Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa

S - (S-SYR) - Sayfa 3

e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
S - (S-SYR)
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Tüm Sayfalar

SENKRONİK:Eş zamanlı.

SENOZ: Rize’nin Çayeli ilçesinde bir vadi.

SENOZ: Sıva ya da boyadan önce vurulan kat.

SENOZOİK: Jeolojide yeryüzünün yaklaşık altmış milyon yıllık çağı,üçüncü çağ.

SENSEN: Ağızdaki kokuları gidermek için çiğnenen baharlı bir madde.

SENSİTİF: Duyarlı.

SENSÖR: Fotoğraf makinelerinde görüntü algılayıcı olarak kullanılır.

SENTAGMA: Söz zincirinde birbirini izleyen ve belli bir birim oluşturan öğeler birleşimi,dizin.

SENTAKS: Cümle bilgisi,söz dizimi.

SEP:Kırık çanak çömleği yapıştırmaya yarayan yumurta akı, kireç, süt ve pamuk karışımı.

SEPARATÖR: Kurşun plakalı akülerde pozitif ve negatif plakaların birbirine değmesini önleyen yalıtım maddesi.

SEPE :Doğu Anadolu’nun bazı bölgelerinde oynanan halay türü bir halk oyunu.

SEPEK:Değirmen taşının ekseni.

SEPET: Saz,kamış veya ince söğüt dallarından örülen, yiyecek ve eşya taşımak için kullanılan saplı veya sapsız kap.

SEPETKULPU :Yapılarda yayvan kemer.

SEPİ: Deriyi kullanılabilecek duruma getirmek için uygulanan işlemlerin tümü.

SEPİRİ:Kore müziğine özgü bir tür küçük zurna.

SEPKEN: Dolu.

SEPKUKU: Pembe renkli büyük orfoz kristallerini kapsayan granit.

SEPPUKU:Japonya’da harakiri sözcüğü bayağı sayıldığı için bunun yerine kullanılan sözcük.

SEPTİK:Kuşkucu, şüpheci.

SEPTİSEMİ:Kanda hastalık yapan bir bakteri bulunmasından ileri gelen her türlü hastalık.

SEPYA:Mürekkepbalığı. Mürekkepbalığından elde edilen kahverengi boyaya ve bu boyayla yapılmış resme verilen ad.

SER: Limonluk.

SERA: Meyve ve sebzelerin yetiştirildiği ve korunduğu yer.

SERA:Trabzon’un Akçaabat ilçesinde bir göl.

SERAÇE:Küçük saray.

SERAETKİSİ: Atmosferdeki gazların güneşten gelen enerjiyi emmesi sonucu atmosfer sıcaklığını artırması.

SERAİR :Sırlar.

SERAK:Dik yerlerden inen buzullarda,derin yarılmalar sebebiyle buz parçalarının koparak aşağıya düşmesi. Buzuldan kopmuş buz parçası.

SERAMİK :Yüksek ısıda pişirilmiş topraktan yapılan vazo,çanak,çömlek gibi nesneler.

SERANDER:Doğu Karadeniz yöresine özgü,ahşap direkler üzerine kurulan ve tahıl,fındık gibi ürünleri saklamaya yarayan yapı.

SERAP: Ilgın,pusarık.

SERAPA :Baştan ayağa./Baştanbaşa.

SERAPİS :Eski Mısır dininde bir tanrı.

SERAPİS: Efes’te bir tapınak.

SERAR: Ayın son gecesi.

SERASER: Altın ve gümüş alaşımlı telle dokunmuş ipekli.

SERASKER:Sadrazamlık göreviyle yükümlü olmayan ve Osmanlı ordusunun komutanlığını yapan vezirin unvanı.

SERBAZ:Cesur,korkusuz.

SERBEST RADİKALLER: Besinlerin oksidasyonundan arta kalan parçacıklara verilen ad.Fazlası zararlıdır.

SERDAR:Osmanlılarda başkomutan.

SERDENGEÇTİ : Fedai.

SERDÜMEN:Dümen kullanmakla görevli bilgili ve tecrübeli tayfa.

SERE :Açık duran baş parmağın ucundan işaret parmağının ucuna kadar olan uzaklık.

SERE: Padişah tuğralarında asıl metnin yazılı olduğu alt bölüm.

SEREFRAZ: Baş kaldıran.

SEREMONİ: Tören,merasim. Genellikle resmi yerlerde,resmi işlerde uyulması gereken kural,yol ve yöntemlerin tümü.

SEREN :Konut kapılarında menteşe ve kilidin takıldığı düşey konumdaki kalın parça.

SEREN: Direkler üzerinde yelken açmak için ve işaret çekmek için yatay olarak bağlanmış uçları ince göndere verilen ad.Bir tekne direğine yatay veya çapraz olarak kesen ve üzerine yelken gerilen büyük tahta veya metal çubuk.

SEREN: Kuyudan su çekmekte kullanılan kaldıraca benzer aygıt.

SEREN:Meyve,sebze ve tarhana gibi şeyleri kurutmaya yarayan genişçe ve üstü açık balkon.

SERENAT :Geceleyin , açık havada sevgi duyulan biri için bir müzik aracıyla verilen küçük konser.

SERENCAM:Bir işin,bir olayın sonu,akıbet.

SERENDİP: Seylan (Sri Lanka) adasının eski adı.

SERENGETİ:Tanzanya’da yer alan ve uluslar arası bir turizm merkezi olan ünlü ulusal park.

SERETAN:Eski dilde Yengeç Burcu.

SERF :Derebeylik toplum düzeninde toprakla beraber alınıp satılan köle.

SERGEN :Raf.

SERGERDE: Ele başı.

SERGEYBONDARCUK:Savaş ve Barış, Waterloo, Vatanları İçin Öldüler, Boris Godunov gibi filmleriyle uluslararası bir üne sahip olan ve 74 yaşında ölen Rus sinema yönetmeni.

SERGİ:Yaygı, kilim.

SERGİHAN:Geleneksel Türk evlerinin arka bahçeye uzanan ve yazın oturulan bölümüne verilen ad.

SERGİL: Askıntı,baş belası.

SERGÜZEŞT: Serüven,macera.

SERHADDİ: Osmanlılarda önde gelen devlet adamlarının giydiği bir tür samur kürk.

SERHAT:Sınır boyu.

SERİ:Hızlı.

SERİGRAFİ: Kalıp baskı yapma.

SERİM:Roman,öykü gibi anlatı türlerinde giriş bölümüne verilen ad.

SERİMON: Anayurdu Orta Amerika olan,tatlı,kokulu ve beyaz etli bir meyve.

SERİNOFİL:Kanarya sevenler derneği.

SERİR: Osmanlı padişahlarının makam koltuklarına verilen ad. Taht.

SERİYAL:Konusu bir öncekinin devamı olan , birkaç uzun filmden meydana gelmiş sinema yapıtı.

SERİYE: Araplarda seçkin erlerden kurulu savaş birliği.Düşman üzerine gönderilen küçük süvari bölüğü.

SERKEŞ: Kafa tutan,baş kaldıran.

SERME: Sac ekmeği.

SERMED: Sürekli ve sonsuz olma.

SERMEST: Sarhoş,esrik.

SERMETÇAĞAN :Tiyatro yönetmenliği ve oyunculuğunun yanı sıra “Ayak Bacak Fabrikası” adlı oyunuyla da tanınmış yazarımız.

SEROTONİN:Mutluluk hormonu.Sinir hücrelerinde ve bazı dokularda bulunan ve sinir hücreleri arasındaki sinyal alışverişini düzenleyen bir nörotranmitter.

SERÖZOTİT: Enfeksiyon olmadan (Alerji veya nadiren tümör nedeniyle) orta kulakta meydana gelen enfeksiyon.

SERÖZZAR: Bazı iç organları örten parlak görünümlü,gri-pembe ya da parlak beyaz renkte,damarlı,esnek ve ince zar.

SERPANTİN :Eğlencelerde kullanılmak için kendi üzerine sarılarak hazırlanan,savrulduğunda çözülen,renkli kağıttan yapılmış ince ve uzun şerit.

SERPANTİN:Yılan taşı.

SERPENE: Dik durması ya da sarılması için meyve ağaçlarına konulan destek.

SERPİN: Su değirmenlerinde taş üstüne tahılın dökülmesini sağlayan ambar.

SERPME: Elle atılan,koni biçiminde,ucuna bir sıra kurşun dizilmiş balık ağı.

SERPUŞ :Eskiden giyilen bir külah.Kavuk,külah,arakiye,üsküfü,kalafat,dardağan gibi adlar almıştır.Mevlevilerin serpuşuna sikke denir.

SERTAB: İnatçı.

SERTABİP:Eski dilde başhekim.

SERTAVUL:Karaman’ı Mut ve Silifke’ye bağlayan karayolunda yüksek bir dağ geçidi.

SERTESER: Baştanbaşa.

SERTO: Tomas,dorak gibi adlar da verilen bir tür tulum peyniri.

SERV: Divan edebiyatında sevgilinin boyu için söylenen bir söz.

SERVAL: Afrika’ya özgü bir yaban kedisi.

SERVER: Baş, başkan,reis.

SERVER:Bilgisayarda sunucu.Bilgi işlem düzeninde istekleri yerine getirmekle yükümlü bilgisayar.

SERVİKS: Rahim ağzı.

SERVİS: Hizmet.

SERZENİŞ: Sitem etme,başa kakma.

SESAM:Sinema Eserleri Sahipleri Meslek Birliği’nin kısa yazılışı.

SESELİM:Rezonans,tannanlık.Ağız ve geniz boşluklarının bir ya da bir çok bölümünde meydana gelen seslerin ses organları tarafından büyütülmesi.

SEŞ:Bir gölün yüzeyinin dönemli ve düzensiz olarak alçalması ya da yükselmesi.

SET: Ateşli bir silahın namlusu içinde iki yivi ayıran çıkıntı.

SET: Bulunulan yerden daha yüksekte kalan düzlük.

SET: Toprağın kayıp akmasını önlemek için yapılan kalın duvar.

SET:Üzerinde film çevrilen stüdyo düzlüğü.Bir sahnenin filme alınabilmesi için açık ya da kapalı mekanda hazırlanmış yer.

SETA :Yosun sapçığı.

SETAR:İran müziğine özgü bir tür ut.

SETER:Kuşların yerini bulmakta kullanılan üç av köpeğinin ortak adı. Uzun tüylü İngiliz köpeği.

SETH:Eski Mısır inanışında savaş,yıkım ve ölüm tanrısı.

SETLİÇ :İç sürdürücü bir maden suyu.

SETR(SETİR):Eski dilde örtme, gizleme.

SETRE:Eskiden kullanılan düz yakalı,önü ilikli bir ceket türü.

SETTAR :Örten,bağışlayan.

SETULA:Kaktüslerde bulunan dikenli iğne.

SEUL: Güney Kore’nin başkenti.

SEVAİ:Osmanlı devrinde Bursa ve Üsküdar’da dokunan ipekli kumaş çeşidi.

SEVERBASAL:Siirt yöresine özgü,taze soğanla yapılan bir tür çorba.

SEVİ :Aşk.

SEVİR:Boğa burcu.

SEVK: İleri sürme,bir sonuca bağlama,yollama.

SEVR:Hazreti Muhammed’in düşmanlarından saklandığı mağaranın adı.

SEY:Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde bir kaplıca.

SEYCAĞIZI: Antalya’nın Akseki ilçesinde bir mağara.

SEYELAN: Akma,akıntı.

SEYF: Eski dilde kılıç.

SEYFE : İç Anadolu bölgesinin Orta Kızılırmak bölümünde sığ ve tuzlu ,zengin bir kuş yapısına sahip ünlü bir göl.

SEYFİYE: Osmanlı devletinde kara ve deniz subaylarının oluşturduğu sınıf.

SEYİRTME: Balıkçılıkta yemsiz kullanılan olta.Sürtme ile balık avcılığı.

SEYİS:Ata bakan,tımar eden kimse,at bakıcısı.

SEYİT: Hazreti Muhammed’in soyundan olan kimse.

SEYRAN:Gezme, gezinti. Göz gezdirme, seyretme.

SEYRÜSEFER: Trafik.

SEYYARE: Gezegen.

SEYYİAT: Din bakımından yapılan kötülükler,günahlar.(Hasenat:İyilikler).

SEZA: Anlayış,sezgi,zeka. Uygun,yaraşır,bir şeye değer.

SEZAR: Bir cins salata.

SEZÜ:Batı Akdeniz Bölgesinde yetişen bir tür meşe,mantar meşesi. Mantar katmanı çok gelişen bir tür meşe.

SF:Finlandiya’nın plaka işareti.

SFENKS:Eski Yunan mitolojisinde,geçen yolculara bir takım bilmeceler sorarak bilmeyenleri yuttuğuna inanılan efsanevi yaratık.

SFENKS:Mısır’da eski Mısırlılar çağından kalma kadın başlı aslan vücutlu heykel.

SFİGMOGRAF:Nabız atışlarını kaydeden alet.

SFUMATO:Resim sanatında biçimlerin dış çizgileriyle fon arasındaki yumuşak geçişleri belirten terim.Cisimlerin atmosfer içinde uzaklaştıkça aldıkları farklı görünümleri,renk ve ışıkta derece derece yapılan küçük değişiklikler yoluyla vermeye dayanan resim tekniği.

SHAKER:Soğutulmuş olarak sunulmak üzere içinde buzla kokteyl malzemelerin çalkalandığı çift çeperli kapalı maşrapa.

SHAREWARE: İstenildiği gibi paylaşılabilen yazılımlar. Kopyaların yazılımı.

SICAK NAL:Cemal Süreya’nın bir şiir kitabı.

SIÇAN: Küçük fare.

SIÇANDİŞİ:Giysi yada başka bir şeyin kenarını kıvırıp yapılan dikiş.

SIÇANLIK:Yeni doğmuş bebeğe,götürüldüğü evlerden verilen yumurta,mendil,şeker gibi küçük armağanlar.

SIÇANOTU:Arseniğin halk arasındaki adı.

SIDK: İçten bağlılık.

SIĞA:Bir kondansatörün elektrik yığma sınırı,bir şeyin içinde bulunan hacim,kapasite.

SIĞAÇA(SIĞAÇO): Kaptırma da denilen kollu testere.

SIĞIN :Alageyik. Mus olarak da bilinen,Kuzey Amerika’nın ve Avrasya’nın kuzey kesimlerinde yaşayan iri bir geyik türü.

SIĞIRCIK: Siyah renkli ve uzun gagalı bir kuş.

SIĞIRDİLİ: Yaprakları ve çiçekleri halk hekimliğinde kullanılan otsu bir bitki.

SIĞIRTMAÇ: Sığır çobanı.

SIĞLAYAĞI:Muğla yöresinde yetişen günlük ağacından elde edilen ve parfümeri sanayinde kullanılan hoş kokulu balsam.

SIHRİ(SIHR): Dünür.Evlenmeyle meydana gelen akrabalık.

SIKICIK:Kütahya yöresine özgü bulgur,tarhana,un ve yoğurtla yapılan bir çorba.

SIKIM:Kapalı elin aldığı miktar.

SIKMA: Bir tür pantolon veya şalvar.

SIKMAÇ :Pres.

SIKSARA:Trabzon yöresine özgü bir halk oyunu.

SILA :Memleket.Gurbetteki bir kimsenin doğup büyüdüğü ve özlediği yer.

SIMIŞKA: Kars yöresinde ayçiçeğine verilen ad.

SINDI: Makas.

SIPA: Eşek yavrusu.

SIPA: Sıvacıların,boyacıların kullandıkları iskele.

SIPA:Üzerinde yazma kurutulan dört ayaklı tezgah.

SIR:Kahramanmaraş ilinde bir baraj.

SIRACA: Deride ve daha çok boyunda görülen değişiklik;lenf düğümlenmelerinin şişkinliğiyle beliren tüberküloz türü. Deri tüberkülozu.

SIRALAÇ : Klasör.

SIRÇA: Camdan yapılmış olan.

SIRIK:Değnekten uzun ve kalınca ağaç

SIRIM:Bazı işlerde sicim yerine kullanılan,ince ve uzun,esnek deri parçası.

SIRMA: Rütbe gösteren şerit.

SIRMA:İşlemede kullanılan altın suyuna batırılmış ince gümüş teller. İpek ipliklere sarılmış olanlara klaptan denir.

SIRTAR: Bir keler cinsi.

SIRTARMAK: Yerel dilde alaylı gülme.

SIRTIKARA :Kofanadan küçük lüfer balığına verilen ad.

SIRVATKA: Bursa ve Balıkesir yöresinde,peynir altı suyuyla yapılan bir tür lor peyniri.

SIVAĞ :Alınmasını sağlamak için ilacın içine katılan nötr madde.

SIVIŞMA: Saklanma,kaybolma.

SIYGA:Eski dilde kip.

SIYIRGI:Harmanda samanı bir yere toplamaya yada damlardan karı kürümeye yarayan araç.

SIYIRTMAÇ: Konya’nın Akşehir ilçesine özgü,haşlanmış taze fasulyeyle yapılan bir yemek.

SIZAK:Dağ sırtlarında,taş aralarından sızan su,küçük pınar.

SIZGIT :Kavrulmamış et,kavurma.

Sİ: Silisyum.

SİAL:Yer kabuğunun hafif silis ve alüminyum bakımından zengin üst bölümü.

SİB :Eski dilde elma. .

SİBA:On birinci yüzyılda Kuzey Afrika’nın işgalinde önemli bir rol oynayan Arap kabilesi.

SİBAHAT:Eski dilde suda yüzme.

SİBAK:Eski dilde bir şeyin geçmişi.

SİBERNETİK:Canlılarda ve makinelerde kontrol,iletişim ve işleyişi inceleyen bilim. Karmaşık sistemlere uygulanan ve “güdümbilim” de denilen denetim kuramı.

SİBORO:Süryanilerin 25 Martta kutladıkları en önemli bayramları.

SİCİL: Resmi belgelerin kaydedildiği kütük.

SİCİLYA: Akdeniz’in en büyük adası.

SİCİM: Keten,kenevir gibi bitkilerin liflerinden yapılan ince ip.

SİCYOS: Amerika,Avustralya ve Okyanusya’nın sıcak bölgelerinde yetişen otsu bitki.

SİDAMARA: İstanbul Arkeoloji müzesinde sergilenen ve bulunduğu yerin adıyla anılan,dünyanın en büyük lahitlerinden biri.

SİDE: Antalya’nın Manavgat ilçesine bağlı,arkeolojik ve turistik bir belde.

SİDEROZ:Çoğunlukla kahverengi demir karbonat bileşimli, demir cevheri. Doğal demir karbonat.

SİDRE: Göğün yedinci katında bir makam.

SİEG: Almanya!da bir ırmak.

SİESTA:İspanyolların meşhur öğle uykusu.

SİEYES:Geliştirdiği halk egemenliği kavramıyla Fransız devriminin başlarında burjuvazinin monarşi ve aristokrasiye karşı mücadelesine yön vermiş ünlü Fransız din adamı.

SİF: Bir ya da birden çok sırttan oluşan uzun kumul.

SİFAKA:Madagaskar’da yaşayan bir maymun cinsi.

SİFE:İç Anadolu’da bir göl.

SİFİLİS :Frengi.

SİFTAH: Günlük ilk alışverişten alınan para. Satışa başlamak.

SİGAR:Yaprak sigara.

SİGUİRİA: Trajik ve üzüntülü bir İspanyol dansı ve müziği.

SİĞER:Ankara yöresine özgü kuzu eti , patlıcan , domates , biber gibi malzemeyle hazırlanan bir güveç.

SİĞİL:Deride özellikle ellerde oluşan zararsız pürtüklü küçük ur.

SİH:Kebaplık demir şiş.

SİHAM:Oklar.

SİHR:Eski dilde büyü.

SİKA:Asya’nın doğusunda soğuk ormanlarda yaşayan bir geyik cinsi.

SİKALAR: Açık tohumlardan parklarda süs bitkisi olarak yetiştirilen, yurdu Güney Asya olan,palmiyeye benzer ağaç.

SİKATİF:Sıvı yağlara, verniklere ve yağlı boyalara az miktarda katıldığında çabuk kuruma özelliğini artıran madde.

SİKKE: Hayvanları bağlamak için çakılan demir ya da ağaç kazık.

SİKKE: Madeni paralara vurulan damga.

SİKKE: Mevlevi külahı.

SİKKE:Cumhuriyet altını. Madeni para.

SİKKEKEN:Metal paraların ve madalyaların kalıbını hakkeden kişi,para ressamı.

SİKLAMEN :Kırmızıya çalan eflatun renk.

SİKLAMEN: Tavşankulağı,buhurumeryem.

SİKLON: Atmosferde bir alçak basınç alanı çevresinde hızla dönen rüzgarların oluşturduğu şiddetli fırtına.

SİKLUS: Döngü.

SİLA: Eskimolarda doğaüstü güçlere verilen ad.

SİLAHENDAZ: Eskiden,gereğinde karaya çıkarılan,özellikle tüfeklerle donatılmış deniz eri.

SİLAHTAR: Osmanlılar döneminde devlet büyüklerinin silahlarına bakan ve koruyan kimse.

SİLAJ:Taze bitkileri kıydıktan sonra,laktik mayalanmadan yararlanmak üzere bir siloya doldurarak yada yığın haline getirerek koruma ve saklama yöntemi.

SİLBİÇ: Küçük çocukların yatağını kirletmemeleri için beşiğe yerleştirilen oturak.

SİLBO: Kanarya adalarına özgü,ıslık dili de denilen,dört ünlü ve dört ünsüz harften oluşan dil.

SİLEK: Halk dilinde havluya verilen ad.

SİLESİL (SİRESİL): Hatay iline özgü bir tür yoğurtlu pilav.

SİLESİL: Ağzına kadar dolu.

SİLEZYEN:Hem astar hem de şemsiye yapımında kullanılan yarı ipekli yarı yünlü kumaş cinsi.

SİLİ :Yünden dokunmuş yaygı, kilim.

SİLİ:Namuslu, iffetli. Temiz.

SİLİKON:Isı yada suya karşı dayanıklı olduğu için yağ,plastik,merhem gibi maddelerin yapımında kullanılan silisyumlu organik cisimlerin genel adı.

SİLİKOZ: Havadaki serbest silis tozlarının uzun süre solunması sonucunda ortaya çıkan kronik akciğer hastalığı.

SİLİSYUM: Doğada oksijenden sonra en bol bulunan element.

SİLKİ: Uykuda sıçrama.

SİLKME:Çeşitli sebzelerin etle pişirilmesiyle yapılan sıcak yemek.

SİLLE: Açık elin iç yüzüyle vurulan tokat.

SİLME: Duvar ya da tavan gibi yerlerde yapılan kabartma kenar.

SİLO: Genellikle silindir biçiminde tahıl ambarı.

SİLOR: Küçük bir hıyar cinsi.

SİLOR:Artvin yöresine özgü,yufka üzerine tereyağı ve şeker dökülerek pişirilen bir tatlı.

SİLSİLE: Birbirine bağlı,birbiriyle ilgili şeylerin oluşturduğu dizi,sıra.

SİLTEMEK: Darılmak,kızmak.

SİLY:Gine’nin para birimi.

SİM:İşlemelerde kullanılan gümüş görünümünde parlak sırma yada metal tel iplik.

SİMARUBA: Tropikal Amerika’da yetişen,çok acı kabuğu güçlendirici ve ateş düşürücü olarak kullanılan bir ağaç.

SİMBAL: Müzikte,birbirine çarpılarak ses veren madeni yuvarlak iki levhadan her biri.

SİMENA :Antalya ilinde ,Likya bölgesinde antik bir kent.

SİMENLİK:Yeşil ırmak deltasının kuzeydoğu kesiminde,yüzlerce kuş türünü barındıran küçük bir göl.

SİMİ:Ege denizindeki Sömbeki Adasının Yunanca adı.

SİMİN:Gümüşe benzeyen,gümüş gibi olan.

SİMİT: İnce bulgur,düğürcük.

SİMKEŞ: Haddeden gümüş tel çeken,sırma yapan sanatçı.

SİMSAR:Komisyoncu.

SİMURG:İran mitolojisinde 30 kuş büyüklüğündeki , Elbruz dağının doruğuna tünemiş efsanevi kuş.Bir gözüyle tüm geleceği,ötekiyle geçmişi görür.Halk arasındaki adı Zümrüdü Anka.

SİMÜLTANE:Anında çeviri.

SİN :Mezar.

SİN:Yaşanılmış olan süre,yaş.

SİNA:Kutsal kitapta geçen ve Horeb olarak da adlandırılan kutsal dağ.

SİNAGOG:Yahudi tapınağı.Havra.

SİNAMEKİ :Mızmız, sevimsiz.

SİNAMEKİ: Baklagillerden,bir çok türü bulunan bir bitki ve bu bitkinin kimi türlerinden elde edilen,hekimlikte iç sürdürücü olarak kullanılan madde.

SİNAN: Mızrak ya da süngünün sivri ucu.

SİNARA:Büyük zoka.

SİNARİT (SİNAGRİT):İzmaritgillerden, Akdeniz’de yaşayan pullu,eti beğenilen bir balık.

SİNCAN: Sakızlı bir tür dikenli çalı.

SİNE:El dokuması halılarda kullanılan tek atmalı düğüm biçimi.

SİNEKKUŞU :Serçegillerden,güzel bir kuş türü

SİNEKOLOJİ: Hayvan ve bitki topluluklarının ekolojisi.

SİNEMA: Beyaz perde.

SİNEMATEK:Sinema filmlerinin sanat,eğitim ve kültür amaçları göz önünde tutularak toplandığı ve korunduğu kurum.

SİNERAMA:Mercekleri 27 mm aralıklı üç ayrı alıcının yan yana birleştirilip eşlemeli olarak çalıştırılmasıyla ortaya çıkan bir geniş perde ve üç boyutlu sinema tekniği.

SİNERJİ :Bir görevin yerine getirilmesi için birkaç organın birlikte çalışması durumu,iş ortaklığı.

SİNGLE :Tekli.Tek şarkılık kaset.

SİNİ: Büyük,yuvarlak metal yemek tepsisi.Çevresinde bağdaş kuran insanların üzerinde yemek yediği bakır,pirinç,ahşap yuvarlak tepsi.

SİNİK:İnsanın erdeme ve mutluluğa ve hiçbir değere bağlı olmadan bütün gereksinmelerden sıyrılarak bağımsız olarak erişebileceğini savunan Antisthenes’in öğretisini benimseyen kimse.

SİNİZM:Kinizme verilen bir ad.

SİNKONTA:İzmir yöresine özgü bir tür kabak yemeği.

SİNLİCE : Trabzon ilinde bir yayla.

SİNOD:Hıristiyanlıkta kilise temsilcilerinin çeşitli konuları tartışmak ya da karara bağlamak üzere toplandığı meclis.

SİNOFOBİ :Köpekten aşırı korkmak.

SİNOFOBİ:Çin’den ve Çin mallarından korkma.

SİNOLOJİ:Çin filolojisi.

SİNONİM :Eş anlamlı.

SİNOPSİS:Bir filmin konusunun ortalama on sayfa uzunluğundaki yazılı özeti.

SİNSİN :Geceleyin ateş çevresinde , genç erkeklerin davul zurna eşliğinde oynadıkları bir halk oyunu.

SİNTER: Isıtma yöntemiyle topaklaştırılmış cevher.

SİNTİGRAFİ: Gama ışınları yayan radyoaktif bir izotopun organizma içindeki yolunu izlemek temeline dayanan teşhis yöntemi.

SİNTİNE: Bir teknenin su altında kalan ıslak kısmının iç tarafı. Geminin içinde tüm suyun biriktiği en alt bölüm.

SİNTZ:Parlak perkal (kaba iplikten pamuklu,havsız dokuma) olarak da adlandırılan,çok ince pamuklu bez.

SİNUZİT :Ateş , baş ağrısı , burun tıkanıklığı ve akıntısı ile beliren yüz kemiklerinin içindeki hava boşluklarının iltihabı.

SİNÜS:Trigonometrik bir çember üzerine taşınmış bir yayın ucunun ve yaya karşılık olan merkez açısının ordinatı.

SİNYAL:Çevir sesi.

SİON: Bir Hıristiyan tarikatı.

SİON: İsviçre’de bir kent.

SİPALİ:Argo’da bir şarkıcı yada çalgıcının yaptığı iş karşılığında aldığı ücrete verilen ad.

SİPARONER:Maltalıların altı düz,pruva etrafında bir direği olan,küçük teknelerine verilen ad.

SİPEHSALAR:Selçuklu devletinde başkomutana verilen unvan.

SİPOLİN:Katmanlarında içi içe daireler bulunan billurlaşmış bir kalker türü.

SİPSİ :Zurnanın dudaklara gelen kamış bölümü.Su kamışından kesilen parçaya takılan 3-5 cm uzunluğundaki cukcuk ya da sipsi denilen parçadan oluşan ilkel üflemeli bir halk çalgısı.

SİPSİ:Gemici düdüğü.

SİPSİPULLAH:Yüzü uzun,kafası sivrice kimse.

SİR:Tunceli yöresine özgü,sac sırımı da denilen bir tür hamur yemeği.

SİRAC: Meşale,kandil,ışık.

SİRE :Parafinli veya plastikli kumaştan su geçirmez giysi.

SİREN: Canavar düdüğü.

SİREN: Yunan mitolojisinde,büyüleyici şarkılarıyla denizcileri tehlikeye düşüren yarı kuş,yarı kadın yaratık.

SİRENG: Eski dilde Anka kuşu.

SİRER:Deniz kızı.

SİRESATEN:Beyaz iş işlemekte kullanılan beyaz ve parlak iplik.Bir çeşit parlak ipekli kumaş.

SİRET: Ahlak, karakter,huy.

SİRET: Eski dilde biyografi anlamında kullanılan sözcük.

SİRETİANTER:Seçili nesirle yazılmış 32 kitapçıktan oluşan bir Arap kahramanlık romanı.

SİRİŞK: Gözyaşı.

SİRK: Buz yalağı,buzul ve don etkisiyle oluşmuş,sarp kenarlı çukur.

SİRKAF:Bir iskambil kağıdı üzerine hileci tarafından yapılan işaret.

SİRKAT :Çalma, hırsızlık.

SİRKE:Bit,tahta kurusu gibi böceklerin yumurtası.Yeni doğan bit yavrusu.

SİRKEN:Yabani ıspanak.

SİRKENCEBİN:Bal ve sirke karıştırılarak yapılan şerbet.

SİRKERUHU:Asetik aside verilen bir ad.

SİRMO:Van’da yapılan otlu peynirin içine konulan ve Doğu Anadolu’da da yetişen yabani sarımsak türü.

SİROKO : Akdeniz havzasında görülen çok sıcak bir rüzgar.

SİRON: Gümüşhane ve Bayburt yöresine özgü,yufka ve yoğurtla yapılan bir yemek.

SİROZ: Karaciğerin irileşmesi ya da körelmesi ile beliren hastalık.

SİRRUS:Saçak bulut.

SİRTAKİ :Yunan dansı.

SİRTO:Türk müziğinde bir oyun havası.

SİS: Adana’nın Kozan ilçesinin eski adı.

SİS: Kalın su buğusu.

SİSAL :Tropikal bölgelerde yetişen ve yapraklarından değerli bir tekstil elyafı elde edilen bitki.

SİSDAĞI : Trabzon ilinde bir yayla.

SİSMİK:Depremle ilgili.

SİSMOGRAF: Depremyazar.

SİSMOLOJİ :Yer sarsıntılarının oluş kökenini,deprem işleyişini,boyutunu,etkilerini ve alt yapısını araştıran jeofiziğin bir alt kolu. Deprem bilimi.

SİSTİKOLA: Afrika ve Avrasya’da yaşayan,terzi kuşu da denilen,ötleğene benzer bir kuş.

SİSTİRE:Sert ağaçtan masif yada kaplamalı yüzeyleri perdahlamaya yarayan çelik kazıma aleti. Bir tahtanın üzerinden ufak pürüzleri giderip onu dümdüz bir duruma getirmeye yarayan ince çelik lama.

SİSTİT:Genellikle bakterilerin neden olduğu sidik torbası iltihabı.

SİSTOL:Kalp kasının kasılma devresinden biri.Kalp kasının kasılması.

SİSTOLİK: Tıp dilinde büyük tansiyona verilen ad.

SİSTOLİT:Hücre içi kalsiyum karbonat çıkıntısı.

SİSYPHOS:Yunan mitolojisinde kurnazlığın simgesi olan Korinthos kralı.

SİT: Doğal ve tarihsel özelliklerinden dolayı devletçe koruma altına alınan yer veya bölge.

SİTA:Hindu mitolojisinde Rama’nın karısı.

SİTAR: Hint müziğinde kullanılan bir grup telli çalgıya verilen ad. Bir hayli uzun saplı,perdelerin altından geçen ahenk telleri bulunan ve sapının yanında yer alan burgularla akort edilen Hint çalgısı.

SİTARE:Eski dilde yıldız.


Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 14:52