Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa

S - (S-SYR) - Sayfa 5

e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
S - (S-SYR)
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Tüm Sayfalar

STRİPTİZ:Genellikle gece kulüplerinde,pavyonlarda genç bir kadının müzik eşliğinde dans edip soyunarak yaptığı gösteri.

STRUDEL:Avusturya mutfağına özgü,rulo biçiminde sarılan ince yufkadan yapılan elmalı bir tatlı.

STRUMA: Romanya’daki Nazi soykırımından kaçan 769 Yahudi sığınmacıyla 1941 yılında İstanbul’a gelen,Türk yetkililer tarafından karaya çıkma izni verilmeyince 70 gün İstanbul açıklarında bekleyen ve bir infilak sonucu batan gemi.

STRÜKTÜR :Yapı.

STRÜKTÜRALİZM:Yapısalcılık.

STRÜKTÜREL:Yapısal.

STUKA: İkinci Dünya Savaşında Almanya tarafından kullanılan bir savaş uçağı tipi.

STUPA:Budizm’in en önemli yapısı olan ve içinde kutsal emanetler saklanan Hint kökenli anıt.

STÜDYO:Tek odalı daire.

STYGİOFOBİ: Cehennem korkusu.

SU :Kenar süsü. Mendil ve peçeteler de kenara yapılan işleme.

SU: Hidrojenle oksijenin bileşimi ve hayatın kaynağı olan madde.

SU:Çiçeği,terazisi ve böreği vardır.

SUATDERVİŞ :Toplumsal gerçekleri konu alan “Fatma’nın Günahı”, “Buhran Gecesi” “Ankara Mahpusu”, “Fosforlu Cevriye” gibi romanlarıyla tanınmış kadın yazarımız

SUATTAŞER:Tiyatro oyunculuğunun yanı sıra Haraç-Mezat,Evrende Ellerimiz gibi şiir kitaplarıyla da tanınmış şair ve oyuncumuz.

SUBA :Hindistan’da Ekber döneminde büyük eyaletlere verilen ad.

SUBATAN:Düden de denilen ve karstik yörelerde kapalı havzaların sularını toplayan oyuk.

SUBRA: Giysinin koltuk altına teri tutmak için konulan parça.

SUBRET:Komedilerde hafifmeşrep genç kadın veya şen,şakrak,iğneleyici tavırlı hizmetçi rollerine çıkan kadın oyuncu.

SUBUN:Kadın giysisi,entari.

SUBURA: Sivas yöresine özgü,üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek hazırlanan bir tür hamur işi.

SUBYA: Mürekkep balıklarının mürekkebe benzeyen sıvısı olan türü.

SUBYE: Bir gün önceden ıslanmış pirincin ezilmesiyle elde edilen ve koyultma işlerinde kullanılan malzeme.

SUCRE:Ekvador’un para birimi.

SUDA: Rahatsız etme,sıkıntı verme anlamında eski sözcük.

SUDAGABO:Eskiden bahriye topçusuna verilen ad.

SUDAK:Levrekgillerden eti beyaz ve lezzetli bir balık.

SUDOKU:Karelere çeşitli rakamları yerleştirme ilkesine dayalı,Japon kökenli bir mantık oyunu.

SUDÜŞEN:Yalova ilinde bir şelale.

SUFİ: Tasavvufa mensup olanların giydikleri yün elbisenin adı olan sof kelimesinden türemiştir.

SUFLE: Yuvarlak ve derin fırın kabında yumurtası bol tatlı veya tuzlu karışımın fırınlanması.Süt,peynir,yumurta ve yufkayla yapılan bir tür yiyecek.

SUGATO: Ege yöresine özgü,patates ve yumurtayla yapılan Girit kökenli bir yemek.

SUHTE: Medrese öğrencisi.

SUHUF: Bazı peygamberlere gelen ilahi buyruklar.

SUHUNET:Isı derecesi,sıcaklık.

SUİSTİMAL: Kötüye kullanma.

SUK:Arabistan’da çeşitli yerlerde kurulan pazarlar.

SUK:Kore’ye özgü,pirinçten elde edilen bir cins bira.

SUKA:Esnaf,küçük dükkan sahibi.

SUKARNO:Endonezya bağımsızlık hareketinin önderi ve Endonezya’nın ilk devlet başkanı olan devlet adamı.

SUKİYAKİ: Japon mutfağına özgü,ince dilimlenmiş sığır etiyle yapılan bir yemek.

SUKKULENT: Yaprak ve dallarında su biriktiren bitkilere verilen ad.

SUKUK: Şeriat kurallarına uydurulmuş sözde faizsiz bir tür bono.

SUKUT:Düşme.

SULAWESİ :Cava ve Bali gibi, Endonezya adalarından biri.(Eski adı Selebes).

SULB: Döl.

SULTAN: Padişahların erkek ve kız çocukları ile anne ve eşlerine verilen unvan.

SULTANA: Ege bölgesine has bir beyaz üzüm.

SULTANGALİYEV:Rusya Müslümanlarını federatif bir sosyalist devlet içinde birleştirmeye yönelik çalışmalarıyla tanınan Tatar düşün ve devlet adamı.

SULTANIYEGAH: Türk müziğinde bir makam adı.

SULTANİ:Küçük taneli bir bezelye türü.

SULTANİ:Osmanlılar döneminde lise dengi okullara verilen ad.

SULTANİBUSELİK: Türk müziğinde bir makam.

SULTANİHÜZZAM: Türk müziğinde bir makam adı.

SULTANİYE:Muğla’nın Köyceğiz ilçesinde bir kaplıca.

SULTANMURAT : Trabzon’un Çaykara ilçesinde bir yayla.

SULU: Yersiz şakaları ve hoş olmayan davranışlarıyla çevresindekileri rahatsız eden kimseler için kullanılan sözcük.

SULUİN:Antalya’nın Finike ilçesinde,Asya kıtasının en uzun su altı mağarası.

SULUSEPKEN:Yağmurla karışık kar yağışı.

SULUYAYIM: Tarhana çorbasına verilen bir başka ad.

SULUZIRTLAK:Halk dilinde limona verilen ad.

SUM:Özbekistan’ın para birimi.

SUMAK: Antep fıstığıgillerden,sıcak bölgelerde yetişen,kabuğu hekimlikte,yaprakları dericilikte kullanılan bir ağaç ve aynı adı taşıyan meyvesinin adı.

SUMAK:Heybe,yaygı,kolan,kuşak gibi şeylerin yapımında kullanılan bir dokuma türü.

SUMATRA: Endonezya’nın ikinci büyük adası.

SUMELA: Trabzon’daki Meryemana Manastırı’na verilen bir başka ad.

SUMEN(SÜMEN):Üzerinde yazı yazmaya,arasında evrak saklamaya yarayan deri kaplı altlık.

SUMO:Bin beş yüz yıl öncesine dayanan Japon güreşi.

SUMRU:Deniz kırlangıcı da denilen bir kuş.

SUMSIRA: Mersin yöresine özgü pekmez ve susamla yapılan bir tatlı.

SUMSUK :Halk dilinde yumruk.

SUMUHALLEBİSİ:Nişasta,süt ve su karışımının önce pişirilmesi,buz dolabında katılaşmasından sonra ceviz büyüklüğünde kesilip şeker ve gül suyu içinde üzerine fıstık serpilerek sunulan bir tatlı türü.

SUNA :Erkek ördek.

SUNAK :Tören yapılan taş masa.

SUNDURMA :Ticari malların geçici olarak konulduğu yer.

SUNDURMA: Yağmur veya güneşten korunmak için bir kapı üstüne veya duvar önüne yapılan saçak. Evlerin önündeki taşlık. Üstü kapalı balkon.

SUNGU: Bir tanrıya ya da tapınağa sunulan şey.

SUNGUR:Doğana benzeyen yırtıcı,avcı kuş.

SUNTA:Doğramacılıkta kereste olarak kullanılan,sıkıştırılmış talaş ve yongadan yapılan tahta. Ahşap yonga levhası.

SUNTALAM :Formika görünümlü sunta .Ucuz mobilya ve lambri yapımında kullanılan,yüzü suni reçineyle kaplanmış,formika görünümlü malzeme.

SUNTIRAÇ: Nalbantların,hayvanın tırnağını keserken kullandıkları keskin araç.

SUOMİ:Finlandiya’nın resmi adı.

SUP:Çikolata ile yapılan bir çeşit tatlı.

SUPALAN:Eşyanın sundurma veya antrepoya boşaltılmaksızın bulunduğu aracın üzerinde muayene edilerek sahibine teslim edilmesi işlemine verilen ad.

SUPARA :Osmanlı İmparatorluğu’nda okul kitaplarının genel adı.

SUPHİ: Sabahla ilgili.

SUPLEMAN: Bir kitabı,bir yayını tanımlamak ve zenginleştirmek için yapılan ek.

SUR: Boynuzdan yapılan nefesli bir çalgı.Kıyamet günü İsrafil’in öttüreceği borunun adı.

SURA: Antalya ilinde antik bir kent.

SURA:Koyun yada kuzu kaburgası içine pirinç doldurularak yapılan bir yemek.

SURA:Yumuşak ve ince bir ipekli kumaş.

SURATİ:Manda sütünden yapılan bir Hint peyniri.

SURE: Kuran’ın bölünmüş olduğu 114 bölümden her biri.

SURET: Görünüş,biçim.

SURET:Türkiye-Suriye sınırındaki yerlerde konuşulan ve yok olmak üzere olan dil.

SURETA:Görünüşe göre,görünüşte.

SUREZENESİ:Maydanozgillerden,su kıyılarında ve bataklıklarda yetişen zehirli bir bitki. Su baldıranı da denilen bir bitki.

SURİ:Eski dilde biçimsel anlamında bir sözcük.

SURİ:İçten olmayan,yapmacık.

SURİNAM:Güney Amerika kıtasında bir ülke.

SURNAME: Divan edebiyatında şehzadelerin sünnet düğünleriyle hanım sultanların doğum ve evlenme törenlerini anlatan şiirlere verilen ad.

SUS:Elamın başkenti.

SUSAK:Su kabağından yapılmış yada ağaçtan oyulmuş maşrapa.

SUSAM : Sıcak bölgelerde yetişen küçük bir bitki. Yağı çıkarılan,öğütülerek tahin elde edilen ve simit üzerine serpilen küçük sarımtırak tohum.

SUSTA:Emniyet yayı.

SUSUZ: Konya’nın Seydişehir ilçesinde bir mağara.

SUŞİ:Çiğ balık dilimleriyle,deniz ürünleriyle v.s. süslenmiş yada yosun yaprağına sarılmış sirkeli pirinç topakçığı. Japon mutfağında pirinçle yapılan temel yemeklerden biri.

SUTAVUĞU:Gri kızıl karışımı tonda benekli veya çizgili tüyleri olan bir kuş.

SUTERAZİSİ: Basıncı çok olan suyun basıncını azaltarak künklerin patlamasını önleyen,belli aralıklarla yapılmış,depo görevindeki kule.

SUTERAZİSİ:Çeşitli yüzeyleri istenilen konuma getirmek için kullanılan ölçü aleti.

SUVARMAK:Hayvana su vermek,su içirmek.

SUVLA:Gelibolu yarımadasında,Anafarta da denilen bir koy.

SUVLAKİ:Yunanistan’da çöp şişe verilen ad.

SUZAFON:Tuba ailesinden nefesli bir çalgı.

SUZAN :Yakıcı,yakan.

SUZENİ (SÜZENİ): İğne ve tığla kumaş üzerine işleme. Kasnağa geçirilmiş kumaşa iğne ya da tığla yapılan bir tür nakış.Daha çok yorgan yüzü,bohça ve giysi bezemede kullanılır.

SUZİDİL: Türk müziğinde bir makam.

SUZİDİLARA: Türk müziğinde bir makam adı.

SUZİNAK: Türk müziğinde bir makam adı.

SÜ:Eski dilde asker.

SÜBEK: Kimi yörelerde beşikteki çocukların bacakları arasına yerleştirilen sidik şişesine ya da sidiği bir kaba akıtacak boruya verilen ad.

SÜBJEKTİF:Öznel.

SÜBUT: Gerçekleşme,şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkma.

SÜBVANSİYONEL:Yardımsal.

SÜBYAN: Çocuklar.

SÜBYE: Badem içi,kavun çekirdeği vs ‘den elde edilen ve bazı sütlü tatlılara nişasta yerine katılan beyaz bulamaç.

SÜBYE: Hafif işlerde kullanılan ve bir ağırlığın aksi yöne çekilmesine yarayan donanım.

SÜBYEARMALI: Seren yelkenleri bulunmayan,yalnız yan yelkenleriyle donatılmış yelkenli tekne.

SÜCUT: Secdeye varma,secde etme.

SÜET: Tüylü kundura derisi. Yumuşak ve yüzü ince havlı bir tür deri.

SÜFLİ: Aşağı,aşağılık,bayağı,adi.

SÜFRAJET: Eskiden İngiltere’de kadınlara millet vekili seçme ve seçilme hakkını kazandırmak için çalışan kadınlara verilen ad.

SÜHAARIN :Safranbolu’da Zaman, Urartu’nun İki Mevsimi, Kula’da Üç Gün gibi belgesel filmleriyle tanınmış yönetmenimiz.

SÜHAN: Söz,lakırdı.

SÜHEYL:Güney yarımkürede bulunan parlak yıldız,Yıldırak.

SÜHEYLA: İyi huylu kadın.

SÜHULET: Kolaylık.

SÜHUNET: Sıcaklık.

SÜİT: Aynı tonda yazılmış çalgı parçaları dizisi.

SÜİT: Otellerde birden çok odaya sahip olan özel bölüm.

SÜJE:Gramerde özne.

SÜKKAR: Erzurum yöresine özgü,pirinç ve yumurtayla yapılan bir tür köfte.

SÜKRE:Ekvator’un para birimi.

SÜKUT: Susma,sessizlik.

SÜLFAMİT: Mikroplara karşı etkili olan azotlu ve kükürtlü organik birleşimlerin ortak adı.

SÜLFAT: Sülfirik asidin tuzu veya esteri.

SÜLFÜR: Kükürdün başka bir elementle yaptığı birleşik.

SÜLİNE:Dar ve uzun kavkılı bir deniz yumuşakçası.

SÜLÜĞEN: Pas önleyici astar boyaların hazırlanmasında kullanılan kırmızı boya.

SÜLÜN:Kuyruğu çok uzun,eti beğenilen bir kuş.

SÜLÜNGÜR: Muğla’nın Dalyan beldesinde bir kıyı gölü.

SÜLÜS: Arap abecesiyle yazılan hat sanatında bir yazı türü.

SÜMBÜL: Zambakgillerden,çiçekleri kuvvetli kokulu ve türlü renkli bir süs bitkisi.Akdeniz ve Ortadoğu kökenli,çok gösterişli salkım çiçekli,soğanlı otsu bitki

SÜMBÜLTEBER :Zambakgillerden, beyaz renkli ve güzel kokulu Meksika kökenli bir çiçek.

SÜMEK:Eğrilmek için temizlenmiş ve taranmış yumak biçiminde yün.

SÜMSÜK: Sivri gagalı ve kısa bacaklı bir deniz kuşu.

SÜMSÜK: Uyuşuk davranan,miskin,aptal,mıymıntı,sünepe,pısırık,yalaka,şımarık.

SÜNDÜRME: Taze peynir ve şekerle yapılan bir tatlı.

SÜNDÜS:Dokusunda altın ve gümüş tellerin de bulunduğu ipekli bir kumaş.

SÜNE:Yarım kanatlılardan,yumurtalarını ekin yapraklarına bırakan esmer renkli,zararlı böcek.

SÜNEK: Esnek nesne.

SÜNEPE: Kılıksız ve uyuşuk kimse.

SÜNGERİYE:Beyaz peynirle yapılan bir çeşit tatlı.

SÜNNET GÖLÜ:Bolu’nun Göynük ilçesinde, doğal güzelliğiyle tanınmış bir göl.

SÜNNET: Peygamberin adet,söz ve hareketleri.

SÜPEREGO: Üst benlik.

SÜPERNOVA: Çok büyük kütleli bir yıldızın,güneşten milyarlarca kez daha güçlü bir şekilde patlaması.

SÜPHAN: Allah.

SÜPTİL:Yoğunluğu az ve ince olan anlamında bir sözcük.

SÜPÜRGELİK: Yapılarda,duvarların döşeme ile birleştiği yerlere yerleştirilen ve boydan boya giden 5-8 cm yüksekliğinde ahşap,taş,metal veya plastik şerit.

SÜRA:İlk kez Hindistan’da dokunan,yumuşak ve hafif bir çeşit ipekli kumaş.

SÜRAHİ: İçerisine su,şerbet,içki konabilen camdan,seramikten ve porselenden yapılan şişkin gövdeli,dar boğazlı,kulplu-kulpsuz kap.

SÜREĞEN :Müzmin,kronik.

SÜRGÜ: Hastanın büyük ve küçük aptesini yapabilmesi için altına sürülen kap.

SÜRGÜ: Kapının kapanması için arkasına yatay olarak yerleştirilen demir veya ağaç kol,sürme.

SÜRGÜ: Sıvayı bastırıp düzeltmek için kullanılan büyük mala.

SÜRGÜ: Sürülmüş tarlayı bastırmak ve düzeltmek için kullanılan tarım aracı.

SÜRH: Kırmızı mürekkep.

SÜRK: Hatay yöresine özgü,çökelek peynirinin baharat ve salçayla yoğrulup kurutulmasıyla hazırlanan bir yiyecek.

SÜRREALAYI :Mekke ve Medine’de oturan ileri gelenlere dağıtılmak üzere törenle gönderilen parayı taşıyan topluluk.

SÜRREALİST:Gerçeküstücü.

SÜRSAT:Osmanlı devletinde savaş zamanında ordunun gereksinimlerini karşılamak için halktan toplanan erzak.

SÜRÜM: Bir ticaret malının satışa sunulması.

SÜRÜR: Kırmızı cıva oksit.

SÜRVEYAN:Gözetmen,gözetici.

SÜRYANİLER: Ortadoğu’da ve Türkiye’de yaşayan Hıristiyan halk.Kökeni Mezopotamya’ya dayanmaktadır.

SÜSEN :İri ve kokulu çiçekler açan bir süs bitkisi.

SÜT:Erkek balığın tohumu.

SÜTLABİ :Yurdumuzun sulak alanlarında kışlayan,beyaz tüylü ve küçük bedenli bir ördek cinsi.

SÜTLAÇ: Süt,şeker ve pirinçle yapılan bir tatlı türü.

SÜTLEĞEN:Adını,içerdiği beyaz renkli sütsü özsudan alan,hekimlikte ve sanayide kullanılan bir bitki cinsi.

SÜTLÜCE:Düğün çiçeği de denilen bir süs bitkisi.

SÜTRE: Perde,örtü.

SÜTÜVEN : Balıkesir’de doğal güzelliğiyle ünlü bir şelale.

SÜVANYÖB: Karşılaşma sırasında boksörün bakımıyla ilgilenen kimse.

SÜVARİLİK:Pantolonun dizine ve arkasına konulan parça.

SÜVEN : Bozuk ve gevşek arazide ya da göçük açmada bağ direklerinin üst ve yanından arazi içine çakılarak sürülen ucu sivri direk ya da kama.

SÜVETER:Genellikle altına gömlek veya bluz giyilen örgü kazak.

SÜYEK:Atel.

SÜYÜN: Süzülmüş,biraz zayıflamış.

SÜZEK: Süzgeç, kevgir,filtre.

SÜZEREN:Derebeylikte,kendisine itaat edilen efendi.

SÜZGÜ:Delikli çanak.

SÜZÜM:İğneye geçirilen bir sap iplik.

SVAHİLİ: Afrika’nın doğu kıyılarında konuşulan Bantu dili.

SVASTİKA: Gamalı haç.Hindistan’da kullanılan gamalı haç biçiminde falcılık simgesi.

SVAZİLER:Afrika’nın güneyinde yaşayan bir halk.

SWAP:Bankalar arasında çeşitli paralar için ön mutabakat ve emaneten satışla sağlanan takas işlemi.

SWİNG: Kökeni 1930’lu yılların Amerika’sına dayanan bir caz müzik türü. Hem ritmin sürükleyiciliğini hem de belirli bir üslubu anlatan terim.Geniş bir caz orkestrası,solo pasajlara yapılan gösterişli vurgu ve4/4 temposu başlıca özelliklerdir.

SWİNG:Boksta vurulan bir yumruk çeşidi.

SY: Seyşeller’in plakası.

SYEDRA:Alanya ilçesinde antik bir kent.

SYNTHESİZER:Çoğunlukla dijital bir bilgisayar yardımıyla elektronik yolla ses üreten ve sesleri değişikliğe uğratan aygıt.

SYR : Suriye’nin plakası.



Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 14:52