Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa

T - (TA-TYURATAM) - Sayfa 3

e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
T - (TA-TYURATAM)
Sayfa 2
Sayfa 3
Tüm Sayfalar
TİREK :Küçük ok.

TİREN: İtalya’nın batı kıyısı ile Korsika,Sardinya ve Sicilya adaları arasındaki deniz.

TİRENDAZ :Eski dilde zarif giyinen kimse. Hamarat,elinden her iş gelen.

TİRENDAZ:Ok atan,okçu.

TİRGERAN: Osmanlılarda saray için süslü ok yapan ustalara verilen ad.

TİRHANDİL: Eskiden sünger avcılığında kullanılan başı ve kıçı sivri gelen ahşap tekneler. Yelken ve kürekle yürütülen bir tür gemi. Yelken ve kürekle yürütülen ve genellikle Bodrum’da kullanılan dayanıklı ve zarif tekne türü.

TİRİK: Ensiz tahta.

TİRİLTİRİL:Titrer gibi dalgalanan ince kumaş.

TİRİLTİRİLOLMAK: Çok ince olmak.

TİRİLYE :Bursa’nın Mudanya ilçesine bağlı,tamamıyla sit alanı olan Zeytinbağı bucağının eski adı.

TİRİLYE:İnce kabuklu ve yağ oranı yüksek,sofralık bir zeytin cinsi.

TİRİM:Bir geminin baş ve kıç taraflarında çektiği sular arasındaki fark.

TİRİNA:Gümüşhane yöresinde un çorbasına verilen ad.

TİRİNK: Argo’da peşin paraya verilen ad.

TİRİŞ:Ekşi.

TİRİŞİN:Van-Hakkari sınırında, kaya resimleriyle ünlü bir yayla.

TİRİT :Kızartılmış ekmeği et suyuyla haşlayarak yapılan yemek.

TİRİT:Yaşlı ve zayıf kimse.

TİRİZ:Dar ve ensiz tahta.

TİRKEŞ: Ok atan,okçu.Meşinden yapılan ve sırtta taşınan ok torbası.

TİRLE :Meme başı üzerine yerleştirilip sütün alınmasına yarayan araç.

TİRLİN: Türlü kalınlıklarda mürekkeple çizgi çizmeye yarayan gereç.

TİRMA:Trabzon yöresine özgü bir tür un çorbası.

TİRNELE:Üç yada daha çok sayıda halat telinden elle örülerek yapılmış kısa ip.

TİRNİK:Burnunun ucunda şark çıbanı (Halep çıbanı) izi olan kimse.

TİROİT:Gırtlağın ön ve alt bölümlerinde bulunan,salgısını kana veren,çok damarlı önemli bir bez.

TİROTOMİ:Tiroit kıkırdağı dikine kesilerek gırtlağın açılması.

TİRPİTİL:Ufak bahçe çapası.

TİRSİ : Hamsigillerden, Alosa’da denilen ,yumurtalarını tatlı sulara bırakan bir balık.

TİRŞE: Eskiden üzerine yazı yazmak için hazırlanan deri, parşömen. Dana, koyun, keçi,ceylan derisinden özel atölyelerde ince ve yumuşak,gök yeşili,beyaz,sarı,kırmızı renklerde kağıt haline getirilmesiyle elde edilir.

TİRŞE:Yeşil ile mavi arası bir renk.

TİRŞİK:Yemeği yapılan tadı ekşi bir ot.

TİRYAK:Bitkisel,hayvani yada madeni maddelerin karışımından yapılan macun,panzehir.

TİŞÖRT:Genellikle kısa kollu,pamuklu spor gömlek.

TİTAN : Satürn’ün en büyük uydusu.

TİTAN:Parlak beyaz renkli basit bir element.

TİTANİK :Bin dokuz yüz on iki yılında batan ünlü transatlantik.

TİTİCACA ( TİTİKAKA):Güney Amerika’nın ikinci büyük,dünyanın en yüksek gölü.

TİTOTALİZM:Her türlü alkollü içkinin içilmesini yasaklayan sistem.

TİTR:Ad,unvan,etiket.

TİTREM:Sesin yükselip alçalması; ton.

TİTREYENGÖL:Manavgat Çayı’nın Akdeniz’e dökülürken oluşturduğu, doğal güzelliğiyle tanınmış göl.

TİVİK: Akkarınca,termit.

TİVOLİ:İtalya’da bir kent.

TİYNET:Yaradılış,huy,maya.

TİZE: Denizcilikte halatı germe.

TJ:Çin’in plakası.

TJ:Tacikistan’ın internet harfleri.

TJURUNGA: Avustralya yerlilerinin inancında,mitolojik bir yaratık ve bu yaratığı temsil eden,ahşap ya da taştan yapılma dinsel tören figürü.

TL: Talyum elementinin simgesi.

TL: Türk Lirası kısaltması.

TLON: Vietnam’da yetişen ve gövdesinden tıpta kullanılan bir zamk elde edilen büyük ağaç.

TLOS:Muğla’nın Fethiye ilçesinde antik bir kent.

TM:Tulyumun simgesi.

TM:Türkmenistan’ın plaka imi.

TMO: Toprak Mahsulleri Ofisi.

TN:Tunus’un plakası.

TNT: Trinitrotoluen’in kısaltması.

TO :Japonya’da kullanılmış eski bir hacim ölçüsü birimi.

TOBALAR:Arjantin, Bolivya ve Paraguay’da yaşayan Kızılderili bir halk.

TOBOGGAN:Bir kavşağı aşmaya olanak veren,viyadük biçiminde kısa karayolu.

TODİ: Karagöz oyununda Çingene karakteri.

TODİ:Antil adalarında yaşayan ötücü bir kuş.

TOGA: Eski Romalıların ulusal giysisi olan geniş,kıvrımlı ve uzun harmani.

TOHMA: Ankara yöresine özgü karaciğer,bulgur,un ve pirinçle hazırlanarak yağda kızartılan bir tür köfte.

TOHMA:Fırat ırmağının Türkiye sınırları içindeki en önemli kolu.

TOHT: Köpeklerin boynuna takılan,dikenli demir halka.

TOK:Jokeylerin giydiği kenarsız başlık.

TOKA: Kadınların saçlarını tutturmaya yarayan araç.

TOKA:İçki içerken birinin şerefine,sağlığına kadeh tokuşturulması.

TOKAÇ (TOKUÇ): Çamaşırı su içinde döverek yıkamada, temizlemede kullanılan yassı,kulplu tahta tokmak.

TOKAK:Biralık bir arpa cinsi.

TOKALOĞLU:Yurdumuza özgü bir kayısı türü (Tekel’in kayısı likörü bundan yapılır).

TOKALON: Güzel olan anlamında kullanılan sanat terimi.

TOKARA:Akarsularda balık avlamaya yarayan üçgen biçiminde çubuklardan yapılmış bir balık ağı.

TOKAT: Tarla,bahçe ya da mandıra kapısı.

TOKAT:Hayvan ağılı.

TOKATA: Klavyeli çalgılar için bestelenen bir müzik formu.

TOKAY: Ünlü Macar şarabı.

TOKLU:Altı aylıkla iki yaş arasındaki koyun.

TOKMAK: Ağaçtan yapılmış iri çekiç,ağaç takoz.

TOKMAKBAŞ:Azman kaya da denilen bir balık. Kayabalığına verilen bir ad.

TOKMAKLAR: Ayvalık ilçesinde,dalış sporu için ideal bir deniz yöresinin adı.

TOKMAR: Mersin’in Silifke ilçesinde bir kale.

TOKOFOBİ: Doğum yapmaktan duyulan korku.

TOKSİFOBİ: Zehirlenme korkusu.

TOKSİKOMAN:Uyuşturucu madde kullanma alışkanlığı olan kimse. Dıştan sağlanan her türlü maddeye karşı fiziksel ve ruhsal bir bağımlılık duyan kimse.

TOKSİN:Canlı organizmalarda görülen zehir.

TOKUR:Halk dilinde büyük bilyeye verilen ad.

TOL :Yayla veya bahçe kulübesi, küçük köy.

TOLA: Islatılarak yünü alınmış ham koyun derisi. Tüyü,yünü,kılı alınmış, kırkılmış ham derilere verilen ad.

TOLAMAN: Trakya ve Muğla yöresinde yetişen,büyük kırmızı çiçekleri bulunan bir tür yabani lale.

TOLERANS :Hoşgörü.

TOLGA :Savaşçıların,eski Türk komutanlar ve askerlerinin başlarına giydikleri zırhlı başlık.Miğfer.

TOLÜEN:Maden kömürü katranında benzinle birlikte bulunan,eritici ve leke çıkarıcı olarak kullanılan,yanabilir sıvı hidrokarbür.

TOM:Olgun Hindistan cevizinden yapılan bir tür tespih.

TOMAK: Ağaçtan yapılmış top.

TOMAK:Bir tür kalın ve ağır çizme.

TOMAKA:Kadın baş süslemelerinde kullanılan, çene altından ve yanakların üzerinden yukarı doğru geçirilerek baş örtüsüne kancalanan, genellikle gümüşten yapılmış takı.

TOMAKAN (TOMEKAN) (TÖHMEKAN): Halk dilinde semizotuna verilen ad.

TOMAR: Topun içini silmekte kullanılan ucu fırçalı çubuk.

TOMARA (TOMARİS) :Anadolu’nun Lidya bölgesinde kent.

TOMARA:Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yetişen, salatası, yemeği ve turşusu yapılan, pazıya benzer bir bitki.

TOMARA:Gümüşhane’nin Şiran ilçesinde bir şelale.

TOMAS:Serto,dorak gibi adlar da verilen bir cins tulum peyniri.

TOMBAK :Kuyumculukta kullanılan yüzde sekseni bakır, yüzde yirmisi çinkodan oluşan sarı renkli alaşımdan yapılan ve üzerine altın yaldız çekilen şişkin kapaklı sahan veya leğen.

TOMBAZ : Irmaklarda işleyen bir çeşit altı düz tekne.

TOMBOLO:Bir adayı anakaraya bağlayan kıyı dili yada kıyı oku. Karaya bağlanarak yarım adaya dönüşmüş ada.

TOMBUL: Yuvarlak,şişman.

TOMOFOBİ: Ameliyat olmaktan duyulan aşırı korku.

TOMOGRAFİ:Bir organ yada organizma kesitinin röntgen filmini çekme yöntemi.

TOMRİS:Pers kralı Keyhüsrev’i öldürmesiyle tanınan İskit kraliçesi.

TOMRUK:Kesilmiş ağacın silindir biçimindeki gövdesi.

TON: Bin (1000) kg.

TON:İnsan ya da çalgı sesinin yükseklik ya da alçaklık derecesi.Konuşmada sesin duyguları belirtecek biçimde çıkması.

TONADİLLO:İspanyol dilinde şarkının küçültülmesi.Eski İspanyol edebiyatında müziklendirilmiş,ezgiler ve şarkılarla çeşnilendirilmiş küçük piyes.

TONAJ: Bir ticaret gemisinin iç hacminin hesaplanmasıyla elde edilen, 2.83 m3 ya da 10 İngiliz ayak küpü bir ton hesabı ile,hacim tonu olarak belirtilen taşıma kapasitesi.

TONALİTE:Belirli bir tonda yazılmış müzik parçasının niteliği.

TONER: Fotokopi makinelerinde renk tonunu veren kimyasal madde.

TONET:Buharla ısıtıldıktan sonra bükülerek biçim verilen ahşap çubuklarla yapılan mobilya.

TONGA:Argo’da hile,düzen,tuzak.

TONGA:Kurumuş tütün yaprakları destesi.

TONGURAK: At arabalarına,develerin kuyruğuna,davar ya da köpeklerin boynuna takılan küçük küre biçiminde çan.

TONİK :Acı portakal esansı ve kınakına özütü içeren soda tipi.

TONİK:Organları uyaran ve güçlendiren ilaç.

TONİLATO:Gemilerin alabileceği yükü belirtmekte kullanılan bir tona eşit birim.

TONİTROFOBİ: Gök gürlemesinden ve fırtınadan aşırı korkma.

TONMAYSTER:Radyo ve televizyonda ses sorumlusu,ses yönetmeni.

TONO:Burgu da denilen uçağın havada dönerek yaptığı akrobasi hareketi.

TONOMETRE: Göz içi basıncını ölçmeye yarayan aygıt.

TONOZ :Bir mekanı örten kemerli yapı. Biçimi alttan içbükey(obruk) olmak üzere taş yada tuğla ve harçla örülmüş yarım silindir biçiminde tavan

TOOLBAR:Bilgisayarda araç çubuğu.

TOPAK:Yufka açmak için avuç içinde yuvarlak bir biçim verilen hamur parçası.

TOPAKEV: Orta Asya’daki kimi göçebe Türk boylarının içinde yaşadığı,tepesi kubbe görünümlü yuvarlak çadır.

TOPALAK:Hünnapgillerden,yapraklarından yeşil boya çıkarılan bir bitki.

TOPALAK:Kıyma ve bulgurla yapılan sulu köfte.

TOPALAN: Samsun yöresine özgü kuşbaşı et ve bulgurla yapılan bir yemek.

TOPALKOŞMA: Çankırı yöresinde bir oyun havasına verilen ad.

TOPAN: Yuvarlak patlıcana verilen ad.

TOPAN:Aydın iline özgü bir zeytin cinsi.

TOPAN:Kefal balığına verilen bir başka ad.

TOPATAN:Güzel kokulu,sarı renkte,uzunca bir kavun türü.

TOPAZ: Alüminyum silikatı ve flüorinden oluşan, kahverengi ya da soluk sarı renkte sert,değerli süs taşı.

TOPİ: Eski Türklerde başa giyilen bir çeşit başlık.

TOPİK:Nohut,tahin,patates ve kuru soğanla yapılan bir tür meze.

TOPKARIN: Boz bakkal da denilen ardıç kuşu.

TOPLA: Üç parmaklı dirgen.

TOPLESS: Üstsüz.

TOPOGRAFYA:Bir kara parçasının doğal engebe ve özelliklerini kağıt üzerinde çizgilerle gösterme işi.

TOPOĞRAFYA: Yer şekil.

TOPOLOJİ: Aralarında belirli bir ilişki bulunan fiziksel ya da soyut öğelerden oluşmuş kümelerin özelliklerini inceleyen matematik dalı. Cisimlerin nitel özelliklerini ve bağıl konumlarını,biçim ve büyüklüklerinden ayrı olarak alıp inceleyen geometri dalı.

TOPONİMİ:Belli bir coğrafi bölgedeki yer adlarını,bunların kökenlerini,bölgede konuşulmakta olan dille yada ortadan kalkmış dillerle bağlantılarını inceleyen dilbilimi.

TOPUK: Ayağın arka kısmı.Yaylada ot çeşidi.

TOPUKDÖVEN: Etekleri yere kadar uzanan kadın entarisi.

TOPUR:Kestanenin dikenli olan dış kabuğu.Çotanak.

TOPUR:Kök sökmekte kullanılan bir tür büyük balta.

TOR :Sık gözlü ağ.

TOR(TOR) : Acemi.

TOR: Hamam havlusu.

TOR:Bir dairenin kendi düzleminde bulunan fakat merkezinden geçmeyen bir doğru çevresinde dönmesiyle oluşan cisim.

TOR:Burularak esneklik sınırı yükseltilmiş özel beton çeliği.

TORA: Tevrat’ın Hazreti Musa’ya vahiy edildiğine inanılan ilk beş kitabından oluşan birinci bölümü.

TORAK :Kömürleştirilecek ağaç veya pişirilecek tuğlalarla dolu olan ve dışı çamur ile sıvanan kümbet.

TORAK: Çökelek peynirine verilen bir başka ad.

TORAKS : Göğüs, bağır(Tıp dilinde).

TORAMAN:Tombul, iri yapılı.

TORANA: Hint mimarisinde üzerinde tonoz bulunan giriş sundurmasına verilen ad.

TORBEŞLER:Makedonya ve Kosova’da yaşayan etnik bir topluluk.

TORBİL :Gobene’de denilen bir balık.

TOREADOR:Boğa güreşçisi,matador.

TORERO : Boğa güreşçisi.

TORF:Göl kenarlarından çıkarılan ve çiçekçilikte kullanılan değerli bir toprak.

TORİK:Argo’da büyük sigara izmaritine verilen ad.

TORİK:İri palamut balığına verilen ad.

TORİL: Arenada güreşten önce boğaların kapatıldıkları yer.

TORK :Bir kuvvetin uygulandığı kütleyi bir eksen etrafında döndürme eğilimi.

TORK:Meşrubat kapaklarının kapanma sıkılığı.

TORLAK:Bektaşilikte tarikata yeni girmiş acemi dervişlere verilen ad. Genç, toy.

TORLUK:Lido da denilen ve bir lagünü denizden ayıran kıyı kordonu.

TORNA: Ağaç yada metal eşyaya yuvarlak bir biçim vermek için kullanılan çarklı tezgah.

TORNADA:Hızla dönen rüzgarların oluşturduğu şiddetli siklon fırtınası. Batı Afrika kıyılarında esen çok kuvvetli fırtına.

TORNADO:İki kişilik ve yelkenli bir yarış teknesi.

TORNET:Bilyeli tekerlekler ve küçük bir sandıktan oluşan basit taşıma aracı.

TORNİSTAN:Gemi için, pervaneyi ters yönde çevirme.Teknenin geriye hareketi.

TORS:Gövde heykeli.

TORTA: Kimi yörelerde külde pişmiş mayasız ekmeğe verilen ad.

TORTİLLA:Meksika’da mısır unundan yapılan mayasız yassı ekmek.

TORTU: Çökelti.

TORTUM:Erzurum ilinde,Türkiye’nin en yüksekten dökülen şelalesi ve bir göl.

TORUM: Deve yavrusu.

TORY:İngiltere’de XIX. yüzyıl başına kadar monarşi ve Anglikan geleneğini savunan parti.

TOSBAĞA: Kaplumbağa.

TOSKA: Genç ve küçük manda.

TOSMANKARA: Burdur ve Isparta’ya özgü,pekmezle yapılan cevizli un helvası.

TOST:Özel makinede kızartılmış ekmek dilimi.

TOSUN :Bir ile üç yaş arasında bulunan burulmuş erkek sığır.

TOTAL :Bütünsel.

TOTALİTER:Demokratik hak ve özgürlüklerin tam anlamıyla baskı altında tutulduğu, terör ve zulme dayanan devlet yönetimleri için kullanılan söz.

TOTALİZER:Bütüncül.

TOTEM:İlkel toplumlarda topluluğun ondan türediği sanılan ve kutsal sayılan hayvan,ağaç,rüzgar gibi herhangi bir doğal nesne. Ongun.

TOTOLOJİ: Klasik mantıkta tutarsız olmadıkça reddedilemeyecek kadar açık ifade. Mantıki biçimi nedeniyle her daim doğru olan bir ifade.

TOTOLOJİ:Top yuvarlaktır örneğinde olduğu gibi,aynı düşünceyi değişik terimlerle tekrarlamaya dayanan üslup kusuru yada oyunu.

TOY: Acemi,tecrübesiz.

TOY: Kızıl tüylü bir kuş.

TOY:Yemekli eğlence.

TOYAKA :Bükerek germek için iki kat edilmiş bir ipin ucuna geçirilen tahta parçası.

TOYGA:Anadolu’nun bir çok yöresinde yoğurtlu bulgur yada pirinç çorbasına verilen ad.

TOYGAR: Tarla kuşu.

TOYNAK:At,eşek gibi hayvanların tırnağı.

TOZ:Çok küçük ve hafif parçalara bölünmüş toprak.

TOZAK:Gizli düzen.

TOZAK:Toz fırtınası.

TOZAN:Çok ince toz tanesi.

TOZKOPARAN:Çok rüzgarlı yer.

TÖDÜRGE:Sivas ilinde bir göl.

TÖHMET:Birine yüklenen henüz aydınlanmamış suç. Suçlama.

TÖLT:Yalnızca İzlanda atlarında görülen dinamik bir koşu.

TÖMBEK: Diken meyvesi,böğürtlen çileği.

TÖMBEKİ:Özellikle İran’da yetişen ve nargile ile içilen bir tütün türü.

TÖMBELEK(DÜMBELEK): Küçük davul.

TÖMER:Türkçe öğretim Merkezinin kısa yazılışı.

TÖNGE: Tırpanla ekin biçenlerin korunmak için sol ayaklarına bağladıkları ot bağlamı.

TÖNGÜL:İzmir’in Ödemiş ve Tire ilçelerine özgü bir tür pide.

TÖR:Geleneksel Anadolu evlerinde,odada en saygın kişilere ayrılan baş köse.

TÖRE:Bir toplulukta benimsenmiş,yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin,kuralların,gelenek ve göreneklerinin,alışkanlıkların bütünü. Bir toplumdaki ahlakla ilgili davranış biçimleri.

TÖREN:Anma,kutlama,nişan,evlenme,ölüm gibi sebeplerle yapılan toplantı,merasim,seremoni.

TÖRPÜ:Bir şeyin yüzündeki pürüzleri gidermek,düzgünleştirmek için kullanılan kısa,ince,pürtüklü iğne.

TÖTON: Ortaçağda kurulan Alman şövalyelik tarikatına verilen ad.

TÖTONLAR: Eski Germanya halkı.

TÖVBE:Günahtan dönme.

TÖZ :Kök, asıl, cevher. Değişenlerin özünde değişmeden kaldığı varsayılan idealist kavram.

TR:Türkiye’nin plaka imi.

TRABLUS:Libya’nın başkenti.

TRAFALGAR: İngiliz donanmasının Amiral Nelson kumandasında 1805 de Fransız-İspanyol birleşik donanmasını yenilgiye uğrattığı deniz savaşı.

TRAFİK:Seyrüsefer.

TRAFO: Kent elektrik akımını sağlayan kuruluş.

TRAHOM: Bulaşıcı bir göz hastalığı.

TRAJEDİ:Konusunu efsanelerden veya tarihi olaylardan alan,acıklı sonuçlarla bağlanan bir tür tiyatro eseri,ağlatı.

TRAK:Bandırma açıklarında 1944 yılında batan Türk yolcu gemisi.

TRAK:Tropikal Asya kökenli bir pelesenk çeşidi.

TRAKE:Soluk borusu.

TRAKİT : Yanardağ kayalıkları arasında bulunan bir feldispat türü.

TRAKUNYA: Levrekgillerden ,yüzgeçleri dikenli ve zehirli, eti sevilen bir balık, çarpan balığı.

TRAM :Bir mimarlık yada şehircilik planını oluşturan ızgara,ağ. Fotomekanik işlemlerde duyarlı tabaka önüne yerleştirilen kareli veya ağımsı saydam bir malzemeden oluşan elek. Fotoğraf klişesi üzerindeki noktaların sıklığını,seyrekliğini belirleyen ölçü.

TRAMBOLİN:Somyaya benzer bir jimnastik aracı ve bu araç üzerinde zıplayarak yapılan spor.

TRAMPA:Para aracılığı olmaksızın,bir nesnenin dolaysız olarak başka bir nesne ile değiştirilmesi.

TRANÇA:İzmaritgillerden kemikli,beyaz etli bir balık.

TRANS: Medyumların ruhlarla temasa geçtikleri zaman içine girdikleri değişik bilinç hali.

TRANS: Odaklanmış dikkat ve farklı bir bilinçlilik halinin adı.

TRANSANDANTAL : Deney üstü.

TRANSATLANTİK:Atlantik Okyanusunu aşarak Avrupa ile Amerika arasında çalışan gemi.

TRANSFORMASYON:Biçim değişimi,dönüşüm.

TRANSFORMİZM :Dönüşümcülük.

TRANSFÜZYON :Kan aktarımı.

TRANSİLVANYA:Romanya’da tarihi ve coğrafi bir bölge.

TRANSİSTOR:Germanyum ve silisyum elementlerinin iletkenliklerinden yararlanmayı sağlayarak elektronik tüplerin elektrik titreşimlerini genişletmekte kullanılan alet.

TRANSİT: Bir yerden beklemeden,durmadan geçmek.

TRANSKRİPSİYON:Bir dildeki kelimelerin başka bir dilin alfabesi ile veya belirli işaretlerle yazılması,yazı çevrimi.

TRANSLİTERASYON:Yabancı yazıların,okunuşları dikkate alınmadan harf harf aktarılması,harf çevirisi.

TRANSPLANTASYON:Organ aktarımı.

TRANSPORT: Taşımacılık,nakliyat.

TRANSPOZE: Müzikte,bir şarkıyı yazıldığı tondan başka bir tona,aralıklarını koruyarak taşıma ya da aktarma.

TRANSVESTİZM: Genellikle cinsel haz alma amacıyla karşı cinsin kılığına girme.

TRANŞ:İnek veya dana budunun orta bölümü.

TRANŞÖR:Bir lokantada etlerin kesilmesiyle görevli metrdotel,

TRAP: Tiyatro sahnesinde yerde bulunan kapak.

TRAP:Havaya fırlatılan bir plakanın vurulması ilkesine dayanan atıcılık dalı.

TRAP:Hendek,tuzak.

TRAPEZ:Uçlarına bir çubuk bağlanmış iki düşey ipten oluşan bir jimnastik aracı.

TRAPEZUS (TRAPEZOS): Trabzon kentinin antik dönemlerdeki adı.

TRAPİST:Ömür boyu konuşmama ilkesine dayalı bir Hıristiyan tarikatının üyelerine verilen ad.

TRAPP:Büyük merdiven basamakları şeklinde volkan kayası.

TRATA :Çekilerek balık avlamaya yarayan,genellikle daire şeklinde el ağı. Torbalı balık ağı.

TRATTORİA: İtalya’da basit ve ucuz küçük restoranlara verilen ad.

TRAVERS: Üzerine rayların yerleştirildiği, yere enine konulmuş demir veya ağaç parçalarının her biri.

TRAVERTEN:Irmak ve kaynarca sularının buharlaşması sonucunda oluşan, çoğunlukla beyaz yada gri renkli katmanlı bir kayaç, pamuktaşı. Pamukkale örneğinde olduğu gibi,kimi kaynak sularının yığdığı kalker tortu.

TRAVESTİ: Karşı cinsin kılığına girmiş eşcinsel.

TRAVMA :Organizmada darbeyle oluşan bozukluk.Dışarıdan bir etkenin yol açtığı fiziksel ya da ruhsal yaraya denir.

TRAVMATOFOBİ: Travmaya maruz kalmaktan aşırı korkma.

TRE: Manyetik momentleri ölçmeye yarayan alet.

TRE:Bir maddedeki kükürt oranını tespit etmek için kullanılan alet.

TREAZ:İçinde deniz kabuğu kalıntıları olan kum.

TREBLİNKA:Polonya’da,binlerce Yahudi’nin öldürüldüğü ünlü Nazi toplama ve imha kampı.

TREFL: İskambildeki sinek rengine verilen bir başka ad.

TREFON:Embriyonlardan çıkarılan ve kullanılması hayvansal doku kültüründe kesinlikle gerekli olan besleyici madde.

TREKKİNG:Yüksek rakımlı ülkelerde turizm ve dağcılık etkinlikleri arasında yer alan yürüyüş gezileri . Dağ yürüyüşü.

TREMA:Kimi sesli harflerin üstüne konan yan yana iki nokta.

TREMOFOBİ:Titreme korkusu.

TREMOLA: Yaylı çalgılarda yayın süratli olarak çekilip itilmesini belirten müzik icra terimi.

TREMOLİT :İçinde magnezyum , kalsiyum , demir ve alüminyum bulunan amfibol grubundan doğal silikat.

TREN: Lokomotif ve onun çektiği veya ittiği vagonlardan oluşan ulaşım aracı.

TRENÇKOT:İçi astarlı,kemerli,su geçirmez pardösü,yağmurluk.

TREND:İstatistikte uzun süreli eğilim,yönelim. Gidiş,gidişat.

TREPAK:Ukrayna’ya özgü bir halk dansı.

TREPAN:Cerrahide kemikleri delmeye yarayan alet.

TRETMAN:Senaryo özeti.

TRETUVAR: Yaya kaldırımı.

TREVİ:Roma’yı tekrar görebilmek için içine para atılması adet olan ünlü aşk çeşmesi.

TREYİRA:Sentetik polyester ipliği ve bu iplikle dokunmuş kumaş türü.

TREYLER:Traktör veya kamyonlara,daha çok yük taşımalarını sağlamak için takılan araba.

TRİBOLOJİ :Birbirine sürtünen cisimlerin karşılıklı etkileşimini inceleyen bilim dalı.

TRİBUTUM:Eski Roma’da vatandaşlardan alınan dolaysız ve şahsi vergi.

TRİERES: Eski Yunanlıların savaş gemisi.

TRİGONOMETRİ:Üçgenleri hesaplamayı konu edinen matematik kolu.

TRİKE:Üç tekerlekli Alman motosikleti.

TRİKİNOFOBİ: Gıda zehirlenmesinden duyulan korku.

TRİKO:Örülerek dokunan bir cins yün kumaş.

TRİKOPATOFOBİ: Saç hastalıklarından korkma.

TRİKOSEFAL:Kırbaç kurdu.

TRİKOTAJ:Örme işleri.

TRİKOTÖZ: Fransız devrimi sırasında giyotinle idam edilenleri elinde örgüsünü örerek izleyenlere verilen ad.

TRİL:İki yanaşık notayı hızlı ve almaşık bir biçimde yineleyerek ortaya konan vokal ya da enstrümantal ses.

TRİLOJİ:Üçleme.

TRİM:Yelken-rüzgar açı ayarı.

TRİMARAN:Sert bir armatürle birleştirilmiş,uzun ve birbirine koşut üç gövdeden oluşan ve özellikle açık deniz yelken yarışlarında kullanılan tekne. İki yerine üç gövdeli katamaran türü.

TRİNKETA:Yelkenli gemilerde pruva direğinin en altta bulunan ana sereni ve bu serene bağlanan yelken.

TRİO :Müzikte üçlü.

TRİP:Uyuşturucu maddenin etkisinde olma,keyif hali.

TRİPOD:Fotoğraf makinesinin hareketsiz kalması ya da uzun süreli pozlama istendiğinde makinenin üzerine takılabileceği üç ayaklı sehpa sistemi.

TRİPOLİS: Denizli’nin Buldan ilçesinde antik bir kent.

TRİPTİK:Otomobiller için verilen geçici gümrük belgesi.

TRİREM :Üst üste üç ayrı güvertedeki kürekçilerin kol kuvveti ile yürüttükleri antik savaş gemisi.

TRİSKAİDEKAFOBİ: On üç sayısından korkmak.

TRİŞİN: Domuzlar,insanlar ve bir çok memelinin ince bağırsağında asalak olarak yaşayan ipsi bir solucan türü.

TRİŞÖR:Oyunda,özellikle pokerde hile yapan kimse,üçkağıtçı.

TRİTON: Dünyanın çevresini su altından dolaşan ilk denizaltı.

TRİTON: Yunan mitolojisinde belden aşağısı balık,belden yukarısı insan biçiminde ikincil deniz tanrısı. Yunan mitolojisinde Yunan kökenli olmayan deniz tanrısı.

TRİTYUM: Radyoaktif bir element.

TRİYAS:İkinci çağın yaklaşık 45 milyon yıllık dönemi.

TRİYO: Üç kişilik müzik topluluğu.

TRİYOLE: Kafiye şeması “ab aaa bbb” şeklinde olan 10 mısralı bir nazım biçimi.

TROCADERO: Bandırma vapurunun ilk adı.

TROÇKİ:Kızıl ordunun kurucusu olan Sovyet lider.

TROK:Ekonomide değiş tokuş,takas anlamında kullanılan terim. Değiş,mal değişi,trampa.

TROL :Teknelerle suyun dibinde sürüklenerek çekilen, geniş ağızlı balık ağı.

TROLL:İskandinav folklorunda,bazen büyü de yapabilen kötü ruhlu dev canavar.

TROMB :ABD’de,Batı Afrika’da ve dünyanın benzer başka ülkelerinde zaman zaman beliren,dönercesine yükselen dar çerçeveli hava hareketi.

TROMBOLİN: Üzerinde atlayarak ve sıçrayarak çeşitli hareketler yapılan, çelik yaylar üzerine gerilmiş bez ve bu bez üzerinde yapılan spor.

TROMBON: Sürgü kolunun hareketiyle değişik yükseklikte seslerin elde edildiği nefesli çalgı.

TROMBUS :Kan pıhtısı.

TROMP:Binanın bir bölümünü tutmaya yarayan köşe kubbesi.

TRONA:Cam üretiminde ve sanayide kullanılan soda külü.

TROPİKA:Dönence.

TROPOSFER : Atmosferin 11 km kalınlığında olan ilk katmanı.

TROS: Truva’yı kuran ve kente adını veren kahraman.

TROTİNET:Bir ayakla üzerine binilip,öbür ayakla yeri teperek yol alınan bir çocuk oyuncağı.

TROY:Değerli madenler için kullanılan İngiliz ağırlık sistemi.

TROYA: Çanakkale ilindeki Truva kenti.

TROYKA :Bir devletin yada bir şirketin yönetimini birlikte yürüten üç kişilik topluluk.

TROYKA:Rusya’da üç atla çekilen kızak veya araba.

TRÖST:Aynı alanda iş yapan çeşitli ortaklıkların hisse senetlerinin bir denetim teşkilatına teslim edilmesi ve yönetimin bir teşkilatı yöneten gruba aktarılmasıyla oluşan,tekelci sermayedarlığa dayanan ortaklıklar birliği.

TRUBADUR:On birinci yüzyılın sonundan on üçüncü yüzyılın sonuna değin Fransa,İtalya ve İspanya’nın bazı yörelerinde halk dilini kullanarak ürün veren şair-müzisyenlere verilen ad.

TRUD: Sovyetler Birliği döneminde para yerine kullanılmak üzere 1921 ve 1922’de kabul edilen emek hesap birimi.

TRUP:Aynı tiyatroda çalışan oyuncular topluluğu.

TRUPİYAL:Güney Amerika’da yaşayan ve Venezüella’nın ulusal kuşu sayılan güzel ötüşlü bir kuş.

TRUVAKAR :Uzunca kadın ceketi.Boyu ceketten uzun,mantodan kısa olan kadın giysisi.

TRUVAKARKOL:Dirsekle bilek arasında biten,bileğe kadar uzamayan kısa kol veya boyu.

TRÜF :Genellikle kahveyle birlikte yenilen bir tür çikolata.

TRÜF: Toprağın içinden çıkarılan siyah,yuvarlak,aromatik,çok kıymetli ve pahalı bir mantar türü. Yeraltında yetişen ve yenilebilen değerli bir mantar cinsi.

TRÜK:Sinema ve tiyatroda teknik ustalıkla yapılan gösteri.

TSAMPA:Tibet köylülerinin temel besinini oluşturan arpa unu.

TSANTSA: Güney Amerika’da yaşayan Jibarolar (Jivarolar da denir) ,özel işlemlerle portakal kadar küçültülen düşman kafasına verilen ad.

TSE: Türk Standartları Enstitüsü.

TSODİLO:Botsvana’da,4500 den fazla kaya resmini barındıran ve bu nedenle unesco tarafından dünya mirası listesine alınan yöre.

TSUNAMİ:Deniz tabanında oluşan depremin yarattığı büyük dalga. Deprem dalgası.

TSUZUMİ:Gövdesinin ortası kum saati biçiminde boğumlu,iki yüzlü Japon davullarının genel adı.

TT:Trinidad-Tobago’nun plaka imi.

TUAK:Endonezya’ya özgü,palmiyeden elde edilen bir içki.

TUAL:Yağlı boya resim yapmaya yarayan bez.

TUAREGLER:Cezayir,Libya ve Mali’nin bazı bölgelerinin de içinde olduğu geniş bir alanda yaşayan ve Berberi dillerinden birini konuşan halk.

TUATARA:Yeni Zelanda’da yaşayan iri bir kertenkele.

TUBA :Kökü yukarıda dalları aşağıda olduğuna inanılan cennet ağacı.

TUBA:Romalılardan kalma bakırdan yapılmış bir nefesli saz.

TUBELESS :İçsiz.

TUDE: Küme, yığın.

TUDOR: İngiltere’de 1485-1603 yılları arasında hüküm süren Gal kökenli hanedan.

TUFA:Argo’da silahla yapılan hırsızlık.vurgun,kazanç.

TUFEYL: Küçük çocuk.

TUFEYLİ :Asalak.Başkasının sırtından geçinen kimse.

TUGAY: Alayla tümen arasında bir askeri birlik.

TUĞ: Bazı kuşların tepelerinde bulunan uzunca tüy,sorguç.

TUĞ: Makam,rütbe ve iktidarı temsil eden ve bir gönder (sırık) üzerine takılan at kılından yapılmış alem.Tuğ,aynı zamanda bağımsızlığın bir sembolü sayılmıştır.

TUĞ:Padişahların ve vezirlerin başlarına taktıkları başlıkların ön tarafında bulunan tüy veya püskül biçimindeki süs.

TUĞLA: Duvar örmekte kullanmak için kalıplara dökülüp güneşte kurutulduktan sonra özel ocaklarda pişirilen balçık.

TUĞRA: Osmanlı padişahlarının hükümdar mührü ya da imzası yerine kullandıkları sembolleşmiş işaret.Resmi belgelere veya paralara tuğrakeş denilen katiplerce basılmıştır.

TUĞRİK: Moğolistan’ın para birimi.

TUĞYAN: Akarsu taşması, kabarması.

TUHAFİYE: Çorap, mendil,eldiven gibi giyime ve kurdele,dantel gibi giysi süsüne yarayan şeyler. İncik boncuk işleri.

TUHALA(TUHANA): Gümüşhane yöresine özgü,süt kaymağına un katılarak yapılan bir yiyecek.

TUHFE: Armağan,hediye.

TUİ: Yeni Zelanda’da yaşayan ötücü bir kuş.

TUJ:Kars, Ardahan ve Iğdır yörelerinde yetiştirilen beyaz yünlü koyun cinsi.

TUKAN:Tropikal Amerika’da yaşayan kimi hafif gagalı kuşların ortak adı.

TUL:Eski dilde boylam. Uzunluk.

TULANİ:Uzunluğuna,uzunlamasına olan,boyuna.

TULAREMİ:Tavşan vebası da denilen,özellikle yabanıl hayvanlarda,bazen de insanda görülen,akut enfeksiyon hastalığı.

TULKU:Tibet Budizm’de,ölen bilge bir kişinin ruhunun girdiğine inanılan çocuklara verilen ad.

TULLAB:Eski dilde öğrenciler anlamında sözcük.

TULU:Güneşin doğması.

TULUAT: Yazılı metni olmayan,kararlaştırılmış taslağı, yerine zamanına göre oyuncular tarafından,sahnede yakıştırılan sözlerle tamamlanan oyun,doğaçlama tiyatro.

TULUK: İçine pekmez, peynir, yağ vs konulan ya da yayık olarak kullanılan deri tulum.

TULUM: Bazı yiyecek ve içecekler için koruyucu kap olarak kullanılan,önü yarılmadan bütün olarak yüzülmüş hayvan derisi.

TULUM:Deriden hava deposu bulunan üflemeli bir çalgı,gayda.Delinmeden ve bozulmadan çıkarılmış bir koç tulumu ile bunun kol bölümlerine takılmış nav ve ağızlıktan oluşma üflemeli bir halk çalgısı.

TULUMBA: Sıvıları alçak yerlerden çekmeye veya yüksek yerlere çıkartmaya yarayan bir araç.

TULUMİNİ: Konya’nın Beyşehir ilçesinde bir mağara.

TULUNTAŞ: Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde,sarkıt ve dikitleriyle ünlü mağara.

TULUP :Atılmış, eğrilmeye hazırlanmış, top biçiminde yün veya pamuk .

TULUP:Rus köylülerinin giydiği koyun postundan yapılmış üstlük.

TULUYHAN:Cengiz Han’ın oğullarından biri.

TUM:Ham incir.

TUMAĞAN: Karabatak kuşuna verilen bir başka ad.

TUMAN:Halk dilinde don,şalvar. İç donu.

TUMBA: Tek yüzeyi deriyle kaplı davul.

TUMBADIZ:Kısa ve şişman kimse.

TUMŞUK:Papağan,kartal gibi kuşların kemerli gagası.

TUMTURAK: Gerekli olmadığı halde kulağa hoş gelen,gösterişli kelimeler kullanma.

TUMTURAKLI :Bir anlam bildirmeyen , anlama bir şey katmayan ama kulağa hoş gelen söz ve anlatımı ifade eder.

TUN:Gizli yer,köşe bucak.

TUNA: Avrupa’nın Volga’dan sonra ikinci uzun ırmağı.

TUNÇ: Bakır,çinko ve kalay alaşımı,bronz.

TUNDRA(TUNDURA): Kutup bozkırı.Üstü karla örtülü topraklara ve kuzey kutbuna yakın bozkırlara verilen ad.

TUNER:Bir elektrofonun veya başka elektro-akustik sistemin yükseltici ve hoparlörleriyle birlikte kullanılmak üzere tasarlanmış güç yükseltici olmayan radyo alıcısı.

TUNG :Çin’de yetişen ve meyvelerinden kurutucu bir yağ elde edilen ağaç.

TUPACAMARU: Peru köylülerinin İspanyol egemenliğine karşı giriştiği başarısız ayaklanmanın önderliğini yürüten ve 18. Yüzyılda yaşayan Perulu yerli devrimci.

TUPİ: Güney Amerika yerlilerinin konuştuğu bir dil ailesi.

TUR:Dolaşma.

TURA:Halat gibi örülmüş iplik çilesi.

TURA:Metal paranın resimli yanı.

TURABDİN:Mardin’in Midyat ilçesinde Süryani mimarisi açısından zengin bir bölge.

TURAÇ: Bıldırcına benzer bir kuş. Sülüngillerden soyu azalmış bir kuş türü.

TURAKO: Afrika’da yaşayan,rengarenk parlak tüylü bir kuş.

TURAN:Türklerin Orta Asya’daki en eski yurtlarına verilen isim.

TURANDOT:Carlo Gossi’nin bir komedyası.

TURANİ: Eskiden Orta Asya’da yaşamış olan halklar için kullanılan sözcük.

TURBA :Yarı kömürleşmiş bitki yakıtı.

TURBALIK: Tabanında çürümüş bitki artıklarından bir katmanın bulunduğu bataklık.

TURFA:Az bulunan,eski,nadir.

TURFANDA: Mevsimin başında ilk yetişen meyve sebze.

TURGAY:Tarlakuşu,toygar.

TURHANBAYTOP:Türkiye’nin tıbbi ve zehirli bitkileri,Türkiye’de bitkiler ile tedavi,Türkçe bitki adları sözlüğü gibi yapıtlarıyla tanınmış eczacımız.

TURİNG:Gezinti,seyahat.

TURİZM: Dinlenmek,görmek ve tanımak gibi amaçlarla yapılan gezi.

TURKUAZ:Yeşile çalan mavi renk.

TURNA:Göçebe bir kuş.

TURNAGEÇİDİ:Baharda esen bir fırtına.

TURNAGÖZÜ:Berrak ve parlak sarı. Açık sarı renk.

TURNAKIRI:Kırmızımtırak gri renk.

TURNALAR:Bingöl’ün Solhan ilçesinde,içinde yüzen iki adacığı da bulunan bir göl.

TURNALIK: Ordu ilinde bir yayla.

TURNİKE: Basketbolda koşarak potaya en yakın mesafeden,çarptırarak veya direk çembere tek elle atılarak yapılan şut.

TURNİKE: Acil durumlarda bir kol ya da bacağın ana atardamarını sıkıştırmak ve kanamaları durdurmak için kullanılan alet.

TURNO: Denizcilikte kullanılan tek dilli makara.

TURNUSOL:Bir takım bitkilerden elde edilen mavi boya maddesi.

TURPİZM:Geleneksel şiirin estetizmine sırt çeviren çirkine ve biçimsizliğe dayanan şiir akımı.

TURSUNFAKİH: Kayınpederi olan Şeyh Edebali’den tefsir,fıkıh ve hadis dersleri almış,Osman Gazi adına ilk hutbeyi okumuş din bilgini ve şair.

TURTA: Üzeri yufka kaplı meyveli ya da kakaolu bir pasta çeşidi.

TURTA:Bir pasta çeşidi.Meyveli ya da kakaolu bir pasta türü.

TURUNCU: Kızıl sarı renk,turunç rengi.

TURUNÇ:Marmaris ilçesinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir koy.

TUŞ:Haldun Taner’in bir öykü kitabı.

TUŞE :Eski dilde nevale,azık.

TUŞE:Klavyeli çalgıları çalma biçimi.

TUŞPA:Urartu devletinin başkenti olan Van’ın o dönemdeki adı.

TUTA: Bir domates hastalığı.

TUTAÇ: Laboratuar maşası.

TUTAK :Ağrı’nın bir ilçesi.

TUTAM: Çok küçük bir miktar,fiske.

TUTARIK (TUTARAK)(TUTARGA) : Sara hastalığı.

TUTİ:Eski dilde papağan.

TUTKAL:Deri ve kıkırdak gibi hayvansal maddelerden elde edilen,katılaşıp sertleşme özelliğiyle tahta,kağıt vb yapıştırmaya yarayan bir madde.

TUTMAÇ:Dört köşe kesilmiş küçük hamur parçalarından yapılan yoğurtlu çorba.

TUTSİLER: Ruanda ve Burundi topraklarında yaşayan bir halk.

TUTTİ:Bir orkestradaki tüm çalgılarla çalınan bölüm.

TUTTİFRUTTİ:Meyve şekerlemeleriyle süslenmiş çilekli dondurmayla kaplı vanilyalı dondurma.

TUTTURGAÇ:Ataş.

TUTU :İpotek, rehin.

TUTULUM:Bir yıl boyunca Güneş’in gökküresi üzerinde çizdiği çemberin sınırladığı daire.

TUTYA:Çinko.

TUVAL:Ressamların kullandığı gerdirilmiş,astarlanmış keten,kenevir veya pamuklu kaba kumaş üzerine yapılan resim. Yağlı boya resim yapmaya yarayan bez ve bu bez üzerine yapılmış tablo.

TUVALU:Büyük Okyanusta bir ülke.

TUYUĞ:Divan edebiyatında,dört dizeden oluşan bir şiir türü. Mani biçiminde aruzla yazılmış manzume.

TUZ: Bir asitteki hidrojenin yerini bir bazın almasıyla oluşan bileşim.

TUZLA: Kıyılarda,tava denilen havuzlara deniz veya göl suları akıtıldıktan sonra kurutularak tuz çıkarılan yer,memleha.

TUZLAMA: Suda haşlanmış kestane.

TUZLAMA: Taneleri büyük parçalar halinde doğranmış işkembe çorbası.

TUZRUHU: Hidroklorik asit.

TÜF :Yanardağların püskürttüğü kül, kum ve lav parçacıklarından oluşan gözenekli ve hafif çökelti taşı.

TÜFE :Tüketici fiyat endeksinin kısaltması.

TÜKENMEZ:Peynirli bir çorba.

TÜL:Çok ince gözenekli pamuk,ipek veya sentetik dokuma veya bu dokumadan yapılmış perde.

TÜLAREMİ:Avcı hastalığı,tavşan vebası gibi adlar da verilen ve kenelerle bulaşan bir hastalık.

TÜLBENT:Pamuktan ince ve seyrek dokunmuş hafif ve yumuşak bezden yapılmış baş örtüsü,yemeni,yazma veya sarık.

TÜLE: Bir çeşit av köpeği.

TÜLİNTEPE: Elazığ ilinde,MÖ beş bin yıla tarihlenen bir höyük.

TÜLÜ:Karaman’da Yörükler tarafından dokunan bir cins halı.Yünden ve tiftikten el tezgahlarında dokunan uzun havlı (tüylü) halı.Örtü ve döşemelerde kullanılır.

TÜLÜ:Kimi yörelerde uzun tüylü,süslü,güreşçi erkek deveye verilen ad.

TÜLÜŞAH: Konya yöresinde yetişen,bir buçuk metre kadar boylanabilen,sarı çiçekli ve kokulu bir bitki.

TÜLÜTABAK: Kurtuluş Savaşı yıllarında,Balıkesir yöresinde,ürkütücü bir görünüşe bürünerek düşman askerlerini korkutmayı amaçlayan kişilere verilen ad.

TÜMEN:Tugayla kolordu arasında yer alan birlik.

TÜMEVARIM:Felsefede tekil olandan genel olana giden,tek tek olgulardan genel önermelere varan yöntem,endüksiyon.

TÜMÜLÜS:Bir mezar odasının üstüne taş ve toprak yığılarak oluşturulan yapay tepecik.Eski mezar odalarının üzerine yapılan küçük hücre.

TÜMÜR:Bağırsakların iç yüzeylerinde bulunan pürtüklerin adı

TÜN:Gece.

TÜNGÜR: Şamanların ayin sırasında ruhları çağırmak için çaldıkları davul.

TÜNİK:Pantolon ya da etek üzerine giyilen uzun bir kadın giysisi.

TÜRAB(TURAB): Toprak,toz.

TÜRBE: Genellikle ünlü bir kimse için yaptırılan ve içinde o kimsenin mezarı bulunan yapı.

TÜRBEDAR: Türbe bekçisi.

TÜRBÜLANS:Burgaçlar oluşturarak akan bir akışkanın devinimi.

TÜRE:Hak ve hukuka uygunluk,adalet.

TÜREV: Bir madde üzerinde yapılan kimyasal işlemler sonucu elde edilen bir başka madde.

TÜRKAN: Türkler.

TÜRKANİ: Türk kadınlarının giydiği bir tür ferace.

TÜRKANSAYLAN:Türkiye’de cüzam hastalığının tedavisinde büyük başarı göstermiş,kız çocuklarının okuyabilmesi için Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni kurmuş olan ünlü bilim kadını.

TÜRKBÜKÜ:Bodrum yakınlarında turistik bir belde.

TÜRKELİ: Sinop’un bir ilçesi.

TÜRKELİ:Avşa adasına verilen ad.

TÜRKGÖZÜ: Türkiye ile Gürcistan arasındaki sınır kapısı.

TÜRKMANİ:Azerilerde özel bir ezgiyle okunan halk türkülerine verilen ad.

TÜRKOFİLİ: Türkleri sevme.

TÜRKOFOBİ: Türkleri sevmeme,Türklerden korkma.

TÜRKOPOL: Ortaçağda Latin devletlerinin hafif süvari birliklerine verilen ad.

TÜRKUVAZ: Firuze,Firuze rengi,Türk mavisi.

TÜRKYEMEZ: Bir armut cinsi.

TÜTEKLİK: Hamamlarda,duvar içinde sıcak hava ve dumanın dolaşımı için yapılmış özel künk düzeni.

TÜTÜ:Balerinlerin giydiği eteklik.

TÜVAN: Güç,takat.

TÜVANA:Eski dilde dinç, güçlü, kuvvetli.

TÜVEYÇ: Eski dilde taç yaprak.

TÜVİT: Çeşitli kalınlıkta ve kaba yüzeyli kumaşların ortak adı.

TÜYO:Yarış öncesinde belirlenen yada tahmin edilen yarışmacı hakkında verilen gizli bilgi. Bir kaynaktan duyma,kopya.Gizlice verilen önemli haber.

TÜZE:Hukuk.

TÜZEL:Hükümle ilgili,hükmi.

TÜZÜK:Statü.

TYAGLO: Eski Rusya’da,sağlıklı bir karı kocanın sürebileceği toprak parçası.

TYKHE: Mitolojide iyi ve kötü kader tanrıçası.

TYURATAM: Kazakistan’daki Baykonur Uzay üssüne verilen bir başka ad.

 



Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 14:55