Hindistan’da ölen kocasının cesediyle birlikte ateşe atılan ve ermiş sayılan kadın. Dul kalan kadının sadakatini göstermek üzere kendisini kurban etmesi şeklinde bir Hindu geleneği.

SATİ: Karadeniz bölgesinde yetişen bir zeytin cinsi.

SATİR:Yergi,hiciv.Bir kimseyi,bir toplumu ya da bir düşünceyi yermek amacıyla yazılmış ya da söylenmiş söz.

SATİRİK:Yergi ile ilgili. Yergisel.

SATLICAN: Göğüs sancısı,ateş,titreme,öksürük gibi belirtilerle ortaya çıkan akciğer zarı iltihabı. Zatülcenp.

SATORİ:Zen düşünmenin ereği olan ruhsal uyanış.

SATRANÇ:Halk edebiyatında aruz ölçüsüyle yazılan şiir türlerinden biri.

SATRANÇ:İki kişi arasında altmış dört kareli bir tahta üzerinde değerleri ve adları değişik olan altışar siyah ve beyaz taşlarla oynanan bir zeka oyunu.

SATRAP:Perslerde il yöneticisi, vali.

SATVET:Zorlu ve ezici güç.

SATYAGRAHA:Gandi’nin Hindistan’da uyguladığı pasif direnişe verilen ad.

SATYR: Yunan mitolojisinde bir insan ve bir keçiden olma melez varlık.

SAUNA: Buhar banyosu. Buharlı hamam.

SAUR:Ocak,fırın.

SAV :Eski Türklerde atasözü, tez. İslamlıktan önceki Türk edebiyatında atasözü anlamında kullanılan sözcük.

SAVA:Eski dilde müjde, müjdeli haber.

SAVAK: Bir barajın fazla suyunu akıtmak için yapılan düzen.

SAVAK: Tunceli,Erzincan,Bingöl gibi illerin dağlık kesimlerinde üretilen bir cins tulum peyniri.

SAVAK:Değirmen suyunu başka yöne akıtmak için yapılan düzen.

SAVAN: Ağaçlı bozkır.

SAVAN:Pamuk ipliğinden yapılan kalınca kilim. Yaygı,örtü.

SAVANA :Ekvator kuşağındaki otsu bitkilerle kaplı çayırlara verilen ad.

SAVARİN:Yarım daire şeklinde dökülen,piştikten sonra üzerine şeker şurubu gezdirilen,rom yada likör ile kokulandırılan ve pasta kreması gibi şeylerle süslenen,mayalı hamurdan yapılmış pasta.

SAVARONA: Önceleri Atatürk’e tahsis edilmiş, sonradan okul gemisi olarak kullanılmış ünlü yat.

SAVART: Müzik seslerinin yükseklik farkı birimi.

SAVAŞTEPE:Yurdumuzda kurulmuş 21 Köy Enstitüsünden biri.(Balıkesir).

SAVAT:Esas maddesi gümüş sülfür olan siyah bir minenin,gümüş bir levhanın önceden hazırlanmış bölümlerine kakılmasıyla gerçekleştirilen süsleme tekniği. Gümüş üstüne özel bir biçimde kurşunla işlenen kara nakış.

SAVLET:Hamle. Şiddetli saldırı.

SAVLO (SAVLA): Gemilerde bayrakları direğe çekmekte kullanılan ince ip.Teknede normal halatların kalın geleceği bir çok yerde kullanılan ince halat.

SAVSAMA: İhmal.

SAVT :Tasavvuf ve tekke müziğinde bir form.

SAVUNMAN: Avukat.

SAY :Çalışma.

SAY: Düz,ince ve yassı tabaka durumunda taş,büyük taş.

SAY: Emek.

SAYA :Ayakkabının yumuşak olan üst bölümü.

SAYA: Koyunların kuzulama dönemine yakın sürü sahiplerini dolaşarak yiyecek ve bahşiş toplayan çoban.

SAYAÇ:Havagazı,elektrik ve suyun kullanılan miktarını veya mekanik etkilenmeleri ölçen alet.

SAYDİYE :Av vergisi, av resmi.

SAYE :Gölge.

SAYEBAN : Gölgelik.

SAYHA:Bağırış,çığlık.

SAYIŞTAY:Devlet harcamalarını denetleyen kamu kurumu.

SAYKAL:Maden,ayna gibi nesneleri parlatmak için kullanılan cila.Cilacı.

SAYLAV:Milletvekili,mebus.Dil devriminin ilk yıllarında kullanılan sözcük.

SAYRI : Hasta.

SAYVAD: Avcı.

SAYVAN: Evlere bitişik,önü açık,direkler üzerine oturtulmuş üzeri örtülü yer.

SAYVAN:Güneşten yada yağmurdan korunmak için bir şeyin üzerine çekilen örtü.

SAZ:Çalgı,her türlü müzik aracı.

SAZAK: Kuvvetli esen soğuk yel.

SAZAK:Bataklık,sazlık.

SAZALANI : Trabzon ilinde bir yayla.

SAZAN: Tatlı sularda yaşayan bir balık.

SAZAN:Argo’da bilip bilmeden her konuya atlayan kimseye verilen ad.

SAZENDE: Saz çalan kimse.

SAZLICA: Adıyaman ilinde,içinde yüzer adacığı da olan bir göl.

SB:Antimon’un simgesi.

SBİTEN:Bal ve zencefille yapılan bir Rus içkisi.

SC:Skandiyum’un simgesi.

SDİ: ABD’nin Yıldız Savaşları Projesini simgeleyen harfler.

SE :Tavlada üç sayısı.

SE: Selenyum elementinin simgesi.

SEAMUSHEANEY:İrlanda tarihine ve mitolojisine göndermeler yapan şiirleriyle tanınan 1995 Nobel ödülünü kazanan İrlandalı şair.

SEAN CONNERY: James Bond rolünü ilk oynayan İngiliz aktör.

SEANS:Gösterim,oturum.

SEB:Eski dilde yedi sayısı.

SEBA: Yemen’in doğusunda kurulmuş eski bir krallık.

SEBATİ (SEBAT): Sözünde ve kararında durma,caymama.

SEBE: Kuranda bir sure.

SEBİL:Kutsal günlerde karşılık beklemeden hayır için dağıtılan içme suyu.

SEBİLHANE: Genellikle camilerin yanında bulunan ve isteyenlere her zaman bedava içme suyu dağıtılan taş yapı.

SEBKİHİNDİ:Divan şiirinde 16.yüzyılda başlayan,güç anlaşılır ve süslü bir anlatım biçimi.

SEBLA: Eski dilde uzun kirpikli.

SEBORE :Derinin yağ bezi ve ter bezi salgılarının anormal artışı.

SEBU:Testi.

SECAVENT:El yazması kuranlarda ayetlerin arasına konan kırmızı noktalar.

SECCADE: Namazlık.Namaz kılarken secde yerine serilen halı ve işlemeli kumaşlar.

SECİ:Eskiden nesirde (düz yazıda) yapılan kafiye(uyak).

SECİYE :Karakter, huy, yaratılış.

SEDA: Ses .

SEDAN :Reasürans şirketlerine işveren şirket.

SEDATALP:Önemli bir Hitit yerleşimi olan Konya’daki Karahöyükde yaklaşık otuz yıl boyunca kazılar yapmış,ayrıca Hititlerin yasaları,sanatları ve toplumsal yapıları konusundaki araştırmalarıyla tanınmış arkeologumuz.

SEDATİF:Hastayı sakinleştirmeye yarayan ilaç.

SEDEF: Pulcukların belirmesiyle ortaya çıkan bir deri hastalığı.

SEDEF:Midye,istiridye gibi deniz hayvanlarının kabuğunda bulunan,pırıltılı,beyaz,sert bir madde.Süs eşyası yapılan kabukları.

SEDESİR: Doğu Anadolu’ya özgü,kavrulmuş un üzerine bal,pekmez ya da reçel gezdirilerek yapılan bir tür tatlı.

SEDİMANTASYON: Pıhtılaşması önlenmiş kanda,alyuvarların dibe çökme hızının ölçülmesiyle yapılan bir tür kan muayenesi.

SEDİR:Kol koyacak yeri olmayan,arkalıksız,üstüne minder yastık konulan kerevet,divan.

SEDİR:Kozalaklardan,boyu 40 m kadar olabilen ve kerestesi yapı işlerinde kullanılan bir orman ağacı. Dağ servisi, dikenli ardıç.

SEDNA: Güneş sisteminin bir gezegeni olduğu sanılan büyük bir gök cismi.

SEDREBEKİ: Anlamsız,saçma sapan söz.

SEDYE:Taşınabilir yatak.

SEEDİNG: Belirli bir amaç doğrultusunda istenilen şekilde bir marka,kişi ya da kurum için içerik üretmek.

SEFA: Gönül rahatlığı.

SEFAİN: Deniz araçları.

SEFARAD: Akdeniz ülkelerinde yaşayan İspanya kökenli Yahudilere verilen ad

SEFARET: Elçilik.

SEFER: Kez,defa.

SEFER: Yolculuk.

SEFERCELİYE: Osmanlı mutfağına özgü ayva kompostosu.

SEFİD: Beyaz.

SEFİH:Zevk ve eğlenceye düşkün,uçarı.

SEFİNE : Eski dilde gemi.

SEFİR:Büyükelçi.

SEG: Eski dilde köpek.

SEGU:Mali’de bir kent.

SEĞELER:Keten tohumu.

SEĞİRDİM:Değirmene su veren oluğun eğimi.

SEĞİRDİM:Yaya koşusu.

SEĞMEN(SEYMEN): Bayram günlerinde,düğünlerde törene yerli giysilerle,atlı ve silahlı olarak katılan yiğit.

SEHA: Beyin zarı.

SEHAB :Bulut.

SEHER: Tan vakti,gün ağarması.

SEHEŞ: Çerkez sütlacı.

SEHİ:Eski dilde düz,doğru,muntazam anlamındaki sözcük.

SEHİBEY: Osmanlı dönemi şairleriyle ilgili ilk tezkireyi yazan yazar ve divan şairi.

SEHİM: Pay.Hisse.

SEHİV :Sonucu bakımından çok önemli olmayan yanlışlık.

SEHPA: Küçük masa.

SEHVEN: Yanlışlıkla.

SEJM:Polonya’da millet meclisine verilen ad.

SEK: Sert veya şekersiz içki anlamında kullanılır.Dömisek ise biraz tatlımsı manasına gelir.

SEKALİBE :Endülüs Emevileri’nin çeşitli saray ve harem hizmetlerinde görev yapan hadım edilmiş Slav kölelerine verilen ad.

SEKANS:Filmin kurgusu açısından bir bütün oluşturan plan dizisi.

SEKANT:Kesen anlamında kullanılan matematik terimi. Trigonometride bir açının kosinüsünün tersi.Bir şekli kesen doğruya verilen ad.

SEKBAN: Osmanlılarda sınır boylarında görev yapan asker sınıfı.

SEKEL:Bir hastalıktan sonra yerleşip kalan işlev yada doku bozukluğu.

SEKELLER: Romanya’da yaşayan Türk soylu bir halk.

SEKENDİZ: Satürn gezegenine verilen bir ad.

SEKENE:Bir yerde oturanlar,sakinler.

SEKİ :Doğal set.

SEKİ:Atın ayağında genellikle bileğe yada dize kadar çıkan beyazlık.

SEKİ:Evlerin önüne oturmak için taş ve çamurdan yapılan set. Toprak üstündeki yükseklik.

SEKİL:Bektaşilerin boyunlarına taktıkları bir taş.

SEKLEM:Kıldan yada yünden dokunmuş çuval.

SEKMEN: Basamak.

SEKMEN:Arkalıksız iskemle.

SEKOYA:Kaliforniya’da yetişen,yüksek boylu ve çok uzun ömürlü kozalaklı bir ağaç türü.

SEKR:Sarhoşluk.

SEKSEK : Bir çocuk oyunu.

SEKSON:Yeniçeri ocağının, savaşta kullanılan köpekleri yetiştirmek ve yönetmekle görevli sınıfı. Osmanlılarda savaşta kullanılan köpeklere verilen ad.

SEKSTANT:Güneşin,yıldızların açısal yüksekliğini ölçmeye yarayan bir alet.

SEKT:Mezhep.

SEKTE: Durma,kesintiye uğrama.

SEKTER:Katı,hoşgörüsüz düşünce.Başkalarının siyasal ve dinsel düşüncelerine karşı katı ve hoşgörüsüz davranan.

SEKTÖR: Kesim.

SEKÜLARİZM:Laiklik , laik olma durumu.

SEKÜLER: Dünyevi.

SELADON:Soluk yeşil renk.

SELAHİYET: Yetki.

SELAHİYETTAR: Yetkili.

SELAHOFOBİ:Köpekbalığı korkusu.

SELAM :Esenlik dilemek,barış,esenleme.

SELAMLIK: Eskiden saray, köşk veya konaklarda erkeklerin bulunduğu ve erkek konukların alındığı bölüm.

SELAMOTU:Dağ kerevizi.

SELATİN :Padişahların adına yaptırılan ve birden çok minaresi bulunan büyük camilere verilen ad. Eski dilde sultanlar.

SELATİN:İzmir-Aydın otoyolunda,Türkiye’nin en uzun tünellerinden biri.

SELÇUK AYGAN: Sinop’ta 1945 yılında doğan,1966 yılında TRT’ye ses sanatçısı olarak giren,1993-1996 yılları arasında Müzik Dairesi Başkanlığı yapan TRT Türk Sanat Müziği solisti.

SELÇUKLULAR: Oğuzların Kınık boyundan gelen ve 11. asırda ön Asya’ya egemen olan hanedan.

SELE :Yayvan sepet.

SELE: Bisikletin oturulacak yeri.

SELEF:Bir görevde kendinden önce bulunmuş olan kimse.

SELEFİLİK(SELEFİYE):Dinsel dogmaları yorum ve saptırma yapmaksızın olduğu gibi kabul eden,ortaya konan her şeyi dine aykırı sayarak reddeden İslam mezhebi.

SELEKTÖR:Tahılı yabancı maddelerden ayırmak için kullanılan aygıt.

SELEM:Peşin parayla veresiye mal alma usulü.

SELEN: Ses,haber,bilgi.

SELENE:Yunan mitolojisinde ay tanrıçası.

SELENTERELER:Bitkimsi hayvanlardan denizanalarını,sifonluları ve mercanları içine alan önemli bir bölüm.

SELERİFER:Bisikletin en eski şekli olan,iki tekerlekli taşıt aracı.

SELET: Ray pateni ile travers arasına yerleştirilen ve ray pateninin uyguladığı yanal kuvvetleri daha iyi dağıtmaya yarayan metal plaka.

SELEVİR: Afyonkarahisar ilinde bir baraj.

SELF SERVİS: Seç al yöntemi.Müşterinin kendi kendine servis etmesi yöntemi.

SELİKA:Güzel yazma yada söyleme yeteneği.

SELİM:Doğru, dürüst, kusursuz.

SELİMDEDE:Üçüncü Selim’in bestelediği dini yapıtlarında kullandığı mahlas.

SELİMİ:Padişah ve devlet erkanının resmi günlerde giydiği bir tür kavuk.

SELİMİYE:Mimar Sinan’ın baş yapıtı sayılan Edirne’deki cami.

SELİNDRO: Meksika’da sokaklarda çalınan bir tür müzik kutusu.

SELİNTİ:Yağış nedeniyle oluşan ufak sel.

SELİNUS: Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde antik bir kent.

SELİS: Akıcı söz.

SELİS: Halk edebiyatında aruz ölçüsüyle yazılan şiir türlerinden biri.

SELİS:Kalın su buğusu.

SELLUKA:Ege bölgesinde yetişen,özellikle iplere dizilip satılan bir çiçek.

SELMA EMİROĞLU: Amcabey , Doğan Kardeş, Tef, Akbaba gibi mizah dergilerinde çizen Türkiye’nin ilk kadın karikatür sanatçısı.

SELMEK: Türk müziğinin en eski bileşik makamlarından biri.

SELOFAN :Selülozdan yapılmış ince,saydam,ambalaj yapımında kullanılan tabaka.

SELSEBİL:Yukarıdan aşağıya doğru büyüyen oymalı yalaklardan oluşan bir çeşme türü.Cennet çeşmesi demektir.Genellikle saray,köşk,konak,yalı bahçelerine,yemek ve oturma salonlarına yerleştirilen süs ve ses çeşmesi.

SELÜLİT:Vücutta yağ birikimi.

SELVA: Amerika’da Amazon,Afrika’da Nijer ırmakları gibi Ekvator bölgesindeki büyük suların geçtiği havzalarda bulunan geniş ve balta girmemiş ormanların adı.

SELVA: Bal.

SELVA: Bıldırcına benzeyen bir kuş türü.

SELVİÇE: Gemi donanımındaki bütün hareketli ip ve halatlara verilen genel ad. Gemi armasında bulunan oynak halat.

SEM:Zehir.

SEMA: Gökyüzü.

SEMA: İşitme,duyma.

SEMA:Mevlevi dervişlerinin ney,nısfiye gibi çalgılar eşliğinde,kollarını iki yana açıp dönerek yaptıkları ayin.

SEMAFOR:Demiryollarında gündüz mekanik olarak bir kolla gece kırmızı ışıkla işaret veren alet.

SEMAFOR:İki gemi veya gemi ile kıyı arasında haberleşmede kullanılan üç kollu işaret sütunu. Bayrak ya da ışık gibi görsel işaretlerle haberleşme yöntemi.

SEMAH: Özellikle Sivas ve Tokat yöresinde oynanan ,Alevi ve Bektaşi topluluklarında yaygın olan ve müzik eşliğinde uygulanan tören nitelikli oyun. Müzik eşliğinde ve kadın erkek birlikte gerçekleştirilen, temelinde dinsel duyguların egemen olduğu coşkulu oyunlara Alevilerce verilen ad.

SEMAHAT:Eski dilde cömertlik,iyilikseverlik.

SEMAİ: Klasik Türk Müziğinde üç zamanlı ve üç vuruşlu basit usul.

SEMAİ:Halk edebiyatında sekizlik hece ölçüsüyle yazılan şiir türü.

SEMAN:Diş köklerini kaplayan sert madde.

SEMANTİK:Dili anlam açısından inceleyen bilim.Anlambilim.

SEMATOR : Taşıtlara yolun açık veya kapalı olduğunu göstermek üzere renkli levhalar ya da ışıklarla işaret veren dikme.

SEMAVER :Özellikle çay demlemekte kullanılan kömür ve yakacak ocağı kendi içinde bulunan,elektrikle de çalışabilen bakır,pirinç gibi metallerden yapılmış musluklu kap.

SEMAZEN:Sema eden derviş.

SEMBÜSEK(SAMBOUSEK): Mardin yöresine özgü,et ve soğanla yapılan bir tür pide.Kıyma veya peynirle doldurulan bir tür börek.

SEME:Sersem,ahmak,alık.

SEMELE: Yunan mitolojisinde,Dionysos’un annesi olan yer altı tanrıçası.

SEMEN: Şişman, semiz.

SEMEN: Bedel.Mal bedeli. Satış bedeli. Değer,tutar.

SEMENDER :Ateşte yanmadığına,hatta ateşi söndürdüğüne inanılan efsanevi hayvan.

SEMER :Eşek binmeliği .Eşek,katır gibi hayvanların sırtına konulan oturmalık.

SEMERE: Yemiş,meyve,ürün.

SEMET:Anadolu’nun bazı yörelerinde gelin alayı tarafından düzenlenen yumurtayı vurma eğlencesi.

SEMİ :İşiten. İşitme.

SEMİNER:Bir konu ile ilgili bilgi vermek ve bu bilgiler üzerinde tartışmak amacıyla birkaç yetkilinin yönetimi altında düzenlenen toplantı.

SEMİNOLELER:Kuzey Amerika’da yaşayan Kızılderili bir halk.

SEMİR:Arkadaş,geceleri konuşulup dertleşilen dost.

SEMİRAMİS: Dünyanın yedi harikasından biri olan Babil asma bahçelerini yaptıran Asur ve Babil’in efsanevi kraliçesi.

SEMİRSEK:Hatay-Antakya yöresine özgü bir tür kıymalı börek .Baklavalık yufkanın içine dövülmüş et,soğan,maydanoz ve baharat konarak hazırlanan bir tür börek

SEMİS:Eski Roma’da kullanılan bronz bir para birimi.

SEMİT:Derisi içinde kebap edilmiş kuzu ya da oğlak.

SEMİYOGRAFİ:Haritacılıkta,haritayla ilgili bilgilerin bir işaret dizgesiyle belirtilmesi.

SEMİYOLOJİ:Hastalıkların belirti ve işaretleriyle ilgilenen hekimlik dalı. İletişim amacıyla kullanılan her türlü gösterge dizgesinin yapısını ve işleyişini inceleyen bilim.

SEMİYOTİK: Göstergebilim.

SEMİZOTU: Etli ve mayhoş yaprakları sebze olarak kullanılan otsu bir bitki.

SEMPATİK: Sevimli,cana yakın.

SEMPATİZAN :Üyesi olmadığı halde bir partinin,bir topluluğun görüşlerini benimseyen yada bir görüş,bir öğretiyi,bir akımı tutan kimse.

SEMPOZYUM:Belli bir konuda düzenlenen oturum ya da seminer.Bilimsel toplantı,bilgi şöleni.

SEMPTOM:Araz,belirti.Vücuttaki işlevsel bir bozukluğun,hastalığın belirlenmesine yarayan olgu veya olay,bulgu.

SEMRA: Esmer.

SEMT: Bir kentin yerleşim bölgesi.

SENA : Övme, övgü.

SENARYO: Bir tiyatro,sinema,televizyon veya radyo eserinin sahnelerini ve akışını gösteren yazılı metin.

SENAT: Divan edebiyatı şiirinde uyağın kurala aykırı durumlarından biri.

SENATO: Eski Roma’da meclis.

SENBERNAR:Dağlarda kaybolan insanları kurtarmasıyla ünlenmiş köpek soyu.

SENDİK :Bir birliğin,ortaklığın yada alacaklılar grubunun haklarını korumakla görevli kimse.

SENDROM:Belirtiler.

SENECA:Milattan sonra 1’nci yüzyılın ortalarında Roma’nın en önde gelen düşünce adamı olan ünlü filozof ve hatip.

SENEDİ İTTİFAK: Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa ile Rumeli ve Anadolu ayanı arasında 1808’de imzalanan ve Osmanlı padişahının mutlak egemenliğini sınırlayan sözleşme.

SENEK :Çam ağacından yapılmış su testisi.

SENEK: Tanrı kabul etsin anlamında kullanılan sözcük.

SENFONİ:Orkestra için bestelenmiş uzun kompozisyon,sonat biçiminde orkestra eseri.

SENG:Eski dilde taş.

SENGESER:Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya özgü,tavuk eti,sarımsak ve ekmekle yapılan bir çeşit pilav.

SENİR :İki dağ arasındaki sırt.

SENİT:Hamur tahtası.

SENKRETİZM:Birbirinden ayrı düşünce,inanış yada öğretileri kaynaştırmaya çalışan felsefe sistemi.

SENKRON: Eş zaman.


Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 14:52